İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 45 · 25 dk okuma

SÂYE

Bölüm 45

44. AYDINLANAN SIRLAR

~Bölüm Şarkıları~

Gazapizm~Süzülerek

Dedublüman~Belki

Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenimmm!!!

Özleştik sanki biraz ha ne dersinizzz???

“Belki de yanlıştı doğrularım, aşkısını sevgini sorguladım. Yolların kapalıydı, zorlamadım. Öldürdüm çiçeğimi, yaşatamadım...” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

~~~~~~~~~

Delilik sahiden böylesine güçlü bir duygu muydu? İnsanın her şeyi yapmasını sağlayacak o öfkeyi içinde barındırabilir miydi? Daha da önemlisi ben gerçekten delirmiş miydim? Karşımda yere ağzında ki kanını tüküren Ender’i izlerken aklımda tam olarak bu düşünceler can buluyordu, onun bu halinden zevk alıyor olmam deliliğimin bir eseri olmaz mıydı?

Kıvrılan dudaklarımla ona doğru bir adım attığımda aniden zihnimin içinde çınlayan ses nerede olduğumu ve kim olduğumu fısıldamıştı. Savcı Lavinia adam dövmezdi….

“Seninde bana aşık olduğunu biliyordum sahibem.” diyen Ender’in gülüşüyle zihnimdeki savcının sesi hızla uzaklara doğru yol alırken Duman arsızca mırıldandı.

Öldür onu!

“Sert sevmen beni daha çok tahrik ediyor.” derken yavaşça ayağa kalkmaya çalıştığını fark etmiştim, sahiden amacını anlayamayacak kadar salak olduğumu mu düşünüyordu? Zihnimde ki Duman’ın amansız sesine kısıkça cevap verdim istemsizce.

“Ona bu ödülü vermeyeceğim.”

Ona doğru attığım adımımı hızla devam ettirerek yanına ulaştığım sırada yalpalayarak ayağa kalkmıştı ki yüzüne şiddetle çarpan yumruğumla geriye doğru sendelemişti. Ne yaparsam yapayım içimde ki öfkem bir türlü soğumak bilmiyordu. Ellerimde can vermesini isterken boktan kurallar yüzünden onu yaşatıyordum ve bundan nefret ediyordum, en az ondan nefret ettiğim kadar.

Ellerim iki yakasını sıkıca kavrayarak doğrulmasını sağlarken dudaklarımda ürkütücü bir gülümseme peyda olmuştu.

“Seni öyle bir sikerim ki Ender, o beş para etmez erkekliğinden utanırsın.” dememle dudakları biraz daha kıvrılırken yakalarında ki ellerimin üzerine ellerini koymasıyla alnımı sertçe burnuna geçirmemle kırılan kemiğin sesini işitmiştim, Araf’ın zaten zedelediği burnunu ben tamamen kırmış olmalıydım.

“HARİKASIN BEBEĞİM!” diye haykırarak kahkaha atarken bir eli kanayan burnunu tutuyordu.

“Ruh hastası orospu çocuğu.” diye mırıldanırken geriye doğru birkaç adım atmıştım. Vurmanın etkisiyle başım deli gibi zonklarken gülüşü sinirlerimi daha çok geriyordu.

“Ahh! Hadi biraz daha vur bana, devam et!” derken bana doğru attığı birkaç adımla hızla hemen sağ tarafımda duran tahta sandalyeyi alarak başına sertçe geçirdim. Sandalye vurmanın etkisiyle parçalanırken Ender ise tekrarda dizlerinin üstüne kapaklanmıştı.

“Senin deli taklidin bize söker mi sandın lan piç?!” diye haykırarak elimde ki sandalye parçalarına da ona doğru atarak birkaç adım daha çok yaklaştım. “Daha mı çok vurmamı istiyorsun? Bana uyar.” derken serçe tekmemi başına geçirmiştim.

Yere düşen bedeniyle hiç beklemeden tek dizimin üzerine çökerek parmaklarımı çenesine sarıp bana bakmasını sağladım.

“Hayır, hayır. Senin sonun ölüm olmayacak Ender.” derken çenesindeki elimi dudaklarının üzerine kapatarak yüzüne biraz daha eğilirken diğer elimi ise boynuna sardım. “İliklerine kadar acı çektiğini hissedeceksin ama asla ölmeyeceksin, bu siktiri boktan döngüyü senin için seve seve bizzat ben kuracağım.” diye fısıldarken boğazındaki elimi sıkılaştırmaya başladım.

Nefes alamayan ciğerleriyle önce kaşları çatılırken bedeni ellerimden kurtulmak için çırpınmaya başlamıştı. Dudaklarım biraz daha kıvrılırken boğazında ki parmaklarımın şiddetini arttırdım.

“Noldu ruh hastası? Bir anda ölüm korkusu mu sardı?” derken gözlerine yakından bakıyordum. Göz bebekleri korkudan hızla büyürken elleri bir hışımla boynunda ki elime sarılmıştı. “Empati iyidir ufaklık, aldığın canların hesabını sorar.” diyerek ellerimi aniden çektiğimde moraran suratıyla öksürmeye başlamıştı. Geriye çekilerek ayaklanıp ona üstten bir bakış attığımda az önceki eğlenen ifadesinin yerine derinlemesine bir öfkenin sardığını görmüştüm.

Burnundan akan kanlar tüm yüzünü sararken yüzü yara bere içinde kalmıştı. Gözlerini benden ayırmadan doğrulmak için bir elini yere dayadığında ayağımda ki topuklularla hızla eline basarak ona engel oldum.

“Henüz kalkabileceğin emrini vermedim.” dediğimde dişlerini birbirine geçirdiğini kasılan çenesinden anlamıştım. Sinirlenmeye başlaması daha çok hoşuma gidiyordu.

“Sen…Lavinia’m değilsin. Kimsin sen?” demesiyle kahkaham evim içinde yankılanmıştı.

“Ben hiç kimseyim Ender.” derken gülüşümü keserek ayağımın altında ki eline daha çok baskı uyguladım. “Dayak yediğini bile itiraf edemeyeceğin o kadınım.” diyerek tekrardan hafifçe güldüm. “Ah ne yazık, şikayet bile edemeyeceksin.”

Korku dolu bakışları beni bulurken bir eli can havliyle üstüne bastığım elinin bileğine sarılmıştı.

“Du…duman.” diye korku dolu sesiyle mırıldanması beni daha çok keyiflendirmişti.

“Tanıştığıma memnun oldum demeyi çok isterdim ama…” derken ayağımı elinden çekmeden tekrardan eğilerek çenesini tuttum. “Olmadım.”

Bir elim buraya girmeden önce ayak bileğime sabitlediğim bıçağıma giderken diğer elim dudaklarının üstünü sarmıştı. Pantolonumun paçasını yukarı kaldırarak gizlediğim çakımı alıp emniyetini açarak sertçe açılmasını sağladım, bakışları benden sıyrılarak bıçağı bulduğunda gözler hızla irileşmişti.

Yerinde hızla debelenmeye başlayarak ellerimden kurtulmak için her yolu deniyordu. Bacaklarını hızla sallayarak elleriyle beni ittirmeye çalışırken açtığım bıçağımı gözlerinin hemen önünde durduğumda hareketleri aniden kesilmişti.

“Bana bak orospu çocuğu! Dumanı var edebilmek için hayatımı öne sürdüm ben, adaletimi ezip geçtim. Değil sen, hiçbir sikik beni yenemez! DUMANI KİMSE YENEMEZ!”

Haykırışım odanın içinde yankılanırken hızla başını sallayarak beni onayladığını belli etmişti ama bunun sadece göz boyamak için bir oyun olduğunu biliyordum. Dudaklarım kıvrılırken bıçağı ela gözlerinden birine daha çok yaklaştırdım.

“Esasında sana teşekkür etmem gerek, beni büyük bir dertten kurtardın.” derken bıçağı avucumun içinde hafifçe döndürmüştüm. “O olmayan gururun yüzünden bir kadından dayak yediğini bile söyleyemedin.”

Bıçağı gözüne biraz daha yaklaştırdığım sırada gelen sesle kaşlarım hızla çatılmıştı, anahtar kartının kapıya okutulduğunda çıkan sesti ve kapı aralanmıştı. Yavaşça açılan kapıyla hızla geri çekilerek bıçağı cebime attım, ardından elimi belime atıp silahımı çıkardıktan sonra kapıya doğrultmuştum.

İçeri giren kişinin üstünde yazan güvenlik yazısıyla kalbim hissettiği adrenalinle göğsümü dövmeye başlamıştı, bir güne iki ceset fazla olmazdı sanırım.

“Yardım edin bana, bu katil beni öldürmeye çalışıyor.” diyen Ender’i umursamadan yüzü gözükmeyen güvenliğe bakmaya devam ederken kapıyı ardından kapatmasıyla tek kaşım şaşkınlıkla havalanmıştı.

“Merak etme, gebermene yardım edeceğim.” diyen sesle dudaklarım hafifçe kıvrılırken silahımı aşağıya indirerek tekrardan belime yerleştirdim. Yüzünde ki şapkayı çekerek yeşillerini bana çevirdiğinde içlerinde ki öfkeyi sezebilmiştim. “Sende çekil hemen şu itin yanından.”

“Ben söyleyene kadar gelme demiştim.” diyerek ona doğru adımladığımda Ender ise hızla geriye doğru sürünmüştü.

“O kulaklık sana kapatasın diye verilmedi Sâye.” diye sert sesiyle mırıldanırken hızla kolumu yakalayan parmakları beni yanına çekmişti. “İyi misin?” Korku dolu sesiyle dudaklarım biraz daha kıvrılırken ona doğru bir adım atarak aşağıdan yüzüne baktım.

“İyiyim bebeğim ama henüz işim bitmemişti.” dememle bakışları hafifçe Ender’e dönmüştü. Az önceki naif bakışları hızla solarken yerine harlanan yeşil alevler gelmişti, öfkesi ve siniri buradan bile hissedilirdi.

“Sen.” diyen Ender’le benimde bakışlarım ona dönmüştü. Zar zor ayağa kalkarak parmağını bana doğrultmuştu. “Başından beri Duman sendin.”

Dudaklarım daha çok kıvrılırken parmaklarımı yavaşça Araf’ın koluna sardım. Yağmur kokusu mide bulantımı sakinleştirirken zihnimde ki Duman bile zevkle mırıldanmaya başlamıştı.

“Ah hayır, Duman ben değilim.” derken tıpkı onun gibi parmağımı kaldırmıştım. “Sensin.”

Havadaki elini indirerek hala burnundan akan kanı sildiğinde dudakları tekrardan kıvrılmıştı. Omuzlarını daha dik bir konuma getirdiğinde gözleri yavaşça bedenimi süzmeye başlamıştı.

“Sen olmasan bile ben tanıştığıma oldukça memnun oldum Duman.” demesiyle Araf hızla önüme geçerek iri cüssesiyle beni gizlemişti.

“Benimle de tanışmaya ne dersin sik beyinli?” diyen Araf’ın sert sesiyle Ender’in bakışları ona döndüğünde elimi teninden çekerek bir adım geri çekildim, bu gösteriyi izlemek istiyordum.

“Bana zarar veremezsin Arhan.” derken başını eğerek bana bakmaya çalıştığında Araf hızla önüne geçerek engel olmuştu. “Eğer bana bir şey olursa katilimin sen olduğunu söylediğim bir kanıt bıraktım sekreterime.” Dudakları iğrenç bir ifadeyle kıvrılırken kollarını göğsünde bağlamıştı. “Sanırım sandığınız kadar salak değilim ha.”

“Sandığımızdan daha salaksın.” diyerek elindeki çikolata paketiyle mutfaktan çıkan simsiyah giyinimli Can’la Ender’in bakışları hızla arkasına dönse de tekrardan hızlıca bize dönerek yana doğru çekilmişti, kaçmaya çalışıyordu.

“Eskiden özel kuvvetlerde olan bir arkadaş herkese lazım.” diyerek yandaki sandalyeyi çekip oturduğumda Can öne doğru eğilerek bana sahne selamı vermişti.

Yangın merdivenlerinden tırmanarak nasıl yaptığını anlamadığım bir şekilde 12. katın mutfağına girebilmişti, bazen Can’ı çok küçümsediğimi düşünüyordum. Gücü ve yetenekleri yadsınamayacak kadar fazlaydı.

Araf üstündeki güvenlik montunu çıkartarak kenara attığında içinden her zamanki siyah gömleği çıkmıştı, yavaşça kollarını yukarı sıyırmaya başladığında Ender tekrardan geriye doğru sendeledi.

“Demek o kadar salak değilsin.” diye mırıldanan Araf diğer koluna geçtiğinde bakışları alttan Ender’i bulmuştu. “Bir insana acı çektirmek için sadece öldürmek gerekmez, bunu da bilir misin?”

Bakışlarım Can’ın elindeki çikolataya düşerken aniden canımın ne kadar çok çikolata istediğini farketmiştim, bu öyle bir histi ki yemezsem boğulacak gibiydim. Bana doğru adımlamaya başlayan Can’la derince yutkunduğumda bakışlarımı zor bela Araf’a çevirmiştim, eve geçerken kolilerce çikolata alasım vardı.

“Sizi dava edip içerde süründürebileceğimi sen biliyor musun peki?” diyen Ender tekrardan geriye doğru adımladığında Araf koluyla ilgilenmeyi keserek ona dönmüştü. Dudakları imalı bir ifadeyle kıvrılırken başını hafifçe sağa hatırdı.

“Neyse ki karım savcı.” demesiyle Ender’in bakışları bana düşerken gözlerinde oluşan öfkeyi görebilmiştim.

“Onu hiçbir zaman haketmedin. O seninle değil benimle olmalıydı.” diyen Ender’le kaşlarım havalanırken bakışlarım Araf’ı bulduğunda nefesimi tutarak beklemeye çalışmıştım ki yandan uzatılan çikolata paketiyle bakışlarım Can’ı buldu.

Gözleri benimle kesişen Can dudaklarını hareket ettirerek ‘erkek’ diye mırıldanıp bebeğin cinsiyetini kastettiğinde ben ise gözlerimi devirerek tekrardan Araf’a dönmüştüm. Elimdeki çikolatadan bir parça ağzıma attığım sırada Araf’ın bakışları beni bulurken gözleri izin ister gibi bakıyordu. Ne yani o şerefsizi dövmek için izin mi istiyordu? Ah, hayır. Öldürmek için izin istiyordu.

“Şu adamı da hanımcı ettin ya ben bir şey demiyorum.” diyen Can’la her ne kahkaha atmak istesemde ortam müsait olmadığı için kendimi kasmıştım.

“Öldürmeyeceksin.” dediğimde Araf’ın hevesle bana bakan suratı düşerken sert bakışları tekrardan Ender’e dönmüştü ki o esnada yanda ki sandalyeye uzanan Ender hızla benim ona yaptığım gibi sandalyeyi Araf’a doğru savurdu fakat Araf onun gibi yere yığılmak yerine sandalyeyi havada yakalayarak sertçe ellerinden alıp yere fırlatmıştı.

Araf’ın eli hızla Ender’in boynuna sarılırken tek eliyle havaya kaldırdığında ağzıma götürdüğüm çikolatayla kalakalmıştım. Ender’in bacakları altta sallanırken Araf hiç umursamadan havaya kaldırdığı bedeni sertçe yere yapıştırmıştı. Elini çekerek ayaklandıktan sonra tekmesini göğsüne geçirmesiyle Ender’in bir metreye yakın geriye savrulduğunu farketmiştim, bu adamı neyle beslemişlerdi acaba? Bu güç normal değildi.

Aslan sütüyle.

Öyleyleyse bile şaşırmazdım. Elimdeki çikolata parçasını ağzıma atarken arkama yaslanmıştım, midem bulanmaya başlamıştı yine. Çok şiddetli olmadığı için umursamadan yanımda oturan Can’la karşımdaki ikiliyi izlemeye devam ediyorduk.

“Sen kimsinde ona layık olduğunu düşünüyorsun lan? Hangi sikin başısın sen?!” diye haykırarak yerde acı içinde öksüren bedenin yanına giderek tekrardan yakalarından tutup ayağa kaldırmıştı. “Benim karıma kimsinde sulanıyorsun piç?!” Ayağa kaldırdığı bedene savurduğu yumrukla tekrardan yere düşmüştü ki sert bakışları hızla yanımda oturan adama kaymıştı. “İZLEMEYE Mİ GELDİN LAN BURAYA?!”

“Sanırım biraz sinirli.” diye mırıldanan Can hızla ayağa kalkarak Araf’a doğru ilerlemişti. “Tamam be ne kızıyorsun kardeşim, geldik.” demesiyle Araf hızla onunda yakasından yakalayarak kendine çektiğinde yeşillerinde ki korkunç ifadeyi görebilmiştim. “Ov! Sakin ol koca çocuk, kimseyi incitmek istemeyiz değil mi?” diyerek hafifçe sırıtan Can’la korktuğunu buradan bile anlamıştım.

“Tek kelime daha edersen yerdekinden beter ederim seni Can.” derken sertçe yana savurmasıyle Can zor bela ayakta durarak yakalarını düzeltmişti. “Tut şunu.” diye hala yerde inleyen Ender’i gösterdiğinde Can hızla Ender’in bedenini ayağa kaldırarak yandaki sandalyeye oturtup omuzlarından tutarak sabitledi.

Araf’ın o sırada bakışları beni bulurken dudaklarımın arasında ki çikolatayla öylece kalakalmıştım, yeşilleri beni baştan sona taradıktan sonra gözlerini sıkıca kapatarak derin bir nefes aldı. Kana bulanmış elini sertçe tutamlarının içinden geçirerek arkaya doğru çekiştirdiğinde bakışlarım tüm yüzünde gezinmişti, gergindi. Çatık kaşları ve kasılmış çenesiyle yüzü bir heykeltraşın elinden çıkmış gibi duruyordu.

“Sende içerdeki odalardan birine gir, işim bitene kadar da çıkma.” demesiyle kaşlarım çatılırken ağzımda ki çikolatayı bitirdikten sonra elimdeki boş paketi buruşturarak cebime sokup ayaklandım, kanıt bırakamazdık. Yavaşça parmaklarıma bulaşan çikolatayı yalayarak temizlerken ona doğru adımlamaya başladığımda aralanan yeşilleri hızla beni bulmuştu.

“Sebep?” diye sorarken parmağımı dudaklarımdan içeri yolladığımda bakışları hızla oraya düşerken derince yutkunuşunu hareket eden adem elmasından anlamıştım.

“Aklımı karıştırıyorsun.” diye mırıldanmasıyla dudaklarım kıvrılırken hemen önünde durarak bakışlarımı alttan ona çevirdim.

“Bu bir sebep değil, izlemek istiyorum.” dediğimde yandaki Ender’den gelen inlemeyle yeşillerini tekrar kapatarak başını iki yana sallayıp kendine gelmeye çalışmıştı. Aklını bulandırdığımı biliyordum ama bu onun suçuydu, beni bu denli etkilerse bende onu etkilerdim. Her şey etki tepki meselesiydi.

“Eve gidince bolca izlersin güzelim ama bu halimi görmeni istemiyorum.” diye mırıldanırken gözlerini araladığında onu umursamadan hasar görmemiş sandalyelerden birini alarak daha da yakına oturdum.

“Ama ben bu halini izlemek istiyorum.” diyerek arkama yaslandığımda Araf başını kaldırarak derin bir nefes almıştı.

Sabır çekti bence.

Dudaklarım kıvrılırken izlemeye devam ediyordum, bakışları bana dönerken yanda yumruk olan ellerini yavaşça kapatıp açarak kendini sakinleştirmeye çalışıyordu ama bu sakinlik sinir için değildi, şu anda bakış açımda duran bazı hareketlilik içindi. O anlamda dokunmayalı uzun bir süre olmuştu, kasılması sanırım normaldi.

“Bölmek istemem gençler ama hepimizin işi gücü var, biraz hızlı mı olsanız?” diyen Can’la bakışlarım onu bulurken gülen suratım yerini hızla sinirli bir iadeye bırakmıştı ki Can hafifçe öksürerek önüne döndü. “Yok yok, bunlar karı koca manyak.” derken elinin altında ki Ender’in kafasına bir tane geçirmişti. “Sende ayrı bir malsın birader, bunlarla düşman olunur mu? Gece rüyanda sikerler, haberin olmaz.”

“Hepinize ödeteceğim. Bu yaptıklarınız cezasız kalmayacak.” diyen Ender’le Araf hızla ona dönerek yumruğu sertçe yüzüne geçirdiğinde yere düşen kırık diş parçasını görebilmiştim. Araf öyle sert vuruyordu ki sanırım bana böyle vursa iki yumrukta ölebilirdim.

“Hadi kalkta ödet lan bana!” derken bir yumruğu daha geçirdiğinde Can Ender’in bedenini zor tutmuştu. “Şimdi aç kulaklarını beni iyi dinle.” derken elini sertçe tekrardan çenesine sararak artık baygın bakan suratını kendisine çevirdi. “Sulandığın kişi benim aşık olduğum kadın ve ben benim olanlara laf edilmesinden hiç hoşlanmam.” diyerek elini ger çektikten sonra tekrardan yumruğunu sertçe geçirmişti. “Ve artık seni uyarmıyorum piç herif. Her geçen gün daha da fazla acı çekeceksin ama seni asla gebertmeyeceğim.” Ve son kez yumruğunu tekrardan savurduğunda bu seferki en serti olmuştu.

Can’ın elinden kayan beden sertçe yere yapışırken baygın bedeni sere serpe yere uzanmıştı. Umursamaz bakışlarım baygın bedende gezerken ilerde ki çantama uzanarak içinden telefonumu çıkartıp arkama tekrardan yaslandım. Hızla polisin numarasını tuşladıktan sonra aynı sakinlikle kulağıma götürmüştüm. Açılan telefonla yerimde dikleşirken role hızla girmiştim.

“Yardım edin, lütfen yardım edin.” diyerek ağlamaklı bir sesle fakat fısıldar bir halde konuşmuştum. “Be…ben savcı Lavinia Demir, pusuya düşürüldük.”

“Savcım iyi misiniz?” diyen Salih komiserle her ne kadar dudaklarım kıvrılsa da rolden çıkmamıştım.

“Salih… Zarfçı burada, E..Ender savcı ağır yaralı. Hemen destek ekip yollayın…AA!” Cümlemin sonunda attığım çığlıkla eş zamanlı olarak telefonumu yere fırlatmıştım. “UZAK DUR BENDEN!” diye haykırarak topuğumu sertçe telefonuma geçirmemle kırılan telefonla hat kesilmişti.

“Böyle show hollywood da yok.” diyen Can’la benimde dudaklarım kıvrılmıştı.

Üstümü düzelterek arkamı dönmemle şok içinde beni izleyen iki kişiyle karşılaşmıştım. Onları umursamadan belimdeki silahı çıkartarak birkaç adım ilerledikten sonra çantamı ve kenardaki kabanımı yere atıp bende yanına oturdum. Silahımı karşıya doğrulttuktan sonra ateşlediğimde mermi hemen karşıdaki duvara geçmişti, sanki bana saldıran Dumana sıkmışım ama sıyırmış süsü vermiştim.

Silahımı kenara atarak saçlarımı karıştırıp gömleğimin yakasını sertçe iki yana çekerek birkaç düğmenin kopmasını sağladığım sırada siren sesleri kulağıma ulaşmıştı. Karakol buraya oldukça yakındı ve tamda bu yüzden aramıştım.

“Hadi çıkın siz.” diyerek bizimkilere dönmemle Araf’ın endişeli bakışlarıyla karşılaşmıştım. İlerdeki cam kırıklarına uzanarak üstümdeki cekete birkaç çizik attıktan sonra tam alnıma da atacakken bir el hızla elimi yaklaşmıştı.

“Aklından bile geçirme Sâye.” diyen Araf’la ona döndüm.

“Dayak yemişim pozu gerekiyor Araf.” dememle tuttuğu elimdeki cam kırığını daha sıkı tutmasıyla kesilen avucundan kan akmaya başlamıştı. “Araf ne yapıyorsun? Daha yeni o kadar kan kaybettin aptal.” diye haykırarak geri itmeye çalıştığımda elini çekerek bana biraz daha yaklaştı.

“Benim canımı önemsediğin kadar kendi canını da önemse mia dea, çünkü bende onsuz yaşayamıyorum.” derken elindeki kesiğinden akan kanı saçlarıma sürerek alnımdan aşağıya akmasını sağlamıştı.

“Manyaksın koca adam, manyağın tekisin.”

“Bende seni seviyorum güzelim.” diyerek dudaklarını yanağıma bastırdığında hala öfkeli bir şekilde ona bakmaya devam ediyordum. Dudakları yanağımdan boynuma giderken kanlı elini bu seferde boynumun boş kalan kısmına sürmüştü. “İşte şimdi tam anlamıyla yaralı gözüküyorsun mia dea.” derken geriye çekilip eserini izler gibi bana bakmıştı.

“Evde göstereceğim ben sana yarayı.” diyerek yere uzandığımda Araf ise ayaklanarak yerdeki küçüklü büyüklü birkaç cam kırığını alıp saçlarıma serpiştirdi. Aslında akıllıcaydı, saçlarımın arasına gizlenen bir yarayı göremezlerdi.

Zeki kocam be!

“Ayağa kalktığında bu camlara dikkat et, hemen salla başını ki düşsünler.” derken tekrardan dudaklarını yanağıma bastırdığında daha fazla kendimi tutamayarak sırıtmıştım ki hızla kendimi toparladım. “Ayrıca çikolata aşerdiğini de farketmedim sanma, eve geçerken bolca alacağız.” diye kulağıma fısıldamasının ardından doğrularak hızla Can’la birlikte odayı terketmişlerdi. Buğlem zaten kamera kayıtlarıyla şu anda oynadığı için rahattık, kafalarına göre çıkabiliyorlardı.

Yerde uzanmaya devam ederken bir süre sonra sesler duymaya başlamıştım, ardından kapıya sertçe birkaç kez vurulduğunda yere düşen kapının sesini duyabilmiştim. Sesler hızla birbirine karışırken yanıma gelen adım seslerinin ardından bedenim biri tarafından sarsıldı.

“Savcım!” diye Salih’in sesiyle elleri hafifçe yanaklarıma çarpmıştı. “Hemen içeriyi kontrol edin, o şerefsizi bulun bana!”

Ayıp oluyor ama şerefsiz falan.

“Savcım.” diyen Lale’nin sesiyle sinirlerim daha çok gerilse de sakin kalmayı başarabilmiştim. “Hemen ambulansı çağırın, ne duruyorsunuz?” demesinin ardından yüzümde hissettiğim soğuk ellerinin titreşimini farketmiştim.

“Ambulans arandı zaten, birazdan burada olur.” diyen Salih’in sesi uzaklaşırken Ender’e gittiğini anlamıştım. Gelen siren sesiyle ambulans da gelirken işin içinden nasıl sıyrılacağımı düşünüyordum, bedenimde bariz bir yara yokken ambulansa alınırsam foyam ortaya çıkardı.

“Özür dilerim, sizi koruyamadığım için özür dilerim savcım.” diyen Lale’nin ağlamaklı sesiyle ne demek istediğini anlamamıştım, neden ağlıyordu? “Şerefsiz Ender, umarım gebermiştir.” diye fısıldamasıyla daha çok şaşırmıştım. Lale neden Ender’den nefret ediyordu?

Gözlerimi yavaşça aralayarak acı içinde inlediğimde görüş açıma Lale’nin ağlayan suratı girmişti.

“Savcım…savcım iyi misiniz?” diyen sesiyle yüzüm büzüşürken elimi başıma atarak doğruldum.

“Zarfçı…nerede?” diyerek etrafa bakınırken ayağa kalkmaya çalıştığımda Lale hızla kolumdan yakalamıştı.

“Savcım şimdi ayağa kalkmanız çok tehlikeli, başınıza darbe almışsınız.” demesiyle sanki farkında değilmişim gibi alnımda ki kana elimi sürerek bakmıştım.

“İyiyim ben, çekil. Onu bulmalıyım, tekrar elimden kaçıramam.” diyerek ittirdikten sonra ayağa kalktığımda o da benimle birlikte ayaklanarak koluma girmişti.

“Savcım o yok, kaçmış. Lütfen inat etmeyin, dinlenmeniz lazım.” demesini umursamadan kolumu elinden kurtararak ileri doğru sarsak birkaç adım attığımda bakışlarım çevrede gezinmişti.

O esnada içeri giren sağlık görevlileri hızla Ender’e giderken birkaçı da bana yönelmişti ki içeri giren Başsavcıyla bakışlarımı ona çevirdim.

“Lavinia savcım, iyi misiniz? Neler oldu burada?” diyerek telaşlı bir ifadeyle bana yönelen başsavcıyla ellerimi sinirli bir ifadeyle saçlarıma atarak çekiştirdim, bir yandan da üstündeki cam kırıklarını çaktırmadan atmıştım.

“Bilmiyorum başsavcım.” derken telaşlı bir ifadeyle saçlarımı geri atarak başsavcıya döndüm. “Ender savcım beni aradı, Dumanı bulduğunu ve gelmemi istediğini söyledi. Geldiğimde kapı aralıktı ve Ender savcım ise yerde baygındı, yanına gidip hızlıca polisleri aradığım sırada aniden birisi elimdeki telefonu çekerek yere fırlattı.” derken sanki düşünüyormuşum gibi duraksamıştım. “Benden çok az daha uzundu ve bedeni erkek bedenine benziyordu, simsiyah giyimli biriydi. Hiçbir yanı gözükmüyordu.”

Telaşlı bir şekilde iki yana doğru yürümeye başladığımda başsavcının avucu yavaşça kolumu yakalayarak beni durdurmuştu.

“Telefonu yerde fırlattıktan sonra saçlarımdan tutup beni de geriye doğru fırlattı, elinden kurtulmak için çabaladım. Ateş etmeme rağmen durmadı, sanki acıyı hissetmiyormuş gibiydi.” derken bakışlarımı çevremde gezdirerek o anları sanki tekrardan yaşıyormuş gibi davranmıştım. “En son hatırladığım ise başıma sertçe bir şeyle vurması, gerisi karanlık.”

“Sakin ol savcım ve derin derin nefes al, şoktasın.” diyen başsavcı arkamdaki sandalyeye beni oturttuğunda hızlı hızlı nefesler alarak çevreme bakmaya devam etmiştim.

“Hemen dibimdeydi ve ben onu yakalayamadım başsavcım, kahretsin ki yakalayamadım.” diyerek sertçe dizime vurduğumda başsavcı ellerini omuzlarıma koyarak bana doğru eğilmişti.

“Senin bir suçun yok Lavinia savcım, böylesine köklü bir katili tek başına yakalayamazsın tabiki de. Ayrıca öğrendiğin detaylar bile bizim için çok önemli, sakın kendini suçlama.” demesiyle yavaşça başımı olumlu anlamda salladığım sırada sağlık görevlileri bana yönelmişlerdi.

“Ben iyiyim, gerek yok.” diyerek sedyeyi reddetsem de başsavcı hızla başıyla beni işaret etmişti.

“Olmaz öyle şey, yaralısın savcım. Bu şekilde yürüyemezsin.” dediğinde daha fazla ses etmeyerek sedyeye bindirmelerine izin vermiştim. Boynuma takılan boyunlukla derin bir nefes alırken asansörün duvarlarını izliyordum.

“Yüksek ihtimal başınıza vurduğu sert cisim bir şişeydi savcım, saçlarınız da cam kırıkları vardı.” dedi peşimizden asansöre binen Lale.

“Bilmiyorum, kaçmaya çalışırken yaptığı için göremedim.” derken bakışlarımı Lale’ye çevirmiştim. “Senden eşimi arayabilir miyim Lale? Haber alamayınca korkmuştur şimdi.”

“Tabiki savcım, buyrun.” diyerek hızla telefonu veren Lale’yle titreyen ellerimle numarasını girerek kulağıma götürdüm. Birkaç çalışın ardından telefon açılmıştı.

“Alo.” diyen sert sesiyle her ne kadar gülmek gelse de içimden tutmuştum kendimi.

“Araf.” diye mırıldandım kısık sesimle.

“Sâye’m neredesin sen? Eve geldim yoksun, arıyorum açmıyorsun. Çıldırdım burada.” diyen telaşlı sesiyle derin bir nefes aldığım sırada duran asansörle inmiştik. Rolcüye de bakın siz!

“Hayatım sakin ol, küçük bir saldırıya uğradık ama iyiyim.” dedim hala zor çıkan sesimle.

“Ne?! Ne demek saldırı Sâye? Nerdesin?” demesiyle telefonu Lale’ye uzattım tekrardan.

“Konumu söyler misin Lale?” dediğimde elimden hızla alarak konumu anlatmaya başlamıştı Araf’a, ardından telefon kapanırken ambulansa doğru yönlendirilmiştim.

“Lavinia, iyi misin?” diyen Kayra’nın sesiyle çaktırmadan derin bir nefes almıştım. Ona planı esasında anlatmıştık ama acilde nöbeti olduğu için gelemeyecekti, çağrıyı duyunca anlayarak gelmiş olmalıydı.

“İyiyim Kayra, bir şeyim yok zaten.” dedim ambulansa bindirilirken.

“Ne demek bir şeyim yok Lavinia? Saldırıya uğramışsın.” derken bakışlarını arkamdaki polislere çevirmişti. “Ülkenizin savcılarını böyle mi koruyorsunuz? Peşlerinde bir seri katil var ve hiçbirinizin umrunda değil.” diye haykırmasıyla elim hızla bileğini yakalamıştı.

“Sesini alçalt Kayra, onların bir suçu yok.” dememle bakışları beni bulurken gözünden akan yaşları hırsla silerek başıma bakmaya başladı.

“Arkadaşınız haklı savcım, peşinizde bir katil varken bu denli korumasız dolaşmanız bizim suçumuz. En yakın zamanda bununla ilgileneceğim, o zamana kadar lütfen dinlenmenize bakın.” diyen başsavcı arkasını dönerek polislerle konuşmaya başladığında ambulansın kapıları kapanırken hareket etmeye başlamıştı.

“Hastanenin daimi müşterisi oldun artık.” diyerek ağzının içinde mırıldanan Kayra’yla gözlerimi devirerek ona imalı bir bakış atmıştım. Ben istemiyordum ki hastaneyi ama sonum bir şekilde burada bitiyordu.

Hastaneye varmamızın ardından Kayra birkaç teste girmişim gibi göstererek çıkmama izin vermişti, Araf ise role kendini biraz fazla kaptırarak tabiri caizse hastaneyi ayağa kaldırmıştı. Neyseki sonunda eve varabilmiştik, deli gibi yorgundum.

Ayakkabılarımı çıkartarak salona yönelirken elimdeki çantamı koltuğa atarak kendimi de koltuğa bıraktım, sabahtan beri hiçbir şey yememişim gibi hissediyordum ve oldukça açtım.

“Araf…”

“Biliyorum.” diyerek hızla sözümü keserken içeri girdiğinde elinde gördüğüm kutularla adeta gözlerim ışıldamıştı, yemek almıştı bile. Düşünceli kocam…

Pizza kutularını önümdeki sehpaya bıraktığında hiç beklemeden birini alarak açıp hızla yemeye başlamıştım, öyle acıkmıştım ki her şeyi yiyebilir durumdaydım şu anda. Sanırım bu da hamileliğin etkilerinden biriydi.

Elimdeki kutu biterken bende bitmiştim, sonunda her ne kadar doysam da biraz şişmiş gibi de hissediyordum. Fazla mı yemiştim ne!

Ben yemek yerken Araf ise sessizce yemeğini yiyip beni izlemişti, bakışlarım tekrardan onu bulurken yeşilleri hafiften kızgın bakıyordu ki sanki.

“Ne? Ne oldu?” dediğimde öne doğru eğilerek dirseklerini dizlerine yasladı.

“Sana bırak koşmayı hızlı bile yürümeyeceksin diyorum gidip adam dövüyorsun Sâye, hemde ikinci kez.” demesiyle dudaklarıma tatlı bir gülümseme yerleştirerek ayağa kalkıp ona doğru adımlamıştım.

“Evet ama kesinlikle çok iyi bir detoks oldu, gençleştim resmen.” dediğimde yüzük mimik bile oynamazken sadece yerinden doğrulmuştu. “Hem hastanedeyken baktık işte hayatım, ikiside gayet iyi. Hiçbir sorun yok.”

Kollarım omuzlarına sarılırken beni aniden kendisine çekmesiyle kucağına oturuvermiştim. Elleri belime dolanırken alnını omzuma yaslayarak kafasını boynuma gömdü.

“O yerden bitme sik kırığını canlı canlı yakmalıydım.” diyerek boğuk sesiyle mırıldanmasıyla ellerim saçlarını bulmuştu.

“Onu da yaparız bebeğim ama hepsinin bir zamanı var, şimdi ölmesi bir işimize yaramaz.” dediğimde başını kaldırarak yeşillerini gözlerime dikmişti. “Zaten pestilini çıkardın, daha bir ay kendine gelemez.” diyerek gülsem de onun yine yüzünde mimik oynamamıştı.

“Bir daha yapmanı istemiyorum Sâye, en azından doğum gerçekleşene kadar. Lütfen.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallayarak onu onaylamıştım. Sonuç olarak haklıydı, Kayra da bir posta hastanede kızmıştı. O sırada aniden kendimi koltukta uzanır vaziyette bulmamla gözlerim irileşirken üstümdeki kocama bakakalmıştım. “Şimdi izniniz olursa kızlarımla konuşmak istiyorum küçük hanım.” diyerek karnıma eğilmesiyle heyecanım hızla solarken gözlerimi devirdim.

“İkisininde kız olduğu haberi nerden geldi acaba?” dememle beni umursamadan üstümdeki yukarı sıyırarak çıplak karnıma başını koymuştu.

“Babalar hisseder, ikisi değilse de biri kesin kız.” demesiyle gülmeden edememiştim.

“İçimde ben taşıyorum ama babalar hisseder öyle mi?” dediğimde bakışları beni bulurken tek kaşı havalanmıştı.

“Kızlarımla konuşmama izin var mı annesi?” dediğinde ses etmeden başımı çevirerek kollarımı göğsümde bağlamıştım. “Meleklerim, güzellerim benim.” diye karnıma doğru mırıldanmasıyla istemsizce gözlerim dolarken çaktırmadan onu izlemeye başlamıştım. “Ben şaka yapıyorum ikisi de kız diye, oğlum olursa da çok severim. Sadece sağlıklı bir şekilde yanımıza gelin, o yeter.” Dudaklarını karnıma bastırarak derin nefesler almıştı. “Anneye, size bir şey olacak diye ödüm kopuyor. Öyle ki ilk defa ben bile ölmekten korkuyorum, ilk defa yaşamak istiyorum.”

Daha fazla dayanamayan yaşlarım yanaklarıma süzülürken dinlemeye devam ettim.

“Söz veriyorum baba hep yanınızda olacak, sizi hiç bırakmayacak.” derken tekrar dudaklarını bastırdığında burnumu çekmemle bakışları beni bulmuştu. “Sen bizi mi dinliyorsun bakalım annesi? Çok ayıp.” diyerek gömleğimin altına girmeye çalışmasıyla hafifçe gülmüştüm. En sonunda sığamayacağını anlayarak geri çekildiğinde çatık kaşlarıyla gömleğime bakmaya başlamıştı. “Daha benim kafam sığmıyor buna, karnın büyüdüğünde nasıl sığacak? Hemen kıyafet almalıyız.”

“Yuh artık Araf, karnımın o kadar büyümesine daha aylar var.” dememle belimden çekmesiyle yeşilleri yüz hizama gelmişti.

“Hmm! Kaç ay mesela?” derken dudaklarını yanağıma bastırmasıyla inlememek için kendimi zor tutmuştum. Yanağımdan yavaşça hareket ederek boynuma ilerleyen dudaklarıyla istemsizce nefesimi tutarken kollarımı omuzlarına sarmıştım.

“Üç dört ayı vardır sanırım.” dediğim sırada eli gömleğimin içine girerken tenimde hissettiğim dişleriyle daha fazla kendimi tutamayarak inlemiştim. “Araf!”

“Bir tek karnın mı büyüyecek?” diye sorarken göğsümü kavrayan eliyle başım geriye düşmüştü. Uçları hiç olmadıkları kadar hassastı.

“Araf…” diye istemsizce inlerken başını boynumdan kaldırarak yeşillerini yüzüme çevirdi.

“Efendim güzelim.” diyerek sırıtırken parmaklarını sütyenimin içine sokmasıyla dişlerim sertçe dudağıma geçmişti. “Hey, zarar vermek yok.” derken boştaki elini dudaklarıma uzatarak dişlerimin esaretinden kurtardıktan aniden dudaklarını dudaklarıma bastırmasıyla inleyerek ona karşılık vermiştim.

Sanırım bu gece baya uzun sürecekti…

~~~

Elimde ki son tabağıda makineye yerleştirdikten sonra gelen kapı sesiyle yavaşça doğrulmuştum. O gece birkaç küçük yakınlaşma dışında bir şey olmamıştı, çünkü Araf bey inatla uyumam gerektiğini emretmişti. Aklınca sözünü dinlemediğim için bana ceza veriyordu ve sonrasında ki iki gün boyunca patlamaya hazır bomba gibi gezmiştim.

“Güzelim, uğraşma demiştim sana. Niye yoruyorsun kendini?” diyen Araf kollarını belime sararak beni kendine çektiğinde bakışlarımı ona çevirmemiştim bile.

“Yoran başka şeyler olmayınca işte.” diyerek kollarından çıkmaya çalıştığımda beni kendisine çevirerek buna izin vermemişti.

“Güzelim şu birkaç haftada geçsin ki içimiz rahat etsin, sonrasında söz yataktan çıkarmayacağım.” dese de yine de ona bakmamıştım. İnat etmişti üç aylık olsun önce diye, ilk üç ay dokunamazsın diyen beynimi sikeyim!

“Umrumda değil.” derken derin bir nefes almıştım ki burnuma gelen çilek kokusuyla derince yutkundum, çilek ne alakaydı şimdi? Dudaklarımı yalayarak tekrar yutkunduğumda ağzımın içini çilek tadı kaplamıştı sanki, canım çok çekmişti.

“Bir şey mi çekti canın güzelim? Ne çekti? Hemen aldırırım çocuklara.” demesiyle bakışlarım ona dönmüştü. Aslında daha trip atmayı düşünüyordum ama canım feci bir şekilde çilek istiyordu.

“Çilek.” diye mırıldanmamla gözleri ışıldarken hızla başını sallamıştı.

“Çilek, hemen aldırtıyorum.” diyerek hızla mutfaktan çıktıktan hemen sonra geri dönmüştü. “Şubat ayında çilek?” diye şaşkın bir sesle sormasıyla kaşlarım hızla çatılmıştı. “Hiç sorun değil, bulurum ben sana.” dedikten sonrada hızlıca dışarı çıktığında arkasından gülmeye başlamıştım ki gelen araba sesiyle kendisinin almaya gittiğini anlamıştım.

“Yandık.” diye gülerken elimi alnıma çarpmıştım. “Kesin şimdi marketi alıp gelecek.” diyerek salona doğru adımladığım sırada dış kapı tekrar açıldığında adımlarım duraksayarak salonun kapısına dönmüştü ki gördüğüm Arya’yla dudaklarım kıvrılacakken ağladığını farketmemle hızla ona doğru adımladım.

“Sakın. Sakın yaklaşma bana.” demesiyle adımlarım yarıda kesilmişti.

“Arya noldu? Biri bir şey mi dedi halacım?” diye korku dolu bir ifadeyle sormamla öfke dolu gözlerini benden çekmeden gözyaşlarını silmişti. Hızla sözlerini umursamadan ona yaklaşarak elimi yüzüne uzatmıştım ki elime sertçe vurarak geri çekildi.

“Dokunma bana, katilsin sen!” demesiyle dünya o an durmuştu sanki. Gözlerinden geçen korkuyla geriye doğru çekilmesiyle ruhumu cayır cayır yakan bir alev sarmıştı.

Haklı değil mi? Katilsin sen.

“Arya…” diye mırıldandığımda gözlerim dolarken hızla sözümü kesmişti.

“Yalan söyledin bana, babam gibi olmadığını söyledin. Uzak dur benden!” demesiyle hızla başımı olumsuz anlamda salladım.

“Arya, lütfen beni dinle halacı…”

“SEN BENİM HİÇBİR ŞEYİM DEĞİLSİN!” diye haykırmasıyla karnıma sertçe bir sancı girmişti, bir elim karnıma gitse de umursamamaya çalışarak derin bir nefes aldım.

“Arya kim ne söyledi bilmiyorum ama yemin ederim ki yalan, ben kötü biri değilim.” dememle akan gözyaşlarını tekrardan silmişti.

“Öldü demiştin bana, Namık dedenin öldüğünü söylemiştin.” demesiyle tüm parçalar yerine oturmuştu. Namık bir şekilde Arya’ya ulaşmayı başarmıştı. “Senin nasıl bir katil olduğunu gösterdi bana, babamdan hiçbir farkın yokmuş.” Karnımdaki sancı daha da fazla artarken elim can havliyle yandaki masaya tutunmuştu. Başım deli gibi dönerken ayakta kalmaya çalıştım.

“O iyi biri değil Arya, yalan söylüyor.”

“Anla artık, kötü biri olan sizsiniz!” diye haykırmasının ardından hızla arkasını dönüp koşmaya başlamıştı.

“Hayır… Arya…” diye mırıldanarak arkasından gitmeye çalışmıştım ki kararan zihnimle Araf’ın haykıran sesini işitebilmiştim.

“SÂYE!”

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyordum lakin aldığım yoğun kolonya kokusuyla gözlerimi aralamıştım. Bakışlarım yeşillerle çalışırken derin bir nefes aldığını görmüştüm, sanırım hala evdeydik. Uzun süre baygın kalmamış olmalıydım.

“Araf, Arya…” diye mırıldanmamla başını salladı.

“Biliyorum, arkadaşına gitmiş. Peşine koruma yolladım.” demesiyle başımı hızla iki yana salladım.

“Hayır Araf Namık… Namık’a gitti.” dediğim esnada çalan telefon sesiyle Araf’ın yanda duran telefonuna kaymıştı bakışlarımız, yabancı bir numaraydı. Hızla Araf’tan önce davranarak telefonu açtım, eğer o şerefsizi biraz bile tanıyorsam kimin aradığını biliyordum.

“Selam Ateş, bir merhaba yok mu?” diyerek telefonu açan Namık’la tüm bedenimi saran siniri hissediyordum. Hızla yattığım yerden doğrulduğumda Araf’ın sert bakışları telefondaydı, o da anlamıştı ne olduğunu.

“Ona dokunursan seni gebertirim Namık, duydun mu beni?!” diye haykırmamla şerefsiz gülmeye başlamıştı.

“Ama çok ayıp halası, böyle kötü sözler söylememeliyiz.” demesiyle elim ayağım sinirden titremeye başlamıştı.

“Ne istiyorsun Allah’ın cezası? Küçücük çocuk lan o, senin intikamın için kullanabileceğin bir araç değil.” dediğimde tekrar gülmesiyle telefonu kaldırıp fırlatmamak için kendimi zor tutuyordum.

“Bu ilk kullanışım olmayacak Duman. Hep dediğim gibi, bazen insanlara çok güveniyorsun.” dediğinde zihnimde bazı parçalar yerine otururken elimi sinirle saçlarımdan geçirdim.

“Seneler önce vurulduğum gün Arya’yı onlara veren sendin, araba kazası yalandı.” Ve gerçekler aydınlanmaya başlamıştı, Namık hiçbir zaman bizim yanımızda olmamıştı. O sadece kendi çıkarları için yaşayan karaktersizin tekiydi. “Bizi kullandın, hepimizi ayakta uyuttun şerefsiz.”

“Bingo.” diyerek tekrardan gülmesiyle sinirimden yerimde duramayarak ayağa kalkmıştım.

“Ne istiyorsun it herif, söyle!” diye haykırdım sert sesimle.

“Sadece bu akşamki maça gelmeni istiyorum, senin için senelerin hatrına özel bir sürprizim var Duman.” demesinin ardından kapanan telefonla öylece yerimde kalakalmıştım.

“Sâye’m…” diye mırıldanan Araf’la bakışlarım onu bulurken en az benim kadar şaşkın olduğunu farketmiştim, bu durumu onunda bilmediği aşikardı.

“Bu gece bazı şeyler son bulacak Araf, ya o yada biz…”

~~~~~~~~~~~~~

Veeee bölüm sonu!!!

Ender her dayak yediğinde bir gevşiyoruz değil mi?

Darısı Namık’ın başına!!

Özleştik yahu bayadır, çok özledim siziiii. Peki ya siz bizi özlediniz mi???

Neyse bölüme geçelim…

Sizce bölüm nasıldı???

Leyla neden özür diledi???

Namık’ın sürprizi ne olabilir???

Yorumlarda buluşalım canlarım…

Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)

Seviliyorsunuzzzzz

⚖️🖤

Bölüm sonu

2 yorum