~Bölüm Şarkıları~
Seda Sayan~Tabi Tabi
Blok3~Uyuz
Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenim!!!
Nasılsınız???
Bölümde kısa bir yakınlaşma vardır, bilginize…
“Ben'le kim kapış'cak? Düşmanım çok olur. Gelsinler, hepsini helak ediyim. Hangi huyuma uyuz oluyo'sun en çok? Söyle de yapmaya devam edeyim…”diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
⚖️🖤
~~~~~~~~
Her ne kadar bazı günler acıdan gözlerimizi açamaz hale gelsekte hayat mucizelerle doluydu, ne zaman ne yaşanacağını kestiremiyordu insan. İşler böyle olunca üzülmek kulağa çok yersiz geliyordu, her sabahın bir güneşi varken gecesine ağlamak neye yarardı ki?
Korkum ve endişem öylesine bedenimi sarmıştı ki bir süre başaramayacağıma inanmıştım. Her şeyin berbat olacağına ve yenileceğimizi düşünmüştüm fakat öyle olmamıştı, kazanmıştık.
Ya da sahiden kazanmış mıydık?
O zaman neden hala rahatlayamıyordum? Neden hala kalbimi çepeçevre saran endişeyi gideremiyordum? Ve en önemlisi neden o güneşin doğmayacağından korkuyordum? Bu sorulara ne yazık ki bir cevabım yoktu…
Dudaklarımdan ayrılan dudaklarıyla alnını alnıma yasladığında derin bir nefes alarak yağmur kokusunu ciğerlerime hapsettim. Zihnimde seneler öncesi yankılanırken garip bir dejavular silsilesi yaşıyor gibiydim, ilk kez beni öptüğünde de bir dövüşten çıkmıştı.
“Yine harika bir dövüştü Ateş.” diye mırıldandığımda eli belime daha sıkı sarılırken bedenimi kendisine yapıştırdı.
“Bir gün gerçekten aklımı kaybetmeme sebep olacaksın Duman.” diye tıpkı benim gibi fısıldadığında dudaklarımda bir sırıtış peyda olmuştu.
“Kuru iftira, hiçbir şey yapmadım.” diyerek sırıttığımda burnunu burnuma dokundurmuştu.
“Yalnız başına o şeref yoksununun odasına gitmeni de eve geçince konuşacağız küçük hanım, hiç kurtulduğunu sanma.” derken hafifçe geriye çekildiğinde bakışlarım yeşillerinde gezinmişti. Endişesi hala bakiyken suya gitmem en iyisiydi.
“Yalnız değildim ki, sen vardın. Beni korurdun.” diye mırıldanırken tatlı bir şekilde gülümsediğimde bakışları önce dudaklarıma ardından da gözlerime düşmüştü.
“Hiç şekerlik yapma bana, yemezler güzelim.” derken tekrardan yaklaştığında dudakları kulağıma dokunmuştu. “Zaten koşarak iniyorsun şu siktiğimin merdivenlerinden, aklım çıkıyor.” demesiyle hafifçe kıkırdamıştım.
“Görende çocukları sen taşıyorsun sanar Araf.” diye mırıldanmamla geriye çekildiğinde çatık kaşlarıyla yüzüme bakmıştı.
“Ben taşısam bu kadar gerilmezdim Sâye.” dediğinde laf sokup sokmadığını anlamadığım için benimde kaşlarım çatılmıştı, laf mı atmıştı şimdi o bana?
“Ne yani ben iyi taşıyamıyor muyum?” derken dolan gözlerimle yeşillerine bakıyordum ki gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Kesin sıkılmıştı benden, istemiyordu artık beni. İki çocuğumla birlikte babasız kalacaktık!
“Hayır tabikide güzelim, sen tanıdığım en iyi anne olacaksın.” diye fısılmasıyla sinirlerim daha çok gerilmişti.
“Ha şimdi değilim yani? Defol git Araf.” derken hızlıca arkamı dönüp ilerlemeye başlamıştım. Neye sinirlendiğimi bilmiyordum ama sinirliydim işte, lanet olası hormonlar!
“Hay dilimi sikeyim.” diye söylenen Araf’la kolumdan tutulmamla sertçe kolumu geri çeksemde beni kendine çekerek kolunu belime sarıp eski konumumuza geri döndürmüştü. “Etraf kalabalık diye konuşamıyorum Sâye’m, yoksa onları tabiki de çok güzel taşıyorsun.” diye fısıldamısıyla burnumu çekerek yeşillerine bakmaya devam ettiğimde eğilerek dudaklarını burnuma bastırmıştı. “Benim karım her şeyin en iyisini yapar, güzelim benim.”
“Daha çok çocuk eylemeye çalışır gibi bir halin var ama neyse.” diyerek gözlerimi devirdiğimde çenemi yakalayan parmakları yüzümü kendisine çevirmişti.
“Seni yerim hatun.” diye mırıldanmasıyla hafifçe gülsemde istifimi bozmamıştım.
“Anca laf işte, 3 aydır bir icraat göremedik.” dememle elime sardığı parmaklarıyla beni çekiştirmeye başlaması bir olmuştu. Siktir! Sanırım biraz fazla net konuşmuştum.
“Savcım.” diyen sesle bakışlarım sağa döndüğünde Lale’yi görmüştüm, yine yüzünde ki fazlaca makyajla bize doğru geliyordu.
“Senin burada ne işin var Lale, cinayet olmadığı sürece çağrılmazsın.” dediğimde kaçırdığı bakışlarından yalan uydurmaya çalıştığını anlamıştım, bakalım neler sıkacaktı?!
“Bana cinayet var dendi savcım ama yanlışmış sanırım.” demesiyle dudaklarım kıvrılmıştı.
“Var dendi öyle mi?” dediğimde derince yutkunurken başını sallamıştı. Bende başımı olumlu anlamda sallayarak ileride bize doğru gelen Salih komisere döndüm. “Namık Yaman savcılığı getirilecek Salih, ifadesi alınacak.” derken bakışlarım hafifçe Lale’ye dokunduğunda gözlerindeki telaşı görmüştüm. Namık’la ne gibi bir işi vardı da korkuyordu?
“Emredersiniz savcım.” diyen Salih selam vererek arkasını dönüp polis aracına bindiğinde bakışlarım tekrardan Lale’yi bulmuştu.
“Konuşacağız.” diyerek arkamı dönüp ilerlemeye başladığımda Araf bir an olsun elimi bırakmamıştı. Büyük arabaya yöneldiğimizde açılan kapıyla Ahu’nun kucağına saklanmış Arya’da bakışlarımı gezdirmiştim. “Arya…” diye mırıldanmamla hızla başı kalkarken gözleri beni bulmuştu.
“Hala…” demesiyle benimde gözlerim dolarken boştaki kolumu açtığımda saçlarımda ki peruğa rağmen beni tanıyarak hızla Ahu’nun kucağından inip kollarını boynuma sarmıştı. “Ben çok özür dilerim Hala, o sözlerim yemin ederim gerçek düşündüklerim değildi. Sadece korkmuştum hala, özür dilerim.” diyen sesiyle kokusunu içime çekerek dudaklarımı başının üstüne bastırdım.
“Önemli değil rapunzel, sen iyi olda gerisi hiç sorun değil.” dediğimde burnunu çekerek geri çekilmişti.
“Bende senin gibi olacağım, çok güçlü olacağım.” demesiyle hafifçe gülerek dudaklarımı yanaklarına bastırdım.
“Çok daha güçlü olacaksın ama öncelikle bir daha sözümden çıkmayacaksın Arya’m, tamam mı?” dememle hızla başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Söz veriyorum bir daha hiçbir sözünden çıkmayacağım halam.” dediğinde gülerek başımı salladıktan sonra arkadaki Ahu’ya çevirmiştim bakışlarımı, bakışlarım bedenini taradığında iyi olduğunu anlayabilmiştim. Neyse ki bir sorun yoktu.
“Namık’ın ifadesi için adliyeye gitmemiz lazım, sende daha geç olmadan yatır Aryakuşu.” dediğimde hızla beni onaylamıştı.
“Ne zaman geleceksin?” diyen Arya tekrardan yerine geçmişti.
“Yarın uyandığında yanında olacağım rapunzel, sende güzel bir şekilde eve gidip uyuyacaksın.” dememle hızla başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Bana da bir öpücük yok mu prenses?” diyen Araf’la Arya gülerek onu da öpmüştü. Araf da başının üstüne dudaklarını bastırırken bakışlarını Turgay’a çevirmişti. “Dikkat edin.” diyerek o emir verici tonlamayla konuştuğunda Turgay hızla başını sallamıştı.
Bakışlarım son kez Ahu ve Turgay’a döndüğünde ikisi de bizi onaylayarak yola koyulmuşlardı. Can’ların arabası başkaydı, o çoktan evin yolunu tutmuştu. Gözlerim çevrede gezinirken herkesin yavaşça dağıldığını farketmiştim, bizde arabaya yönelerek yerleştikten sonra yola koyulduk.
“Önce hastaneye gidiyoruz.” diyen Araf’la kafamı bir yerlere vurmamak için kendimi zor tutuyordum.
“Hayır Araf, önce adliyeye gideceğiz. O puştun ifadesini almam gerekiyor.” dediğimde Araf’ın ters bakışları beni bulmuştu.
“Evde bayıldın Sâye ve onun sebebini bile bilmiyoruz, öncelik hastane.” demesiyle ellerimi sinirle saçındaki peruğa atarak sertçe çıkartıp arkaya fırlatmıştım. “Yavaş, canını yakacaksın.” Gözlerimi devirerek arkama yaslandıktan sonra ellerimi karnıma sardığım sırada o da şapkasını çıkartıp arkaya atmıştı.
“Çocuklar babanızla tanışın, kendisi takıntılı. Hayır, siz büyüdüğünüzde peşinize koruma bile takabilir.” diyerek sinirle konuşmaya başlamıştım.
“Annelerine de takmışlığım vardı.” demesiyle hızla ona döndüğümde sırıtarak camdan dışarı baktığını görmüştüm.
“Ne ara lan?” dememle kahkahası arabanın içinde yankılanırken bakışları bana dönmüştü. O an zihnimde üniversite yıllarında peşimde dolanan ve Namık’ın sandığım adamlar yankılanmıştı, bunun adamlarıydı.
“İşimde çok iyiyimdir.” demesine bende gülmüştüm. Bu sayede her bokumu çok iyi biliyordu.
“Haneye tecavüzden kaç yıl yersin haberin var mı senin?” dediğimde gülerek bana dönmüştü.
“Neyse ki karım savcı.” demesiyle bende gülerek gözlerimi devirmiştim.
“Biz de mühendisle evlendikte işte, tam zamanlı koruma çıktı.” dememle tek kaşı havalanmıştı.
“Çünkü artık aşık olduğu karısı ve henüz doğmamış iki çocuğu olan bir mühendis, başkalarına sevdiklerini emanet edemez.” dediğinde başımı arkaya yaslayarak ona bakmaya devam etmiştim. O çok iyi bir eşti ve eminim ki çokta iyi bir baba olacaktı ama ben bunu görebilir miydim bilmiyordum, içimde ki ses sebepsizce aksini söylüyordu…
“Ne kadar tatlı bir baba.” diyerek gülümsediğimde istemsizce gözlerim dolmuştu. Onun babalığını göremeyecek olma düşüncesi canımı yakmıştı…
Eli karnımı bulurken yavaşça okşamıştı, benim gözlerim ise sadece ondaydı. Zihnimden saçma düşünceleri atmak istercesine ona odaklanmıştım, ormanlarında kaybolup bir daha da çıkmak istemiyordum.
“Aklında ne kadar saçma düşünce geçiyorsa hepsini yok et Sâye’m, ne size ne de bana zarar gelmeyecek. Buna izin vermeyeceğim.” dediğinde dudaklarım kıvrılmıştı.
“Korumalığın yanı sıra medyumlukta mı yapıyorsunuz mühendis bey?” dediğimde yandan bana bir bakış atmıştı. Zihnimde düşünceleri hızla silerken burnumu çekerek kafamı tamamen ona verdim.
“Gecelerini çözmek senelerimi alsa da başarmışım sanırım dimi?” demesiyle başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Keşke biz de seni çözebilseydik babası, ileride yalan söylememiz gerekirse patlamayalım.” derken sırıttığımda onun ise tek kaşı havalanmıştı.
“Yalan söylemeyeceksiniz ve bir sorun kalmayacak.” dediğinde bu sefer de benim tek kaşım havalanmıştı.
“Belki kızımız olacak Araf ve manitası…”
“Olmayacak, öyle bir şey yok.” demesiyle kahkaha atmaya başlamıştım. Yüzü ciddi bir ifadeye bürünürken çatık kaşlarıyla yola bakıyordu.
“Nasıl olmayacak Araf, turşusunu mu kuracağız kızın?” diyerek gülüşlerimin arasında konuştuğumda yandan bana kötücül bakışlar atmıştı.
“Evet, babasının yanında duracak benim kızım. Elin itiyle işi yok.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı.
“Ohoo! Yandık desene.” dememle suratı biraz daha düşmüştü.
“Bu konu kapansın Sâye, sinirlerim bozuluyor.” derken aklına bir şey gelmiş gibi bana dönmüştü. “Turgay itinin oğluyla asla zaten.” demesiyle daha çok gülesim gelmişti. Şimdi o nerden gelmişti aklına?!
“Of Araf ya!” derken gülmeye devam ediyordum. “Sakin ol, daha cinsiyetleri bile belli değil.” desemde yüzü hala asıktı.
“Olsun, biz önceden konuşalım da.” derken tam bir baba edasıyla konuşmuştu. Sahiden çok tatlı bir baba olacağı kesindi. Daha fazla dayanamayarak ona doğru yaklaşıp dudaklarımı yanağına bastırdığımda hafifçe dudakları seyirmişti.
“Tamam bebeğim, kızımız hep bizimle kalır.” diyerek dudaklarımı tekrar yanağına bastıracakken hızla başını çevirerek dudaklarını dudaklarıma yaslayıp hızlı bir öpücük bıraktıktan sonra tekrardan önüne dönmüştü. Kanımı kaynatan bir öpücük olmuştu.
Aman alev alev!
Dudaklarımda ki sırıtışla geriye yaslanırken yanan kırmızı ışıkta durduğumuzda hemen sağ tarafımızdaki pastaneye gözüm takılmıştı, pastalar çok güzel gözüküyordu. İstemsizce kendimi dudaklarımı yakarken bulduğum sırada Araf’ın kapısının açılmasıyla bakışlarım oraya dönmüştü. Hızla arabadan çıkarak koşar adımlarla pastaneye girmesiyle gülmeden edememiştim, ağzımı bile açmadan düşüncelerimi nasıl bu kadar iyi okuyabiliyordu?
Bir süre sonra elinde ki paketle tekrardan arabaya binerek paketi kucağıma bırakmıştı. Hızla açtığımda karşılaştığım frambuazlı pastayla çığlık bile atabilirdim, sanırım yemeyeli aylar bile olmuş olabilirdi. Poşetin içinde ki plastik çatalı alarak hızla büyük bir parça alıp dudaklarıma götürdüğümde araba yine yola koyulmuştu.
Bakışlarım Araf’ı bulduğunda bir yandan araba kullanırken diğer yandan da sırıtarak beni izlediğini fark etmiştim. Bir parça daha pastadan alarak Araf’a uzattığımda dudaklarını yaklaştırarak çataldaki pastayı almıştı.
“Her detayı böyle hatırlıyor musun?” derken bende pastadan aldığımda bakışları beni bulmuştu.
“Hemde hepsini, seni hafızamdan silmek için ölmem gerekiyor mia dea.” dediğinde kaşlarım çatılmıştı. Koluna hafifçe vurduğum sırada yavaşlayan arabayla adliyeye geldiğimizi anlamıştım. Tüm heybetiyle karşımızdaydı.
“Ölüm yok Araf Demir, 150 yaşına kadar yaşayacaksın.” dediğimde gülse de tek kelime etmemişti. Bu kısaca konuyu kapattığı anlamına geliyordu, sanırım bende onu biraz tanımıştım.
Duran arabayı umursamadan kucağımda ki pastayı yemeye devam edip aralarda da ona uzatıyordum, o ise sadece beni izliyordu. Neredeyse koca pastanın çeyreğini yemiştim ve şiştiğimi hissederken arkama yaslandığımda bakışlarım onu bulmuştu.
“Böyle giderse doğuma yuvarlanarak gideceğim Araf.” derken yalancı bir edayla dudaklarımı büzdüğümde hafifçe gülmüştü. Kısılan gözleriyle öyle tatlı duruyordu ki pastanın yanında onu da yiyesim geliyordu.
“Üç kişiye göre az bile yiyorsun güzelim, daha fazla yemen lazım.” demesiyle gülerken gözlerimi devirip kucağımda ki paketi arkaya bırakmıştım. Yüzüme bakmak için üstte ki aynayı açmamla üzerime siyah gül yaprakları dağılmıştı. Dudaklarım daha çok kıvrılırken gül yapraklarının içinde Araf’a döndüm.
“Seni yerim adam.” dememle yüzünde çapkın bir sırıtış belirmişti.
“Söze değil icraata bakıyoruz güzelim.” demesiyle kaşlarım havalandı.
“Zırt bırt kaçan ben değilim kocam, o yüzden konuşma. Zararlı çıkarsın.” diyerek önüme dönmüştüm ki enseme sarılan parmakları beni sertçe kendisine çekerek dudaklarını dudaklarıma yasladı.
Alt dudağımı dudaklarının arasına hapsederek diğer elini de yanağıma yasladığında ellerim gömleğinin yakasını bulmuştu. Öpüşü sert ve oldukça etkiliydi, sanki kendini zor tutuyor gibiydi. Dudaklarımın arasından sıyrılan diliyle inleyerek ona daha fazla yaklaştığımda boğazından gelen hırıltıyla ensemde ki elini bacağıma atarak aniden beni kucağına çekmişti.
Üstümdeki deri ceket fazla gelirken hızla onu da çıkartıp yana atmamla Araf’ın elleri kalçamı bulmuştu, beni kendisine bastırırken altımdaki şişliği hissetmek daha çok sıcaklamamı sağlıyordu.
“Sence seni istemediğim için mi durmaya çalışıyorum?” diye boğazdan gelen hırıltısıyla konuştuğunda tüm bedenimin titrediğini hissediyordum, altımda hissettiğim şişliğini içimde istiyordum. Bir eli saçlarımın içine dalarken dilini dudaklarımın üzerinde gezdirmişti. “Senin için nasıl deli olduğumu hissediyor musun?” demesiyle başımı olumlu anlamda sallarken üzerinde hareket etmemle inlemem bir olmuştu. “İçine gömülmek için nasıl gün saydığımı biliyor musun?”
Ensemdeki eliyle tekrardan beni kendisine çektiğinde dudakları bir öncekine göre daha hırslı ve daha hızlıydı. Elleri tüm bedenimde gezinirken ben ise üzerinde hareket etmeye devam ediyordum, ona her sürtündüğümde daha fazla ıslandığımı hissedebiliyordum ve lanet olsun ki aklımı tamamen benden alabilecek kadar güçlü bir histi bu.
“Beyaz teninin elimin altında nasıl kızardığını, dudaklarından çıkarak beni delirten seslerini ve o arsız dudaklarını her şeyden çok özledim güzelim ama size zarar verebilme düşüncesi daha ağır basıyor.” derken bir eli pantolonumun düğmesine giderek açıp fermuarı indirdiğinde öylece yeşillerini izliyordum. “Tabi bunlara rağmen karımın ihtiyaçlarını göz ardı edecek değilim.” Aniden iç çamaşırımın içine süzülen parmaklarıyla iniltim arabanın içinde yankılanmıştı.
Hızla hareket eden eliyle gözlerim kayarken ellerim sıkıca omuzlarına tutunmuştu. Bedenim hızlıca titremeye başlarken ensemde ki eliyle beni tekrardan kendisine çekip dudaklarını dudaklarıma yaslarken bir parmağını içime itmesiyle bir duvar misali orgazma toslamıştım. İniltim dudaklarının arasında kaybolurken ben sakinleşene kadar dudaklarıma küçük öpücükler bırakmaya devam etmişti.
İçimden sıyrılan parmaklarıyla hafifçe geri çekildiğimde altımda ki şişliğini hala hissedebiliyordum, onunda boşalmaya ihtiyacı vardı. Elini göz hizasına kaldırarak gözlerini benden ayırmadan dudaklarına götürdüğünde öylece büyülenmiş gibi onu izliyordum.
“Tadın…özlediğimden bile güzel.” diye mırıldanırken dudaklarıma derin bir öpücük bırakarak geri çekilmişti. “Siktiğimin arabası yüzünden şu an tadına bakamıyorum, satmazsam en adi şerefsizim.”
“Arabanın suçu yok, o senin heybetin yüzünden.” dememle dudakları kıvrılırken burnunu burnuma sürtmüştü.
“Yinede satacağım.”
Sözleriyle dudaklarım kıvrılırken elimi yavaşça göğsünden aşağıya kaydırmaya başlamıştım. Bakışları saniyelik olarak elime düşse de tekrardan gözlerime çıkarken göz bebeklerinin daha da çok büyüyerek yeşillerini sarışını izlemiştim, ormana çöken karanlık gibiydi. Issız ama bir o kadar da heyecan verici…
“Satmak mı? Bir araba koleksiyonun olduğunu sanıyordum.” diyerek dalga geçerken elim sonunda önünde şişliği bulmuştu ki bir eli hızla elimi yakalayarak durdurdu.
“Galerilerim var ama eğer istemiyorsan satmam.” demesiyle kaşlarım hafifçe havalanmıştı. Zenginliği su götürmez bir gerçekti fakat bazı olaylarda hala şaşırmadan edemiyordum.
“Galerilerin?” dedim soran bir sesle. “Günlerdir işe gittiğin yok Araf, nereden geliyor bu değirmenin suyu?”
“Ben müdür değilim güzelim, bu krallığın sahibiyim.” demesiyle tek kaşım havalanmıştı. “Şirketlerimle ve otellerimle ilgilenmesi gereken müdürlerim var, aksi bir durum olmadıkça yönetme yetkisi onlarda. Kaldı ki her gece günlük kontrollerini yapıp imzalanacak belgelere bakarım.”
Gözlerim kısılırken farkettiğim durumla varlığının üzerinde duran elimi biraz sıkılaştırdım.
“Beni uyuttuktan sonra kalkıp iş mi yapıyorsun sen?”
Ensemde hala varlığını sürdüren eliyle beni kendisine çektiğinde dudaklarımızın arasında bir nefes boşluk bırakmıştı.
“Elini hemen oradan çekmezsen bir süre ne sen uyursun ne de ben iş yaparım mia dea.”
Boğuk ve tehlikeli çıkan sesini umursamadan dudaklarımı yakınımdaki dudaklarına bastırdığımda diğer elim hızla önce belindeki kemeri ardından da pantolonunun düğmesini bulmuştu. Geriye çekilmeye çalıştığında alt dudağına dişlerimi geçirmemle elimin altından ki varlığının seğirdiğini hissedebilmiştim, daha çok irileşiyordu sanki.
Bu hoşuma gitmişti…
~~~~~~~~~~
Arhan Araf Demir…
Dudaklarımın arasında ki sıcak tadıyla kendimde kalmam gittikçe zorlaşıyordu. Onlara bir zararımın dokunmasından ölesiye korksam da o böyle istekliyken kendimi tutmak bir Çin işkencesinden farksızdı, eminim ki bir kezzabı içsem daha az canım yanardı.
Zihnimde kalan son güç kırıntılarıyla ensesinde ki elimi saçlarına daldırarak başını geriye çektiğimde dudaklarından dökülen inilti bel altıma bonus olarak yüklenmişti. Mio Dio! (Aman Tanrım!) Öyle güzeldi ki hemen bebeğimizin olmasını istediğim için bile lanet etmiştim kendime.
“Nerede olduğumuzun farkında mısın küçük karım?” diyerek son kozumu kullanmıştım, zihin sağlığım için artık durması gerekiyordu. Çünkü ben kendimi daha ne kadar tutabilirdim bilmiyordum.
“Kocamı rahatlatmak için mekanın uygunluğunu düşünecek değilim.” demesiyle onu istemsizce tekrardan kendime yaklaştırmıştım. Dudakları günaha davet edercesine parıldarken gecelerinde ise yıldızlar dört dönüyordu, bu haline bayılıyordum.
“Beni delirtiyorsun.” dedim boğuk çıkan sesimle.
“Bana suç atma, bu senin normal halin.” derken elini baksırımın içine atmasıyla boğazımdan hırıltılı bir inleme dökülmüştü. Üşümüş elleri yangınıma bir nebze bile iyi gelmezken tam tersi daha çok yanmamı sağlamıştı, ellerim sıkıca hala saçlarına tutunurken dudaklarını dudaklarımın arasına hapsettim.
Elinde tuttuğu varlığımı esaretinden kurtararak dışarı çıkardığında dudakları dudaklarımdan ayrılırken geri çekilmişti. Bir bacağını yan koltuğa atmasıyla yapacağı şeyi anlayarak saçlarının arasında ki elimi gitmesine izin vermeyerek çekmedim.
“Aklından bile geçirme mia dea, miden yeterince hassas zaten.” dediğimde geceleri parıldarken tırnaklarını hafifçe derime sürtmesiyle dişlerimi sertçe birbirine geçirdim, kendimi çok zor tutuyordum.
“Aşerdiğim şeyleri yerken midem bulanmaz.” diye mırıldanırken çenemde gezinen dudaklarıyla daha fazla dayanamayarak elimi saçlarının içinden ayırmıştım, ellerimin bedeninden ayrılmasıyla yana geçtiğinde dudaklarında aşık olduğum sırıtışlarından biri vardı. Tahrik olduğunu belli eden bir gülüş…
Saçlarında ki topuzu açarak tutamlarını sağ omzuna aldıktan sonra dizlerinin üzerinde koltuğa oturup bana doğru eğilmesiyle biraz daha geri yatıp ona alan açmak istemiştim fakat siktiğimin koltuğu daha fazla geriye gitmiyordu. Ya şimdi koltuğu kıracaktım ya da sonrasında bu sikik arabayı hurdaya çıkana kadar parçalayacaktım, sanırım bu gidişle her ikisi de olacaktı.
Önümde eğilerek eline almasıyla elim hızla saçlarını bulmuştu, hissettiğim sıcak nefesi ve sonrasında gelen ıslak diliyle başım geriye giderken saçlarına daha sıkı asıldım. Aşağıdan beni bulan bakışlarıyla onu kaldırıp içine girmemek için tüm gücümü kullanmam gerekmişti. Evet, dudakları iyiydi ama darlığına gömülmeyi hiçbir şeye değişmezdim.
Dudaklarında ki beni mest eden sırıtışıyla yavaşça ağzına almaya başlamasıyla diğer elim sertçe koltuğun kenarına tutunmuştu. Ağzına sığmayan kısımları da eliyle doldururken sadece bu görüntüyle bile boşalabilirdim, bütün otokontrolüm çöp olmuştu. Hissettiğim dilinin sıcaklığıyla boğazımdan bir hırıltı dökülürken saçlarında ki elimle bir ritim tutturmasına yardım etmiştim.
Ara ara sürtünen dişleri ve sonuna kadar almaya çalışması beni delirtirken aradan geçen zaman kavramını bile yitirmiştim, sadece sona yaklaştığımı hissediyordum.
“Fanculo! Harikasın bebeğim.” (Sikeyim!) diye mırıldanırken başını istemsizce daha hızlı hareket ettirmesini sağladığımda itiraz etmeden bana uymuştu. Sona yaklaştığımı anlarken onu hızla geri çekmiştim, dudaklarından itiraz dolu bir mırıltı yükselirken dudaklarımı sertçe dudaklarına yaslayarak elimi elinin üstüne koyup ritmini hızlandırdım. Birkaç dakika içinde son ulaşırken bir yandan da dudaklarının keyfini çıkartıyordum.
Kendini yavaşça geri çekmesiyle alt dudağına son kez emerek bırakmıştım, yapabilseydim eğer ömrümün sonuna kadar dudaklarının dibinde yaşardım.
“Niye izin vermedin?” diyerek dudaklarını büzmesiyle dudaklarım kıvrılmıştı. Benim küçük azgın karım!
“Çocuklarımızın pek isteyeceğini düşünmedim güzelim.” derken dudaklarını küçük bir öpücük bıraktıktan sonra öne uzanarak bir ıslak mendil paketi çıkartmıştım, koltuğa oturmadan hızla elimden paketi kapmasıyla kaşlarım havalanırken geriye yaslanıp ona izin verdim. Reddettiğimde daha çok hırçınlaşıyordu ve işin sonunda hormonlardan dolayı ağlamaya başlıyordu, gözyaşlarını görmekten nefret ediyordum.
“Bir şey olacağını sanmıyorum.” diye mırıldanırken pantolonumu silmeye başladığında ondan önce davranarak baksırımı tekrardan yukarı çekip pantolonumun önünü kapatmıştım.
“San ya da sanma, işimizi tehlikeye atmayalım güzelim.” dediğim sırada işini bitirerek geriye çekilmişti. Islak mendili avucunun içine sıkıştırarak arkasına yaslandıktan az önce açtığı aynaya bir bakış atmıştı. O bozulan rujunu temizleyip saçlarını sıkıca toplarken sadece onu izlemiştim. Biraz önceki tutkulu halinin yerini savcı ciddiliği alırken kasıklarımda tekrardan bir kıpırdanma oluşmuştu. Her hali ayrı bir hoşuma gidiyordu fakat adliyede ki hali bambaşkaydı.
O korkusuzluğu, gücü içinde barından yürüyüşü ve herkese diz çöktüren bakışları… Tam bir tanrıçaydı, benim tanrıçam… Mia Dea…
“Hazırım, hadi çıka…” derken arabanın içinde çınlayan telefonla bakışlarım arka koltukta ki ceketine kaymıştı. O uzanmadan hızla arkaya uzanarak ceketi kucağına bıraktım. Çıkardığı telefonla ekrana bakarken kaşları çatılmıştı, kimdi arayan? Bakışları beni bulurken sanki iç sesimi duymuş gibi ekranı bana çevirdi, gördüğüm isimle az önceki tutku hali üzerimden yok olurken saf öfke tüm damarlarımı sarmıştı.
“Elimdeyken gebertecektim.” diye mırıldanmamla Sâye elini bacağımın üstünde yumruk yaptığım elime atarak hafifçe okşamıştı, telefonu açarak kulağına götürdüğünde dikkatimi elinden alarak ona çevirdim.
“Lavinia savcım, ben komiser Naz. Ender savcının korumasından sorumlu polis ekibindenim.” diyen sesle kaşlarım çatılmıştı. Polis neden o itin telefonundan arıyordu?
“Buyur komiser, bir sorun mu var?” diyen sesiyle pür dikkat onu dinliyordum.
“Ender savcı inatla sizi aramamı istediler, esasında en başta rahatsız etmeyecektim fakat sizin bir katil olduğunuzu bağırmaya başladığı için bilmenizi uygun gördüm.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı. “İsterseniz susturalım.” diyen polisle bakışlarım yüzünü bulmuştu. Belli ki arayan polis Sâye’me güveniyordu, bu iyi bir durumdu.
Zihnimde polisin sözleri yankılanırken dişlerimi birbirine geçirdim, demek yediği dayak akıllanmasana yeterli gelmemişti. O zaman canını verebilirdi, avuç içlerim vurma dürtüsüyle kaşınırken dikkatimi sesine çevirdim.
“Ne? Bu nasıl bir saçmalık?” derken sesi şok içinde kalmış gibiydi. “Kafa travması yaşıyor olmalı, gördüklerini karıştırıyor. Bu söylediklerini doktora iletin, bende birkaç saate orada olurum.” demesiyle dudaklarım kıvrılmıştı. Oyuncu karım benim!
Kapanan telefonla derin bir nefes vererek bakışlarını bana çevirdiğinde gözlerim bir süre kızarmış dudaklarında gezinmişti, biraz fazla hırpalamış olabilirdim.
“Uyanır uyanmaz beni şikayet etmiş şerefsiz.” diye mırıldanmasıyla bakışlarım gözlerini bulmuştu.
“Onunla konuşmayı aklından geçirmiyorsundur umarım.” dediğimde gözleri gözlerime tutunmuştu. Tek kelime etmeden öylece büyüttüğü gözleriyle bana bakarken cevabımı almıştım, parmaklarım çenesine tutunurken yüzünü kendime çekerek gecelerine yakından baktım. “O sik kırığıyla biraz daha konuşmaya devam edersen konuşacak bi ağzı kalmayacak güzelim.”
“Onu kolayca devre dışı bırakacak bir planım var kocam, güven bana.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktığında geri çekilmesine izin vermeden öpücüğü derinleştirmiştim. Şişmiş dudaklarını çekiştirerek bırakırken alnımı alnına yasladım.
“Sana her şeyden çok güveniyorum mia dea ama o it tek bir kez daha senin adını ağzını alırsa onu sikmekten beter ederim, anlaşıldı mı?” dediğimde uslu bir şekilde başını sallamıştı. Dudaklarına tekrardan küçük bir öpücük bıraktıktan sonra bütün irademi kullanarak geri çekilmiştim. “Hadi şimdi savcı hanıma işini yapması için izin verelim.”
Dudaklarımda ki sırıtışla ona bakarken arabadan inmesiyle bende peşinden inerek yanında ki yerimi almıştım. Ne bir adım arkası ne de önü değil, hemen yanındaydım. Benim yerim her zaman onun yanı olacaktı…
~~~~~~~~
Lavinia Demir…
Küçük öpücükleri aklımı darmaduman ederken kendime gelmek için üstümdeki ceketi bile giymemiştim, soğuk biraz da olsa tenimde ki alevi alıyordu. Belime yasladığı eliyle asansöre doğru ilerlerken az önceki arama tekrardan zihnimde çınlamıştı. Beyinsiz bir de beni yakalayabileceğini düşünüyordu ama yanıldığı çok önemli bir detay vardı, Duman’ı kimse yenemezdi.
Gelen boş asansörle içeri bindiğimizde boynumda hissettiğim nefesiyle dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı, arabada ki ufak kaçamağımıza rağmen kendimi hiç sakinleşmiş gibi hissetmiyordum. Tam tersine açlığım daha çok artmıştı.
“Belinde görünen silahının ne kadar seksi durduğundan haberin var mı? Ceketini giymelisin.” diyen boğuk sesiyle başımı hafifçe çevirerek gözlerimi yeşillerine diktim.
“Sıcak.” diye mırıldanırken dudaklarımı yakınımdaki dudaklarına yavaşça sürttüm. “Yanıyorum.”
“Hmm! Söndüremedik mi alevinizi küçük hanım?” derken her kelimede dudaklarıma çarpan dudaklarıyla kasıklarım daha fazla kasılıyordu.
“Ateşin alevi söndürdüğü nerede görülmüş?” dememle dudakları kıvrılırken duran asansörle hızla önüme dönerek dışarı doğru adımlamıştım. Belimdeki eli bir saniye olsun benden ayrılmazken yanımda ilerlemeye devam ediyordu. Aniden duraksayan adımlarıyla adliyenin ortasında öylece durduğumuzda bakışlarım onu bulmuştu ki dudaklarıma yaklaşan eli hafifçe kenarını sanki bir şey kalmış gibi silerken yüzünde çapkın bir sırıtış vardı.
“Evimizde alacağım ben senin alevini.” derken baş parmağını alt dudağımda hafifçe gezdirdikten sonra önüne dönerek ilerlemeye devam etmişti, ben ise dumura uğramıştım. Bu adamın ani halleri bir gün gerçekten kalbimi durduracaktı, senelerde geçse alışmak pek mümkün değildi.
“Hangimiz hangimizin aklını alıyor acaba?” diye mırıldanırken karşıdan gelen başsavcıyla yüzümdeki gülümsemeyi hızla keserek ciddi bir ifade takınmıştım. “Başsavcım.” diyerek selam verdiğimde başsavcı da hafifçe başını eğerek hem bana hemde Araf’a selam vermişti.
“Çok iyi bir iş çıkardınız savcım, sizi tebrik ederim.” demesiyle başımı sallayarak hafifçe tebessüm etmiştim. “Zarfçıyı yani yeni öğrendiğimiz adıyla Duman’ı henüz bulamasakta yeraltı dünyası için önemli isimlerden birini yakaladınız.”
“Adalet için biraz da olsa yol kat edebildiysek ne mutlu bize başsavcım. Şimdi isterseniz sanığın ifadesini alalım.” dediğimde başsavcı gülümseyerek beni onaylamıştı.
“Tabiki sayın savcım, siz ifadeye girin. Bizde eşiniz Arhan beyle birlikte gözlem odasındayız.” demesiyle bakışlarım Araf’ı bulmuştu.
“Çok ayakta kalma, yaraların daha iyileşmedi.” diye fısıldarken başsavcının duyduğuna emin olmuştum. Her ne kadar Ateş olarak kendini iyi kamufle etse de cüsse bakımından benziyordu, yaralı gibi davranırsa şüpheleri biraz olsun kendinden uzaklaştırabilirdi.
“Evet, sanırım otursam iyi olacak güzelim. Sen gir ifadeye, düşünme beni. Ben başımın çaresine bakarım.” derken saçlarımın üstüne küçük bir öpücük bıraktığında yapmak istediğimi anladığını farketmiştim. Hafifçe gülümseyerek önüme dönüp başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“O zaman size iyi izlemeler.” diyerek sorgu odasına ilerlerken başsavcının sesiyle duraksamıştım.
“Seyirlik birkaç bir şey sunabilirsin savcım.” demesiyle gülüşüm büyürken başımı tekrardan olumlu anlamda sallamıştım. Bu kısacası ona istediğini yapabilirsin demek oluyordu ve ben de kesinlikle yapacaktım.
“Emredersiniz başsavcım.” dedikten sonra hızla arkamı dönerek sorgu odasına girdiğimde onlar ise yandaki izleme odasına geçmişlerdi.
Bakışlarım masada oturan Namık’a kaydığında onun ise öfkeli gözleri beni bulmuştu. Umursamadan arabadan inmeden son anda almayı hatırladığım dosya çantamı masaya bırakarak yerime geçtim. Bakışlarım sadece nefretle bakan kahvelerindeydi.
Yandaki çantamdan çıkardığım dosyayı önüme alarak yavaşça kapağını açtım.
“Namık Yaman, 55 yaşındasınız ve şu işe bakın ki 52 yaşında ölmüşsünüz.” derken elimde ki dosyayı sertçe masaya bırakmıştım. “Siz kanunlarla dalga mı geçiyorsunuz?” dedim sert sesimle.
“Avukatım gelmeden konuşmayacağım.” demesiyle dudaklarımdan alaycı bir gülüş dökülmüştü. Arkama yaslanırken bacak bacak üstüne atarak ellerimi masaya bıraktım.
“Belgede sahtecilik, yasadışı dövüş ve kumar organizasyonları düzenleme, adam kaçırma ve zarar verme.” diyerek dosyasında ki suçları okuduktan sonra bakışlarım yüzüne dönmüştü. “Hiçbir avukat sizi kurtaramaz Namık Yaman.” dediğimde kasılan çenesini buradan bile görebiliyordum. Köpek gibi korkuyordu içeri girmekten, kapana kısılmaktan. En önemlisi de kaybetmekten.
“Demek her sonuçta içeri gireceğim öyle mi?” dediğinde başımı yavaşça olumlu anlamda sallamıştım. “O zaman bu tek başıma olmayacak Lavinia, ben o kafese tek girmeyeceğim.” demesiyle kaşlarım çatılırken yerimden yavaşça doğruldum.
“Karşında bir cumhuriyet savcısı var, terbiyeni takın.” dediğimde gülmeye başlamıştı, delirmiş gibi gözüküyordu.
“Arkada bizi izleyenler senin nasıl bir katil olduğunu biliyorlar mı Duman?”
Sözleri bir süre kulaklarımın çınlamasına sebep olmuştu. Kalbim korkuyla göğsüme çarparken sorgu odasında ki tüm oksijenin çekildiğini hissetmiştim. Evet, belki kanıt yoktu ama söz her daim şüphe uyandırırdı. Bunca zaman oluşturduğum bu yıkılmaz duvarları yerle bir etmesine izin veremezdim.
Dudaklarımda tehlikeli bir gülüş peyda olurken dirseklerimi masaya yaslayarak öne doğru eğildim.
“Sizin yerinizde oturup bana katil diyen onlarca kişi sayabilirim Namık Yaman.” derken derin bir nefes almıştım. “Adaleti savunmak bir katillikse evet, ben bir katilim.” dedim kendimden emin bir sesle. Sözlerimde yalan yoktu fakat ben bir savcıydım, kelimeleri çıkarlarıma göre çarptırmak benim işimdi.
“Duman bu kadın, Zarfçı dediğiniz o katil burada.” diyerek cama dönüp haykıran Namık’la rahatça arkama yaslanmıştım. Elinde hiçbir kanıt yoktu ne de olsa, şüphelerde er yada geç ölürdü.
“Şu tesadüfe bakın ki buraya gelmeden hemen önce Ender savcı da hastane odasında aynılarını dile getirmiş.” derken çantamdan çıkardığımda fotoğraf karelerini Namık’ın önüne atmıştım. “Ender savcıyı hatırlarsınız, birkaç gün önceki yakalanma emrinizden sizi kurtaran kişi.”
Odaya büyük bir sessizlik hakim olurken Namık’ın bakışları fotoğraflardaydı. Araf’ın onları şikayet ettiği zaman polislerin onu karakola götürmek yerine bir otobanın ortasında Ender’e teslim ettiği sırada alınan fotoğraflardı, neyse ki bu anları mobese kamerasına yakalanmıştı. Bulmamız zor olmamıştı.
“Az öncede dile getirdiğiniz üzere Duman’la bir bağlantınız olduğu kesin ve eminim ki Ender savcımda bu bilgiye erişmişti. Sizi bu nedenden ötürü bıraktırmış olmalı fakat kendisinin şu anda akli dengesi yerinde olmadığı için bize yardımcı olamıyor.” derken yavaşça ayağa kalkarak masanın yan tarafına ve izlenme odasında ki camın hemen karşısına geçmiştim. Yüzüm şu anda cama dönüktü. “Adamınız olan Duman ona her ne verdiyse sizin sözlerinizin birebir aynısını söylüyor, bu sizce tesadüf olabilir mi?”
“Bunlar gerçekler.” derken sesi iyice kısılmıştı, ne kadar aksini iddia ederse etsin kazandığımı farketmişti.
“Öyle mi? Elinizde herhangi bir kanıt var mı?” diye sorarken bir elimi oturduğu sandalyenin arkasına koyarak diğer elimi de sertçe masaya yaslamıştım. “Elimizde ki kanıtlarda cinsiyetinin erkek olduğuna emin olduğumuz bu katilin ben olduğuma dair elinde bir kanıtın var mı?!”
Haykırışım odanın içinde yankılanırken gözleri sadece masadaydı, bana saldırması için her ne kadar bu pozisyonda duruyor olsamda bu yemi yemeyeceğini de biliyordum. O kadar salak değildi.
Dudaklarını bıçak açmazken bir süre sessizliğini izledikten sonra derin bir nefes alarak geri çekildim.
“Bende öyle düşünmüştüm.” diye mırıldanırken masadaki dosyayı ve fotoğrafları tekrardan çantama tıkarak kapıya döndüm. “Salih!” diye haykırmamla Salih hızla içeri girmişti. “Atın şu iti nezarethaneye, dava gününe kadar tutuklu yargılanacak.”
“Emredersiniz savcım.” diyen Salih Namık’a yönelirken ben ise hışımla odadan çıkmıştım. Aynı zamanda izleme odasınında kapısı açılırken hızla yanıma gelen Araf korumam misali yanımda durmuştu. Ürkütücü bakışları odadan çıkartılan Namık’ın üzerindeyken Namık ise sadece gülüyordu.
“Tekrar görüşeceğiz.” diye söylenen Namık’la Salih hızla başını eğerek dışarıya yönlendirmişti.
“Sinirlenmekte haklısın savcım ama lütfen sakinliği koru, onların istedikleri de tam olarak bu zaten. Sizi sinirlendirip kendilerini haklı göstermek.” diyen başsavcıyla Namık’ın arkasından bakmayı keserek ona döndüm.
“Biliyorum başsavcım fakat insan sinirlenmeden duramıyor, Ender savcım da…” derken Araf’ın belime saplanan parmaklarıyla istemsizce duraksamıştım, manyak herif adını anmamı istemiyordu fakat karşımızda başsavcı vardı. Duraksamamı üzüntümle kamufle ederek hüzünlü bir nefes verdim. “Savcıma yaptıklarınında cezasını misliyle çekecekler.” dememle başsavcının yüzünde de hüzünlü bir ifade oluştuğunda durumu kurtardığımı anlamıştım.
“Sen içini ferah tut savcım, adaletin karşısında hiçbir suç cezasız bırakılmaz.” derken elini hafifçe omzuma koyduğunda Araf’ın bakışları hızla temas edilen yere gitmişti. “Ender savcının son durumunu sende öğrendin sanırım.” dediğinde yavaşça başımı sallamıştım.
“Tam bilmiyorum başsavcım fakat bildiğim kadarıyla zihni pek yerinde değil.” dediğimde başsavcı omzuma bir kez daha vurarak derin bir nefes almıştı.
“Kanında oldukça etkili bir uyuşturucu maddesi çıkmış, bu madde yüzünden halüsinasyon görmesi de mümkünmüş. Yani yaşanılan durumları farklı bir şekilde lanse etmesi bu yüzden.” dediğinde yüzüme şaşkın bir ifade yerleştirmiştim. Sanki hastane dosyalarını değiştiren ben değilmişim gibi…
“Kahretsin, bunu tahmin etmiştim. Peki şimdi ne olacak başsavcım?” dememle o da içli bir nefes vermişti.
“Bilmiyorum Lavinia savcım ama sanırım hastaneye yatırılması gerekebilir.” diyerek elini geri çekmişti. “Şimdi gitmem gerek savcım, sonra bu durumları detaylıca konuşuruz.” dediğinde olumlu anlamda başımı sallamıştım.
“Görüşmek üzere başsavcım.” dediğimde hafifçe gülümseyerek ilerleyen başsavcıyla bakışlarım Araf’ı bulmuştu.
“Elini çekmedi bir türlü puşt.” diyen Araf’la hızla koluna bir tane geçirmiştim.
“Sen niye adamın yanında beni dürtüyorsun? Zor toparladım durumu.” dememle kaşları daha çok çatılırken bana doğru bir adım yaklaşmasıyla sırtım duvara temas etmişti.
“Bir, sen niye o itin adını güzel ağzına alıyorsun? İki, niye söylerken iyelik ekliyorsun?” diyen boğuk sesiyle hafifçe yutkunmuştum.
“Araf ne yapıyorsun? Adliyedeyiz.” dememi umursamadan yüzünü bana doğru eğdiğinde yüzüme çarpan ılık nefesi hızla sinirimi alıp götürmüştü.
“Otoparkta da adliyedeydik güzelim, sorularıma cevap ver.” demesiyle tekrardan yutkunmam gerekmişti.
“Sadece savcı mı deseydim Araf?”
“Evet.” Hızla verdiği yanıtla gülmeden edememiştim.
“Tamam hayatım, bir dahakine dümdüz savcı derim anlarlar. Hadi şimdi gitmemiz lazım.” dediğimde gönülsüzde olsa geri çekilmişti.
“Dört gözle evimize gitmemizi bekliyorum Sâye.” derken belime yasladığı eliyle beni merdivenlere yönlendirdiğinde sırıtarak onu takip etmiştim.
Arabaya ulaşmamızdan kısa bir süre sonra hastaneye vardığımızda ikimizde sessizdik. Araf sinirli olduğu için sessizdi, ben ise zihnimde dönen planlar yüzünden. Hızla hastanenin koridorlarında ilerlerken aşağıda ki danışmanın söylediği oda numarasının önünde duraksamıştık. Bakışlarım kapının önünde bekleyen polislere döndüğünde bana yaklaşan kızla onun kim olduğunu anlamıştım, arayan polisti.
“Merhaba sayın savcım, ben Naz. Az önce konuşmuştuk.” dediğinde başımı olumlu anlamda salladım.
“Hatırladım Naz, durumu nedir?” dediğimde bakışları odanın kapısına kaymıştı.
“Kanında yüksek oranda uyuşturucu maddesine erişilmiş savcım, bu da zihninde kalıcı yaralara sebep olabilirmiş.” demesiyle yüzüme üzgün bir ifade oturtmuştum.
“Bir nevi zehir yani.” dedim hüzünlü sesimle.
“Öylede denebilir.” derken geriye çekilerek kapıyı göstermişti.
“İsterseniz görebilirsiniz savcım, az önce tekrardan uyanmıştı.” demesiyle başımı olumlu anlamda sallayarak içeri geçecekken Naz elini kaldırarak bizi durdurmuştu. “Maalesef sadece savcımın girmeye izni var, yönetmelik böyle.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallayarak Araf’a döndüm.
“Sen burada kal hayatım, kısa sürecek zaten.” dediğimde her ne kadar istemese de başını sallayarak beni onaylayıp geriye çekilmişti. Adımlarımı hızla odaya yönlendirerek içeri girdikten sonra kapıyı ardımdan kapattığımda Ender’in bakışları beni bulmuştu.
Yüzü bir hayli dağılmış durumdaydı ve ne zaman kırıldığını anlamadığım kolunda sargı vardı, düşüşlerinden birinde kırılmış olmalıydı. Yanına adımlamaya başladığımda dudaklarında yine o iğrenç sırıtışı peyda olmuştu.
“Ender savcım, nasılsın?” dedim yalandan telaşlı sesimle.
“İçeri gireceksin Duman ve o lanet kocanı geberttikten sonra seni yanıma alabileceğim, birlikte çok mutlu olacağız.” demesiyle kaşlarım şaşkınla havalanmıştı. Aslında ben çokta bir şey yapmamıştım, bu it zaten delinin tekiydi!
“Bir keresinde bana sana vuran kocamın bana neler yapmayacağı konusunda konuşmuştun, hatırlıyor musun?” dediğimde gözlerinde ki parıltıyla başını olumlu anlamda sallamıştı, midemi bulandırıyordu. “Peki benim insanlara neler yaptığımı biliyor musun?” derken dudaklarım kıvrılırken elimi sertçe çenesine sarıp yüzüne hafifçe eğildim. “Ah, tabiki de biliyorsun. Şimdi söyle bana, o insanlara bunu yapan sana neler yapmaz Ender?”
Dudaklarımda ki tehlikeli sırıtış zihnimde ki Duman’ın kahkaha atmasını sağlamıştı, onun canını yakmayı şu an her şeyden çok istiyordum. Bu delice miydi? Evet, belki fakat asla umrumda değildi. Onu öldürmeyi her ne kadar her şeyden çok istesemde ne yeri ne de zamanı değildi ama bir gün mutlaka olacaktı. Bu it elimde can verecekti.
“Beni öldürmek isteseydin çoktan yapardın. İtiraf et, sende bana aşıksın.” demesiyle dudaklarımdan alaycı bir kahkaha dökülmüştü.
“Sen delinin tekisin Ender Ataç ve layık olduğun yere gideceksin.” diyerek başını sertçe geri ittikten sonra geriye çekilirken yüzüme korku dolu bir ifade yerleştirmiştim. “Sakin ol Ender, lütfen.” derken hızla kapıya yöneldiğimde Ender tam da istediğim gibi yerinde çırpınmaya başlamıştı. “Doktor! Doktoru çağırın, kriz geçiriyor!” diye haykırmamla ileriden doktor üniformalı bir adam ve arkasında ki üç erkek hemşire bana doğru gelmeye başlamıştı.
Yaklaşan doktorla hızla geriye çekildiğimde Ender hala çırpınıyordu.
“SENİ YAKALAYACAĞIM DUMAN! SONSUZA KADAR BENİM OLACAKSIN!”
Gözlerimden yalancı yaşlar dökülürken elimi göğsüme bastırmıştım. Ah! Ne kadar da acı bir durum!
“Siz kimdiniz?” diyen doktorla ceketimin cebinden kimliğimi çıkartarak doktora gösterdim.
“Cumhuriyet savcısı Lavinia Demir, adliyeden arkadaşıyım.” dediğimde arkamdan bir sinirli bir homurtu duysamda yüzümdeki ifadeyi değiştirmemiştim.
“Merhabalar savcım, ne yazık ki arkadaşınız daha fazla burada tedavi göremez. Daha kapsamlı bir yere yatırılmak zorunda. Vücuduna verilen ilaçlar zihnini tamamen altüst etmiş, tedavi görmeli.” demesiyle bakışlarım Ender’e zorla deli gömleğini giydiren hemşirlere kaymıştı.
“Ne gerekiyorsa yapılsın doktor, yeter ki o iyileşsin.” dediğim sırada gömleği giydirmelerinin ardından tekerlekli sandalyeye de bağlayarak çırpınan Ender’i odadan çıkartmışlardı.
Yanımdan geçerken bakışları beni bulan Ender’in ağzı da bağlandığı için sözleri anlaşılmıyordu ama gözlerinde gördüğüm saf nefreti hissedebilmiştim. Doktor hemşirlerden biriyle konuşurken gözlerimi ondan ayırmadan dudaklarım tehlikeli bir edayla kıvrılmıştı, birkaç salise süren bu eylemi hemen sonlandırmıştım fakat Ender oldukça net bir şekilde görmüştü.
Konuşması biten doktor bana dönerken hemşirler ise Ender’i götürmeye başlamışlardı.
“Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde tedavi görecek savcım, ümit edelim ki kısa zamanda iyileşsin.” diyen doktor son kez selam vererek hemşirlerin arkasından ilerlemeye başladığında polislerde peşlerine takılmıştı.
Belimde hissettiğim Araf’ın kollarıyla dudaklarım kıvrılırken başımı omzuna yaslayarak derin bir nefes aldım.
“Ne kadar da acı bir sahne, neredeyse onun için üzüleceğim.” diye mırıldanırken hafifçe gülmüştüm.
“Her zaman dediğimiz gibi güzelim.” diyen Araf’la bakışlarım yeşillerini bulmuştu.
“Biz her zaman kazanırız.”
Bakışlarım tekrardan giden Ender’e kaydığında içimdeki güç tarif edilemezdi. Hep dediğim gibi, Duman’ı kimse yenemezdi…
~~~~~~~~~~~~
Veeee bölüm sonu…
Hem Namık’tan hemde Ender’den kurtulduk!!!
Mu acaba…
Güzel ve dolu dolu bir bölüm oldu bence.
Sizce nasıldı???
Sizce Lale artık nasıl bir yol izleyecek??
Sizce Namık gerçekten yakalandı mı??
Bu arada canlarım finale son 4 bölüm…
50. Bölümde final olacak kitabımız, bu konu hakkında biraz hüzünlüyüm. Sırf bu yüzden elim pek yazmaya gitmese de sizi bölmüşüz bırakmak istemiyorum.
Düşüncelerinizi merak ediyorum…
Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)
Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum…
Seviliyorsunuzzzzz
⚖️🖤
