İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 46 · 30 dk okuma

SÂYE

Bölüm 46

45. KAR TANESİ

~Bölüm Şarkıları~

Gökhan Türkmen~Aşk

Melike Şahin~Durma Yürüsene

Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenimm!!

Nasılsınız???

“Ağla, ağla, ağla, öldüm. Vuslatımı, şeytanımı toprağa gömdüm. Ağla, ağla, ağla, doğdum. Yandım ama dünyaya turp gibi döndüm.” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

~~~~~~~~~~~

Sanmak mıydı tek problem? Kendimizi güçlü sanmak, yenilmez sanmak ya da belki de olmadığımızı bile bile hayal etmek miydi yaşam? Gökten inen bir su damlasını kar tanesi sanarak sevinmek kadar aptalcaydı hayat. Umut ederdiniz kar tanesi olması için, onunda esasında bir su damlası olduğunu hiçe sayarak…

Hep bir kar tanesi olmak için çabaladım, senelerimi harcadım. Buz gibi soğuk olabilmek için türlü acılar çektim ama işin sonunda hep bir su damlası olduğum gerçeğini harcamıştım. Ben hep o zavallı su damlası olmaya mahkumdum. En ufak acıda yok olan, güçsüz bir su damlası…

Ne yapacağımı bilemez halde öylece duruyordum, kar tanesinin yavaşça erimesini bekliyordum sanki. Su damlası olup görünmez olmaya çalışıyordum tekrardan.

“Sâye’m…”

Duyduğum sesle gözlerim kapanırken bir su damlası misali hemen şu an buharlaşmak istedim, yok olmak ve bir daha hiç bulunmamak istedim ama yapamazdım. İçimde taşıdığım iki kar tanesi varken yok olamazdım.

“İstediğini söyle ama yıldızları saklama benden Sâye’m, yalvarırım yapma.” diyen Araf’la gözlerimden damlalar süzülürken ellerimi yumruk yaparak sıkmaya başlamıştım. Gözlerim hala kapalıyken zihnimde onun sesi bozuk plak misali dönüp duruyordu.

***

“…katilsin sen!”

“Anla artık, kötü biri olan sizsiniz!”

***

Gözlerim daha sıkı kapanırken yanağımda hissettiğim parmakları incitmeye korkar gibi gözyaşlarımı silmeye başlamıştı. Parmakları yavaşça yanağımdan akmaya devam eden yaşları silerken diğer eli ise yumruk yaptığım ellerime tutunmuştu, hafifçe okşuyordu.

“Lütfen meleğim, yapma böyle. Onu bulacağız, o itin eline bırakmayacağız.” dediğinde ellerimi gevşetmiştim, sesi sakinleşmemi sağlıyordu.

“Haklıydı.” diye mırıldanırken gözlerimi de yavaşça aralamıştım. O an koltuğa oturduğumu ve onun ise hemen karşımda dizlerinin üzerine çökmüş bir halde bana baktığını farketmiştim, ne ara oturduğumun bile farkında değildim. “Babama benziyorsun dedi, haklıydı.” derken bakışlarımı yeşillere çevirdim. “Ne farkım kaldı ki ondan?”

“Vicdanın kaldı.” derken yanağımda ki elini yavaşça kalbimin üstüne getirmişti. “Adam yaralarken bile sızlayan bir vicdanın varken katil olamazsın meleğim.” demesiyle dudaklarımda acı bir gülüş oluşmuştu.

“Ben bir katilim Araf. Belki adam öldürdüğüm için değil ama ben bugün bir çocuğun umutlarını öldürdüğüm için katil oldum.” Sözlerim dudaklarımdan dökülürken aynı zamanda yaşlarda yanaklarımdan hızla süzülüyordu, onun zihnimden silinmeyen bakışları kalbimi yaralıyordu. “Benim ailemden hiçbir farkım kalmadı Araf.”

En acısı da buydu işte, kınadığın insanlara dönüşmek. Ruhumu öldürdükleri gibi hiçbir çocuğu yaralamayacağımı söz vermiştim fakat bunu bile becerememiştim. Gözlerinde ki hayal kırıklığı bir saniye aklımdan çıkmazken şu anda ne halde olduğunu bile bilememek sanki zihnimi tamamen etkisiz hale getirmişti, düşünemiyordum. Kar tanesi rolüne devam edemiyordum…

“Sâye, bana bak güzelim.” diyen Araf’ın sesiyle bakışlarım tekrardan gözlerine odaklanırken iki eli yanaklarımı sarmıştı. “Sen hiçbir zaman onlardan biri olmadın ve olmayacaksın da, Arya sadece gerçekleri henüz anlayamayan bir çocuk.” derken parmakları yavaşça yanağımda gezinmişti. “Söz veriyorum ona doğruyu da yanlışı da sen anlatacaksın, onu sana getireceğim.”

Endişeli bakışları yüzümün her santiminde gezinirken titreyen elimi yavaşça kaldırarak yanağına bıraktım, bir eli hızla yanağımdan ayrılarak elime giderken dudaklarına çekip derince bir nefes çektikten sonra dudaklarını avucuma bastırdı.

“Onu bulmalıyız Araf.” diye titreyen sesimle mırıldandığımda Araf hızla başını sallamıştı.

“Bulacağız meleğim, rapunzeli kurtaracağız.” derken elime tekrardan dudaklarını bastırdıktan sonra yanağımı hafifçe okşamıştı. “Hem o Duman’ın yiğeni, hani Duman’ı kimse yenemezdi?”

Gözlerim tekrardan kapanırken derin bir nefes alarak geriye çekildiğimde Araf’ın yanağımda ki eli bedenimden ayrılırken elimi de geri çekmiştim, arkama yaslanarak derin nefesler alırken ellerimi sinirle yüzümde gezdirdim.

Nasıl anlamamıştım? Bunca sene asıl kötünün her zaman yanı başımda olduğunu nasıl fark edememiştim? Onca işkenceye rağmen hep eğittiğini sanmıştım, daha güçlü olabilmemiz için bir bariyer düşünmüştüm. Öyle güzel kandırmıştı ki aksini hiçbir zaman düşünmemiştim.

Başından beri aslında her şey planlıydı. Benim o dövüş salonunu bulmam hatta belki de Ömer’in o gün beni bulması bile planlıydı, hayatımı koca bir oyuna kurban etmiştim…

“Güzelim…” diyerek elini yavaşça dizime bırakan Araf’la gözyaşlarım daha çok hızlanırken kafamı olumsuz anlamda salladım.

“Her şey aslında bir planın parçasıydı, hepimiz onun kuklasıydık Araf.” derken ellerimi yüzümden çekerek yaslandığım yerden doğruldum. “Hepimizle oynadı şerefsiz.” Ellerim dudaklarıma kapanırken başımı hala sallıyordum. “Ben ona güvenmiştim. Ben…” derin bir nefes aldım. “Ben onun öldüğünü sanarak senelerce yas tuttum lan, bunu mu haketmiştim ben?”

“Sâye…”

Konuşmasına izin vermeyerek hızla ayaklandığımda öfkem gözümü yavaşça kör etmeye başlamıştı.

“Önce sen, şimdi Arya. Sıradaki kim peki? Benim yüzümden daha kime zarar gelecek Araf? Kayra mı? Deniz mi? Buğlem mi? Yoksa hamile olan Ahu mu?” diye haykırırken Araf da ayaklanarak temkinli adımlarla bana yaklaşıyordu. “BU LANET YERDE DAHA KAÇ KİŞİ BENİM YÜZÜMDEN ACI ÇEKECEK ARAF?!”

O esnada kolumdan hızla çekilmemle Araf’ın kolları bedenimi sıkıca sarmıştı, eli saçlarımın içine dalarken beni göğsüne yasladı. Ağlamalarımın arasında ondan kurtulmaya çalışmadan öylece göğsünde ağlamaya devam etmiştim, omuzlarım hıçkırıklarımdan sarsılırken sesim evin duvarlarında yankılanıyordu.

“Hiçbir olay senin yüzünden değildi Sâye’m ve hiç kimseye de zarar gelmesine izin vermeyeceğim, yeterki sen sakinleş.” derken parmakları bir yandan saçımı okşuyordu. “Sen yıkılırsan ben ayakta kalamam, gözyaşların zehir olup kalbimi dağlarken ben yapamam meleğim.” Dudakları saçlarıma dokunurken derin bir nefes almıştı. “En azından onlar için güzelim.” derken hafifçe karnıma dokunduğunda gözlerim kapanmıştı.

Haklıydı, kendimi kahretmem onlara zararlıydı. Kendimi değilse bile artık onları düşünmek zorundaydım. Derin bir nefes alarak titreyen elimi kaldırıp gözlerimi sildikten sonra yavaşça yüzümü göğsünden çekerek yüzüne baktım, telaş her yanını sarmıştı. Öyle ki ne yapacağını şaşırmış bir hali vardı, yeşillerini köşe bucak korku sarmıştı.

Sözlerinin yalan olduğunu biliyordum, ben her ne kadar düşersem düşeyim o hep dağ gibi arkamda dururdu. Sadece fazla üzülmemem için aklımı dağıtmaya çalışıyordu. Şu hayatta tek bir şeyden emindim, o da onun kaderimin en mükemmel mucizesi olmasıydı.

“Şerefsiz bütün planı yapmıştı ama atladığı bir şey vardı.” diye mırıldanırken karnımdaki elinin üstüne elimi koyarken bakışlarımı bir an olsun yeşillerinden ayırmadım. “Kader her zaman plana uymazdı.” dediğimde dudaklarını sıkıca alnıma bastırmıştı.

“Öyle kadere canım kurban.” derken alnını alnıma yasladı. “Aynı kader yine onun planlarını bozacak meleğim, yine biz kazanacağız.”

Kazanabilecek miydik sahiden? Hiçbir fikrim yoktu. Seneler önceki anılar zihnimden geçerken lanet bir dejavu yaşıyor gibiydim ve aklımdan geçen tek düşünce vardı, ya tarih tekerrür ederse?

“Seni çok seviyorum.” dememle saçlarımı okşayan eli duraksarken başını hızla geri çekmişti. Kaşları hızla çatılırken karnımda ki eli belime kayarak beni sıkıca kendisine sabitledi.

“Sakın aklından bile geçirme Sâye.” demesiyle anlamayarak öylece kalakalmıştım, yanlış bir şey mi söylemiştim? “Çağırdığı yere gitmeyi sakın düşünme. Ben bu anı daha önce de gördüm ve ömrümün sonuna kadar unutamayacağım bir acı yaşadım, tekrar yaşamam. Yaşayamam.” dediğinde sonunda anlayabilmiştim.

“Onu halledeceğiz ama korkma, o zamanki gibi tek gitmeyeceğim. Aynı şeyler yaşanmayacak.” dediğimde kaşları daha fazla çatılmıştı.

“Gitmeyeceksin Sâye, konu kapandı.” demesiyle biraz daha geri çekilerek bende kaşlarımı çatmıştım.

“Söylediği maç başsavcının benle Ender’i gitmemiz için görevlendirdiği maç Araf, her halükarda gitmek zorundayım.” dememle elini sinirle saçlarından geçirmişti.

“Sikeyim Ender’i, amına koduğum.” diye kendi kendine söylenerek arkasını dönüp birkaç adım attıktan sonra tekrardan bana dönmüştü. “Oraya zaten kılık değiştirerek gireceksin, bu yüzden eğer bazı piç kuruları geleceğini ötmüş olsa bile tanıyamaz. Sende sessiz sessiz durup izleyeceksin.” demesiyle bende düşünmeye başlamıştım ki dış kapının kırılırcasına vurulmasıyla bakışlarım hızla sesin geldiği yöne kaymıştı. “Bizimkileri çağırmıştım, onlardır.” diyen Araf hızla kapıyı açmaya gitmişti.

Bende o süre zarfında kendimi düşünmek için zorladım, şu an zaman yıkılma zamanı değildi. Yeğenimi bulmak zorundaydım. Bakışlarım yere odaklanırken yavaşça düşündüm, eğer Ender iti Namık’a her şeyi öttüyse geleceğimizide kimin yerine geçeceğimizi de biliyor demektir. Bu da ona göre plan yaptığı anlamına gelir.

Bakışlarım hızla karşıma odaklanırken zihnimde adeta bir ampul aydınlanmıştı, göt herif savcı ve Duman kimliğimi aynı yerde çakıştırmak istiyordu. Hızla arkama dönerken bakışlarım Araf’ı aradığında salonun kapısından içeri girerken görmüştüm.

“Araf buldum.” dememle odaya giren ekibinde bakışları bana kaymıştı. Ahu’lar ve Can’lar gelmişti şimdilik, hepsinin bakışlarında acı varken en son içeri giren Vulkan hepimize anlamsız bakışlar atıyordu. “Ahu sen Vulkan’ı yatırmaya götür.” dediğimde Ahu ikiletmeden hızla başını sallayıp Vulkan’a yönelmişti ki Vulkan hızla ondan kurtularak bana doğru koşup kollarını bacaklarıma sardı.

“Sen niye üzgünsün savcı abla? Bebekler iyi mi?” demesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılırken dizlerimin üzerine çöküp onunla aynı boya geldim.

“Onlar iyiler ve uyuyorlar, artık seninde uyuman gerek yakışıklı.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı ama yüzü hala oldukça ciddi duruyordu.

“Arya ablam nerede peki?” demesiyle bakışlarım istemsizce yanımızda ayakta dikilen Araf’a takılmıştı.

“Arya ablan arkadaş…” demesine kalmadan Vulkan hızla sözünü kesmişti.

“Ben her şeyi biliyorum, çocukmuşum gibi kandırmayın beni. Onu kötü adamlar kaçırdı dimi? Şimdi sizde onu kurtarmak için herkesi toplayıp karar vereceksiniz.” demesiyle benimde kaşlarım havalanmıştı. Her şeyi o kadar çabuk anlıyordu ki bir şey saklamak imkansız gibiydi.

“Evet Vulkan ama söz veriyorum yarın sabah uyandığında Arya ablan yanında olacak.” derken yavaşça parmaklarımı tutamlarından geçirip alnına dökülen saçlarını düzelttim. “O yüzden şimdi çabucak uyuyup sabah olmasını beklemelisin.”

“Ben sana güveniyorum savcı abla, o yüzden merakta etmiyorum. Yarın zaten yanımda olacak Arya ablam.” diyerek yanağıma bir öpücük bıraktıktan sonra Araf’a ilerleyerek onunda eğilmesini bekleyip yanağına dudaklarını bastırmıştı. Araf’ın bakışlara bana tutunurken gözlerinde gördüğüm duygu bana çok yabancı olsa da tanımıştım, babalığı hissetmişti…

Ardından Vulkan arkasını dönüp odasına doğru koşmaya başladığında bu yaşına rağmen ona hayran olmadan edememiştim, yaşına göre çok olgun bir çocuktu.

“Sen bir şey söylüyordun güzelim.” diyen Araf’la bakışlarım tekrardan onu bulurken yerimden doğrulmuştum.

“Namık’ın planını anladım Araf.” dememle yüzünde ki az önce oluşan naif ifade hızla yok olurken kaşları yavaşça çatıldı. “Bugün zaten orada olacağımızı biliyordu, savcı ve Duman’ı aynı ortama sokabilmek için tekrardan maça çağırdı.”

“Siktir, Duman’ı patlatmaya çalışıyor.” diyen Can’la bakışlarım ona dönerken başımı olumlu anlamda salladım.

“Bu zamana kadar açık etmemesinin bir sebebi olmalıydı zaten.” diyen Deniz’le bu sefer ona dönmüştüm. Üzerindeki takım elbisesiyle bir toplantıdan yeni çıktığı belli oluyordu, dalgalı saçları omuzlarına dökülürken bakışlarında ki telaşı bana yansıtmamak için göz kontağı kurmuyordu.

“Bunu nasıl yapacak ki?” diyen Turgay’la bakışlarım ona döndü. “Alelade birinin bir savcı için katil demesi ne kadar kabul edilebilir?”

“Sözleri değil ama elinde kanıt varsa her türlü haklı sayılır.” derken düşünmeye çalışıyordum. “Ama Buğlem’le birlikte bu tehlikeyi düşünüp Namık’ın elektronik cihazları üzerinde arama yapmıştık, herhangi bir veri yoktu.”

“O zaman ya blöf atıyor ya da sakladığı birkaç kanıt var.” diyen Deniz kendini koltuğa bırakırken Can ise hemen yanına geçmişti. O an zihnimde çınlayan konuşmayla dolu dolu çığlık atmak gelmişti içimden.

“Arya benim nasıl katil olduğumu gördüğünü söyledi gitmeden önce.” dediğimde hepsinin bakışları beni bulurken kaçıp bir yere saklanmak istiyordum. Elim kolum bağlanmıştı ve işin içinden nasıl çıkarım bilmiyordum.

“Dövüşlerden başka adam öldürmüşlüğün var mıydı?” diyen Araf’la bakışlarım ona dönerken sakinleşen ellerim tekrardan titremeye başlamıştı, hızla bunu belli etmemek için yumruk yaptığım ellerimi arkama gizledim ve düşünmeye çalıştım.

Beni sözde sağ kolu yaptığında dövüşlere çıkmaya başlamıştım ve birini öldürmem gerektiğinde genel de hepsi kafeste olurdu. Video varsa bile yüzüm gözükmez, kim olduğum belli olmazdı. O sırada çalan kapıyla merdivenlerden inen Ahu kapıyı açmaya yönelmiş ve Kayra’lar içeri girmişti. Bana dönen Kayra’nın mavi bakışlarıyla aynı sırada zihnimde bir ses çığlık atmıştı, kafes dışında öldürdüğüm tek kişi Kayra’nın üvey babasıydı.

İlk zamanlarımdı ve gözüm öyle çok dönmüştü ki videoya alınıp alınmadığımı bile bilmiyordum.

“Bir tane var ama onu videoya çekip çekmediğini bilmiyorum.” derken elimi sinirle saçlarımdan geçirerek çekiştirdim.

“Neler oluyor burada? Biri bana da anlatsın.” diyen Kayra’yla bakışlarım onu buldu. Gözleri hemen gözlerimle buluşurken ne olduğunu anlamıştı. “Namık yaptı değil mi? O kaçırdı.” dediğinde yavaşça başımı olumlu anlamda salladım. Sinirle üstündeki montunu çıkartıp kenara atarken ağzının içinde küfürler mırıldanmıştı.

“Sadece o da değil, Namık arayıp bu geceki maça Duman’ı çağırmış. Aklınca patlatacak.” dedi Can sinirli bir sesle.

“Bir bok yapamaz.” diyen Alp sakince duvara yaslanmıştı. “En son Duman’ın erkek olduğunu doğrulamadık mı? Videodakinin sen olduğunu nasıl kanıtlayacak? Belki sana çok benzeyen biri.” dediğinde sözleri ihtimal dahilindeydi fakat bunu düşünerek kendimizi salamazdık, bir plana ihtiyacımız vardı.

Zihnimde hızla çarklar dönerken bir plan yapmaya çalıştım, ne olursa her koşulda Namık’ı patlatabilirdik?

“Belki ama risk alamayız.” diyen Araf’la bakışlarım onu buldu. “Ender gelemeyecek halde olduğu için planın ertelendiğini bildir başsavcıya, bizde akşam gidip Arya’yı alıp gelelim.” derken tek kaşı havalanmıştı. “Eğer ortada bir Duman olmazsa patlatabileceği de kimse kalmaz.”

Bakışlarım Araf’a dönerken sözlerinde haklı olduğunu biliyordum fakat içimden oldukça kuvvetli bir ses oraya onu yalnız yollamamam gerektiğini bağırıp duruyordu. Benim de tıpkı onun gibi tek kaşım havalanırken kollarımı göğsümde bağlamıştım.

“Ben gidemem ama sen ne olacağını bilmediğin halde ölümüne koşabilirsin öyle mi? Unut onu Ateş.” dememle kaşları hızla çatılırken attığı bir adımla dibime girerek bana üstten bakmaya başlamıştı, başımı geriye atarak bakışlarını umursamadan bende ona baktım. Bu yola birlikte çıktıysak ne olursa olsun birlikte hareket etmeliydik.

“Ben üç kişi değilim Sâye.” dedi sinirli yeşillerini üzerimden ayırmadan.

“Sen olmazsan üçü de kalmaz Araf.” dediğimde bir süre gözlerime baksa da kararlılığımı görecek olacak ki bakışları karnıma düşmüştü.

Eğer ona zarar gelirse bazı şeyleri düşünemeyeceğimi görmüştü. Belki bu hayatım boyunca düşündüğüm en büyük canilikti ama o acıyı bir kez tatmıştım, yaşayabileceğim bir durum değildi.

“Bana bir zarar gelmeyecek Sâye’m.” derken derin bir nefes alarak bakışlarını gözlerime çevirmişti. Dudaklarımda alaycı bir gülüş oluşurken parmağımı kaldırarak yaralarından birinin üzerine hafifçe dokundum.

“Emin misin?” dediğimde bakışları gözlerimden bir saniye bile ayrılmadan öylece izlemişti, öyle bir bakıyordu ki sanki zihnimde karanlık sırları birer birer görüyordu. Buna izin verdim, gözlerim dolarken korkularımı da endişelerimi de görmesini istedim.

“Yapma güzelim.” derken elleri yanaklarımı sarmıştı. “Bir kez daha çocuğumun ölümüne sebep olmama izin verme.” Gözyaşlarım yavaşça yanaklarıma süzülürken bakışlarım dolu dolu bakan yeşillerindeydi. Korkusu, endişesi, üzüntüsü ve en çokta acıları oradaydı, ormanlarının içine saklanmışlardı.

“Burada beklerken iyi olmayacağım Araf, içim içimi yerken elimi göğsüme yaslayıp bir umut gelmenizi beklemeyeceğim.” derken yanaklarımda ki ellerini sertçe ittim. “Ben hiçbir zaman o masum saf kız olmadım Araf, ben hep dövüşen taraftaydım ve sende bunu bilerek aşık oldun.” dediğimde tam dudakları konuşmak için aralanmıştı ki konuşmasına izin vermeden devam ettim. “Çocuklarım ve bende gayet iyiyiz, oraya gittiğimde de herhangi bir dövüşe girmemem gerektiğinin bilincindeyim.”

“Daha az önce bayıldın Sâye ve siktiğimin hastanesine bile henüz gidemedik, iyi olup olmadığınızı nasıl bileceğiz?” diyerek o da sinirli bir sesle konuştuğunda daha çok gerilmiştim.

“Biliyorum ve biraz daha burada durup zaman kaybetmeyeceğim Araf. Yanımda durmak istiyorsan buyur, durmayacaksan da siktir git.” dememle herkesin gözleri büyürken kaşlarının havalandığını yan gözle görebiliyordum. Bakışlarım onlara kaydığında hepsi gözlerini kaçırmıştı. “Sizde geçin oturun! Daha ortada plan yok kim gelecek sorununa düşüyoruz. Buğlem nerede?” diye son anda göremediğim sarı kafa zihnimde çınlamıştı ve o sırada içeri giren Buğlem’le Aras’a kaydı bakışlarım.

“Geldim.” diye mırıldanarak yerine oturan Buğlem hızla bilgisayarını açarak bakışlarını bana çevirdiğinde teker teker hepsine bakıp en sonunda Araf’ın ürkütücü yeşillerine çevirdim.

“Herkes bilsin ki masanın lideri hala benim, emrime uymak zorundasınız.” diyerek yeşillerinden bir süre gözlerimi ayırmadan baktıktan sonra kafamı çevirip tam ilerleyecekken parmakları hızla ensemden yakalayarak aniden beni kendisine çekti. Alnını alnıma yaslarken adeta sinirden burnundan soluyordu.

“Hele bir size zarar gelsin, sonra bak bakalım o sevdiğin adliyeyle birlikte nasıl tüm dünyayı yakıyorum.” diye dişlerini sıkarak konuşmasıyla hissettiği siniri damarlarıma kadar hissetmiştim ama umrumda değildi. Elim üstündeki gömleğin yakalarına tutunurken yumruğun içine hapsedip onu biraz daha kendime çektim.

“Yangından korksaydık ateşi sevmezdik kocam.” dedikten sonra dudaklarına hızlı bir öpücük bırakarak arkamı dönüp ekibe ilerledim. “Plana başlıyoruz, iyi dinleyin. Planın dışına çıkanın kırılmadık kemiğini bırakmam, yeterince açık oldu mu?”

“Sen çıkarsan ne yapıyoruz?” diyen Araf’la bakışlarım omzumun üzerinden onu bulmuştu.

“Onu da sen düşün eski lider.” dedikten sonra tekrar önüme dönüp teker teker herkese baktım.

“Arya’mı sağ salim kurtaralım da gerisi önemli değil Duman.” diyen Ahu’yla Turgay’ın bakışları hızla ona dönmüştü ki Ahu sert bakışlarını Turgay’a çevirdi. “Tek kelime edersen seni köpeklere yem ederim Turgay.” dediğinde Turgay her ne kadar konuşmak istese de sesini çıkarmadan önüne dönmek zorunda kalmıştı. Benimde esasında gönlüm pek Ahu’nun gelmesinden yana değildi ama dört ayı çoktan geçirdiği için benden çok daha rahattı.

“Plan nedir Duman?” diyen Can’la bakışlarım bu sefer ona dönmüştü. Eğlenceli kişiliği yine yok olurken karşımda oturan yüzbaşıya baktım, Ahu’ya hepimizden çok o yakındı ve şu anda patlamaya hazır bir bomba gibi duruyordu.

O an zihnimde çınlıyan sesle dudaklarım yavaşça kıvrıldı. Tabi ya, bomba…

“Can sen bomba yapımını biliyordun değil mi?” dediğimde kaşları çatılsa da başını olumlu anlamda sallamıştı, işte bu güzeldi.

Aklımda kurduğum planı teker teker herkese anlatmaya başladım. Esasında plan oldukça basitti, içeri girecektik ve herhangi bir olağandışı durumda Can tıpkı geçen ki gibi gelip her yere bomba yerleştirdiğini söyleyecekti. Geçen gün Ender’in otel odasına geldiği gibi, yani çakma Duman olarak gelecekti. O gün öyle simsiyah giyinmesinin bir amacı vardı, bilerek kameralara gözüküp benim başsavcıya anlattığım yalan olayı gerçek kılmıştı ve benzerini bu gece de yapacaktık.

Bombalardan biri binaya çok zarar vermeyecek kadar uzağa yerleştirilecek ve ilk başta gözdağı vermek için o patlatılacaktı. Tabi o sırada çevremde ki gizli polisler beni koruyabilmek için kendilerini açık edeceklerdi ama Duman’ı bulamayacaklardı. Çünkü Can sadece arabada durarak ses sistemine bağlanacaktı, bu da hem polislerin hemde Namık’ın aklını karıştıracaktı.

Planı anlatmamın üzerinden birkaç saat geçmişti, bu süre zarfında başsavcıyla konuşarak durumu anlatmış ve Ender savcının yerine Araf’ın gelebileceğini söylemiştim. İri cüssesini ve gücünü göz önünde bulundurarak beni herkesten çok koruyacağına inanan başsavcı buna izin vermişti. Yanımda Araf ve arkamızda ki 10 gizli polisle mekana girip içerde dağılacaktık.

Şimdi ise kızlarla hazırlanma kısmını bitirmiş bir şekilde Can’ın bombaları bitirmesini bekliyorduk. Aslında çalışır vaziyette olan tek bomba olacaktı, o da uzakta durandı. Diğerlerinin içi boştu, sadece göstermelik bir şekilde binanın çevresinde duracaklardı.

Ellerimi başımdaki turuncu tutamlarda gezdirirken gözlerimi devirmeden edememiştim, turuncu saçım ve yeşil gözlerimle tamamen değişmiştim. Tabi yüzümde ki çillerde işin cabasıydı. Araf ise gözlerini siyah lensle gizlerken başına yüzünü gizleyen bir şapka takacaktı, yerine geçtiğimiz kişilerin neredeyse aynısı olmuştuk.

“Dajavu.” diye mırıldanan Araf’la bakışlarım onu bulmuştu. Siyah lensleriyle karşılaşmak tuhaftı, gerçekten seneler öncesine döndüğümü hissediyordum.

“Parfümümü beğendin mi?” diyerek biraz olsun gerginliğimi almak için geçmişe bir gönderme yapmıştım, seneler önce yine bir görev için karı koca kılığına girip gittiğimiz o maça.

“Teninden söküp olmak için saatler sayıyorum.” derken gergin bir gülüş atmıştı. Bedenimi yavaşça ona çevirerek elimi dizimin üzerinde duran elinin üstüne bıraktım.

“Söz veriyorum sözünden dışarı çıkmayacağım Araf’ım, Duman sözü.” diyerek yumruğumu parmaklarım tenime değecek şekilde kalbime bastırdığımda tek kaşı havalanmıştı.

“Umarım öyle olur mia dea, yoksa içimdeki canavarı serbest bırakmaktan hiç çekinmem.” dediğinde gözlerinde ki o deli bakışı yakalamıştım, gerçekten çekinmezdi ve ben ne olursa olsun ondan korkmuyordum. İnsan sevdiğinden korkmazdı…

“Bomba hazır.” diyen Can’la bakışlarımız ona döndüğünde yavaşça ayaklanmaya başlamıştık. Oyun şimdi başlıyordu…

~~~~~~~~~

Kayra Çevik…

Derince bir nefes alarak camdan dışarıya bakmaya devam ettim, sessizce akıp giden yolu izliyordum. Gerçi sonumuzun ne olacağı belli olmayan bir yere giderken sanırım başka da yapılacak bir şey yoktu, öylece olan biteni izliyordunuz sadece.

Karnındaki ikizleriyle kaosun göbeğine giden kardeşimi aklımdan bir an olsun çıkartamıyordum. İnat etmişti ve ona aksini inandırmanın mümkün olmadığını bildiğim için sadece sessizce kabul etmiştim, Arhan bile ikna edemediyse kimse edemezdi zaten.

“Mavişim biraz rahatlasan mı artık?” diyen Alp’le ters bakışlarım onu bulmuştu. Yakın zamanda aniden kocam olan bu adamı çok seviyordum ama bazen rahatlığı cidden sinir bozucu oluyordu.

“Ne rahatlığı Alp? Bile bile pusuya gidiyoruz, ne rahatlığı?” dediğimde sürücü koltuğunda arabayı kullanırken bana yandan bir bakış atmıştı.

“İtiraz etseydin mavi kafa, ağzını bıçak açmadı Duman konuşurken.” demesiyle gözlerimi devirerek önüme dönmüştüm.

“Duman’a iki durumda asla dokunulmaz. Birincisi sinirliyken ikincisi ise Arhan’dan uzakken ve şimdi hamile olduğu için birinci seçeneği onla çarpman lazım.” derken tekrardan ona dönmüştüm. “Teşekkürler bebeğim, henüz canıma susamadım.”

Esasında hepimiz oldukça gergin olsakta Namık’ın Arya’ya bir zarar vermeyeceğini biliyorduk, en azından şu anda çıkarları adına kullanabilmesi için bu gerekiyordu. Biraz da olsa sakinliğimizin sebebi oydu.

“O zaman ne yapıyoruz mavişim, rahat olup Duman’a güveniyoruz.” derken dizimin üstünde ki elimi alıp kendisine yaklaştırarak dudaklarını bastırmıştı. “Hem ters bir durumdan korksa Arhan hiç izin verir miydi bebeğim? Vermezdi.”

“Adamın itiraz etmesine izin vermedi ki. Senelerdir bir insanın huyu hiç mi değişmez ya? Her defasında illa burnunun dikine gidecek.” dediğimde Alp bakışlarını tekrardan bana çevirmişti.

“Bu durum bana birini hatırlattı.” demesiyle ters bir bakış attığımda gülerek önüne dönmüştü. Uyuz buz dağı!

Bakışlarım tekrardan önüme dönerken ayaklarımın yanında parlayan bir şey dikkatimi çekmişti, eğilip aldığımda bunun parıltılı bir toka olduğunu görmüştüm. Arya’nın tokası, düşürmüş olmalıydı…

İçimi ağlama isteği doldururken arkama yaslanıp öylece tokaya baktım. Arya çoğunlukla bizim vakit geçirirdi fakat bunun için asla Lavinia’yı yargılayamazdım, hiç boş zamanı yoktu. Biz en azından normal zamanlarımızda sevdiğimiz meslekleri yaparak rahatlıyorduk ama o Duman olmadığı zamanlar da bile suçlularla uğraşıyordu, zor bir mesleği vardı. Arya ise bunca zaman hepimizin kardeşi olmuştu, her defasında yanımızdaydı. Şimdi ise uzaklığı çok fena koyuyordu.

“O iyidir dimi Alp?” diye mırıldandım ağlamaklı çıkan sesimle.

“Arya halasına çok benziyor ve Duman’ın asla yenilmediğini senelerdir gördük bebeğim, o da tıpkı halası gibi güçlü durup bizi bekleyecek.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken ona minnettar bir bakış atmıştım.

“Bazen ağzın iyi laf yapıyor he buz dağı.” dediğimde dudakları kıvrılırken göz kırparak önüne dönmüştü.

“Karımdan öğreniyorum bir şeyler.” dediğinde başımı arkaya yaslayarak yandan bana dönen mavi bakışlarını izledim, bu adam artık benim kocamdı ve bu hayatımda en çok emin olduğum davranışım olmuştu.

Sanırım haklıydı, Duman’a güvenmekten başka çarem yoktu. Gidip Arya’yı ne olursa olsun kurtaracaktık ama bu olurken kimseye zarar gelmesine izin vermeyecektim. Her şey güzel olacaktı, olmak zorundaydı. Ödenecek bir bedel varsa bunu Namık ödeyecekti…

~~~~~~~~~~~

Lavinia Demir…

Sessiz geçen bir araba yolculuğunun ardından geldiğimiz mekanla duraksayan arabanın içinde öylece duruyorduk. Bu mekanı biliyordum, insan yıllarca dövüştüğü yeri nasıl unuturdu ki?

Onun öldü haberi yayılırken buranında el değiştirdiğini duymuştum, ne yapıp edip geri almış olmalıydı. Öylece mekanı izlerken elim kapının koluna gitmiyordu, niye buraya çağırmıştı? Yine dövüşmemi mi isteyecekti? Karnımda duran ellerim hafifçe okşarken derin bir nefes aldığımda ciğerimi yağmur kokusu doldurmuştu. Bakışlarım ona dönerken sakince beni izlediğini görmüştüm.

“Burayı biliyorsun değil mi?” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı. Biliyordu tabi, dövüşürken izlemişti beni kaç sefer.

“Sadece sessizce izleyeceksin Sâye’m, lütfen.” dediğinde gözlerim bakışlarında gezinmişti, siyah gözleri içlerinde ki endişelerle beni izlerken bedeninin nasıl gergin olduğunu görebiliyordum. Korkuyordu, belki de korkmakta haklıydı. Arya için dövüşmem istendiğinde karşı çıkabilecek miydim? Bilmiyordum.

“Plandan çıkılmayacak.” diyerek önüme döndüğümde çenemi yakalayan parmakları yüzümü tekrardan kendisine çevirmişti.

“Sâye sakın kendini öne atmıyorsun, anladın mı beni?” dediğinde kaşlarım çatılmıştı.

“Hamile olduğumun bilincindeyim Araf ama umarım sende onların babası olduğunun bilincindesindir, benim gibi sende uslu duracaksın.” dememle dudakları hafifçe kıvrılırken bana doğru yaklaşıp dudaklarını dudaklarıma yaslarken küçük bir öpücük bırakmıştı.

“Bu iş bittikten sonra güzel bir alışverişe çıkmaya ne dersin?” demesiyle kaşlarım daha çok çatılırken hızla geri çekildim.

“Uslu duracaksın dedim Araf, konuyu değiştirme.” dediğimde başını sakince olumlu anlamda sallamıştı.

“Duracağım.” demesi hiç güven vermezken bakışlarımı ondan çekmeden bir süre izlemiştim, eğer onu biraz olsun tanıyorsam durmayacaktı.

“Eğer uslu durmazsan yemin ediyorum boşarım seni.” dememle kaşları havalanırken blöf yaptığımı anladığını fark etmiştim ama o da biliyordu ki sinirliyken her şeyi yapabilirdim.

O esnada Araf’ın bakışları arkama kayarken az önce ki stresli ifadesi hızla yok olurken yerine duygusuz bir adam gelmişti. Bakışlarım arkama döndüğü sırada Salih komiserin sivil kıyafetleriyle cama vurduğunu görmüştüm.

“Sözümün arkasındayım Araf, ayağını denk al canımı sıkma.” derken tekrardan ona dönüp dudaklarımı yanağına bastırdığımda eli yine yanağımı bulmuştu.

“Bir seçim arasında kalırsam neyi seçeceğimi biliyorsun güzelim.” dediğinde başımı dikleştirerek gözlerine kararlı bir bakış attım.

“Ben söyleyeceğimi söyledim.” derken hızla arkamı dönüp konuşmasına izin vermeden arabadan çıktığımda Salih’in bakışları yüzümde gezinmişti.

“Şey…savcım, siz misiniz?” demesiyle gözlerimi devirerek çevreme baktım, neyse ki kimse yoktu yoksa içeri girmeden patlamış olacaktık zaten.

“Biraz daha bağır Salih, herkes duymadı.” dediğimde Salih derin bir nefes alarak stresli bir gülüş atmıştı.

“Çok değişmişsiniz, tanıyamadım bir an.” derken o da çevresine bakınmıştı. “Biz içeri konuşlandık savcım, hiç merak etmeyin. Kimseye bir zarar gelmeyecek.” diye fısıldamasıyla başımı olumlu anlamda sallamıştım. Sözleri zihnimde ki Duman’ın kahkaha atmasını sağlasa da yüzümde ciddi bir ifade vardı, ne yazık ki adalet hiçbir zaman bizi korumamıştı. “Şu kulaklığı da takalım size, iletişimi kaybetmeyelim.” diyerek küçük kulak içi kulaklığını uzattığında elinden alarak kulağıma geçirmiştim.

“Tamam, sen içeri girebilirsin Salih. Ben diyene kadar atağa geçmek yok.” dediğimde Salih başıyla beni onaylayıp önünde durduğumuz arka kapıdan içeri girmişti. Bakışlarım yanımda dikilen Araf’a döndüğünde önüme uzattığı elini farketmiştim.

“Hadi gidip alalım şu maçı.” demesiyle hafifçe gülümseyerek başımı olumlu anlamda sallamıştım. Elimi elinin içine bıraktığımda sıkıca tuttuğu elimle ön kapıya ilerlemeye başlamıştık.

Üzerimde normal kot pantolon ve deri ceketli bir genç kız kombini vardı, Araf ise bana kıyasla daha klasikti. Siyah takımı ve başındaki şapkasıyla her zamanki o olsa da daha farklı bir havası da vardı. Şapka yakışmıştı. Kapının önüne geldiğimizde Araf cebinden davetiyeyi çıkartarak kapıda ki adama vermesiyle adam gülümseyerek kapıyı açmıştı.

“Faruk bey ve Lamia hanım, hoşgeldiniz.” diyerek içeriye davet ettiğinde hafifçe gülümseyerek içeri geçmiştim. İlk maç başlamıştı, biraz geç kalmış olmalıydık. Hızla önümüzde ki adamın yönlendirdiği yerlere geçip durduğumuzda adam son kez selam verip ayrılmıştı.

Bakışlarım çevrede gezinirken bir süre tanıdık kalabalıkta bakışlarımı gezdirdim, ardından gözlerim ringe kaydığında kaşlarım çatılmıştı. Bir kadın karşısında ki adamla dövüşüyordu, bu mecrada erkeklerle dövüşebilen tek kadın bendim fakat bu kimdi? Sertçe yediği yumrukla kadın yere düşerken yüzü birkaç saniyeliğine bize doğru dönmüştü, dudaklarının üstünde maske olmasına rağmen tanımıştım.

Siktir! Koca bir siktir!

Lale dövüşe mi çıkıyordu?!

Karşısında ki adam onun neredeyse üç katıydı, doğru taktikleri uygulamazsa dayak yemesi kaçınılmaz olurdu. Tam ayağa kalkacağı sırada yediği tekmeyle Lale acı içinde inleyerek kaçmaya çalışmıştı. Yüzüm istemsizce buruşurken izlemeye devam ediyordum.

“Salak kız.” diye mırıldanmamla Araf’ın bakışları hafifçe bana dönmüştü.

“Tanıyor musun?” diye benim gibi fısıldadığında başımı yavaşça olumlu anlamda sallamıştım. Bakışlarım acı içinde ayağa kalkmaya çalışan Lale’ye kaydığında anlam vermeye çalışıyordum, bir insan neden bile isteye acı çekmeye giderdi? Bende bu işe girmiştim ama bir sebebim vardı, ailemden kurtulmam gerekiyordu. Peki ya o neden girmişti?

Lale’nin bedeni yerden kalkamadığında hakem koşarak gelmişti, henüz kafes dövüşüne başlanmamıştı. Bu yüzden maç bitmişti. Karşısında ki izbandut kılıklı adam göğsüne vurarak haykırırken onu gelişine dövmek istemiştim ama karnımda ki bebeklerime dua etmeliydi.

Lale ringden çıkarılırken hiç ara vermeden başka biri getirilmeye başlanmıştı, başına geçirdikleri torbayla yüzü gözükmezken kaşlarım çatılmıştı. Kimi getiriyorlardı? Kısa boylu birine benziyordu ve cüssesi gereği o da kızdı. Tüm kaslarım gerilirken o kişiyi ringe bırakmalarını izliyordum. Başındaki bez çıkartılırken gördüğüm yüzde adeta nefesim kesilirken elim şok içinde dudaklarıma kapanmıştı.

Ringde ki kişi Arya’ydı…

Korku tüm bedenimi sararken elim ayağım birbirine karışmıştı, küçücük bir çocuğu nasıl ringin ortasında bırakabilirdi? Karşısında ki şerefsizin gözleri aldığı boktan ilaçlar yüzünden büyümüşken karşısında ki hiçbir şeyi görmediğine emindim, görse bile bunlar aldıkları paralar için her boku yaparlardı.

Ağlayarak etrafına bakınan Arya’yla yüksek bir gürültü kopmuştu, bakışlarım hızla sese dönerken inmeye başlayan kafesle hiç düşünmeden ileri doğru atılmıştım ki Araf’ın kolu hızla belime sarılarak beni durdurmuştu. Kollarından kurtulmaya çalışmadan sadece sıkıca ona tutunmuştum, korkunun zihnimi ele geçirmemesi için çabalıyordum ama olmuyordu. Bakışlarımı onun korku dolu gözlerinden alamıyordum.

Kafes çıkardığı yüksek sesle kapanırken Arya’nın korkulu bakışları önce karşısında ki şerefsize ardından da çevreye dönmüştü, dudaklarından dökülen çığlığıyla gözlerim sıkıca kapanırken tırnaklarımı Araf’ın koluna geçirdim.

“HALA! HALAMI İSTİYORUM!”

Haykırışıyla gözlerim açılırken görüşüm gözyaşlarıyla bulanıklaşmıştı.

“Şhh! Sakin ol güzelim, bilerek yapıyor. Sahneye atlaman için yapıyor, yalvarırım nefes al.” Araf sesi kulağıma ulaşırken bakışlarımı ringden ayıramıyordum. Belkide planı durdurmak için emir vermeliydim, Arya’yı polislere aldırmalıydım. Hiçbir şey bilmiyordum, kahretsin ki bilmiyordum!

“Savcım hemen şimdi saldırıp yeğeninizi alabiliriz.” diyen Salih’le sanki boğazım bir el tarafından sıkılıyordu, nefesim daralıyordu. Arya’nın benim yeğenim olduğunu polisler biliyordu ve yüksek ihtimal bunun içinde Duman’ı suçluyorlardı ama izin vermeyecektim. Duman suçlu değildi.

O esnada gelen cızırtılı sesle ringdeki şerefsiz tam Arya’ya yönelecekken duraksamıştı. Bakışlarım hızla çevrede gezinirken derinde bir nefes alıp yağmur kokusunun beni sakinleştirmesini bekledim, ileride yukarıya çıkan merdivenler vardı. Namık iti orada olmalıydı.

“HEPİNİZ BU GÜZEL MAÇA HOŞGELDİNİZ!” diye hoparlörden gelen sesi anında tanımıştım, Namık… “BU MAÇIN ADINI İNTİKAM KOYUYORUM VE SİZE KÜÇÜK BİR ŞANS TANIYORUM.” demesiyle ellerim yumruk olurken Araf’ın da bedeni gerilmişti. “EĞER DUMAN YADA ATEŞ RİNGE ÇIKMAK İSTERSE ÇOCUK İNECEKTİR! İYİ İZLEMELER!”

Gözlerim irileşirken belimden yavaşça kayan parmaklarla daha fazla tutamadığım yaşlar yanaklarımdan süzülmeye başlamıştı.

“Korkma Sâye’m, kazanacağız.” diye mırıldanan Araf’ın elleri tamamen tenimden çekilirken ona durmasını bile söyleyememiştim. Gitme, yaraların daha iyileşmedi diyemedim. Sadece susup ringe bakakalmıştım.

Yanımdan uzaklaşan yağmur kokusunun yerini odunsu bir koku almıştı, kaşlarım çatılırken bakışlarımı hızla yana çevirdiğimde tıpkı Araf gibi giyinmiş biri yanımdaydı. Onunda bakışları bana dönerken karanlığa rağmen lav rengi gözlerini görebilmiştim, Vidus buradaydı…

Bir sürenin ardından açılan kafesle bakışlarım oraya dönerken hızla ringe koşan kırmızı tutamları farketmiştim, Ahu kafesin açılmasıyla hızla Arya’yı kucağına alıp koşmaya başlamıştı. Dışarı doğru çıkarken bakışlarım gözleriyle çakışmıştı, başımı olumlu anlamda salladığımda hızla arkasını dönüp dışarı çıktı.

“Arya’yı alan kadın benim adamım, bir kaçınız yanına gitsin.” diye Vidus’a dönerek kulaklığa konuştum.

“Hemen ilgileniyorum savcım.” diyen Salih’le tekrardan önüme döndüğümde ringe doğru gelen Araf’ı görmüştüm. Üstünü çıkartmıştı, sadece siyah sporcu atleti varken altında ise siyah bir eşofman vardı. Planlıydı, her tehlikeye karşı ringe çıkmaya hazırdı.

“ATEŞ! ATEŞ! ATEŞ!”

Ringe çıkmasıyla tüm salonu tezahüratlar doldurmuştu ki o an farketmiştim, ben Ateş’i hiç ringde görmemiştim. Dövüşünü görmüştüm ama o zaman Ateş değildi. Sesler devam ederken yüzünü gizleyen maskesiyle bakışları hafifçe olduğum yere dönmüştü, titreyen elim dudaklarıma giderken küçük bir öpücük kondurup elimi ona yönlendirmiştim. Eli havalanırken sanki öpücüğü havada yakalar gibi yapıp yumruğunu kalbine götürmüştü.

Kafes tekrar kapanacakken arkadan koşan üç adamla kaşlarım derinden çatılmıştı, ringe doğru koşuyorlardı. Araf’ın bakışları benden koparken çevresine baktığında ringe atlayan adamlara baktı, dört adama karşı tek başına dövüşmesini mi istiyordu? Onu…öldürmeye çalışıyordu, hemde gözümün önünde…

Elim yanımda ki Vidus’un koluna tutunurken karnıma aniden giren sancıyla nefesim boğazımda düğümlenmişti sanki, onlar da korkuyu hissediyorlardı.

“Bir şey yap Vidus, o hala yaralı.” diye fısıldadığım sırada Vidus’un bakışları beni bulurken diğer elimin karnımda olduğunu görmüştü.

“Onlara zarar vermeyi kes ve onun kim olduğunu hatırla, yenilmeyecek.” diyen soğuk sesiyle kaşlarım çatılırken sert bakışlarım gözlerindeydi. Tek kelime etmeden önüme dönerken dört adam Araf’ın çevresini sarmıştı, kafes yüksek bir gürültüyle kapanırken elimi Vidus’un kolundan çekip aşağıya indirdim. Herhangi bir ters olayla koşmaya hazırdım.

“Aman tanrım, Ateş’i görmeyeli seneler olmuştu.” diyen yanımda ki kadınla kulağım istemsizce ona kaymıştı. “Bugün güzel bir dövüş izleyeceğiz sonunda.”

Bakışlarım hafifçe kadına kayarken onunda bakışlarının beni bulmasıyla esasında benimle konuştuğunu anlamıştım. Bozmamaya çalışarak başımı olumlu anlamda salladım.

“Onu tanıyor musunuz?” diye sorduğumda kadın hafifçe gülmüştü.

“Bu mecranın en iyi dövüşçülerinden biridir ama senelerdir yoktu, şimdi çıkmasına şaşırdım.” dediğinde bakışlarımı tekrardan ringe çevirmiştim. İlk başta ringde olan şerefsiz bir atak yaptığında diğer hepsi de aynı anda saldırmışlardı. “Şahsen bir tanışıklığım yok malesef ki, birkaç kere denesem de benimle hiç muhatap olmayınca bıraktım. Bilirsin, biz kadınlar sıcak erkekleri severiz canım ve o adam buz kütlesinin vücut bulmuş hali.” demesiyle istemsizce dudaklarım kıvrılmıştı. Bana öyle değildi…

Araf’ın sert yumrukları adamlarla buluşurken her vurduğu sersemleyerek birkaç saniye kendilerine gelmeye çalışıyorlardı. İçlerinden birini boğazından tutup kafese yapıştırdığında arkasından ona doğru koşan adama da tekmesini geçirmişti. Elinin altında ki şerefsiz morarmaya başlarken onu kenara itip diğer yanından saldıran ite sert bir yumruk geçirmesiyle adam sertçe yere yapışmıştı.

“Doğru, biz sıcak erkekleri severiz.” dediğimde kadın gülerek başını sallamıştı.

Arkadan yaklaşan bir şerefsiz kollarını Araf’ın boynuna sardığında önce karşıdan gelene tekme atarak sertçe arkasında adamı tutup tekme attığına doğru fırlatmıştı. Diğer tarafında hala öksüren adama ilerleyerek başını tutup sertçe kafesin demirlerine geçirmeye başlamasıyla adam tahminimce bayılarak Araf’ın eline yığılmıştı.

Yandan gelen diğerinin ise karnına alttan bir yumruk geçirerek ayağa kalkıp öne eğilmiş başına dizini geçirdi, sersemleyen bedeni yere doğru iterken diğer ikisine doğru yönelmişti ama hızla inip kalkan omuzlarına bakılırsa yorulmuştu. Küçük bir yardım gerekiyordu.

Yakama gizlediğimiz küçük mikrofona uzanarak dudaklarıma getirirken Vidus’a doğru dönüp kendimi gizledim.

“Şimdi.” dememle patlayan bombayla adeta mekan sallanırken herkes çığlık atmaya başlamıştı. Araf bu fırsatı hızla kullanarak çevreye bakan adamlardan birini boğazından yakalayıp havaya kaldırarak sertçe yere çarptığında adamın gözleri kaymaya başlamıştı, birkaç yumruğun ardından o da etkisiz bırakılırken Araf diğer adama dönmüştü ki adam geriye doğru adımlayarak kafese sırtını vermişti, gözlerinde ki korkuyu burdan bile görebiliyordum.

Tekrardan gelen cızırtılı sesle herkes suspus olurken dinlemeye başlamışlardı.

“PEŞİMİ BIRAKMANIZ İÇİN BU SON ŞANS! DUMAN’I YENEMEZSİNİZ!”

Can’ın sesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılırken bakışlarım merdivenlere düşmüştü, yukarıda olduğuna emindim. Kulağıma hafifçe dokunarak kulaklığı aktif ettim.

“Emrimi bekleyin.” dedikten sonra etrafta ki kargaşayı kullanarak geriye doğru bir adım atıp hızla koşmaya başladığımda Vidus’un arkamdan bağırdığını duymuştum ama umrumda değildi, o şerefsiz yakalanacaktı.

Merdivenlere yaklaştığım sırada bakışlarım ringe döndüğünde Araf’ın elinde hareketsiz duran bir şerefsizle bana baktığını farketmiştim, dudaklarım kıvrılırken hızla arkamı dönüp üstteki odaya ilerledim. Kapısının önüne geldiğimde hiç beklemeden açarak içeri adımlamıştım ki Namık’ın rahatça koltuğunda oturarak bana baktığını gördüm.

Elim hızla belime giderken silahımı çıkartıp bir saniye bile düşünmeden ona doğrulttum, gülen bakışları önce silaha dokunurken ardından tekrardan bana dönmüştü.

“Hoşgeldin Duman, keşke önceden haber etseydin kahve hazırlatırdım bize.” demesiyle tek kaşım havalanmıştı.

“Davet ederken geleceğimi düşünmeliydin Namık.” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılırken parmaklarını masaya vurmaya başlamıştı. “Daha 10 yaşında küçük bir çocuk, ne oldu o yıkılmaz sınırlarına Namık? Orospu çocuğu olmaya mı karar verdin?” dedim bende alaycı sesimle. “Ah sanırım yanlış söyledim, ne oldu da şerefsiz karakterini açık etmeye karar verdin?”

“Sözlerine dikkat etmeni öneririm Duman, özellikle ipler elimdeyken.” demesiyle küçük bir kahkaha dudaklarımdan dökülürken ona doğru bir adım attım.

“İpler hiçbir zaman senin elinde değildi Namık, sadece sen kadere kafa tutabileceğine inandın.” derken başımı hafifçe yana yatırmıştım. “Duman’ı yenebileceğini sandın.”

“Ben yapacağıma inanmadığım hiçbir şeyi sanmam evlat, bunu en iyi senin bilmen gerekirdi.” diyerek önünde ki bilgisayardan bir tuşa basmıştı, dudaklarım daha çok kıvrılırken tek kaşım havalandı. Doğru tahmin etmiştik, elinde gerçekten videom vardı ama unuttuğu detaylar da vardı. Adamımın günlerdir yanında çalıştığı gibi…

Buraya gelmeden önce Irina’dan bakmasını istemiştim ve Buğlem’le birlikte videoyu silmekle kalmayıp tüm elektronik aletlerini kontrol etmiştlerdi. Dediğim gibi Duman her zaman kazanırdı ve o bedel muhakkak ödenirdi…

Parmağım kulağıma giderken dudaklarımda ki gülümsemeyle kulaklığı aktifleştirdim.

“Kahretsin, ne oldu buna?” diye sinirle mırıldandı Namık.

“Şimdi.” diye mırıldanırken bir yandanda ceketimin cebindeki savcı kimliğimi çıkartıp şok içinde bilgisayara bakan Namık’a çevirdim. “Ben Cumhuriyet savcısı Lavinia Demir, yasadışı dövüş organizasyonları düzenlemekten ve belgede sahtecilikten tutuklusun Namık Yaman.”

Arkamda ki kapı hızla açılırken içeri ellerindeki silahlarla polisler girmişti. Öfkeli bakışları gözlerimden ayrılmazken dudaklarımda alaycı bir gülüş oluşmuştu. Bakışları dudaklarıma kayarken yavaşça dudaklarımı oynayarak konuştum.

‘Duman’ı yenemezsin.’

Sinirden adeta köpürse de onu sertçe kaldırıp bileklerine kelepçe takan polise engel olmaya çalışmamıştı, gözleri sadece üzerimdeydi.

“Ortağı Ferhat Argun içinde tutuklama kararı çıkarıldı, en yakın zamanda elimde istiyorum.” dediğimde Namık’ı kaldırarak dışarı götürüyorlardı. Yanımdan geçerken duraksayan bedeniyle gözleri beni bulmuştu.

“Bunu yaptığına çok pişman olacaksın.” diye mırıldanmasıyla dudaklarım kıvrılmıştı.

“Atın şunu nezarethaneye.” diyerek geri çekildiğimde Namık’ı hızla çıkartıp ilerlemeye başlamışlardı.

“Ferhat için de bir ekip görevlendirdik savcım, ensesindeyiz.” diyen Salih’le ilerle bekleyen adamı farketmiştim, kocamı…

Ben yukarı çıkarken kafes de açılıyordu, bu sayede polislerden kolayca sıyrılmıştı. Üstünü giyinmiş bir şekilde merdivenlerin altında beni bekliyordu, Namık onun yanından geçerken de bakışlarını ona çevirmişti ki Araf burdan bile belli olan gülümsemesiyle şapkasını tutarak küçük bir baş selamı vermişti.

Namık’ın son anda bakışları yine beni bulurken arkamdaki odanın ışığı aniden kırmızıya dönmüştü, dudaklarım kıvrılırken polisin sertçe çekiştirerek Namık’ı götürmesini izledim. Işık hoşuma gitmişti, yüksel ihtimali şu anda kameralardan bizi izleyen Buğlem’in bir sürpriziydi.

“Bu iti bu sefer güvenlice adliyeye teslim edildiğine emin olacağım savcım, hiç gözünüz ar…”

“Tamam Salih, sonra konuşuruz.” diyerek hızla merdivenlere yöneldiğimde Araf’ın bakışları beni bulurken kaşları hafifçe çatılmıştı. Aniden yukarı çıkmamla korkmuş olmalıydı, tıpkı ben onun Vidus’la yaptığı planı bilmediğim gibi o da polislerle yaptığımı bilmiyordu.

Dudaklarımdaki gülümsemeyle merdivenleri hızla inerek son basamakta uzattığı elini tutup kollarımı sıkıca boynuna sardım. Yağmur kokusu her yanımı sararken başımı boynuna gömüp derin nefesler aldığımda onunda kolları sıkıca belime sarılmıştı.

Her şeye rağmen ne kadar güçlü bir kar tanesi olduğumu tekrardan anlamıştım…

“Başardık.” diye mırıldanmamla yavaşça başını sallamıştı.

“Kazanacağımızı söylemiştim mia dea.” demesiyle hafifçe geri çekilerek bakışlarımı yeşillerine çevirdim, lensleri çıkarmıştı. Elim yanağına giderken o an tek bir şey istiyordum. Tüm o stresin ve gerginliğin ardından tek bir şey.

Çevremde kimin olduğunu umursamadan dudaklarımı sıkıca dudaklarına bastırdım…

Hep dediğim gibi Duman’ı kimse yenemezdi…

~~~~~~~~~~~~~~

Veee bölüm sonu…

Bu nasıl bölüm oldu yahu!!!

Tam bir SÂYE bölümüydü…

Sizce bölüm nasıldı???

Yavaş yavaş finale yaklaşıyoruz, ilk göz ağrım bitiyor. Kalbim biraz yaralı… 🥹

Sizce bundan sonra neler yaşanacak?

Namık duracak mı?

Düşüncelerinizi merak ediyorum…

Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)

Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum…

Seviliyorsunuzzzzz

⚖️🖤

Bölüm sonu

2 yorum