İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 3 · 27 dk okuma

SÂYE

Bölüm 3

2. ACILAR SİLSİLESİ

Bölüm şarkıları

Perdenin Ardındakiler~Her Gece

Sezen Aksu~Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım

Teoman~Çoban Yıldızı

Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfennn.

Seviliyorsunuz.

İyi Okumalar

🖤⚖️

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Acı ne kadar büyükse o kadar olgunlaştırır der bazı insanlar, bazıları da bunun tam tersini iddia ederek sizi zayıf kıldığı konusuna değinirler. Ben başka bir iddia daha atmak istiyordum ortaya, acı düşünmeyi engeller bu sebeple hem olgunlaştırır hemde zayıflatır zihninizi...

Sevgi ise zararsız diye bilinir lakin en fazla o yaralar sizi. Çünkü kardeşidir acının, fazlası da azı da yokluğu da zarar verir size. Fazlası aptallaştırır, düşünmenizi engeller; azı ise olgunlaştırır. Aynı acı gibi...

Büyük fedakarlıklar büyük acıları getirirdi devamında. Bu yola çıkabilmek için kendimi feda etmiştim ve bunu yaparken acılarımın yok olacağını, bir anda sihirli bir değnek değmişçesine güçlü olacağımı düşünmüştüm, yanılmıştım. Meğerse ben acıyı sadece dayak ve hakarete sınırlamışım lakin acı çok daha büyük bir kavrammış, bunu şu anda tek varlığım olan o kızı benim yüzümden kaybetmek üzere olduğumda daha net anlamıştım.

Ensemde varlığını sürdüren namlunun soğuk ucuyla beraber tam olarak zihnimden bunlar geçiyordu. İçimde ona duyduğum sevgi beni aptallaştırmıştı ve şu an yokluğu canımı bir hayli acıtıyordu.

"Sen şu mavi kafanın koruduğu ablası oluyorsun herhalde. Senin hakkında bir emir almadık, ne yapsak ki şimdi sana?" dedi az önce ki video da kahkaha atan adam. O kadar telaşlanmıştım ki sokağın az ilerisinde bulunan arabayı bile farketmemiştim. Tabiki de bu eşyaları öylesine bırakmayacaklardı, pusu kuracaklardı. Nasıl tahmin edememiştim?

Etrafımda kaç kişi olursa olsun hepsini indirebilirdim lakin Kayra ellerindeydi ve ona bir şey olmasına izin veremezdim. Onun için gerekirse kendimi bile ifşalardım fakat biliyordum ki bu hiçbir şeyi değiştirmezdi, bu insanlar hep daha fazlasını isteyen doyumsuz itin tekiydiler.

Yine zekasını konuşturmuş, benim onun arkasından geleceğimi tahmin ettiği için beni ablası olarak tanıtmıştı ve bende onun oyununa uyarak devam ettirecektim. Ne yazıkki şu anda başka çarem yoktu. Lakin tuhaf olan bir durum vardı o da Kayra'yı bilipte benim yüzümü bilmemeleriydi. Bu demek oluyordu ki biri özellikle sadece Kayra'yı ifşalamıştı.

'Sonrasında da bileklerinde ki kelepçeyle o sevdiğin arkadaşlarının mezarlarında ağlarken savcılığa uzaktan el sallarsın.'

Hayır Namık hayır! Lütfen bu olayın altından sen çıkma. Yoksa neye dönüşeceğimi ben bile tahmin edemezdim...

Ensemde ki silah yavaşça boynumda dolaşarak çenemin altına geldi. Tabi bu sayede silahı tutan kişide tam karşıma geçmişti. Çenemin altında boğazıma yaslı olan silaha kuvvet uygulayarak eğik olan başımı kaldırıp ona bakmam için zorladı. Bu duruma karşı çıkmadan istediğini uygulayarak oyuna ayak uydurdum, gözlerime ise gerçekçi olan korkulu bir ifade yerleştirip dudağımı titrettim. Sonuç olarak şu anda sadece normal bir genç kızdım...

"Pekte güzelmişsin." dedi o iğrenç sırıtışıyla ardından arkamda bir yere bakarak "Ne diyorsunuz biraz eğlenmesek mi? Hep iş hep iş nereye kadar amına koyayım, biraz da bu güzelliğe doyalım." demesinin ardından yine o boktan kahkahasını attı.

Tamam! Durmak pekte iyi bir fikir sayılmazmış. Gerekirse hepsini öldürür öyle bulurdum Kayra'yı. Tam ayağa kalkmak üzereyken sokakta çınlayan sesle duraksadım.

"Bırakın kızı."

Sesi duyan adam silahı kafamdan çekmeden sol tarafıma geçti. Şakağımda bulunan silahla karşımda ki adama bakakaldım.

Arhan Demir'in burada ne işi vardı?

"Patronun emri böyle, seni ilgilendirmez." dedi yanımda ki adam titrek bir sesle. Sanki onu burada gördüğüne şaşırmış gibi bir hali vardı. Neler oluyordu anlam veremiyordum. Arhan Demir'in bu adamlarla ne işi olabilirdi ki?

"Yürek yemişler herhalde gelmeden önce." dedi Arhan'ın sağında duran ondan biraz daha kısa ama en az onun kadar yapılı mavi gözlü siyah saçlı adam. Az önceki salonda kapıda duran adamlardan biriydi bu.

Arhan ise hiç konuşmadan dümdüz yanımda ki adama bakıyordu. Bakışları öyle ruhsuz ve öyle soğuktu ki değdiği her yeri buza çevirebilecek güçte gibiydi. Bir insan nasıl bu kadar duygusuz bakabilirdi anlayamamıştım.

Gözlerimde ki korku ibaresi hala yerindeydi. Çünkü bu durumda kalan korkmuş bir üniversite öğrencisini canlandırmak zorundaydım. Gözlerimi kapatıp bir süre bekleyerek gözümden damlaların süzülmesini sağladım. İstediğim zaman ağlayabilmek sevdiğim nadir özelliklerimden biriydi.

Gözlerimi açarak bakışlarımı çevremde gezdirdim, amacım arkamda kaç itin olduğunu anlamaktı lakin dışardan bakan biri bunu korkudan yaptığımı sanabilirdi.

"Si...siz kimsiniz? Ne istiyorsunuz bizden?" dedim gözlerimden yaşlar süzülmeye devam ederken sesimi titreterek. Evet, şu anda kesinlikle korkudan bayılmak üzere gibi gözüküyordum. Bu durumdan hemen kurtulup Kayra'nın yanına gitmeliydim. Kim bilir şu an ne haldeydi, video da gördüğüm kadarıyla dayak atmışlardı benim mavişime. Pansuman gerekirdi yaralarına, çok acırdı onun canı. Bana ihtiyacı vardı. Gerekirse kendimi ifşalar yine de kurtarırdım onu oradan.

Ona dokunan ellerinde ki tüm parmakları yavaşça ve iliklerine kadar hissetmelerini sağlayarak yerinden sökmek istiyordum. Lakin şu anda tek yapabildiğim korkuyor rolü yapmakta. Büyük saçmalıktı...

"Bırak." dedi Arhan tekrardan baskın bir sesle. Sesi sakindi lakin bir o kadar da fırtına öncesi sessizlik hissiyatı veriyordu. Sanki verdiği emire uyulmazsa büyük bir kasırga kopartacak ve istediğini alana kadar da durmayacak gibiydi.

Adam öyle çok korkmuştu ki şakağımda bulunan silah bile titriyordu. Doğruyu söylemek gerekirse karşımda bulunan Arhan Demir korkulmayacak gibi değildi. Onca şey yaşamış olmama rağmen ben bile o bakışlara maruz kalmayı istemezdim.

Burada zaman kaybetmekten başka hiçbir şey yapmıyorumdum. Gitmeliydim...Onu bulmalıydım...

Canımın canını yakmışlardı, belkide çok ciddi yarası vardı. Yapamazdı kendi başına, gitmeliydim.

"Uzun süredir yoktun. Şimdi gelipte bize emir verebileceğini mi sanıyorsun?" Sözlerinin ardından arkasındakilerden güç almak ister gibi onlara döndü ve hep bir ağızdan gülmeye başladılar. "Hadi! Kendi çöplüğüne ikile."

Neler olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu lakin umrumda da değildi, şu an umrumda olan tek bir şey vardı o da şirineydi. Bir şeyler yapmalıydım, hem duman olduğumu öğrenmeyecekleri hemde beni onun yanına götürebilecekleri bir şey...

Hızla yanımda ki ite döndüm. "Bakın eğer onu bırakırsanız size du..." derken sözlerim tam gözümün önünde duran ve silahı kavrayan eline saplanan kurşunla bölündü. Gözlerim şaşkınlıkla istemsiz bir şekilde kocaman olurken biri tarafından hızla kolumdan çekilerek arkasına alındım.

"Haklısın uzun zaman oldu. Bir hatırlatmak gerek." dedi sırtına yapışık durduğum Arhan Demir. Bir çuval inciri berbat etmişti. Dumanı tanıdığımı söyleyerek inlerine, Kayra'nın yanına gidebilirdim. Sonrada hem onu alır hemde bize bunları yapanları canlı canlı yakarak geri dönerdim.

O sıra da ne yapacağımı düşünürken yerdeki eşyalarına gözlerim kaydı. Tokası...

Tabi ya! Nasıl unutmuştum tokasında GPS vardı, burdan hemen ayrılıp yanına gitmem gerekiyordu.

Sol eli hala kolumda varlığını korurken sağ elinde ise ucunda susturucu takılmış silahı vardı ve hemen hedefe çevriliydi. Demek bu yüzden duymamıştım sesini...

Karşımızda az önce başıma silah dayayan adam elini tutarak acı içinde haykırıyordu. Gözlerimi ondan ayırıp geri kalan üç adamına çevirdim, hepsi suspus olmuş şekilde Arhan'ı izliyorlardı. Öyle bir haldelerdi ki korkularının kokusu havaya yayılmıştı...

"Alın şunların hepsini depoya kapatın." dedi Arhan sağında ki mavi gözlü adama dönerek.

"Tamamdır abi." Ardından arka tarafa doğru kol işareti yaptığında bende ardıma bakma gereği duymuştum. İki araba dolusu iri yarı adamlar arkada bekliyorlardı. Az önce bunlar kesinlikle yoktu.

Onlar, zaten korkudan teslim olmuş adamlara yönelirken bende gözlerimi hala kolumu mengene gibi kavrayan adama çevirdim. Gözleri birkaç karış uzağımda beni izliyordu. Lakin garip olan bir durum vardı, gözleri siyahtı. Trafikte gördüğümde yeşil olduğuna emindim oysaki bu nasıl olabilirdi?

"İyi misiniz?" Sesi az öncekinin aksine oldukça yumuşak ve kibardı. Ayrıca yüzüme vuran nefesiyle de dikkatimi toplamak bir hayli zordu. Sigara kokusu nefesinden tamamen arınmış yerini ferahlatan bir naneye bırakmıştı. Eğer başka bir zaman da olsaydık kesinlikle bu durumdan oldukça etkilenebilirdim lakin şu an buna vaktim yoktu. Kayra'nın bana ihtiyacı vardı, gitmeliydim.

Hızla bir adım geri çıkarak kolumu ellerinden kurtardım. "Siz kimsiniz? Onlar kim? Neler oluyor burada? Kardeşim nerede?" diye peş peşe soruları sıralamaya başlamıştım. Sonuçta ben sadece normal bir üniversite öğrencisiydim ve verilebilecek en mantıklı tepki bu olurdu.

"Sakin olun lütfen. Kardeşinizi de sizi de koruyacağım sadece bana güvenin."

Hıh! Korumakmış...

Benim kimsenin korumasına ihtiyacım yoktu, sadece peşimi bıraksın yeterdi. Tabi bunu şu anda söyleyemezdim o yüzden role devam etmem gerekiyordu.

"Siz kimsiniz?" dedim sorumu tekrarlayarak. Üç etmişti artık birisi cevaplayabilir miydi şu soruyu?

"Kardeşinizin arkadaşının bir tanıdığıyım diyelim. Şimdi lütfen benimle gelir misiniz? Önce sizi güvenli bir yere bırakmam gerekiyor. Ardından söz veriyorum kardeşinizi bulup size getireceğim."

Tanıdığı mı? Hangi arkadaş? Neler oluyordu burada?

Babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?

Kafam daha da allak bullak olmuştu. Derince bir nefes alarak elimi saçlarımdan geçirerek dağıttım. Düşünmem gerekiyordu lakin her şey o kadar çok üst üste gelmişti ki bende kafa falan kalmamıştı.

Adam italyandı ve ben bu aleme girmeden önce İtalya'ya giden ayrıca bu derece sözü geçen tek bir isim vardı.

Ateş...

Gözlerimi tekrardan karşımda benden bir cevap bekleyen adama çevirdim. Lakabı ateş olan ve ciddi anlamda girdiği her yeri ateş gibi yaktığı ima edilen o kişinin en güvenilir adamı olmaydı. Kendisi olamazdı çünkü sözü edilen adamın namı ne kadar gaddar ve soğuk bir katil olduğu yönündeydi, konuştuğum kişi ise az önce ne kadar sert olsada şu an bir hayli kibardı yani o olamazdı ayrıca en az onun kadar söz sahibi olduğuna göre yakınından biri olmalıydı.

"Ne münasebet, sizinle hiçbir yere gelmem ben. Ayrıca sizin gibi birine de ihtiyacım yok. Bu devletin polisi var gider ondan yardım isterim." Sözlerimin hemen ardından arkamı dönüp Kayra'nın eşyalarına yönelmiştim ki dünyamın aniden tepetaklak olması bir oldu.

SİKTİR!

Beni çuval gibi omzuna atmış götürüyordu. Birkaç saniye durumu kavramaya çalıştıktan sonra bacaklarımı sallayarak çırpınmaya başladım.

"Anlaşılan kibarlık sizde pek bir işe yaramıyor küçük hanım. Üzgünüm ama nazınızı çekecek herhangi bir zamanım yok."

"Ne diyorsun be sen dağ ayısı. Bırak çabuk beni." diye tam anlamıyla çığırmıştım.

Lafımı bitirir bitirmez adımları durdu ve beni yavaşça arabanın yanına bıraktı.

Hızla ona doğru dönmüştüm ki o benden daha atik davranarak beni arabayla kendi arasına aldı. İki yanıma dayalı elleriyle yüzüme doğru eğilirken "Sizden sene geçiş yaptık öyle mi? Güzel." Dedi ardından sözleriyle eş zamanlı olarak burnuma hafif bir fiske atmıştı. "Şimdi bin arabaya."

Adam kesinlikle bipolardı, şu halinin iki dakika önceki haliyle alakası bile yoktu. Ayrıca şu anda ona bana emir veremezsin diye çığırdıktan sonra sağ kroşemi yüzünün ortasına yedirmek vardı da neyse... Bir sonraki sefereydi artık.

Hala burnumun dibinde gözlerimi izliyordu. Kesinlikle onun bu kadar yakınımda durması çok tehlikeliydi. Hele ki gözleri böyle yoğun bir şekilde beni izlerken...

Hala anlayamamıştım gözlerinin neden bir anda siyah olduğunu. Acaba önceki hali mi lensti yoksa şu anki mi?

Sence şu an tek derdimiz bu mu Lavi?

Doğru. Kayra'ya gitmeliydim...

Lanet gelsin. GİT ARTIK!

İç sesimin zihnimin içinde çığlık atmasıyla beraber kendime gelerek karşımda ki adamı hızla itmiştim ve o da bunu yapmamı bekliyormuş gibi hemen geri çekilmişti. Gözlerinden geçen hayranlık ifadesine anlam verememiştim lakin bu durum o kadar saliselik sürmüştü ki yanlış görmüş olmam çok olasıydı.

Gözlerini kapatıp derin bir nefes çekti ciğerlerine. Sabır diler gibi bir hali vardı ve oldukça da haklıydı bu şekilde tepemde dikilmeye devam ederse sabıra çok ihtiyacı olacaktı. Gözlerim hızla etrafı taradı, az ileride işlek bir cadde vardı eğer oraya doğru koşarsam bu ızbandutlara yakalanmadan bir taksiye binebilirdim.

"Aklından bile geçirme!"

Bakışlarımı beni izleyen adama çevirdim hızla. Ne düşündüğümü nasıl anlamıştı o? Sakinliğimin tam olarak son demlerini yaşadığımı söyleyebilirdim. Gitmeme izin vermemesi bir yana birde ikide bir emir veriyordu. Bu hayatta sevmediğim çok şey vardı lakin bana emir verilmesi kesinlikle ilk üçteydi.

"Sence polisler sana yardım edebilir mi? Bak az önce birini vurdum, hani nerdeler? Niye beni alıp içeri atmadılar hala? Ya da sence bu benim ilk vukuatım mıydı, neden hala dışardayım ve hiç içeri girmedim?" Herhangi bir cevap verememiştim. Çünkü ne yazıkki haklıydı, bu ülkede adalet sadece bir filmin konusu olabiliyordu...

Benden bir cevap gelmediğini görünce bakışlarını benden ayırıp hızla arabaya doğru adımlayarak sürücü tarafının kapısını açtı, oturmadan hemen önce bana dönerek, "Adelet ibaresi sadece bir efsanedir küçük hanım, herkes var der lakin kimse henüz görmemiştir. Benim gibi adamlarda işlerine geldiğinde böyle yardım ederler ve düzen bu şekilde işler gider. Şimdi geç arabaya da seni güvenilir bir yere bırakalım."

Ses tonu az önceki adamlarla konuşmasına bakılırsa hala oldukça nazikti. Beni yatıştırıp sakinleştirmek ister gibi bir hali vardı lakin şu an benim için önemli olan tek nokta vardı. Sakinleşmemek...

Eğer sakinleşirsem tedirginliğim artardı ve bu yüzden de az önce ki gibi gözüm hiçbir şey görmezdi.

Açık kapının önünde arabaya binmemi bekleyen kişiye döndüm sakince. Evet belki haklıydı lakin tüm dedikleri için değil. Adalet vardı sadece nasıl kullanılacağını kimse bilmiyordu. Bu durum evinizde olan bir süpürgeyi hiç kullanmadığınız için ona yok demenizle aynı durumdu, evet ev pisti ama süpürge olmadığı için değil kullanılmadığı için...

"Ne saçmalıyorsunuz inanki anlamıyorum fakat az önce de sizin dediğiniz gibi gözümün önünde birini vurdunuz ayrıca bunu da birçok kez tekrarladığınızı söylediniz ve belkide sadece yaralamakla kalmayıp öldürdünüz de." Ellerimi arabaya dayayarak ona doğru eğildim. "Şimdi siz söyleyin neden bir katilin bizi koruyacağına inanayım ki?"

Sözlerimin bir mızrak olup onun gözlerinde ki duvara saplanışını izlemiştim. Canı yanmış gibi gözükmese de gözlerinde ki buzdan duvarın bir nebze bile olsa erimesi bunu ifade ediyordu lakin tek canı yanan o değildi. Sözlerimde ki mızrak bir tek ona değil banada saplanmıştı. Her ne kadar öldüreceğim kişileri bilerek suçlu insanlardan seçsemde bu katil olmadığım anlamına gelmezdi.

Ayrıca hissediyordum da, artık karşımda ki insanların suçlu olması bile umrumda olmayacaktı. Çünkü ona bunu yapanlardan misliyle intikam almadan duramazdım...

"Evet, öyleyim. Şimdi ya bu arabaya kendi rızanla binersin ya da ben seni zorla bindiririm. Seçim senin."

dedi baskın bir ses tonuyla. Anlaşılan sözlerim gerçekten yaralamıştı onu. Kim olduğu yüzüne vurulunca pençelerini çıkartıyordu demekki, işte bu büyük bir zaaftı.

"Pe...peki. Evime bırakın ama beni lütfen." dedim gözlerimden silmediğim korkulu bir ifadeyle.

"Tamam. Bin." dedi o buz gibi sesiyle ardından zaten açmış olduğu kapıdan içeri girip yerine oturarak kapıyı kapattı.

İşte tam zamanıydı. Hızla arkamı dönerek var gücümle caddeye doğru koşmaya başladım. Ardımdan bağırtısını ve ettiği küfüleri duyabiliyordum lakin bakamazdım, yakalanma ihtimalim çok yüksek olurdu.

Peşimden gelen adım seslerini işitirken hızımı daha çok attırdım. Kayra'yı sağsalim bulduktan sonra kesinlikle Duman olarak bir Ateşin yanına uğrayıp adamının ne kadar pervasız olduğunu şikayet etmem gerekiyordu.

Ahh! Siktir! Çantası ve montu sokakta kalmıştı lakin şimdi onları alabilecek zamanım yoktu.

Caddeye geldiğimde hızımı alamadan bir taksinin önüne atladım ve hızla kapısını açıp oturdum. Neyse ki şansıma taksi boştu, adama dönerek dümdüz ilerlemesini söyledikten sonra telefonumu çıkardım.

Tokasında olan GPS telefonumda ki bir uygulamaya bağlıydı, aktif ettiğim an konum yollayarak yerini belli eden bir uygulama...

Hızla uygulamaya girip bakarken bir yandan da arkamı kolluyordum. Henüz görünürde kimse yoktu ama bu olmayacakları anlamına gelmiyordu. Yüksek ihtimalle onlarda dumanı istiyorlardı, herkes gibi. Beni ise onun kim olduğunu bildiğimi düşündüklerinden almak istediler. Ta kendisi olduğumu bilmeden...

Önüme dönerek tekrardan uygulamaya yoğunlaştığımda sinir dalgası tekrardan tüm vücudumu ele geçirmişti. Ekranda sadece boşluk vardı, siyah kocaman bir boşluk. Uygulamadan çıkış yaparak tekrar girdim lakin yine aynı sonucu almıştım. Bu da neyin nesiydi şimdi?

Elimde ki telefonu kapatarak kendi şahsi telefonumu aldıktan sonra hızlıca Buğlem'in numarasını tuşladım. Belki onun bir yardımı dokunabilirdi.

"Alo? Lavi, kızım nereye kayboldunuz bir anda ya! Ayrıca ikinizde neden o telefonlara bakmıyorsunuz? Öldüm meraktan." Sesi oldukça endişeli geliyordu.

"Buğlem her şeyi anlatacağım ama önce bana yazılımcı biri lazım. Var mı hiç öyle güvenilir tanıdığın?" dedim onun sorularını yok sayarak. Belki uygulamayı hacklemenin bir yolunu bulabilirdim.

"Ne için gerekli? Ben halledebilirim belki?"

"Bir uygulama var, yer bildirimi yapan. Açtığımda siyah ekran veriyor sadece."

"Kişi eğer şebeke olmayan ya da çekmeyen bir yerdeyse sinyal gider, öyle uygulamalar da siyah ekran verir." Derin bir nefes alarak bir süre bekledi ardından devam etti. "Çözmenin bir yolunu biliyorum sanırım, gel bana."

"Tamamdır. On dakikaya sendeyim." diyerek tam teli kapattığım sırada bana seslenen taksiciye döndüm.

"Abla şu arkadan selektör yapanlar tanıdık mı?"

Hızla arkamı döndüğümde onu görmüştüm. Peşimi bırakmayacaklarına emindim lakin bu kadar çabuk bulabileceklerini düşünmemiştim.

"Hayır, değil." dedikten sonra tekrar taksiciye dönerek, "Atlatabilmemiz mümkün mü acaba?" Diye sordum kibar bir dille. Kendimi iyice filmlerde ki gibi hissetmeye başlamıştım.

"Tabiki abla. Sen o işi bana bırak." diyerek kendine güvenen bir sesle gaza daha çok yüklenen taksiciye şaşırmadan edemedim, adam dünden razıydı.

Karşımızda ki arabalara makas atarak, ara sokaklara girip son gaz ilerliyorduk. Bir süre sonra Arhan'dan kurtulmayı başarmıştık. Nerden çıkmıştı başıma anlayamamıştım.

Tekrar taksiciye dönerek Buğlem'in konumunu vermiş ardından beklemeye koyulmuştum. Arkama yaslanarak kafamı akıp gitmekte olan yola çevirdiğimde daha fazla düşüncelerime engel olamamıştım.

Ateşin tekrardan Türkiye'ye döndüğü dedikoduları yayılmıştı, adamı burada olduğuna göre o da dönmüş olabilirdi.

Ateş...

Bir başka değişle Namık'ın manevi oğlu...

Belki de adamı değil, kendisiydi.

Hayır, bu imkansızdı. O kişi Arhan Demir'di. Şirketler zinciri olan, genç yaşta yükselmiş ünlü bir mühendis. Aynı zamanda nasıl yer altında da bu denli yükselebilirdi ki?

Lakin her yolu düşünmeliydim. Bu yüzden hakkında söylenilenleri tek tek düşündüm.

'Adam tam bir manyak. Kendi gözlerimle izledim nasıl karşısındakinin canlı canlı karnını yardığını.'

demişti Namık'ın korumalarından biri. Adamı elinden vurmuştu sadece bu manyaklık sayılmazdı.

'Adam kesin ultra yakışıklı kızım. Böyle bir fizikle nasıl çirkin olabilir ki. Ahh! Altına yatmak için nelerimi vermezdim.' demişti yanında ki bir arkadaşına, görev için gittiğim mekanın konsomatristi olan Alev. Doğruya doğru adam baya iyiydi lakin o olup olmadığına emin olamazdık. Çünkü ateşin yüzünü çoğu kişi görmezmiş, sadece çok yakınlarına gösterirmiş diye duymuştum. Tabi bu durum onun diğer kimliğinin ünlü bir mühendis olduğu gerçeğini doğrulayabilirdi.

Zihnimde ki düşünceler dur durak bilmeden devam ederken Buğlem'in evinin önüne gelmiştik. Taksiciye parasını ödeyip ayrıca az önceki durum içinde bolca teşekkür ederek inmiştim arabadan.

Hızla apartmana doğru adımlayarak zile basıp beklemeye koyuldum. Evi okula çok yakındı bu yüzden bizde birkaç kez gelmiştik.

Açılan kapıyla koşarak asansöre bindim, zamanım git gide azalıyordu. Onu bulamadığım her saniye halat olup boynuma sarılarak nefesimi kesiyordu. Onu bu işlere ben sokmuştum, korumayı dahi becerememiştim. Her şey benim yüzümdendi...

Asansörden iner inmez kapının önünde bekleyen Buğlem'e doğru adımladım. Hızla ayakkabılarımı çıkartıp eve girerken o da ardımdan konuşarak geliyordu.

"Sen apar topar çıktıktan bir süre sonra Arhan Demir'e de bir telefon geldi. O da senin gibi apar topar bitirdi konuşmayı, çıktı. Hayır, seni tanımasam adam senin yanına geldi sanacağım."

"Saçmalama Buğlem. Şimdi bunların sırası değil şu uygulamaya bakman lazım hemen." dedim sert bir sesle.

"Ben değil ama tüm salon öyle düşünüyor olabilir. O kadar kişi çıktı salondan adam hiç ses etmedi, sen çıkarken laf atası tuttu. Ha birde yetmezmiş gibi senin hemen arkandan acele bir şekilde bitirdi söyleşiyi." diye söylenmeye devam etti beni kolumdan tutup bir odaya doğru sürüklerken. "Kız yoksa benden mi saklıyorsun? Bak çok kırılırım." diyerek kapıyı açıp içeri girdi.

Sözleri umursamadan odaya göz gezdirdim. Bilgisayarla dolu bir odaydı, hani şu filmlerde ki hackerların odasına benziyordu.

"Buğlem?" dedim soran bir sesle ona dönerek. Yüzünü ilk kez bu kadar durgun görüyordum.

"Abimindi."

"Senin abin mi vardı?" Şaşırmıştım. Genelde hiç susmayan Buğlem hiç bu konudan bahsetmemişti.

"Evet. Yazılımla ilgili her şeyi çok severdi. Bana da küçüklüğümden beri her ince ayrıntısını anlatırdı, bu yüzden çoğu şeyini bilirim."

"Niye yazılım okumadın o zaman?"

"Onu hatırlatan bir mesleği yapamazdım. Gerçi çokta uzaklaşamadım yine de." Soran gözlerle ona bakmaya devam ettiğimi görünce derin bir nefes aldı. "Öldü." dedi.

Kelimeler susardı böyle yerlerde oysaki avazı çıktığı kadar bağırırdı gözler, içinde ki tüm acıyı kusmak istercesine. Eliniz ayağınız tutmaz diliniz konuşmaz olurdu. Sadece bakardınız o özür dileyen bakışlarla...

"Başın saolsun." demek gelirdi elinizden bir tek...

"Saol." dedi ardından hızla bilgisayarlara yöneldi. "Bakalım neymiş senin şu uygulama?" dediğinde telefonu çıkararak ona bırakmıştım. Telefonu bilgisayara bağladıktan sonra anlamadığım birçok şeyi yapmaya başlamıştı. Bu süre zarfında sessizce onu izlemiş ara sırada etrafa bakınmıştım.

"Buldum." diye haykırmasıyla hızla elimde ki çerçeveyi yerine bırakarak Buğlem'e yöneldim. "Konum eski bir binayı gösteriyor en son, sonrasında büyük ihtimal bodrum kata indiyse çekmemiştir."

"Çok teşekkür ederim Buğlem, bu iyiliğini asla unutmayacağım." diyerek acele bir şekilde ona sarıldıktan sonra hızla kapıya adımladım.

"Konumu yolladım sana ordan bakarsın." derken ben ayakkabılımı giymekle meşguldüm. "Şimdi acil diye sormuyorum ama sonra bu durum açıklanacak. Tamam mı?"

"Tamam. Söz." diyerek hızla merdinlerden inmeye başladım, asansörü beklemekle uğraşamazdım.

Son merdivenden de atlayıp koşarak kapıyı açmıştım ki namluyla göz göze gelmem bir olmuştu.

YETER ARTIK!

Bu adam niye yırtık dondan çıkan çük gibi her yerden çıkıyor?

Ahh! Bir anlasam keşke...

"Sen benim başıma bela mısın be adam. BİR DEFOL GİT!" dedim sinirlerime hakim olamayarak.

"Öncelikle alçalt o sesini küçük hanım." dedi baskın bir sesle Arhan Demir. Ardından boşta olan elini cebine atarak telefonunu çıkartıp bir şeyler yaptıktan sonra ekranı bana çevirdi. "Oysaki ben kardeşini bile bulup getirmiştim, söz verdiğim gibi."

Kayra bir yatağın üstünde boylu boyunca yatıyordu. Üstüne giydiği beyaz elbisesi kanın rengini almış, tamamen kıpkırmızı olmuştu. Onun değil benim rengim kırmızıydı. Neden onun tenindeydi şimdi? Olamazdı, olmamalıydı...

Onun canını yakmışlardı. Misliyle yakmadan durmayacaktım. Dumanı mı istiyorlardı, o zaman alacaklardı...

Hızla telefona atılıp daha yakından bakmak istediğimde buna izin vermemiş, ekranı kapatarak tekrardan cebine koymuştu. Silah hala alnıma dayalı durmaya devam ediyordu lakin umrumda dahi değildi.

"Nerede benim kardeşim, NE YAPTINIZ ONA?" diye bağırdığımda boştaki eli hızla boğazıma sarılıp az önce ben çıktıktan sonra kapanan otomatik kapıya yapıştırmıştı vücudumu. Bedenini bana yaslayarak alnımda ki silahı sol şakağıma doğru götürdü.

"Bana bir daha sesini yükseltirsen ben kendimi tutamam ve tutamazsam da canını yakarım Lavinia." dedi baskın bir sesle fısıldayarak. Benim kim olduğumu biliyordu ve bu oldukça tehlikeliydi. "Ama bunu hiç istemem o yüzden şimdi uslu bir kız ol ve dediklerimi yap. Yoksa kardeşinin canı daha çok yanar." Sözlerinin hemen ardından arkamdaki kapıya doğru baktı ve hızla geri çekilerek silahı belinde ki yerine geri koymuştu. Ben ona anlamaz gözlerle bakarken yaslı olduğum kapının açılmasıyla kendimi ileri doğru atmıştım.

"Arhan Demir beyyy!" Ardımdan gelen çığlık sesiyle sakince kapattım gözlerimi. Öylece durup birkaç saniye boyunca sabır diledim lakin hala tık yoktu. Derince bir nefes çektim ciğerlerime fakat aldığım kokuyla duraksamıştım. Ormanın tam ortasında huzur içinde uzanırken yüzünüze düşen yağmur damlaları gibiydi koku... Evet evet kesinlikle yağmur kokusuydu bu. Öyle güzel öyle huzur verici öyle dinlendirici...

~3 YIL ÖNCE ~

"Hayır Namık dayı, lütfen şimdi değil. Bunu yapamam. Lütfen!" dedim içimdeki korkuyla yumruk halindeki ellerimi hızla kapıya çarparak. Karanlık olmazdı, olmamalıydı...

"İstediklerini vermem için önce senin emirlerimi uygulaman gerekiyor Duman. Arkadaşını korumamı mı istiyorsun? Bu işlere bulaşmayıp sadece dövüş kısmında mı rol almak istiyorsun? O zaman karanlıkta dövüş ve sağ çık. Bak ayrıca sana bir bonus daha, içerdeki yaralı adamımı bulup çıkar. Kurtar onu, kurtar ki bende senin adaletine inanabileyim." Sözlerinin hemen ardından adım sesleri duyuldu ve kısa bir süre sonra kapının arkasında ki yerini tamamen terk etmişti.

Yavaşça arkamı dönerek zifiri karanlıkla tekrar bakıştım. Oldukça büyük, hiçbir camı olmayan ayrıca içinde ışık nâmına da hiçbir şey barındırmayan depo gibi bir yerdeydim. İçeri de yoğun bir pas kokusu hakimdi.

Kan...

Gözlerimi kapatarak bir süre daha kapının önünde sakinleşmeye çalıştım. Karanlık en büyük nefretlerimden biriydi. Küçük yaşta sırf ağladığınız için karanlık ve soğuk bir odaya kilitlendiğinizde istemsizce oluşan bir nefretti bu...

Hayır, korku değildi. Büyük ve aşılması zor bir nefretti sadece... Acı veren bir nefret...

Gözlerimi açmadan yavaşça ilerlemeye başladım, nasıl olsa ikisi arasında da pek bir fark yoktu. Kalp çarpıntımı azaltıp etrafta ki seslere kulak kabartmaya çalıştım. O odada değildim ve onlar artık yoktu. Ben artık güçlüydüm...

Kendimi telkin ederek adımlarımı hızlandırmaya çalıştım lakin karın boşluğumda ki kısa zaman önce olan ve henüz iyileşmemiş kurşun yarası buna pek müsade etmiyordu.

Tekrardan etrafı dinlemeye koyulduğum sırada hızla bana doğru koşan adım seslerini işittim. Anında yürümeyi keserek olabildiğince nefesimi tutmaya çalışmıştım. Sağ ve sol olmak üzere iki kişilerdi. Önce sağ taraftakinin rüzgarını hissetmeye başlamıştım, bu da demek oluyordu ki ilk hamde sağdan gelecekti.

Sol elimi yarama daha çok bastırırken gözümden bir damla yaş yanaklarıma doğru süzüldü, ardından dudaklarım açılarak şu sözler döküldü.

"Ne ağlarsın benim zülfü siyahım, bu da gelir bu da geçer ağlama." İkinci bir yaş daha düştü gözlerimden. Acıdan değildi bu damlaların sebebi sevgidendi, hiç verilmemiş olan sevgiden...

"Göklere erişti feryadım ahım, bu da gelir bu da geçer ağlama..."

Asıl amacım hem kendimi sakinleştirmek hemde onların akıllarını karıştırmaktı ve olmuştu da. Bir süre ses seda gelmemişti.

Ardından sağ tarafta hissettiğim rüzgârla hızla geri kaçarak savurduğu şeyi tutup tahminen karın bölgesine tekmeyi geçirdim.Bu sayede elinden bıraktığı sopayı alıp çevirerek sol tarafımdan gelene vurmuştum. Bu hamlemle deponun içinde yere düşen demir sesi yankılandı, elinde ki sopayı düşürmüştü. Vuruşumla sersemleyip tahminimce dizlerinin üzerine düşmüş adama tekrardan sert bir şekilde vurduğumda yere düşme sesi gelmişti, bayılmıştı.

Tam arkamı dönüp diğeriyle ilgilenecekken karnımda ki yaranın üzerine bir tekme yiyerek geriye doğru savruldum. Hissettiğim fiziksel acı oldukça yüksekti, büyük ihtimalle dikişlerim patlamıştı. Akan kanın sıcaklığını hissetmemek mümkün değildi.

Elimle yaranın üzerine bastırırken etrafa bakındım, odaklanmak şu anda bir hayli zordu. Lakin pes edemezdim, bu sınavı kazanmalıydım. Bir zamanlar aile sandığım insanların üzerime kurduğu hakimiyetten zor bela kurtulmuşken başka birinin emri altına giremezdim.

Gözlerimi tekrardan sıkıca kapatarak sol taraftan gelen rüzgardan kaçındım. Hızla tahminimce karın boşluğu olan yere tekmeyi geçirdikten sonra dizlerinin üstüne düşen bedene art arda elimde ki sopayla vurmaya başlamıştım. Ta ki bayılana kadar...

Geri çekildiğimde yerimde durmak bir hayli zordu. Yaramın üstünde duran sol elim tamamen kanla kaplanmış, tutamadığım damlalar ise yere damlıyordu. Şimdi geriye doğru adımlayıp kapıdan çıkarak burayı terk edebilirdim. Adamları yenmiştim ve artık Kayra güvende olacaktı. Ama vicdanım yine ağır basmıştı, evet adaletimi sınamak ona kalmamıştı lakin yaralı birini bu yerde bırakamazdım.

Etrafı dinleyerek deponun derinliklerine doğru adımlamaya başlamıştım ki derinlerden acı dolu bir inleyiş duyuldu. O kadar kısık sesliydi ki bir süre zihnimin oyunu olabileceğini bile düşünmüştüm. Ta ki yanına yaklaştıkça artan sesi duyana kadar.

Zorlukla duyabildiğim hırıltı nefeslerin sahibi şu an tam önümde, yüksek ihtimalle uzanıyordu. Elimi yarama daha çok bastırarak önünde diz çöküp sopayı bıraktığım elimi ona uzattım. Aniden soğuk bir el elimi kavradı.

"Ko...korkma, seni kurtarmaya geldim." dedim zorlukla çıkan sesimle. Parmaklarımı tutan eli daha sıkı tutundu bana.

"Git!" diye fısıldadı hırıltılı sesiyle. "A...ateşimin senide yakmasına i...izin verme."

"Korkma, ateş dumana zarar veremez." dedikten sonra içimde kalan son güç kırıntılarıyla devam ettim. "Lütfen, seni çıkarmalıyım. Ba...bak bende yaralıyım ve bi...birbirimize yardım etmezsek ikimizde burada ka...kalırız."

Sözlerimin ardından bir süre bekledi. Elimden güç alarak doğrulmaya çalıştığını anlayınca hızla ona yardım ederek ayağa kalkıp bana yaslanmasına izin verdim. Gücüm artım tükenmek üzereydi, acıdan uyumuş bedenimi hareket ettirmek oldukça zordu.

Yavaş yavaş kapıya doğru adımlamaya başladık. Onun durumu benden daha kötü duruyordu, yaraları bir hayli ciddi olmalıydı.

İri cüssesi ve oldukça uzun boyuyla onu taşımak benim için zor olsada sonunda kapıya ulaşmıştık. Açılan kapıyla beraber aydınlığa adım atmıştık lakin dayanacak gücüm kalmamıştı. Gözlerim tekrardan karanlığa gömülürken son hatırladığım huzur veren yağmur kokusuydu...'

~Günümüz~

"Sana inanmıyorum, nasıl bana Arhan Demir'le arkadaş olduğunu söylemezsin?" diye kulağıma fısıldayan Buğlem'le acılar silsilesine bir son vermiştim.

Gözlerimi kilitlendiğim gömleğinden çekerek önce omzumda ki eline ardından da yeşil mi siyah mı bir türlü anlam veremediğim gözlerine bakakaldım.

O günden sonra uzun bir süre baygın kalmıştım, uyandığımda ise ilk sorduğum soru kurtardığım kişinin yaşayıp yaşamadığıydı. Namık gelip sadece yaşadığını söyleyip sonrasında ortalıklardan kaybolmuştu. O kişinin kim olduğunu olaydan aylar sonra gelen teşekkür mektubuyla öğrenmiştim.

Ben o gün kendi canımı hiçe sayarak Ateşi kurtarmıştım...

Lakin anlayamıyordum, karşımda ki kişi o olabilir miydi? Eğer oysa kimsenin yüzünü bilmemesine rağmen o adamlar nasıl tanımışlardı? Sadece yakınlarına gösterdiğini duymuştum, neden o tiplerle yakın olsundu ki?

"Arkadaşını çok beklettik. Artık gidelim mi ne dersin Lavinia?" diye konuştu bakışlarımı hala gözlerinden ayıramadığım adam. Arkadaş? KAYRA!

Hızla arkamı dönerek bana soran gözlerle bakan Buğlem'e, "Sonra anlatırım." diyerek omuzumdaki eli itip ilerlemeye başladım.

"Tanıştığıma memnun oldum Buğlem." diyen sesi duyuldu ardından yine peşime takılmıştı.

Karşı kaldırımda ki arabasının yanına gelince onu beklemeden kapıyı açarak ön tarafa oturdum. Artık tartışmanın bir mantığı yoktu.

Benim hemen ardımdan sürücü tarafının kapısı açıldı ve hızla yerine geçip bana bakarken kapısını kapattı.

"İlk başta şöyle arabaya binseydin nolurdu sanki, bende canını acıtmamış olurdum."

"Acıtmadın." dediğimde eli tam çeneme uzanıcakken hızla elini iterek geri çekildim.

"Sakin ol. Boynun kızarmış, bakmama izin verir misin?"

"Niye? Üçüncü meslek olarakta doktorluk mu yapıyorsun?" diye alaycı bir şekilde söylendiğimde hala yüzünde mimik dahi oynamadan boynumu izliyordu. Beni de meraklandırmıştı, elime aldığım telefonun ekranını açarak boynuma baktım. Parmaklarının sıktığı yerler kızarmıştı lakin mühim bir şey yoktu. Çok fazla bir güç uygulamamıştı bunu o anda hissetmiştim zaten, sadece benim cildim biraz fazla hassastı o kadar.

"Lütfen bana zıt gitmemeye çalış, sinirlendiğimde gözüm dönebiliyor." dedi pişmanlık içeren bir sesle. Sanki bana zarar verdi diye canı acımış gibiydi. Ama nedeni neydi, sonuç olarak beni tanımıyordu bile.

"Oldu, başka emrin?" dedim tekrardan alaycı sesimi kullanarak.

"Şu anlık yok, olunca bildiririm." diye karşılık vermesini beklemediğimden hafiften şaşırmıştım. Sanki az önce dudağının kenarı oynar gibi olmuştu ama emin değildim. Bir insan nasıl dalga geçerken bile bu kadar ciddi bakabilirdi ki? "Moraracak gibi duruyor." Bakışları yine boynumda turlamaya başlamıştı.

"Hayır o kadar çıtkırıldım değilim. Birazdan geçer."

"Onu biliyorum." derken önüne dönüp arabayı çalıştırmıştı.

Sonrasında ne o ne de ben tek kelime etmemiştik. Sessiz geçen yolun ardından iki katlı büyük bir malikanenin önüne gelmiştik. Yol boyunca kapanmak üzere olan gözlerimi zor zapt etmiştim, bu kadar süre uyumamak bünyeme pek iyi gelmemişti.

Arhan yandaki cama açıp korumalara bir bakış attığında önümüzde ki demir kapı hızla açıldı. Araba malikanenin içine girerek az ilerde park etmişti. Hiç beklemeden acele bir şekilde arabadan inerek eve doğru koşar adımlarla ilerlemeye başlamıştım.

"Hoşgeldiniz efend..." diyerek kapının önünde dikilen yüksek ihtimal evde çalışan kadının sözünü keserek hızla içeri daldım. Adımlarımı tam karşımda ki merdivene yönlendirirken ardımdan "Hastanın yanına çıkartın." dediğini işitmiştim.

O sırada karşımda dikilen iri yarı herif elini arkasında ki kapıya doğru uzatmıştı. Hiç beklemeden açık kapıdan girerek yatağın üzerinde uzanan Kayra ile göz göze geldim. Aman tanrım! Çok şükür iyiydi.

"Lavi ben çok özür dilerim."

"Hayır, hayır lütfen özür dileme. Senin bir suçun yok. İyi misin? Ciddi bir yaran var mı?" diyerek hızla ona yaklaşıp yanına oturmuş ardından bakışlarımı hızla üzerinde gezdirmiştim. Resimde gördüğüm elbise çıkartılmış onun yerine tişört ve eşofman giydirilmişti.

"Merak etme, bir şeyim yok. Birkaç çürük sadece." dedi mavişleri dolu dolu beni izlerken. İki eliyle elime sarılarak sözlerine devam etti. "Benim yüzümden ateşle iş birliği yapmak zorunda kaldın, hiç istemediğin bu evrene girmek zorunda kaldın affet beni." Ona anlamaz gözlerle baktığımı görünce gözlerini kaçırarak, "Arhan Demir'in Ateş olduğunu biliyorum. Beni korumak için saklamana gerek yok." dedi.

İŞTE ŞİMDİ KOCA BİR SİKTİR!

"Nerden biliyorsun bunu? Kendisi mi söyledi?" dedim sakin bir ses tonuyla. Zaten yeterince korkmuştu birde sinirimi ona püskürterek daha fazla korkmasını istemiyordum.

"Şu mavi gözlü yakışıklı arkadaşı söyledi."

"İki arada bir derede adamı mı kestin Kayra."

"Ne var canım, göz var izan var bakmayalım mı?"

"Kızım bir tomar dayak yedin. Aklın hala çapkınlıkta." dedim gözlerimi belerterek. "Neyse boşver şimdi bunları bana seni kimlerin kaçırdığını tarif et. Et ki onları bulup çıktıkları yere geri sokayım."

"Ay! Seni hınzır, çok mu korktun?" dedi sırıtarak.

"Kayra!"

"Of tamam be seninle de konuşulmuyor. Yüzlerini görmedim maske vardı. Sadece..." diyerek duraksadı.

"Sadece ne Kayra?"

"Tam bilincim kapanmak üzereyken birisi yaptıklarını ödeyeceksin Lavinia dedi. Lütfen dikkat et kendine, böyle sebeplerden değil asıl sana bir şey olursa ben yaşayamam Lavi." Sözlerinin ardından hızla doğrularak bana sarıldı. Anında sarılışına karşılık vererek kollarımı bedenine sardım. Kaçıran kişiler beni biliyorlardı ve buna rağmen özellikle onu kaçırıp bana acı çektirmeyi seçmişlerdi.

"Shh! Sakin ol bana bir şey olmayacak. Ama sana söz veriyorum bu duruma sebep olan herkese kat kat fazlasını yaşatmadan durmayacağım." dedim saçlarını okşarken. "Hadi sen dinlen biraz ben tekrardan geleceğim yanına tamam mı? Zaten aşağıda olacağım, sana kimse zarar veremez artık."

Kollarını vücudumdan ayırdığında bende onu serbest bırakmıştım. Tekrardan kafasını yastığa koyup gözlerini kapattığı sırada "Tamam." diye mırıldanışını duyup ayağa kalktım.

Ona ateşle iş birliği yaptığımı söylediklerine göre beni tanımaları yüksek bir ihtimaldi. Artık o saçma oyunu oynamama gerek yoktu, dumanı sahalara çıkarma vaktiydi.

Hızla odadan çıkarak merdivenleri yavaşça inmeye başladım. Sol tarafta ki salonun kapısı açıktı lakin kimsenin sesi çıkmıyordu. Adımlarımı oraya doğru yönlendirerek içeri girdiğimde az ilerde oturan Namık'la göz göze geldik. İçimde ki sinir ruhumu ele almış kaynar kazanda fokurdatmaya başlamıştı.

Adımlarımı beni gördüğü an ayağa kalkan Namık'a yönlendirip tam önüne geldiğimde hiç düşünmeden sol gözüne yumruğu çakmıştım.

"SENİ PİÇ KURUSU ONU KORUYACAĞINI SÖYLEMİŞTİN. BU MU SENİN KORUMA ANLAYIŞIN?" diye bağırırken ellerim yakasına sarılıp sarsmaya başlamıştı. "BEN O SİKTİĞİMİN GÜNÜ BU YÜZDEN MI ÖLÜMDEN DÖNDÜM? SENİN BOKTAN OYUNLARIN YÜZÜNDEN Mİ?"

"Sakin ol! Bu durumla benim bir alakam yok." dedi boğazını sıktığım için kısık çıkan sesiyle. Onu geriye itip koltuğa geri yapıştırırken hızla arkamı dönüp sakinleşmeye çalıştım.

"Ulan senin bunu yapmaya götün yer mi? Burada asıl mesele onu korumamış olmanda ve bunun sebebini ikimizde çok iyi biliyoruz." diyerek ona dönüp tam anlamıyla hırlarken ruhsuz gözlerini izliyordum.

"Doğru, belki fragmanı görmen anlamanı sağlar diye düşündüm. Bak haklı da çıktım." dedi eliyle beni göstererek.

"Haklı çıktın öyle mi? Senin görmek istediğin gözünü kan bürümüş bir dumansa eğer evet haklı çıktın. Çünkü artık gözüm ne seni ne de soktuğumun insanlarını görmeyecek."

"Evet tam olarak istediğim buydu." diye böbürlenerek arkasına yaslandı. Bu hali sinirlerimi körüklemekten başka bir işe yaramıyordu. Tekrardan ona doğru atılacakken omzumda ki el buna engel oldu. Ardından kulağıma çarpan nefesle tabiri caizse yerimde put kesmiştim.

"Önce kimin sebep olduğunu öğrenmen gerek sonra patlarsın küçük hanım."

"Bir daha bana küçük hanım dersen..."

"Dersem?" diye yarım bıraktığım cümlemi devamlamamı istedi lakin hala boynuma çarpan nefesi bana pek yardımcı olmuyordu. Kendimi zor bela geri çekerek bakışlarımı gözlerine çevirdiğimde yeşiller ordaydı. Yüzü bu kadar yakınımdayken yeşillerinin içinde gezinen sarı hareleri bile görebiliyordum. Bu denli güzel bir göz kesinlikle lens olamazdı ama neden gizliyordu?

"Lakabına yakışır bir şekilde ölü bulursun kendini." dedim siyahlarımı yeşillerinden bir saniye bile ayırmadan.

O ateşse bende dumandım. Herkesi yakabilirdi ama beni asla...

Ruhsuz bakışları alevlendi ardından dudağı hafifçe kıvrılırken geri çekildi. Bu görüntüyü bıkmadan saatlerce izleyebilirmişim gibi gelmişti. O yeşillerde ki alevler dışarı taşıp beni yaksın istemiştim sadece bir an.

Ardından ne düşündüğümü fark ederek hızla kafamı sırıtarak bizi izleyen Namık'a çevirdim.

"Kim yaptı?" dedim kısaca. Soru oldukça basitti lakin duyduğum cevap beni birçok kez parçalara ayıracak kadar kuvvetliydi.

"Abin. Ömer Argun..."

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Veee bölüm sonu...

Bu bölüm birazcık daha kısa oldu ama olsun umarım beğenirsiniz🖤

Arhan ve Lavinia ikilisini nasıl buldunuz bakalım?

Bölüm nasıldı? Beğendiniz mi?

Lütfen yorum yapmayı ve vote atmayı unutmayın...

Seviyorsunuzzzz

🖤⚖️

Bölüm sonu

4 yorum