İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 4 · 28 dk okuma

SÂYE

Bölüm 4

3. DUYGULARIN ESARETİ

Bölüm şarkıları

Kalben~Yara

Adamlar~Acının İlacı

Can Ozan~Sar Bu Şehri

Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen

Seviliyorsunuzzz

🖤⚖️

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Bazı zamanlar gelir kelimeler düğüm olur boğazınızda, çıkarmaya çalıştıkça daha da batar derine sonra kalbinize iner ve ebediyete kadar orada saklı kalır. Siz konuşmaya çalıştıkça o söylenemeyen kelimeler daha çok saplanır kalbinize, parçalayana kadarda durmaz. Kalbinizden akan damlalar bir bir ruhunuzu yakarak yok eder, sonu gelmeyen bir döngü gibi bu durum işler durur...

Öyle çok ruhsuz hissediyordum ki kendimi üzerimden tır geçse haberim olmazmış gibi geliyordu. Parçalanan düşüncelerim zihnime batıyor, canımı en derinden yakmaya devam ediyordu. Bir insan ne kadar avazı çıktığı kadar susuyorsa o kadar susuyordum şu anda. Çünkü elimden hiçbir şey gelmiyordu. Senelerce uğraştığım her şey saçma bir güç kırıntısı olup yerlere dökülüyordu sadece ve ben buna engel olamıyordum. Benim, öz ailem tarafından çektiğim işkenceler yetmezmiş gibi onada çektirmelerine sebep olmuştum.

Bana çarpan eller onun içinde mi kalkmıştı, bana edilen hakaretler ona da mı edilmişti ve bunlar olurken ben onu koruyamamış mıydım?

Onu, tek ailemi koruyamamıştım...

Namık'ın sözlerinin ardından tek kelime etmeden yukarı, Kayra'nın yanına gelmiştim. Aslında söylenecek çok şey vardı lakin sanki dudaklarım birbirine mühürlenmişti o an, açıp konuşmama izin vermemişlerdi. Şimdi ise Kayra'nın yattığı odada ki balkonda otururken gözümün önünden geçen sayısız anıya katlanmaya çalışıyordum.

Hava serindi lakin buna rağmen üstümdeki kapüşonluyu ve tişörtü çıkartmış sadece üzerimdeki sporcu sütyeni ile altımdaki pantolonla gökyüzünde ki yıldızları izliyordum. Küçüklükten gelen bir alışkanlıktı bu, canım yandığında ben daha çok yakardım canımı belki de bu yüzden Namık'ın eğitme şekline ses etmemiştim. Soğuk şu anda iliklerime kadar işleyip canımı yakıyordu ama hissetmiyordum.

Ne kadar acınası bir durumdu değil mi? Kalbinizde ki acıdan dolayı bedeninizde ki hasarı fark edememek...

Yıllar geçmesine rağmen hala onlardan kurtulamamıştım ve işin garibi yaptığı şey için sebep bile arayamıyordum. Çünkü yoktu, hiçbir zaman bir sebepleri yoktu. Bana eziyet ederken de yoktu lakin ilk defa onun canını yakarken sebepleri vardı o da bendim. Onun benim canım olduğunu anlayıp yine zarar vermişlerdi bana. Daha ne yapabilirdim ki? Gitmiştim yanlarından neden durmuyorlardı? İlla öldürmem mi gerekiyordu hepsini, bu şekilde mi duracaklardı? Ya da benim mi bu hayattan göçüp gitmem gerekiyordu?...

Sakince buz tutmuş bedenimi oturduğum sandalyeden ayırarak balkonun demirlerine yaklaştım. Gökyüzüne karanlık çökmüş saat gece yarısını çoktan geçmişti. Neredeyse bir gündür uyumayan bedenim sarhoş gibiydi, normalde de geceleri en fazla birkaç saat uyur sonrasın da kabuslarla uyanırdım zaten lakin yine de bu beni ayakta tutmaya yeterdi.

Aklıma takılan diğer bir hususta o bu kadar adamı bulup birini kaçırabilecek güçte olmamasıydı, bu demek oluyordu ki birinden yardım almıştı. Onu da o yardım aldığı insanları da yerin on kat altına gömmedikçe uyku bana haramdı artık...

Demirlerden geri çekilerek balkondan çıktım ardından sandalyenin üzerinde ki hırkamı üstüme geçirerek son kez Kayra'ya bakıp odayı terk ettim. Ciddi morartıları vardı ve bu canını bir hayli yakıyordu, dolayısıyla da yüksek dozda ağrı kesici alması gerekmişti. Bu sebeple de derin bir uykuya yattığı için mecburen geceyi burada geçirmek zorunda kalmıştık.

Adımlarımı sakince merdivenlere doğru ilerletirken alt katta yanan ışık dikkatimi çekmişti. Tahminimce mutfak olduğunu düşündüğüm yerden cılız, mum ışığı gibi bir ışık ve de bir türkü sesi yükseliyordu.

'Ne ağlarsın benim Zülfü siyahım, bu da gelir bu da geçer ağlama...'

Umursamadan adımlarımı oraya doğru yönlendirdim. Neredeyse bir gündür sigaradan başka bir şey geçmeyen boğazım kurumuş ve su istiyordu.

Yavaşça mutfak kapısını iterek açtığımda bakışlarım masada oturan Arhan'ı bulmuştu sonrasında masada ki boş şişeler gözüme çarptığında bakışlarım tekrar ona döndü, mum ışığında parıldayan yeşilleriyle beni izliyordu. Tek kelime etmeden arkamı dönerek buzdolabını açıp bir şişe soğuk suyu çıkardım. Şu anda bir yabancının evindeydim ve o yabancı arkamda üzeri çıplak bir şekilde içki içiyordu ayrıca o kadar şişeden sonra yüksek ihtimal kafası kıyaktı, peki ben neden bu kadar rahattım? İşte buna verecek bir cevabım yoktu.

Elimde ki şişeyi tezgahın üstüne bırakarak karşımda ki ilk dolabı açmıştım. Çeşit çeşit kadehler vardı, ardından orayı kapatarak bir üstteki dolabı açtım ve bingo! Su bardakları buradaydı lakin o kadar yüksekteydi ki 1.80 boyuma rağmen ben bile yetişememiştim. Kim kalıyordu bu evde, 12 dev adam mı?

12 tane mi bilmem de arkamızda ki adam dev olabilir.

Ben tam arkamda ki mi diye düşünmeye kalmadan saçlarımın arasına bir nefes süzülmüştü. Ellerim hızla tezgahın kenarlarını kavrarken kuruyan boğazımı ferahlatmak için yutkunmaya çalıştım lakin pek mümkün olmuyordu. Sağ tarafımdan bir kol uzanarak bardağı alıp önüme koyduğunda kolunda bulunan dövme dikkatimi çekmişti. Omzundan dirseğine kadar olan gittikçe yükselip harlanan bir ateşti bu.

Gözlerimi zor bela ondan çekerek önümde ki şişeyi kavradım ardından kapağını açarak suyu bardağa boşaltmaya başladığımda hala arkamda ki yerini koruyordu. Saçlarımda olan burnu derin derin soluklanıyor sanki kokumu tüm hücrelerine hapsetmeye çalışır gibi içine çekiyordu. Ve işin en garip yanı da onu itmememdi, bunu yapmamalıydım. Onu itmeliydim bu kesinlikle yanlıştı.

Elimde ki bardağı hızla kafama dikerek geri tezgahın üstüne bırakıp arkamı döndüm. Bana kızarık bakan yeşilleri bir karış uzağımdaydı. Alkol kokan nefesi yüzümü yalarken tüm düşünme yetimi kaybetmiş gibi hissediyordum oysaki daha az önce hiçbir şey hissetmediğimi söylemiştim, peki kalbim neden durmuyordu şu anda?

"Özür dilerim." diye fısıldadı hala gözlerime bu kadar yakından bakarken. Ne alakaydı şimdi özür? Anlamadığımı belirten bakışlarımı ona yollarken kaşlarım çatılmıştı. Bugün neden herkes benden özür diliyordu?

"Neden?" diye sordum bende onun gibi fısıldayarak. Sanki sesli konuşsak şu anın büyüsü bozulacak ve her şey darmaduman olacakmış gibiydi. Elini yanağıma getirip okşadığında artık itme zamanım geldiğini anlayarak arkamda sıkıca tuttuğum tezgahı bırakıp omuzlarından hızla itmiştim. Lakin bu hareketimle geriye doğru yalpalayarak dengede duramadığını fark ettiğimde tekrardan hızla kolundan tutup kendime doğru çektim. Pelte kıvamı almış vücudu üzerime gelerek arkamda ki tezgaha yaslanmıştı. Daha doğrusu bana yaslanmıştı bense tezgaha...

Boynuma düşen kafasıyla ne yapacağımı şaşırmış bir şekilde kolunda ki ellerimi çekerek sırtına sarıp onu dengede tutmaya çalışırken arkada çalan türküde tekrar başa sarmıştı. Ne yapacağımı düşünürken bakışlarım masanın arkasında kalan boşluğa kaydı, yerde sayabildiğim dört tane boş şişe ayrıca da cam kırıkları vardı. Evin odaları ses geçirmezdi sanırım yoksa bu kadar sesi duymama imkanım yoktu.

"Özür dilerim." dedi tekrardan boynuma çarpan nefesiyle. Ne cevap vereceğimi ne yapacağımı şaşırmıştım. Benden af dileyecek bir şey yaptığını sanmıyorumdum, kaldı ki bunu dert edecek kadar yakın değildik. Acaba beni birine mi benzetmişti?

Bu düşünce midemde tarifsiz bir krampa sebep olmuştu. Bu da neyin nesiydi şimdi?

Yoksa...

Hayır! Böyle bir şey mümkün bile değildi, düşünmek bile saçmaydı.

Ben hızla düşüncelerimi bertaraf etmeye çalışırken o sırada Arhan güç bela boynumdan kafasını kaldırmış, yeşillerini tekrardan siyahlarıma dikmişti. Baygın bakışlarıyla bir süre yüzümü taradıktan sonra sakince geri çekilerek az önce kalktığı yere geri bıraktı bedeni.

Üzerinde kıyafet olarak sadece siyah eşofmanı vardı ve bu durumun benim için pekte iyi olduğu söylenemezdi. Çünkü bakışlarım aç bir vampir gibi vücudunda gezinerek her zerresini hafızamın derinlerine kazımak istiyordu lakin bu şekilde onunla göz gözeyken bunu yapmak, hele ki o sarhoşken çokta iyi sonuçlar doğurmazdı.

Az önce koca bir bardak su içmeme rağmen kuruyan dudaklarımı dilimle nemlendirip bakışlarımı kaçırdım. Çenemi artık açmam gerekiyordu ama o bu şekilde karşımda otururken nasıl konuşabilirdim ki?

Bakışlarımı tekrardan ona çevirdiğimde gözlerini benden ayırmadan elini masanın üzerinde ki tek dolu olan şişeye uzatıp aldı, ardından kapağını açtıktan sonra bardağa koymak gibi herhangi bir atıfta bulunmadan dudaklarına dayayarak büyük yudumlar almıştı.

"Yeteri kadar içmiş gibi duruyorsun." dedim sonunda bulabildiğim sesimle. Sözlerimle eşzamanlı olarak bakışları dudaklarından ayrılan şişeye deydi bir süre ardından tekrar bana döndüler. Bu kadar dikkatli bakmasında ki sebebi anlayamamıştım. Gözleri ormanın derinliklerinde ki sessiz bir kuyuyu andırıyordu. Merak uyandıran lakin yanına yaklaşmaya korktuğunuz bir kuyu...

"Beni affedebilir misin?" diye sordu sarhoşluktan dolayı pürüzlü çıkan sesiyle.

"Ne yaptığına göre değişir." diyerek politik bir cevap sunmuştum. Şu an burada bu konuşmanın içinde ne işim vardı, hala neden burayı terk etmiyordum bilmiyordum. Sadece durmak istiyordum. Bu kadardı...

Dudaklarında hafifçe oluşan bir tebessümle beraber kafasını geri yatırarak derin bir nefes aldı. Bu sayede gözleriyle irtibatı kesen bakışlarım kısaca vücuduna dokunmuştu. Saniyesinde tekrar kuruyan boğazımla ellerimi nereye koyacağımı şaşırmış bir vaziyette derince bir yutkunmuştum. Geniş omuzları, sıkı ve kaslı ayrıca mum ışığında parıldayan teni bana ciddi anlamda hiç yardımcı olmuyordu.

Neler geçiyor aklımdan tövbe tövbeeee.

"Yapan ben değilsem peki?" dediğinde bakışlarımı hızla vücudundan ayırarak tekrardan gözlerine çevirdim. "Ama yapan kişiyi çok yakından tanıyorsam?" diyerek sözlerine devam ettiğinde beynimdeki çanlar birbirine vurmaya başlamıştı.

"Kayra'yı kaçıranlara kimin yardım ettiğini mi biliyorsun?" dedim aniden değişen buz sesimle. Sözlerimle beraber inatla gözlerini benden ayırmayan adam bakışlarını kaçırmıştı. Biliyordu...

Tezgaha yaslı olan bedenimi hareket ettirdiğim sırada o da oturduğu yerden kalkmış adımlarını bir hışımla kapıya yöneltmişti. Bende hızla peşinden çıkarak onunla birlikte salona girdikten sonra koluna yapışmıştım.

"Dur bir saniye hiçbir yere kaçamazsın." dedim zaten ayık olmayan bedenini kolaylıkla kendime çevirirken. "Madem söyledin devamını getir. Kim o?"diyerek sesimi yükseltmiştim.

Kolunu elimden kurtardıktan sonra bu sefer o beni kolumdan tutarak kendini çekmişti. Hızla ona doğru yalpalayan bedenimle yine bir hayli yaklaşmıştık.

"Sesini yükseltme! İnsanlar uyuyor." dedi yine o baskın sesiyle.

"BANA EMİR VERME!" diyerek bağırdıktan sonra hızla önümde ki bedenini itmiştim.

Sert bakışlar atan gözleriyle bir süre beni izledikten sonra hızla salonun kapısına adımlayarak bir hışımla kapattı ardından tekrardan bana dönen bedeni dibime gelene kadar adımlarını durdurmamıştı.

"Kim olduğunu mu öğrenmek istiyorsun?" dedi sertçe fısıldar bir tonda. "Dağhan Demir nam-ı değer babam."

"Baban mı?" dedim istemsizce şok olmuş bir sesle. Tüm pisliklerin başı olarak anılan Dağhan Demir. Duyduğum söylentiler kadar tanıyordum kendisini lakin bu kadarı bile onu bir kaşık suda boğma isteğimi körükleyebiliyordu. Kadın tüccarlığından tutunda kaçak alkol üretimine kadar her türlü bokluk vardı. Ben daha bu mecralara girmeden uzun süre önce bir hapis durumu olmuş ardından kısa bir zaman sonra tahliye edildiğinde ise yurt dışına gitmişti lakin burada ki elini de hiçbir zaman çekmemişti bildiğim kadarıyla.

Birkaç ay öncesinde adamlarını çok fazla çevremde görünce kim olduğunu sordurtmuştum, bu kadar şeyi bilmemin sebebi buydu lakin o bilgilerin hiçbirisinde Arhan geçmiyordu. Oysaki onun gibi adamlar veliaht diye yanıp tutuşurlardı.

Soruma cevap vermeden bakışlarını benden çekerek arkamda kalan koltuğa geçip oturmuştu. Gözlerimi hala ondan çekemiyorken zihnimin karışıklığı başımı ağrıtmaya başlamıştı. Eğer babası Dağhan'sa neden Namık tarafından eğitilmişti? Asıl olay ise öyle bir babanın oğlu nasıl bu derece masumları koruyup kollayan biri olmuştu?

Onu ölümden kurtardığım zamanlarda aldığım teşekkür mektubundan sonra hakkında bilgi öğrenmek istemiş ve sonuçlarında hayranlığıma engel olamamıştım. Kadınlara ve çocuklara asla dokunmaz, kötülere ise sonuna kadar çektirirdi duyumlarıma göre...

O da bizim gibi...

Onunda ailesi canını yakmış olabilir miydi?

Bu düşünceyle gözlerimi ayıramadığım bedene doğru adımladım. Koltukta oturur pozisyonda, dirsekleri dizlerine, elleri ise yüzüne yaslıydı. Bedenimi sakince yanına bırakırken başını ellerinin arasından ayırarak bana çevirdi. Ormanlarına çöken hüzün kalbime bıçak saplanmasını sağlamıştı sanki. Onu gördüğüm ilk andan beri ruhsuz bakan gözlerinde ki duvarları darmaduman olmuştu.

"Kızdın mı bana?" dedi sanki küçük bir çocuk gibi. O an gözümün önünde 8-9 yaşlarında yeşil gözlü yüzü yara bere içinde olan bir çocuk belirdi. Aynı yerden yarası olan insanlar tanırlardı birbirlerini ve o kana batan ormanlarını çok iyi tanımıştım.

"Biliyor muydun?" dedim sorusuna soruyla karşılık vererek. Hızla bedenini doğrultarak bana döndü.

"Hayır, adamlarının okulun yakınında olduğu haberini alana kadar hiçbir şeyden haberim yoktu."

"Beni başından beri tanıyordun aslında bu yüzden peşimden geldin. Adamların benim kimliğime eriştiklerini fark ettin." dedim aniden aydınlanarak. Bana orada açıklama yaparkende, kafama silah dayarkende aslında kim olduğumu biliyordu.

"Evet, bende en başta öyle sandım ama değilmiş."

"Nasıl değilmiş?"

"Duman ve seni iki ayrı insan sanıyolar. İkinizinde Namık tarafından eğitildiğini ve bu yüzdende seninle dumanın arkadaş olduğunu düşünüyorlar." dedi dikkatle yüzümü izlerken.

"O zaman beni kaçırmaları gerekmez miydi?"

"Hayır. Çünkü düşün, arkadaşını kaçırmak bir taşla iki kuştu. Hem sana göz dağı verilecekti hemde gidip dumana yetiştirip ondan yardım isteyecek biri lazımdı. Seni alsalardı Kayra haber veremezdi, çünkü tanımıyordu." dediğinde tüm taşlar yerini oturmuştu. Hem benim canımı yakmak istemişti hemde dumanı yakalayarak ona götürmek. Akıllıca bir plandı lakin patlamışlardı.

"Sen nerden biliyorsun bu kadar şeyi?" dedim ona şüpheyle bakarak. Sonuçta duyduklarım sadece bir söylentiydi, onu tanımıyordum.

"Dostunu yakın, düşmanını daha yakın tut demişler." dedi arkasına yaslanıp bana bakarken. "Herkesin her yerde mutlaka bir ajanı vardır Sâye'm..."

"Sâye mi?"

"Evet, seni ona benzetiyorum. Karanlığın kendisi olduğuna inanan bir gölgeye, aydınlığa küs olduğu halde varlığının bile ışık saçtığı bir gölgeye..."

Sözleri duraksamamı sağlamış kısa bir süre ne söyleyeceğimi bilememiştim. Tuhaftı, kalbimin ritmini değiştirecek kadar tuhaf...

Oysaki bu durumlara oldukça uzaktım. Çünkü öyle olmak zorundaydı, bu mecrada birine tutulursan ya ölürdün ya da ölümünü izlerdin. Aynı Namık'ın yaşadığı gibi...

"Saçmalık." dedim ters bir şekilde sonunda bulabildiğim sesimle. "Tamamen karanlığa batmış bir ruh gölge olamaz. Çünkü dediğin gibi gölgenin aydınlığa ihtiyacı vardır."

Sözlerimin ardından dudaklarında oluşan tebessümle bakışlarım oraya kaymış ve bir süre oyalanmadan geri gözlerine çıkmak istememişlerdi. Gülüşü ormanın derinliklerinde çağlayan bir şelale misali huzurla doldurmuştu içimi, ne gözlerimi alabiliyordum ne de ruhumu...

"Çok acıdı mı?" diye sordu elinin tersiyle yanağımda ki morluğu okşarken. Hengâmeden yüzümde ki makyaj da silinmiş olmalıydı. Sorudan soruya geçmesi ne kadar kafamı bulandırıyor olsada onun gibi davranmaya devam ettim.

"Hayır." cevabımla birlikte morluğa odaklı gözleri tekrardan bakışlarımla çakıştı. O kadar yoğun bakıyordu ki bakışları, kendimi bir anda en derinlerini görmek isterken buluveriyordum.

"İyi dövüştü."

"Orada mıydın?" dedim şaşkınlıkla. Hiç fark etmemiştim varlığını. Soruma istinaden sakince kafasını sallayarak cevap verdi. Oradaydı ve beni izlemişti.

Bakışlarımı gözlerinde ki yoğunluktan zor bela ayırarak yanağımda ki eline baktığımda zihnimde alarm çanları ötmeye başlamıştı. Ne yapıyordum ben burada?

Hızla elimi kaldırarak yüzümde ki elini ittim. Kendimi daha fazla bu aptal durum içinde bırakamazdım, hemen burayı terk etmeliydim.

"Bir daha sakın bana temas etmeye kalkma Ateş. Yoksa sarhoş falan demem, elimden zor alırlar seni." dedim kaşlarımı çatarak sert sesimle. Her ne kadar konuşmaları düzgün olsada kafasını bir türlü dengede tutamamasından sarhoş olduğu anlaşılıyordu. Sözlerimin ardından daha da büyüyen sırıtışı da bu düşüncemi doğrular nitelikteydi.

"Evet, kesinlikle zil zurna sarhoşum ama içtiklerimden dolayı değil." dedi hala dudaklarında ki sırıtışı korurken. Ardından bakışları tekrardan yüzümde ki morluğa düştüğünde, "Şu morluğa krem sürelim." dedi.

"Kafama silah dayamış olan biri yüzümde ki morluğu mu önemsiyor?" derken yüzümde mimik bile oynamamıştı.

"O herifin adamları hala çevremizde olabilirdi. Buna emin olamazken seni tanıyormuş gibi davranamazdım." dedi babasını kastederek.

"Nasıl yani? Buğlem!" diyerek telaşla hızla yerimden kalkmaya çalışırken kolumdan tutmuştu.

"Merak etme biz oradan ayrılır ayrılmaz baktırdım çevreye, kimse yoktu."

"Emin misin?" dedim üzerimden atamadığım endişeli tonda. Bir kişinin daha benim yüzümden acı çekmesine izin veremezdim.

"Evet, eminim. Şimdi sen otur burada bende yüzün için krem getiriyim." diyerek ayaklandıktan sonra yavaş adımlarla kapıya giderek salondan çıkmıştı.

Derin bi nefes alarak geri attığım bedenimle bakışlarımı tavana çevirdim. Bir süre onun gelmesini beklemiştim lakin artık uyku iyice kanıma girmiş tatlı tatlı beni yanına çağırmaya başlamıştı. Bu isteğine ne kadar engel olmaya çalışsam da sonunda zihnim yenik düşmüştü. Bedenim tamamen uykuya teslim olmadan önce son hatırladığım yanağıma değen hafif dokunuşlar ve birkaç kelimeydi.

"Kendini karanlığa batmış sanarken bile nasıl beni ışığınla sarhoş ettin bir bilsen..."

*******************

Mezarlığın ortasında yüzüme düşen yağmur damlalarını umursamadan ilerliyordum. Üstümde ki beyaz elbise sırılsıklam olmuş, ikinci bir deri gibi üzerime yapışmıştı. Adımlarım durmaksızın ileride oluşan kalabalığa doğru gidiyor, yaklaştıkça içimde ki sıkıntı büyüyerek beni çepeçevre sarıyordu.

Artan çığlık ve ağlama sesleri gitgide yükseliyordu. İnsanlar sağanak yağan yağmuru bile umursamadan acı içinde kayıpları için haykırıyorlardı.

Daha çok yaklaşıp kalabalığın içine karıştığım sırada mezar taşında yazan isimle adımlarım aniden kesildi.

Kayra Çevik

Hayır! Hayır bu olamazdı, o yaşıyordu. Kurtulmuştu. Arhan kurtarmıştı onu. Hayır..hayır.

"Senin suçun. ONU SEN ÖLDÜRDÜN." diye haykıran Buğlem'le birlikte hızla ona dönerken göz yaşlarım yağan yağmura karışarak akmaya başlamıştı.

"Hayır, yemin ederim ben bir şey yapmadım. Onu ben öldürmedim." diyerek geriye doğru adımlamaya başladığımda sırtımın başka bir bedene çarpmasıyla hızla arkamı döndüm. Bu Arhan'dı.

"Onu sen öldürdün. Sana yakın tek insanı da katlettin, katilsin sen." dedi üstüme doğru yürürken. O geldikçe ben geri doğru adımlarken başımı söylediklerini reddedercesine sallıyordum.

Hayır, ben yapmamıştım. Ben ona kıyamazdan. Hayır!

Ben geri doğru adımladıkça etrafımda ki kalabalıkta Arhan'ın peşine takılmış, bana doğru geliyorlardı. Hızla ellerimi kaldırıp onları durdurmaya çalışacaktım ki bakışlarım önce kan damlayan ellerime ardından da az önce beyaz olan lakin şimdi tamamen kana bürünmüş elbiseye bakakaldı.

"ONU SEN ÖLDÜRDÜN."diye haykırdı kalabalık. Kafamı salladım tekrardan. Ben yapmamıştım.

"KATİLSİN SEN." Gözlerimden yaşlar sicim gibi akıyor, inatla başımı sallamaya devam ediyordum.

"YAŞAMAYI HAKETMİYORSUN." Kanlı ellerim hızla kulaklarımı siper ederken dayanma gücü kalmayan bedenim yere çökmüştü.

"SEN ÖLDÜRDÜN." İçimden çığlık çığlığa hayır ben yapmadım diye bağırıyordum lakin hiçbiri dudaklarımın arasından ses olarak çıkmıyordu.

"KATİL." Son ses tek bir kişiden ve oldukça tanıdık birinden çıkmıştı. Ellerimi kulaklarımdan çekmeden gözyaşlarından buğulanan gözlerimi açarak karşımda ki suratı gördüğümde nutkum tutulmuştu. Abim gülerek beni izliyordu. "Senin yüzünden öldü. Zehrini ona da bulaştırdın. Onu sen öldürdün."

Korkuyla açılan gözlerimi o tanıdık yüzünden bir saniye bile çekemiyordum.

Benim yüzümdendi.

Her şeyin suçlusu bendim.

*********************************

Derin bir nefes alarak hızla açtım gözlerimi. Rüyanın etkisinden bir türlü çıkamayan zihnim bir süre duraksadı. Yüzüme vuran güneş ışığı ve çevremi saran o huzur verici kokuyla bedenim yavaşça sakinleşmeye başlamıştı. Koku yağmuru andırıyordu ama aynı zamanda harlanan bir ateş gibiydi de, anlam verememiştim lakin çok güzeldi. Markasını sorsam iyi olacaktı diye düşünürken bir anda her şey dank etti.

Yoğun gelen yağmur kokusu...Ateş...üstünde uzandığım sert beden...

SİKTİR!

Büyüyen bakışlarımla eşzamanlı olarak başımı yaslı olduğu boynundan kaldırarak ne halde olduğumuza baktım. Koltukta sarmaş dolaş uyuyorduk, daha doğrusu ikimizin yan yana sığması imkansız olacağı için ben tabir-i caizse Arhan'ın tamamen üstünde uyumuştum.

Nasıl bu hale gelmiştik hiçbir fikrim yoktu. En son hatırladığım onun yüzüme sürmek için krem almaya gittiği ve benim o sırada uykuya yenik düşmemdi. Peki bu pozisyona nasıl gelmiştik?

Tek sorun pozisyon mu sence Lavi? Hayır sen altta olsan sıkıntı yok yani.

İç sesimin belirtmesiyle yaptığım saçmalığı fark ederek hızla yerimde kıpırdanıp kalkamaya çalışmıştım ki ensemden tutularak az önce kalmış olduğum boynuna geri gömüldüm.

"Kıpırdama." dedi uykulu ve yeni uyandığı belli olan boğuk sesiyle. Şu an bu durumda olmamız hiç normal değildi özellikle de içerden sesler gelirken. Onun üstü çıplaktı bende ise sadece sporcu sütyenim vardı bunların haricinde ikimizinde bacaklarını örten bir battaniye vardı, kesinlikle yanlış anlaşılmaya çok müsaitti.

"Bana temas etmemen konusunda ne demiştim sana ben Ateş?" dedim hızla ensemde ki elini itmeye çalışırken. Ardından bir anda kendimi altta onuda üstümde buluvermiştim. Aniden olan durum karşısında şaşkınlıktan kocaman olmuş gözlerimle ona bakarken dilimde ki tüm kelimeler buhar olup uçmuştu sanki.

Olimpos'ta havalar nasıl acaba bir sorsana.

"Benim adım Ateş mi, Duman?" diye sordu sonda ki lakabımı vurgulayarak.

"Her neyse işte çekil üstümden." diye çemkirirken bir yandan da omuzlarından tutarak itmeye çalışıyordum. Sonuçta genç bir kadındım ve benimde arzularım vardı, bu şekilde dibimde durması hiç hoş değildi.

"Bana ismimle seslen, o dudaklarına daha çok yakışıyor." dedi parmaklarını çeneme dokundurarak. Bir anlığına onu itmeye çalışan ellerim duraksamıştı zaten pekte bir işe yaramıyordu çırpınışlarım. "Ayrıca sen böyle mi korkutacaksın düşmanlarını?" dediğinde alaycı bakışları kısa süreliğine omuzlarında ki ellerime dokunmuştu. Sözlerinin hemen ardından ayağımı bacağına dolayarak kendime çekmiş, karın boşluğuna sert bir yumruk geçirip itmemle koca cüssesi aniden yeri boylamıştı.

"Hayır, böyle korkutacağım." dedim şok içinde bana bakan yüzüne sırıtırken. Hızla bedenimi koltuktan kaldırarak köşede duran hırkamı üzerime geçirdiğimde tekrardan hala yerde yatan bedene döndüm. "Bilmediğin konular hakkında çıkarım yapmamanı öneririm, Arhan." diyerek ismini vurguladıktan sonra göz kırpıp arkamı dönerek salondan çıkmıştım.

Adımlarımı uyandığımdan beri ses gelen mutfağa yönlendirdiğimde az önce çıkmış olduğum odadan duyulan kahkaha sesi yerimde duraksamama sebep olmuştu. İçimde engel olamadığım bir dürtü o anı görmek için yanıp tutuşmuş olsada onu durdurup hızla mutfağa girdim. Kapıyı açar açmaz beş kafa hızla bana dönmüştü. Kayra dışında üç erkek ve bir kız vardı.

"Yüce rabbim birdi iki oldular." dedi içlerinden tanımadığım kıvırcık saçlı olan ellerini dua eder gibi kaldırarak. Yüzümde tek bir mimik bile oynamadan ne dediğini anlamaya çalışıyordum. Ellerini indirerek bakışlarını tekrardan bana çeviren kıvırcık hızla yerinden kalkarak karşıma gelmişti. "Selam tatlım. Ben Can ama sen kısaca canım diyebilirsin." diyerek göz kırptıktan sonra elini uzatmıştı. Hala hiçbir tepki vermeyerek önce eline sonra da tekrardan yüzüne bakmıştım. Benim ruhsuz bakışlarımdan korkacak olacak ki gülen suratı yavaşça düşmeye başlamıştı, tam o sırada biri tarafından ensesinden geri çekildi.

"Ulan şuursuz, o kim biliyor musun sen?" dedi dün Arhan'ın yanında olan mavi gözlü adam.

"Aaa! Abicim ne kötü yakıştırmalar bunlar. Karşında güzel bir hanımefendi var, ne o öyle kim olduğunu sormalar. Kadın kadındır, sadece kendi istediğinde kim olduğunu söyler. Kınıyorum seni." diye saçmalarken oldukça ciddi görünüyordu. Komik bir tipti aslında, kafa dengi gibi duruyordu.

"Ne oluyor burada?" diye sordu arkamda duran tanıdık ses. Saçlarımda hissettiğim nefesiyle gerilmemek elde değildi, bu adam niye ikide bir yapışık ikizim gibi dibimde bitiyordu?

Bakışlarım Kayra'ya dönerken gözlerinin ikimiz arasında mekik dokuduğunu görmüştüm. Bu hareketine kaşlarımı çatarak baktığımı fark edince gülmemek için kendini zor tutan yüzünü hızla diğer tarafa çevirmişti. Belli olmuştu, bu durumun çok dalgasını geçecekti.

"Bir şey olduğu yok birader, bu marula laf anlatmaya çalışıyoruz işte." dedi mavi gözlü adam yanında ki kıvırcığın kafasına vurarak.

O sırada belimde hissettiğim hafif dokunuşlarla neredeyse çığlık atmak üzereydim. Bedenimde bu denli büyük bir etkisinin olması kesinlikle kaderin benimle bir oyunu olmalıydı. Hayır, hayır sadece hayatımda uzun süredir biri yoktu ve bu yüzden libidom kafayı yemiş olmalıydı. Evet, kesinlikle böyleydi başka bir açıklaması olamazdı.

"Ne lafı?" diye sorduğunda parmak uçları hala belimdeydi ve eğer biraz daha bu şekilde kalırsam kendimi tutabileceğimi sanmıyordum.

"Abi hanımefendinin kim olduğunu soracakmışım, ne kadar ayıp değil mi güzel hanımlara sorulur mu hiç." diye sırıtarak tekrardan bana yönelen kıvırcık, "Meleklerin kimliği mi olurmuş hiç." diyerek sözlerine devam etti. O sırada gözleri benim arka tarafıma kaydığında yüzünde ki sırıtmış yavaşça silindi ardından yutkunarak arkasında ki arkadaşlarına baktıktan sonra tekrardan bana döndü.

"Lakabım Duman." dedim yüz ifadem gibi ruhsuz bir sesle. Övünmek gibi olmasın ama bizimde bir nâmımız vardı.

Hiç övünmedin ya!

Sözlerimin ardından gözleri daha da büyüyen kıvırcık şok içinde bir bana birde Arhan'a bakıp duruyordu.

Bu durum her ne kadar gülme istediğimi doğursa da zihnimin bir köşesi hala belimde olan parmaklarına odaklıydı.

"Duman mı?" diye sordu beni gördüğü andan beri yanında yüksek ihtimalle sevgilisi olan adamın koluna sarılan kızıl saçlı kız. Ona bakarak onaylar şekilde kafamı sallamıştım, fazla konuşmaya lüzum yoktu.

"Ya iki insan birbirine bu kadar mı benzer?" diye mavi gözlü adama eğilerek fısıldamıştı Can lakin hepimiz duymuştuk. Ona doğru eğilen kafayı sertçe itmesiyle Can bir süre dengede durmaya çalışmış sonra tekrardan bize dönüp bir anda kahkaha atmaya başlamıştı. "Ateş olmayan yerden duman çıkmazmış işte." dedi kahkahalarının arasında konuşmaya çalışarak.

"Kardeşim sıçtın sıvıyorsun." diye bir ses geldiğinde bu kişinin kızıl saçlı kıza sarılan adam olduğunu farkettim. En az Arhan kadar iri yarı saçları üç numara ve boynundan gördüğüm kadarıyla dövmeli biriydi. İçlerinden en kısası kıvırcıktı, benden biraz daha uzun olan boyuna rağmen onunda vücudu kaslıydı lakin diğerleri kadar değildi. Aralarında en çocuksu duran Can'dı bu yüzden.

Saçlarıma değen nefes daha da yaklaşarak kulağıma vurmaya başlamıştı. "Alparslan ama kısaca Alp deriz." dedi mavi gözlü adamı göstererek. Kafasını eğerek selam verdiğinde bende aynısını ona yapmıştım. "Turgay ve Ahu" diyerek diğerlerine döndüğünde onlarla da aynı işlemi gerçekleştirmiştik. "Bu gereksizde Can." dedi sesinden bile belli olan siniriyle. Şimdi niye durup dururken sinirlenmişti anlayamamıştım. Adını duyan Can gerisin geri giderek Kayra'nın yanında ki boş yere oturup el sallamıştı. Tam fırlama bir tipti.

"Tanıştığıma memnun oldum. Bende Lavinia." dedim kendimi tanıtarak. Ardından bakışlarım tekrardan Ahu'ya döndü, gözüme bir yerden tanıdık geliyordu ama çıkaramamıştım.

"Ahmet Karun'u yakaladığımız görevde birlikteydik." diyerek meraklı bakışlarıma yanıt vermişti Ahu. Tabi ya, son çıktığım görev...

Namık'ın beni yanına aldığı ilk sene eğitirken görevlere de yollardı. Bazen bir adamı yakalamamı ister bazende bir belgeyi ona getirmemi emrederdi. Henüz katil olmadığım zamanlardı ta ki o güne kadar...

~~~

'Karşımda duran cesede bakarken ruhumda dolaşan duygular birer birer yok oluyorlardı. Az önce sanki benim ellerimde can vermemiş gibi karşıma dikilip boğazımı sıkıyor nefes almamı engelliyor gibiydi. Bakışlarımı bir saniye bile ayırmadan açık gözlerine bakarak kim olduğumu kendime tekrar ve tekrar hatırlattım. Ben bir katildim.

İlk cinayetimi işlediğim ellerime çevirdim gözlerimi, kan vardı. Çok fazla kan...

Bakışlarımı tekrardan cesede çevirdim, Kayra'nın üvey babasıydı. Ahmet Karun...

Yaptıklarını öğrendikten sonra, birde bizzat görünce içimde ki sinire engel olamamıştım. Zaten nasıl durabilirdim ki, gözümün önünde küçücük bir çocuğa dokunmak isterken ben nasıl durabilirdim. Masum, 7-8 yaşlarında bir kız çocuğuydu sadece, gözlerimin içine bakarak 'canım acıyor' diye haykıran, yardım isteyen küçücük bir çocuk...

Daha birçok kadına ve çocuğa acımayarak istediğini yapmış olan bu şerefsize bende acımamıştım. Öldürmüştüm onu...

Bakışlarımı gözlerinden çekerek hasarlı vücudunda dolandırmıştım. Sadece öldürmekle kalmamış geberene kadar da eziyet etmiştim. Haykırışları hala zihnimde dolanırken bir adım geri attım. Onun ölmesi zerre umrumda değildi hatta elimde öldüğü için sevinebilirdim lakin acı çekmesinin bana vermiş olduğu zevk...

İşte bu korkutucuydu. Onu içeri atarak asla gün yüzü görmemesini sağlamak benim görevimdi, eziyet çektirerek öldürmek değil.

Omzuma dokunan elle donuk bakışlarımı arkama çevirdim. Namık dayı beni izliyordu.

"Katil oldum ben." dedim kısık çıkan sesimle.

"Hayır evlat sadece hakedene hakettiğini verdin. Asıl böyle bir iti yaşatsaydın o zaman katil olurdun." dedi babacan bir tavırla.

"Ben onu sadece öldürmedim. Acı çeksin istedim dayı ve ben bunu sevdim." diyerek şok olmuş ifademle omzumda ki elini hızla itmiştim. " BEN SADECE KATİL OLMADIM DAYI, BEN DELİRDİM." Var gücümle haykırırken kanlı ellerim saçlarımı bulmuş oralara da kırmızıları bulaştırmıştı.

"Haketmişti evlat sakin ol." dedi temkinli bir şekilde.

"Neyi dayı neyi, lanet olsun neyi? Sadece kafasına bir mermi yiyerek geberip gidebilirdi, şuna bak." diyerek elimde cesedi gösterdim. Delirmiş gibi saçlarımı çekiyor, etrafımda dönerek sakinleşmeye çalışıyordum. Sözlerimle beraber bakışları kısa süreliğine cesede dokundu. Gözleri oyulmuş, kolu ve sırf var olduğu için kendini bir bok sandığı organı kesilmiş ayrıca üstünde sayamadığım kadar çok mermi olan cesede baktı. Öldükten sonrada hıncımı alamamış üzerimde olan tüm mermileri doldurup tekrar tekrar sıkmıştım.

"Sen sadece o çocukların ve kadınların intikamını aldın. Sen hem Kayra'nın hemde annesinin intikamını aldın." dedi hala sakinlikle beni izlerken. Zaten o hep sakindi ve bu insanı daha da sinir ederdi. Ellerim saçlarımdan düşerken vücudumda ki tüm güçte çekilmiş gibi hissediyordum. Annesini küçük yaşta kaçırıp hayat kadını yapmış yetmezmiş gibide seneler sonra kadınla zorla evlenmişti. Defalarca polise gitmiş kadın ama kimse ses etmemişti. Bizde olan biteni vermiş olduğu ifadeden öğrenmiştik. Bu hayattan onu bir adam çekip kurtarıyordu, aşık olduğu adam. Sonrasında hamile kalıyordu, her şey gayet güzel giderken şerefsiz tekrardan kadını buluyordu. Sevdiği adamı öldürdükten sonra kızını ve kadını kaçırıp zorla evleniyor, sonrasında da zorla kızını taciz ettiğini öğrenen kadın soluğu tekrardan poliste alıyordu. Her şeyi anlatıyor ama kimse inanmıyor ardından da karakolu basan şerefsiz, kadını eve getirerek öldürüyordu.

Benim Kayra'yla tanıştığım gündü o gün. Annesini öldürdükten sonra tekrar ona tecavüz etmeye çalışınca kaçmış ve tamda önüme düşmüştü.

"Ben böylelerinin yaşamasını istemiyorum dayı, eziyet çektirmeyi değil."

"Tamam o zaman, dövüşürken saha da öldür. Buna var mısın?" dediğinde bakışlarım tekrardan cesede döndüğünde cevabım açıktı.

"Tamam, sadece dövüşte öldüreceğim."

~~~

Sonrasında ise buna hazır olup olmadığımı anlamak için beni teste sokacağını söyleyerek kaybolmuştu. Ardından Ateşi kurtardığım aynı zamanda da ölümden döndüğüm görevi sunmuştu önüme. O günden sonra da ne bir daha göreve çıkmıştım ne de ona bir daha lakabıyla seslenmiştim. Demiştim ya bana iyiliği dokunduğu kadar kötülüğü de dokunmuştu.

O günkü yarada görevde olmuştu işte. Tam yakalayıp getirmek için yola çıktığımız sırada saplamıştı bıçağı şerefsiz.

Ahu'nun sözlerinin ardından bakışlarım hızla Kayra'ya dokunmuştu. Az önceki sırıtan ifadesi silinmiş yerine hüzünlü maviler almıştı. Ona baktığımı fark eden gözleri bana dönerken tekrardan gülümsemişti. Bu kısaca sorun yok demekti.

"Evet, hatırladım." dedim tekrardan Ahu'ya dönerken. "Biz artık gitsek iyi olacak, teşekkürler her şey için." diyerek Kayra'ya gelmesini söyleyen bir bakış atmıştım. Ayaklanmasıyla bende arkamı döndüğümde Arhan'la tabir-i caizse burun burunaydık. Tekrar ediyordum bu adam niye hep benim dibimdeydi?

Benim bir tahminim var amaaa...

Kes sesini!

Sustum.

"Ben bırakırım sizi." dedi baskın ama bir o kadarda yumuşak olan sesiyle.

"Şöföre ihtiyacım olursa bildiririm." dedim onun dünkü sözlerine ima ederek.

"Ya ben istiyorsam şöförün olmak?"

"Ya senin isteklerin umrumda değilse?" diyerek sözlerini devam ettirmiştim. Ardından sanki dibimde değilmiş gibi bir adım daha atarak yüzlerimizin arasında bir karış mesafe bırakmıştı. Evet, artık gerçekten burun burunaydık. Bu kadar yakın durmamıza rağmen elleri vücudumun hiçbir noktasına değmiyordu ve garip bir istekle onlara alışmış gibiydim.

"Ya aynılarını sende istiyorsan?" diye fısıldadığında tüm vücudumda bir elektrik akımı gezerek beni hafifçe titretmişti. Fısıldarken oluşan boğuk sesi tüm hücrelerimde çınlarken hafifçe yutkundum. Bakışlarım istemsizce dudaklarına çarparken vermiş olduğum nefes aramıza yayılmıştı. Hayır, bunu yapmamalıydım. Erkeklerden bu kadar çekmişken sadece bir günde bir erkeğe tav olamazdım. Hayır!

Bakışlarımı zor bela dudaklarından çekerek tekrardan gözlerine çıkardığımda onunda bakışlarının fark etmeden ısırıyor olduğum dudaklarıma kaydığını görmüştüm.

"Siktir!" diye mırıldandığında dudağımı hızla serbest bırakmıştım. Geri doğru bir adım atarken arkamda ki seslere kulak vermiştim.

"Eee ben boşuna demedim ateş olmayan yerden duman çıkmaz diye. Öpüşseler de bir alev alsa ortalık bu ne böyle Kore dizisi gibi on saat bakıştılar." dedi Can fısıldayarak.

"Ay başlayacağım şimdi senin çenene, bir sus be Utku tutku." dedi Kayra sert sesiyle.

"Kız sen o ismimi nereden biliyorsun?"

"Ben her şeyi bilirim." Bunu söylerken sırıttığına emindim.

Sesli bir şekilde boğazımı temizleyerek, "Hadi Kayra." diyerek hızla Arhan'ın yanından adımlayarak mutfaktan çıkmıştım.

Kapıya doğru adımlarken Kayra da peşime takılmıştı. Tam çıkmak üzereyken mutfaktan gelen sesler evi doldurmuştu.

"Hayırdır abi şaha mı kalktı?" dedi Can kahkahalarının arasında.

"Kes lan sesini, sikeceğim şimdi çenenin ırzını." diyerek tam anlamıyla hırlayan Arhan'la eşzamanlı olarak kapıyı açarak dışarı atmıştım kendimi.

Tam malikanenin çıkışına yaklaşmıştık ki arkamızdan tekrardan açılan kapının sesi duyuldu.

"Arabamı getirin." diye etrafta ki adamlarına bağırmasıyla adımlarım duraksarken ona doğru döndüm.

"Gerek olmadığını söylemiştim." dedim kaşlarımı çatarak. Az önce ki durumun etkisinden hala çıkamayan bedenim biraz daha onu görmeye katlanamazdı.

"Ve bende istediğimi söyledim." diyerek bana doğru adımlaya başladığında belli etmeden bir kez daha yutkunmuştum. "Seninde istediğini söyledim ve itiraz etmedin." dedi bir adım kala durarak.

Arabadan bahsettiğimize emin miyiz?

"Bir kez itiraz ettim sonrasında sözlerimi tekrarlamanın ne mantığı var." dedim bu sefer ben ona yaklaşarak. "Senin beynin bir kerede basmıyor mu?"

"Akıl mı bıraktın." diyerek ağzının içinde mırıldandığında anlamaz gözlerle ona bakmıştım. Duymadığımı düşünecek olacak ki sesinin ayarını biraz daha yükselterek,"Gidelim." dedi tam önümüzde duran arabayı göstermişti. "Zaten arkadaşın rahatsız birde taksiyle uğraşma olur mu?"

Bakışlarım arkamda heyecanlı bir filmi izler gibi bizi izleyen Kayra'ya döndü. Yürürken canının acıdığının farkındaydım, her ne kadar belli etmemeye çalışsa da...

Ona cevap vermeden arabaya doğru adımlayarak arka kapıyı açıp binmiştim. Benim hemen ardımdan da Kayra ve Arhan binince sessizce yola koyulmuştuk. İkide bir dikiz aynasına çarpan gözlerinin farkındaydım lakin inatla ona bakmak yerine akıp giden yolu izliyordum.

"Alev alev." diye kulağıma fısıldayan Kayra'yla bedenimi ona doğru çevirmiştim. Söylediğini anlamadığımı belirten bakışlarımı atarken, "Alev alev." dedi tekrardan gözleriyle ön tarafı işaret ederken...

~~~

3 sene önce

' "Ya kızım adamın hakkında konuşulan şeyler duydun mu? Hem sert hemde hiç mafya gibi değil."

"Ama yinede mafya ayrıca hiç kimse yüzünü görmemiş kesin tipsizin tekidir Lavi." diyen Kayra'yla elimde ki bıçağı bırakarak ona döndüm.

"Şirine ben adamı kucakladım, öyle bir vücudun tipsiz olma ihtimali yok. Ayrıca biz tipe mi bakıyoruz bu bir, ikincisi adamı zorla kaçırıp evlenmeyeceğim banane tipinden. Ben sadece hoşuma gittiğini söylüyorum."

"Ay tamam kızma, bir şey demedim. Anlatsana kız biraz nasıldı vücudu?"

"Ahh! Alev alev."

"Alev alev mi?" derken kahkahayı koyvermişti. Onu umursamadan devam ettim.

"Evet. Adam başlı başına alev alev."

~~~

Hatırladığımı belirtir bir ifadeyle göz devirirken tekrar önüme dönmüştüm. Evet, onu araştırırken biraz hayran kalmış olabilirdim ama sadece o kadardı.

"Ciddi yaran yok, senin üstün başın niye o kadar kanlıydı?" diye sordum konuyu değiştirerek.

"Benim kanım olduğunu kim söyledi?" dedi sırıtırak.

"Adam döverek öyle kan çıkmaz."

"Ne var canım doktor olmayacak mıyım sonuçta, bende bazılarına açık ameliyat yaparak vücutlarında ki gereksiz parçaları aldım."

"Ne yaptın ne yaptın?" dedim kendimi tekrarlayarak.

"Açık ameliyat." diye cevap verirken işaret ve orta parmağını makas gibi hareket ettirmişti.

"Madem bunları yapacak vaktin vardı nasıl yakalandın?" derken arabadaki bir diğer kişinin varlığını unutmuş kendi aramızda konuşmaya başlamıştık.

"Sorma ya, ben bunlarla eğlenirken arkamı bir döndüm üç katı adam daha. Ee sonrası malum zaten."

"Yok muydu içlerinden hiç tanıdık bir sima."

"Birkaçı şu Dağhan denen puştun senin dövüşü izlemeye yolladığı adamlardı. Büyük ihtimal arkasında o var." dediğinde bakışlarım dikiz aynasından onunla kesişmişti. "Ee biz ifşalandık mı yani noldu?"

"Hayır, kimse tanımıyor hala. Anlatırım eve geçince." dedim bakışlarımı tekrardan Kayra'ya çevirirken. Kafasını sallayarak beni onayladıktan sonra yolu izlemeye koyulmuştu o da.

Bir süre sonra evimin önünde duran arabayla önce Kayra indi. Ardından bende tam inecekken son anda durarak beni izleyen yeşillere döndüm.

"Teşekkür ederim."

"Lafı olmaz. Ödeşiriz elbet bir gün." diyerek göz kırpmıştı. Tekrardan hızlanmaya başlayan kalbime kızarken onaylar şekilde başımı sallayıp hızla inmiştim arabadan.

Eve girer girmez kendimi salonda ki koltuğa atmam bir olmuştu.

"Ne oldu kızım anlat, çatlayacağım artık." diyerek kendini yanıma atan Kayra'ya dönmüştüm. Derin bir nefes alarak olan her şeyi anlatmaya koyuldum...

...

"Oha kızım neler yaşanmış. Demek ki o ben baygınken konuşan kişi abin olacak karaktersizmiş."

"Aynen öyle." diyerek önüme dönüp televizyonu açarak güzel bir film aramaya koyulmuştum.

"Ee Ateşle noldu? Hiç ondan bahsetmedin." dedi gizleyemediği meraklı ses tonuyla. Olayları anlatırken yakınlaştığımız o saçma anları atlayarak anlatmıştım.

"Bir şey olduğu yok. Seni bulmama yardım etti işte o kadar." dedim umursamaz bir şekilde açtığım korku filmini izlerken.

"Bok yok. İkiniz yarı çıplak salonda sarmaş dolaş uyurken mi yok. Dökül çabuk."

Sözlerinin ardından başım hızla ona doğru dönmüştü. "Sen gördün mü onu?"

"Tabiki kızım. Salona milletin girmesine kim izin vermedi sanıyorsun." diye böbürlenerek arkasına yaslanmıştı. "Anlat bakalım nasıldı alev alev."

"Saçmalama Kayra. Öyle bir şey söz konusu bile olamaz. O zaman da yoktu şimdi de yok." derken tekrardan önüme dönmüştüm.

"Ya Lavi sen beni delirtecek misin? Mutfaktayken aranızda olan çekimden az kalsın trafolar patlayacaktı. Nasıl bir şey yok?"

"Her bedensel çekim aşk mıdır?"

"Aşk olmayan yerde neden bedensel çekim olsun?"

"Çünkü aşk diye bir şey yoktur." diyerek bedenini kendime çekip göğsüme yaslamıştım. "Fazla romantik komedi izliyorsun, bak biraz korku izle de ufkun açılsın." dediğimde oflayarak çığlık atmıştı. Korku filmlerinden nefret ederdi...

********

Elimde ki sigarayı dudaklarıma yaklaştırarak derin bir nefes çektim ciğerlerime. Etrafı saran yağmur kokusu artık huzur vermenin yanı sıra aklımı bulandırmaya da başlamıştı ve bu hiç hoşuma gitmiyordu.

O günden sonra iki gün boyunca evden çıkmamış neredeyse tüm günü yemek yiyip yatarak geçirmiştik. Lakin bugün p.tesi olduğu için mecburen kalkıp derslere gelmek zorunda kalmıştık. Az önce biten dersimin ardından kendimi dışarı atarak bir sigara yakmış, Kayra'yı beklemeye koyulmuştum.

Bu iki gün boyunca ne Namık ne de Arhan hiç aramamışlardı. Bu benim işime gelirdi, mis gibi kafa dinlemiştim. Biten sigaramı yaslandığım duvara söndürerek çöpe atmış ve ilerde gülerek bana doğru gelen Kayra'ya doğru adımlamaya başladım.

Tam yanına yaklaştığım sırada arkasına dokunan bakışlarımla adımlarım taş kesmişti.

Tanıdık bakan siyahlar tam karşımdaydı.

Ömer Argun, buradaydı...

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Vee bölüm sonu...

Nasıl buldunuz bakalım bölümü?

Sizce Ömer Argun ne ayak?

İkilimiz hafiften yakınlaşmaya başladı bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Lütfen yorum ve vote atmayı unutmayın olur muuu???

Seviliyorsunuzz

🖤⚖️

Bölüm sonu

4 yorum