İçeriğe geç

Se*ks Denen Şey

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Se*ks Denen Şey

Bölüm 3

bölüm 3: İhanet

Mukaddes, Havzullah ve Feyza'yı arkadaş hatta kardeş olarak seçmişti. Recep hoca da onun gelecekteki kocasıydı. Niye olmasındı ki? hem güzel hem bilgili biriydi Mukaddes. Nasıl oturulup kalkılacağını bilen hanım hanımcık bir kızdı. Sadece osurma hastalığı vardı ve bu halledilebilir bir şeydi. Eve dönünce annesine yeni tanıştığı arkadaşlarını anlatan Mukaddes beklenmedik bir tepkiyle karşılaştı: "Acaba osurup durduğunu bilseler de seni severler miydi?" Bu sözler karşısında çok kırılan Mukaddes'in gözlerinden bir çift damla yaş aktı, aynı sırada bir osuruk yaptı. ve bu osuruk onun moralini iyice bozunca hüngür hüngür ağlamaya başladı. Yan odadan annesi gelip üzülme osuruk kızım, yapma kendini harap etme. Bu bizde genetik, sen de çok iyi biliyorsun. Rahmetli baban geceleri bana zehir ederdi bari sen yapma, dedi. Annesinin yaşlı, buruşmuş ağzından çıkan bu cümleler Mukaddes'e bir bıçak gibi saplandı ve titreyerek anne siktir git buradan, diye bağırdı. Annesi şaşkınlık içinde odayı terk etti. Hemen sonrasında Mukaddes gözyaşlarına boğularak Feyza'ya mesaj attı: "kanka lütfen gel beni al, çok kötüyüm"

O esnada kafe köşelerinde sürten Feyza telefondan gelen bildirimle gözlerini 1.95 boyundaki esmer yakışıklıdan çekti. "Osurgan Mukaddes'ten bir adet mesaj" adlı bildirimi görünce mesaja bakmadan esmer yakışıklıyla sohbetine devam etti. Ne de olsa Mukaddes'in acelesi yoktu.

Ağlamaktan ve osurmaktan bitap düşen Mukaddes, Feyza'nın mesaja dönmemesi üzerine Havzullah'a da mesaj atacakti ki Havzullah'ın bugün dudak dolgusunu yenileyeceğini hatırladı. Mesaj atmaktan vazgeçti. Yapacak başka bir şeyi kalmayan Mukaddes kendini dışarı attı, kafasında en hüzünlü müzikler çalıyordu. Bu dünyada kendini hep yalnız hissetmişti. Hiçbir zaman içini kimseye açamamıştı ama herkese hep iyi davranmıştı. İşte bu dünya onu osurmakla cezalandırmıştı. Aklına akıl hastanesinde yatan ninesinin ona söylediği son sözler geldi: "Bu dünya hassas kalpliler için bir cehennem." Ninesinin de sıçma ve işeme hastalığı vardı. Böyle söylemesine şaşırmamak gerekirdi.

Yollarda biraz yürüyen Mukaddes tesadüf eseri Feyza'nın oturduğu kafenin önüne gelmişti. Parası yoktu ama içinden bir his "hadi Mukaddes gir şu kafeye" diye bağırıyordu. Kendine yenildi ve girmesiyle Feyza'nın uzun tırnaklarının 1.95 esmer bir oğlanın boynuna dolanmış olduğunu fark etmesi bir oldu. Feyza onu görmüyordu ama o Feyza'yı görebiliyordu. Tehlike anlarında yaptığı gibi kafeye küçük, sessiz ama etkisi büyük bir osuruk bıraktı. Kim bilir bu belki üzüntüdendi belki de öfkeden. Feyza'nın o böyle bir durumdayken keyfine bakması onu çok yaralamıştı. Gözleri doldu, arkasını döndü ve Feyza'ya bir şey demeden kafeden ayrılacaktı. Tam o sırada Feyza kokuyu almış olacak ki bu kokunun nereden geldiğini anlamak istercesine etrafa tuhaf bakışlar attı. Burun delikleri bir genişleyip bir daralıyor, ve bu kokunun tanıdık olduğunu biliyordu ve kapıya doğru ilerleyen bir kız gördüğünde, evet bu şüphesiz Mukaddes'ti. Boyası akmış platin saçlarından anlamıştı.

Koşar adımlarla Mukaddes'e yetişmeye çalıştı ama yetişemeden Mukaddes'in çıktığını gördü. Hemen masasına geri dönüp çantasını ve matcha denen yeşil içeceğini aldı ve esmer oğlana, acil bir durum diyerek kafeden ayrıldı. Kafeden çıkınca Mukaddes'in çok da uzaklaşmadığını fark etti ve bağırıp ses tellerini yormak yerine yerden aldığı çakıl taşını Mukaddes'in gittiği tarafa doğru fırlattı. Bu yöntem işe yaramış olucak ki taşın sırtına çarpmasıyla âni bir dönüş yapan Mukaddes, taşı fırlatanın Feyza olduğunu görünce sinirden bir damla işedi. Bunu tutamamıştı. Arkasına dönüp yoluna devam etti. Feyza, Mukaddes'in geri gittiğini görünce anlaşılan koşmam gerekiyor diye düşündü ve 18 cm topuklu ayakkabılarla ilerlemeye başladı. Bu lanet yol ne kadar da inişli çıkışlıydı. Üstelik bir türlü Mukaddes'e yetişemiyordu. Hem Mukaddes nereye gidiyordu böyle? Feyza bir an için yere düşüp matchasını düşürme tehlikesi geçirince koşmanın iyi bir fikir olmadığını anladı. Tüm gücüyle bağırdı: "Mukaddes osuruğunu matchaya karıştırıp içeyim dur, sana açıklamam gerekenler var."

Bu sözlerin etkisiyle arkasına dönen Mukaddes bir an için Feyza'nın dalga geçtiğini düşündü ama hayır bu olamazdı. Onun osuruk hastalığından haberleri yoktu ki. En azından Mukaddes öyle olduğunu sanıyordu. Geri dönüp Feyza'ya el hareketi çektikten sonra ona bir şans vermeye karar verdi. Ne de olsa en yakın arkadaşlarından biriydi.

Sonunda Feyza'yla yüz yüze geldiler.

Feyza, matchasını dikkatli bir şekilde yere bıraktı ve Mukaddes'in ellerini tuttu: "Ne olur affet beni Mukaddes, mesaj geldiğinde önemli bir işle meşguldüm." Mukaddes buna inanmayarak ne hadle, diye bağırdı. O sen olsaydın ben her şeyi bırakır gelirdim, dedi. Feyza ama bir bilsen diye açıklama yaptı. O yanımda gördüğün esmer oğlan Recep Hocanın kuzeni. Sırf senin için onunla muhattap oldum onunla Mukaddes, sırf senin için, dedi son kelimeleri bastırarak. Bu sözler karşısında şaşkınlığa uğrayan Mukaddes duygularını sadece Feyza'ya sarılarak gösterdi. Ona doğru atlayarak canım arkadaşım, demek Recep Hoca'dan hoşlandığımı biliyorsun, dedi. Sarıldığı sırada farkında olmadan yerdeki matchaya tekme atan Mukaddes gözyaşları içinde canım benim deyip duruyordu. Feyza bunu ne kadar görmezden gelmeye çalışsa da yapamadı. Matcha onun en sevdiği içecekti. Tatlım içeceğimi döktün, dedi sakince.

Mukaddes buna hiç aldırmamış olacak ki heyecanla peki başardın mı, diye sordu. Recep Basur ile evlenecek miyim? Feyza, Mukaddes'in omuzlarından tutarak henüz değil tatlım dedi: "Henüz değil ama çok yakında."

Bölüm sonu

2 yorum