Bölüm Şarkıları
Furkan Kızılay~Her Şey Senle
Model~Sarı Kurdeleler
Gökhan Türkmen~Aşk
Model~Yalnızlık Senfonisi
Veee heyecan dolu bir bölümle karşınızdayımmm.
Yorum ve vote atmayı unutmayın olur mu?
Seviliyorsunuzz
İyi okumalar
🖤⚖️
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
4 YIL ÖNCE
(Yazarın anlatımından)
Güneşli bir Eylül günüydü o gün, bulutlar sanki gerçeği daha da belirtmek için geri çekilmiş, ışığın her yeri aydınlatmasına izin vermişlerdi. Evren ağlarını o gün birer birer örerken genç kız her şeyden habersiz bir şekilde birkaç hafta önce başladığı dövüş salonunda karşısında ki rakibini yenmeye çalışıyordu. Dövüş öğrenmek her zaman bir arzusuydu lakin belki de bunun sebebi artık korkmak istememesinden kaynaklanıyordu. Çünkü ona zarar veren görmüş olduğu şiddet değil buna engel olamamaktı...
Genç adam ise bu sefer her zamankinden farklı olarak gündüz gelmişti dövüş salonuna, bunun kaderin bir oyunu olduğunu nereden bilebilirdi ki...
"Şu kızı görüyor musun evlat?" dedi Namık yanında ki delikanlıya dönerek. Ona her baktığında kendi gençliğini görürdü ve her defasında bu onu yaralardı aslında. "Çok inatçı, cesur, gözü pek bir kız." diye devam etti sözlerine.
"Hayırdır Namık, şimdi de çöpçatanlığa mı başladın?" dedi buz gibi sesiyle delikanlı. Yeşil hareleri dakikalardır baktığı zemine odaklıydı hala. Bu mecrada ona adıyla seslenebilen tek kişiydi, henüz...
"Aşk güzel şeydir evlat, her ne kadar sonu acı verse de güzeldir." derken hüzün dolan bakışlarını tekrardan delikanlıya çevirdi. "Ama amacım o değil. Kızı eğitmek istiyorum." Sözlerinin ardından delikanlı bakışlarını sakinlikle yanında ki adama çevirdi.
"Bundan banane." diyerek sırtını yaslamış olduğu duvardan ayırarak konuşmaya devam etti. "Ama illa tavsiye istiyorsan da bir kızı bana yaptığın gibi eğitemezsin. Hiç kimse buna katlanmaz." dediğinde sözlerinden oldukça emindi. Şu zamana kadar onun eğittiği tek kişi kendisiydi ve yaşadığı şeyler ele avuca sığacak türden olaylar değillerdi.
"Bundan emin olamazsın evlat. Her iddiasına varım ki o kız sana benziyor ve en az senin kadar güçlü." Sözleriyle eşzamanlı olarak yeşil hareler karşısında dövüşen kıza çarptı. Siyah tutamlarının bazıları yapmış olduğu topuzdan firar ederek terden dolayı ıslanmış yüzüne yapışmışlardı. Ellerinde ki bandajlarla pozisyon almış rakibinden gelecek olan hamleyi bekliyordu. Bir süre izlediğinde kollarının güçsüz olduğu kanaatine varmıştı lakin hareketleri çevikti. Delikanlı tam harelerini çevirmek üzereydi ki genç kız rakibinin kolundan tutarak kelimenin tam anlamıyla yere fırlatmıştı.
Hareketinin ardından rakibi nakavt olmuş ve kız kazanmıştı. Gözlerinde ki zaferin pırıltısıyla hızla bakışlarını delikanlının hemen yanında ki adama çevirerek onay bekler gibi izlemeye koyulmuştu. Bunlar olurken delikanlı bir saniye bile ayıramamıştı bakışlarını kızın üzerinden. Gece kadar karanlık ve yıldızlar kadar parlaktı bakışları. İçinde anlamlandıramadığı bir hisle bu gece gözler onun yeşilleriyle çakışsın istedi ve belki de tanrı ilk defa duasını kabul etmişti.
Siyahlar yeşillerle çakıştı, orman karanlığa büründü, etrafı kayan yıldızlar çevirdi ve iki ruh iki ayrı kalp bir bütün olarak evrenin şahitliğinde birbirine bağlanlandılar... Bunu kimse görüp duymadı lakin kader ağlarını hızla örmeye başladı...
Namık'ın gururlu bakışlarını gören genç kız yüzüne içten bir gülümseme kondurarak bakışları çakışan delikanlıya baş selamı verip soyunma odasına ilerlemişti, arkasında o gülümseye hayran olan ormanların varlığından habersizce...
Delikanlının hayranlığını fark eden Namık gülümsedi sakince. Sultan'ı burada olsaydı bu iki deliyi hemen baş göz ederdi diye düşündü içinden. Bu durum onu daha çok güldürmüştü, hüzünlü bir gülüş...
Aşkın varlığına hep inanırdı Namık, bunu ona kurban olduğu Sultan'ı inandırmıştı ve sonrasında göçmüştü bu dünyadan. Aşk güzel şeydi lakin iki tarafta güçlü olduğunda. Ve o an karar verdi Namık bu kıza istediği gücü verecekti, hem onun için hemde yanındaki kendisinin bile farkında olmadığı, kızı hayran bakışlarla izleyen delikanlı için...
Delikanlı hızla gözlerini kapatarak kendine gelmeye çalıştı, ona göre bu durumlar sadece bir efsaneydi aynı adalet gibi. Sevgi gerçek olsaydı annesinin ölüşünü izlemek zorunda kalmazdı belki de ya da eğer adalet gerçek olsaydı onu öldüren kişi elini kolunu sallayarak gezemezdi. Bunları çok küçük yaşta öğrenmek zorunda kalmıştı delikanlı, günlerce annesinin ölü bedenine sarılıp ağlarken hayat zorla sokmuştu kafasına, buna mecburdu.
"Ne yaparsan yap Namık, beni ilgilendirmez." diyerek yandaki ceketini alıp üstüne geçirdiği sırada koluna değen dokunuşlarla hızla geriye çekildi. Bilerek yapılan temaslardan nefret ederdi özellikli de karşı cins tarafından yapılıyorsa. Ona dokunan en son kadın annesiydi ve hep öyle kalsın istiyordu, belki de delilikti ama yine de bu dürtüye engel olamıyordu. "Temas sevmem." dedi sertçe bakışlarını yanında ki sarışın kıza çevirirken ardından konuşmasına bile izin vermeden salonu terk etmişti. Kızın amacını anlamıştı lakin bugün olmazdı eğer çok istiyorsa delikanlıyı bulurdu zaten ama bugün sadece tek bir kadına ait diye düşündü bindiği arabasını hızla mezarlığa sürerken...
*****************************
GÜNÜMÜZ
( Arhan Demir)
"Ondan vazgeçemiyorum anne. Nereye baksam onu görüyorum. Sen olsan sevdiğin kadını ne olursa olsun bırakma derdin kesin." dedim hüzünlü bir gülümseyle karşımda ki içinin boş olduğunu bilerek yaptırdığım mezara bakarken. Bedenine bile sahip çıkamamıştım onun, koruyamamıştım. "Ama bırakmam gerekirdi anne, varlığım bile onun acı çekmesini sağlarken bırakmalıydım. O gün o salona hiç gitmemeliydim, o gecelere hiç bakmamalıydım."
İsminin olduğu taşa çevrildi bakışlarım."Seni koruyamadığım gibi onu da koruyamadım. O güzel gülümsemesi silinmiş bakışlarında ki parıltılar ölmüş yerine aynı bana benzeyen biri gelmiş sanki." diyerek devam ettim konuşmaya. Çenem şu hayatta sadece burada açılırdı aslında lakin artık onu açabilen bir kadın daha vardı.
Derince bir nefes çektim ciğerlerime, hava da hala onun kokusu var gibiydi. Tabi bunun sebebi evde unutmuş olduğu tişörtüne sarılarak uyumam olabilirdi. Nasıl oluyordu anlamıyordum ama kokusu bir şekilde kabuslarımı dindirip rahat bir uyku uyumamı sağlıyordu. Bana huzur veriyordu...
"Namık'ı en başında durdurmam gerekiyordu ama bilemedim anne, bir kızın hayatından bile vazgeçecek kadar acı çektiğini tahmin edemedim." Tekrardan derin bir nefes alırken eliminin altında olan toprağa çevrildi bakışlarım. "Sen ona olan aşkın yüzünden öldün, ya o da benim yüzümden ölürse diye kaçtım anne. Görmezsem unuturum o da güvende olur sandım ama dayanamadım, hele ki o orospu çoçuğunun onun çevrelerinde dolandığını duyunca..."
Yumruk olan ellerimle bakışlarımı gökyüzüne çevirdim.
"Duyunca deliye döndüm. Ona zarar verilmesi düşüncesi bile çıldırttı beni. Ne denli bu kadar kalbimde yer etti bilmiyorum ama atamıyorum onu işte." Gözümden düşen damlayı hızla sildim. "Bende kalktım geldim, o burada onun çevresinde dolanırken duramadım yerimde."
Yavaşça ayağa kalkarak son kez mezara döndüm yine.
"Git derse bana, kovarsa beni boynum kıldan ince ama o zamana kadar senin yolundan gideceğim anne, Sâye'min yanında olacağım." Ardından elimi kaldırarak isminin yazılı olduğu taşı okşadım. "Seni çok sevdiğimi unutma olur mu? Belki bir daha ki gelişimde gelinini de getiririm." dedim yüzümde engelleyemediğim sırıtışla.
Elimi çekerek geriye dönüp ilerde ki arabama doğru adımladım. İki gündür görmemiştim ve gariptir ki burnumda tütüyordu. Önce şirkette ki birkaç işi halletmem gerekiyordu sonrasında yönüm belliydi. Senelerce sadece uzaktan izleyen kalbim yanımda ki varlığını tatmıştı ve artık bir saniye bile uzak kalmaya tahammülüm yoktu.
Tam arabanın kapısını açıp binecekken çalan telefonumla duraksadım. Arayan Haydar'dı, şerefsizin yanına soktuğum adam.
"Ne var?" dedim arabaya binerken.
"Abi babanın adamları yine hukukçu kızın okulunun çevresindeler, başlarında da şu geçen günkü herif var. Ömer midir nedir o." dediğinde elim direksiyonu yerinden sökmek istercesine kavramıştı. Benim güzelimin canını yakmak istiyordu, belli olmuştu artık ellerimde gebermeden siktir olup gitmeyecekti.
"Eyvallah Haydar." diyerek kapattım telefonu.
Hızla arabayı çalıştırarak okula doğru sürmeye koyuldum. "Tanışalım bakalım kimmiş bu karakterini siktiğim?"
***************************
(Lavinia Argun)
Hayat hep böyle acı vermek zorunda mıydı? Sadece yaşayıp gidemez miydik? Aklım kestiğinden beri acıdan başka hiçbir şey görmemiştim bu hayatta. Hep acı, daha fazla acı, en çok acı...
Artık dayanamamış ve bırakmıştım acı çekmeyi, acı çektirenleri. Peki ya onlar niye bu kadar sene sonra tekrardan karşıma çıkmışlardı, ne istiyorlardı benden? Karşımda, okulun dışında arabasına yaslanarak beni izleyen abimden çekemediğim bakışlarımla zihnimden bunlar geçiyordu. Yüzünde ki sırıtışı buradan bile görebiliyordum lakin yinede içimde ki hislere engel olamıyordum.
Korku...
8 yaşında ki ben hemen yanımda durmuş korkudan titriyordu. O her şeye rağmen çok seviyordu ailesini ve onlardan ölesiye korkuyordu. Yanağında ki beş parmak iziyle okula gittiğinde de seviyordu onları, kaşı patlamış yüzü morartı içinde dışarı çıktığında da...
12 yaşımdaki halim belirdi diğer yanımda, o da aynı korkak bakışlarla izliyordu abisini. Çünkü biliyordu yine bağıracaktı ona yine dövecekti ama bunları istemiyordu. Bu sefer susmadı küçük kız, o da bağırdı yardım istedi ama sesini sadece duvarlar duydu.
18 yaşımdaki ben tam karşımda beni korumak istercesine dimdik duruyordu. Başına ne gelirse gelsin ona yapılan gibi susmamaya yemin etmişti. Kafasını kaldırdı ve dimdik baktı ona, bu yüzden hukuk okumak istedi. Kimse kendisinin yaşadığı acıları yaşamasın diye...
Ve ben birkaç gün sonra 23 olacak yaşımda buradaydım. Dudaklarımda aynı onunki gibi yavaşça büyüyen bir sırıtışla ruhumun katillerinden birini izliyordum.
"Neler oluyor Lavi, o kim?" diye sordu Kayra. Ses tonundan endişelendiği belli oluyordu. Karşımda ki katil sağ tarafına bir el hareketi yaptığında arkasında ki arabadan tahmini 7-8 yaşlarında bir kız çocuğu indi. Siyah uzun tutamları ve beyaz teniyle bana benziyordu lakin benzerliği sadece bunlar değildi. Beyaz teninin üstünde ki morartılar buradan bile belli oluyordu.
Çatılan kaşlarımla beraber hızla ona dönerek ileri atılmıştım ki belime dolanan kollarla geri çekildim. Etrafımı saran yağmur kokusundan kimin geldiğini tahmin etmek zor değildi.
Bakışlarım önce belime dolanan kola ardından da kolun sahibine çevrildi. Bunun yine ne işi vardı dibimde?
Gözlerim tekrardan katile dönerken küçük kıza çarpmıştı. Katilin elleri onun boynuna sarılmış sanki seviyormuş gibi gözüküyordu ama amacı belliydi. Onu öldüreceğini belirtmek istiyordu bana. Biliyordu, şerefsiz piç zaafımı çok iyi biliyordu.
Ellerimi Arhan'ın koluna koyarak itmeye çalıştım, gidip o küçük kızı kurtarmalıydım. Daha çok küçüktü ve çok korkmuştu, onu almalıydım.
"Sakin ol." diye fısıldadı nefesi kulağıma çarparken.
"Bırak beni Arhan. Onu kurtarmalıyım, canı yanıyor görmüyor musun?" derken ellerim sertçe kolunu itmeye çalışıyorlardı hala lakin pek bir tesiri olduğu söylenemezdi.
"Asıl amacı seni oraya çekmek zaten, sen bunu görmüyor musun peki?" dedi tekrardan kulağıma doğru fısıldayarak.
"Umrumda değil."
"Ama benim umrumda." dedi belime daha sıkı sarılırken. "Zaten o piçin sana neler yaptığını öğrenemiyorum. Birde böyle yaparak daha çok sikme içimi. Lütfen!"
Sözlerinin ardından yaşadığım kısa süreli şokla çırpınışlarım kesilmişti. Niye böyle demişti ki şimdi?
Bu durumu sonra düşünmeye bırakırken ellerim sıkı sıkıya tutundu koluna.
"Ona zarar vermişler Arhan, kurtarmam gerek."
"Dikkatli bak güzelim." dedi yumuşak bir sesle. Güzelim mi? Bu adamın kafasına saksı falan mı düşmüştü, bu neydi şimdi? Tamam, sadece abartıyordum. Beni sakinleştirmek için söylemişti, bu kadardı.
Bakışlarımı çocuktan alarak arkasında ki katile çevirdiğim de alnının ortasında parıldayan kırmızı noktayı fark etmiştim. O bu kadar kolay ölemezdi. Çektiğim tüm acıların hesabını vermeden bu hayattan göçmesine izin vermeyecektim.
Kafamı hızla yüzü zaten bir karış mesafemde olan adama çevirerek bu sefer ben kulağına yaklaştım. Dudağımı okuma ihtimaline karşı ona bakarken konuşamazdım.
"Öldürme, o benim ellerimde can vermeli." dedim onun gibi fısıldayarak lakin yakınlığı ayarlayamamış olacağım ki konuşurken dudaklarım yanağına değmişti. Bu hareketimle yutkunduğunu duyar gibi olmuştum.
Duruma aykırı ama bir sıcak mı oldu ne?
Zihnimden geçen düşünceyle kafamı hızla geri çekerek bakışlarımı tekrardan katile çevirdim. Bir yeni yetmeler gibi kızarmadığım kalmıştı, aman ne güzel!
Bir elini belimden çekerek cebine atıp telefonunu çıkarmıştı. Ardından bedeni arkama geçerek beni iki kolu arasına aldıktan sonra telefonu benimde görebileceğim konumda tutarak mesaj yazmaya başladı. Kafası hemen boynumdaydı ve ben hala neden buna izin verdiğimi anlayamıyordum. Lakin yine de işime geliyordu sonuçta Ömer Argun onun babasıyla çalışıyordu ve bu da onu dokunulmaz yapardı. Şu anda ateşten korkabilirdi, lakin sonrasında dumandan zehirlenerek yavaşça acı içinde geberip gidecekti...
Yakınlığını umursamamaya çalışarak telefona odaklandım.
Alparslan Öztürk: Her şey hazır. (16.32)
Alparslan Öztürk: Emir bekliyoruz. (16.32)
Arhan Demir: Öldürmeden, atış serbest. (16.40)
Parmakları duraksadıktan hemen sonra mesaj görülmüş ve acı dolu bir haykırışın sesi duyulmuştu. Çocuğu bırakan eli hızla koluna giderken ikinci bir ses daha duyuldu, bu sefer karnına isabet etmişti. Onun haykırışıyla beraber 8. Yaşımda acı içinde bağırarak ona yardıma gitmeye çalışmıştı. Çünkü ne olursa olsun yaşadıklarına anlam veremeyecek kadar küçüktü lakin ben gözümü bile kırpmadan acı çekişini izleyecek kadar nefret doluydum. O sırada sol taraftan yüzünde maske olan biri koşarak çocuğu alıp uzaklaşmıştı. İçimde dolan endişeyle ileri doğru atıldığımda belimde kollar yine izin vermemişti.
"Can o." dedi belirterek. Etrafı olayı kavrayan birkaç kişinin çığlığı sararken Arhan'ın kolları belimden çekildi hemen ardından elimi kavrayarak çekiştirmeye başlamıştı. Bu süre zarfında çevresinde olan adamları apar topar onu arabaya bindirerek uzaklaştırdılar. Sayabildiğim kadarıyla üç araba vardı ve bu kalabalıkta onlarla çatışmak büyük riskti, bu yüzden gitmeleri en mantıklı olandı.
Bir arabanın önüne geldiğimizde elimi bırakarak kapıyı açmıştı. Laf etmeden ona itaat ederek sessizce arabaya bindiğimde arka tarafında kapısı açılmış, oraya da Kayra ile Alp binmişti. Sürücü koltuğuna geçen Arhan'la hızla yola koyulduk.
Tek kelime etmeden dümdüz karşımda akıp giden yola bakıyordum. Benim yüzümden bir çocuk zarar görmüştü...Tek suçu bana benzemek olan bir çocuk belki de ölecekti...
Çevremden adımı haykıran sesler uğultu olarak kulağıma ulaşmaktan ilerisine geçemiyorlardı. Koluma dokunan parmakları hızla yakalayıp bükerken içimde ki nefretle acı içinde haykıran elin sahibine baktığımda parmaklarımı ateşe değmişçesine geri çektim.
"Kayra, özür dilerim. Çok özür dilerim fark etmedim. İyi misin?" dedim hızla sesimde ki pişmanlıkla.
"Sorun yok ben iyiyim asıl sen iyi misin? Kimdi o adam? Niye böyle transa soktu seni?" dedi elini tutarak. Doğru ya! O hiç görmemişti onu, bu yüzden tanımıyordu.
"Ömer Argun." diyerek özetlemiştim sorularının cevabını. Bakışlarım yanında ki Alp'e kayınca onun bizle değil yolla ilgilendiğini fark etmiştim. Sessiz bir tipti.
"Irzını evliyatını siktiğim." diyerek mırıldanan sese döndü bakışlarım. Pür dikkat yola odaklanırken elleri direksiyonu yerinden sökmek ister gibi sıkıyorlardı. Kadınların zarar görmesine karşıydı, bu yüzden sinirlenmiş olmalıydı. Başka bir sebep olamazdı.
İsmi duyan Kayra da tek kelime etmeden arkasına yaslanmıştı, böyle durumlarda beni darlamaması en sevdiğim özelliğiydi. Ben de onun gibi arkama yaslanarak bakışlarımı tekrardan karşımda akıp giden yola çevirdim. Nereye gidiyorduk hiçbir fikrim yoktu, kaldı ki soracak enerjide yoktu zaten. Varlığı bile ölmüş olan ruhuma bir bıçak darbesiydi...
Bir saat kadar sonra araba Namık'ın ihtişamlı evinin önünde durmuştu. Buraya gelmiş olduğum zamanlar bir elin parmağını geçmezdi bu yüzden de pek bir bilgim yoktu ev hakkında.
Malikanenin içine girdikten sonra duran arabayla hepimiz dışarı çıkmıştık. Bakışlarım evin kapısının tam önünde bizi izleyen Namık'la kesişti.
"Noldu, yolumuzu mu gözler oldun ihtiyar?" dedim alaydan yoksun düz bir sesle. Ardından adımlar hızla oma doğru ilerledi. "Sana tek bir sorum var." diyerek adımlarımı tam önünde durdurup bir elimi omzuna koydum. "SOKTUĞUMUN KORUMALARI NEREDEYDİ?"
"Bir atakta bulunmuş olsaydı harekete geçeceklerdi ama normal bir öğrenci olan Lavinia'yı korumaları absürt kaçardı." dedi yine o sinir bozucu sakinliğiyle.
"Bir atak öyle mi? Bir atak." dedim delirmiş bir şekilde gülerken. "ELİNDE KÜÇÜCÜK BİR ÇOCUK VARDI LAN, KÜÇÜÇÜK MASUM DAYAK YEMİŞ BİR ÇOCUK." dediğimde onun aksine sinirden köpürmüş bir şekilde bağırıyordum. Ardından derin bir nefes alarak ellerimi açık olan saçlarımdan geçirerek çekiştirip sakinleşmeye çalıştım. "Ya Ateş orada olmasaydı ne olacaktı? Sen sanıyor musun ki böyle bir durumda, hayır dumanı kimse bilmemeli, algısına uyarak duracağım. O zaman anlardın atak nasıl oluyor."
Sözlerimin ardından cevap vermesine izin vermeden hızla koluna çarpıp içeri geçerken bir yandan da mırıldanıyordum."Atakmış. Atağını sikeyim."
"Sana benzediğini söylerken haklıydım." dedi Namık ardımdan.
"Evet, haklıymışsın." diyerek cevap vermişti Arhan da. Artık salona girdiğimde seslerini duymayacak kadar uzaklaşmıştım zaten onlarda bir süre sonra benim peşimden salona girmişlerdi.
Araba da Arhan'ı arayarak ikimizi de acele bir şekilde evine çağırmış konuşacak konuları olduğunu söylemişti. Böyle bir zamanda yine ne emir vermek için ayağına kadar çağırmıştı, merak konusuydu.
Adımlarımın önünde durduğu koltuğa oturarak karşımda aynı benim gibi koltuklara dağılan ve son zamanda nedense hep iç içe olduğum insanlara baktım. Ateş neden bu kadar yakınımdaydı anlam veremiyordum. Kendimi hep bir çıkar yol ararken buluyordum sadece.
Salon genel olarak kahve tonlarında döşenmişti, vintage bir havası vardı. Namık yine kişiliğini yansıtmaktan hiç çekinmemişti anlaşılan.
"Okulda ki sarmaş dolaş haliniz gözümden kaçmadı, haberin olsun." diyerek dedikoducu teyzeler gibi kulağıma fısıldayan Kayra'yla bakışlarım istemsizce ona çarptığında göz göze gelmiştik. Amacını bir türlü anlayamıyordum, soğuk nevale olarak anılan bir adam neden bana bu kadar sıcaktı?
Kayra'ya cevap vermeden kolumla iterek eski pozisyonunu almasını sağlamıştım. Şu anda hiç yeri ve zamanı değildi.
"Rusya'dan getirilen mallar yolda sekteye uğramış." diyen Namık'la hepimizin bakışları ona dönmüştü. Ne yani şu an konumuz gerçekten silah sevkiyatı mıydı?
"Konumuzla alakası ne?" dedim engelleyemediğim sinirimle. Götümde bir tomar adam dolaşıyordu ama şu an tek problem sekteye uğrayan sevkiyattı. Aman ne güzel!
"Sevkiyatı durduranlar Dağhan itinin adamları, bilerek savaş açıyor bize."
"Planın nedir?" diyen Arhan'la bakışlarım yine ona çevrilmişti. Babasından tiksindiği her halinden belli oluyordu.
"Öğrendiklerime göre sevkiyatı durduran aynı zamanda da en güvendiği adamları yarın geceki kafes dövüşüne tonla para yatırmışlar." dedikten sonra duraksayan Namık'la parmaklarımı teker teker çınlatmaya başlamıştım. Her ne kadar adaletli kişiliğime çok ters olsada kafes deyince akan sular dururdu benim için.
"Ee nerede çıkacağım maça."
"Sen değil Ateş çıkacak." diyen Namık'la kaşlarım daha da çatılmış, anlam vermeye çalışıyordum. "Kılık değiştirip gideceksiniz. Aslına bakarsan bende senin çıkman taraftarıydım." dedi yan gözle Arhan'a bakış atarken. "Ama kadınlara çok önyargılı davranan bir ortam, bu yüzden seni dövüşçü olarak içeri sokmayı geç deneyemedim bile. Girmen için tek yöntem buydu." Laflarını bitirmesinin ardından arkasında dikilen korumasına el işareti yapmasıyla koruma kapıya doğru adımlayarak salondan çıkmış birkaç dakika sonra elinde ki iki dosyayla içeri girmişti. Birini Arhan'a diğerini ise bana verdikten sonra selam vererek eski yerine geri dönmüştü.
Dosyayı açtığımda beni sarılan iki çiftin fotoğrafı karşılamıştı. Kadın kızıl saçlı ve yeşil gözlüydü bunun dışında yüz hatları ve boyu bana benziyordu. Erkek ise ağzına taktığı maskeden pek tanınmıyordu bu da Arhan'ın işine gelirdi, onun dışında mavi gözleri en dikkat çeken kısımdı. Bakışlarım sayfanın alt kısmına geldiğinde istemsizce büyümüşlerdi.
Arsen ve Lina Aktürk çifti nam-ı değer Cobra ve karısı...
"O iki adamı bulun ve balo adı altında yapılacak olan toplantıdan önce bana getirin." diyen Namık'la gözlerim önce Arhan'a ardındanda ona dokunmuştu.
"Sebep? Bu ne işimize yarayacak?" dediğimde beni cevaplayan kişi Arhan olmuştu.
"Elimizde koz olmasını sağlayacak bir nevi göz korkutması yani." dedi dudaklarını sanki gülmemek için birbirine bastırırken. Komik bir şey mi vardı?
"Emirlerin hala umrumda değil bunak ihtiyar sadece kendi çıkarım için bu planı kabul ediyorum." dedim bakışlarımı Namık'a çevirirken.
"Peki. Sen nasıl istersen." derken oldukça sakin ve o kendine emin gülümsemeyesiyle bir bakış atmıştı bana. Bu duruma gözlerimi devirerek ayaklanıp mutfağa doğru yürümeye başladım.
Mutfağa giren bedenimle hızla buzdolabına adımladım, sinirden dilim damağım kurumuştu. Şişeyi çıkarıp tezgaha koyarken ellerim duraksamıştı tuhaf bir şekilde dejavu yaşıyor gibiydim. Omzumdan arkama, kapıya doğru baktığımda Arhan'ı kapıya yaslanmış bir şekilde beni izlerken bulmuştum. Neyse ki bu sefer giyinikti...
Benim tercihim hala önce ki...
Bakışlarımı tekrardan önüme çevirerek dolaptan almış olduğum bardağa suyu doldurmaya başladım.
"Dövüş konusunda hatırlatma yapmamı ister misin?" dedim sırf dalga geçip onu sinir etmek için yoksa tabiki de Ateşin namını duymayan kalmamıştı. Dövüşte de en az benim kadar popülerdi.
"Hatırlatma mı?" diye şaşkın bir şekilde sorarken bu hali istemsizce tatlı gelmişti gözüme. Elimde ki bardaktan bir yudum alırken sakince kafamı salladım onaylar bir şekilde. Bu hareketime karşılık yüzünde muzip bir sırıtış oluşurken omzuyla kapının bağlantısını keserek yavaşça bana doğru adımlayıp tam önümde durmuştu. Ellerini kaldırıp arkamda ki tezgaha yasladığında onunla tezgah arasında sıkışıp kalmıştım, yine.
Dejavu...
"Evet kesinlikle hatırlatmalısın. Bir düşündüm de bilgilerim oldukça körelmiş, paslanmışım sanırım." dedikten sonra yüzünü biraz daha yüzüme doğru yaklaştırarak devam etti. "Planın bozulmasını istemeyiz sonuçta. Lütfen bana ders verir misin?" derken fısıldıyordu. Hayır hayır benim istediğim bu değildi ki. Ben sadece sinir etmek istemiştim.
O kadar yakınımda duruyordu ki bende ki konuşma yetisi yine kaybolmuş bir şekilde tekrardan başımı sallamıştım onaylayarak. Kendi kazdığım kuyuya kendim düşmüştüm, kahretsin!
Sağ elini tezgahtan çekerek yanağıma getirip geçmek üzere olan lakin yine de üzerini kapattığım morartıyor okşadı. "Herkese aslan kesilen kızın neden benim yanımda sesi çıkmıyor?" diye sorduğunda parıldayan yeşillerine bakakalmıştım. Haklıydı herkese kükrerken onunla baş başa kalınca sesim kayboluyordu ama bilmediği bir durum vardı ki o da inadımda. Ben asla bir lafın altında kalamazdım.
Elimde bardağı tezgaha bıraktıktan sonra aynı onun gibi bende elimi yanağına koyduğumda bunu beklemiyor olacak ki şaşırmıştı. "Peki herkesin nasıl gaddar bir soğuk nevale olduğunu anlattığı sen, niye benim yanımda kedi gibisin?"
Sözlerimin ardından yüzünde ki sırıtış büyüyerek yerini gülümsemeye bırakmıştı. Başını yavaşça hareket ettirerek yüzünü yaslı olan elime sürtmüştü, aynı bir kedi gibi. Yeşilleri yüzümün her detayını aklına kazımak istercesine izlerken bende onun yeşillerine odaklıydım. Bir göz rengi nasıl bu kadar harika olabilirdi ki daha doğrusu bir adam nasıl bu kadar güzel olabilirdi?
Mayışmış bir şekilde kafası elime yaslıyken önce dış kapının sesi duyulmuştu lakin ikimizde buna odaklanamayacak kadar birbirimize dalmıştık.
"Ayy nerede benim aşk bahçemin nadide çiçeği Ateşim?" Sözleriyle bağırarak mutfağa dalan bir adet Can'la bakışlarım hızla yeşillerden koparak çevrilmişti. "HASSİKTİR!" diye haykıran Can'la elimi çekerek onunda yanağımda ki elini ittikten sonra hızla kollarının arasından çıkarak aramıza bir metre kadar mesafe koymuştum.
Bu durumdan pek memnun olmamış gibi gözüken Arhan tam anlamıyla burnundan soluyarak Can'a bakarken ağzının içinde mırıldanıyordu. "Evliyatını, ırzını, gelmişini, geçmişini..."
"Aaa! Ben hiçbir şey görmedim, yemin ederim, siz yiyişmeye devam edebilirsiniz. Bende zaten hemen gidiyordum." diyerek ellerini gözlerine kapatıp arkasını dönerek kapıyı bulmaya çalışıyordu.
"Ayy noluyor be?" diyerek Kayra da içeri dalmıştı.
"Kim kimle yiyişiyor?" diye sordu Kayra'nın ardından mutfağa dalan Ahu da. Ortalık iyice karışmış ve nedensizce utanıp kızarmaya başlamıştım.
"Oha! Yok öyle bir şey, yanlış anladı sadece Can." dedim. Son çare durumu kurtarmaya girişmiştim.
"Ben mi yanlış anladım. Kuru iftira." dedikten sonra ellerini gözlerinden çekip kızlara dönerek devam etti. "Dudak dudağaydılar, ben gelmesem şuracıkta bize üçüncü yeğeni yapacaklardı."
Gözlerim fal taşı gibi açılırken Can'ın sözleri sindirmeye çalışıyordum. Cidden dışardan öyle mi gözüküyorduk?
Bence içerden de öyle gözüküyordu ama neyse.
Tam ona dönüp cevap verirken aynı anda Arhan da cevap vermişti.
"Yok artık!"
"Güzel fikir."
Güzel fikir olanda neydi? Bakışlarım hızla ona dönerken yüzünde ki gülümsemesiyle beni izlediğini farketmiştim. Hayır, kesinlikle bu adama gülmek yasaklanmalıydı. En azından kalp sağlığım için yoksa bir gün bu kadar hızlanmaktan tak diye duracaktı.
"NE!" diye haykıran Kayra'ya döndü bakışlarım.
"Hele şükür. Ben biliyordum ki zaten." diye devam etmişti Ahu sırıtarak. Bir saniye neyi biliyordu?
"Neyi biliyorsun?" dedim Ahu'ya dönen bakışlarımla.
"Ayy neyi olacak ..." derken sözleri Arhan'ın öksürük kriziyle kesilmişti. Bakışlarımı tekrardan ona çevirirken kaşlarım yavaşça çatılmaya başlamıştı. Burada bir dalavere dönüyordu. Hızla yanıma adımlayarak az önce tezgaha koyduğum bardağı alıp kafasına dikti ardından yeşilleri onu izleyen siyahlarımla çakıştı.
"Gıcık tuttu da." dedi yine gülümseyerek. Tek kelime etmeden tekrardan başımı Ahu'ya çevirdiğimde yüzünde ki şok ifadesini silerek konuşmaya başladı.
"Neyi olacak canım geçen Arhan'ın evinde mutfağı aleve verecektiniz. Onu dedim ben."
Sözleri nedense hiç inandırıcı gelmemişti bana, ortada başka bir durum vardı ama neyse çıkardı yakında kokusu.
"Bak bak inkarda etmiyorlar." diyerek yanında ki şok içinde kalmış Kayra'yı dürten Can'la bakışlarım tekrardan ona dönmüştü.
"Can, aldığın nefes fazla mı geldi koçum." dedim sesimde ki tehditkar ifadeyle. Sözlerimi karşılık kocaman gözlerle bana dönen Can'a ithafen devam ettim konuşmama. "Olursa olur olmazsa olmaz, hesap mı vereceğiz? Şimdi geçin içeri, boş muhabbetlere harcayacak zamanımız yok."
"Tabiki canım Dumanım. Sen sinirlenme. Şaka yaptım ben." dedi her cümlesinin sonunda bir adım geri giderek. En sonunda kapıdan dışarı çıktığında kızlara dönüp mırıldanmıştı. "Kız az önce gözleriyle halvete girdi götümle, çok korktum. Al birini vur ötekine yahu. İki insan birbirine bu kadar mı benzer?"
"CAN!" diye Arhan'ın kükremesini duyan Can hızla arkasını dönerek salona kaçmıştı. Kızlarda bize muzip bakışlarını yollarken onlarda içeri geçmişlerdi. Bende tam peşlerinden adımlamak üzereyken koluma sarılan parmaklarla bakışlarımı ona çevirdim. "Olursa olur öyle mi?" dediğinde kalbim tekrardan hızlanmaya başlamıştı. Hassiktir! Ben öyle demiştim değil mi? Peki neden bu düşünce tekrardan kalbimi hızlandırmıştı? Bu garip hislerin sebebi neydi?
"Boş boş konuşuyordu işte. Çenesini kapatması için söyledim. Arkasında anlam aranacak bir durum değil." dedim dümdüz ona bakarak. Zaten az önce ki durumda elim ayağım yeterince birbirine girmişti bir daha aynı durumda kalmayı göze alamazdım.
"Sadece bu yüzden mi?" dediğinde gözüme küçük bir çocuk gibi gözükmüştü. Bakışlarında yer etmeye başlayan kırgınlık parçalanarak kalbime batıyordu sanki. Neydi bunun sebebi?
"Evet. Başka bir sebep olamaz." derken boğazımda oluşan yumruda neyin nesiydi? Yeşillerinde ki pırıltılar yavaş yavaş sönerken yerini hüzüne bırakıyorlardı. Kafamda dönen soruların haddi hesabı yoktu artık ve öğrenmem gerekiyordu.
"Anladım." diyerek kolumdaki elini çekip kapıya yönelen Arhan'ı bu sefer ben önüne geçerek durdurmuştum.
"Neden bana böyle davranıyorsun?" Bakışlarını inatla gözlerime çevirmeden yana doğru adımlayarak yürümeye devam etti.
"Aşağıda ki salonda seni bekliyorum. Üzerine rahat bir şeyler giyip gel." derken kapıya yaklaşmıştı ardından adımlarını durdurarak devam etti. "Bu arada yeşil çok yakışmış." Sonrasında mutfağı terk ettiğinde arkasında soru yığınlarıyla baş başa kalan bir ben bırakmıştı.
Bakışlarım sakince üstüme çevrilirken kendimi yandaki sandalyeye bırakmıştım. Üzerimde uzun dar örgüden yeşil bir elbise vardı altında da topuklu siyah botlarım, Kayra'nın zoruyla giydiğim parçalardı.
Yeşilleri öyle tuhaftı ki sanki beni tanıyormuş gibi bakıyordu. Yoğunluğu beni içine çekerken tek kelime etmeden bakakalıyordum. Bu çok yanlıştı. Böyle bir hataya düşemezdim.
Sevginin bile ne olduğunu bilmeyen ben aşık olamazdım...
İçimde ki bu hisler neyin nesiydi bilmiyordum ama nasıl sadece 4 gündür tanıdığım biri beni bu denli huzurlu hissettirebilirdi anlayamıyordum. Öncesinde ona olan hayranlığımdan başka bir sebebi olamazdı bu duyguların. Evet, sadece buydu.
Peki o neden böyleydi? Neden beni sanki yıllardır tanıyormuş gibi bakıyordu? Ateş kimdi?
Az önceki bakışlarında ki değişim mızrak olmuş saplanmıştı sanki kalbime. Aklıma gelen sebep gerçek olmamalıydı, olamazdı. Kimse kimseye bu kadar kısa süre de tutulamazdı.
Ya kısa süre değilse...
Beni nereden tanıyordu, hakkımda bu kadar bilgiye nasıl sahipti? Emindim, Namık söylemezdi. O zaman bu evde bile kıyafetlerimin olduğunu nasıl bilebilirdi ya da ben söylemeden evimin konumunu, okulumu, en önemlisi de Dumanın kimliğini...
Bu bilinmezlik arasında tek bildiğim şey vardı ki o da Arhan kesinlikle beni daha öncesinde tanıyor olduğuydu, belki de teşekkür mektubunu yollarken bile biliyordu kim olduğumu. Ama nasıl bilebilirdi işte bunun hakkında hiçbir fikrim yoktu.
Ne olursa olsun yapamazdım. Birini sevemezdim, bu imkansızdı. Kalbimi yok etmek için senelerce uğraşmışken böyle saçma bir nedenden var edemezdim tekrardan. Yarın geceki plandan sonra bir daha aynı çatı altına gelmek yoktu, karar vermiştim. Kendimi kaptırıp aklımı bulandırmasına izin vermeyecektim...
Son anda ki kırgın bakışları bir türlü zihnimi terk etmek bilmiyordu. Onun bana karşı hislerinin olması imkansızdı, yüksek ihtimal bir anlık hevesti.
Aileniz bile sizi sevmediğinde kimsenin sizi sevebileceğine inanasınız gelmiyordu işte...
Gözlerimden süzülen bir damla yaşı silmeye yeltenmeden hala odaklandığım zemine bakıyordum. Gözümün önünde vurulmuştu ve zerre acıyamıyordum. Belki de şu an ölüm kalım savaşı veriyordu ama umrumda bile değildi. Neden böyle olmak zorundaydı ki?
Bakışlarımın odağına giren bir çift küçük ayakkabıyla kafamı kaldırarak birkaç saat önce kurtarılan ufaklığa baktım. Ellerini kaldırarak göz yaşlarımı temizlerken ben ise yüzünde ki morartıları izliyordum.
"Niye ağlıyorsun yoksa seninde mi canını acıttılar?" diye sorduğunda göz yaşlarım daha da artmıştı. Aslında yanımda biri olduğunda bırakın ağlamayı bir damla bile akmazdı. Çünkü küçükken ağlarsam dayağın şiddeti artardı, bu yüzden öyle alışmıştım. Ama küçük o kadar bana benziyordu ki kendimi durduramıyordum. Sanki her şey üst üste gelmiş gibiydi.
Sakince kafamı olumlu anlamda sallayarak cevap verdim ona. Ardından yanağımda ki elini tutarak içine bir öpücük bırakmıştım. İnsan neden bu masumluğa zarar vermek isterdi ki?
"Sana kim yaptı bunları?" diye sordum ağladığım için çatallı çıkan sesimle kolunda ki morartıları kastederek.
"Babam." diye fısıldayarak. "Ama acımıyorlar ki hem ben kötü çocuk olduğum için yaptı yoksa yapmazdı."
Ardından elini kaldırarak yüzümde ki morartıya dokundu hafifçe. "Sende mi yaramazlık yaptın yoksa, o yüzden mi ağlıyorsun? Üzülme tamam mı, ilk vurunca acıyor ama sonra geçiyor. Hem annem öpünce geçer derdi, öpmemi ister misin?"
Sakince kafamı sallayarak onayladım onu. Bana doğru adımlayıp parmak uçlarına kalkarak dudaklarına yanağıma değdirdiğinde gözlerimi kapatmıştım.
"Geçti mi?" diye sordu heyecanla kocaman kahve gözleriyle beni izlerken.
"Geçti." dedim lakin ağlamamı bir türlü durduramıyordum.
"Melek olmadan önce hep annem öperdi ama artık ben öpüyorum kendi yaralarımı da. Babamın çok işi var o yüzden öpemiyor. Bir de şey ben birazcık korkuyorum ondan." dediğinde bende onun görünen yerlerinde ki tüm morlukları öptüm.
"Geçti mi?" diye onun gibi sorduğumda kocaman gülümsemesiyle beni izliyordu. İki elini kaldırarak yanaklarıma yerleştirdi tekrardan.
"Benimkiler acımıyordu ki şapşik ama sen öpünce tamamen iyileşti. Aynı annem gibi öptün zaten onun gibide kokuyorsun biliyor musun?" dediğinde onunda gözleri buğulanmıştı. "Şey bir kerecik sarılabilir miyim? Onu çok özledim de."
Sözlerinin ardından bedenini hızla kendime çekerek sıkıca sarıldım. İçimde ki sızı git gide büyüyerek beni yok ediyordu. Kollarımda ki ufaklık çok fazla bendi. Tek fark o annesini kaybettiği için özlüyordu benim ise keşke kaybetsem dediğim zamanlarım çoktu...
"O melek oldu dedi yanda ki teyze o zaman mutludur dimi rapunzel?" derken kendisini geri çekmiş yüzünü izliyordu. Yavaşça yaşlarını silerken kafamı salladım.
"Mutludur ama ağladığını görürse çok üzülür tamam mı?" dediğimde yüzüne hızla bir gülümseme yerleştirmişti. "Hem rapunzel mi onun saçları sarı değil miydi?" dedim konuyu değiştirmeye çalışarak.
"Olsun canım siyah olmaz diye bir şey yok ki. Sende aynı onun gibi tutsak kalmış bir prensese benziyorsun." Sözleri öyle masumdu ki diyecek söz bulamamıştım.
"Sen öyle istiyorsan olurum."
"Yaşasın!" diyerek tekrardan kollarını boynuma sardığında bende yüzümde ki gülümseye engel olamamıştım. "Sende beni annem gibi bırakmazsın dimi rapunzel." diye geri çekilerek söylediği sözlerle hızla kafamı sağa sola sallayarak reddetmiştim bu söylediğini.
"Asla ufaklık asla bırakmam seni." Tekrardan kendime çekip sarıldığımda zihnimde Arhan'ın sözleri belirmişti, beni aşağıda bekliyordu. Geri çekilerek konuşmama devam ettim. "Şimdi içerde ablalarla abilerle oynamaya git, benimde ufak bir işim var onu halledip geleyim tamam mı?" diye sorduğumda gülerek kafasını sallamıştı.
"Tamam o zaman ben gidip şirine ve domates ablayla oynayamaya gideyim ama sende sonra gel tamam mı?" diyerek cevabımı beklemeden içeri koşturmaya başlamıştı. Gelmeden önce üstünü değiştirmiş olacaklar ki o zaman ki üstleri yerine tatlı bir pembe elbisesi vardı üzerinde.
Hızla yerimden doğrulurken adımlarım üst kattaki odama doğru yol almıştı. İlk zamanlar eğitirken bazen alt katta ki spor salonunu kullandırdı Namık, bu yüzdende bir kaç parça kıyafet ve odam vardı burada da. Senelerdir girmediğim odama adım atarak hızla dolabın önüne gelip içinden aldığım tayt ve tişörtü elbisemi çıkararak üstüme geçirmiştim ardından ayaklarıma da spor ayakkabılarını geçirdiğimde tamamdım.
Bileğimde ki tokayla saçlarımı dağınık bir topuz yaparken banyoya girmiştim. Aynadan gördüğüm yüzüm ağladığım için kıpkırmızıydı, kahretsin! Musluğu açarak elime aldığım soğuk suyu hızla yüzüme çarparak kızarıklığı bir nebzede olsun azaltmaya çalışmış ardından yüzümü kurulayarak önce banyoyu sonrada odayı terk etmiştim.
Merdivenlere yönelen adımlarım hızla spor salonuna gitmeye başlamışlardı. Açık kapısından bir yüzeye vurma sesleri gelen salonun önünde durduğumda bakışlarımı kapıya doğru çevirmiştim. Arhan üstü çıplak bir şekilde önünde ki kum torbasını yumrukluyordu. Ee yuh ama artık bu kadarı da Show yani!
Hızla arkamı dönerek elimi alnıma atıp zonklayan başımı durdurmaya çalıştım. Biz his var mı yok mu diye kendimizi yiyelim paşam birde libidoyu katsın işin içine. Ben şimdi böyle bir Yunan tanrısıyla karşı karşıya durup nasıl hissiz bir şekilde dövüşebilirdim? Yazık değil miydi bana?
Hayır kızım Lavinia kendini gel, sonuçta tek gördüğümüz erkek o değil ya. Bu ne böyle hemen koyvermişlik.
Tabi canım altı üstü zihninden içeri de yapılacak başka aktiviteler geçiyor, ne varki bunda.
Hayır, hayır hiçbir şey geçmiyor. Her şey gayet normal Arhan da benim arkadaşım. Bu kadar.
Derin bir nefes alarak tekrar geriye dönüp salona doğru girerek onun yanına adımlamıştım. Kum torbasına o kadar odaklıydı ki geldiğimi fark etmemişti bile. Sakince elimi omzuna koyarak geldiğimi söyleyecektim ki hızla geri çekilip kolumdan tutup kendine çektiği gibi beni çevirerek boynuma kolunu sarması bir olmuştu.
"Sen mi bana ders vereceksin ben mi sana küçük hanım?" Diye sordu alaylı ses konuyla kulağıma nefesini üfleyerek. Biz uzak duralım diyoruz bu iyice dibimizde bitiyordu, Allah'ım sabır!
Dirseğimi hızla karın boşluğuna geçirerek zaten sıkı tutmadığı kolundan kendimi kurtararak ileri atılıp arkamı döndüm. Hiç zaman kaybetmeden sağ tarafından tekme atarken bacağımı yakaladığında yerimde zıplayarak diğer bacağımla tekme attığımda hızla geri çekilerek bacağımı bırakmıştı. Kendi etrafımda dönerek yere indiğimde koşarak üstüne adımlamıştım.
Attım sağ kroşeden ustalıkla kaçtığında beklemeden sol taraftanda saldırmıştım lakin bundan da kaçmıştı.
Bir süre daha bu durum devam ettiğinde yerimde durarak ellerimi belime koyup ona bakmaya başlamıştım.
"Ders veriyorsam bana karşılık vermelisin Ateş." diyerek sinirle ona bakmayı sürdürdüm.
"Ellerinde sargı yok, bu şekilde vurursan canın acır."
"Sanane! Derdi seni mi gerdi?" dedim ters bir şekilde.
"Evet, beni gerdi." diyerek geriye doğru adımlayıp duvarın kenarında olan kırmızı sargıları alarak tekrardan bana yaklaşmıştı. Uzanıp kendine çektiği ellerime sargıyı sararken sesimi çıkarmadan onu izlemeye koyulmuştum. "Beni bu kadar dikkatli izlerken başka bir sebep olamaz demende garip." dedi mutfakta ki sözlerimi ima ederek.
"Senin olmasını istemende garip, henüz tanımıyorken üstelik."
"Tanımaktan kastın nedir?" dedi ellerimi sarmayı bitirerek ilerde ki ringe doğru adımlarken.
"Her şey! Daha birbirimizi göreli 4 gün oldu, beni tanıman imkansız." dedim bende onun peşinden ringe çıkarken.
"Sadece tek kalınca ağlayabildiğini ve az önce mutfakta ağladığını ardından da fark edilmesin diye yüzünü defalarca kez buz gibi suyla yıkadığını bilmek tanıdığım anlamına gelir mi?" dedikten sonra hızla üzerime gelen sağ yumruktan kaçınarak diğer tarafına geçmiştim.
"Hayır bu tanıdığın anlamına gelmez. Gözlerim kızarık ve yanaklarım soğuk ayrıca bizim gibilerde kimsenin yanında ağlamaz." Sözlerimin ardından attığı tekmeden de kaçarak sol yumruğumu sallamıştım ama kaçmıştı. Tekrardan ileri atılarak bu sefer sağ yumruğu salladığımda bu sefer kaçmak yerine siper almış ve yumruğum koluna isabet etmişti. Bu durumdan faydalanarak sol yumruğumu karın boşluğuna geçirdiğimde inleyerek geri kaçmıştı.
Beklemeden sol taraftan tekme atmaya çalıştığımda bacağımı tutarak kendine çekip ayağıyla yerde duran ayağıma vurup dengemi bozarak yere düşmemi sağlamıştı. Hızla kalkmaya çalışırken üzerime abanan bedeniyle bunu gerçekleştirememiştim.
"En sevdiğin meyve çilek ve frambuaz ama çileği sadece meyve olarak seviyorsun, içine katılmış diğer tatlılar hoşuna gitmiyor. Aldığın tüm tatlıları frambuazlı seçiyorsun. Strese girince avucunun içiyle oynamaya başlıyorsun, heyecanlanınca bir anda fazla konuşarak kendini tutamıyorsun, üzülünce hemen gözlerin doluyor ama hiç kimsenin yanında ağlayamıyorsun, utandığında kızaran yanaklarından hiç hoşlanmıyorsun ve bu yüzden utanmamak için her konuda geri cevap vermeyi seçiyorsun. Bu kadarı yeterli mi tanımak için yoksa devam edeyim mi?" dediğinde şok olmuş ifademle yakınımda ki yüzünü izliyordum. Evet kesinlikle beni önceden tanıyordu.
"Kimsin sen Ateş?" dedim hala şok olmuş ifadeyi üzerimden atamadığım için fısıldayarak. Söylediği her şey doğruydu ve bir başkası tarafından bilinmesi imkansız şeylerdi. Eminim bu söylediklerini her an dip dibe olduğum Kayra bile bilmiyordu.
"4 gündür tanıyan sensin küçük hanım, ben değilim." dediğinde soruma cevap vermek yerine az önce söylediğim söze gönderme yapmıştı.
"Sen kimsin ve bunları nereden biliyorsun?" diye sordum inatla üzerimde ki adama.
"Öylesine biri." dediğinde aklımda yıllar önce Kayra'yla yaptığım konuşma çınlamıştı.
~~~~
"Bu adamı niye bu kadar araştırıyorsun Lavi, kim bu adam?"
"Öylesine biri işte, boşver."
~~~~
Hayır, bunu bilebilmesi imkansızdı. O olaydan sonra onu araştırdığım zamanlarda maçtan hemen önce yaptığım bir konuşmaydı. Orada mıydı?
"Sen bunu nası..." derken işaret parmağını dudaklarıma dayayarak sözümü kesip konuşmaya başlamıştı.
"Sonra, söz veriyorum sonra her şeyi anlatacağım ama şimdi gitmem gerek. Halletmem gereken işler var." diyerek gözlerini kapatıp alnını alnıma dayadıktan sonra derince bir nefes çekti ciğerlerine ardından hızla üstümden kalkarak ringden inip salonu terk etmişti. Ben ise sadece arkasından bakakalmıştım.
Düşünmemeye çalışarak yerimden doğrulup bende onun gibi salonu terk ederek yukarı, salona geçmiştim.
"Gitmemiz gerek." dedim Kayra'ya değen bakışlarımla. Ardından ufaklığa dönen bakışlarımla konuşmaya devam ettim. "Tekrar geleceğim tamam mı fıstık? O zamana kadar kendine çok iyi bakmalısın." dedim gülümseyerek.
"Tamamdır rapunzel o iş bende." diyerek yüzünde ki tatlı gülümsemesiyle kollarını boynuma dolayarak sıkıca sarılmıştı. Sarılışına anında karşılık verirken bir süre öyle durduktan sonra ayrılıp yanağından kocaman bir öpücük alarak hızla yukarda ki odama adımladım. Üzerimdekileri çıkarma gereği duymadan öncesinde bıraktığım kıyafetleri alarak tekrardan aşağı indiğimde Kayra da kalkmış kapıya doğru adımlamaya başlamıştı.
Ufaklığa son kez gülümseyip el salladıktan sonra diğerlerine de selam verip kapıya doğru adımlayarak dışarı çıkmıştık.
"Sedat, bizi bir eve at." dedim ilerde ki korumaya seslenerek.
"Tamamdır abla, arabayı kapıp geliyorum." diyerek gözden kaybolup bir kaç dakika sonra arabayla geri gelmişti. Kayra'yla hızla arabaya binerken ikimizde oldukça sessizdik. Benim böyle oluşum normaldi lakin Kayra'nın bu durgunluğu hiç normal değildi.
Sessiz bir yolculuktan sonra eve vardığımızda arabadan inerek adımlamaya başlamıştık. Hava çoktan kararmış ve bir hayli serinlemişti.
Eve girerek arkamızdan kapıyı örttüğümde bakışlarım hala suskun olan Kayra'ya döndü.
"Hayırdır şirine, noldu?"
"Off! Nolacak maviş gözlünün dikkatini bile çekemedim. O kadar laf attım bana mısın demedi ya. Adam bırak konuşmayı tenezzül edip suratıma bakarak mimik bile yapmadı. Çok sinir oldum." dediğinde gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Kayra biraz çapkın bir tipti ve şu zamana kadar isteyip elde edemediği pek erkek olamamıştı. "Gül gül tutma kendini, tabi senin tuzun kuru. Biz içerde kıvranalım hanımefendi mutfak köşelerinde fingirdeşsin."
"Yok artık Kayra, o malın sözüne mi inandın?" dedim gözlerimi devirerek.
"Hayır canım senin tepkilerine inandım. Bir bok yemiş olmasan o kadar telaş içinde açıklama zahmetine girmezdin." dediğinde haklılık payı olduğunu fark etmiştim.
"Biraz yakın gördü yanlış anladı işte." dedim durumdan kaçmak istercesine odama doğru adımlayarak.
"Nasıl yakın? Ne kadar yakın? Niye bana hiçbir şey anlatmıyorsun?" diye sorularını sıralayarak önüme geçip gitmemi engellemişti.
"Sorularını bende bilmiyorum çünkü Kayra. Tek bildiğim olmaması gerektiği."
"Ben bu bakışları biliyorum, olacak olan çoktan olmuş zaten." dediğinde dumura uğramıştım.
"Hayır, yok öyle bir şey. Kalbi olmayan bir ruh sevemez Kayra, aşık olamaz."
"Kalbin var ve atıyor." diyerek elini sol tarafıma bastırmıştı. "Yapma böyle sen bir robot değilsin Lavinia. Ta ilk zamanlar onu araştırdığından beri bu kalp ona atıyor neden anlamak istemiyorsun? Her defasında hayranlık duygusuna sığınıp durma artık."
"Diyelim ki benim kalbim ona atıyor peki ya onun ki? Buna emin olamam ve emin olmadığım kimseye bağlanamam Kayra bunu çok iyi biliyorsun. Beni ailem bile sevmemiş ki elin adamı niye sevsin?" diyerek elini itip odama doğru adımladığımda o da sesini çıkaramamıştı. Çünkü ne yazık ki haklıydım...
Elimde ki kıyafetleri odanın bir köşesine fırlatarak kendimi yatağa atıp tavanı izlemeye koyuldum. Uzun metrajlı bir film döndü tavanda, başrolünde benim ve yalnızlığın olduğu...
Ne kadar süre orada öylece sessizce tavanı izledim bilmiyordum lakin tek hatırladığım hava aydınlanırken uyuyakaldığımdı. Çalan alarmla gözlerimi açarken sersemce yataktan kalkarak banyoya adımladım. Kabuslarla dolu birkaç saatlik uykuyla yeni güne uyanmıştım yine.
Orada ki işimi hallettikten sonra hızla üzerime her zamanki gibi simsiyah kot ve kazak kombinimi yaparak deri ceketimi elime alıp kapıya doğru adımladım.
Odadan çıkarak aşağı indiğimde salonda beni bekleyen Kayra'yla karşılaşmıştım.
"Günaydın." dediğimde telefondan başını kaldırıp gülümseyerek bana dönmüştü.
"Günaydın haşin kelebeğim." Kayra ve değişik sıfatları...
Sözlerine yüzümü buruşturarak kapıya adımlarken o da peşime takılmıştı.
"Dün ne kadar yakınlaştığınızı söylemedin, bak gözümden kaçmadı."
"Kayra!" dedim sitemle
"Ne ya! Merak ediyorum işte. Nolur yani söylesen?"
"Çok yakınlaştık Kayra, hatta şu an hamileyim." dedim bir elimi karnıma koyup yapmacık bir şekilde sırıtarak. "Git yeğenine kıyafet bak teyzesi."
"O da olur bir gün." dedi yüzünde ki imalı sırıtışıyla. Sözlerine gözlerimi devirerek önümüzden geçen taksiyi durduğumda ikimizde binmiş, yol boyu konuşmamıştık.
Okulun önüne geldiğimizde duran taksiye ücreti ödeyerek inerek geç kaldığımız için kendi fakültelerimize adımlamaya başlayıp ayrılmıştık.
Uzun, sıkıcı ve asla odaklanamadığım bir dersin ardından bahçede sigaramı içerken Kayra'yı bekliyordum. Şu aralar nedense hep bir dejavu yaşıyor gibiydim.
"Ayy kız seni gören cennetlik. Nerelerdesin sen?" diye söylenen Buğlem'le bakışlarım ona dönmüştü. Haklıydı o gün evinin önünde ki garip dakikalardan sonra hiç konuşmamıştık. "Tabi biricik manitandan bize zaman gelmiyordur artık." dediğinde kaşlarımı çatarak yüzüne izlemeye başlamıştım. Manita derken?
Elinde ki telefonunda bir şeylerle uğraştıktan sonra ekranı bana çevirdiğinde açılan gözlerimle hızla elime alarak detaylı baktım habere. "Artık şimdi de yok öyle bir şey demezsin umarım. Ama inanamıyorum yani çok kırıldım bilesin. Eniştemin böyle biri olduğunu nasıl saklarsın, üstelik sana sorduğumda bile reddettin yani. Ama gerçi manitanda arkadaşız dedi, ayy! yoksa daha yeni mi oldunuz?"
"Buğlem bir sus, motorun soğusun." dedim en sonunda dayanamayarak. "Yok öyle bir şey yalan haber bu. Arkadaşım sadece." diyerek bakışlarımı tekrardan habere çevirdim.
Ünlü mühendis ve sevgilisi işte böyle kameralara yakalandı.
Şehrin göbeğinde yaşanan magandaların kurşunları arasında kalan ikilinin korku dolu anları.
Ünlü mühendisin herkesten gizlediği sevgilisi güzelliğiyle pas dedirtti.
İnatla magazinden uzak duran ünlü mühendis işte böyle sevgilisini gözler önünde serdi.
Ve daha nice haber başlıkları vardı. İlkine tıklayarak açtığımda ekranı sarmaş dolaş olduğumuz fotoğraflar doldurmuştu. Altında yazan yazıyı okurken çoktan gözüm seğirmeye başlamıştı bile.
Ünlü mühendis Arhan A. Demir herkesten sır gibi sakladığı sevgilisiyle aşk dolu görüntülendi. Hukuk öğrencisi olan Lavinia Argun'la aşk yaşayan Arhan A. Demir hayranlarını şoka uğrattı. Kameraları fark ettiği halde sevgilisine sarılmaya devam eden ünlü mühendis uzun süredir devam eden magazin orucunu bozmuş gibi görünüyor.
"Vay göt." dedim sinirle. Niye o gün o kadar dibimde olduğu da belli olmuştu.
Adam her zaman dibimizde Lavi.
Bu ara da A. da neyin nesiydi? İkinci bir ismi olduğunu bilmiyordum. Telefonu tekrardan Buğlem'e verirken derin bir nefes aldım. "Yalan haber sarışın, sadece dostça sarılmıştık yanlış anlamışlar işte. Magazinin abartısı."
"Ha sadece arkadaş diyorsun yani?" dedi inanmaz bakışlar atarak.
"Evet Buğlem sadece arkadaş." dediğimde Kayra da yanımızda bitmişti.
"Kızım okul haberle çalkalanıyor duydun mu?" diye soran Kayra'yla çıkışa doğru adımlamaya koyuldum.
"Duydum Kayra duydum ve ilk gördüğüm yerde onun o yeşillerini oyacağım."
***************
Okulun bahçesinde ki muhabbettenin ardından hiç konuşmadan eve gelerek hazırlanmaya başlamıştım. Ne kadar sinirli olduğumu fark ettiği için sesini çok fazla çıkarmadan bana yardım eden Kayra'ya döndü bakışlarım. Göreve gelemediği için onunda morali bir hayli düşüktü.
Üzerimde ki siyah uzun elbise, sağ bacağımı ve sırtımı açıkta bırakan aynı zamanda derin göğüs dekoltesiyle benim için fazla iddialı bir elbiseydi lakin bu gece yerine geçeceğim kadının tarzı tam olarak buydu. Başımda ki şarap kızılı ve maşalı peruk, yüzümde ki ağır makyaj ve gözlerimde ki yeşil lensle fotoğrafta ki kadının ikizi olmuştum. Son dokunuş olarak dudağımda ki kırmızı ruju tazeleyerek ayaklarıma siyah topuklularımı geçirip beni izleyen Kayra'ya döndüm.
"Uff! Harikasın bebeğim. Alev alevsin." diyerek ıslık çaldığında elimde ki çantayı ona fırlatmak için yukarı kaldırmıştım.
"Kafana yiyeceksin çantayı ama." dedim sinirle.
"Ay! Tamam tamam bir şey demedim." diyerek ayağa kalkıp kapıya doğru adımlarken son anda arkasını dönerek konuşmaya devam etti. "Son bir şey, birileri senin bu halini görünce bir yerleri alev atacak." dediğinde elimde ki çantayı hızla ona doğru fırlatmıştım lakin bunu tahmin ederek sözlerinin hemen ardından kaçtığı için çanta kapıya çarpıp yeri boylamıştı.
Eğilerek düştüğü yerden çantayı alıp içine gerekli malzemeleri koyduktan sonra son kez kendime baktığımda bir kez daha eserimle gurur duymuştum. Yapıyordum bu işi.
Hızla odadan ayrılarak dış kapıya doğru adımladım. Namık'ın evinde bizi büründüğümüz kişilikler bekliyor olacaklardı. Ne olur ne olmaz diye onların arabasıyla geçecektik mekana.
Kapıyı açarak çıktığımda Kayra da beni takip ediyordu. Gideceğimiz mekanın tüm kameralarına erişim sağlanmıştı, bu şekilde Namık, Kayra ve Alp dışardan, arabanın içinde bizi izleyebileceklerdi.
Arabaya atlayarak hızla Namık'ın evinin yolunu tutmuştuk. Sürücü koltuğunda olan Kayra arada bana muzip bakışlarını göndermekten geri kalmıyordu. Eve geldiğimizden beri ne kadar sessiz de olsa ağzını açtığı her dakika alttan alttan imada bulunup durmuştu.
Malikanenin içinde duran arabayla hızla inerek eve doğru adımlayıp içeri geçmiştik. Salona geçerek bakışlarımı içerde dolaştırdığımda onu görememiştim.
"Ayy inanamıyorum. Kayıp ikiz kardeşim misin yoksa?" diyerek cırtlak sesiyle beni izleyen büründüğüm karaktere döndüm. Asıl cobra geçmişte kısa sürede olsa Namık'tan ders almış biriydi bu yüzden tanışıklığı olduğu için onu kırmadan kabul etmişti.
Kayra hızla içeri girerek Namık'ın yanına kurulduğunda ben hala kapının kirişine yaslı bir şekilde salondakileri izliyordum.
"Beni mi arıyordun?" diyerek kulağıma fısıldayan sesle hızla arkamı döndüm. Vücudunda ki dövmelere kadar cobranın ta kendisi olmuştu. Bakışları dudağıma düşerken derince yutkunuşu kulaklarımı doldurmuştu. "Şart mıydı cidden bu? Sanki normal hali beni çıldırtmıyormuş gibi bir de kırmızıyla üstünü çizerek belirtmen çok mu gerekliydi?" dediğinde bakışlarını dudaklarımdan asla çekemiyordu.
"Şu görev bir bitsin ben göstereceğim sana ne gerekli ne değil." dedim engel olamadığım sinirli bir tonda.
Arka taraftan Namık'ın öksürmesiyle tekrardan arkamı dönerek bakışlarımı ondan kurtarmıştım.
"Çıkabilirsiniz gençler. Bizde arkanızdan gelip mekanın dışında sizi izliyor olacağız. İyi şanslar." dediğinde boynumda ki nefesle ona odaklanmam bir hayli zordu.
"Bu parfümü beğenmedim, kokunu gölgelemiş." derken adeta nefesini boynuma üfleyerek konuşmuştu. Kesinlikle bilerek yapıyordu.
"O zaman hep bunu sıkmalıyım."
"Teninde ki parfüm yok olana kadar seni terletmemi istiyorsan bunu kesinlikle yapmalısın. Hatta lütfen yap." dediğinde bu sefer derince yutkunan ben olmuştum. İstemsizce zihnime dolan görüntüleri hızla def ederek Namık'a odaklandım.
"Tamamdır. Çıkıyoruz biz." diyerek arkamı dönüp ona bakmadan yanından geçerek kapıya doğru adımlamıştım.
Dışarı çıktığımda ilerde ki kırmızı arabaya doğru adımlayıp onu beklemeden kapısını açarak yerime oturmuştum. Birkaç dakika sonra ise onun sürücü koltuğuna geçmesiyle yola koyulduk.
"Heyecanlı değilsin." dediğinde bu bir sorudan çok durum tespiti gibiydi. Haklıydı değildim ve bunun tek sebebi onun yanımdaki varlığıydı lakin bunu söyleyemezdim.
"Alışkınım. Böyle durumlar beni heyecanlandırmaz."
"Ne gibi durumlar heyecanlandırır peki?" diye sorduğunda bakışlarımı ona çevirmiştim.
"Hiçbir şey." Evet, haberlerden dolayı ona hala sinirliydim.
"Emin misin?" diyerek bakışlarını yoldan çekerek mavi lensleriyle bakışma mı sağlamıştı.
"Oldukça." dedim tekrardan önüme dönerken.
Sözümün ardından bir elini direksiyondan çekerek bacağımın üstüne koyduğunda bakışlarım tekrar ona döndü. Evet kesinlikle onun temasından etkileniyordum lakin asla altta kalamazdım.
"Sonuç olarak bir erkeksin. Senin dışında başka bir erkekte temas etse aynı tepkiyi veririm. Malum hormonlar." dediğimde yoldaki bakışlarını hızla bana çevirirken kaşları çatışmıştı.
"Ne başkası? Yok başka falan, tek erkek var o da şu anda sana temas eden kişi. Başka hiçbir erkek bırak dokunmayı gözlerini bile değdiremez sana." derken bir yandanda eli canımı acıtmadan bacağımı sıkıyordu.
"Pardon, hangi sıfatla karar verdin buna?" dediğimde keyfim yavaşça yerine geliyordu. Bugünden beri sinirden kuduran bendim birazda o kudursundu.
"Öylesine biri sıfatıyla." dedi bacağımda ki elini geri çekerek.
"Yeterli değil. Bu sebepten düzenli seks hayatımı sekteye uğratamam." dediğimde arabayı hızla sağa çekerek durdurmuştu. Söylediklerim külliyen yalandı, hala bakireydim lakin tepkisini çok merak ediyordum.
"Ne hayatın, ne hayatın?" dedi sinirli bakışlarını bana çevirirken. Bu bakışlarla tırsmadım desem yalan olurdu ama ölmek vardı dönmek yoktu.
"Seks." dediğimde hızla çenemden tutarak beni kendine doğru çekmişti.
"Öyle bir şey olmadığını biliyorum ama yine de ne olursa olsun o güzel dudaklarından başka bir erkek hakkında bu denli konuşmalar geçmesin güzelim. Olur mu? Lütfen." derken gerçekten de sinirden gözü seğiriyordu.
"Yine ben sinirli bir adamım, sinirlenince gözüm döner palavralarını mı sıkacaksın yoksa."
"Hayır, ben kıskanç bir adamım ve gözüm dönerse sen nefessiz kalıp çırpınana kadar durmam palavralarını sıkacağım. O zaman görürsün palavra mı değil mi?" dediğinde bakışları tekrardan dudaklarıma düşmüştü.
"Kıskanabileceğin bir konumda değilim."
"Olduğun konumu bir bilsen sesini çıkaramazdın." diyerek elini çenemden çekerek tekrardan önüne dönüp arabayı çalıştırmıştı. Sözlerinin ardından bir süre bakakalsam da bende önüme dönerek akıp giden yolu izlemeye koyulmuştum.
Sonunda mekana vardığımızda arabadan inerken etrafımızı saran gazetecilerle durup birkaç poz verdikten sonra ilerlemeye devam etmiştik. Mekanın çoğu bilindik yere kıyasla daha elit bir aurası vardı. İçerde ki orkestra da bunu sağlamış olabilirdi tabi.
"Şarkı söylemeye bayıldığını da biliyorum mesela." diye fısıldadı kulağıma rol icabı kocam. Dudaklarını örten maskeden dolayı sesi boğuk çıksa da anlaşılırdı.
"Bana moral için bir parça söylemeye ne dersin karıcığım." dediğinde yüzümde ki sahte sırıtışla ona dönmüştüm.
"Rüyanda görürsün kocacığım."
"Kocacığım diye ağzını..." Derken bakışları yine ve yeniden dudaklarıma kaymıştı. Evet illa kırmızı sürmem gerekmiyordu ama merak etmiştim işte. Ee boşuna dememişler ya merakta ya ... neyse.
"VE İŞTE KARŞINIZDA HEM AŞKIYLA HEM BİLEĞİYLE DİLLERE DESTAN OLAN COBRA."
Anonsu duyduğumda tam gidecekken onu durdurarak boynuna sarılmıştım. "İyi şanslar. Onu sahaya gömmeden gelme sakın." diyerek fısıldamıştım kulağına.
"Bu motivasyonla değil sadece onu tüm dünyayı gömerim sahaya." dedi sarılışıma karşılık verirken ardından devam etti. "Dikkat et sende, it kopuk çok var burada." diyerek geri çekildiğinde belimde ki elini alarak bacağıma bastırıp silahı hissetmesini sağlamış ardından göz kırparak geri çekilmiştim.
"İşte benim karım." dediğinde gülüşü kısılan gözlerinden belli oluyordu. Hızla ringe adımlarken benimde bakışlarım orkestraya çevrilmişti. Belki bir istisna yapabilirdim.
Ben hızla oraya doğru yürürkende maç başlamıştı. Alması gereken tek bir maç vardı sonrasında ona para yatıran o iki avanak tebrik için yanımıza geldiklerinde paketleyerek götürecektik.
Orkestraya gerekli bilgileri verdikten sonra mikrofonun başında ki yerimi almıştım. Şarkı çalmaya başlarken gözlerimi kapattığımda zihnimde beliren tek şey yeşil gözlerdi.
"Anladım, sonu yok yalnızlığın
Her gün, çoğalacak
Her zaman böyle miydi? bilmiyorum
Sanki dokunulmazdı çocukken, ağlamak"
Şarkıyı söylerken gözlerimin önünde anılar birbir dönmeye başlamıştı. Yeşilleri ilk gördüğüm yer çınladı zihnimde, dövüş salonu. Sert ve ruhsuz bakan o yeşiller...
"Alışır her insan, alışır zamanla
Kırılıp, incinmeye
Çünkü olağan yıkılıp, yıkılıp
Yeniden ayağa kalkmak"
'Kız şurada ki yeşil gözlü adam kaç dakikadır seni izliyor.' dediğinde bakışlarımı hızla arkama çevirmiştim lakin karşılaştığım tek şey boşluktu.
'Hani nerde? Ben birini göremiyorum?'
'Aa kayboldu, daha az önce oradaydı. Allah Allah nereye gitti şimdi bu.'
Hem Namık'ın eğitimine hemde okula ayak uydurmaya çalıştığım ve okulda ki nadir arkadaşlarımdan biriyle aramda geçen diyalogdu.
"Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte
Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette
Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum
Hadi gelin üstüme korkmuyorum"
'Öylesine biri işte boşver.' dedikten sonra her zamanki gibi dolu olan salona çevirdim bakışlarımı. Ringe çıkmadan son saniyelerde çevreyi izlerken dikkatle bana bakan yeşil gözlü uzun boylu biriyle kesişti bakışlarım. Boydan boya süzmekten alıkoyamamıştım kendimi, bir hayli yakışıklıydı...
Tamda tahmin ettiğim gibi o gün o salondaydı. Teşekkür mektubunu soyunma kabininde bulduğum gün...
"Anladım, sonu yok yalnızlığın
Her gün çoğalacak
Her zaman böyle miydi? bilmiyorum
Sanki dokunulmazdı çocukken, ağlamak"
'Bu ne böyle ben zırt bırt takip mi edileceğim Namık. Sen kimsenin beni tanımadığına emin misin?'
'Evet evlat ayrıca sen yanlış anlıyorsundur. Ters bir durum olsa korumaların haberdar ederdi.'
'İyi, öyle olsun bakalım.'
İki sene kadar önce birilerinin beni gözetlediğinden şüphelenerek Namık'la konuşmuştum ama bir sonuca varabildiğim söylenemezdi.
"Alışır her insan, alışır zamanla
Kırılıp, incinmeye
Çünkü olağan yıkılıp, yıkılıp
Yeniden ayağa kalkmak"
'Aşıksıııın dırırırırırım aşıksıınn dırırırırrım aşıksın arkadaş.' diyerek evde koşan Kayra'yla elimde ki yastığı fırlatmam bir olmuştu.
'Bokunu çıkarma Kayra ne aşkı? Adamın yüzünü bile görmedim nasıl aşık olabilirim?'
'Ayy! Birde görmeden aşk, çok romantiiikk." dedi ellerini kalbinde birleştirerek.
'Kayra!'
İnat edip onu bulmaya çalıştığım zamanlarda evde dönen dalgalardan biriydi bu anı.
"Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte
Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette
Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum
Hadi gelin üstüme korkmuyorum"
Gözlerimi açtığımda tam karşımda rakibini yerle bir ederek ringin kenarında ki kayışlara yaslanmış bir şekilde hayran bakışlarla beni izliyordu. Kendisi yanımda olmasa bile her daim beni izletmişti. Bedenen olmasa da ruhen her anımda vardı.
"Bulutlar yüklü ha yağdı, ha yağacak üstümüze
Hasret, yokluğunla ben baş başayız
Nihayet"
Şarkıyı bitirmemle birlikte bir alkış tufanı koparken hızla sahneden inerek ringe doğru adımlayıp onunda yardımıyla ringe çıkmıştım. Kollarımı boynuna doladığımda ilk başta şaşkınlıktan tepki veremese de bu hali üzerinden çabucak atarak kollarını sıkıca belime sarmıştı.
"Her dövüşün sonu böyle bitecekse ben tekrardan dövüşe başlayabilirim."
"Rol icabı her şey, abartma."
"Rol öyle mi?" diyerek geri çekildiğinde bakışlarım gözlerine çarpmıştı. "O zaman daha gerçekçi oynayalım."
"Nasıl yani..."
Sözlerim hızla dudaklarıma çarpan dudaklarla yarıda kesilmişti...
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Ve işte yeni bölümmm
Heyecanlı bir bölümdü dimi :)
Sizce Arhan nasıl tutuldu bizim kıza?
Peki ya sizce Ömer ne durumda?
Lavinia'nın ben aşık olamam zaten kimse beni sevmez algısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ve en önemlisi sizce bölüm nasıldı?????
Lütfen yorum ve vote atmayı unutmayın!!!!!
(Yorulmanızı çok merak ediyorum)
Seviliyorsunuzzzz
🖤⚖️

