~Bölüm Şarkıları~
Gülşen~Dillere Düşeceğiz Seninle
Tuğkan~Civciv
Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenim!!
Nasılsınız??
Finale son 3 bölümümüz kaldı, biraz hüzünlüyüm :(
“Yine seni düşünürken yağmur çiseledi, nefesim ellerine hasret kalmış besbelli… Küçük civcivim, güzel kızım, dünyam benim. Bunun adı aşksa eğer bu aşk yalnızca sana değer, bu adam yalnızca size boyun eğer…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
⚖️🖤
~~~~~~~~~~
Farkındalık… Hissettiğim ana duygu bu olabilir miydi? Her şey bitmişti. Ender hastaneye yatırılmıştı, Dağhan bağlı olduğu bodrum da acı çekiyordu hatta belki de ölmüştü, Namık ise cezaevindeydi. Biz…kurtulmuş muyduk? Her şey son mu bulmuştu? O zaman neden yüreğimde hala sıkıntının ağırlığı vardı?
Yaslandığım bedenle derin bir nefes çekerek yağmur kokusunun beni sakinleştirmesini izin verdim. Derince içime çektiğim soluklarla gitmiş olan Ender’in arkasından bakarken belime sarılan kolla dudaklarını başımın üstünde hissetmiştim, bu hareketiyle dudaklarım kıvrılırken başımı geriye atıp yeşillerine baktım.
“Kurtulduk mu şimdi?” diye mırıldanmamla onunda dudakları kıvrılırken başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Biz kazandık güzelim.” derken dudaklarını bu sefer alnıma bastırmıştı.
“Kazandık.” diye fısıldarken ellerimi karnımda duran elinin üstüne koymuştum. İçimde ki sıkıntıyı yok saymaya çalışıyordum ama zihnim bir türlü susmuyordu, onlar hala yaşadığı sürece de susmayacaktı.
“Gitmemiz lazım Sâye’m, geç kalacağız.” demesiyle kaşlarım hafifçe çatılmıştı.
“Neye?” diye sormamla beni çevirerek asansöre doğru ilerletmesi bir olmuştu.
“Doktor randevumuza.” dediğinde bir süre anlam veremedikten sonra nihayet dank etmişti, randevu benim içimdi. “Artık saklamamız gerekenler olmadığı için gerçek bir kadın doğum doktoruna gidebiliriz.”
“Kayra şakacıktan mı doktor?” dememle ters bakışları beni bulurken gelen asansörün içine binmiştik.
“Branşı kadın doğum değil Sâye’m, biliyor olabilir ama bizim detaylı bir bilgi almamız lazım.” demesiyle gözlerimi devirerek önüme dönmüştüm.
Tahminlerime göre neredeyse üç aylık olmuşlardı ve garip bir şekilde içimde ki varlıklarını yavaş yavaş hissedebiliyordum. Alt karnımda hafif bir bombe oluşurken kasılmaları da işin cabasıydı. Hala bazı geceler mide bulantılarım olsa da ilk başa göre oldukça azalmışlardı, sadece hala et görmek istemiyordum. Ayrı bir hassasiyetim oluşmuştu.
“Öyle olsun bakalım.” diye mırıldandığımda yan gözle Araf’ın sırıttığını görebilmiştim. Duran asansörle içeri giren iki hemşirenin bakışları hızla Araf’ı bulurken çapkın bir edayla sırıtmalarıyla kaşlarım derinden çatılmıştı, benimde bakışlarım Araf’a kayarken baştan sona süzmüştüm. Blazer ceketinin içine giydiği siyah boğazlı kazağı ve onların üstünde ki siyah kabanıyla bir defileden fırlamış gibi gözükmesi aşırı sinir bozucuydu, kızların bu şekilde bakması yüzünden de böyle hissediyor olabilirdim tabi.
Bakışlarım yeşillerle çakışırken sinirli suratımı anlayarak bakışlarını bedenimde gezdirmişti, iyi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu. Ben oldukça iyiydim ama şu iki salak kocama bakmaya devam ederlerse onlar hiç iyi olamayacaklardı. Sert bakışlarım kızlara döndüğünde çaktırmadan arkalarına baktığını fark etmiştim, Araf’a bakıyorlardı. Hatta bu yaptıkları eyleme sadece bakmak demek az kalırdı, gözleriyle yiyorlardı.
Yüksek bir sesle öksürerek dikkatlerini çektiğimde yüzümdeki sert ifadeyi bozmadan ceketimin cebinde ki savcı kimliğimi çıkarıp kızlara gösterdim, mesleğimi her alanda kullanmaya bayılıyordum.
“Savcı Lavinia Demir ve yanımda gözlerinizle yediğiniz adam da kocam.” dememle açılan gözlerinden bariz bir korku ifadesi geçmişti. “Şimdi sizinle mahkeme de uğraşayım mı yoksa siktir olup gider misiniz?”
“Yanlış anladınız savcım biz…” diyen içlerinden kısa boylu olan yanında ki diğer kız tarafından susturularak hızla duran asansörden dışarı çekiştirmişti.
“İyi günler sayın savcım.” diyerek hızla arkasını dönüp ilerlemeye başlayan kızlarla asansör kapısı kapanana kadar gözlerimi onlardan ayırmamıştım.
“Ya kızım niye susturdun beni? Özür dileyecektim işte.” diyen kısa olanla yanında ki ona dönmüştü.
“Lan sen onun kim olduğunu biliyor musun? Öz abisini müebbet hapse attırmış savcı bu, bizim belamızı bile beller.” dediği sırada kapanan kapıda ki yansımamla göz göze gelmiştim.
Öz abisini müebbet hapse attırmış savcı…
Dışardan bakılınca tek görünen buydu değil mi? Benim abim olduğu için suçlu biri dışarda gezmeliydi ama yapmamıştım, bu beni cani mi yapardı? Yansımamda ki bakışlarım kırmızıya dönerken karşımdaki Duman bana sırıtmaya başlamıştı, gözlerim sadece kırmızı bakışlara odaklanırken aklımda sadece kendi sesim dönüyordu.
Kırmızıları gören herkes ölmeye mahkumdur.
Aniden önüme geçen iri bedenle irkilerek çevreme bakınmıştım, hala asansördeydik. Bakışlarım yeşillere dönerken elleri ise yanaklarıma sarılmıştı.
“Güzelim bana odaklan, sadece bana.” diye mırıldanan Araf’la gözlerindeki telaşı izlemiştim bir süre. Giden kızların sözleriyle bir şekilde tetiklenmiş olmalıydım, en kısa zamanda psikoloğa görünmem gerektiğini biliyordum. Çocuklarımı bu şekilde kucağıma alamazdım.
“İyiyiz hayatım.” derken yanağımdaki elinin avucuna dudaklarımı bastırmıştım, verdiği derin bir nefesle dudaklarını alnıma yaslarken kolları sıkıca bedenime sarılmıştı.
“Dinleme onları meleğim, insanlar sadece konuşur.” dediğinde göğsüme yaslı başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Biliyorum Araf’ım ama artık gitsek mi? Dışarıda asansör bekleyenler bize sövüyordur şu an büyük ihtimal.” dememle hafifçe geriye çekildiğinde çatık kaşlarla bakmaya başlamıştı.
“Sövene seve seve söylediklerini yaşatırım mia dea, sen dert etme.” dediğinde gülerek kolunun altından geçip durmuş olan asansörü tekrardan çalıştırmıştım.
“Abartma Araf, hastane bizim değil sonuçta.” diyerek yanına geldiğimde eli hızla belime sarılırken tek kaşı havalanmıştı.
“Çıktığımız da hatırlat o zaman, hastaneyi alalım.” demesiyle kaşlarım havalanırken inanmaz bakışlarla ona bakmıştım ama emin de olamıyordum. Araf’dı bu, aladabilirdi.
Şaşırmamla dudakları daha çok kıvrılırken sonunda duran asansörle ikimizde çıkarak ilerlemeye başlamıştık.
“Kadın Ahu’nunda doktoru, işinde iyiymiş.” diyerek açıklama yaptığında başımı olumlu anlamda sallamıştım.
Odanın önüne geldiğimizde randevu saatimiz geldiği için Araf kapıyı hafifçe tıklatarak açıp girmeme yardım etmişti. Masanın başında ki kadının bakışları beni bulurken gülümseyerek selam vermişti.
“Hoşgeldiniz, Lavinia hanımdı değil mi?” dediğinde başımı sallayarak onaylamıştım.
“Hoşbulduk.” derken istemsizce heyecandığımı farketmiştim, onları her gördüğümde böyle oluyordum.
“Eşinizden öğrendiğimiz kadarıyla sanırım bu ilk kontrolünüz değilmiş ama tanıdık bir klinik olduğu için sisteme kaydedilmemiş değil mi?” dediğinde bakışlarım hafifçe Araf’ın beni izleyen yüzüne kaysa da hızla önüme dönmüştüm. Her detayı yine düşünmüştü.
“Evet doktor hanım ama artık genel kontrolleri sizinle sürdürmek istiyoruz.” dediğimde doktor gülümseyerek ayaklanmıştı.
“Tabiki, seve seve Lavinia hanım.” derken sedyeye doğru ilerleyip eliyle sedyeyi işaret etmişti. “Şöyle uzanıp karnınızı açın lütfen, bir bakalım ufaklık nasılmış.” demesiyle söylediğini yaparak üstümdeki kabanı ve çantamı Araf’a uzattıktan sonra sedyeye uzanıp karnımı açmıştım.
Karnıma jel sürülürken Araf’ın eli hızla parmaklarıma sarılarak varlığını belli etmişti, bakışlarım yeşillerine dönerken heyecanlı bakışlarının ekranda olduğunu görmüştüm. Ona baktığımı fark ettiğinde bakışları bana dönerken gülümseyen suratıyla göz kırparak avucunda ki elimi hafifçe sıkmıştı.
“Ah! Çok pardon, ufaklıklar demeliymişim.” diyerek gülen doktorla benimde bakışlarım ekrana düşmüştü.
İki küçük silüetle dudaklarım kıvrılırken gözlerimin dolmasına engel olamamıştım. Onları ilk öğrendiğim zaman öyle şeyler yaşamıştık ki şaşırmaya bile vaktim olmamıştı, benim gerçekten iki bebeğim olacaktı. Odayı dolduran kalp atışlarıyla yaşlar gözlerimden süzülürken ekrana bakmaya devam ediyordum, çok güzellerdi.
“İkisi de oldukça sağlıklı Lavinia hanım, tam tamına 11 haftalıklar.” dediğinde başımı sallayarak onaylamıştım.
“Güzelim.” diyen Araf’ın sesiyle yandan doktorun uzattığı peçeteyi alıp gözlerime bastırmıştım. Ağladığım için Araf’da telaşlanmıştı.
“Çok affedersiniz, ben kendimi tutamadım.” diyerek gözlerimi silmeye devam ettim.
“Hiç sorun değil Lavinia hanım, bu dönem de gayet normal.” derken bakışları Araf’ı bulmuştu. “Bebekler gayet iyiler Arhan bey. Biri 8.3 gram diğeri ise 7.9 gram, bu haftaya göre gelişmeleri oldukça yerinde.” Benimde bakışlarım Araf’ı bulduğunda yeşillerinin dolduğunu farketmiştim, sadece ekrana odaklıydı.
“Peki cinsiyetlerini ne zaman öğrenebiliriz?” diye soran Araf’la bende doktora dönmüştüm.
“Yeni gelişmiş bir sistemle 10. Haftadan sonra anneden alınan kan örneğiyle cinsiyetleri öğrenebiliyoruz, eğer işiniz yoksa bugün hızlıca yapılmasını sağlayabilirim.” demesiyle bakışlarım yeşillere döndüğünde başımı hızlıca olumlu anlamda sallamıştım.
“Evet, lütfen.” diyerek doktora döndüğümde kadında hızla beni onaylayarak ultrason görüntüsünü Araf’a uzattıktan sonra karnımı silmem için bir yığın peçete vererek ayaklanmıştı.
“O zaman ben hemen kanınızı alması için bir hemşire yönlendirip laboratuvara acil olmaları için haber vereyim.” dedikten sonra odadan çıktığında karnımı silerek ayaklandığım sırada Araf üstümü düzeltmeme yardım etmişti.
“Hey, henüz o kadar hamile değilim.” diyerek güldüğümde o da gülmüştü.
“Olsun, ben sana yardım etmeyi seviyorum.” demesiyle adeta erirken kollarımı boynuna sarıp dudaklarına küçük bir öpücük bırakmıştım.
“Şimdi biz onların cinsiyetlerini mi öğreneceğiz?” diyerek heyecanla sormamla Araf hafifçe gülerek başını sallamıştı.
“En azından birinin kız olması için her türlü tanrıya yalvarabilirim.” demesiyle gülerek gözlerimi devirmiştim. “Oğlum olursa da çok severim tabi ama en azından biri kız olsun.”
“Sağlıklı olsunlar da cinsiyetleri önemli değil hayatım.” dediğim sırada içeri giren hemşire neyse ki az önce asansördekilerden değildi, daha kıdemli bir hemşireye benziyordu.
Bana yaklaştığında kolumu açarak kanı almasını beklediğim sırada çeneme sarılan parmaklar başımı çevirerek iğneye bakmamı engellemişti, gözlerim sadece yeşillerine odaklanırken iğneye bakmamam için bilerek yaptığını anlamıştım. Gözlerinde ki ormanlarda kaybolurken kadının sesiyle girdiğim transtan çıktım.
“Hemen laboratuvara iletiyorum, birkaç saat içinde sonuçlar çıkar.” dedikten sonra çıkan kadınla istemsizce sırıtmıştım. Eli oldukça hafifti, hissetmemiştim bile.
“Acıttı mı?” diyen sesiyle üstümü düzelterek sedyeden inip bakışlarımı ona çevirdim.
“Hayır, hissetmedim bile.” derken kapıya doğru ilerlemiştik.
“Tamam o zaman daha birkaç saatimiz var güzelim, yemek yemen gerekiyor.” dediğinde odadan çıkarak koridorla ilerlemeye başlamıştık ki gördüğüm bedenle adımlarım duraksamıştı.
Erhan Demir arkasında ki koruma yığınıyla buradaydı.
Ellerim istemsizce karnıma giderken Araf ise hızla önüme geçerek beni bir nevi saklamaya çalışmıştı, normalde bu haline sinirlenirdim ama şu anda böyle bir lüksüm yoktu. Karnımdaki iki canı da düşünmeliydim ama bu önüme siper olan canımı da düşünmeyeceğim anlamına gelmezdi, gelemezdi…
Araf dedesinden o aniden hapisten çıktığından beri şüpheleniyordu, bir zamanlar öğrencisi olan Namık’tan yardım aldığını düşünüyordu ve onun güvenmediği hiç kimseye güvenmezdim. Bu kişi eskilerin en bilindik mafya babalarından biri olsa bile…
Karnımdan sıyrılan elim belimde ki silahıma giderken bir saniye bile tereddüt etmeden çıkartarak elimde hazırda bekletmeye başlattım, en ufak tehlike de hiç düşünmeden Erhan Demir’in beynini dağıtabilirdim ve bu süre zarfında mesleğim bile umrumda olmazdı. Artık benim için adaletten daha önemli detaylar vardı ve bunlardan biri de önümde bana siper olan adamdan başkası değildi.
Erhan Demir’in bakışları önce Araf’a ardından da omzunun üstünden onu izleyen bana dönmüştü, hemen sonrasında ise az önce çıktığımız odanın kapısına döndüğünde beynimde alarm çanları ötmeye başlamıştı. Kapının üzerinde kocaman kadın doğum ve hastalıkları yazıyordu ve eğer aptal değilse, ki olmadığını biliyordum, ne için geldiğimizi anlardı. Bakışları tekrardan beni bulduğunda kıvrılan dudaklarıyla anladığını görebilmiştim.
“Ne işin var burada?” diyen Araf biraz daha sola kayarak dedesinin beni görmesini tamamen engellemişti, gerginliğini kasılan omuzlarından görebiliyordum. Her an birinin üstüne atlamaya hazır duruyordu.
“Dedene bir geçmiş olsun demeni çok bekledim ama gelmedin, o zaman bende kendim geleyim dedim. Kötü mü ettim?” demesiyle elimde ki silahı daha sıkı kavramıştım. Elim Araf’ın arkasında kaldığı için görünmüyordu ve bu bana artı zaman kazandırıyordu, herhangi bir durumda kolayca indirebilirdim.
“Peşinde ki itlerinle mi?” diyen Araf’la Erhan Demir’in gülen yüzü yavaşça solmuştu.
“Bu tavrının sebebi ne evlat? Tanımasam içerden çıkmamı istemediğini düşüneceğim.” dedi sakin ama sert bir sesle.
“Burası konuşmak için müsait değil. Git, ben geleceğim.” demesiyle kaşlarım çatılmıştı, müsaitlik durumu benimle mi alakalıydı? Ben varım diye mi konuşmuyordu?
“Öyle olsun, şimdi gelinimin önünden çekilirsen ona da selam vermek isterim evlat. Ona zarar verecek son insan bile değilim.” dediğinde Araf’ın elleri aniden arkasından çıkmamam için arkaya kaydığında parmakları tuttuğum silaha çarpmıştı, başı hafifçe yan dönse de hızla tekrardan önüne döndü. Ellerini de yine önüne çekmeyi ihmal etmemişti.
“Korumam gereken kişi o olduğunda kendime bile güvenmem.” diye mırıldandığında Erhan Demir’in dudakları tekrardan kıvrılmıştı.
“Aferin oğlum, buna sevindim.” demesiyle Araf’ın omzunun üstünde yine bakışlarım onu bulmuştu. Onunda gözler beni bulurken başını eğerek selam verse de ne yüzümde mimik oynamıştı ne de bedenimde herhangi bir hareketlilik oluşmuştu. Ona iyi davranmam için önce Araf’ın güvenmesi gerekiyordu.
“Neye?” diye soran Araf’la ben de ona odaklanmıştım, sahiden neye sevinmişti şimdi?
“Ona benzememene.” demesiyle anında anlamıştım, Dağhan’a benzemediği için öyle söylemişti.
“Bu seni ilgilendirmez.” diyen Araf’ın sert sesiyle Erhan Demir’in biraz daha dudakları kıvrılmıştı. Bakışları tekrardan bana düştüğünde emniyetini hızlıca kapatabilmek için diğer elimi de silahın üstüne yerleştirmiştim.
“Tebrik ederim kızım. Allah sağlıklı bir şekilde kucağınıza almanızı nasip etsin.” dediğinde hala aynı yüz ifadesiyle ona bakıyordum, kaşlarım çatık ve gözlerim sertti.
“Arkandaki sığır adamların gözlerini karımdan çekerler mi yoksa ben yardımcı olmalı mıyım?” diyen Araf’la korumalar hızla başlarını önlerine eğdiklerinde Erhan Demir’in de sert bakışları onlara düşmüştü.
“Kusura bakma evlat, henüz terbiye edilmediler.” derken hala sertçe adamlarına bakmaya devam ediyordu.
Bir süre sonra bakışları bizi bulurken öne doğru bir adım atmıştı ki Araf’ın bedeni hafifçe öne eğilmişti, bu hareketi nerede görsem tanırdım. Saldırı pozisyonu alıyordu.
“Seninle birlikte gelinim de gelsin, ikinizle de konuşmak istiyorum ve söz veriyorum aksi bir durum olmayacak. Size asla zarar vermem.” dedikten sonra hızla arkasını dönüp ilerlediğinde öylece onu izleyen bizi arkasında bırakmıştı. Anlamıyordum, iyi miydi yoksa kötü biri miydi çözemiyordum.
Yavaşça arkasını dönen Araf’la bakışlarım yeşillerini bulduğunda onun gözleri ise önce elimde ki silaha ardından da gözlerime düştüğünde dudaklarında bir tebessüm yakalamıştım.
“Benim küçük mafyam.” derken çenemi bulan parmaklarıyla başımı yukarı kaldırarak dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktığında benimde dudaklarım kıvrılmıştı.
“Bunu söyleyince hala liderliğin bende olduğunu hatırladım.” diye mırıldanarak kollarımı boynuna sarmadan önce silahı tekrardan belime yerleştirmiştim.
“Hm! Öyle miymiş?” diyerek sırıtmasıyla yüzümde ki gülümseme hızla solarken kaşlarım çatılmıştı.
“Bir şey yapmışsın, ne yaptın?” dedim hızla.
“Bence artık kesinlikle yemek yememiz gerekiyor.” derken kolunu hızla omuzlarıma dolayarak dışarı çekiştirmeye çalıştığında aşağıya eğilerek kolundan kurtulup geriye çekildim.
“Anlatmadan şurdan şuraya gitmem Araf.” dediğimde tek kaşı havalanırken bana doğru yaklaşmıştı.
“En son saatler önce yedin Sâye ve acıktığınıza eminim, o yüzden önce yemek ardından uyku ve sonrasın sohbet.” demesiyle benimde tek kaşım havalanırken kollarımı göğsümde bağlayarak ona bakmayı sürdürmüştüm. Şu an ne yemek umrumdaydı ne de uyku, sadece ne bok yediğini öğrenmek istiyordum.
“Öğrenmeden gitmem dedim ve dinliyorum.” derken her kelimeyi vurgulayarak söylemiştim. Sözlerimin ardından bakışları kısa süre etrafta gezindikten sonra üzerime attığı hızlı adımlarla sırtım duvarla birleşirken iki elini yanlarıma dayayarak başını boynuma eğdiğinde kulağıma çarpan sıcak nefesiyle bedenim kasılmıştı. Lanet. Olası. Hormonlar!
“Biraz daha burada durmaya devam edersek mekan umrumda olmaz ve ileride ilk gördüğüm boş odaya kapatırım seni mia dea.” demesiyle içimde ki arsız kadın çığlıklar atarak kapatıp ne yapacağını sormak için çıldırıyordu.
“Tek başına odada kalmam bir sorun teşkil etmez.” derken düzensizleşen nefesimi kontrol altına almaya çalışmıştım ve bu bir hayli zordu, özellikle nefesi bu kadar yakınımdayken.
“Görüp görebileceğin en tehlikeli hayvanla yalnız kalmak büyük bir sorun teşkil eder küçük hanım.” derken tenime dokundurduğu dudaklarıyla elim boynuna sarılırken tırnaklarımı tenine geçirmiştim. “Seni tek bırakacağımı mı sandın?” Bakışlarım bir kaçış yolu bulmak için çevrede gezinse de tek gördüğüm yalnızlıktı, koca koridor da bir tek biz vardık. Öyle ki tavanda ki kamera bile şu an bulunduğumuz yeri çekmiyordu.
“Hamile karınıza böyle yaklaşmamalısınız beyefendi.” derken sesimin titrememesi için kendimi öyle bir kasmıştım ki ellerim titremeye başlamıştı.
“Hamile karım sınırları çok zorluyor, özellikle de bu kopyam gibi giydiği takımıyla.” demesiyle dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı. Tıpkı onun gibi simsiyah giyinmiştim ve üzerimde ki siyah kabanımla birer kopyası gibi duruyordum.
“Hormonlarıma oynayarak konuyu değiştiremezsin Araf, ne yaptığını söyleyeceksin.” dediğimde konunun değişmemesi için içimde ki son güç kırıntılarına oynuyordum, her an ipler eline bırakabilirdim.
“Söylersem uslu uslu seni yememe izin verecek misin?” derken başını geriye çektiğinde başımı hızla olumlu anlamda sallamıştım.
“Evet, yemek yiyeceğiz…bir saniye, ne?” Sözleri zihnime sonradan ulaşırken öylece sırıtan suratına bakıyordum. Konu yine ne ara beni yemesine gelmişti? Hem arsız hem de sapıktı! “Hayır tabiki Araf, hastanedeyiz.”
“İlk başta evet dedin, kabul etmiyorum.” diyerek sırıtmaya devam etmesiyle gözlerim kısılmıştı.
“Tamam, kabul ama ne bok yediğini anlatacaksın.” dediğimde aklımdan hızla bir plan kurmaya çalışıyordum. Tabiki de hastane köşesinde kocamla sevişmeyecektim!
“Yarın geceye bir toplantı düzenledim.” demesiyle kaşlarım yavaşça çatılırken kollarımı göğsümde bağlamıştım.
“Liderliği tekrar eline aldığını bildireceksin.” dedim anladığım durumu dile getirerek. Başını olumlu anlamda salladığında bakışları sertti, itiraz kabul etmez nitelikteydi. “İyi, bende geliyorum.” dememle kaşları hızla çatılmıştı.
“Aklından bile geçirme Sâye.” derken sesi sertti.
“Çok geç.” dedim gözlerimi yavaşça alevlenen ormanlarından ayırmadan.
“Bu halinle seni bir grup mafyanın arasına sokmayacağım Sâye, çıkar onu aklından.” derken tekrardan bana yaklaştığında sırtım duvarla birleşirken başını kaldırıp gözlerine bakmaya devam ettim.
“Sen masa da olduğun sürece bende varım Araf, yaptığımız oyuna karşı gelip sana saldırmayacakları ne malum?” dediğimde sesimden bile endişe akıyordu. Derin bir nefes alırken eli yanağımı sardığında artık daha sakin bakıyordu.
“Tek olmayacağım güzelim, Vidus ve bizimkilerde yanımda olacaklar.” derken parmakları hafifçe yanağımı okşamaya başlamıştı. “Artık ardımda beni bekleyen bir ailem varken kimse bana zarar veremez mia dea, izin vermem.”
“Hala tam anlamıyla iyileşmemiş yaralarında öyle söylüyor zaten değil mi?” dediğim sert sesimle yeşilleri gözlerimde gezinmişti. “Ayrıca ne yapacaksın? Gelmeyeyim diye beni eve mi kilitleyeceksin?”
“Gerekirse yatağa bile kelepçelerim ama yine de hayır Sâye, gelmeyeceksin.” diyen sert sesiyle yanağımda ki eli çenemi bulurken başımı biraz daha yukarı kaldırarak dudaklarıma doğru yaklaşmıştı. “Birkaç saatliğine de olsa seni evimize tutsak etmemi sağlama güzelim, usluca dur ve kocanı bekle.”
“Sadece bir saat koca adam, bir saati bir dakika bile geçerse beni o evde tutamazsın.” diyerek bende ona yaklaştığımda dudaklarımız temas etmişti.
“Tamam, kabul.” diye mırıldanırken baskı uyguladığı çenemle dudaklarım aralanırken hızla dudaklarını dudaklarıma bastırmıştı.
Alt dudağım dudaklarının arasına hapsedilirken sözlerini kısaca zihnimde tartmıştım, her ne kadar onu orada yalnız bırakmak istemesemde haklıydı. Hamileydim ve bu halde orada bulunmak sadece herkesi daha fazla strese sokacaktı. Kollarım boynuna sarılırken dudaklarımın arasına aldığım üst dudağının zevkle tadına baktığım sırada yan tarafımızdan gelen öksürük sesiyle hızla dudaklarından ayrılıp başımı çevirmiştim.
Ahu ve Turgay sırıtarak bize bakıyorlardı.
“Aile var aile.” diyerek sırıtan Ahu’yla benimde dudaklarım kıvrılırken geriye çekilen Araf’la onlara doğru adımlamıştık. Dün gece hepsinin çok yardımı dokunmuştu, özellikle Ahu’nun. Arya’yı oradan çekip çıkartan kişi oydu.
“Sizde mi kontrole geldiniz?” diye sorarken kollarımı sıkıca Ahu’ya sarmıştım.
“Sorma, Turgay beyin çenesinden kurtulamadım.” derken Turgay’a sert bir bakış attığında Turgay ona uzaktan öpücük atarak karşılık vermişti.
“Ne çektik bunların ağzından Ahu’m ya, biz miyiz hamile yoksa onlar mı belli değil.” derken bende yandan Araf’a baktığımda tek kaşının havalandığını görmüştüm. Turgay’la selamlaştıktan sonra yanıma geldiğinde eli hızla belimdeki yerini almıştı.
“Karımı kışkırtmayı kes Ahu.” diyerek şakacı bir sesle konuştuğunda dudaklarım kıvrılırken önüme dönmüştüm.
“Bence sen karını darlamayı kes Arhan.” derken sırıtan Ahu bana dönerek göz kırptığında bende ona kırpmıştım. Araf’ın ise yandan homurtusu kulağıma ulaşmıştı.
“Bebekler nasıl Lavinia? İyiler mi?” diyen Turgay’la başımı olumlu anlamda salladım.
“Gayet iyiler, hatta birazdan kim olduklarını da öğreneceğiz.” dediğimde Ahu’nun çığlığıyla kulağım adeta çınlamıştı.
“Ay! Gerçekten mi? E bu harika bir haber.”
“Bizim oğlana eş mi geliyor yoksa?” diyen Turgay’la Araf’ın kaşları hızla çatılırken ters bakışları Turgay’ı bulmuştu.
“Belanı sikerim Turgay, görürsün eşi.” diye sertçe çıkışan Araf’la dudaklarım kıvrılırken onları izliyordum. O saçma his tekrardan ruhumu sararken gözlerimin dolmasına engel olamamıştım, acaba ileride de böyle atıştıklarını ben görebilecek miydim?
“Makara yapıyorum be birader.” diyen Turgay elini Araf’ın omzuna atmıştı ki hızla geri çekilen Araf’la elini çekmişti.
“Yapma Turgay. Beni de sinir etme.” derken bakışları beni bulduğunda dolmuş gözlerimle karşılaşmıştı. “Sâye’m, noldu meleğim?” diyen Araf’ın sesiyle yaşlar yanaklarıma doğru süzülürken yandan Ahu’da kollarını bana sarmıştı.
“Hamilelik duygusallığı, anlarım ben.” diyen Ahu’yla bakışlarım onu bulduğunda başımı yavaşça olumlu anlamda sallamıştım. En yakın zamanda ona içimdeki hisleri anlatmam gerekiyordu. Olurda bana bir şey olursa çocuklarımı emanet edebileceğim en önemli kişilerden biriydi.
“Lanet hormonlar işte.” diye mırıldandığımda yanağımda hissettiğim büyük eller yaşları silmeye başlamıştı. Bakışlarım tekrardan yeşillerini bulduğunda endişeli harelerini sakinleştirmek için dudaklarıma küçük bir gülümseme yerleştirmiştim. “Bizde tam yemek yemeğe gidecektik, sizde gelsenize.” diyerek Ahu’ya döndüm.
“Maalesef canım, hamilelik programına randevumuz var. Gittiğimizde oraya sizide kaydettireceğim, birlikte gideriz bundan sonra.” dediğinde ilgiyle kaşlarım havalanmıştı.
“Şu anne baba eğitimleri gibi bir şey mi?” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Aynen öyle, çok güzel öğretiyorlar.” demesiyle bende başımı olumlu anlamda sallamıştım. Bakışlarım Araf’ı bulduğunda kollarımı beline sararak alttan bakışlarımı yüzüne dikmiştim.
“Gideriz dimi Araf’ım?” diyerek cilveli bir sesle konuştuğumda dudakları kıvrılan Araf başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Gideriz tabi meleğim, sen yeter ki iste.” demesiyle yanağına hızlıca bir öpücük bırakmıştım ki açılan asansör kapısıyla doktor gelmişti.
Ahu’larla vedalaştıktan sonra hastaneden ayrılarak yakınlarda ki bir restorana gelmiştik. Yemekler önümüze gelene kadar bu kadar acıktığımı farketmemiştim bile ama sahiden acıkmıştım. Beni benden bile iyi tanıyan bir adamla evli olduğum için sanırım çok şanslıydım, her ne kadar evlilik bana sürpriz olmuş olsa bile.
Sessiz süren yemek yeme işleminden sonra bakışlarım yeşillere döndüğünde beni izlediğini fark etmiştim, ona bakışımla düşünceli gözleri kısılırken dirsekleri masaya yaslayarak bana doğru eğilmişti.
“Ne dönüyor o güzel aklından meleğim?” diye sormasıyla kaşlarım hafifçe çatılmıştı. Şimdi neden böyle bir şey sormuştu ki? Hastanede ki duygusallığımın sebebini mi anlamıştı acaba?
“İsimleri düşünüyordum.” diyerek hızla konudan kaçmaya çalışmıştım.
“Hastane de ne düşündün de ağladın Sâye’m, onu soruyorum.” demesiyle içimden koca bir siktir çekmiştim. Bir şey de gözünden kaçsa şaşardım.
“Korkuyorum Araf.” diyerek bende öne eğildiğimde yine gözlerim dolmuştu. “Onları kucağıma alamamaktan, büyüdüklerini görememekten korkuyorum.” derken yaşlar yanaklarıma doğru süzüldüğünde Araf hızla oturduğu yerden kalkarak yanıma gelip kollarını sıkıca bedenime sarmıştı.
“Öyle bir şey olmayacak Sâye’m, üçünüzde çok iyi olacaksınız. Çocuklarımızı birlikte büyüteceğiz.” Kollarımı beline sararken yüzümü yağmur kokusuna gömmüştüm.
“Araf, eğer bana bir şey olursa…”
“Olmayacak.” diyen sert sesi hızla sesimi böldüğünde başımı göğsünden kaldırarak gözlerimi gözlerine sabitledim.
“Dinle, lütfen.” dediğimde başını olumsuz anlamda sallayarak bakışlarını çevirmişti. “Bana bir şey olursa sakın peşimden gelme Araf, onları bir de babasız bırakma.” Yeşilleri bana dönerken elleri sıkıca yanaklarıma sarılmıştı.
“Öyle bir şey olmayacak.” derken başını hızla olumsuz anlamda sallıyordu. “Bak güzelim, ben araştırdım. İkiz doğumlar düşünülen kadar zor değil, sezaryenle hemen hallediliyor. Yurtdışındaki birkaç doktora kan değerlerini de yolladım, hiçbir sorun yok. Aklında ki gibi bir şey yaşanmayacak, söz veriyorum sana olmayacak.”
Sözleriyle şaşırmadan edememiştim, tüm bunları ne ara yapmıştı? Oysaki her saniye yanımdaydı, uyku hariç. Geceleri gerçekten hiç uyumuyor muydu? Elim yanağımdaki eline giderken başımı eline yaslamıştım.
“Geceleri uyuman gerekiyor artık koca adam.” diye mırıldandığımda derin bir nefes alırken hızla beni tekrardan göğsüne yaslayıp sıkıca sarılmıştı.
“Her gözyaşın ciğerimi yakıyor be güzelim, yapma.” Kollarımı sıkıca ona sararken yağmur kokusunun ciğerlerime dolmasına izin verdim.
“Benim bir suçum yok, hormonlar yüzünden.” dediğimde dudaklarını saçlarıma bastırmıştı. Belime sarılı olan eli karnıma kayarken parmağıyla hafifçe vurmuştu.
“Karımı rahat bırakın, sonra hesapları değişmeyelim.” diyen Araf’ın yalancı sinirleriyle gülesim gelmişti. İçimde ki his her ne kadar yok olmasa da biraz daha sakinleştiğini için memnundum. Sonuç olarak ne olursa olsun o hep bizim yanımızda olacaktı, buna emindim.
“Araf?” diye soran bir sesle başımı kaldırdığımda yeşilleri hızla gözlerimi bulmuştu.
“Efendim güzelim.”
“Hiç isim düşündün mü?” diye sorduğumda dudakları hafifçe kıvrılmıştı.
“Bir tane var ama sen nasıl bulursun bilmiyorum.” dediğinde hızla yerimde dikleşmiştim.
“Neymiş? Söyle bakalım.” derken heyecanlandığımı hissediyordum.
“Sare… saf, masum, duru demekmiş. Hem senin isminle de uyumlu oluyor, benim hoşuma gitti.” dediğinde bir düşünmüştüm. Sare Demir… Gerçekten hoş duruyordu. İsmin derken de Sâye’yi kastetmişti, ona göre adım artık Sâye’ydi ve bu gayet hoşuma gidiyordu.
“Sevdim.” diye mırıldanırken dudaklarımda ki gülümseme hala bakiydi. “Peki ya erkek olursa?” dediğimde tek kaşı havalanırken düşündüğünü görebiliyordum. “Arden nasıl sence?” dememle bakışları beni bulmuştu.
“Arden mi? Anlamı neymiş?” dediğinde sırıtarak gözlerimi gözlerine dikmiştim.
“Büyük orman.” dememle onunla dudakları kıvrılmıştı. Gözlerini anlatıyordu.
“Sevdim, bu olabilir.” dediğinde bende başımı olumlu anlamda sallamıştım. Sare ve Arden Demir…
“İkisi de kız ya da ikisi de erkek olursa başka isim seçeneğimiz yok ama, onu ne yapacağız?” dediğimde ikimizde hafifçe gülmüştük dudakları yanağımı bulurken derince bir öpücük bıraktıktan sonra ayaklanmıştı.
“Bunun için hemen gidip öğrenmemiz lazım sanırım karıcım, ne dersin?” demesiyle gülerek çantamı ve kabanımı aldıktan sonra yanına gidip elini tutmuştum.
Restorandan ayrılıp hastaneye doğru ilerlerken bakışlarım hemen önünden geçtiğimiz çocuk mağazana takıldığında adımlarım hızla duraksamıştı. Benim durmamla Araf’ın da bakışları baktığım yeri bulduğunda ben daha tek kelime etmeden mağazaya doğru ilerlemeye başlamıştı, ellerim heyecanla koluna sarılırken mağazaya girmiştik.
“Bunların hepsi çok güzel Araf.” derken bir yandan da kıyafetlerde bakışlarımı gezdiriyordum. Hepsi küçücük ve çok tatlıydı.
Elime aldığım küçük zıbınla gözlerim tekrardan dolsa da ağlamamaya çalışarak kıyafetlerin arasında gezinmeye başlamıştım. O sırada gördüğüm küçük bir takım elbiseyle dudaklarım kıvrılırken hızla elime alıp arkamı döndüğümde Araf’ın da elinde küçük beyaz bir elbise olduğunu görmüştüm, hayranlık içinde elindekine bakıyordu.
“Araf.” diye seslenmemle bana döndüğünde elimdeki takımı görüp o da gülmeye başlamıştı. “Ee, babasına çekeceği için dolapta birkaç tane takımı da olması lazım.” dediğimde gülerek yanıma gelmişti.
“Adı benim adıma benziyor, yerimi kapar bu benim.” demesiyle kahkaham mağaza yankılanmıştı.
“Boynuz kulağa geçer babası, oğlum her şeyin en iyisi olacak.” derken tuttuğum takım elbisesini de elimdeki diğer kıyafetlerin üzerine eklemiştim.
“Bak sen, pabucumuz şimdiden dama atıldı.” demesiyle yine gülerken parmak ucuna yükselip dudaklarımı yanağına bastırdım.
“Böyle bir şey mümkün değil kocam.” diye fısıldamamla dudakları kıvrılırken oda dudaklarını yanağıma bastırıp derin bir nefes çekmişti içine. “Bu çok güzelmiş.” dedim elindeki elbiseye bakarak. Prensesime çok yakışırdı, onunda elinden alıp kolumda ki kıyafet yığının üzerine bırakmıştım.
“Sâye’m…” diye mırıldanan Araf’ın dudakları hala yanağımdayken küçük öpücükler bırakarak boynuma indiğinde aniden ikimizi de reyonların arasına sokmuştu. Burası köşede kaldığı için dışarıdan pek görünmüyordu. “Çok özledim.” diyen boğuk sesiyle dişlerimi dudaklarıma geçirmem gerekmişti.
“Hayatım mağazadayız.” diye fısıldadığımda homurdanarak asık suratıyla geri çekilmişti.
“Eve gidebilir miyiz artık?” diyen sinirle sesiyle daha çok gülesim gelmişti. Elim yanağını bulurken dudaklarına küçük bir öpücük bırakıp geri çekildim.
“Tamam koca bebeğim, şunları aldıktan sonra bebeklerimizin cinsiyetlerini öğrenip eve geçeceğiz. Tamam mı?” dediğimde başını olumlu anlamda sallarken dudaklarını dudaklarıma tekrardan bastırıp derince bir nefes aldıktan sonra geri çekilmişti.
Kasaya doğru adımlarken gördüğümüz her şeye bakmaktan kendimi alamamıştım, hepsi çok güzeldi. Elime aldığım yıldızlı pijama takımıyla içim giderken hızla iki tane alıp koluma bırakmıştım, sonuçta bunun cinsiyeti olmazdı. İkiside giyebilirdi.
“Of! Ama Araf buraya öğrendikten sonra gelmeliydik, böyle hepsini alasım geliyor.” diyerek kolumdakileri kasaya bıraktığımda kasada ki kadın hafifçe gülmüştü.
“Tabi güzelim.” derken kasada ki kadına dönmüştü. “Müdürünü çağır, biz mağazayı satın alacağız.” diyen Araf’la başım öyle bir hızla ona dönmüştü ki kütürdediğini duymuştum. Kasada ki kızda aynı benim gibi şok içinde Araf’a bakıyordu ama Araf ikimizinde aksine oldukça sakindi.
“Ciddi olamazsın.” diyerek güldüğümde Araf’ın bakışları bana dönmüştü, çok ciddiydi. “Araf hayır tabiki de.” derken kasada ki kıza döndüm. “Eşim çok şakacıdır, siz aldırmayın.” diyerek yalandan gülerken Araf tam konuşacaktı ki dirseğimi sertçe böğrüne geçirdiğimde sesini kesmişti.
“Bir an ciddisiniz sanmıştım.” diyen kız gülerek kıyafetleri kasadan geçirdiğinde bende gülmüştüm. Araf’ın bakışları beni bulduğunda hızla gözlerimi belerterek önüme döndüm, adam az kalsın mağazayı alacaktı.
Kıyafetlerin parasını ödeyip oradan ayrıldığımızda hala içeride ki olaya gülüyordum, izin versem gerçekten alacaktı.
“Sana inanamıyorum artık Araf, mağazayı almak ne?” diyerek ona döndüğümde elinde ki kıyafetler arabaya yerleştirip tekrardan bana dönmüştü.
“İzin verseydin alacaktım.” dediğinde daha çok şaşırıyordum, sanki market süt alıyordu. “Benim param bitmez güzelim, biterse de uçaklardan birini satarız.” diyerek gülmüştü ama ben şok içinde ona bakıyordum. Uçaklar mı dedi o?
“Uçaklar mı? Bir tane değil miydi?” dememle dudakları kıvrılırken kaşlarını olumsuz anlamda indirip kaldırdıktan sonra üç parmağını havaya kaldırmıştı.
“İki tane de çocuklarıma aldım, cinsiyetlerini öğrendikten sonra üstlerine isim yazılacak.” demesiyle hangi birine şaşırıcağıma şaşırmıştım.
“Sen doğmamış bebeklere uçak mı aldın?” dediğimde başını olumlu anlamda sallarken dudaklarında küçük bir çocuk gülümsemesi vardı.
“Yatırım güzelim, bunların hepsi yatırım.” derken belime sardığı koluyla hastaneye doğru ilerlememizi sağlamıştı.
“Bu paranın suyu sevkiyatlara mı bağlı?” diyerek ona baktığımda dudakları biraz daha kıvrılmıştı.
“Oralardan gelen paraya dokunmam, direk bağışlanır. Harcadığım paraların hepsi benim kazandıklarım.” dediğinde benimde dudaklarım kıvrılmıştı. En azından paralar kanunsuz yoldan değildi.
Hastaneye girip doktorun odasının olduğu kata çıktığımızda heyecandan boğazım kurumuştu. Önemli olan sağlıklı olmalarıydı tabi ama insan heyecanlanmadan duramıyordu, acaba ne olacaklardı? Araf’ın açtığı kapıdan içeri girdiğimde doktorun bakışları beni bulurken dudakları kıvrılmıştı.
“Hoşgeldiniz Lavinia hanım, Arhan bey.” derken eliyle koltukları gösterdiğinde oturmuştuk. “Bende az önce gelen raporlara bakıyordum tam da.” diyerek elinde ki kağıdı salladığında elim yaşadığım heyecanla hızla Araf’ın elini bulmuştu.
“Sonuç nedir doktor hanım?” dediğimde bakışları beni bulurken kağıdı masasına bırakarak önündeki kutuyu bana doğru uzatmıştı.
“Hastalarıma genelde bu şekilde duyurmayı seviyorum.” dediğinde elindeki kutuyu titreyen ellerimle almıştım. Bakışlarım yeşillere kaydığında onunda heyecanlı olduğunu görmüştüm, bakışları kutu ve benim aramda dönüyordu.
Bakışlarım kutuya kayarken kapağını yavaşça araladım. Aldığım derin bir nefesle aralanan kapağın ardında gördüğüm pembe ve mavi patikle gözlerim tekrardan dolarken kutuyu bir kenara bırakıp patikleri elime aldım. Araf’ın bana dolanan koluyla başımı omzuna yaslarken bakışlarım hala patiklerdeydi.
“Sare ve Arden Demir geliyor güzelim.”
Bakışlarım hala patiklerdeyken başımı olumlu anlamda sallamıştım. Sare Demir ve Arden Demir geliyordu…
~~~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonuuu…
Ah! Yine çok tatlı bir bölümdü…
Sare ve Arden Demir geliyorrrr!!! Heyecanlı mıyız???
Son 3 bölümümüz kaldı canlarım… Doğruyu söylemek gerekirse elim hiç finali yazmaya gitmiyor ama her güzel şeyin ne yazık ki bir sonu vardır.
Sizce bölüm nasıldıı???
Sizce Erhan dede ne konuşacak??
Sizce Lavinia söylediği gibi evde duracak mı???
Düşüncelerinizi merak ediyorum…
Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)
Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)
Seviliyorsunuzzzzz
⚖️🖤
