•7. BÖLÜM•
Arda'nın lastik, mavi topunu yattığım yerden duvara atıp tekrar yakalıyordum. Bunu defalarca kez yaparken şu an hayatımdaki tek aksiyonun bu olmasını fazla ironik buldum. Bundan bir buçuk hafta önce, sadece bir buçuk hafta önce gayet düzenli ve kendimce hareketli bir hayatım vardı. Şu an burada, genç kızlığımı geçirdiğim odamda tek kişilik yatağımda uzanmış duvara top fırlatıp yakalıyorum.
Harika!
Gündüzleri yaptığım iş de, geceleri yaptığım iş de burnumda tütüyordu. Ah Peri, neden gidip adamların kimliğini açık ettin ki? Tıpkı bir amatör gibi davrandım. Bunca yıl karda yürüyüp izimi belli etmezken şimdi bu neden olmuştu? Parayı da alamamıştım ve 1 hafta içerisinde ne bir iş ne de bir ev bulabilmiştim. Ev konusunda annem takıntılı bir şekilde illa bana yakın olsun diyordu. Bende onu kırmak istemediğim için ve burada kalmamıza ısrar etmemesi için bir kere kabul etmiştim. Şimdi de sözümden geri dönemiyorum. Gel gelelim bu çevrede ev yoktu ve bulana kadar burada tıkılı kalmıştım.
Sorun değildi, sonuçta ailemin eviydi. Ama artık kendi ayaklarımın üzerinde durmaya alışmıştım. Karışanım olmadan istediğim her şeyi yapabiliyordum. Özellikle de geceleri büründüğüm kimliğimi. Bu evde elim kolum bağlanmıştı. Tek yapabildiğim şey ise anneme ev işlerinde yardım etmekti.
İş konusunda da ev bu muhitte olacağı için çevre hastanelere bakmıştım. Toprak'la ilgili acil bir durum olursa diye çok uzaklaşmaya cesaretim yoktu. Ve ne yazık ki şansızlığım burada da kendini konuşturmuştu. Çevre hastanelerde bir beyin cerrahına ihtiyaç yoktu.
Şu an için biriktirdiğim banka hesaplarındaki paraları kullanıyordum ama onlarında suyunu çekmesi yakındır. Ve o zaman ne yapacağımı hiç bilmiyorum.
"Peri! Peri!" Annemin telaşlı sesi beni anında ayağa dikmişti. Kalbim sanki bir an boğazıma yerleşip orada atmaya başladı. Odaya giren anneme genişleyen gözlerle baktım. "Ev buldum."
Rahat bir nefes alarak kızgınlıkla baktım anneme. "Anne niye öyle bağırıyorsun? Bir şey oldu sandım." Çocuğu olan her anne bu ses tonunda panik yapardı ve her şeyi geçtim şu an peşimde bir mafya vardı.
Elini umursamazca sallayıp heyecanlı haline devam etti. "Kızım ev buldum diyorum, ev. Hem de bir sokak aşağımızda."
Kaşlarım çatıldı. O sokağı komple gezmiştim ve emlakçı ile de görüşmüştüm. Hiç boş ev yoktu. "Orada ev yoktu." Aklımdaki karmaşayı dile getirdim.
"Yoktu ama artık var." Genişçe sırıtan annem devam etti. "Hatice teyzeni hatırlıyor musun? Hani senin ilkokul sınıf arkadaşın vardı Gökhan diye. Onun annesi." Kısa bir düşünmenin ardından hatırlayıp başımı salladım. Gökhan'ı da annesini de hatırlıyordum. Gökhan'ı hiç sevmezdim çünkü okulda iki örgü yaptığım saçlarımı hep "çok çirkin olmuşsun." diyerek çekerdi. Ayrıca esmer ve ufak tefek olduğum için bana hep "kara böcek." diye seslenirdi. Sanki kendisi çok güzeldi, sümüklü Gökhan.
"Hatırladım." diye somurtkan bir şekilde cevap verdim.
"Heh, o Gökhan ve nişanlısı annesine yakın olmak için alt sokaktan bir ev almıştı. Ama nişanlısının İzmir'e tayini çıkmış. Şimdi evi kiraya vermek istiyorlarmış. Bende sağa sola haber salmıştım, ev bulursanız haber verin diye. Hatice teyzen az önce emlakçıya vermeden beni aradı." Yüzünde aşırı derecede gururlu bir ifade vardı. Bu muhitten ev bulmak onun için bir görev olmuştu adeta.
Hevesine karşılık olarak tebessüm ettim. "Tamam anne, yarın gider bir bakarız."
"Ne? Ne yarını? Hadi hazırlan eve bakmaya gidiyoruz. Anahtarı birazdan Gökhan'ın kardeşi Kaan getirecek."
"Tamam." diye mırıldanıp en sonunda kıyafetlerimizi yerleştirdiğim dolaba yöneldim. Annemin hevesini kırmak istemiyordum. Ayrıca deminden beri ne düşünüyorum ben? Ayrı bir eve çıkmak istediğimden bahsederken şimdi niye ayak sürüyorum ki? Hadi Peri! Belki de bu adım güzel bir hayatın başlangıcı olacak.
Bir saat kadar sonra annemin bahsettiği evin önündeydik. Kaan anahtarları getirmişti ve bize eve kadar eşlik etmişti. Ev güzeldi ama sadece Toprak ve bana biraz fazla büyüktü. Tabi ki fiyatı da ona göreydi. Ayrıca sıfırdan tüm eşyaların alınması ve bir düzen oluşturulması gerekiyordu.
Beyaz duvarlara sahip olan büyük salonda bir kaç adım atıp zeminden tavana kadar uzanan pencereden dışarıya baktım. Bir karar vermeliydim. Annem ve Kaan arkamda sabırsızlıkla vereceğim cevabı bekliyordu.
"Tamam," dedim aniden "tutuyorum." Battı balık yan gider Peri. Elbet bunun da altından kalkarsın. Zaten hep bütün zorlukların, inadına altından kalmadın mı? Bunu da başarırsın. En azından birikmiş paramla eve eşya alırken bir odayı da yine kendime ofis odasına çevirir ufak ufak işlere başlardım. Daha sonra da belki bir hastanede cerrah ihtiyacı olurdu.
Annem yüzünde güller açarken gelip bana sarıldı. Onun tek derdi ona yakın olmamızdı. Aslında ona kalsa hep onlarla yaşamalıydım ama ben kabul etmediğim için buna razı olmuştu.
Hatice teyzeler yakın tanıdıklarımız olduğu için evrak işlerini sonraya bırakıp anahtarları teslim aldım. İlk iş ev güzel bir temizlikten geçecekti ve ardından da Toprak'la zevkimize göre düzecektik.
•
"Kızım, yemek hazır. Baban da daha gelmez. Çocuklar sıkıldı ben onları biraz parka götüreyim. Sende kafanı dinle."
İşte asalet, işte feraset, işte adam gibi adamlık...
Adam değildi ama olsundu. Benim annemdi, canım annem.
Biraz kafa dinleyecek olmamın mutluluğunu anneme belli etmeden "Tamam." diyerek telefonda mobilya bakma işime geri döndüm.
Dış kapının kapanma sesiyle aynı anda telefonum çalmaya başladı. Arayan kişiyi görünce sevinsem de bir kaç gündür adının sık geçmesiyle kaşlarım çatıldı. Yine o şirket muhabbetini mi açacaktı acaba?
"Halacığım?"
"Neredesin sen hayırsız? Türkiye'ye döndüğünü Erkan'dan öğrendim." Haklıydı, üzerimde o kadar emeği olmasına rağmen ona tek kelime etmeden çıkıp buraya gelmiştim.
"Halam, ne desen haklısın. Valla sövsen gıkım çıkmaz. Ama inan ki o kadar ani gelişti ki... ve çaresizdim." Hafif duraksamam onun derin bir iç çekmesine neden olmuştu.
"Sen boşver beni, sadece sen ve Toprak için endişeleniyorum işte. Abim ne yaptı? Çok üzmedi seni değil mi?" Sesindeki endişeyi net bir şekilde anlayabiliyordum.
Ama sessizce güldüm. "Merak etme, Ayten sultan onun hakkından geldi. Beni evden gönderip babamla konuştu ve döndüğümde babam bambaşka bir insan olarak bana sarıldı."
"Yengem be!" diyen halamda şimdi benimle birlikte gülüyordu. Sonra birden gülmesi durdu. "Peri?" Heh! Geliyor gelmekte olan. "Erkan'la sana bir haber yolladım. Aldın mı?"
"Aldım hala." Bir yandan sol baş parmağımın tırnağını kemirirken bir yandan da çok ilginçmiş gibi salon halısının desenlerini inceliyordum.
"Bak kızım, ben sadece seni ve Toprak'ı düşünüyorum. Şirketin sahibi benim çok eskiden bir tanıdığım. Geçenlerde öyle konuşurken böyle birini aradığından bahsetti. Önceki müdür baya bir zarar verip gitmiş sanırım. Benimde aklıma direk sen geldin. Hem matematik zekan yüksek hem de bilgisayarlardan falan anlarsın." Keşke sadece matematik zekam ve bilgisayar bilgim olsaydı. Ah hala, ah. Ne sen sor, ne de ben söyleyeyim.
"Hala Allah aşkına! Ben beyin cerrahıyım. Gidip muhasebe müdürlüğü yapmam çok saçma değil mi?" Yani mantıken düşünse beni anlayacaktı.
"Hayır, hayır. Öyle bir muhasebe müdürlüğü değil. Şirket çok iyi durumda. Konumun ve maaşın çok yüksek olacaktır, eminim."
Oflayarak "Hala..." diye sitem etmeye başlayacaktım ki devam etti.
"Peri, öyle kestirip atma kızım. Hem kötü mü olur? Memur gibi sabah gidip akşam çıkarsın. Haftasonları çocuğunla ilgilenirsin. Gece nöbetin olmaz, aklın evde kalmaz." Bu konuda haklıydı. "Ayrıca, eğer kabul etmezsen beni onlara karşı mahçup edersin."
Of, neden bu kadar çok ısrar ediyor ki?
Bendeki emeği o kadar fazla ki şu an onu kıracağıma kafamı duvarlara vurup kırmayı tercih ederim. Güzel güzel ikna olmayacağı da belli olduğu için isteksiz bir şekilde, "Tamam." diye mırıldandım. "Yarın görüşmeye gideceğim ama işe başlayacağıma dair söz vermiyorum."
"Tamam, tamam. Ben sana randevu için birazdan numara atarım." Çok mu sevindi, bana mı öyle geliyor? Neden bir işler çevirdiğini düşünüyorum acaba hala?
Kısa bir vedalaşmanın ardından telefonu kapattım ve çok geçmeden halamdan halkla ilişkiler müdürünün numarası geldi. Geç olmadığını umarak aradığımda Nurgül hanımla iletişime geçebilmiş yarın için randevu almıştım.
Bakalım bu iş meselesi başıma neler getirecek?
•
"Anne ben çıkıyorum." Dejavu dedikleri bu olsa gerek.
Elindeki oyuncak sepetiyle, az önce oyuncakları topladığını belli eder bir şekilde gelen annem kaşlarını öyle bir çatmıştı alnındaki kırışıklıklar ortaya çıkmıştı. Bunu da söylesem büyük ihtimalle elindeki sepeti kafama geçirirdi. "Bu Sevgi neyin peşinde anlamadım. Nereden çıkmış bu iş? Nereden tanıyormuş o şirketin sahibini?"
Gözlerimi devirdim. "Gerçekten bilmiyorum anne. Zaten şu an fol yok yumurta yok. Sadece bir gidip görüşeceğim. İşime gelmezse gerisin geri dönerim."
"İyi kızım, tamam." diye yenilgiyle kabul ettiğinde "Toprak size emanet" diyerek evden çıktım.
Hala yaz aylarında olsak da bugün hava oldukça kapalıydı. Sanki her an şiddetli gök gürültüleri duyulacak, yağmur boşalacak gibiydi. Esen rüzgarla ağaç yaprakları bir melodi tutturmuşken serin havanın tadını çıkartarak taksi durağına yürüdüm.
Kısa sürede her yeri beton olan, gökdelenlerle gölgelenmiş bölgede derin bir soluk aldım. Yukarıda gri gökyüzü, güneşi ağır bir kasvetle örtmüştü. Bu haliyle hava adeta ruh halimi yansıtıyordu. Bu işte içime sinmeyen bir şeyler vardı ama halamın da hatrı çoktu.
Yolu kucaklayan kaldırım boyunca yürüyüp büyük, ihtişamlı binanın önünde durdum. Hadi bakalım Peri.
1,2... 5,6... 10,11 adım.
Lobideyim.
15 adım, 17 nefes, 25 göz kırpma ile resepsiyon görevlisinin karşısındayım.
Kıpkırmızı bir ruj sürmüş esmer resepsiyon görevlisi kadın klavyede yazdığı işe ara verip bakışlarını bana çevirdi ve oldukça yapmacık bir şekilde gülümsedi. "Merhaba, Kartal Holdinge hoş geldiniz. Nasıl yardımcı olabilirim?"
"Merhaba, 11:30'da Halkla İlişkiler müdürü Nurgül hanımla bir randevum vardı. Ben Perihan Adin." Stresli olsam da kendimden emin bir şekilde durmuş ve konuşmuştum.
"Hemen kontrol ediyorum." dedikten sonra yine bilgisayarına dönüp bir kaç tuşa bastı. 75 saniye sonra bana döndüğünde o gülümsemesi yine yüzündeydi. "15 dakika erken gelmişsiniz." Geç kalmaktansa her zaman erkenden gideceğim yerde olmayı tercih ederim. "Nurgül hanımın ofisi 8. Katta. Asansörler şu tarafta. Çıktığınızda oradaki arkadaşım size yardımcı olacak." Eliyle işaret ettiği yere bakıp asansörü gördüğümde başımı sallayarak teşekkür ettim.
Gri kapılar asansörün geldiğini haber veren zil sesiyle açıldığında içeri girip 8'i tuşladım. 88 saniye sonra asansör durduktan sonra yine o zil sesini çıkartıp açıldı. Şu an bu zil sesine uyuz olmam normal mi? Nereden geldiğini bulabilsem parçalayacak durumdayım.
Sanırım sinirlerim şu an çok yıpranmış bir durumda...
Bu kattaki görevlinin yönlendirmesiyle Nurgül hanımla görüşmüştüm. Oldukça tatlı ve anlayışlı olan Nurgül hanım biraz da inadıyla beni ikna etti diyebilirim.
"Dediğim gibi tabi ki bu bir doktorluk değil ve doktorluğu ne kadar sevdiğinizi gözlerinizden anlayabiliyorum ama burası çok profesyonel bir şirket. Profesyonel olduğu kadar da bir yuva gibi. Hepimiz de bu yuvanın birer bireyiyiz. Zamanla aile gibi olduk."
Anlamadığım şey, işi almak için benim onları ikna etmeye çalışıyor olmam gerekmiyor muydu? Şu an resmen tam tersini yaşıyoruz.
"Beni yanlış anlamanızı istemem. Tabi ki son karar sizin ama birincisi referansınız çok iyi. Sevgi hanımı çok severim. İkincisi ise nedendir bilmem kanım size çok ısındı. Bizimle çalışmanızı çok isteriz."
Şey desem mi acaba? Biz size daha sonra olumlu ya da olumsuz dönüş yapacağız. Şu an tam onu demelik bir ortam var.
Bir süre sessizce durup beynimde kritik analizi yaptım. Aslında her şey o kadar olumluydu ki, gerek ortam olsun, gerek maaş olsun, gerek çalışma saatleri olsun düşünmem biraz saçmaydı. Ve bu ara maaş derken, doktorluktan aldığım maaşın çok çok üzerindeydi. Hayat kurtarmak bu kadar ucuz olmamalı.
Ve sonunda "Tamam," dedim. "Sizinle çalışmayı bende çok isterim."
Yerinden kalkan Nurgül hanım masanın etrafından dolanarak karşımda dikildi ve kollarını bana sardı. "Çok sevindim. Aramıza hoş geldin Peri." Bir an şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemeyerek kollarımı öylece iki yanımda sallandırdım. Ama bu içten kadını öylece bırakmak istemeyerek sonunda ellerimi kaldırdım ve sırtına koydum.
Ben şu an ne yaşıyorum?
"Hemen Ali Hakan beyi arayıp haber vereyim. Durumun sonucuna göre o da sizinle görüşmek istiyordu."
Ali Hakan bey, Ali Hakan Kartal... bu koca lojistik şirketinin sahibi...
Görüşelim bakalım.
"Tamam efendim, hemen geliyoruz." Telefonu kapatan Nurgül hanım bana eliyle kapıya doğru jest yaptı. "Ali Hakan bey bizi bekliyor."
Odadan çıkıp yine o lanet asansöre bindikten sonra 10. Kata çıktık. Burada da bizi bir görevli karşıladıktan sonra koridorun sonundaki lacivert, çift kanatlı kapıya yönlendirildik. Kapıyı çalan Nurgül hanım, içeriden gelen tok sesli "gel" komutuyla kapıyı açıp içeri girdi ve benimde girmem için kapıyı tuttu.
Oldukça, ama oldukça geniş odaya girdiğimde şaşkınlığımı içimde saklamak zorunda kaldım. Oda resmen benim yeni tuttuğum ev boyutundaydı. Zeminden tavana kadar uzanan camlar, siyah maun bir ofis masası, onun önünde siyah, deri oturma grubu, odanın bir köşesinde neredeyse 30 kişilik bir toplantı masası, arkasındaki duvardan duvara uzanan büyük bir kitaplık ve başka bir odaya açılan 2 kapı daha vardı.
Etrafta gezinen gözlerimi masanın ardındaki beni tebessümle izleyen adama çevirdim. Hafif kırlaşmış siyah saçları kısa olsa da kıvırcıklığını belli eder şekilde bukleler halinde alnına dökülüyordu. Çok değil taş çatlasın 50-55 yaşları arasında gösteriyordu ve oldukça dinçti.
Hızla arkasında durduğu masanın etrafından dolanarak karşıma dikildi ve elini uzattı. "Sevgi sizden o kadar bahsetti ki, sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi hissettim. Ben Ali Hakan, memnun oldum Perihan."
Elini sıkarken "Peri," dedim. "bana Peri derseniz sevinirim. Ve ayrıca bende tanıştığımıza memnun oldum." İçten bir şekilde gülümserken içimden umarım bu uyarımla kaba bir davranış sergilememişimdir diye düşündüm. Ama aksine o tok bir kahkaha attı.
"Tamam Peri." dediğinde siyah, deri koltuğu oturmam için tek eliyle gösterdi. "Bir şey içmek ister misin?"
"Teşekkür ederim, bir su alabilirim." dedim. Ne? Şarap ya da viski isteyecek halim yoktu ya! Ayrıca kaç saattir Nurgül hanıma derdimi anlatmaya çalışırken dilim damağım kurumuştu.
Sekreterini arayıp benim için bir su söyledikten sonra karşımdaki koltuğa geçip oturdu. Buradan artı bir puan Ali Hakan beye. Makam koltuğunun arkasında durmayıp benimle eşit konuma gelmişti.
"Demek bizimle çalışmayı kabul ettin. Valla işin doğrusunu söyleyeyim Peri, halan seni öyle ballandıra ballandıra anlattı ki Nurgül hanıma aklında işle ilgili bir şüphe olursa ikna etmek için elinden geleni yap dedim."
O gülerken ben utangaç bir şekilde başımı öne eğip tebessüm ettim. "İlginize teşekkür ederim." Demek o yüzden bu kadar ısrarcı olmuştu.
Ah hala ah, yaktın sen beni hala. Yaktın!
Gerçi maaş iyi ama olsun çok ısrar ettiği için bunalmıştım biraz.
Kapı tıklatıldığında suyumun geldiğini düşünerek yerimde biraz dikleştim. Hala yüzümde Ali Hakan beye olan tebessümle başımı çevirip gelene baktım. Gülüşüm yüzümde ağır ağır donup yok oldu.
Hani hayatınızda bazı anlar olur. Neden? dersin. Sadece ve sadece, neden? dersin.
Neden? Neden? Neden?
Hayatımda en son belki de hiç bir zaman görmek istemeyeceğim o adam karşımdaydı.
Pars...
O buradaydı...
Tam karşımda...
Kaderimin oyununu sikeyim...
"Ah, geldin mi? Gel Pars, seni Peri hanımla tanıştırayım. Peri hanım artık bizimle çalışacak. Peri, Pars oğlum benim sağ kolum, her şeyimdir. Benden sonra o, o derece." Dehşete kapılmış olsam da kendimden emin göründüğümü biliyorum. Başımı dikleştirip göğüsümü öne doğru ittim. Beni titremekle tehdit eden dudaklarımı birbirine bastırıp onları engelledim. Ama sonra Ali Hakan beyin sarf ettiği kelimeler kanımı dondurdu.
"Birbirinize alışsanız iyi olur. Çünkü Pars bundan sonra hep senin yanında olacak. O senin koruman."
Gözlerim acıtacak derecede ardına kadar açılırken bakışlarım Pars'ı buldu. Arkasına kenetlediği elleriyle dimdik karşıya bakıyordu, yüzüme bile bakmıyordu. Yüzünde hiç bir mimik yokken sıktığı dişleri yüzünden yüz kasları oynuyordu. Tekrar dehşet içindeki bakışlarım Ali Hakan beye döndü.
"Anlamadım?"