İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 44 · 25 dk okuma

SÂYE

Bölüm 44

43. SIRLARIN SAHİBESİ

~Bölüm Şarkıları~

Beyza Durmaz~Olan Var Olmayan Var

Uzi~Zor

Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenimm!!

Nasılsınız???

“Kafası kırık, edemedi kontrol. Chova hayatını toplaması çok zor. Düşündüğünü yap sakın yarına bırakma, istediğim olur hemde istediğim dakka. Dumanını çek, sanki etkisi flakka. Hayatımdan defol hadi kırmızı kartla…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum…

İyi okumalar…

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

~~~~~~~~~

Bazı anlarda siniriniz içinizde köpürerek artardı ya da bazı zamanlar gelirdi, neşeniz içinize dolmaz taşardı fakat şu an bunlardan hiçbirini yaşamıyordum. Oldukça sakin geçen birkaç günün ardından adliyede ki odamdaydım. İşte bu gerçekten tuhaftı…

Cenazede Erhan Demir’i görür görmez apar topar çıkmamız gerekmişti, Ender’in kendisine gelip bizi yakalatması an meselesiyken orada daha fazla kalamazdık. Hızlı bir şekilde ayrılmamızın ardından günler geçmesine rağmen Araf tek kelime etmemişti, dedesinin çıkmasına sevinmekten çok şaşırmış gibiydi. Araf kendisinden habersiz iş yapılmasını sevmezdi ve dedesinin beraatinden kesinlikle haberi yoktu.

Önümde ki dosyayı kapatarak masamın köşesine bırakırken arkama yaslandım, bu kadar sakinlik tedirgin ediciydi. Fırtına öncesi suskun yaşantıyı sevmezdim, kaos daha bana göreydi. Çalan kapımla bakışlarım kapıya dönmüştü.

“Gir.” dedim sakin bir ses tonuyla. Yavaşça açılan kapıdan Cansu girmişti.

“Savcım, yeni başsavcı sizi görmek istediler.” dediğinde başımı sallayarak onu onaylamıştım.

“Tamam Cansu, sen çıkabilirsin.” dediğimde hafifçe gülümseyerek kapıyı kapatıp odasına geçmişti. Yerimden yavaşça doğrularak sandalyenin arkasına astığım ceketimi giyip kapıya doğru yöneldim.

Haluk başsavcının vefatının ardından genel kuruldan yeni bir başsavcı atanmıştı, duyduğuma göre yine Haluk başsavcının yaşlarında bir adamdı. Odamdan çıkarak başsavcının odasına doğru ilerlemeye başladım, odaya vardığımda kapıyı yavaşça tıklatarak gir emriyle içeri girmiştim.

Bakışlarım içeri kayarken tek olmadığımı farketmiştim, Ender de buradaydı. Morarmış bir adet gözüyle!

İçten içe kahkaha atarken odaya girip kapıyı ardımdan kapattım. Bakışlarım başsavcıya kaydığında tahmini ellilerinde olan mavi gözlü kır saçlı bir adam olduğunu görmüştüm, yavaşça önüne yaklaşarak baş selamı verdim.

“Cumhuriyet savcısı Lavinia Demir.” diyerek kendimi tanıttığımda başsavcı ayaklanarak elini bana uzatmıştı.

“Cumhuriyet başsavcısı İlhami Çalık, memnun oldum savcım.” dediğinde elimi uzatarak hafifçe elini sıkarken dudaklarıma küçük bir tebessüm yerleştirmiştim.

“Bende memnun oldum başsavcım, yeni makamınız hayırlı olsun.” dediğimde o da gülümseyerek otururken elini oturmam için önümdeki koltuklara doğru uzatmıştı.

“Çok sağolun savcım. Sizinde başınız sağolsun, Haluk başsavcı iyi adamdı. Mekanı cennet olsun.” demesiyle içimdeki öfkeyi dizginlemeye çalıştım, katili hemen karşımda otururken sinirlenmemek elde değildi.

“Dostlar sağolsun başsavcım.” derken arkama yaslandım. Midem yine bulanmaya başlamıştı ve şu aralar bulantılarıma tek iyi gelen şey onun yağmur kokusuydu, yanına gitmek istiyordum.

“Esasında sizi buraya hem tanışmak hemde yeni davanızla ilgili konuşmak için çağırmıştım Lavinia savcım.” dediğinde sözlerine kulak kesilmiştim, neden çoğul konuşuyordu?

“Tabi, dinliyorum başsavcım.” dedim sakin tutmaya çalıştığım sesimle fakat karşımdaki puşt bana sırıtarak bakmaya devam ederse bunu ne kadar başarırdım bilmiyordum.

“Haluk başsavcının cinayetinin zarfçı davasıyla ilgili olduğunu biliyoruz. Bir süre önce Ender savcımında aynı şahıstan şiddet görmesi bu kişinin bize bir garezi olduğunu gösteriyor.” demesiyle gülmemek için kendimi zor tutmuştum.

Bizim garezimiz sadece karşımızdaki muşmula suratlıya var başsavcım.

İç sesimi duymazdan gelerek dinlemeye devam ettim.

“Bu davada birlikte çalışmanızı istiyorum savcım, o cani katil artık kanunlara boyun eğmesi gerektiğini öğrenmeli.” dediğinde kaşlarım hafifçe çatılmıştı. Bakışlarım Ender’e dönerken yerinde dikleşerek yüzünde ki iğrenç sırıtışıyla bana bakmaya devam ettiğini görmüştüm.

“Rahmetli Haluk başsavcım da vefatından kısa süre önce bunu istemişti zaten başsavcım.” dediğinde yüzüne yerleştirdiği hüzünlü ifadeyi duvara vura vura yok etmek istiyordum. “Lavinia savcımla gerekirse ölüme bile giderim.” demesiyle sinir sırtımdan bir elektrik akımı gibi yol almıştı. Şerefsiz!

“Bu gidişle gidecek gibisiniz.” dediğimde ikisininde bakışları bana dönerken yavaşça elimi kaldırıp gözündeki büyük morluğu işaret ettim. “Gözünüz diyorum, kötü gözüküyor. İyisinizdir umarım.” dememle yüzündeki sırıtış solarken benim dudaklarım kıvrılmıştı.

“Sağolun savcım, iyiyim. Kendini bilmez bir maganda yüzünden oldu.” demesiyle dudaklarım biraz daha kıvrıldı.

“Etraf kendini bilmez insanlarla dolu, dikkat etmenizi öneririm.” dediğimde iğrenç sırıtışı geri gelmişti.

“Merak etmeyin savcım, ben onlara kendilerini çok güzel öğreteceğim.” dediğinde tek kaşım havalanmıştı.

“Siz önce kendinizi öğreninde gerisine hacet yok.” dememle kaşları çatılırken yüzü adeta morarmıştı.

“İyi anlaşmanıza sevindim.” diyen başsavcıyla bakışlarım ona döndüğünde gülümseyerek bizi izlediğini farketmiştim. “Zira şimdiden görevdeki rolünüz gibi davranıyorsunuz.” demesiyle kaşlarım çatılmıştı. Ne görevi? Ne rolü?

“Ne görevi başsavcım?” diye sordum sinirimi kontrol altına alarak.

“Zarfçının dövüş camiasına özel bir ilgisi olduğu aşikar, Haluk başsavcıdan önceki en son vakası Yücel Karahan’dı. Yasadışı dövüş bahisleriyle ünlüydü ve bunun yanı sıra diğer katlettiği çoğu isim yine bir şekilde yasadışı dövüşlerde adı geçen isimlerdi.” dediğinde düşünmeye başlamıştım. Dağhan’a olan nefretim öyle büyüktü ki arada ki bu bağlantıyı çözebileceklerini bile düşünmemiştim.

“Görevimiz nedir peki?” diyen Ender’le tekrardan başsavcıya odaklandım.

“Üç gün sonra yasadışı bir dövüş müsabakası olduğu haberini aldık, zarfçının da orada olacağını düşünüyoruz. Sizin için ise içeri giriş biletinizi bir şekilde hallettik.” diyerek önündeki dosyaları bize uzattığında elinden alarak yavaşça araladım. Gördüğüm detaylarla gözlerim irileşirken dosya yumruğumun içinde sıkışmaya başlamıştı. “Evli bir çifti oynayacaksınız, her zaman bu gösterileri izlemeye giden müdavimleri olacaksınız ve onu bulacaksınız.”

Bakışlarım hala dosyada gezerken sırıtarak bana bakan bakışlarını hissedebiliyordum. Faruk ve Lamia çifti olarak giriş yapacaktık, altında yazan bilgilere bakılırsa artık MİT de işin içine girmişti. Aman ne hoş! Araf bu sefer kesinlikle onu gebertecekti!

“Benim için uygundur başsavcım, o katili yakalamak için elimden ne geliyorsa yaparım.” diyen Ender’le dosyayı kapatarak başsavcıya döndüm. Ne yazık ki reddetmek gibi bir lüksüm yoktu, mesleğim gereği kabul etmek zorundaydım.

“Uygundur başsavcım.” dedim fakat içimden çığlık çığlığa haykırmak geliyordu. Bu ite katlanmak istemiyordum.

“O zaman üç gün sonra sizden güzel haberler almak istiyorum. Şimdilik bu kadar, çıkabilirsiniz.” dediğinde ikimizde ayaklanarak selam verip kapıya yönelmiştik. Benim için kapıyı açmasını umursamadan hızla yanından geçerek odama yöneldiğimde tabiki de peşime takılmıştı.

“Dağ kaçkını kocan laf etmez umarım.” diyen Ender’le içimden sabırlar çekerek ona döndüm.

“Kocam hakkında düzgün konuşmanızı öneririm savcım, gitgide çizgiyi aşıyorsunuz.” dediğimde sırıtarak ellerini kumaş pantolonun ceplerine sokmuştu.

“Sadece gerçekleri söylüyorum savcım, bugün bana kalkan elin bir gün size kalkmayacağının garantisi var mı?” demesiyle tek kaşım havalanmıştı. Şimdi elimi kaldırıp gelişine yapıştırmak vardı işte ama yer müsait değildi. Bakışlarım onu boydan boya süzdüğünde dudaklarımda imali bir gülüş belirmişti.

“Çok tecrübeli konuştunuz, siz öyle mi yaparsınız?” dediğimde sekteye uğradığı yüzünden belli oluyordu. Otel odasında ki kadının hali zihnimde canlanırken iğrenç sıfatı midemi daha çok bulandırmaya başlamıştı.

“Hayır tabikide, ben kocanız gibi cani bir mağara adamı değilim.” demesiyle kaşlarım çatılırken kendimi daha fazla tutamayarak ona doğru bir adım atıp parmağımı kaldırdım.

“Bir kez daha eşim hakkında bu şekilde konuşursanız kavganızı mahkeme salonunda yapmak zorunda kalırsınız.” dedikten sonra konuşmasına izin vermeden hızla odama yönelerek içeri girdim. Elim hızla bulanan mideme gittiğinde adımlarım karşı duvardaki pencereye yönelmişti, temiz havaya ihtiyacım vardı.

Pencereyi açarak yavaşça pervaza yaslandım, bakışlarım gökyüzüne kaymıştı. Gri bulutlar her yanı sarmıştı, bakışlarım bulutlarda gezerken kuğuya benzeyen bir bulutta takılı kalmıştım. Çok güzeldi…

Bir süre orada nefeslendiğimde artık kendimi daha iyi hissetmeye başlamıştım fakat midem hala bulanıyordu. Bir elim yavaşça karnımı okşarken bakışlarım karnıma düştü.

“Sanırım sizde babayı özlediniz değil mi?” derken dudaklarım büzülmüştü, istemsizce gözlerim dolarken burnumu çekip pencereden geri çekildim. Lanet hormonlar! “Bende çok özledim.” derken elim karnımda odanın ortasına doğru adımlamıştım ki aniden içeri dalan yüzle kaşlarım tekrardan çatıldı.

“Savcım durdurmaya çalıştım ama…” diyen hemen arkasında ki Cansu’yla elimi kaldırarak dışarı çıkmasını işaret ettim.

“Demek odan burası.” diyerek içeri ilerleyen Ferhat Argun’la az önceki gerginliğim tekrardan geri gelmişti. Bu şerefsizin burada ne işi vardı? Namık’la beraber yakalanmış olması gerekmez miydi? Nasıl dışardaydı?

“Senin ne işin var burada?” dedim sert sesimle. Bakışları beni bulurken kendisini masamın önünde ki koltuklardan birine atmıştı.

“Kızımın iş yerine gelirken izin mi alacaktım?” demesiyle ona doğru birkaç adım atıp karşısında durdum.

“Öncelikle burası bir iş yeri değil, bir adliye. Ayrıca bende senin kızın değilim, defol şimdi.” dediğimde suratı düşse de belli etmemeye çalışmıştı.

“Ben senin babanım Lavinia, sen istesen de istemesen de gerçek bu.” dediğinde dudaklarımda imalı bir gülüş oluşmuştu.

“Babasın öyle mi?” diye sorarken içimdeki öfke harlanıyordu. “Kuyruğunda gezdiğin adam kafama sıkmak için dört dönüyor ve sende baba olduğunu söylüyorsun öyle mi?” dediğimde yüzü asılırken dirseklerini dizlerine yaslayıp öne eğildi.

“O senden değil yanında ki adamdan kurtulmak istiyor kızım. Niye görmüyorsun? Bu adam sana beladan başka bir şey getirmiyor işte.” derken hafifçe gülmüştü. “Gerçi babası ne ki kendi ne olsun? Şerefsizler işte.” demesiyle hızla önüne giderek ayağımla önünde ki masayı sertçe geriye ittim.

“Dağhan’a laf ediyorsun, ne farkın var ondan?” dediğimde kaşları çatılırken hızla ayaklanarak karışma dikildi.

“Beni o kanı bozukla bir tutamazsın Lavinia, ben seni her zaman sevdim.” demesiyle kahkaham odayı inletmişti.

“Ne sevmesinden bahsediyorsun lan sen?” derken omzundan sertçe geriye ittirdiğimde bir adım gerilemek zorunda kalmıştı. “Beni bırakıp siktir olup gittin sen, sırf Dağhan’a olan korkun yüzünden bir ödlek gibi kaçtın.” dememle kaşları çatılsa da konuşmasına izin vermemiştim. Gözlerim dolarken yaşlar yavaşça yanaklarıma doğru süzülmeye başladı. “Onların benden nasıl nefret ettiklerini biliyordun, bile bile bıraktın beni orada. Hayatımı siktin lan!”

Gözyaşlarım yanaklarıma doğru yol alırken onun gözlerinde ki sinir ise yerini pişmanlığa bırakıyordu.

“Bir kere aramadın beni, sormadın. Bu kız nerdedir, hangi cehennemdedir demedin. Öldü mü kaldı mı diye sormadın baba!” dediğimde son kelime zihnimde çınlamıştı.

Baba…

Söylemeyeli ne kadar da uzun zaman olmuştu…

“Şimdi karşıma geçmiş ne sevgisinden bahsediyorsun sen? Hayatımı o evden çıktığın gün darmadağın etmişken ne sevgisi?” derken elimi kaldırarak sertçe göz yaşlarımı sildim. “O ev çürüdü ve ben yıkılan duvarlarının içinde sıkışıp kaldım baba. Sen gittikten sonra günlerce ağladım lan ben dönmen için, bu muydu karşılığı?” Ellerim sıkıca yakalarına tutunurken onu sertçe kendime çektim. “Karşıma geçip her defasında senin yapamadığın babalığı yapan adama hakaretler saydırasın diye mi bekledim ben seni?”

“Özür dilerim.”

İki kelime on bir harften oluşan ve dünyanın en büyük saçmalık karmaşası…

Onca acının ve onca yaranın tek cevabı kuru bir özür olmuştu. Ellerim yakalarından sıyrılırken yavaşça iki yanıma düştü. Sahiden ne bekliyordum ki? Beni anlamasını mı? Delirmiş olmalıydım, onlar hiçbir zaman beni anlamazlardı.

“Seni asla affetmeyeceğim.” dediğimde onun da bakışları beni bulmuştu. “Şimdi defol, yoksa patronuna yaptıklarımı mumla ararsın.”

“Ben seninle konuşma…”

“DEFOL!”

Haykırışım sözlerini bölerken hızla geriye doğru birkaç adım attıktan sonra tek kelime etmeden arkasını dönüp odayı terk etmişti. Elim yandaki koltuğa tutunurken diğer bir elim ise tekrardan fenalaşan mideme gitmişti. Karnıma giren kramplar artarken derin derin nefesler almaya çalıştım, sakin olmalıydım.

Anne iyi canlarım, bir sorun yok…

Gözlerimi kapatarak bir süre kendime gelmeye çalıştıktan sonra azalan kramplarla yerimden doğrularak hızla masama ilerledim, elim telefonuma uzanırken bir yandan da yandaki kabanımı alarak odadan ayrılmıştım.

“Buyrun efendim.” diyen Agah’la derin bir nefes aldım.

“Araf evde mi Agah?” dediğimde hafif bir hışırtının ardından sesi duyulmuştu. Çevremde ki koruma sürüsünü azaltarak Agah’ı Araf’ın başına dikmiştim, ne yapacağı pek belli olmuyordu.

“Hayır efendim, şu anda Vidus beyle bir dövüş salonundalar.” demesiyle gözlerimi devirmeden edememiştim. Bu adamın kıçında kesinlikle kurt vardı, yerinde duramıyordu.

“Salonun konumunu at ve izlemeye devam et Agah.” dediğim anda telefonuma bildirim düşmüştü.

“Konum atıldı efendim, izlemeye devam ediyorum. İyi günler.” diyerek telefonu kapattığında dudaklarım kıvrılmıştı. Agah’ın bu netliğini seviyordum, uğraştırmıyordu.

Otoparka ilerlerken arkamdaki korumalara küçük bir bakış attım, Araf’ın korumalarını evde bırakarak kendi korumalarımı yanıma almıştım ve bu sayede her anım kamera önünde geçmiyordu. Yoksa Ender’le yaşanan sohbetimizin ardından Araf beni bin kere aramış olur ya da en kötü ihtimalle adliyeyi basardı.

Aklıma tekrardan görev gelirken bıkkın bir nefes alarak arabama bindim, ben bunu Araf’a nasıl söyleyecektim şimdi?!

~~~~~~~~~~~~

Arhan Araf Demir…

Yüzüme doğru savrulan yumruktan hızla kaçınarak geriye çekildiğimde sızlayan yaralarımı umursamadan yumruğumu ona doğru savurmuştum. Ustaca kaçarak geriye çekilirken dudaklarında imalı bir sırıtış kol geziyordu.

“Paslanmışsın Ateş.” diyen Vidus’la kaşlarım daha çok çatılırken sert bir tekmeyi karnına geçirdim. İki büklüm olarak geri çekildiğinde sırıtan taraf ben olmuştum.

“Sana da üç kurşun sıkıp durumları eşitlememi istemiyorsan kapa çeneni Diavolo.” dediğimde gülen suratı bana dönerken hızla üzerime doğru koşarak yumruğunu kaldırdığında geri çekilerek yumruğundan kaçındım.

Arkasına geçtiğim sırada dizime attığı tekmeye hafif sendelesem de ayakta kalmayı başararak yumruklarımı art ardına ona doğru sallamaya başlamıştım. Kollarını yüzüne siper ederek kaçınırken hiç beklemediği anda dizimi karnına geçirdiğimde aniden yumruğunu sol yanağıma geçirmişti. İkimizde geriye doğru savrulurken elimi çeneme atarak hafifçe ovuşturdum, eli sertti piçin.

“Yaralı ceylan iyileşmeye başlamış.” diyerek karnını tutarken bakışlarını bana çevirmişti.

“Dikkat et, ceylan sikmesin belanı.” dediğimde yerinden doğrularak ringin kenarına yaslanmıştı.

“Espri anlayışında geldiğine göre tamamen iyileşmişsin demektir.” dediğinde ona ters bir bakış atarak köşede duran suyuma ilerledim. Tahminimce bir saattir dövüşüyorduk ve artık yaralar keskin bir acıyla sızlamaya başlamışlardı.

“Boş yapma Diavolo.” dedim elimde ki suyun tamamını bitirdikten sonra şişeyi yerine bırakarak.

“Deden çıkmış hapisten.” demesiyle hareketlerim duraksarken derin bir nefes alıp Vidus’a döndüm.

“Hadi, devam.” diyerek pozisyonu aldığımda o da karşıma geçmişti.

“Bu durumdan sonsuza dek kaçamazsın Arhan.” dediğinde yumruğu ona doğru savurmuştum ki hızla kaçınarak arkama geçti. Hızla arkamı dönerek tekmeyi karnına geçirmeyi çalıştığımda bacağıyla beni engellemişti.

“Kaçmıyorum.” dedim sert sesimle.

“Bok kaçmıyorsunuz it herif. O zaman niye hala yanına gitmedin?” derken yumruğunu yüzüme salladığında kolumla engelleyerek bende yumruğu sallamıştım ki geri çekilerek kaçındı.

“Bunca zaman içerden çıkmak istemeyen adam bir anda arkasında ki koruma yığınıyla cenazeye geliyor Vidus, ne düşünmemi istersin?” dediğimde hareketleri duraksarken nefes nefese kalmış bir şekilde bana bakmayı sürdürdü.

“Birinden yardım aldığını mı düşünüyorsun?” dediğinde arkamda ki ringin kemerlerine yaslanmıştım.

“Namık yok Vidus.” dememle onunda kaşları çatılmıştı. Birlikte yakalattığımız şerefsiz bir anda kayıplara karışmıştı. “Hangi karakolu araştırdıysam sistemlerinde Namık diye biri yok ve şu tesadüfe bak ki aynı zamanlarda Erhan Demir hapisten çıkıyor, hemde peşinde bir koruma ordusuyla.” dediğimde anladığını belli edercesine kafasını sallamıştı.

“Onun nasıl biri olduğunu bile bile Namık’tan yardım alır mı?” demesiyle dudaklarımda tiksindiğimi belli eden bir sırıtış oluşmuştu.

“Bu mecrada kimse tam anlamıyla iyi değildir, bunu sende biliyorsun.” dediğimde tekrardan başını sallamıştı. “Bunca zamandır içerdeyken bu kadar korumaya sahip olması imkansız Vidus, birinden yardım almak zorunda.”

“Ve o kişi de bir zamanlar en güvendiği adamı olan Namık oluyor diyorsun.”

“Aklıma başka bir ihtimal gelmiyor. Namık’ı da eğiten kişi oydu, şimdi hapisten çıktığında da kendi eğittiği kişiye güvenmesi olanaksız değil.” dediğimde dudaklarında imalı bir sırıtış belirmişti.

“Öz torununa değil de eğittiği adama güvenmeyi seçtiyse bu onun sorunu olur.” demesiyle derince bir nefes alarak bakışlarımı çevrede gezdirdim. O puşt dışardayken Sâye’mden uzak kalmak ruhumu sıkıntıyla dolduruyordu, yanımda olmalıydı.

“Şu anda Erhan sikimde olan son şey bile değil.” diyerek çevreme bakınmaya devam ettim.

“Hayret, bir saattir biricik karını aramadın. Büyük başarı.” diyen Vidus’la bakışlarım telefonumu aramayı keserek ona çevrildi.

“Kıskanma lan.” diyerek bakınmaya devam ettiğimde bana doğru yaklaşarak yumruklarını sağlam koluma vurmaya başlamıştı, hafifçe inen ellerinden gücünü kullanmadığını anlayabiliyordum.

“Hadi ama bastardo, ne güzel eğleniyorduk.” (Piç herif) demesiyle gözlerimi devirerek yumruğumu kaldırıp yumruğumun tersini yüzünün ortasına hafifçe geçirdiğimde burnunu tutarak geri çekilmişti.

“Çocuk mu eğlendiriyorsun göt? Geri çekil.” dediğimde omuzlarını dikleştirerek elini yüzünden çekti.

“Duman’ın özel emri kardeşim, kusura bakma. Başına bir iş açmasına engel ol dedi.” dediğinde tek kaşım havalanmıştı. Bakın siz benim küçük hanımıma, arkamdan beni korumak için iş de çevirir olmuş.

“Sen tek bir söze tamam demezsin, neyle tehdit etti?” dediğimde suratı düşerken gözlerini devirdi.

“Niran’ı bulmuş.” demesiyle kendimi tutamayarak bir kahkaha patlatmıştım. Küçük mafyam yine iş başındaydı anlaşılan. “Gül tabi gül. Sen manyak, karın senden manyak. Yapıştınız lan yakama.”

“Eline o kozu sen veriyorsun Diavolo, zeki karımda işine geldiği gibi kullanıyor.” dediğimde gözlerini devirerek kenardaki suyuna ilerlemişti. “Sahiden sen bu kıza ne zaman açılacaksın lan? Sen sevmeye başladığın sıralar da ben tüm kadınlardan nefret ediyordum. Sonra aşık oldum, evlendim, karım hamile ve sen hala uzaktan izliyorsun.”

“Sağol ya, çok yardımcı oldun şu an.” demesiyle gülerek yerde ki havlumu alıp saçlarımdan damlayan terleri sildim. Eve geçmeden önce kesinlikle duş almalıydım, Sâye’m şu aralar kokulara bu kadar hassasken benden iğrenmesini istemiyordum.

“Seninki sevgiden çok sapıklığa doğru gidiyor yalnız.” dediğimde doğrularak bıkkın bakışlarını bana çevirdi.

“Sanki sen yıllarca uzaktan izlememişsin gibi.”

“Dört yılla on yıl aynı şey mi amına koyayım?” dememle gözlerini devirmişti.

“Ha dört ha on, ne fark eder?” demesiyle tek kaşımı kaldırarak ona inanmaz bir bakış atmıştım. “Neler yaşadığımı biliyorsun Ateş. Yıllarca Don’la uğraşırken kıza gidip ‘Merhaba ben İtalyan mafyasıyımda gel beraber İtalya’ya kaçalım.’ diyemezdim.” (Don: İtalyan mafya lideri) dediğinde haklı olduğunu biliyordum fakat şu an onunla uğraşmak beni daha çok eğlendiriyordu.

“Bence bunu deseydin koşarak gelirdi. Şu sıralar çoğu Türk kadını İtalyan erkeklerine hasta.” diyerek sırıttığımda gözlerini devirmişti.

“Ne ondan vazgeçebildim ne de bu amansız sevgiden, öyle arada sıkışıp kaldım.” demesiyle zihnimde geçmişteki halim canlanmıştı. Bir zamanlar bende aynı durumdaydım, onu anlayabiliyordum.

“Bundan kurtulmanın tek yolu onun kollarında olması Vidus, başka bir yolu yok.” diyerek arkamı döndüğüm sırada gördüğüm yüzde dudaklarım hızla kıvrılmıştı.

“Kimmiş o hasta olan kadınlar bakayım?” diyen Sâye’mle hızla ringin köşesine geldim.

“Oh sonunda! Bir an hiç kurtulamayacağım sandım.” diyen Vidus’la ellerini kaldırarak dua eder gibi yüzüne sürmüştü. “Hoşgeldin Duman, ben kaçar.” diyerek hızla ringden atlamasıyla gözlerimi devirerek karıma bakmaya devam ettim.

Karım…

Bu kelimeyi her an her yerde haykırmak istiyordum ve bu istek asla azalmıyordu.

“Sorumun cevabını alamadım.” diyerek üstünde ki kabanını ve ceketini çıkartıp yandaki sandalyenin üstüne atan Sâye’mle bakışlarım etrafa kaymıştı. Yeteri kadar sıcak mıydı burası? Üşümesini istemiyordum.

“Genel konuştum güzelim.” derken ringe doğru attığı nazik adımlarını izliyordum. Üstündeki beyaz gömleği ve siyah kumaş pantolonuyla bile o kadar güzel duruyordu ki büyülenmeden duramıyordum, çok güzeldi…

“Nerden çıktı bu konuşma?” diye sorarken yandaki merdivenlerden çıkarak yanıma gelmişti.

“Vidus neden şu kıza hala açılmadığını açıklamaya çalışıyordu.” dediğim sırada bana doğru yaklaşarak kollarını belime sarıp yüzünü boynuma gömdüğünde içim sıcacık bir hisle dolmuştu. “Terliyim güzelim.”

“Midem bulanıyor, biraz böyle duralım.” demesiyle kollarımı bedenine sararak elimi toplu saçlarına attım.

“Güzelim böyle daha çok bula…”

“Yağmur kokusu iyi geliyor, bulantıyı kesiyor.” diyerek sözümü kesip burnunu daha çok boynuma yaslamıştı. Alıp verdiği derin nefesleri boynuma çarparken kasıklarımda ki sızıyı düşünmemeye çalıştım.

“Birileri özlemiş anlaşılan.” derken saçındaki tokayı yavaşça açarak aşık olduğum tutamlarının dökülmesine izin vermiştim. Saçları uyandığım zamandan bir biraz daha uzamıştı, omzundan aşağıya doğru geliyordu.

“Evet, özledik.” diyerek dudaklarını tenime bastırdığında gözlerimi kapatıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Ona her ne kadar dokunmak için yansam da malum sebepler yüzünden yapamıyordum, acaba çocuk için çok mu acele etmiştik?!

“Hmm! Ne kadar özledin?” dememle tenime temas eden dudaklarının kıvrıldığını hissetmiştim. Dudakları boynumdan kulağıma doğru yavaşça hareket ederken kollarını belimden çekerek omuzlarıma sarıp boyuma yetişmeye çalışmıştı.

“Çok…” diye fısıldamasıyla kulağıma çarpan sıcak nefesi yüzünden neredeyse inleyebilirdim. “Ay sana çok önemli bir şey göstermem lazım.” diyerek heyecanla geri çekildiğinde dudaklarım biraz daha kıvrılırken libidomu köreltmeye çalıştım.

Eli hızla üstündeki gömleğine giderken alttan birkaç düğmeyi çözdükten sonra pantolonunda düğmesini ve fermuarını açarak aşağıya çekiştirmişti. Bakışlarım görünen yeşil iç çamaşırına kayarken derince yutkunmam gerekmişti. Çok kötü sınanıyordum!

“Bak.” diyerek yan dönüp açtığı karnını işaret ettiğinde bakışlarımı zor bela iç çamaşırından alarak karnına çevirmiştim ki gördüğüm hafif şişlikle kaşlarım havalandı. Büyümeye başlamışlardı.

Elim karnına giderken hafifçe okşadığımda içim amansız bir huzurla doluydu. İkiz olduklarını öğrendiğimde her ne kadar şaşırsam da hayatımın en mutlu anlarından biri olmuştu.

İki tane güzelime benzeyen dünya güzeli kızlarım olsa fena mı olurdu? Hayali bile çok güzeldi…

~~~~~~~~~~~

Lavinia Demir…

Dövüş salonuna vardığım an gördüğüm manzarayla nerdeyse düşüp bayılacaktım. Üstü tamamen çıplaktı ve akan terler mermer cildinde ilerlerken gerçekten bir heykelden farksızdı. Konuyu hemen başka yöne çekmezsem içime girmesi için diz çöküp yalvarabilirdim, neyseki son anda çevirebilmiştim.

“Büyüyorlar.” derken hafifçe karnımı okşadığında hızla başımı olumlu anlamda salladım, içim kıpır kıpırdı.

“Evet ama bugün yine midem bulandı.” diyerek dudaklarımı büzdüğümde karnımda olan bakışlarını bana çevirip sırıtarak dudaklarını büzdüğüm dudaklarıma bastırdı. Karnımdaki eli pantolonumun fermuarına giderken yavaşça kapattığında içimde yükselen hisler aniden yere çalışmıştı, başka şeyler hayal etmiştim oysaki.

“Kayra ilk zamanlar olur demişti güzelim. Çok mu bulandı?” Dudaklarıma doğru konuşurken pantolonumun düğmesini de kapattığında moralim istemsizce daha çok düşmüştü ve neden düştüğünü bile anlamamıştım.

“Hayır, iyiyim.” diyerek geri çekilip asık suratımla gömleğin düğmelerini iliklemeye başladığımda ellerime sarılan parmakları bana izin vermeyerek bedenimi sertçe kendine çekmişti.

“Güzelim ne oldu şimdi? Bir şey mi yaptım?” derken yeşilleri gözlerime odaklanmıştı. Telaş yeşillerinde kol gezerken istemsizce gözlerim doluyordu ve neden ağlamak istediğimi bile anlamıyordum.

“Bir şey yok.” diyerek burnumu çektiğimde elleri yanaklarıma sarılırken hafifçe okşamaya başladı.

“Bebeğim ne oldu? Biri bir şey mi dedi?” diyen telaşlı sesiyle yüzümde ki ellerini sertçe iterek arkamı döndüm.

“Sen beni artık sevmiyorsun.” dememle hızla önüme gelmesi bir olmuştu.

“O nerden çıktı şimdi Sâye’m?” dediğinde ona bakmayarak ellerimi göğsümde bağlayıp kafamı çevirdim.

“Dokunmadın.” diye mırıldanmamla yan gözle dudaklarının kıvrıldığını görmüştüm. “Bak bir de gülü…” derken sözümü bitirmeme izin vermeden enseme sarılan parmaklarıyla beni hızla kendisine çekerek dudaklarını dudaklarıma yapıştırdı. Sıcak dudakları adeta dudaklarımın arasında erirken inlememe engel olamamıştım.

“Arka taraf erkek hizmetli kaynıyor güzelim, bu kadar görünür alanda yapamayız.” demesiyle yanaklarımın ısındığını hissediyordum. Utancım içimde yükselirken neden bu sebebi düşünmediğimi anlayamıyordum, lanet olası hormonlar! “Eve gittiğimizde bakalım dudaklarımı kendinden nasıl ayıracaksın küçük hanım.”

Sözleriyle kasıklarım sızlarken hafifçe geri çekildiğinde bakışlarım kararan yeşillerine tutunmuştu. Parmakları yavaşça gömleğimin açık kalan düğmelerini de iliklediğinde gözleri gözlerimden bir saniye bile ayrılmamıştı, öyle bir bakıyordu ki sanki zihnimden geçen her bir sözü duyuyor gibiydi.

Selam yakışıklı.

“Selam güzelim.” demesiyle gözlerim irice açılmıştı.

“Hassiktir.” Dudaklarımdan aniden dökülen küfürle kaşları havalanırken bana anlamaz bakışlar atıyordu. O esnada ne olduğunu anlamıştım. “Ben onu sesli mi söyledim?”

“Evet, oldukça sesliydi.” diyerek sırıtmasıyla bende gülmüştüm. “İçinden bana böyle şeyler söylemen ne hoş, keşke gerçekte de duysam.” demesiyle sırıtarak kollarımı boynuna sardım.

“Yakışıklı kocam benim.” dememle elleri belime sarılırken burnunu hafifçe burnuma sürttü.

“Bunu evde söylemeni tercih ederim güzeller güzeli karım.” dediğinde hafifçe kıkırdamıştım.

“Ev demişken, siz niye evde değilsiniz acaba kurtlu kocam?” dememle kaşları havalanırken dudaklarına küçük bir gülümseme yerleştirmişti.

“Sıkıldım.” derken attığı yavru köpek bakışlarıyla daha çok gülesim gelmişti. “Ayrıca sen niye gerginsin bugün? Omuzların kasılmış.” diyerek ellerini omuzlarıma getirip hafifçe okşadığında zihnimin içinde adliyede ki anlar dönmüştü.

“Ferhat geldi bugün adliyeye.” dememle elleri duraksamıştı. “Onlar yakalanmamış mıydı Araf? Adliyeye nasıl gelebildi?” dediğimde kaşları çatılırken derin bir nefes almasıyla bir şey öğrendiğini anlamıştım.

“Yoklar güzelim. Hangi karakola baktıysam bir şekilde yoklar, sıvışmanın yolunu buldular demek ki.” dediğinde benimde kaşlarım çatılmıştı. Namık dışardaydı ve bize öfkeli olduğuna emindim.

“Peki bildiğin bir gizli alanı var mıydı önceden? Bana kıyasla sana daha yakındı o zamanlar.” dememle bir süre düşündükten sonra başını olumsuz anlamda sallamıştı.

“İlk zamanlar kafam pek yerinde değildi, hatırlamıyorum o yüzden.” demesiyle zihnimi geçmişi doldururken içimi gereksiz bir sinir kaplamıştı. Şirkette ki gereksiz kızın konuşmaları kulaklarımda çınlarken geriye çekilip ondan biraz da olsa uzaklaşmıştım.

“Aa pardon, siz o dönem önünüze geleni sikmekle meşguldünüz çünkü.” dediğimde önce kaşları havalanırken ardından gözleri kısılmıştı. Belime sarılan eli beni tekrardan kendisine çekerken parmakları hafifçe çenemi tutmuştu

“Önümdesin mia dea.” diyen boğuk sesiyle tüylerim ürperirken yeşillerine bakmayı sürdürdüm. “O dönem birilerini sikmekten daha önemli işlerim vardı, Ateş adını duyurmak gibi.” dediğinde içimde körüklenen kıskançlık azalsa da yüzüm hala düşüktü. “Ayrıca geçmişim düşündüğün kadar kabarık değil güzelim, sikine hakim olamayan biri hiçbir zaman olmadım. Ta ki sen hayatıma girene kadar.”

Sözleriyle iyice yumuşarken dudaklarımın kıvrılmasına izin vermiştim, bu sözleri ondan duymak güzeldi. Esasında geçmişi çok umursamazdım ama bir anda sinirime dokunmuştu. Tekrar ediyorum, lanet olası hormonlar!

“Tamam, affettim.” diyerek sırıttığımda o da gülümseyerek beni göğsüne yaslamıştı.

“9 ay nasıl geçecek acaba?” diyerek derin nefes almasıyla kaşlarım çatılırken geri çekilmeye çalıştığım da başımı daha çok göğsüne bastırmıştı. “Tamam tamam, bir şey demedim.”

“Aferin, böyle hanımcı olacaksın işte.” derken kollarımı beline sardığımda hareket eden göğsünden güldüğünü anlamıştım. Bakışlarım dövmelerinde gezerken parmağımı ölüm çiçeği dövmesinde gezdirmiştim, zaman çok hızlı geçiyordu.

“Ben hanımcı değilim, Sâye’ciyim.” demesiyle gülerek başımı kaldırıp yeşillerine baktım.

“Canım kocam.” diyerek parmak ucuma yükselip yanağına dudaklarımı bastırdığımda arkadan gelen öksürük sesiyle bakışlarımız oraya kaymıştı.

“Gidin başka yerde cilveleşin lan, olan var olmayan var.” diyen Vidus’la gülüşüm daha çok artarken Araf ters bakışlarını ona çevirmişti.

“Sus lan sen, sapık.” diyen Araf’la gülüşüm daha da artarken onları izliyordum.

“Şu kocana bir şey söyle Lavinia, sapık deyip duruyor bana.” diyen Vidus’la bakışlarımı yeşillere çevirdim.

“Yazık ama çocuğa hayatım, küçük sapık o.” dediğimde Araf’da gülerken Vidus homurdanmaya başlamıştı.

“Tamam o zaman, küçük sapık derim.” diyerek ilerlemeye başlayan Araf ringden atladıktan sonra beni aniden kucağına almasıyla kaşlarım çatılmıştı.

“Yaraların hala iyileşmedi be adam.” diye çemkirerek kucağından indiğimde sırıtarak dudaklarını yanağıma bastırmıştı.

“Taş gibiyim ben hatun, hiçbir şeyim yok.” dediğinde yanda ki Vidus gülmeye başlamıştı.

“Hatun mu? Hoşgeldin Osmanlı padişahı.” diyerek gülen Vidus’la istemsizce bende gülmüştüm. Seviyordum bana hatun deyişini.

“Serçe demiyoruz en azından.” diyen Araf’la Vidus’un gülüşü sakinleşmişti.

“Niye öyle diyorsun? Sen seversin kuşları, kara kartal.” diyen Vidus’la Araf tek kaşını kaldırarak ona bakmıştı.

“Çok konuşma lan kıçımın aslanı.” dedi Araf gözlerini devirerek.

“Çocukluktan hatıram, cimbomum bana kalan. Yanar bu şehir yanar, adı Galatasaray!” diye haykırarak şarkıyı söylemeye başlayan Vidus’la Araf sabır çekmeye başlamıştı.

Atışmaları öyle tatlıydı ki Araf’ın ne ara üstünü giyinip bizi dışarı çıkardığını anlamamıştım. Arabanın yanına doğru adımlarken Araf’ın omuzlarıma attığı kabanımı giyerek cebindeki anahtarı Agah’a attım. Hızla beni anlayarak arabama ilerlediğinde bende ise Araf’ın arabasına yönelmiştim, onunla gideceğim için arabam burada kalamazdı.

“Seninle uğraşamam aslan, git ötede haykır.” diyen Araf’la Vidus daha çok gülmeye başlamıştı.

“Kabul et oğlum, sizden daha iyiyiz.” diyen Vidus’la Araf ona ters bakışlar atarak kapımı açıp binmemi bekliyordu.

“Sevdalı yüreklerde beyaz sürgünler, halayla türkülerle sevdi bu kalpler.” diyerek marşı söylemeye başlayan Araf’la kaşlarım havalanırken bakışlarını gözlerime çevirmişti. “Yıldızlar tutuştu siyah beyazla, marşlarımız ağlasın kartal aşkıyla.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken bakışlarım yeşillerindeydi. Marşı bile ithaf etmesi hoşuma gitmişti.

“Ben gidiyorum amına koyayım, bu nedir ya? Hep bir cilveleşme.” diyen Vidus arabasına yöneldiğinde Araf’ın bakışları onu bulmuştu.

“Vidus.” diye bağıran Araf’la Vidus duraklarken bakışlarını Araf’a çevirmişti. “Siktir git.” demesiyle başımı olumsuz anlamda sallayarak arabaya binmiştim. Vidus ise anlamadığım bir hızda İtalyanca küfür ederek arabasına binmişti.

Çalan telefonumla ekrana baktığım sırada kaşlarım çatılmıştı, gördüğüm isimle görev zihnimde çınlarken telefonu yüzüne kapatarak arabayı çalıştıran Araf’a döndüm. Arayan Ender’di ve şu an onunla uğraşamazdım.

“Hayatım benim sana bir şey söylemem lazım.” dediğim de bakışları yandan beni bulurken kaşları hafifçe çatılmıştı.

“Dinliyorum güzelim.” demesiyle derin bir nefes aldım. Belki bir anda söylersem kavrayamazdı ve çok bir şey demezdi.

“Yeni gelen başsavcıyla tanıştık bugün.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Çok güzel, ee?” dediğinde derince yutkundum.

“Zarfçıyı yakalamak için bir plan yapmışlar ve Ender’le beni de dahil ettiler.” dememle başı hızla bana dönerken arabanın hızını yavaşlatarak sağa çekmişti.

“Ee?” Bakışlarım yeşillerinde dönerken bir kez daha yutkundum.

“Üç gün sonra bir dövüş müsabakası varmış ve…” diyerek duraksadığımda Araf kemerini çözerek tamamen bana dönmüştü.

“Evet güzelim benim, ee?” demesiyle bakışlarımı önüme çevirdim.

“Ender’le evli çift rolü yaparak içeri girmemizi söyledi.” dememle arabada büyük bir sessizlik oluşmuştu. Bakışlarım yeşillere dönerken gözünü bile kırpmadan bana baktığını fark etmiştim. “İtiraz edemezdim Araf, dikkatleri üstümüze çekerdik.”

Tek kelime etmeden önüne dönen Araf arabayı çalıştırdığında bende ona dönmüştüm.

“Araf lütfen böyle yapma, zaten maksimum bir saat oturup kalkacağız. Yakalayacağımız zarfçı yanı başımızdayken oradan ne bulabiliriz ki?” dediğim sırada elini sertçe direksiyona geçirmesiyle adeta yerimden zıplamıştım.

“O orospu çocuğunu elimde fırsat varken gebertmeliydim. Bu durumu o sağlamadıysa en adi şerefsizim.” diyen sinirli sesiyle eş zamanlı olarak telefonum tekrar çalmıştı. Ekranda yazan isimle gözlerimi devirerek tekrar kapattığımda Araf’ın bakışları telefona düşmüştü. “O döl israfı arıyor değil mi? Aç telefonu.” demesinin hemen yanı sıra tekrar aradığında aramayı kapatarak Araf’a döndüm.

“Sen sakin olana kadar hiçbir şey yapmıyoruz Araf.” dediğimde arabayı tekrardan kenara çekerek derin bir nefes aldıktan sonra aniden ensemden tutup beni kendine çektiğinde dudaklarını dudaklarıma bastırmıştı. Derin nefesler alarak öpmeye başladığında elimi yanağına koyarak karşılık veriyordum.

Aradan ne kadar süre geçtiğini bilmezken çalan telefonumla geri çekilmek zorunda kalmıştım, ekranda tekrar aynı isim belirirken gözlerimi devirerek cevaplayıp hoparlöre aldım.

“Lavinia savcım, yemin ediyorum önemli olmasa rahatsız etmezdim.” diyen telaşlı sesiyle kaşlarım çatılmıştı. Gerçekten telaşlı olsaydı savcım demeyi akıl etmezdi bu mal!

“Ne var Ender savcım, akşamın bu saatinde?” dediğimde derin nefesler almıştı. Araf ise pür dikkat telefonu dinliyordu.

“Duman’ı buldum savcım, şu anda onu izliyorum. Hemen attığım konuma gelmesin.” demesiyle bakışlarım Araf’a tutunmuştu. Başını olumlu anlamda salladığında derin bir nefes alarak telefona döndüm.

“Geliyorum.” dedikten sonra hızla aramayı sonlandırdığımda Araf ise telefonu elimden alarak konuma bakmaya başlamıştı.

“Buldum diye otele çarpıyor puşt.” demesiyle arkama yaslanmıştım ki araba tekrardan hareket etmeye başladı. “Ben göstereceğim ona oteli.”

“İlk ben girip bakacağım Araf, belki gerçekten biri kendisini Duman olarak tanıtmıştır.” dediğimde inanmaz bakışları beni bulmuştu.

“Seni o karaktersizle iki saniye bile yalnız bırakmam.” dediğinde elim direksiyona sıkı sıkıya tutunan ellerine kaymıştı.

“Bırakmayacaksın zaten, hemen kapının dışında saklanacaksın. Lütfen Araf.” dediğimde istemiyor olsa da zorla kabul etmişti.

Hızla adamları arayıp konumu attığında bende aynı şekilde kızlara atmıştım, etrafa konuşlanmaları benim için iyi olurdu.

Bakalım o salağın karın ağrısı neydi?…

~~~

Karşımdaki otel kapısıyla boynumu kıtlatarak beklemeye başladım. Otele gelmiştik ve Araf adeta sinirinden ayaklı bir bombaya dönmüştü, ters bir şey olması için neredeyse dua bile edebilirdi.

Açılan kapıyla arabada hızlıca at kuyruğu yaptığım saçımı sıkarak düzelttim, gerginlikten ne yapacağımı şaşırmıştım. Ender kapının kenarına gizlenerek parmağını dudağına yaslayıp sus işareti yaptıktan sonra içeri geçmemi söylediğinde elim silahıma gitmişti. İçeri doğru adımlayarak çevreye bakındığımda tek gördüğüm gül yaprakları ve mumlarla süslenmiş bir masaydı.

“Üzgünüm sevgilim ama bana başka bir yol bırakmadın.” demesiyle eş zamanlı olarak kapıyı kilitlemişti. Bakışlarım hızla ona dönerken geriye doğru birkaç adım attım.

“Sen bana oyun mu yaptın?” dedim sinirle, sanki oyun olduğunu anlamamışım gibi. Aksinin mümkün olmadığını biliyordum fakat onun atladığı önemli bir detay vardı, söylediği yalan hemen karşısındaydı.

“Kollarıma gelmen için buna mecburdum birtanem.” diyerek masaya yönelerek benim olduğunu düşündüğüm bardağa kırmızı şarap doldurmaya başladı. “Hem geçen gün babanla da tanıştım, aramızdaki ilişkiye çok mutlu oldu.”

“Bizim aramızda bir ilişki yok ruh hastası, delirmişsin sen.” dediğimde gülmeye başlamıştı.

“Ah! Hadi ama güzelim, sahibine gel.” diyerek kollarını iki yana açtığında ellerim iki yanımda yumruk olmuştu. Bakışlarım çevrede gezinirken üstümdeki kabanımı kenara bıraktım.

Adliye de değiliz…

Dudaklarım kıvrılırken ona doğru birkaç adım attığımda dudakları daha çok kıvrılmıştı, nefesleri hızlanırken midemi daha çok bulandırıyordu. Gülüşüm hızla solarken göğsüne geçirdiğim sert bir tekmeye geriye doğru çekildiğinde iğrenç bakışları beni bulmuştu.

“Demek eğlence istiyorsun, eğleniriz.” diyerek hızla bana yöneldiğinde az önce masaya bıraktığı şarap şişesini alarak sertçe kafasına geçirdim. Kulağımda bir kulaklık vardı ve aksi bir durumda Araf haber vermem için hazırda bekliyordu fakat şu an zamanı değildi, eğlenmek istiyordum.

Kafasını tutarak geri çekilen Ender’i umursamadan elimdeki şişenin parçasını fırlatarak yumruğumu sertçe yanağına geçirdim. Art ardına yumruklarımı yüzüne geçirirken ellerime tutunan elleriyle dizimi sertçe bacak arasına geçirip alnımı burnuna gömdüm.

Haykırarak iki büklüm olduğunda dinlenmesine izin vermeden etrafımda dönerek sertçe tekmemi kulağına geçirmemle bedeni kırık camların üstüne düşmüştü. Hızla yanına giderek yakalarından kavrayıp yumruğumu sertçe yüzüne geçirdiğimde duyduğum seslerden burnunun kırıldığını anlamıştım. Elleri iki yanına düşerken nefeslenmek için ayaklanarak geri çekildim.

Ağzında biriken kanları kusarken yüzü kan içinde kalmıştı.

“Şimdi kimmiş sahip göt herif!”

Haykırışım odanın içinde yankılanırken dudaklarım tehlikeli bir edayla kıvrılmıştı. Her zaman dediğim gibi, Duman’ı kimse yenemezdi…

~~~~~~~~~~~~

Veeee bölüm sonuuu…

Wuhuuuu!!!

Bu nasıl bir bölümdür beee?!!!

İçimizin yağları eridi mi???

Sizce bölüm nasıldı???

Sizce Namık’ın diğer planı ne olacak?

Ender bu durumdan sonra nasıl geri dönecek?

Sizce Ferhat ne söylemek için gelmişti?

Bu arada küçük bir dipnot canlarım!!!!

Her ne kadar artık SÂYE’ye düzenli bölümler gelemese de söylemek istedim, önümüzde iki hafta boyunca finallerim olduğu için yeni bölüm gelmeyecektir fakat sonrasında bomba gibi geri döneceğimize emin olabilirsinizzz!!!!

Yorumlarda buluşalım canlarım…

Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)

Seviliyorsunuzzzzz

⚖️🖤

Bölüm sonu

5 yorum