O gün olacaklardan habersiz sabah saat altıda kalkan Mukaddes, koşar adımlarla banyoya doğru gitti. Allah kahretsin ki yine regıl olmuştu. Okulun ilk gününde bunun olması Mukaddes için şaşırtıcı bir şey değildi, bütün talihsizlikler hep onu bulurdu. Yapacak bir şey yoktu. Regıl dur deyince duran bir şey değildi. Hızlı hareketlerle banyoda bulunan ıslak mendili genital bölgesine soktu ,her zamanki gibi, ve dolabından bulabildiği en dar pantolonu giyerek aynanın karşısına geçti.
Sen Mukaddes Karabıyık'sın bir regıl seni durduramaz, dedi aynadaki yansımasına. Banyodan çıkıp odasına geri girdi ve makyaj çantasını kaptı, bu çantanın içindeki her şey çalıntıydı. Bunu sadece Mukaddes ve Allah biliyordu. Hızlıca ona en yakıştığını düşündüğü pembe rujunu sürdü, maskarayla kirpiklerini kıvırdı ve en son fondötenle yüzündeki sivilceleri kapadı. Odaya dönüp dar pantolonun üzerine beyaz bir abiye giydi. Kafasında birden annesinin "kızım regıl oldun mu beyaz giyme" cümlesi belirse de hemen bu düşünceyi susturdu. Ne de olsa altında en dar pantolonunu giymişti. Geriye sadece okul çantasını hazırlamak kalmıştı. Çantasını silkeleyerek ekmek kırıntılarını yatağa döktükten sonra yastığın altındaki iphone 16 telefonunu çıkardı ve çantasına koydu. Bu telefon için tarlada dört yıl boyunca patlıcan toplama işinde çalışmıştı. O yüzden bu telefona canından çok kıymet veriyordu. Artık hazırdı Mukaddes. Aşağı inip buzdolabından annesinin daha önce hazırlamış olduğu sandviçlerden bir tanesini saniyeler içinde tüketti ve bir tanesini de çantasına attı. Tam çıkacağı sırada salondaki büyük aynada kendisini gördü platin sarı saçları hem biraz dökülmüş hem de rengi akmıştı. Buna aldırmadı, o her hâliyle güzeldi. -en azından kendini buna inandırmıştı-
Sonunda kendini dışarı attı. Bu esnada saat neredeyse sekiz olmuştu ve ders saat sekizi beş geçe başlıyordu. Abiyenin içinde zorlukla hareket ederek acele etmeliyim, diye mırıldandı. Biraz ilerledi ve ter içinde kalmıştı bile ama pes edemezdi. abiyesini biraz kaldırarak koşmaya çalıştı yaklaşık iki dakika koştuktan sonra artık dayanacak gücü kalmamıştı. Çantasından iphone 16 telefonunu çıkarıp saate baktığında son bir dakikasının kaldığını gördü. Gözleri yuvalarından çıkarcasına büyüdü ve telefonu hemen çantasına atarak tekrar abiyesini kaldırdı ve koşmaya yeltendi. İki adım gidemeden yere çakıldı ve artık tüm gücünün tükendiğini anladı. Gözleri doldu ve belki de bugün okula gitmesem daha iyi, diye düşündü. Yerden hâlâ kalkmamıştı, caddenin ortasında yerde oturmak güvenli değildi ama Mukaddes bunun farkında değilmiş gibiydi. Yaklaşık 20 saniye oturduktan sonra tam ayağa kalkacağı esnada birden ona doğru son hızda ilerleyen bir motor olduğunu fark etti ve çarpacağını düşünerek refleksle çantanın içinde bulunan iphone 16 telefonunu korumak amacıyla çantayı arkasına sakladı.
Neyse ki motor son anda durdu. Motorun üzerindeki kız aşağıda oturan Mukaddes'e napıyorsun burada, diye sordu aceleyle. Mukaddes ağzını bile açmamıştı ki okula gidiyorsan hemen motora atla, dedi. Mukaddes motoru sürenin dudaklarında 3 cc dudak dolgu varmış gibi duran, uzun saçlı ve takma kirpikli bir kız olduğunu görünce güvende olduğunu hemen anladı, hızlı hareketlerle motora bindi. Birden oturduğu yerde kan olduğunu fark etti ve evet, bu düşündüğü şeydi. Dar kot pantolon regılı durdurmaya yetmemişti. Korkarak abiyesine baktı ve abiyesinin de kirlenmiş olduğunu gördü. Bu esnada motoru çalıştıran kız okula yetişmenin derdiyle Mukaddes'in durumunu fark etmemişti.
Mukaddes motorun arka tarafından endişe içinde konuşmaya başladı: Ya sen aynı okula gittiğimizden emin misin? Motorun üzerindeki sakince Avni Arkadanvurupöndensallayanlar Okulu değil mi diye sorunca Mukaddes aynı okula gittiklerinden emin oldu.
Peki adın ne, diye sordu Mukaddes ona yardım eden kişiyi tanımak istercesine. Benim adım Havzullah. Ben kadınım tatlım yanlış anlama, peki ya senin adın ne? cevabını alınca onun bir trans kadın olduğunu anladı ve cevap verdi: Ben de Mukaddes. İşte bu şekilde Mukaddes ve Havzullah tanışmış oldular. Dakikalar içinde okula vardıklarında Mukaddes hemen motordan indi ve mahcup bir şekilde Havzullah'a baktı. Çok geçmeden Mukaddes'in regıl olduğunu anlayan Havzullah sorun yok tatlım, hadi tuvalete gidelim, dedi. Bir arkadaş bulduğuna sevinen Mukaddes neredeyse sevinçten zıplayacaktı ama abiyenin içinde bunu yapmak neredeyse imkansızdı.
Tuvalette aynı sınıfta olduklarını öğrendiler ve Mukaddes'i toparlamak için ilk derse girmemeye karar verdiler. Bu lanet kan lekesi asla gitmiyordu. On dakika düşündükten sonra Havzullah birden gözleri faltaşı gibi açılarak heyecan içinde bir fikir bulduğunu söyledi ve labubularla süslenmiş çantasından terzi makasını çıkarttı. Dakikalar içinde Mukaddes'in abiyesini harika bir mini elbiseye çevirmişti hem de kanlı bölgeyi kesip atarak. Eskisinden on kat daha özgüvenli olan Mukaddes okul tuvaletindeki aynadan kendisine bakarak sevinçten gizli bir osuruk yaptı. Çok geçmeden kokuyu alan Havzullah bunu görmezden geldi ve labubulu çantasından çıkarttığı hijyenik pedi Mukaddes'e verdi. Bak tatlım buna ped deniyor, dedi her harfini heceleyerek. Öyle ıslak mendille olmaz bu işler. Mukaddes bu bilgiyi 18 yaşında öğreniyor olmanın verdiği utançla başını öne eğdi. Havzullah hemen Mukaddes'in ellerini tutarak utanma tatlım, dedi. Bilmemek ayıp değildir, ayıp olan ulu orta osurmaktır. Bu sözlerle tamamen utanan Mukaddes ama ben osurmadım diyecekti ki teneffüs zilinin çaldığını duydular. Her ikisi de glosslarını tazeledi ve kulaklarına airpodslarını takıp sınıfa doğru ilerlediler.