Havzullah ve Mukaddes'in sınıfa girmesiyle sınıfın kahkahaya boğulması bir oldu. Mukaddes şaşkın bakışlarla etrafa bakıp neden güldüklerini anlamaya çalışırken Havzullah bu duruma hiç şaşırmamıştı, küçük yaşlardan itibaren kız gibi olduğu için zorbalığa maruz kalmıştı çünkü. Onun için bu dalga geçmeler çok normalleşmişti. Mukaddes orta sıralardan birine mavi saçlı, bordo dudaklı ve tırnakları sıraya sığmayan bir kızın yanına oturdu. Bu kızdan dalin bebek kolonyası kokusu yayılıyordu. Mukaddes onu görür görmez iyi arkadaş olabileceklerini tahmin etmişti. Defterinin başucuna süslü bir yazıyla "Feyza" yazmasından kızın adını hemen öğrendi. Havzullah da hemen onun arkasına boyu 1.35, uzun saçlı, bıyıkları diken gibi çıkmış bir oğlanın yanına oturdu tereddütle. Kısa boylu oğlanın rahatsız oluyormuş gibi bir hâli vardı.
Bir sonraki ders Mukaddes'in en sevdiği ders olan din kültürü dersiydi. Sınıfa son derece yakışıklı, uzun boylu, sarışın öğretmen girince herkes pür dikkat ona odaklandı. Din kültürü öğretmeninin o olduğuna inanmak gerçekten zordu. Dergilerde görülen adamları andıran bir yakışıklılığı vardı.
Merhaba çocuklar ben bu sene din kültürü dersinize gireceğim adım Recep Basur isterseniz herkes sırasıyla ayağa kalkıp kendini tanıtsın, dedi. Birinci sıradan itibaren öğrenciler kendilerini tanıtmaya başladı. Sıra Mukaddes'e gelmişti, ama Mukaddes öğretmeni o kadar beğenmişti ki kafasında onunla evlenip soyadını Basur olarak değiştirmek hayalleri dönüyordu. O yüzden cevap vermesi biraz zaman aldı. Herkese merhaba, Ben Mukaddes din kültürü dersini çok seviyorum dedi ve tam oturacağı anda yine osuruğunu tutamadı. Ne zaman utansa, korksa, üzülse, şaşırsa ya da sevinse osururdu. Kısaca her zaman elinde olmadan bir pırt sesi gelirdi. Bu sefer şanslıydı ki sesini kimse duymadı.
Mukaddes'in yanındaki uzun tırnaklı kız ayağa kalakarak, herkese selam ben Feyza Kahpik dedi ve osuruk kokusundan rahatsız olmuş olacak ki daha fazla konuşamadan neredeyse bayılır vaziyette yerine oturdu. Oturur oturmaz upuzun tırnaklarını çantasının içerisine soktu ve dalin kolonya spreyini çıkardı ve her tarafa sıkmaya başladı. Onun ardından Havzullah ayağa kalkarak adını söyledi. Arka sıralardan biri ya sen kız mısın erkek misin diye dalga geçse de Havzullah bunu umursamadı. İçinden gel tuvalette göstereyim demek geçse de ilk günden kötü bir imaj yaratmak istemezdi. Belki de sınıfta onu beğenen birileri vardı. Havzullah'ın yanında oturan 1.35 boyundaki çocuk ayağa kalkmaya çalışırken yere devrildi sonra kalkıp sandalyenin üzerine çıkarak şimdiye kadar hiç duyulmamış kapkalın sesiyle ben Osman Kerizoğlu dedi ve utanarak oturdu. Recep öğretmen altın sarısı saçlarını savurup, anlaşılan sınıfta baya farklı insanlarla bir aradayız diyerek gülümsedi. Saçlarını savurduğu sırada Mukaddes'in heyecandan kalbi duracak gibi olmuştu.
Bir süre sonra sınıf kaynaşmıştı. Artık herkes birbirini tanıyor, sınıftakiler birbirleriyle arkadaş olmaya çalışıyordu. Teneffüs zilinin çalmasıyla Havzullah, Mukaddes ve yanındaki uzun tırnaklı kızla ,Feyza, beraber dışarı çıktılar. Kantine doğru gittiklerinde Mukaddes bir şeyler satın alabilecekleri ihtimalini düşünerek korktu ve gizli bir pırt yaptı çünkü yanında hiç para yoktu. Havzullah ve Feyza kendilerine matcha denen yeşil bir içecek alıp gelince Mukaddes kantin masasında evden getirdiği sandviçi kemiriyordu. Feyza tırnaklarıyla matchasını karıştırırken bir yandan da kahkaha atarak kız bu elindeki ne diyerek bağırdı. Mukaddes, ben sağlıklı besleniyorum tatlım diyerek geçiştirdi. Üçlü birbirlerini tanıyarak güzel bir vakit geçirdiler. En sonunda diğer derslere de girip evlere ayrıldılar.
Günler birbirini kovaladı ve bu üçlü birbirlerinin en yakın arkadaşı hâline geldi. Aralarından biri ne zaman bir sorun yaşasa diğer ikisine mesaj atar, üçü beraber bir çözüm bulmaya çalışırdı. Zaman içerisinde Feyza ve Havzullah, Mukaddes'in osuruk problemini fark ettiler fakat bunu ona hiç söylemediler. Bu sanki üçü arasında hiç konuşulmayan bir sır gibiydi.