İçeriğe geç

SEBEBİ SEN

Bölüm 7 · 10 dk okuma

SEBEBİ SEN

Bölüm 7

6. Bölüm

•6. BÖLÜM•

Ayşe gittikçe genişleyen gözleriyle bir bana bir Toprak'a bakıyordu. Adeta nutku tutulmuş gibiydi. Ve o gece o evde olanları da, kiminle olduğunu da bilen tek kişiydi. Parçaların yerine oturması onun için çok zaman almamıştı. Ama şu an ben bu oyunu bozarım. O adamın Toprak'ı öğrenmesindense her şeyi yaparım. En yakın arkadaşımı kırmak bile olsa...

Paniğimin sesime yansımaması için içimden dualar ederken zorda olsa yüzüme bir tebessüm yerleştirdim. "Ayşe, oğlum Toprak. Toprak'cığım bu teyze de benim çok yakın arkadaşım Ayşe."

Toprak ona mahçupça el salladığında Ayşe de titreyen elini uzattı ve saçını okşadı. O esnada yanımıza doğru "Anne!" diye sarışın, güzeller güzeli bir kız çocuğu yanaştı. Kendine gelen Ayşe kız çocuğuna gülümsedi ve bana döndü. "Bu şirine de benim kızım. Adı Defne. Defne bu teyze de Peri, benim yakın arkadaşım. Bu da oğlu Toprak."

Biz çocukları tebessümle izlerken onlar çok hızlı bir şekilde kaynaşıp tekrar kaydıraklara doğru yöneldiler. Sanırım Toprak güzel kızı görünce çişini unutmuştu.

"O..." diye konuşmaya başlayıp ama cümlenin devamını getiremeyen Ayşe'nin gözleri hala oğlumdaydı.

"Hayır." diye keskin bir dille konuştuğumda sulanmış olan gözleri beni buldu. "Almanya'ya gittikten bir süre sonra evlendim. Toprak'ın babası Klaus."

Kaşları kavislenirken düşünceli bir şekilde konuştu. "Şimdi nerede bu Klaus?"

"Ayrıldık." Evet, anlattığım hiç bir şey yalan değildi. Klaus'un Toprak'ın babası olması dışında. Almanya'ya gittiğimde 1 sene evrak işleri yüzünden okula kaydımı yaptıramamıştım. Almanya'da kalabilmek için de bir nedene ihtiyacım vardı ve Erkan'ın arkadaşı Klaus, bize bu konuda yardımcı olmuştu. Tabi halamın yardımlarıyla ona verdiğim bir miktar para karşılığında. Pek fazla bir arada bulunmasak da vatandaşlığımı aldığımda Klaus'la da işim bitmişti. Onu bir daha hiç görmedim.

"Anladım." diyen Ayşe'nin yüzünde hala inanmamazlık vardı. "Peki Toprak'ın, Pars abiye bu kadar benzemesine ne diyorsun?"

Tehditkar bir şekilde ona yaklaştığımda bir adım geriledi. "Ayşe, ne diyorsam o. Sakın ortalığı bulandırayım deme. Toprak'ın babası Klaus. İstersen sana evlilik belgelerimi gösterebilirim. Bu seni ikna eder mi?" Ayrıca Toprak'ın doğum belgelerinde Klaus'un adının yazdığını da gösterebilirdim çünkü Toprak evlilik sürecimizde doğmuştu. Boşandığımızda da çocuğu istemediğini söyleyerek mahkeme açmıştı ve Toprak benim soyadımı almıştı.

"Peki. Kimseye hiç bir şey söylemem merak etme."

"Etmiyorum zaten. Söylesen de bir şey çıkmaz."

"Tamam Peri, bu kadar büyütme sadece bir an şaşırdım o kadar. Bırakalım bu konuyu çünkü ben seni çok özledim." Gözleri dolu dolu bana gülümsediğide bendeki yelkenler de suya inmişti. O benim en yakın arkadaşımdı ve onu yıllardır görmemiştim. Hatta görmemeyi bırak telefonda sesini bile duymamıştım. O adama yakın olduğu için cesaret edip arayamamıştım.

"Bende seni özledim." Diye mırıldandıktan sonra kollarımı açtım ve hemen sarıldı. O zor zamanımda yanımda olan ve aynı zamanda o dönemki tüm gerçekleri bilen kişiydi. O gün o evden çıktıktan sonra saatlerce Ayşe'nin kollarının arasında ağlamıştım. Ve ne olursa olsun ona güveniyordum. Gerçekleri anladığını biliyordum ama kimseye hiç bir şey anlatmayacağını da biliyordum.

"Ne zaman döndün? Neden beni hiç aramadın." Yüzünü omzuma bastırdığı için boğuk bir sesle konuşmuştu.

"Bugün döndüm, daha bir kaç saat oldu. Peki ya sen? Evlendin ve bir de çocuğun oldu he?" En yakın arkadaşımın adına mutlu olmuştum ama içimde bir parça da olsa hüzün vardı. Evlenirken yanında olmalı ve belki de nikah şahidi olmalıydım. Bebeği doğduğunda yanında olmalı ve tüm aksini söyleyenlere inat bebeğin ona benzediğini söylemeliydim. Arkadaşlık bunu gerektirirdi.

"Evet." dediğinde hülyalı bakışları kızını buldu.

•

Çocuklar parkta oynarken bir süre daha Ayşe ile banka oturup sohbet etmiştik. Bana gitmeden önceki tanıdığım kişilerle ilgili haberler vermişti. Çoğu kişi evlenip çoluk çocuğa karışmışken bir kısmı da kariyerinin peşinden gitmişti. Ayşe okuduğu mimarlık bölümünü bitirmiş şimdi bir firmada çalışıyordu. Bende ona beyin cerrahı olduğumdan bahsettim. O zamanlar zaten tıp öğrencisiydim ama seçtiğim branşı duyunca şaşırmıştı. Çünkü o zamanlar hep psikolog ya da psikiyatrist olmaktan bahsediyordum. O branştan vazgeçmiştim çünkü o zamanlar kendi psikolojimi bile düzeltemezken başkalarınınkini nasıl düzeltebilirdim ki?

Apartmanın önüne geldiğimizde derin bir nefes aldım ve elimi tutan Toprak'a gülümsedim. Her ne kadar yaşı küçük olsa da bir terslik olduğunu anlıyordu. Ve ne yazık ki dedesi bana bağırdığı için ondan artık pek hoşlanmıyordu. Halbuki anneanne ve dedesinde kalacağımız için ne kadar da heyecanlanmıştı.

"Anne, hani evimiz anneanne ve dedemlerin evi olabilir demiştim ya?" Apartmandaki bakışlarımı ona çevirdim ve başımı salladığımda devam etti. "Sen çok üzgünsün anne. Başka ev evimiz olabilir. Senin üzülmeni istemiyorum."

Yaşlar yine gözlerime hücum ederken tebessüm ettim. Yere tek dizimin üzerine eğildiğimde ellerini tuttum. Bu arada ikizler arkamızda bizi izliyordu. Bu konudan onlarında üzgün olduğunu ama anlayamadıklarını biliyordum. "Anneciğim, sana söylemiştim. Ben bir yaramazlık yaptım ve deden bana kızdı. Ama geçecek, nasıl ben sana kızdığımda hemen geçiyorsa dedenin kızgınlığı da geçecek. Sen merak etme olur mu?" Başını salladığında yerimden kalktım ve başının üzerine bir öpücük bıraktım.

Tekrar binaya döndüğümde bu sefer düşünmeden ve duraksamadan hızlı adımlarla eve doğru ilerlemeye başladım. Dairenin kapısına geldiğimizde Anıl zile bastı ve kapının açılmasını beklerken bir adım geri çekildim. Beynimdeki bir ses buraya hiç gelmemeliydin diye haykırıyordu ve ben o sesi bir türlü susturamıyordum.

Kapı açıldığında önden ikizler ayakkabılarını çıkartıp girdi. Ardından Toprak'ta ayakkabılarını çıkarttığında onların peşinden odalarına doğru gitti. Annemle bir süre bakıştığımda gözlerinden hiç bir duyguyu anlayamamak sinirlerimi bozdu. Bende eve girdiğimde annemin sırtımdan yönlendirmesiyle salona girdim. Babam her zaman oturduğu pencerenin önündeki tekli koltuktaydı. Ben salona adımımı atar atmaz gözleri beni buldu ve hemen ayağa kalktı. Yüzü ve gözleri kıpkırmızı olduğu için yokluğumuzda annemle baya çatışma yaşadıklarını anlamak zor değildi.

İkimizde öylece dikilip birbirimize bakarken ilk adımı o attı. Ardından da kollarını iki yana genişçe açtı ve bana buruk bir gülümsemeyle baktı. Daha fazla bir şey beklememe gerek yoktu. Ayaklarım benden bağımsız bir şekilde hızlı adımlarla babama gitti ve kollarım onun boynuna dolandı. Dakikalarca ikimizde hıçkıra hıçkıra ağlayarak birbirimize sarıldık. Arada annemin de arkadan hıçkırıklarını duyarken babam usul usul saçlarımı okşadı. Beni affetmişti, babam beni affetmişti.

"Seni çok özledim baba."

"Bende seni çok özledim kızım."

Babamla biraz hasret giderdikten sonra anneme her zaman ki gibi minnettardım. Babamın hakkından nasıl geldiğini bilmiyordum ama çok mutluydum. Ben o babasına çok düşkün olan kızlardandım ve yıllardır babamın bana küs olması içimi kemirip duruyordu. Ama sonunda aramızdaki sorunları halletmiştik. Bana bu gece Toprak'ın babasını hiç sormasa da bu konunun yine gündeme geleceğini de biliyordum. Ne yazık ki benden bir cevap alamayacaktı. Umarım bu konu yine aramızda bir kırgınlık oluşmaz.

Şimdi bu evden gitmeden önceki odamda, tüm mutluluğumu, göz yaşlarımı akıttığım yatakta Toprak'la birlikte yatıyorum. Saçlarını hafif hafif okşadığımda kıpırdansa da uyanmadan derin uykusuna devam etti. En kısa zamanda hayatımızı düzene sokmalıydım. Anne ve babamın kabul etmeyeceğini bilsem de bir ev tutmalı Toprak ve kendime bir yol çizmeliydim. Belki Toprak'ı bir okula yazdırabilirdim ve bu arada kendime bir hastaneden iş bakabilirdim. O arada da Erkan'ın bahsettiği iş ile ilgilenebilirdim.

Peki o iş bittikten sonra burada mı kalacaktık? Dönmeye cesaretim olmuştu ama tekrar gitmeye cesaretim olur muydu? Sanırım bunu zaman gösterecekti. Şimdi ilk işim yarın bir telefon alıp Erkan'a ulaşmaktı ve biz ortadan kaybolduktan sonra oluşan gelişmeleri öğrenmekti. Ardından da yeni işi öğrenebilirdim.

Yatakta pozisyonumu değiştirip Toprak'a döndüm ve kollarımı beline sardığında o da bana iyice sokuldu. Şimdi yerimi yadırgama derdi olmadan huzurlu bir uykuya dalabilirdim.

•

Sabah uyandığımda zorda olsa gözlerimi açıp tüm vücudumu esnettim. Gece boyu tek kişilik yatakta iki kişi yatmıştık ve benim sevgili oğlum geceleri oldukça çılgın bir şekilde uyuyordu. Öyle ki bir ara uyandığımda topuğu burnuma dayanmış nefes alamıyordum. Neyse ki güneş doğduktan kısa bir süre sonra yataktan ok gibi fırlayıp gitmişti. Ve eminim ki koşa koşa Arda ve Anıl'ın odasına dalmış yataklarının üzerinde zıplayarak onları uyandırmıştı. Zaten şu anda da onların kahkaha seslerine ve annemin sürekli onları "ablanız uyuyor, biraz sessiz olun." uyarısına kalkmıştım. Sözde annem beni uyandırmak istemiyordu ama çocuklara bağırırken ses tonu oldukça yüksekti.

Bir süre daha yatakta durup eski odamı inceleyip nostalji yaptıktan sonra kalktım. Hala valizin içinde olan kıyafetlerden bir kot ve tişörtü seçip giydim. Kahvaltı yapmakta olan ev ahalisine katıldığımda yüzümde bir tebessüm oluştu. Herkes çok çabuk Toprak'a alışmıştı ve bu beni mutlu ediyordu.

"Anne, benim biraz dışarıda işlerim var. Toprak'ı sizinle bıraksam sorun olur mu?"

Annem anlık olarak ağzındaki lokmayı çiğnemeyi bırakıp bana baktı. "Ne sorunu olacak kızım. Ama nereye gideceksin?" Aklındaki soruyu tahmin edebiliyordum. Toprak'ın babasına mı gidecek diye düşünüyordu. Ama hayır anneciğim, bu en son yapacağım şey bile değil.

"Telefonum bozuldu. Bir telefon almam gerekiyor ve ev bakacağım."

Bu seferde kaşları çatıldı. "Ne evi kızım? Biz ne güne duruyoruz?"

"Anne lütfen bu konuyu daha fazla konuşmayalım. Tamam şimdi buradayız ama bir düzen kuralım istiyorum. Bir ev bulduktan sonra iş bakacağım ve ardından da Toprak'ı bir okula yazdıracağım."

"Ama kızım..."

"Anne yıllardır zaten kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum. Bizim için endişelenme."

Moralinin bozulduğu çok açık bir şekilde belli olsa da beni de kırmak istemiyordu. Başını salladıktan sonra "Peki ama bari evi bize yakın bir yerlerden tut. İhtiyacın olduğunda, destek oluruz."

Bu makul bir teklifti çünkü bazen nöbete kaldığımda Toprak'la ilgilenmelerini isteyebilirdim. Böylece yeni bakıcı vakalarıyla uğraşmak zorunda kalmazdık. Ve Toprak'ın da bunu bayıla bayıla kabul edeceğine eminim.

Ağzıma bir kaç lokma daha attıktan sonra ayaklanıp Toprak'ın başının üzerine öpücük bıraktım ve ona bir kaç işimi halletmek için çıktığımı söyledim. Normal bir zamanda olsa o da gelmek için ya da gitmeyeyim diye yalvarırdı ama Anıl ve Arda sağolsun sadece "tamam" diyerek bana el salladıktan sonra dayılarıyla konuşmasına devam etti. Konuştuğu konu da ona bir röpteşambır alacağımdı ve Anıl ve Arda'yı da ikna etmeye çalışıyordu. Hep birlikte röpteşambır giyerek gazoz içeceklermiş.

Hala yüzümde olan gülümsemeyle evden çıkıp en yakın telefoncuya gittim ve kendime bir telefon, bir de hat aldıktan sonra çıktım. Gözüme çarpan bir banka oturduğumda ise hattı takıp telefonu açtım. Erkan'ın numarasını tuşlarken bizden sonra neler olduğunu öğrenmek için sabırsızlanıyordum.

"Benim." dedim telefonu açar açmaz. "Durum ne?"

Benim sorumu duymazdan gelip "Demek yurda döndün." dedi. Telefon numarasından anlamıştı.

Beni göremese de ağır ağır başımı sallayıp "Evet." dedim. "Her şey yolunda mı?" Bir an önce konuya girmek istiyordum çünkü beni bir sorgulamaya başlarsa susmayacağım biliyordum. Ve ilk soracağı şeyde babamın tepkisi olacaktı.

"Yolunda. Hastaneyi arayıp süresiz izin aldım. Biraz zorluk çıkartsalarda bir kaç pembe yalanla hallettim. Bakıcı işi de tamam. O da sabah geldiğinde darmadağın evle karşılaşınca biraz korkmuş. Hesabına aktardığım bir miktar parayla rahatladı."

"Çok iyi." dedim etrafta gözlerimi gezdirirken. İnsanlar ne kadar da dertsiz tasasız görünüyordu uzaktan. Çocuğunun elinden tutmuş yürüyüş yapan insanlar, köpeklerini gezdirmeye çıkarmış insanlar, öpüp koklaşan insanlar... peki ya içleri? Eminim ki içlerindeki yaşadıkları şeyler bambaşkaydı.

"İşten bahsetmemi ister misin?"

"Olur." dedim umursamaz bir şekilde. Şu an onu pek düşünmüyordum. Önceliklerim ev bulmak, iş bulmak ve Toprak'ı bir okula yazdırmaktı. Söyleyeceği iş çok sonralarda geliyordu.

"Güvenilir bir yer. Kaynak annem..."

Sözünü kestim. "Annen mi? Halam nasıl bir kaynak olabilir?"

"Valla bende bilmiyorum kuzen. Bana annem aracılığıyla ulaşıldı." Halam tam olarak Erkan'la ne iş yaptığımızı bilmese de az çok tahmin ettiğini biliyordum. Çünkü ilk zamanlar bu işi onların evinde yürütmüştük. "Annemin çok eski bir tanıdığıymış. İstanbul'da bir şirketi var ve yardıma ihtiyacı varmış."

Konuyla çok ilgilenmesem de söz konusu aradaki halamın hatrı olunca yapmam gerektiğini biliyordum. "Nasıl bir ihtiyaç?"

"İşte asıl olay burada kuzen. Senden birini ya da birilerini bulmanı istemiyorlar. Tamamen iş yerine gidip bir masa başında tüm muhasebe işlerini yürütmeni istiyorlar."

Kaşlarım çatıldı. "Nasıl yani?"

"Yanisi kuzen bu bir iş teklifi, çok büyük bir şirkette muhasebe müdürü olacaksın. Güvenilir, kafası çalışan bir insana ihtiyaçları varmış. Sanırım bir önceki ortalığı fena karıştırıp gitmiş."

"İyi de Erkan ben yarı zamanlı beyin cerrahı, yarı zamanlı hackerım. Ne anlarım sabah git akşam gel muhasebe işinden?"

Nefesini ahizeye hızla verdi. "Bilmiyorum işte. Annemin bir tanıdığı annemle görüşürken böyle birini aradığını söylemiş. Annemde kafası fazlaca çalışan bir seni bildiği için seni önermiş. Onlarda epey heyecanlanmış ve annemde gelip bana söyledi. Bir konuşacağımı söyledim ama o meşhur işaret parmağını böğrüme sokarak "ikinize de hakkımı helal etmem. Beni mahcup etmeyin" dedi." Sesini inceltip halamı taklit ederken kahkaha attım.

"Tamam ben bunu bir düşüneyim Erkan, sana dönerim. Önce ev bakmam gerekiyor."

"O zaman haber bekliyorum." dedikten sonra telefonu kapattım.

Ben şimdi ne yapacağım? Hiç bir alakam olmayan bir şirkette muhasebe müdürlüğü yapmak hiçte bana göre bir şey değil. Ben bir hastanede yine doktorluk yaparım diye düşünmüştüm.

Ayrıca halam ne alaka? Neden İstanbul'da yaşayan biri halamı arayıp birini aradığını söylemişti? Ve neden halamın aklına ben gelmiştim?

Bu işte bir iş var ama yakında çıkar kokusu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.