İçeriğe geç

SEBEBİ SEN

Bölüm 9 · 12 dk okuma

SEBEBİ SEN

Bölüm 9

8. Bölüm

•8. BÖLÜM•

"Anlamadım?"

Bakışlarım bir Ali Hakan bey, bir Pars arasında gidip gelirken az sonra gerginlikten bir bomba gibi patlayabilirdim. Bu adam neyden bahsediyordu böyle? Ne koruması? Hem nerede görülmüş muhasebe müdürüne koruma tahsis etmek? O an da ortama yayılan gök gürültüsü sesiyle bakışlarım pencereden dışarıya döndü. Çok şiddetli bir şekilde yağmur yağmaya başlamıştı. Umarım ben buradan çıkana kadar biterdi.

Gözlerimi yine karşımdaki orta yaşlı adama çevirdim. "Buna ne gerek var anlayamadım Ali Hakan bey." Çok şükür ki gerginliğim ses tonuma yansımadan sakin sakin konuşabilmiştim. Yoksa şu kapının önünde bir duvar gibi duran adama malzeme vermek en son isteyeceğim şey. Yüzünü bile görmek istemezken yetmiyor gibi bir de korumam olacağını öğrenmiştim.

Harika !

"Peri kızım, burada işin basit gibi görünüyor ama sen benim tüm paramı çekip çevirecek o kişisin. Sadece senin birimine, yani sana bağlı 15 kişi var. Ne yazık ki iş dünyası acımasız. Fazlaca fesat düşünen düşmanımız var. Senin güvenliğin bu saatten sonra benden sorulur. Yanlışta anlama istemem, bu iş tehlikeli bir iş değil. Sadece önlemimi baştan alıyorum diyelim."

Hafif tebessümle uzanıp dizimin üzerindeki elime yumuşakça dokundu. Az önce cümlenin başında "kızım" kelimesini kullanmasaydı bu fiziksel temasından sonra elimin tersiyle yüzüne bir tane geçirirdim. Daha tanışalı kaç dakika olmuştu? Ama gözleri bile bana şefkatle bakıyordu. "Umarım kızmazsın ama halanın söyledikleri dışında senin hakkında biraz araştırma yaptım. Sayılarla ve analizlerle aranın çok iyi olduğunu biliyorum. Üniversite sınavında da, mezun olurken de hep bunu birincilikle başardığını biliyorum. Sen benim için bulunmaz nimet gibisin." Derin bir nefes alıp devam etti. "İşin doğrusu sadece işinin muhasebe değil aynı zamanda bana finans bölümünde de yardımcı olmanı istiyorum. Yatırım yapmayı planladığımızda önce senin incelemeni ve bize doğru yolu göstermeni istiyorum."

Bu çok fazlaydı. Gerçekten bu çok fazlaydı. Hayır, fazla olan iş değildi. Fazla olan Pars'tı. Pars benim için gereksiz bir ayrıntıydı, fazlalıktı ve hiçte lazım değildi. 6 yıldır olduğu gibi hayatıma onsuz devam etmek istiyordum. Onunla aynı ortamda bulunmaya hazır değildim ve asla da olmayacaktım.

"Bu koruma işinin seni şüpheye düşürdüğünü anlayabiliyorum. Eminim ki şu an bir korumam olacaksa hayatım tehlikede mi diye düşünüyorsun."

Yok sadece şu kapının yanındaki adamın suratını daha fazla görmek istemiyorum, o kadar. Başka biri olsaydı bunu pek problem edeceğimi sanmıyorum. Zaten son 6 yıldır her an yakalanma ihtimaliyle kelle koltukta yaşıyordum. Nitekim sonunda deşifre de olmuştum.

"Öyle bir durum yok. Ama ben her zaman eşeğimi sağlam kazığa bağlarım. Sonradan neden yapmadım diye düşünmektense baştan kendimi garantiye alırım." Göz ucuyla Pars'a baktığımda hala aynı şekilde durduğunu gördüm. Adam nasıl hiç kıpırdamadan aynı pozisyonda durabiliyor ki? Hiperaktif olan ben, şimdiye kadar oda da kırk volta atmıştım. Bakışlarımı yakalayan Ali Hakan bey bir süre bir bana bir de Pars'a baktı.

"Pars benim için çok değerli biri. Ona kendimden daha fazla güvenirim. Buna emin olabilirsin." Pars'a tebessümle baksa da o ona bakmadı.

Sevgili Ali Hakan bey, ben ona bir pirinç tanesi kadar bile güvenmiyorum. Bunu ne yapacağız?

"Ayrıca evde bir de çocuk var. Güvenlik önlemlerini başta almakta fayda var." Duyduğum cümle tüm vücudumda bir ürpertiye neden olurken kalp atışlarımda hızlanmıştı. Bir insanın kalp atışları dışarıdan duyulamaz değil mi? Ne olur duyulamaz deyin. Pars'a bakmamak için tüm irademi kullandım. Eğer bakarsam bahsedilen çocuğun onunla ilgili olduğunu düşünebilirdi.

Kendini kontrol et Peri!

Orta sehpadaki bakışlarımı durumdan pek memnun olmadığımı belli eder bir şekilde Ali Hakan beye çevirdim. "Araştırmayı fazla derinleştirmiş gözüküyorsunuz." Ses tonum sert ve soğuktu. Toprak benim kırmızı çizgimdi ve onu bu konunun içerisinde asla istemiyorum.

Hafifçe, çokta keyifli olmayan bir şekilde güldü. "Merak etme Peri, bizden sana ya da sevdiğin kimseye zarar gelmez. Hem ayrıca bir oğlunun olduğu gizli bir bilgi olduğunu düşünmüyorum. Küçük bir araştırmada direkt karşıma çıktı."

Haklıydı, ne yazık ki bir insan hakkındaki her şeyi iki küçük tıklamayla öğrenebiliyordunuz. Arkama yaslanırken çaktırmadan bakışlarımı Pars'a değdirdim. Acaba bir çocuğumun olması onda nasıl bir etki yaratmıştı. Bakar bakmaz göz göze gelmemiz beklemediğim bir şeydi. Dimdik karşı duvara bakan gözleri şimdi aynı şekilde bana bakıyordu. İçinde hiç bir duygu olmadan...

Sertçe yutkundum. Değişmişti, yüzündeki o çocuksu hal gitmişti. Karşımda gayet olgun bir adam var gibiydi. Sanki mümkünmüş gibi daha uzun gözüküyordu ve o sıska halinden eser kalmamıştı. Omuzları genişlemişti ve yaptığı kaslar gömleğini parçalamakla tehdit ediyor gibiydi. Altındaki siyah pantolon bile bacak kaslarından gerilmişti.

Kas hayvanı!

Peri! Kendine gel. İncelemeni ona ilgi duyuyorsun olarak yorumlayacak, göreceksin.

Ona ilgi duymak mı? Allah'ım korusun! Bir zamanlar yaptığım en kötü hatamdı.

"Ali Hakan bey," duraksayıp koltukta kendimi hafif öne doğru çektim. "Ben bu işi kabul ettiğimi söyledim ama son gelişmeler aklımda bazı soru işaretleri oluşturdu. Müsaade ederseniz ben bu konuyu biraz düşünmek istiyorum." Yüzüme kendinden emin bir gülümseme yapıştırdım. "Ben size olumlu ya da olumsuz geri dönüş yaparım." Oh, işte söyledim. Hep siz mi yapacaksınız? Birazda biz çalışanlar patronlara yapalım. Değil mi ama?

Yerimden kalkıp çantamı koluma taktığımda Ali Hakan bey de kalkmış bana sıkmam için elini uzatmıştı. "Olumsuz kısmını duymamış gibi yaparak olumlu dönüşünüzü bekliyor olacağım Peri." Sadece tebessüm ettim. Bu adam kendine fazlasıyla güveniyordu ama bilmediği bir şey vardı: Ben de boş değildim. "Pars seni evine bıraksın."

"Hiç gerek yok." Net ve hızlı bir şekilde cevap verdim.

"Israr ediyorum." Elimi hiç bırakmadan kaşlarının altından ciddi bir bakış attı.

Lanet olsun ki bir an olsun, işi kabul etmesem de Pars'la biraz yalnız kalıp tepkisini merak ediyordum. Hiç bir şey olmamış gibi mi davranacaktı? Yoksa 6 yıl önce bana yaptığı acımasızlıktan bahsedecek miydi? Ondan kaçacak halim yoktu. O eski zayıf karakterli insan değilim ben.

Ve ayrıca dışarıdaki yağmur biraz olsun azalmamıştı.

"Madem o kadar ısrar ediyorsunuz." dediğimde yüzünde genişçe bir gülümseme oluştu.

Odadan çıkıp asansöre doğru ilerlerken Pars'ın da peşimden geldiğini adım seslerinden anlayabiliyordum. Asansörü çağırma tuşuna basacağım esnada sağ omzumun üzerinden bir el uzanıp benden önce bastı. Kaskatı kesilen vücudumla öylece kaldım. Tuşa basmasına rağmen henüz kolunu çekmemişti ve şu an göğüsü sırtıma dayalıydı. Panik tüm vücudumu sararken sol yanıma doğru bir adım atıp bana vücuduyla yarattığı hapishaneden kaçtım.

Yine aramızdaki o ölüm sessizliği sürerken asansöre binip zemin kata ulaştık. Bu sefer tuşa basmak için yeltenmemiştir çünkü onunla bir fiziksel temasa daha katlanamazdım. Ben yine kendinden emin bir şekilde lobiden çıkış kapısına yürürken topuklu ayakkabılarımın zeminde çıkarttığı sesle keyiflendim. Güçlü adımlarım tok bir ses çıkartıyordu. 6 yıl önceki Peri olsa, adımları da çıkan seste bu kadar güçlü olmazdı. Umarım Pars efendi de karşısında eski Peri olmadığını anlamıştır.

Binanın dışına çıktığımızda 6 yıl sonra ilk kez sesini duydum. "Siz 1 dakika bekleyin Peri hanım. Arabayı alıp hemen geliyorum." O kalın ses tonu bir an gözlerimin dolmasına neden oldu. Yağmurun altında arkasından gidişini izlerken kendime kızdım. O senin katilin Peri. Yaşadığın tüm zorlukların nedeni. Ama dünyanın en güzel varlığı olan oğlumun da sebebi. Her şeyin sebebi o...

Arabayla merdivenlerin sonundaki yola yanaştığında ağır adımlarla merdivenleri aşıp arabaya ulaştım. O da bu esnada arabadan inmiş bana ön yolcu kapısını açmıştı. Kısa bir an yüzüne baktığımda göz göze geldik. Sağ elimle omzuma dökülen kıvırcık saçlarımı geriye ittirip arka kapıya yöneldim. Kapıyı açıp arka koltuğa kurulduğumda yüzündeki afallamış ifadeyle bir süre bana bakıp ardından da kapıyı kapatıp yerine ilerledi.

İşte böyle Pars bey... Bu daha başlangıç...

Yola çıktıktan yedi buçuk dakika sonra bana hala nereye gideceğimi sormamıştı. Bendeki de inat ya, konuşmayı başlatan ben olmamak için susuyordum. Bu arada da yağmur dinmiş yine yaz güneşi kendini bulutların arasından göstermişti. Bu havaların ani bir şekilde değişmesi de hep küresel ısınmadan. Zaten doğru düzgün baharı bile yaşayamadık ki...

Ailemin yaşadığı sokağa döndüğünde zaten nerede kaldığımı bildiğini anladım. Belki çocuğu öğrendiği için kocamla olan evime gitmek isterim diye tahmin yürütür sanmıştım. Ama belli ki evli olmadığım da biliniyordu. Hatta ve hatta yaşadığım yer de biliniyordu. Bu beni oldukça rahatsız etti. Genelde insanlar hakkında araştırma yapan, onlar hakkındaki tüm bilgilere ulaşan ben olurdum. Şimdi başıma gelince anladım ki, bu rahatsız edici bir durummuş.

Apartmanın önüne park ettiğinde çıkıp kapımı açar diye tahmin ettim ama kılını bile kıpırdatmadı. Kısaca dikiz aynasına baktığımda yine göz göze geldik. Bu bana yetmişti. Onca zaman görmediğim adamla bir gün içerisinde bu kadar göz göze gelmek yetmişti, artmıştı bile. Bu işi kabul etmeyecektim. Ve bir daha Pars'la karşılaşmamayı ümit ediyordum.

Kapı kolunu öfkeyle tutup açtığımda sesini duydum. "Korkuyor musun?"

Elim donup kalırken ağır ağır bakışlarımı yine dikiz aynasına çevirdim. "Anlamadım, neyden?" Ondan korktuğumu falan mı zannediyordu? Gayet açık bir şekilde ondan nefret ettiğimi belli ettiğimi düşünüyordum. Korku da nereden çıktı?

"Benimle aynı ortamda olmaktan. Bu yüzden işi kabul etmeyeceksin değil mi?" Çok açık sözlüsünüz Pars bey.

"Bir düşünelim," diyerek elimi kapı kolundan çektikten sonra arabanın tavanına bakıp düşünüyormuş gibi yaptım ve devam ettim. "Açıkça duygularımın varlığını bilirken beni kullanan, ardından da bir orospuyu yatağından kovar gibi "Eşyalarını topla ve git. Yaşanan her şeyi unut." diyen adamdan mı korkacağım? Hayır, Pars Karademir. Korkması gereken sensin. Aynı ortamda bulunmaktan korkması gereken tek bir kişi var, o da sensin. Kork benden Pars Karademir." dedikten sonra cevap vermesini beklemeden arabadan çıkıp kapıyı çarptım. Yine o meşhur saçımı omzumdan arkama atma hareketimi yaptıktan sonra apartmana doğru ilerlemeye başladım.

"Anne!" duyduğum ses... olamaz!

"Oğlum?" derken binanın yan tarafındaki bahçeden çıkıp kollarıma doğru koşan oğluma baktım. Şu an bu hiç iyi olmamıştı. "Ne yapıyorsun burada? Az önce yağmur yağıyordu."

Annem burada olsa şimdi, "Şeker değil ya, erimez." derdi.

Yanıma geldiğinde yere eğilip Toprak'ı kollarıma aldım. Bana sıkı sıkı sarılırken "Arda ve Anıl'la bahçede futbol oynuyorduk. Anne, benimle neden hiç futbol oynamadın? Çok eğlenceliymiş. Anıl'a tam 3 tane gol attım." Keyifli keyifli gülerken geri çekilip ışıldayan gözleriyle gözlerime baktı.

"Oğlum ben ne anlarım futboldan?" Tam o esnada bir kapı kapanma sesi duyuldu.

Hayır Allah'ım, hayır.

"Ben futboldan çok iyi anlarım. Sana öğretmemi ister misin yakışıklı?"

Sert ve hızlı bir hareketle eğildiğim yerden kalkıp Pars'a baktım. Ellerini siyah kumaş pantolonun ceplerine sokmuş kaputuna yaslandığı arabadan oğluma yan yan gülümsüyordu. Arabayı almaya giderken de hafifçe ıslanan saçları alnına dökülmüştü ve sağ eliyle parmaklarını arasından geçirerek arkaya doğru taradı.

"Oley be!" diyen Toprak sağ yumruğunu havaya savurdu.

"Hayır." dedim titreyen sesimle. Ne yazık ki bu sefer sesimi kontrol edememiştim. Ama benim o titrek ve cılız sesimi ne Toprak duymuştu ne de Pars.

"Peki sen kimsin?" diyen oğluma ben cevap vermek için ağzımı açamadan Pars cevap vermişti. "Annenin çok yakın bir arkadaşı."

Yalvaran gözlerle bana dönen Toprak "Anne, bu amcayla biraz futbol oynayabilir miyim? Hem çok yakın arkadaşınmış, yabancı da değil. Ama yemin ederim yabancı olsaydı asla onunla oynamazdım."

Amca...

"Tamam." diye cevap verdiğimde bu sefer sesimi kontrol edebilmiştim. O Pars'ın karşısında zayıf görünmek en son isteyeceğim şey.

Kabul ettim çünkü Pars'ın Toprak'la oynamasından çekinmediğimi kanıtlamak için. Eğer oynamasınlar diye sert bir tepki verseydim şüpheleri daha çok üzerime çekecektim.

İşin garip tarafı Pars'ın Toprak'ı gördükten sonra bakışları hiç değişmemişti. Ona bu kadar benzemesini fark etmemiş olabilir miydi? Olabilirdi, karşıdan bakmak çok farklıydı. İki insan yan yana geldiğinde benzerlikler daha çok dikkat çekiyordu. Böylece anlamaması işime gelmişti.

Beyaz gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlayan Pars, telefonunu ve cüzdanını arabaya bırakıp kapıları kilitledi. Ardından Toprak ve benim olduğum yere doğru gelmeye başladı. İçimdeki geri adım at sesini zor bela susturup dimdik karşısında durdum. Yanımıza gelene kadar bir an olsun gözlerini gözlerimden çekmemişti.

"Bunu benim için tutabilir misin?"

Son anda "Ha?" diye sorgulamamı engelleyip bana uzanan eline baktım. Arabanın anahtarlarıydı. Eline değmemeye çalışarak anahtarları parmak uçlarımda alıp avucuma bastırdım. Toprak Anıl ve Arda'nın adını haykırarak bahçeye doğru koşarken futbol oynamayı bilen birini bulduğunun haberini veriyordu.

Onun arkasından tebessümle bakarken sol kulağımda bir nefes hissedince tüylerim diken diken oldu. "O kadar da iğrenç değilimdir he? Ne dersin?" Kaşlarım kirpiklerime değene kadar aşağı indi. Anahtarı parmak ucumda almamdan bahsediyordu ama ima ettiği şey?

O binanın yan tarafına, oğlumun olduğu yere doğru giderken arkasında afallamış bir ben bıraktı. Şerefsiz herif!

Eve girip oğlumla o adamı yalnız bırakma düşüncesi korkunç gelince hemen peşlerine takıldım. Az önce topuklu ayakkabılarımın seramik zeminde çıkarttığı sesin ne kadar güçlü gösterdiğimden bahsetmiştim hatırlıyor musunuz? O geçmişte kaldı çünkü şu an yağmurun ıslattığı toprak zeminde bata çıka ilerlemek tam bir rezillik. Daha fazla bu işkenceye dayanamayacağımı anlayarak siyah, kalem eteğim müsaade ettiğince eğilip ayakkabılarımı çıkarttım. Elime aldığım ayakkabılarla bir adım atmıştım ki gördüğüm manzara karşısında donup kaldım. Toprak, Pars'ın elini tutmuş ona aşağıdan hayran hayran bakarken Pars'ın da bakışları farklı değildi.

Anıl ve Arda'nın, Pars ve Toprak'ın takım olduğunu kararlaştırdıktan sonra sonunda elleri ayrılmıştı. Rahat bir nefes alırken duvarın dibindeki banka oturup dörtlüyü izlemeye başladım. Gol yediklerinde Pars, Toprak'ın sırtını sıvazlıyor, onu teselli ediyordu. Gol attıklarında ise birbirlerine sarılıp dans ediyorlardı. Bu görüntüleri izlemek tam bir işkenceydi. Kalbim sıkışıyordu ve şu an elim kolum bağlanmıştı. Hiç bir şey yapamıyordum.

Şu an burayı dağıtmak istiyordum ama yapamıyordum. Oğlumu alıp eve gitmek istiyordum ama yapamıyordum.

Ve bu görüntüler aklımda ilk defa bir soruyu doğurdu. Toprak ve Pars'a haksızlık mı ediyordum? Evet, Pars şerefsizin tekiydi ama baba olduğunu bilmeli miydi? Toprak, şu an babasıyla futbol oynadığını bilmeli miydi?

Hayır! O adam hiç bir şeyi hak etmiyor. Ve Toprak, o adam ona layık değil.

"Toprak!" diye sert bir şekilde seslendiğimde dördünün de bakışları bana döndü. "Bu kadar yeterli. Eve gidip banyo yapman gerekiyor."

Yüzü düşen Toprak başını aşağı eğdi ve "Tamam." diye mırıldandı.

Şu an kendimi dünyanın en kötü annesi gibi hissetmem normal mi? Şu an Toprak'ın şu yüz ifadesi kalbimi bin parçaya böldü ve oluk oluk kanıyor.

Toprak gelip elimi tuttuktan sonra Pars'a döndü ve tek elini kaldırdı. "Görüşürüz Pars abi. Yine gelirsin değil mi?"

Yanımıza ulaşan Pars, Toprak'ın saçını okşadı. "Gelirim tabi aslan parçası. Daha sana ofsayt ne demek onu anlatacağım."

"Olay be!" diyen Toprak meşhur hareketini yapıp Arda ve Anıl'la birlikte apartmana koştu.

Daha fazla burada kalıp bu adamla aynı havayı solumanın anlamı yoktu. Hiç bir şey söylemeden arkamı dönüp bir adım attım. Ama dirseğimin iç kısmından kolumu kavrayan el adımlarımı dondurdu. "İşi kabul et. Tabi eğer korkmuyorsan."

Beni gaza getirmeye çalışıyordu. Ve lanet olsun ki işe yarıyordu. "Senden korkan senin gibi olsun Pars Karademir." Ve dönüp elimde ayakkabılarımla yalın ayak yürümeye başladım. Ensemdeki tüyler diken diken olurken bakışlarını sırtımda hissedebiliyordum.

Aklıma gelen şeyle duraksayıp elimi çantama attım ve az önce içine attığım anahtarı kavradım. Arkamı döndümde kara gözleri yüzümün her bir noktasında geziniyordu. Ne güzel de havalı havalı gidiyordum. "Al." dedikten sonra anahtarları ona attım ve çevik bir hareketle yakaladıktan sonra hafifçe havaya kaldırdı. "Teşekkür ederim."

Etme, sen hiç bir şey etme. Hatta yok ol. Hiç var olmamış gibi ol.

Benden uzak ol...

Tekrardan apartmana yöneldiğimde kapı açıldı ve yüzünde kocaman gülümsemeyle annem çıktı. Yüzüme bile bakmazken arkamdaki bir noktaya kilitlenmişti. Anlamayarak yanımdan geçip gittiğinde bakışlarım onu takip etti. "Pars, oğlum." Kollarını Pars'a doladığında gözlerim genişçe açıldı. Vay be! Oğlum he? Hain diyeceğim ama Pars'ın Toprak'ın babası olduğunu ve bana yaptıklarını bilmiyordu. Ama yine de kalbim kırılmıştı.

"Sen buralara gelir miydin? Çok uzun zaman oldu seni görmediğim. Annenden alıyorum haberlerini ama özledik vallahi." Bir adım geri çekilip iki elini yanaklarına koydu ve sıktı. Ne yapıyorsun be kadın? Toprak'ı mı seviyorsun? Yanaklarını sıkmakta ne?

"Bende sizleri özledim Ayten teyzem. Çalışıyorum, iş yerime yakın bir eve yerleştim. Pek fırsatım olmuyordu ama artık buralarda olacağım yine." Ağır ağır bakışları bana çıkınca şaşkın gözlerime baktı. "Artık Peri'nin korumasıyım."

"Ne?!" Annemin dışından söylediği şeyi aynı anda bende içimden söyledim, Ne?!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.