•5. BÖLÜM•
Gözlerim aniden açıldığında bir süre kendime gelebilmek için derin derin nefesler aldım. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki sanki amacı göğüs kafesimi parçalayıp özgürlüğüne kavuşmaktı.
Sonunda biraz rüyamın etkisinden kurtulabildiğimde etrafta gözlerimi gezdirdim. Uçaktaydık, Türkiye'ye giden uçakta. Toprak bedeninin yarısı yan koltukta, baş kısmı kucağımda uyuyakalmıştı. Peki ben ne zaman uyuyakalmıştım? Gözlerimi kapattığını bile hatırlamıyorum.
Ve o rüyayı görmeyeli çok uzun zaman olmuştu. İlk zamanlar her gece görüyordum ama Toprak doğduktan sonra yavaş yavaş azalmaya başlamış ve sonunda bitmişti. Sanırım Türkiye'ye dönüş yolunda olduğum için beynimin bana bir oyunuydu bu. Bilinç altım bana o adama doğru gittiğimi hatırlatıyordu. Ama ne yazık ki bunu zaten iliklerime kadar biliyordum.
Çok şükür ki yolculuğun devamında Toprak hiç uyanmanmadan uyudu. Zaten hangi ulaşım aracına binsek, direk uyur ve yolculuk bitene kadar uyanmazdı. Ama bir tarafım uyanıp babasıyla ilgili soru sormasından korktu. Onun hayallerine göre Türkiye'ye babası için dönüyorduk. Ama haberi yoktu ki babasıyla asla karşılaşmayacaktık. Yani umudum o yönde.
Kim bilir şu an nerede ve kimlerle?
Uçağın inişe geçtiğini haber veren emniyet kemeri ikaz ışığı yandığında Toprak'ı yumuşak bir şekilde uyandırıp kemerini taktım ve ardından da kendi kemerimi taktım.
İçim huzursuz olsa da buralara tekrar döndüğüm için bir nebze de olsa heyecanlıydım. Sonuçta vatan toprağıydı. Uçaktan indikten sonra valizlerimizi alıp havaalanından insanların sevdiklerine kavuşma sahnelerini izleyerek çıktık. Ben hiç kimseye haber vermediğim için doğal olarak bizi karşılayan da yoktu.
"Anne şimdi nereye gideceğiz?" Dış hatlar geliş kapısının önünde öylece dikilip kaldığımda Toprak kolumu çekiştirerek dikkatimi çekmeye çalışıyordu. Zaten bende bu soruyu düşünüyordum ama sanırım şimdilik tek seçeneğimiz vardı.
"Eve oğlum."
"Ev neresi anne?"
Gülümseyerek gözlerinin içine baktım ve kömür karası saçlarını okşadım. "Anneanne ve dedene gideriz. Daha sonra kendimize bir ev ayarlarız olur mu anneciğim?"
Biraz düşünür gibi etrafına bakındı. "Bence evimiz anneanne ve dedemin yanı olabilir anne. Bence hiç bir sakıncası yok. Dayılarımla hep oynarım."
Bence buna hiç gerek yoktu. Evet, ailem her zaman ne olursa olsun arkamda dağ gibi duran ailelerdendi. Ama Toprak'ı ilk öğrendiklerinde aramızda küçük çaplı da olsa bir tartışma çıkmıştı. Annem ağlayarak benden razı olduğunu söylemişti ama gel gelelim babam, bebeğin babasını öğrenmeye kafayı koymuştu. Ve söylemediğim içinse bana küsmüştü. Aramalarıma hiç bir zaman cevap vermeyip annemle konuşurken de bir bahaneler bularak benimle konuşmamıştı. Belki de şimdi bizi eve bile almayacaktı. Bunu gidince öğrenecektim.
"Orası biraz kalabalık anneciğim. Ama eğer müsaitlerse bir kaç gün orada kalırız diye düşünüyorum."
Hala uykulu olduğu için o meşhur "oley be." Hareketini yapmamış olsa da gözlerindeki parıltıdan ve yüzündeki gülümsemeden buna sevindiğini anlamıştım.
Sıra sıra dizilmiş turist ikna etmeye çalışan taksilerde gözümü gezdirdim. Ardından da sakin sakin müşterisini bekleyen bir taksiciyi gözüme kestirip ona yanaştım ve şoföründe yardımlarıyla valizleri bagaja yerleştirdim. Arka koltukta Toprak'ın yanını aldıktan sonra evin adresini verdim. Geçtiğimiz yollar, ağaçlar, kaldırımlar ve insanları izlemek bir süre sonra kalbimde bir ağrı oluşturdu. Çok özlemiştim. Memleketimi çok özlemiştim ama bir şerefsiz yüzünden yıllardır gurbette, her şeyden mahrum yaşamak zorunda kalmıştım. Sahi, neden kaçmak yerine dimdik ayakta durup onu görmezden gelmeyi denememiştim ki? Ama Toprak vardı. Onu öğrendiğimde yine de gitmek zorunda kalırdım çünkü onun bunu bilmesini istemiyorum.
Taksi çok tanıdık ama bir o kadar da uzak gelen binanın önünde durduğunda boğazımdaki düğümü bir kaç kez yutkunarak göndermeye çalıştım. Ücreti ödedikten sonra yine şoförün yardımlarıyla valizlerimizi alıp binanın içine girdik ve asansörle bir zamanlar evim olan ama şimdi girmeye korktuğum yere geldik.
İstemsiz bir şekilde elim çantama gittiğinde kendimi durdurdum. Evin anahtarları hala çantamdaydı. Yıllardır çantamı değiştirsem bile ilk koyduğum eşya o anahtar oluyordu. Ama bu eve artık anahtarla girmeye hakkım var mıydı?
Yere tek dizimin üzerine inip Toprak'ı kollarından tuttum. "Anneciğim deden biraz bana kızgın. Eğer benimle kötü konuşursa üzülme olur mu? Ben halledeceğim."
"Dedem sana neden kızgın anne?" Kaşlarını çatmış anlamaya çalışırken çok sevimli görünüyordu.
"Buradan gittiğim için biraz üzgün sadece. Şöyle düşünebilirsin sen bazen beni dinlemeyip tabletini sakladığım yerden bulup izliyorsun ya?" Başını salladığında devam ettim. "Bende aynı senin yaptığın gibi eskiden onu dinlemedim ve bana biraz kızdı."
"Anladım anne. Ama sana bağırırsa ona sağ yumruğumla bir tane vururum yere düşer."
İstemsizce güldüm. "Hayır anneciğim, dedene vurmak yok. Hem bir başkasına vurmak kötü bir şey bunu nereden öğrendin?"
Mahçup bir şekilde başını eğdi ve hafifçe tebessüm etti. "Tabletten boks oynamıştım." En azından dürüst.
İyi halt ettin demek istesem de hafif kaşlarımı çatarak kızdığımı belli ettim. Şu tablet illeti başımıza iş açacaktı. Eve oyuncak silah bile almazken o neler oynuyordu? Ayağa kalkıp biraz daha kapıyla boş boş bakışırken ikilemlerimden kurtulmaya çalıştım.
Artık iyice sabırsızlanmaya başlayan Toprak yine kolumu çekiştirdi. "Anne çişim geldi."
"Ah," diye şaşkınca kalakaldıktan sonra "Tamam." Dedim. İyice kendi iç dünyamda kaybolup çocuğumun ihtiyaçlarını göz ardı etmiştim.
Elim yumruk olup kapıyla 3 kez buluştuktan sonra beklemeye başladık. O an çok uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yaptığımı fark ettim. Saniyeleri saydım. Bu ülkeden gittiğimden beri saniyeleri saymıyordum ama döndüğüm gün yine saymaya başlamıştım.
135. Saniye de açılan kapıyla bir an irkildim. Karşımdaki annemdi. Benim gibi kahve, kıvırcık saçları artık daha çok beyazı barındırıyordu. Göz çevresindeki karışıklıklar artmıştı ve bakışları yorgundu.
Ağzımdan titrek bir "Anne!" çıktığında ne olduğunu anlayamadan kollarını boynuma dolamış hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. "Ben geldim anne. Biz geldik." Anneminde benim gibi ağladığını sarsılan vücudundan anlayabiliyordum.
Toprak halimizden endişelenmesin diye zor da olsa annemin kollarından ayrılıp ellerimi yanaklarına yerleştim. O da bana aynı şeyi yaparken gözleri dolu dolu yüzümün her bir noktasını inceledi.
"Anne! Çişim."
Annemle aynı anda kıkırdadıktan sonra bakışlarımız oğlumu buldu. "Anne, seni torunun Toprak'la tanıştırayım. Toprak bak anneannenle tanış."
Utangaç bir şekilde tek elini kaldırıp selam verdikten sonra "Merhaba anneanne." dedi ve hızla bakışlarını bana çevirdi. "Şimdi çişimi yapabilir miyim?"
"Geçin içeri." diyen annem kenara çekildiğinde ayakkabılarımızı çıkartıp eve girdik. Valizleri kapının önünde bırakmıştım ama tuvalete ilerlerken gelen seslerden annemin içeriye aldığını anlamıştım.
Toprak sonunda tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra beraber salona doğru ilerledik. Toprak'ın adımları hevesli ve heyecanlıyken, benim adımlarım endişeli ve korku doluydu. Bu evden ardıma bile bakmadan çekip gitmiştim ve yıllardır sadece annemle yaptığımız telefon görüşmeleri dışında hiç bir iletişimimiz olmamıştı.
Bizi sadece kapıda annem karşılamış olsa da babamın evde olmasından, onun vereceği tepkilerden korkuyordum. Kendimi geçtim, ben bir şekilde kulaklarımı tıkamaya çalışır söylediklerini bir bir yutardım ama Toprak bu durumdan etkilenirse diyeydi tüm endişem. Salona vardığımızda korktuğum gibi olmadı. Ev bomboştu ve annemin sesi de mutfaktan geliyordu.
Toprak'a çantamdan çıkarttığım tabletini verdikten sonra mutfağa, annemin yanına doğru ilerledim. Bu karmaşık zamanlarda Toprak konulardan uzak dursun diye sürekli eline tablet vermek beni rahatsız etmeye başlamıştı.
"Anne?"
"Annem?" Dolu gözleriyle yaptığı işi bırakıp bana baktı ve o çok özlediğim tebessümü yüzünde belirdi. "Açsınızdır. Yoldan geldiniz. Ben şimdi bir şeyler hazırlarım size."
Sandalyeye oturduğumda bakışlarımı yere indirdim. Annem üzgünken ne yapacağını bilemeyerek bu hareketleri yapardı. Ya evi temizlerdi, ya bize bir şeyler yedirmeye çalışırdı ya da durmadan başka konulardan bahsederdi.
"Arda ve Anıl okulda mı?"
"Evet, ama elleri kulaklarındadır. Birazdan gelirler. Sizi görünce çok mutlu olacaklar." Hala tezgahta bir şeylerle uğraşıyor, yüzüme bakmıyordu. Eminim ki çoktan gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştır.
"Babam nerede anne?"
Ellerinin durduğunu gördüm. O da benim gibi babamın tepkilerinden, bizi kıracağından endişeleniyordu. "Kahveye gitti. O da 1-2 saate gelir."
Ona gerçeği söylemeliydim ama üstü kapalı bir şekilde. "Anne, Toprak ve ben bir süre Türkiye'de kalacağız. Belki... babam izin verirse bu gece burada kalırız. Sonra ben hemen bir ev ayarlayacağım."
"Saçmalama." diye ani bir hareketle bana döndü. "Burası seninde evin. İstediğin kadar kalacaksın ve eğer baban ağzını açmaya kalkarsa isterse gidip kendisine kalacak bir yer bulabilir."
Dolan gözlerimle gülümsedim. Sonunda dayanamayarak yerimden kalktım ve anneme sımsıkı sarıldım. Doğrularımla veya hatalarımla her zaman arkamda olan annem. Onları çok üzdüğümü biliyorum. Ama bir cahillik yapmıştım ve dersimi de çok iyi bir şekilde almıştım.
Tüm yaşananların içinde ise tek iyikim Toprak'tı...
Toprak'la beraber annemin hazırladığı yemekleri yerken ikizlerde okuldan gelmişti. Onlar her şeyi net olarak bilmeseler de artık yaşları da 12 olduğu için bazı şeyleri anlayabiliyorlardı. Bu yüzden de bana sıkı sıkı ve uzun uzun sarılmışlardı. Toprak, Arda ve Anıl abisini çok sevmişti. Yanında getirdiği arabalarından onlara göstermiş onlarda ona kendi arabalarını göstermişti. Hatta Toprak'ı odalarına alıp beraber bilgisayar oyunları oynamışlardı.
Şimdiye kadar her şey iyi ve normaldi. Çünkü evde asıl sorun henüz yoktu ve geldiğinde kopacak olan kıyameti az çok tahmin edebiliyordum.
"Anneciğim, yanlış anlamazsan neden döndünüz? Başın falan belada değil dimi? Çünkü dönmeyeceğini her seferinde çok net bir şekilde söylüyordun."
Tabi ki yanlış anlamamıştım. Annemin benim ve Toprak için endişelendiğini biliyorum. "Önemli bir şey yok anne. Sadece artık dönmem gerektiğini düşündüm. Toprak'ın benden başka yakınları da olsun istedim. Hayat ne gösterir bilemeyiz. Bir bakmışsın yokum ve Toprak öylece ortada kalsın istemiyorum." Evet, doğruları söylememiştim ama söylediğim şeyler de yalan değildi. Bunu çok uzun zamandır düşünüyordum.
"Ağzından yel alsın kızım. Sakın ağzına alıp kötüyü çağırma." Annem cıkcıklarken ona güldüm.
Dış kapıdan anahtar sesini işittiğimde yüzümdeki gülüş solarken endişeli bakışlarımı anneme çevirdim. Onunda benden aşağı kalır yanı yoktu. Sertçe yutkunduktan sonra elini bana uzattı ve elini kavradığımda beni oturduğum sandalyeden kaldırıp adeta korumak ister gibi arkasına gizledi.
Adım sesleri mutfağa doğru gelirken kalbimde eş zamanlı atıyordu. "Hanım? Ben geldim." Mutfak kapısında göründüğünde gözleri önce annemde duraksadı. Ardından da arkasında duran beni buldu. Ağzı açıldı, sonra kapandı. Sonra tekrar açıldı ve kapandı. Kaşlarını çattığında burnumdan derin bir nefesi içime çekip titreyen ellerimi birbirine kenetledim. Korkmuyordum, kovarsa oğlumu da alır çeker giderdim ama o benim babamdı. Her kız çocuğu gibi bende babama aşık bir şekilde büyümüştüm. Ona çok değer veriyordum ve ben onun gözünde bir hayal kırıklığından başka bir şey değildim.
"Neden geldin?" dedi çatallaşmış sesiyle.
"Ben..." dedim ama cümlenin devamını getiremeden o bana "Defol!" dedi. Gözlerimi kırpmamama rağmen yaşlar bir bir yanaklarımdan süzülürken kabullenişlikle başımı aşağı yukarı salladım ve "Tamam." diye mırıldandım.
"Orada dur bakalım bey!" Annemin sesi aramıza bir yıldırım misali düşerken tek eliyle beni arkasına iyice ittirdi. "Sen istemesen de o benim kızım ve kızım hiç bir yere gitmiyor."
"Bunca yıl sonra ne işi varmış kızının burada!" diye kükrediğinde istemsizce irkildim.
Benim bakışlarım arkasındaki kapıya kaydığında bendeki gözlerini ağır ağır çekip arkasını döndü babam. Toprak ona alttan masum masum bakarken birden kaşları çatıldı. "Anneme bağırma! Onu üzersen bende seni üzerim."
Benim cesur oğlum...
Babam elindeki tespihi çekiştirirken bakışları Toprak'a kilitlenmiş gibiydi. Toprak'ta yumruk yaptığı elleriyle ve çatık kaşlarıyla ona bakarken saniyeler su gibi akıp gidiyordu.
Olaya el atan annem, "Peri, kızım sen Toprak'ı aşağıdaki parka götürsene. Çocukcağız evde sıkılmıştır. Hem kardeşlerinde gelir beraber oynarlar."
Başımı ağır ağır salladıktan sonra annemin arkasından çıkıp hala babamın göz hapsinde olan Toprak'ın elinden tutup mutfaktan çıkarttım. Salondan aldığım çantamla kapının önünde Toprak'ın ayakkabılarını giydirdim. İkizlerde hemen yanımızda seslerini hile çıkartmadan ayakkabılarını giyip dışarı çıktılar. Çocuklar merdivenlerden inmeye başladığında bende kapıyı kapatmak için arkamı dönmüştüm ki babamın sesini duydum.
"Halasının yıllar önce bize yaşattığı şeyin aynısını yaşattı. Bir de utanmadan nasıl buraya geldi?"
Halam mı? Halam da mı benim yaşadıklarıma benzer şeyler yaşamıştı? Peki ben neden hiç bilmiyordum bunu? Yanına gittiğimde, hamile olduğumu öğrendiğimde hep benimle birlikte ağlayıp yanımda olmuştu. Desteğini hep hissetmiştim. Hatta Toprak ilk doğduğu zamanlar bana çok yardımcı olmuş bir bebeğe nasıl bakılır öğretmişti. Ama hiç böyle bir şeyden bahsetmemişti. Evde olduğum zamanlarda ailemden de duymamıştım.
Apartmandan çıktığımda Toprak bir eli Anıl'ın elinde bir eli Arda'nın elinde beni bekliyordu. Moral bozukluğumu onlara belli etmemeye çalışarak gülümsedim ve "Hadi." diyerek parka doğru ilerlemeye başladım.
Parkta bir ağacın altına oturup çocukları seyretmeye daldım. İlk defa karşılaşmalarına rağmen birbirlerine kanları çok çabuk ısınmıştı ve bu durumdan çok mutluydum. Toprak salıncaktan birden atlayıp küçük bir düşme tehlikesi atlattığında bende hızla ayaklanmıştım. Son anda dengesini kurup doğrulduğunda kahkaha attı ve Anıl'a elini uzatarak bir beşlik çaktı. Bu çocuk beni kalpten götürecekti.
Yüzümdeki gülümsemeyle başımı iki yana sallayarak kalktığım banka oturacağım esnada bir kadınla göz göze geldim. Ben kaşlarımı çatıp ona bakarken o da aynı ifadeyle beni süzüyordu. İkimizinde aynı anda aydınlanan yüz ifadesiyle ayaklarımız harekete geçti ve buluştuğumuz noktada kollarımız birbirine dolandı.
"Peri!"
"Ayşe!"
"Döndüğüne inanamıyorum." Ağlamaklı çıkan sesiyle başımı biraz geri çekip dolu gözlerimle tebessüm ettim.
"Döndüm canım."
"Anne! Benim yine çişim geldi. Ne çok çişim geliyor benim ya!" Toprak yanıma gelip tişörtümün eteğinden beni çekiştirince başımı aşağı eğip ona baktım. "Neden ağlıyorsun anne?"
O an da dünya başıma yıkıldı. Hiç karşılaşmamam gereken 2. Kişiyle karşılaşmıştım. Bakışlarım ağır bir şekilde Ayşe'ye çıktığında o şeklini almış dudakları ve kocaman açılmış gözleriyle Toprak'a bakıyordu.
Ardından da "Anne mi?" diye mırıldandı.
İşte şimdi Cafer sahneye girebilir.