İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 6 · 27 dk okuma

SÂYE

Bölüm 6

5. KADERİN YOLLARI

Müslüm Gürses~Tutamıyorum Zamanı

Redd~Nefes Bile Almadan

Çağan Şengül~Canım Yanıyor

Cem Adrian~Derinlerde

Yorum ve vote atmayı unutmayınnn

Seviliyorsunuzzzz

İyi okumalar

⚖️🖤

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Yer gök bir olmuştu adeta kıyamet kopuyordu sanki, içimde volkanlar patlıyor nehirler taşıyordu, bir halat boynuma geçiriliyor nefesim kesilene kadar sıkılıyor gibiydi. Etrafta kopan çığlıklar kulağıma ulaşana kadar uğultu oluyor sonrasında fısıltı haline gelerek birer birer kayboluyorlardı. Kalbim git gide atışlarını hızlandırarak vücudumda ki zelzeleye bir yenisini daha eklerken zaman akmayı durdurmuştu.

Dudağıma temas eden dudakların etkisi tüm zihnimi allak bullak etmekle kalmamış yer ve zaman algımı da köreltmişti. Şu anda neredeydik ya da hangi zamandaydık hiçbir fikrim yoktu, tek düşünebildiğim kıpırtısız bir şekilde bana temas eden sıcak dudaklarıydı. Ringe çıkmadan önce üzerinde olan tişörtü dövüşürken çıkarmış ve hayran olunası bedenini göstermekten geri durmamıştı. İstemsizce kapanan gözlerimle omzunda ki ellerimi kasarak tırnaklarımı tenine geçirmekten alıkoyamadım kendimi. Bu hareketimle kasılan bedenini hissetmek içimde ki arzuyu daha da körüklüyordu.

Birkaç dakika belki de birkaç saat emin olamadığım bir zaman diliminden sonra dudağımın üzerinde ki dudakları hareket ederek üst dudağımı emmeye başlamıştı. Ben hala hareketsiz bir şekilde yaşadığım şoktan çıkmaya çalışırken belimde ki elini tenime biraz daha bastırarak tüm bedenimi kendine yapıştırdırmasıyla omuzunda olan ellerim ensesine çıkarak oraya sıkıca tutundular.

"O tırnaklarına mukayyet ol kedicik yoksa plan umrumda bile olmaz." derken dudakları hala dudaklarımla temasını kesmemişti. Benimki gibi hızlanan nefesi yüzümü yalarken haddinden fazla yakın olan dudaklarından çıkan kelimeleri anlamak bir hayli zordu benim için. "Noldu, rolden mi çıktınız küçük hanım?" diye sorduğunda sesinde ki alaylı tını kulağıma ulaşmıştı.

Beni benim laflarımla vurmaya çalıyordu ve kesinlikle bu işe yaramıştı. Çünkü şu anda düşünebildiğim tek bir uzvum olduğunu sanmıyordum. İşte tam olarak korktuğum şey buydu, zihnimi yani en büyük silahımı elimden alıyordu.

Gözlerimi zor bela açarak mavi lenslerin olduğu gözlerine baktım. Maviler onda da okyanusa dönüşerek içine giren herkesi boğuyordu, aynı benimkiler gibi. Neden ona her baktığımda kendimi görüyordum?

Bakışlarım tekrardan dudaklarına düştüğünde zihnim artık devreye girmiş olacak ki son söyledikleri içinde çınlamıştı. O benimle dalga mı geçmişti?

Evet. Günaydın!

Ensesinde ki ellerimle baskı uygulayıp onu kendime çekerek zaten yakınımda olan dudaklarının üzerine bastırdım dudaklarımı. Hızla hareket eden dudaklarım alt dudağını arasına alıp emerken ellerim ise saçlarının içine girerek hafifçe çekiştirmeye başlamıştı. Bu hareketimi beklemiyor olacak ki birkaç saniye karşılık vermemişti lakin hemen ardından, ben alt dudağını serbest bırakıp üst dudağına geçerken, dudakları hafifçe gerildi ve inleyerek alt dudağımı kendine çekti. Sırıtmış mıydı o?

İki eli de belimde ki yerini alırken kontrolü hızla eline aldı. Alt dudağımı hafifçe ısırdıktan sonra ısırdığı yerde dilini gezdirerek üst dudağımı emmeye başladığında yaşadığım hazdan bedenim pelte kıvamı almak üzereydi. Bunun bu denli harika hissettireceğini tahmin etmemiştim. Evet, bu ilk öpüşmem değildi lakin ilk kez kendimi kaybedecek kadar yoğun duygular içerisindeydim. Dudaklarımın arasında olan alt dudağını emerken kendime gelmeye çalıştım, bu sadece bir roldü. Fazlası olamazdı, olmamalıydı...

Tadı tüm hücrelerime akın ederken bir yandan da hareketlerinin hırçınlığı başımı döndürüyordu. İçimde ki dürtü üstüne atlayarak ona istediğini vermem için adeta çığlık çığlığa bağırıyordu lakin bunu yapamazdım. Bu çok yanlıştı. Birine karşı özellikle de yeraltında bu denli nâmı olan birine arzu duymamalıydım ya da kalbimi durdurabilecek kadar yoğun hisler vücudumu ele geçirmemeliydi...

Dudaklarımdan içeri akın eden diliyle düşünceler yine bir hayli uzaklaşmışlardı. Dilimle amansız bir dansa tutuşan dili ile dudaklarımdan kaçan inleme onun dudaklarına çarparak aramızda ki ateşi biraz daha harlarken tamamen kendimden geçmek üzereydim. Etrafta kopan çığlıkları ve tezahüratları duyuyor gibiydim lakin emin olamıyordum. Dudakları bir uyuşturucu gibiydi, tadını aldıktan sonra tüm dünya ile iletişimi kestiğiniz bir tür uyuşturucu, sanki bundan sonra bir daha almazsanız ölmekten beter olacağınız bir uyuşturucuydu.

Son olarak ağzımın içini keşfe çıkan dilini önce ısırıp ardından yavaşça emdiğimde belimde ki elini adeta tenimi geçirmiş, karnıma temas eden varlılığının git gide büyüdüğünü hissetmemi sağlayarak erkeksi bir şekilde hırlamıştı. Nefes nefese kalmış bir şekilde kendimi geri çekerken onunda benden pek bir farkı yoktu. Hızla titreyen ellerimle inmiş olan maskesini düzelttikten sonra gözleriyle temas kurmadan etrafıma bakındım. Herkes çığlık atarak bizi izliyordu ve bu durum kesinlikle utanç vericiydi. Bu sırada ise hala yapışık ikiz gibi durduğum Arhan kafasını boynuma gömerek nefesini düzene sokmaya çalışıyordu.

Nefesi her tenime çarptığında az önceki sahnenin kat ve kat ilerisini istiyordu bedenim ama bunu yapamazdım.

Ama istiyorsun.

Hayır ben değil sadece bedenim istiyordu. Bu kadardı.

"Sadece bir öpüşün bile nasıl beni bu hale getirebiliyor?" diyerek nefes nefese bir şekilde boynuma doğru konuşan Arhan'la yavaşça kollarının arasından çıkarken bana değen gözlerine arka tarafı işaret ettim. Aradığımız adamlar oradaydı. Az önceki durum kesinlikle garipti ve bir daha asla hatırlanmamak üzere zihnimin derinliklerine atılacaktı. Sadece bir roldü, başka bir sebep yoktu. Sadece rol!

Anladığını belirtir şekilde gözlerini kırpttığında arkamı dönerek ringin köşesine gelirken o benden önce davranıp aşağı atlamış ardından da bana dönerek bedenimi kucağına aldığı gibi aşağı indirmişti. Duman için buradan atlamak bebek oyuncağıydı lakin şu an Lina Aktürk'tük, bu yüzden her ne kadar ondan kaçmak istesemde yine kollarının arasında ki yerimi almıştım.

Elini belimden çekmeden kulise doğru beni yönlendirerek adımlamaya başlamıştı. İçeri girdikten sonra kapıyı aralık bırakarak bakışlarını bana çevirdiğinde kafamı çevirerek etrafa bakındım. Buraya gelirken hazırlanıp geldiği için kulisi kullanma gereği duymamıştı. Yakınıma doğru gelen adım seslerinin ardından tam karşımda bulunan aynada kesişmişti bakışlarımız.

"Utandınız mı yoksa küçük hanım?" dedi yüzünde ki parıldayan gülümsemesiyle. Küçük hanım lafı da iyice yer etmişti ağzında ve bu durum hiç hoşuma gitmiyordu. Ayrıca bu niye bu kadar güzel gülüyordu? Tamamen haksızlıktı...

"Ben bu oyunu defalarca kez oynadım Ateşcik, neden saçma bir rol için utanayayım ki?" dedim bakışlarımı aynada ki gözlerinden hiç çekmeden. Sözlerimin ardından yüzünde ki gülümsemesi yavaş yavaş silinirken belimden tutarak hızla beni kendisine doğru çevirdi.

"Dudaklarımın arasında inlerken hiç de saçma geliyormuş gibi değildi." dediğinde gözleri aynı bir ateşin üstünde ki mavi kıvılcımları hatırlatmıştı bana. Sözlerim birilerini sinirlendirmişti demek ki...

"Yanlış gelmiş o zaman." diye devam ederek mavi kıvılcımlara bakmayı sürdürdüm. Aslında haklıydı utanmıştım ayrıca oldukça da hoşuma gitmişti ama bunları ona söyleyemezdim.

"Öyle mi?" diyerek belimdeki elini tenime bastırarak beni biraz daha kendisine çekti. "Bir hatırlatma yapalım o zaman tekrardan." dedikten sonra eli hızla maskesine gidip açtıktan sonra dudaklarıma atılıyordu ki bir anda açılan kapıyla bu isteği sekteye uğramıştı. Gelen kişiler az önce gördüğümüz iki dingildi.

Elimi kaldırıp boynuna yerleştirirken maskesini de düzeltmiştim. Gelmeselerdi onun beni tekrardan öpmesine izin verir miydim bilemiyordum. Dediğim gibi dudakları bir uyuşturucuydu ve düşüncesi bile dişlerimi kamaştırıyordu artık.

"Merhabalar, rahatsız etmedik umarım." dedi içlerinden kısa boylu ve kel olan. Görüntüsüne göre sesi kibardı.

"Ettiniz." diye ağzının içinde söylenerek adamlara dönen Arhan'la, onlara çaktırmadan tırnaklarımı ensesine geçirmiştim. Bu kısaca planı unutma demekti benim nezdimde.

"Siz ona bakmayın şaka yapmayı çok sever." dedim yüzümde sahte gülüşle sesimi incelterek. "Siz niye gelmiştiniz acaba?"

"Öncelikle sesiniz bizi mest etti Lina hanım söylemeden geçemeyeceğim." derken gözleri de bir yandan vücudumda dolanıyordu. Burdan bir çıkalım gösterecektim ben kim kimi mest ediyor. Konuşan ikinci dingil ise benim boylarımda ve keltoş olana göre daha genç duran biriydi.

"Ahh! Lütfen beni utandırıyorsunuz." dediğimde belimde ki el git gide sıkılaşarak tenime gömülüyordu. Eğer adamlara bu şekilde bakmaya devam ederse hiçbir şey yapmamıza gerek kalmadan ikiside korkudan bayılacaklardı zaten. Şaka maka kafes dövüşünü kazanması adamın 5 dakikasını almıştı ve buraya gelip onun yanında karısını mı övüyorlardı? Neyse ki bu sadece bir oyundu yoksa yanımda ki koca adamı böyle bir senaryo da tutabilmek imkansız sayılabilirdi.

Şimdi neden bunu hayal etmiştim ki ben, ayrıca o senaryo da ben değilde başka bir kadının oluşu neden içimde ki siniri körüklemişti? Bu tamamen saçmalıktı. Tabikide hayatında başka kadınlar olacaktı, bana neydi ki bundan?

Ateş çıkartan bakışlarını beni öven adamdan ayırmadan belimde ki elini çekerek önüme adımlayıp beni adamın görüşünden çıkarmıştı.

Ya o kadın sensen?

Hayır, bu imkansızdı. Kimse beni sevmezdi ki...

"Karım niye geldiğinizi sordu?" dediğinde sesinden ölüm akıyordu sanki. Sesinin tınısı öyle sertti ki vücudundan akan gücü sadece sesinden bile hissedebilirdiniz ve bu garip bir şekilde hoşuma gitmişti. Ellerimi arkasından beline doğru sararak fırsattan istifade karın kaslarının üzerine koymuş ardında omzuna yasladığım başımla karşıda ki adamları izliyordum. Elimin altında olan boğumları teker teker hissederken dilim damağım kurumuştu.

Kızım, Lavinia kendine gel. Amına koyacağım şimdi hormonlarının.

Ne kadar sert ve sıkılar fark ettin mi?

Kes sesini!

Şimdi eğilip onlarda dilimizi gez...

AA! KES SESİNİ!

"Sana bir teklifimiz var Cobra. Eğer kabul edersen maçta kazandığının on katını alırsın." dedi keltoş olan. Genç olanın korkudan dili tutulmuştu sanırım, benimle göz kontağı kurmaktan bile kaçınıyordu.

"Tamam. Dışarda bekleyin, geleceğim birazdan." derken sesi az öncekinin aksine biraz daha sakin aynı zamanda da boğuk çıkmıştı.

"Tamamdır." diyerek yanında ki genç olanı kolundan çekiştirip kulisten çıkmışlardı. Hemen ardından ellerimi istemeyerekte olsa teninden çekerken Arhan aniden arkasını dönüp belimden tuttuğu gibi arkamda ki masanın üzerine oturtmuştu beni. Şok içinde yüzüne bakarken o ise bacaklarımı aralayıp bana daha çok yaklaştığında kalbim tekrardan heyecanla kasılmaya başlamıştı.

AHH SİKTİR! BU ÇOK YANLIŞTI.

"Ne yaptığını sanıyorsun sen?" dedim hırsla. Yeterdi bu kadar, rolde bir yere kadardı.

"Asıl sen bana ne yapıyorsun? Nasıl tek bir dokunuşla beni bu hale getirebiliyorsun, nasıl sadece kokun bile kalbimi bu kadar hızlandırabiliyor ve en önemlisi neden sana asla doyamıyorum?" derken yüzü git gide yüzüme yaklaşmış elleri ise masada iki yanıma dayanmıştı. "Bana bu soruların cevaplarını vermek zorundasın. Çünkü ben bulamıyorum."

"Böyle düşüyorlar mı?"

"Anlamadım." derken yüzünde cidden anlamadığını belirten ifade oluşmuştu.

"Böyle davranınca diğer kızlar düşüyorlar mı? Hayır bende pek işe yaramıyor da, boşa çeneni yormanı istemem." dedim alaylı bir ses tonuyla.

"Hiç deneme gereği duymadım." dedikten sonra sağ eli yanağıma gelerek gözümün önünde ki saçı sakince kulağımın arkasına iteledi. "Neden her şeyi anladığın halde yokmuş gibi davranıyorsun, neden bu kadar sertsin bana karşı?" diye devam etti konuşmasına bakışlarını bir saniye bile gözlerimden ayırmadan.

"Sen kimsin ki sana yumuşak davranayım?" dedikten sonra afallamış bedenini hızla üzerimden iterek masadan inip karşısına dikildim. "Hayatımda yoksun bile. Kimsin, necisin, bu zamana kadar niye beni takip ettirdin bilmiyorum ve inan umrumda değil. Bu iş bittikten sonra sen yoluna ben yoluma Ateş."

"Benim tüm yollarım ya sana çıkıyorsa?"

"Çıkan tüm yolları külleri kalana kadar yakarım bende o zaman." dememle birlikte hızla aramıza koyduğum bir adımlık mesafeyi aşarak parmaklarını dudaklarımın üzerine siper etti.

"Yapma. O yollarda yanarsa yaşamak için bir sebebim kalmaz." Dudaklarımın üzerinde ki parmaklarına dudaklarını yaslarken gözlerinden bir damla yaş süzülüvermişti. "Yalvarırım bir daha öyle söyleme." dedikten sonra parmaklarını dudaklarımdan çekerken alnını alnıma dayayarak derin bir nefes aldı. Ne olduğunu anlayamıyordum lakin sanırım kabuk bağlayan bir yarasına parmak basmıştım istemeden. "Git dersen bir daha asla rahatsız etmem seni ama yalvarırım yollarım bende kalsın, lütfen."

Neredeyse iki metrelik bir adam karşımda çocuk gibi göz yaşı dökerken ne yapmam gerektiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. İçimden ne kadar ona sarılıp üzülme demek geçse de yapamazdım. Bu hayatta bir darbeyi daha kaldıramazdım ve bunun için kalbime izin veremezdim.

Özür dilerim. Çok özür dilerim Arhan...

"Bu durum beni ilgilendirmez." Dedim sert bir ses tonuyla ardından hışımla yüzümde ki ellerini iterken yana doğru bir adım atarak onun yörüngesinden ayrılmıştım. "Bana bir daha yaklaşma da ne yaparsan yap." Sözlerimin ardından bir kere bile yüzüne bakmadan hızla ayrıldım kulisten. Sanki birisi kalbimi avucunun içine almışta tüm kanını akıtmak istercesine sıkıyor gibiydi. Ama yapamazdım, bir kez daha birini severek güçsüzleşemezdim.

Düşünmemeye çalışarak hızla buraya ilk geldiğimiz zaman durduğumuz masadan çantamı alıp içinden telefonumu çıkararak Kayra'yı aradım.

"5 dakika sonra mekanın arkasında olun." Dedikten hemen sonra onun konuşmasına izin vermeden telefonu geri kapatarak dışarı doğru adımladım. O ise hala kulisten çıkmamıştı ama bu umrumda değildi.

Tamda tahmin ettiğim gibi adamlar ön tarafta değillerdi. Çünkü isteyecekleri şey her ne ise büyük ihtimal Dağhan ile ilgiliydi, bu yüzden kalabalık bir alanda yapamazlardı. Hızla adımlarımı mekanın arkasına doğru atmaya başladım.

Kullanılmayan bir otoparkın çıkışıydı burası o yüzden oldukça sessiz ve karanlıktı. İki salak duvara yaslanmış bir şekilde sigara içerken geldiğimi fark etmemişlerdi bile. Bacağımdan ucunda susturucu takılı olan silahı çıkartarak nişan aldım.

Oldum olası hep böyle şeyleri severdim. Dövüş, silah ve bıçak...

Belki böyle erkek gibi olursam ailem sever sanmıştım ama sorun hiçbir zaman bu olmamıştı, çok geç olsa da anlamıştım. Sonrasında da bende amansız bir tutku başlamış her türlü silahı araştırmaya başlamıştım. Namık'la yolumuzun kesişmesi de tuzu biberi olmuş, araştırdığım her şeyin nasıl kullanıldığını da öğrenmiştim.

Sakince kaldırdığım silahı nişan alarak iki el ateş ettim. Susturucudan çıkan küçük sesle kurşun rüzgarı delerek ikisinin de bacağına saplanmıştı. İlerden sokağı dönen arabayla silahı tekrardan bacağıma geçirdim. Tam zamanında.

Araba tam önümde dururken içinden önce iki koruma inerek, bacaklarını tutarak haykıran adamlara yönelip arabaya tıkmışlardı. Ardından arabadan çıkmaya yeltenen Kayra'yla bakışlarım kesişince kafamı hayır anlamında salladım. Hemen sonrasında hiç beklemeden sokağın sonuna doğru adımlamaya başladığımda ardımdan gelen seslere bakılırsa o gelmiş olmalıydı ve Kayra ona hesap soruyordu ama şu an bunu düşünecek kıvamda değildim. Plan bitmişti ve o artık yoktu. Şunun şurasında tanıyalı bir hafta bile olmamışken nasıl alışmıştım ona bu kadar.

Adımlarım beni mekanın yakınında ki sahile yönlendirirken sakince ilerlemiştim. Kumsal tarafında ki merdivenleri inerken ayağımda ki topukluları çıkartarak kendimi kumlara bıraktım. Rüzgar sertçe eserek saçlarımı uçuşturup bir mızrak gibi tenime işliyordu lakin bu bile kalbimde ki acıyı götüremiyordu. Canım daha çok acımasın diye böyle davranıp ondan kaçmışken şimdi neden kalbim bu denli cayır cayır yanıyordu?

Hani ateş dumanı yakamazdı o zaman ben neden alevler içerisindeydim?

Denize çevirdim bakışlarımı, uçsuz bucaksız sonu görünmeyen karanlık denize...

Dünya üzerinde kimse beni sevememişken neden o sevsindi ki. Emindim birkaç güne adımı bile hatırlamazdı lakin o bakışları zihnimden silinmiyordu. Bakışlarda ki duygulara sahtelik bulaştırılabilir miydi?

Daha fazla ayakta durmaya dayanamayan bedenimi kumların üzerine bırakarak elimde ki ayakkabıları arkama doğru fırlatmıştım. Hava soğuktu ve yarı çıplak tenime her vurduğunda içime işliyor gibiydi. Buna rağmen yüzümde mimik dahi oynamadan denizi izliyordum.

Bana o bakışı, uzanan elinin yana düşüşü, gözlerinden süzülen damlalar... Sikeyim ki zihnimde dönüp duruyordu o anlar. Git mi demiştim ben şimdi ona, bunca sene aradığım adama git mi demiştim?

Bir anda omzuna konan şalla kafamı hızla yukarı kaldırdım. Gelen Kayra'ydı. Yavaşça o da aynı benim gibi kumlara otururken bakışlarını denize çevirmişti.

"İyi misin diye sorsam yine iyiyim diyeceksin, biliyorum. O yüzden sormuyorum." dediğinde bakışlarım ona döndü.

Bakışlarıyla çakışan gözlerimden artık içimde tutamadığım birkaç damla yaş firar etmişti. Bu duruma şaşırmış gibiydi, tabi haklıydı bunca sene bir kere bile ağlarken görmemişti beni.

"Gel buraya gel." dedikten sonra hızla bedenimi dizlerine yatırıp saçlarımı okşamaya başladığında ağlamam şiddetlenmişti.

Ve ben yıllar sonra ilk kez o gece deniz kıyısında Kayra'nın dizlerinde uzanırken hıçkıra hıçkıra ağladım.

**********************

O gecenin ardından iki gün geçmişti. Bu süre zarfında rapor alarak evde diğer hafta olan vizelerime çalışma kararı almıştım kendimce ama bu kafayla ne kadar odaklanabiliyordum orası muammaydı. Önümde ki anayasa maddelerine gözlerimi dikmiş bakarken gördüğüm şey yazılardan çok bana bakan yeşil gözlerdi. Derin bir nefes alarak elimde ki kalemi sinirle masaya fırlattıktan sonra ellerimi saçıma getirerek çekiştirdim. Lanet olası bakışları zihnimin içinden çıkmıyordu.

Çalan tanıdık melodiyle birlikte ellerimi başımdan çekerek ileride masanın üzerinde duran telefonuma doğru baktım. Elime alıp ekrana baktığımda yazan isim duraksamamı sağlamıştı. Bu niye arıyordu ki şimdi? Derince bir nefes aldıktan sonra aramayı cevaplayarak kulağıma götürmüştüm.

"Bugünkü toplantı iptal." dedi Namık şaşırtıcı derece sinirli çıkan sesiyle. Hayret, sakinliğini ne bozmuştu acaba?

"Sebep?" dedim buz gibi bir ifadeyle.

"Bir orospu çocuğu polislere ötmüş, onlarda patlatmak için plan yapmışlar."

Evet kesinlikle sinirliydi yoksa kolay kolay küfür etmezdi.

"Tamamen iptal olması daha çok göze batmaz mı?"

"Tamamen iptal değil, balo olucak sadece toplantı ertelenecek."

"Baştan söylüyorum, şu an hiç balo falan çekemem Namık." diyerek belirtmiştim. Zaten kafam almıyordu hiçbir şeyi, birde baloyla uğraşamazdım.

"Sen değil Kayra gidecek. Polis baskınında ihtimal bile olmasa göz önünde durman dikkat çeker. Ayrıca şimdi bir de Arhan'la anılıyorsun, magazinde tüm gözler senin üstünde zaten fazlasına gerek yok." diyerek açıklama yapmıştı. Her ne kadar artık zorlanmasa da tam olarak iyileşmemişti Kayra.

"Kayra hiçbir yere gelemez. Henüz yaraları iyileşmedi bile." dedim git gide sinirlenmeye başlayarak. Birde Arhan'la anılıyorsun demez miydi? Şaka gibi...

"Merak etme sadece boy gösterecek ayrıca o kabul etti evlat." dediğinde elimi tekrardan sinirle saçlarıma geçirmiştim. İnatçı keçinin tekiydi. "Bu arada Arhan'dan haberin var mı? İki gündür ulaşamıyorum."

"Ne bileyim ben, velisi miyim?" dedim sinirle. Ben unutmaya çabalarken daha çok karşıma çıkartıyordu sanki hayat.

"Bir yakın gibiydiniz, o yüzden sorayım dedim." dedi sesinde ki imalı bir tonla.

"Hayırdır, şimdi de çöpçatanlığa mı başladın?" dediğimde bir kahkaha koyvermişti.

"Bir an şey oldum. Ne diyorsunuz siz gençler..." diyerek duraksadıktan sonra devam etti. "Heh dejavu."

"Ne saçmalıyorsun yine Namık. Yaş aldıkça beyin uçmaya başladı sende."

"Beni bilmemde seninki gözünün önündekini göremeyecek kadar gitmiş."

Ne alakaydı şimdi bu?

"Anlaşıldı sen yine boş yapmaya başladın. İşim gücüm var uğraşamam seninle. Bu hafta sakın dadanma bana sınavlarım var." dedikten sonra cevap vermesini beklemeden yüzüne kapatmıştım.

Acaba çok mu kötü haldeydi de telefona cevap vermiyordu?

Aman banane sanki. Kesin başka bir kadının koynunda sabahlıyordur. Umrumda bile değildi.

Tekrardan elimi uzatarak az önce fırlattığım kalemi alıp derse dönmüştüm. Odaklan Lavinia, odaklan...

**************************

Namık'la konuşmamızın üstünden bir hafta geçmiş ve az önce son sınavımı da vererek sınıftan çıkmıştım. Kelimenin tam anlamıyla ağzıma etmişti sınavlar, zihnimde ki kalabalık yüzünden doğru düzgün odaklanamamıştım bile. Fakültenin kapısından dışarı doğru adımlarken etraf oldukça sessizdi. Sınav haftası olduğu için ya ders çalışmak için kütüphanede olurlardı ya da gelmezlerdi, bu yüzden bir hayli sessizlik sarardı etrafı.

Bu zaman boyunca ne Namık'tan ne de Arhan ve arkadaşlarından ses seda çıkmamıştı. Dediğim gibi unutması bu kadar kolay olmuştu işte, belki de hiç var olmamıştım bile...

Tam elimi çantama atarak sigara paketini ararken bir yandanda kampüsün dışına doğru ilerleyen adımlarım tanıdık bir simayla duraksadı. Tanıdık sima hızla karşıma gelerek beni omuzlarımdan ittiğinde yerimden kıpırdamamıştım bile.

"ALLAHIN CEZASI." dedi hala var gücüyle bana vurmaya çalışırken. "Oğlum senin yüzünden ölüm döşeğinde, seni doğurduğum güne LANET OLSUN." diye haykırdı biricik annem. Tek kelime etmeden ağlayarak beni hırpalamaya çalışan simasını izledim. "Orospuluk yaptığın yetmezmiş gibi şimdi birde oğlumun başını yaktın. AİLENİN YÜZ KARASI." demesini ardından ellerim bana vuran yumruklarını yakalayarak geriye savurmuştu.

"O oğlundu da ben neyindim? Bir kere bile sevmediniz lan beni. Ne yaptım ben size bu kadar anne, NE YAPTIM?" diyerek içimde ki nefreti kusmaya başlamıştım. Tüm geçmişim onlar yüzünden berbat olmuştu, ben onlar yüzünden ölmüştüm.

"Orospuluk yapmasaydın da sevseydik. İşin gücün hep birilerinin altına yatmaktı sonunda onu da yaptın. Sanki lafımızı dinledi de biz sevmedik. Bir de gelmiş hala anne diyor. Annen falan değilim ben senin."

"Ne erkeğinden bahsediyorsun sen? Sizin yüzünüzden ben bırak sevgili olmayı hiçbir erkeğin suratına bakamadım lan. Sizin yüzünüzden duygusuz robotun tekine dönüştüm." diyerek bu sefer ben onu hırsla ittiğimde birkaç adım geri sendelemiştir. "Şu içine sıçtığınız kalbimi ilk kez biri attırdı, ben ona bile izin veremedim sizin yüzünüzden. Sen hala neyin orospuluğundan bahsediyorsun lan?"

Sözleriminden ardından hızla kalkan elini tam bana savuracaktı ki havada yakalamıştım. Tuttuğum bileğinden sertçe kendime çekerek yüzüne doğru eğilerek konuşmama devam etmiştim.

"O eski Lavinia'yı geberttim, ne senin ne de bir başkasının eli kalkamaz artık bana." diyerek avucumda ki bileğini sıkmaya başlamıştım. "Oğluna ne bok olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok ve umrumda bile değil. Umarım geberir yoksa sana and içerim ki karşıma geçip onu gebertmem için bana yalvaracak konuma getiririm seni Halime Argun." dedikten sonra bileğini iterek şaşkın ifadeyle beni izleyen suratına bir kez bile bakmadan okulun kapısına adımladım.

Yürürken bakışlarım bildirim gelen telefonuma kaymıştı. Kayra'nın gönderdiği doğum günü mesajıydı, aslında ikimizde sevmezdik kutlamayı bu yüzden ortak bir gün belirleyip eğlenirdik lakin o mesaj atmayı asla aksatmazdı. O an ekranda ki tarihe kaydı bakışlarım, 13 Kasım. Tamda zamanında lanet edilmişti doğduğum güne...

Dediğim gibi beni ailem bile sevmemişti ki...

***************************

O gecenin ardından neredeyse iki haftadan fazla geçmişti. Bir hafta önce annemin gelip bana saydırmasının dışında etraf oldukça durağandı ve bu çok garipti. Zaten o da yoktu ortalarda, kim bilir kimin koynundaydı. Ben birde üzülmüştüm onun için, hay beynimi si...

"Bence pişmanlarmış artık, yalvarırım eziyet etme bize diye çığlık atıyorlar. Duyuyor musun?" diye yanı başımda söylenen Kayra'yla düşüncelerime bir ara vererek ona dönüp ne diyorsun anlamında kaş göz yapmıştım. "Diyorum ki salataya doğranacak hıyarın içine ettin cacık oldu. Kaç gündür pimi çekilmiş bomba gibi geziyorsun evde, bir şeyde soramıyoruz. Yeter!" diyerek yakarışta bulunduğunda bedenimi tamamen ona çevirerek elimde bıçağı çevirmeye başlamıştım.

"Zaten kafam atık, oydurma bana mavişlerine şirine."

"Kafan niye atık işte? O geceden sonra ağzını bıçak açmadı, anca günlerdir önüne gelene sövüyorsun. Ulan geçen önünden geçtiğin ağacın yaprağına bile sövdün." derken neredeyse çığlık atmak üzereydi.

"Rengi kötüydü." dedim gözlerimi devirerek. Yeşildi, koyu yeşil...

Sözlerimin ardından bakışlarım tezgahta ki salatalığa dönünce Kayra'ya hak vermiştim, gerçekten cacıklık olmuştu.

"Neyin var anlat artık!"

"Git dedim, gitti." dedim kısık çıkan sesimle. Oysaki git dememiştim bile buna rağmen gitmişti.

"Ee sen kovduysan neden bu haldesin be Lavi'm?"

"Çünkü..." çünkü o an ki darmadağın olan ormanlar gitmiyor gözümün önünden diyemedim. "Çünkü öyle işte, ayrıca ne varmış halimde? Gayet normalim ben." diyerek yoğurt almak için dolaba yönelirken dışardan gelen bağırışma sesleriyle duraksamıştım. Bakışlarım Kayra'yla kesişirken ikimizinde kaşları çatılmıştı. Hızla masanın altında ki gizli bölmeden silahı alarak mutfaktan çıkıp dış kapıya doğru ilerledim. Yandaki dolaptan büyük güneş gözlüklerimle yüzüme geçirdikten sonra kapıyı açarak bahçeye çıktım. Korumalar içeri girmeye çalışan telaşlı bir adamı tutmaya çalışıyorlardı.

"NE OLUYOR BURADA?" diye haykırarak yanlarına ilerledim.

"Efendim kim olduğunu belirtmeden sizinle konuşmak istediğini söyledi, bizde izin vermedik." diye konuşan Agah'ı kafamla onaylayarak adama döndüm.

"Kimsin?" diye sordum buz gibi sesimle.

"Duman, Ateş tehlike de." derken sesi oldukça telaşlı geliyordu.

"Sana kimsin diye sordum." sözlerimin ardından cebinden bir kaput parçası çıkararak bana uzattı.

"Benim hemen gitmem lazım, çok zamanım yok. Bunu al ve beni gördüğünde sakın tanıdığını belli etme." dedikten sonra koşar adımlarla yanımızdan ayrılıp arabasına binerek gitmişti. Peşinden gitmeye çalışan adamları durdurarak arkamı döndüm. Ben demiştim, bu kadar sakin geçemezdi günlerim...

Bakışlarım elimde ki kağıda düştü, bir adres yazıyordu. Derin bir nefes alarak odama doğru adımlarken Kayra da peşime takılmıştı.

"Elinde ki ne Lavi, ne verdi adam sana?"

"Adres." dedim kısaca ardından adımlarım hızla dolabıma yönelmişti. Altıma siyah bir tayt üzerine ise yine siyah uzun kollu bir crop çıkarmıştım, bıçak ve silahları takabileceğim kayışları giyebilmek için rahat bir kombin yapmalıydım. Çıkardığım üstleri hızla giyerken Kayra da bir yandan konuşmaya devam ediyordu.

"Arhan mı tehlikede? Ay ne oluyor şimdi, ben hiçbir şey anlamadım?"

"Sanırım öyle şirine, bende bilmiyorum. Gidince öğreneceğiz." derken bir yandan da giymiş olduğum kayışlara silahımı ve bıçakları geçiriyordum. "Saçım için kırmızı spreyi getirir misin hemen?" dediğimde hızla kafasını sallayarak odadan çıkmış ve bir süre sonra elinde ki boyayla gelmişti.

"Tek başına gitmeyi düşünmüyorsun herhalde?" diye söylenirken bende gözlerime mavi lensleri geçiriyordum.

"Yok ulusa sesleniş yapacağım Kayra." dedim makyaj masama ilerleyerek. Aceleyle makyaj yapmaya koyulmuştum, Dumana dönüşmem gerekiyordu. Ten makyajımı bitirdikten sonra gözlerime geçerek mavi lenslerimi dahada belirgin yapan koyu bir göz makyajı yapmıştım. Son olarak dudaklarıma meşhur kırmızı ruju sürerken zihnimde yankılanan sesleri susturmaya çalışarak derin bir nefes aldım.

Lavinia olurken pek makyaj yapmayı sevmezdim, bu yüzden ikisi arasında büyük fark olurdu. "Şu saçlarımın uçlarını, arkadan ve önden bir kaç tutamı boyar mısın?" dedim hala bana sinirli bir şekilde bakan Kayra'ya dönerek.

"Gerçekten başımın belasısın Lavinia." diyerek bana doğru adımlayıp saçlarımı eline almıştı. Ona alttan yukarı öpücük atarak önüme dönüp işini yapmasını sağladım.

Bir süre sonra aynada gördüğüm yüz Dumana aitti. Mavi bakışları karşısında duran herkesi içine alarak boğmayı hedefler gibi bakıyordu. Bakışlarımı aynadan ayırarak yatağın üzerinde ki deri ceketimi de alarak kapıya yöneldim hızla.

Odadan ayrılarak ceketimi üzerime geçirdiğimde dış kapıya ulaşmıştım.

"Adrese mi gideceğiz şimdi?" diye soran Kayra'yla çoktan dışarıya adım atmıştım.

"Agah, arabamı getir koçum?" diyerek seslendiğim koruma beni başıyla onaylayarak arabayı getirmeye gitmişti. "Hayır, önce bir Ateşin evine gidip öğrenmem lazım." dedim bakışlarımı Kayra'ya çevirerek.

Benden hemen sonra da o hazırlanıp peşime takılmıştı. İçimde durduramadığım bir huzursuzlukla önümüzde duran arabaya doğru adımladım.

"Sen içini ferah tut. Bir şey olmamıştır eminim ki." diyerek beni sakinleştirmeye çalışan Kayra'yla beraber arabaya geçmiştik.

"Agah adamları toplayıp takip edin beni." dedikten sonra sürücü tarafının kapısını kapatarak arabayı çalıştırdım.

"Peki efendim." diyerek beni onayladıktan sonra on tane kadar adamı toplayıp peşime takılmıştı.

Şu aralar içimde ki adalet arzusunun yerini öyle çok intikam kaplamıştı ki neredeyse tamamen Dumana dönmüştüm. Onlar adalet yok sanıp bu denli rahatlarken kendi adaletimin saltanatını kurmadan Dumanı bırakmayada hiç niyetim yoktu.

"Benim yüzümden eğer başına bir iş geldiyse..."

"Saçmalama, seninle ne alakası var Lavinia."

"Çok kötüydü bakışları Kayra. Yıkılmış gibiydi. Sana çıkan yollarımı yakarsan yaşayamam dedi bende umrumda değil dedim." dedim avuçlarım direksiyonu daha sıkı kavrarken. Ardından bakışlarım Kayra'ya döndü. "Kendine bir şey yapmaz değil mi?"

"Hayır tabiki de, hem bak onun sana olan bakışlarını hepimiz gördük, o adam seni kolay kolay bırakmaz."

"Umarım bırakmaz." diye mırıldanarak önüme dönmüştüm.

"Şu adresi versene birde ben bakayım." diyen Kayra'yla bir elimi sıkı sıkıya tuttuğum direksiyondan çekerek ceketin cebine sokup kağıdı çıkardıktan sonra ona uzattım. Bir süre baktıktan sonra konuşmaya başladı. "Ee burası Deniz'in mekanlarından biri."

"Nasıl? Emin misin?"

"Evet kızım, geçen ay gittik seninle hatta yolda kaybolduk. Orası işte." demesiyle hızla telefonu elime alarak Deniz'i aramaya koyuldum. Deniz, bar ve restoran zincirleri olan güçlü bir kadındı, birkaç yıl önce mekanına gelen bir mafya tarafından zorbalandığını görünce müdahale edip engel olmuştum. O zamandan beri çok sık olmasa da ara ara buluşup takılırdık.

"Ooo ateşli hatun sen bizi arar mıydın ya!" diyerek şen şakrak bir şekilde açmıştı telefonu.

"Deniz bunu sonra konuşuruz şimdi önemli bir durum için rahatsız ettim seni." dedim sesimde ki gerginliği yok edemeyerek, bir yandan da son gaz Ateşin evine sürüyordum.

"Ne rahatsız etmesi aşkım, sen söyle bakalım niye bu kadar endişeli geliyor sesin?"

"Senin şu orman yoluna yakın yerdeki mekanına bugün gelecek olan biri lazım bana. Adı Arhan Demir." derken direksiyonu sıkmaktan parmak boğumlarım bembeyaz olmuştu.

"Bir saniye bakıyorum hemen." dedikten sonra klavye sesleri duyulmaya başlamıştı. "Arhan değil de Dağhan Demir on dakika önce giriş yapmış. Yanında Araf Demir ile birlikte." Araf mı? Bu onun ikinci ismi miydi acaba? "Bunları gördüm ben az önce ikiliden genç olan feci dayak yemiş bir haldeydi." dediğinde kalbimde ki yumru büyüyerek beni içine çekip tüm dünyadan soyutlamıştır sanki.

"Deniz benim o dayak yiyeni kurtarmam lazım. Bana yardım eder misin?" Onu kurtarmam lazımdı, en azından kendimi de kurtarabilmem için bu lazımdı.

"Soru mu bu? Tabiki de ederim. Sen yeterki planı anlat." derken sesi heyecanlı geliyordu. Böyle işlere hep bayılırdı. Aynı zamanda da benim kimliğimi bilen sayılı insanlardan biriydi.

"Onların oturduğu masaya bir tür ses dinleme cihazı koymanı istiyorum. Yapabilir misin?"

"Hayhay o iş bende. Ee plan nedir?" dediğinde Arhan'ın evinin önüne gelmiştik.

"Şimdi kapatmam lazım Deniz ama beklemede kal. Ben seni yarım saat içinde arayıp planı anlatacağım. Ayrıca ben oraya gelene kadar sakın gitmelerine izin verme."

"Tamamdır patron." dedikten sonra telefonu kapatmıştık. Hızla arabadan inerek eve doğru adımlarken Kayra ve korumalarda peşime takılmıştı. Kapıya sertçe vururken içeriden gelen adım seslerini duyabiliyordum, hala vurmaya devam ederken birkaç saniye sonra kapı Turgay tarafından açılmıştı.

"Buyur." dedi sert bir tonda. Kahve gözlerinin altında ki morluktan uyuşmadığı belli oluyordu.

"Ateş nerede?" dedim sabırsız bir tonda. İçimden bir ses evde olması için yalvarıyordu hala.

"Niye sordun?" diyerek soruma soruyla cevap verdi hiç istifini bozmadan.

"Lazım."

"İşte. Biz geldiğini haber veririz." diyerek tam kapıyı yüzüme kapatacaktı ki Ahu onu durdurmuştu.

"Yeter. Belli ki sizin bir halt başaracağınız yok bari ondan yardım alalım." diye arkasına doğru haykırdıktan sonra bana döndü. Kan çanağı olmuş ela gözleri parıldayarak bana bakıyordu. "Duman, Ateşten haber alamıyoruz. En son iki hafta önce babasının yanına gidecekti ama o zamandan beri ortalarda yok. Bulamıyoruz. Yardım et lütfen."

Ve bingo! Araf Demir bir başka değişle Arhan Araf Demir, Deniz'in bahsettiği kişinin ta kendisiydi.

"Ahu!" diye kelimenin tam anlamıyla hırlayarak onu geriye çekmeye çalışan Turgay'a dönerek konuşmaya başladım.

"Yerini biliyorum."

Sözlerim ikisini de şoka uğratırken yarım olan kapı Alp tarafından sonuna kadar açılmıştı.

"Nasıl?" diye tereddütle konuşan arkada ki Can'a kaydı bakışlarım. İlk defa onu bu şekilde çökmüş görüyordum.

"Biraz önce evime bir adam gelerek Ateşin bana ihtiyacı olduğunu söyleyip bir adres verdikten sonra kaçtı. Her kimdi bilmiyorum lakin direk bana gelmesinin tek bir sebebi olabilir." dedikten sonra boğazımda ki yumruyu yok etmek istercesine yutkundum. "Onun yanına benim için gitti."

Sözlerimin ardından hepsinin gözleri büyürken haklı olduğumu anlamıştım.

"Fazla vaktimiz yok. Planı anlatıyorum iyi dinleyin." dememin ardından onlarda bahçeye yanıma gelmişlerdi. "Verilen adres böyle işlerle hiçbir ilgisi olmayan bir arkadaşımın mekanı yani bu demek oluyor ki oraya öldürmek için götüremez. Plan çok açık. Dikkat dağıt, al ve çık. Dağhanla çatışmaya giremeyiz, eminim ki dışarıda düzinelerce adamı onu bekliyordur. Bu yüzden siz dışarı da bekleyeceksiniz ve bende onu alıp geleceğim."

"Yenge bunu yapacağına kafamıza sık daha iyi. Zaten seni oraya tek yolladığımızı duyarsa Arhan hepimizi kurşuna dizer, iki türlü de ölürüz yani." diyen Can'la kısa bir süre afallamıştım. Yenge derken?

"Arhan bilmeyecek. Zaten çok temiz bir iş olacak, hepsini bayıltıp Arhan'ı da alıp çıkacağım."

"Sen şu planı tamamen bir dökülsene." diyen Alp'le ona dönerek konuşmaya başladım.

"Plan tam olarak şöyle..."

*****************************

Şu anda mekanın en karanlık masalarından birinde oturup elimde ki viskiyi yudumlarken karşımda ki ikiliyi hem izleyip hemde dinliyordum. Arkadaşlarına planı anlattıktan sonra hiç vakit kaybetmeden arabalara dağılmıştık. Yolda ise Deniz'i arayıp beni gizlice içeri almasını ve garsonlarına da gaz maskesi dağıtmasını söylemiştim. Saat iyice gece yarısı olmaya başladığı için mekandakilerin çoğu sarhoştu, bu yüzden çıkarma gereği duymamıştım.

"Şurada güzelce baba oğul eğleniyoruz işte evlat, azıcık suratın gülsün be." dedi Dağhan Demir suratında ki iğrenç gülümsemeyle. Bakışlarım buraya geldiğimden beri odaklandığım tek bedene çevrildiğinde kalbime bir acı silsilesi daha çarpıyordu. Kaşı ve dudağı patlamıştı ayrıca yüzünün sağ tarafında da büyük bir morartı vardı. Ona bunu kendi rızasıyla yapabileceklerine inanmıyordum, büyük ihtimal pusuya düşmüş, elleri kolları bağlanmıştı.

Cevap vermeden ruhsuz bakışlarını masaya atan Arhan'la içimden kalkıp sarılmak isteyen dürtü git gide artıyordu. Eğer olurda buradan ikimizde canlı çıkarsak...

Çıkarsak ona bir şans verecektim...

"Ah! Yeter. Şurada iki eğleneceğiz içine sıçtın." diyerek gözlerini devirerek önüne dönmüştü. "O zaman artık asıl konumuza dönelim zaten geç oldu birazdan kalkarız." dediğinde onun bakışları sertçe Dağhan Demir'i bulmuştu. "Eğer biricik sevdiceğin hukukçu kız yaşasın istiyorsan, bana Dumanın cansız bedenini getireceksin."

Arhan şaşırdığı belli olan bakışlarını atarken benimde ondan pek bir farkım yoktu. Neden benim ölmemi istiyordu ki?

"Eğer onu öldürürsem peşini bırakacak mısın?" diyen Arhan'la gülmemek için kendimi zor tutmuştum. İki seçenekte aynı değil miydi?

"Tabiki de oğlum. Bilirsin ben sözünün eri bir adamımdır." derken bende ayaklanmıştım. Dumanı öldürmek istiyordu öyle mi? O zaman bunu kendisi yapmalıydı.

Kapının yanında duran Deniz'e işaret çakarak hızla sahneye çıktım. Ben çıkar çıkmaz sahne kararmış ve tam karşımda onların bulunduğu masa aydınlığın içinde kalmıştı. Bu sayede Arhan'ın bileğinde ki kelepçelerde görünür oldular. Ringde bile bir adamı yenmesi 5 dakikasını alan birini nasıl bu hale getirmişti? En başından beri benimle mi tehdit ediliyordu yoksa?

Bağlı olan saçlarımı açarak yüzümde ki maskeyi çıkardım. İki elimle önümde ki mikrofona sarılırken yüzümde beliren alaycı sırıtışa izin vermiştim.

"SELAMLAR BEYLER BAYANLAR VE SAYGI DEĞER DEMİR AİLESİ." dedim haykırarak. Yüzüm karanlıkta kaldığı için kim olduğumu anlayamıyorlardı. Lakin tek bir kişinin bakışları tamamen bana odaklıydı. Sesimden tanımıştı...

"UNUTMAYIN ATEŞ YOKSA DUMAN ZEHİRLEMEK İÇİN HER YERDE!"

Sözlerimin ardından etrafı bayıltıcı etkisi olan bir sis sarmaya başlamıştı. Hızla yan tarafımdan uzatılan gaz maskeni başıma geçirirken içeri doğru adımladım. Dış kapı kilitliydi lakin çevrede olan adamları ne kadar süre sessiz dururlardı bunu bilmiyordum. Dışarda neredeyse üç düzine adamı vardı puştun, göt korkusu nelere kadirdi işte.

"Sen niye bu adamı kurtarmaya çalışıyorsun bakim?" diyerek soran Deniz'le onun odasına geçmiştik.

"Bir arkadaş." dedim kısaca kolumda ki saate bakarken. Son 5 dakika kalmıştı bayılmaları için lakin tehlikeliydi. Çünkü her an mekan kurşun yağmuruna tutulabilirdi.

"Sen öyle diyorsan öyledir ateşli hatunum." derken imayla sırıtıyordu.

"Sen nereden biliyorsun?" dedim şaşırmama engel olamayarak. Onun Ateş olduğunu biliyordu ama nasıl?

"Mekana gelmişti bundan seneler önce, zil zurnada sarhoş olmuştu. Ona taksi çağırabileceğimizi söylemek için yanına gittiğimde bir anda döküldü her şeyi. Tabi Ateş olduğunu söylemedi, ben onu kendi engin yeteneklerimle öğrendim." diyerek saçlarını omzundan geriye doğru savurmuştu. Tam bir esmer güzeliydi.

"Sana ne anlattı peki o zaman?" dedim bir yandanda telefonumdan Turgay ve Alp'e gelmeleri için mesaj atıyordum. Buraya gelmeden önce almıştım numaralarını.

"Gece gözlü ay tenli bir kadına nasıl sırılsıklam aşık olduğunu anlattı." dediğinde zihnimde binbir tane soru dönmeye başlamıştı. "Hemen asma be suratını güzellik, sen önceden bu kadar salak değildin, noldu sana? Sensin be kızım o sensin, bu adam senelerdir deli gibi sana aşık."

Ne!

"Bunu nereden çıkardın şimdi Deniz? Ayrıca öyle bir şey varsa ben bunu neden şimdi öğreniyorum?"

"Yemin ettirdi söylememem için. Bilirsin bizde söz senettir." derken bakışlarını gözlerime çevirmişti. Doğruyu söylüyordu, verdiği sözü her türlü tutardı Deniz.

"Her neyse işte, bunu sonra konuşuruz." diyerek odadan çıkarak mekanın arka kapısına ilerleyip Turgay ve Alp'i içeri almıştım. Onlara da birer gaz maskesi vererek içeri doğru adımlamaya koyulduk.

Bayılan insanlara bir süre baktıktan sonra hızla Arhan'a doğru adımlamaya başlamışken tam sağ tarafımda ki cam kurşunların etkisiyle patlamıştı. Kendimi başı masaya düşmüş Arhan'a siper ederken telaşla diğerlerine dönüp bağırdım.

"Acele edin!"

Sözlerimin ardından koşar adımlarla gelerek Arhan'ın koluna girdikleri gibi sürükleyerek mekanın arka kapısına ilerletmeye başladılar.

Son anda arkamı dönerek baygın olan Dağhan'ın elini masaya sabitleyerek bacağımda ki bıçağımı çıkartıp sertçe eline sapladım. Ardından yüzümde ki sırıtışla geriye dönüp arka kapıya doğru koşar adımlarla ilerledim.

Benim olana kimse zarar veremezdi...

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Ve bölüm sonuuuu

Tuhaf ve aksiyonlu bir bölüm oldu ha ne dersiniz?

Sizce Dağhan Demir bugünden sonra nasıl bir yol izleyecek?

Artık Lavinia hislerini göz ardı edebilecek mi?

Ve en önemlisi bölümü nasıl buldunuz?

Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfeeennn

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

Bölüm sonu

4 yorum