İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 49 · 45 dk okuma

SÂYE

Bölüm 49

48. GELECEĞİN UMUTLARI

~Bölüm Şarkıları~

Simge~Aşkın Olayım

Pinhani~Sevmekten Hiç Usanmam

Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm…

Biliyorum… oldukça uzun bir zaman oldu. Bu zaman boyunca başıma gerçekten gelmeyen kalmadı diyebilirim canlarım, beklettiğim için hepinizden özür dilerim ama işte yine buradayım. Bizi özlediniz mi??

Son 2 bölümümüz kaldı ve artık gerçekten beğeni ve yorum istiyorum sizden, hadi bakalımmm!!!

“Söylenmedi hiç sana layık düşler, benden önce. Tutsak yüreğim, biliyorsun sen de ince ince. Yangın yeri hep buralar sayende, yok şikayet… Gel bir sarayım, aşkın olayım. Gel bir sarayım, aşkın olayım…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

~~~~~~~~~

Çevremi saran yağmur kokusunun yarattığı huzurla yerimde biraz daha mayışırken bakışlarımı akıp giden yoldan ayırarak kokunun kaynağına çevirdim. Dün hastanede ki işimizi hallettikten sonra arabada uyuyakalmıştım, ardından ise sabah Araf’ın sıcak kollarında uyandığımı hatırlıyordum. Gerisi kocaman bir karanlıktı. Bu hamilelik durumu bende gereksiz bir uyku da yapmıştı, her şey hormonların suçuydu.

Sabah ise Erhan Demir’in attığı mesajla apar topar hazırlanarak yola koyulmuştuk, bizi kahvaltıya davet etmişti ama Araf daha çok savaşa gider gibiydi. Arkamızda en az beş araba dolusu koruma bizi takip ederken dedesinin attığı konuma ilerliyorduk. Sahiden söylediği gibiydi, konu ben olunca kimseye güvenmiyordu.

Ona baktığımı fark etmiş olacak ki bakışları yandan bana döndüğünde yeşillerinde ki gerginliği görmemek mümkün değildi. Korkuyordu, bunu biliyordum ama o korkularını alamamak canımı yakıyordu. En çokta korkmakta haklı olduğunu bilmek…

“Bir sorun mu var güzelim?” diyen sesiyle düşünce karmaşasından çıkarken hafifçe gülümsedim.

“Kocamı izlemem için bir sorun mu olması lazım?” dememle onunda dudakları kıvrılırken elini vitesten çekerek bacağıma atmıştı.

Fazla yukarı çıkma orman gözlüm, zaten cayır cayırız. Yapma, yanarız!

Hafifçe boğazımı temizleyerek bacağımda ki elini görmezden gelmeye çalışmıştım, bu hormonlar iyice nevrimi döndürmüştü. Adamın üstüne atlayıp duruyordum!

“Tabiki de hayır güzelim ama gecelerinin ardındaki soru işaretleri pek sorun yokmuş gibi durmuyor, o yüzden sordum.” derken bakışlarını tekrardan yoldan ayırarak bana çevirdiğinde kırmızı ışıkta durduğumuzu farketmiştim. “Yoksa doya doya bakabilecek tek kadın sensin, istediğini yapabilirsin.” Dudaklarım sözleriyle biraz daha kıvrılırken elimi bacağımın üstünde ki eline atarak parmağımı teninde belirgin olan damarların üzerinde gezdirmeye başlamıştım.

“Neden gergin olduğunu düşünüyordum.” derken bakışlarım parmağımın gezindiği elindeydi. Eli esasında ne kadar büyük olursa olsun zarifti ve bu zarif parmakların bir insanı nasıl öldüresiye dövdüğünü görmüştüm. Görünen güzelliği ardından ki ölümcül zehri saklıyordu ve bu umrumda bile değildi, iki zehir birbirine zarar veremezdi.

“Akrabam olması kötü biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor Sâye’m, sonuçta bir zamanlar masanın lideri oydu.” dediğinde bakışlarımı parmaklarımın üzerinde durduğu yüzüğünden çekerek ona çevirmiştim.

“Dedeni sevdiğini sanıyordum.” dediğim sırada yanan yeşil ışıkla yola koyulurken parmakları bacağımı hafifçe kavramıştı.

“Sen ve çocuklarımız hariç kimseyi sevmiyorum.” Sesi bakışları gibi sertti, kendinden emin konuşmuştu. Sözleri her ne kadar kalbimi ısıtsa da çevresinin aslında ne kadar kalabalık olduğunu bilmesi gerekiyordu. Hepimiz onu çok seviyorduk.

Başımı hafif yana yatırarak sesime oyuncu bir hava katarken alaycı bir sesle konuştum.

“Vidus’u bile mi?” dememle kaşları hafifçe çatılırken yeşilleri anılara dalmıştı sanki. Gözlerini hüzün kaplamıştı ama neden?

“Zamanı geldiğinde onunda beni arkamdan vuracağını biliyorum, tıpkı bir zamanlar benim ona yaptığım gibi.” demesiyle hafifçe yerimden doğrulmuştum, Araf’ın birini sırtından vuracağını hiç düşünmezdim. Özellikle de kardeşi gibi gördüğü adamlardan birinin.

“Ne yaptın ki?” dedim merakıma yenik düşerek. Gerçekten oldukça merak etmiştim, ne yapmış olabilirdi ki? Nedense içimden bir ses şu Vidus’un uzun zamandır aşık olduğu kadınla ilgili olduğunu söylüyordu ama emin değildim.

“Uzun hikaye güzelim, sonra anlatırım.” dediğinde anlayış göstererek başımı olumlu anlamda sallarken parmağımı elinin üstünde gezdirmeye devam ettim, teninin üstündeki şişkin damarlarla oynamak hoşuma gidiyordu.

“Peki ya bizimkiler?” diyerek soran bir sesle tekrardan ona döndüğümde bakışları yandan beni bulmuştu. “Onları sevdiğini biliyorum.”

“Evet, belki ama sevgi tam anlamıyla güven kavramı olduğunda açığa çıkar.” derken yeşilleri gözlerimde gezinmişti. “Bu tabi ki onların suçu değil ama ben kimseye güvenmem.”

“Kimseye?” dedim soran bir sesle. Tek kaşım tehlikeli bir edayla kıvrılırken içimden yükselen ağlama hissini zor bela bastırmıştım.

“Sen kimse değilsin mia dea, sen benim ruhumsun. Olmadan yaşamayacağım bir varlığı nasıl reddedebilirim?” dediğinde zihnimi saran anlık öfke hızla yok olurken yerini adeta duygusal bir kelebeğe bıraktığı sırada park edilen arabayla bakışları tamamen beni bulmuştu.

“Seni çok seviyorum.” diye mırıldandığım sırada bedenini bana çevirerek başını yüzüme doğru yaklaştırmıştı.

“Bende sana ölürüm be hatun.” demesiyle kaşlarım hızla çatılırken geri çekildim.

“Bak yine ölüm diyor, çakacağım bir tane ağzına.” dememle kaşları havalandığında ne dediğimi o an anlamıştım. Neyse ki adama daha öncesinde siktir git bile demişliğim olduğu için artık çok şaşırmıyordu.

“Vur güzelim, senin vurduğun yerden güller biter.” demesiyle gülesim gelmişti. Koskoca İtalyan adam da selvi boyluma bağlamıştı ya artık ne görsem şaşırmazdım!

Sevgi neydi? Sevgi emekti…

“Yalnız bu kamyon arkası sözlerle beni tavlayamazsın.” derken sesim haddinden daha cilveli çıkmıştı. Bu duygu durum değişimleri artık beni bile yormuştu.

Sözlerimle dudakları kıvrılırken bacağımdaki elini diğer eliyle değiştirdikten sonra boştaki eliyle hafifçe çenemi kavramıştı, yüzümü yavaşça kendine yaklaştırdığında bakışlarım istemsizce dudaklarına ve yeni tıraş olmuş yüzüne düşüyordu. Bu sefer sinek kaydı olmuştu, bu hali de ayrı bir yakışıyordu.

“Bebeğim çoktan tavladığım için şu an çocuklarımıza hamilesin, hatırlatırım.” demesiyle tek kaşım havalanırken bedenim tamamen ona dönmüştü.

“Tek bakışımla seni seneler önce tavlamıştım zaten kocam, hatırlatırım.” diyerek göz kırptığımda dudakları kıvrılırken yüzünü biraz daha bana doğru yaklaştırdığında nefesi yüzüme çarpmaya başlamıştı.

“İşte şimdi nakavt oldum.” diye mırıldanmasıyla bakışlarım tekrardan onu bulduğunda emniyet kemerini çözerek bana daha çok yaklaşmıştı. Yakınımdaki yeşilleri sadece gözlerime odaklıyken dudakları hafifçe sağa doğru havalanmıştı.

“Ee, Ateş’i de tek bir kişi yenebilirdi zaten.” dediğimde bakışları dudaklarıma kayarken bacağımda ki eli yavaşça yukarı doğru kaymaya başlamıştı.

“Hmm! Kimmiş o?” demesiyle bakışlarım yeşillerinde gezinirken elinin üstünde duran ellerimden birini çekip boynuna getirerek boğazını kavradım.

“Bir düşün istersen, zor olmasa gerek.” derken elimi hafifçe sıkılaştırdığım sırada aniden dudaklarıma yaslanan dudaklarıyla nefes almaya bile vaktim olmamıştı.

Çenemde duran eli enseme kayarken diğer eli ise belime tutunarak beni daha çok kendisine çekip aradaki boşluğu yok etmişti, aklımı durdurmaya çalışıyorsa bunu kesinlikle başarmıştı. Dudaklarımın arasından sıyrılan dili damağıma tadını bırakırken boğazında ki elimi saçlarının arasına daldırmıştım, biraz daha devam ederse varlığımı bile unutabilirdim.

“Duman’ım.”

Mırıldanışı zihnimin duvarlarında çınlarken diğer bir elim ise üstündeki gömleğin yakasına sıkıca tutunmuştu. Gerilerden bir ses sürekli nerede olduğumuzu zihnime fısıldasa da bunun pek umrumda olduğu söylenemezdi, dudakları bu denli yakınımdayken geri kalanları nasıl düşünebilirdim ki?!

“Doğru cevap.” diye zar zor bulduğum sesimle mırıldandığımda nefes nefese kalmış bir halde dudaklarından hafifçe uzaklaşarak soluklanmaya başlamıştım. Kasıklarım üstüne atlamamı haykırırcasına sızlarken zihnimin gerisinden gelen sese kulak vererek nerede olduğumuzu hatırlamıştım, şu anda üstüne atlayamazdım!

“Evet, o yüzden hemen eve geri dönüp ödülümü vermelisin.” diyen boğuk sesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılırken dudaklarına derin bir öpücük bırakarak geri çekildim.

“Dedenin sözünü çiğneyerek kötü gelin olamam hayatım, kusura bakma.” diyerek sırıtmamla yeşilleri kısılırken ensemde ki eliyle beni tekrardan dibine çekmişti. Dudakları her ne kadar dibimde dursa da öpmek yerine öylece beni delirtmek istercesine sıcaklığıyla dudaklarımı yakıyordu.

“Ben ikimiz içinde yeteri kadar kötü biriyim zaten gelin hanım, sen dert etme.” derken her konuştuğunda dudaklarıma dokunan dudaklarıyla ne dediğini bile anlayamazken içimdeki isteği daha fazla zapt edemeyerek dişlerimi sertçe alt dudağına geçirmemle boğazdan gelen hırıltısıyla hafifçe geri çekilmişti.

“Kötü biri görmesek inanacağız.” derken dudaklarımda ki gülüşle geriye çekildiğimde gözlerini benden ayırmadan dilini kızaran dudağında gezdirmişti.

“Sen hiçbir zaman inanmayacaksın, çünkü ben sana asla kötü biri olmayacağım.” demesiyle yüreğim ısınırken ellerim karnıma sarılmıştı.

“Size demek istedin sanırım.” dememle gözleri karnıma düşerken dudakları kıvrılmıştı, ardından aklına her ne geldiyse suratı düşerken yüzünde bir katili andıran o ifade canlanmıştı. “Bir şey mi oldu hayatım?”

“Sevdiğim adam diye bir lavuğu karşıma getirirse iyi biri olacağım hakkında söz veremem.” demesiyle aniden gülesim gelmişti, cidden şu an buna mı sinirlenmişti?

“Araf’ım bunlar için henüz erken değil mi? İstersen önce bir doğsunlar.” dediğimde sinirle nefesini vererek önüne dönmüştü ki çevremizi saran insan kalabalığını daha yeni farketmiştim. “Sanırım artık gitmemiz lazım koca adam.”

“İçeri girdiğimizde ne olursa olsun arkamdan ayrılmak yok, gerekirse bitişik duracaksın Sâye. Anlaşıldı mı?” diyerek başını bana çevirdiğinde gözlerimi devirmeden edememiştim. Her ne kadar haklı bile olsa hiçbir durumda aciz gibi korunmayı kendime yediremiyordum, ben böyle eğitilmemiştim.

“Denerim.” diye mırıldanmamla kaşları hızla çatılırken parmakları çenemi bularak başımı kendine çevirmişti.

“Sâye.” diyen itiraz kabul etmeyen sesiyle oflayarak bakışlarımı yeşillerine çevirdim.

“Emredersin kocam.” dediğimde dudakları tekrar kıvrılırken yaklaşarak dudaklarını yavaşça dudaklarıma sürtmüştü.

“Kocan yesin seni.” diyen mırıltısıyla kasıklarım tekrardan sızlamıştı. Bu kadar ani etki etmesi tamamen bedenimin bana ihanetiydi, başka bir sebebi olamazdı.

“Az önce yeteri kadar yedin zaten, ilerisi içinde çevremizi saran korumalar eşliğinde pek hoş olmazdı sanırım kocam.” diyerek alaycı bir sesle konuştuğumda Araf’ın bakışları hafifçe yana dönmüştü ki korumaları o an fark ettiğini anlamıştım, az önce sinirinden görmemiş olmalıydı. Kıskanç kocam belli ki oldukça kıskanç bir baba da olacaktı!

“Bir tane normal akrabam olsa dişimi kıracağım amına koyayım.” diyen sert sesiyle tekrardan bana döndükten sonra dudaklarıma kısa ama oldukça etkili bir öpücük bırakarak geriye çekilmişti. Kesinlikle başım dönüyordu. “Sözlerimi sakın unutma.” diyerek derin bir nefes aldıktan sonra kapısını açıp dışarı çıkmıştı.

Korumalardan biri hızla benim kapımı da açmak için yöneldiğinde Araf’ın tek bir el hareketiyle koşar adımlarla geriye çekilmişti. Kapıma doğru adımlayan Araf kapımı açarak elini bana uzattığında centilmen tavırlarının da ayrı bir seksi olduğunu hatırlamıştım ya da ben artık azgınlıktan kafayı yemiştim, her şey mümkündü.

Tuttuğum eliyle dışarı çıktığımda ardımdan kapıyı kapatarak hızla arka koltuktan kabanımı alıp omuzlarıma bırakmıştı, hareketleri ne kadar nazikse bakışları da bir o kadar sertti. Bir kartal misali etrafı tarıyordu gözleri, herhangi bir sorunda bomba misali patlayabilirdi. Bu bakışlarından bile okunacak kadar netti.

Kabanımı giydiğim sırada korumalarda arabalardan inerek çevremizi sardığında artık onlardan daha kalabalık olmuştuk, bakışlarım ileride ki kocaman malikaneye kaydığında istemsizce kaşlarım havalanmıştı. Büyükçe bir villa kocaman bir arazinin ortasında duruyordu, İstanbul’un gizli kalmış İtalya’sı gibiydi.

Araf’ın eli belimi bulurken bizi eve doğru yönlendirmişti, arkamızda ki koruma yığınıyla birlikte eve ilerlerken gerilmeden edememiştim. Senelerce bu işlerin içinde olduğumu biliyordum fakat yine de ben bir savcıydım, burada olmam bile yanlıştı aslında ama ne kadar umrumda olduğu tartışılırdı.

“Burası kendi evi mi?” diye mırıldandığımda bakışları bana dönmezken başını olumlu anlamda sallamıştı.

Gözleri hala çevrede gezinirken boşta ki eli her an belindeki silahına gidebilecek kadar yakında duruyordu. Bedenin gerginliği her halinden belli olurken derin bir nefes alıp önüme döndüğümde elimi belimdeki elinin üzerine koyarak yavaşça okşamıştım, belki az da olsa sakinleşmesini sağlardı.

Eli sıkılaşarak beni daha çok kendisine çekerken saçlarımın arasında sıcak nefesini hissetmiştim.

“İyiyim güzelim.” diye fısıldarken dudaklarına başıma bastırarak geri çekilmişti, alttan tek kaşımı kaldırarak ona baktığımda gülmek üzereyken kendisini son anda toparlayıp sert ifadesini tekrardan takınmıştı. Aman gülerse çizgisi bozulurdu mafyamın!

Bakışlarım önüme dönerken Erhan Demir’in kapının önünde arkasında ki adamlarıyla bizi izlediğini görmüştüm fakat tek değildi, yanında Selçuk Kara ile birlikteydi. Bu ismi en son Araf’ın telefon görüşmesinden hatırlıyordum, Ender’i bulması için emir vermişti ama burada ne işi vardı?

O sırada tüm parçalar yerine otururken kaşlarım hafifçe çatılmıştı. Tabi ya! Erhan’a yardım eden Namık değil Selçuk’tu, adamları verende oydu.

Araf’ın belimdeki eli kasıldığında önüme doğru attığı bir adımla beni gizlerken belimden ayrılan eli elimi bulmuştu, beklemediği biri olduğu için gerilmişti. Ona bu sebeple kızamazdım, bende gerilmiştim. Dedesiyle karşı karşıya gelen Araf’ın duruşu hala sertken bir elimi omzuna koyarak hafifçe yanına gelip sert bakışlarımı bende karşımdaki adamlara çevirmiştim.

“Seni tekrardan görmek güzel Duman.” diyen Selçuk’la Araf’ın diğer eli de belimi bulurken beni yavaşça arkasına doğru itmeye çalışmıştı. Yüzümü bilen nadir insanlardan biri de Cellat’tı, dobralığına her zaman güvenirdim. Araf’ın vurulduğu sırada ben lider olduğumda da oldukça yardımı dokunmuştu ama bu ihanet etmeyeceği anlamına gelmezdi. Herkesin mutlaka bir ihanet payı vardı, bunu bilir ve buna göre yaşardım.

“Neden burada olduğunu öğrenirsem duygularımız karşılıklı olabilir Cellat.” dediğimde dudakları kıvrılırken başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Öğreneceksiniz.” diyerek Erhan Demir’e döndüğünde ondan bir emir beklediğini farketmiştim, ne kadar yaşlanırsa yaşlansın Erhan Demir onlar için hala bir liderdi.

“Geldiğiniz için teşekkürler çocuklar, devamını isterseniz yemekte devam edelim.” diyen Erhan Demir’le bakışlarım Araf’a döndüğünde sert bakışları hala bakiyken başını yavaşça olumlu anlamda salladığını görmüştüm.

Karşılık olarak Erhan Demir’in dudakları kıvrılırken arkasını dönüp bahçeye doğru ilerlemeye başlamıştı, hava oldukça güneşlik olduğu için kahvaltı sanırım bahçedeydi. Arkamızda ki koruma yığınıyla arka bahçeye ilerlerken bir yandan da Araf’ın tuttuğum elini hafifçe okşuyordum, fazla gergindi ve bunu belli ediyordu.

Neredeyse kuş sütü eksik olan masaya yerleşirken karşımdaki sosisle midem ağzıma gelirken hızla başımı yanımda ki yağmur kokusuna çevirmiştim. Yoğun kokularla hala tam olarak anlaşamamıştık ve sosiste onlardan biriydi. Araf hızla tabağa uzanıp masanın bir diğer köşesine bıraktığında sonunda derin bir nefes alarak omzundan kafamı kaldırabilmiştim.

“İyi misin güzelim?” diyen Araf’ın telaşlı sesiyle bakışlarım gözlerini bulduğunda hafifçe gülerek başımı olumlu anlamda salladım.

“İyiyim sadece kokular, biliyorsun.” dediğimde başını olumlu anlamda sallayıp dudaklarını alnıma bastırarak geriye çekilmişti.

“Götürün şu tabağı.” diyen Erhan Demir’le bakışlarım onu bulduğunda yanda hazırda bekleyen hizmetlilerden biri hızla gelerek tabağı almıştı. “Başka rahatsız eden bir şey varsa götürsünler kızım ya da canının istediği herhangi bir şey varsa getirebilirler.”

“Hayır, teşekkürler.” dediğimde gülümseyerek başını sallamıştı. O sırada Araf’ın yemeklere bakındığını görmüştüm, ne yaptığını biliyordum. Herhangi bir zehir durumuna karşı herkesin yemeklerden almasını bekliyordu.

İkinizi de aynı kişinin eğittiği çok belli…

Derin bir nefes alarak çevreye bakındığımda ekili gülleri farketmiştim, renk renk güllerle doluydu bahçe.

“Suna kızım çok severdi gülleri, belki biraz da olsa anısını yaşatır istedim.” diyen Erhan Demir’le tabağıma yiyeceklerden dolduran Araf’ın eli duraksamıştı, benim bakışlarım ise sadece yüzündeydi. “En çokta kırmızıyı severdi, evine her gittiğimde mutlaka vazosunda olurdu. Mekanı cennet olsun kızımın.”

Araf dolan bakışlarını hızla kaçırırken doldurduğu tabağımı önüme iterek kendi tabağına odaklanmıştı, benimde gözlerim istemsizce dolarken derin bir nefes alarak kendime gelmeye çalıştım. Evinde hep güller olur demişti ve bizim de evimizde her daim güller vardı, Araf’ın aldığı siyah güller…

Kırmızı gül aşk demekti fakat siyah gül sonsuz aşkı temsil ederdi, o yüzden artık kırmızı yerine siyah almaya başlamıştı? Annesine benzememi istemediği için mi?

Bakışlarım Araf’tan ayrılmazken gözlerinde ki hüznü görmek ruhumu daha çok yaralıyordu, anne konusu onun için her zaman acı verici olacaktı. Biliyordum ve ne yazık ki bu konu hakkında yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Masada ki herkes durgunlaşırken Erhan Demir’in de en az Araf kadar acı dolu baktığını fark etmiştim, her ne kadar Dağhan’ın babası olsa da demek ki Suna anneyi kendi kızı gibi seviyordu. Öyle ki Araf bile sözlerine tek kelime etmemişti.

“Şimdi geçmişin sırası değil baba, güzel gelecekler var elimizde.” diyen Selçuk ortamı toparlamaya çalışırken Araf’ın bakışları onu izleyen beni bulmuştu. Gözlerini yavaşça kapatıp açarak iyi olduğunu belirttiğinde bende hafifçe gülümseyerek elimi dizinin üstüne koyup okşamıştım, bu kısaca benim dilimde buradayım demekti.

“Selçuk haklı.” derken bakışları bana kayan Erhan Demir’le bende ona dönmüştüm. “Torunlarım nasıl kızım? İyi misiniz?” dediğinde bakışlarım hafifçe Araf’a kaymıştı, ne cevap vereceğimi bilememiştim. Sonuç olarak buraya öylesine bir ziyarete değil gerçekleri öğrenmeye gelmiştik.

“Çocuklarım sonra ki konu, önce neler olduğunu anlatacaksın.” diyen Araf’ın sert sesiyle bakışlarım onlara döndüğünde Selçuk’un sakince bizi izlediğini görmüştüm, hamilelik durumuna şaşırmadığına göre önceden haberi var demekti.

“Tamam ama önce yemekler evlat, gelinim yüklü haliyle aç acına beklemesin.” diyerek tabağındaki yumurtayı ağzına attığında bakışlarım Araf’a kaymıştı ki başını sallayarak onaylamasıyla bende tabağıma dönmüştüm.

Sessizce geçen yemek faslının ardından hepimiz arkamıza yaslanırken Erhan Demir’in çağırdığı hizmetliler masayı toplamaya başlamışlardı. Aramızda sessizlik hakimken Araf hala bacağının üstünde duran elimin üzerine elini bırakarak yavaşça parmağını tenimde gezdirmişti, bu hareketi az da olsa gerginliğimi alırken bakışlarımı ona çevirmemi sağlamıştı. Yüzü her an bir bir çatışmaya girecek kadar sert ve acımasız duruyordu, yeşillerinde korku namına ise tek bir işaret bile yoktu.

“Gelelim sebebi ziyaretinize.” diyen Erhan Demir önünde ki kahvesinden bir yudum alarak tekrardan bize dönmüştü. “Rahmetli beni hapisten çıkarmayı çok istiyordu, haksız yere yattığımı biliyordu ama doğruyu söylemek gerekirse ben bunu hiçbir zaman istemedim. İçerde olmak burada olmaktan daha güvenliydi ama son zamanlarda beni dinlemedi, en son gelişinde ise tedirgindi. Sanki öleceğini biliyordu ve bu olmadan önce de beni çıkartmak istemişti.”

Haluk başsavcıdan bahsettiği apaçık bir gerçekti, son zamanlarda ise zarfçı davasıyla ilgiliydi. Bu yüzden tedirgin olabilir miydi? Sıranın ona geldiğini mi düşünmüştü?

“O gün mahkemeye çıkarıldım ve beraatim verildi, Haluk’a çok sinirlenmiştim. İstemediğim halde beni çıkarttırmıştı ama ne kadar ararsam arayayım onu bulamadım, sonra öğrendim ki öldürülmüş.” derken bakışları beni bulmuştu. “Duman tarafından öldürülmüş.” Kaşlarım çatılırken bakışlarım sadece gözlerine odaklıydı, ne demek istiyordu?

“Duman suçsuzları öldürmez.” dediğimde sesim düşündüğümden daha sert çıkmıştı.

“Biliyorum ve katilin kim olduğunu bildiğini de biliyorum.” demesiyle aslında neyi istediğini anlamıştım, katili öğrenerek işini bitirmek istiyordu ama buna izin veremezdim. Gözler hala bu kadar çok üstümüzdeyken Ender’in öldürülmesi sadece şüphe çekerdi, kaldı ki akıl hastanesinde tutsakken artık bir zarar da veremezdi.

“Katili biz hallettik.” diyen Araf’la bu sefer Erhan Demir’in bakışları onu bulmuştu.

“Öldürdünüz mü?” dediğinde Araf hafifçe yutkunurken başını olumlu anlamda sallamıştı, bu hareketiyle Erhan Demir’in dudakları kıvrılırken derince bir nefes vererek arkasına yaslandı. “Sana güvenim tam evlat, acı çektirmeden öldürmezsin.”

Bakışlarım tekrardan yeşilleri bulduğunda gözlerinde bariz bir öfke vardı, söylediği gibi öldürememiş olmanın yaşattığı bir öfkeydi bu.

“Doğru, öldürmem.” diyen Araf’ın sert sesiyle tenimin ürperdiğini hissetmiştim, her ne kadar onun hep iyi halini görmüş olsam da bu onun cani bir katil olmadığı anlamına gelmiyordu.

Seninde ondan bir farkın yok.

Doğruydu, benimde bir farkım yoktu. Elimde kaç canın kanı vardı onu bile bir süre sonra saymayı bırakmıştım ve şimdi bu kanlarla bir yuva kurmuştum, bu beni daha da cani yapmaz mıydı?

“Ona noldu peki?” diyen Erhan Demir’le zihnimin karanlık mahzeninden çıkarak konuşmalara kulak kabartmıştım.

“Birkaç gün önce öldü.” diyen Araf’la bakışlarım ona dönmüştü, kimden bahsediyorlardı? “Hakettiği gibi bokunda boğuldu.” demesiyle parçalar yerine oturmuştu, Dağhan ölmüştü.

“Onu değiştirmeyi çok denedim evlat ama başaramadım.” diyerek bakışlarını bahçeye çeviren Erhan Demir’in gözlerinde bariz bir hüzün vardı. “Anneni kurtaramadım ama karının kurtulması için her şeyi yaparım.” demesiyle yerimden dikleşerek bakışlarımı hepsinin üzerinde gezdirmiştim.

“Ne kurtarması bu?” diyen sert sesimle Araf’ın bakışları beni bulduğunda eli elimi hafifçe kavramıştı, bir sorun olmadığını söylemeye çalışıyordu ama benim şu an önemsediğin tek şey Erhan Demir’in sözleriydi.

“Namık sandığınız kadar kolay lokma değildir evlat, onu bu kadar kolay alt edemezsiniz.” dediğinde sessiz kalarak dinlemeye devam etmiştim. “Onu ilk kez Dağhan’la tanıştıran kişi bendim, ortak olurlarsa belki Dağhan karısının ölümünü atlatır diye düşünmüştüm ama yanıldığım bir nokta oldu.” derken derin bir nefes almıştı. “Namık Dağhan’dan bile daha beterdi, onu düzeltmek yerine sadece akıl vererek daha da kötüleştirmişti.”

Araf’ın elimi tutan parmakları sıkılaşırken bacağını sallamaya başlamıştı, kendini bir şekilde sakinleştirmeye çalışıyordu. Duyduğu şeyler hiç kolay değildi sonuçta.

“Sadede gel.” diyen Araf’ın sert sesiyle Erhan hafifçe öksürerek masada bize doğru eğilmişti.

“Namık’ın eli kolu uzundur, şu anda bile adamlarının çevremizde olduğuna eminim.” diye kısık sesle konuştuğunda ikimizde herhangi bir tepki vermemiştik, bunca zaman yanımda çalışan kişi bile onun adamı çıkmışken şaşırmam yersiz olurdu. “Eğer sizinle bir husumetim olduğuna inanırsa hapisten kaçtığında ilk benim yanıma gelir.” demesiyle kaşlarım çatılırken bakışlarım Araf’ı bulduğunda onun sert bakışlarının sadece Erhan Demir’de olduğunu görmüştüm, tabiki de bu planı öncesinden biliyordu. Her zaman her şeyi bildiği gibi…

Eli parmaklarımı sıkıca kavradığında daha ben ne olduğunu anlayamadan Araf hızla ayağa kalktığında bende peşinden kalkmak zorunda kalmıştım. Çatık kaşları ve sert bakışları sadece Erhan’a odaklıyken boştaki elini aniden masaya çarpmasıyla hafiften yerimden zıplamadım desem yalan olurdu.

“Liderlik bende ve öyle olmaya da devam edecek Erhan Demir, bunu o kafana sokacaksın.” diyen sert sesiyle Selçuk hızla ayaklanırken silahını çekerek Araf’a doğrultmuştu.

“Ben artık bu mecradayken masayı bir çocuğa mı bırakacağım?” diyen Erhan Demir’de ayaklandığında elim hızla belimde ki silaha giderken çıkartarak hiç düşünmeden Erhan Demir’e doğrultmuştum. “Ayrıca öğrendiğim kadarıyla lider sen değilsin karın ve masayı tekrar alabilmek için önümdeki hiçbir engeli önemsemem.”

Araf elini masadan çekerek doğrularken sert bakışları sadece Erhan Demir’in üzerindeydi, gergin omuzları bir dağ misali yıkılmaz dururken eli silahına yakın bir pozisyonda durmuştu.

“Baba da benim, imparator da benim, kral da benim. Varsa cesaretin kapım hep açık, hodri meydan.” diyen sert sesiyle Erhan Demir’de elini sertçe masaya çarpmıştı.

“Laflarına dikkat et çocuk, benim bu mecrada senin yaşın kadar kendini lider sananları öldürmüşlüğüm var.” derken bakışlarını beni bulmuştu. “Dikkat et de karın sırada ki olmasın.”

Sözleriyle eş zamanlı olarak Araf beni hızla masadan uzaklaştırırken önümde siper olmayı da ihmal etmemişti.

“Oğlunu geberttiğim gibi seni de gebertmem sadece saniyelerimi alır Erhan, ailemden uzak duracaksın.” demesiyle çevremizi korumalar sararken bir savaş ortamının tam ortasında kalmıştık. Onların korumaları bize silah çekerken bizimkiler ise onlara çekiyorlardı.

“Ben son sözümü söyledim Arhan, aileni korumak sana kalmış.” diyen Erhan Demir’le korumaların hepsi aynı anda silahlarının emniyetlerini kapattıklarında bakışlarım yanımda duran Agah’a kaymıştı, yüzünde belirgin bir yorgunluk vardı. Neyi vardı?

Yanımdan gelen kahkahayla bakışlarım Araf’a döndüğünde gülüşünde mutluluktan hiçbir iz yokken sadece ölüm vardı, ürkütücü gülüşü bahçede yankılanırken bu durum sadece kalbimin hüzünle dolmasını sağlamıştı. Çünkü gözlerinin arkasında ki üzüntüyü bir tek ben görebiliyordum, bunu biliyordum.

“Tüm ailemi kendi ellerimle öldürmüşken bir tanesini daha öldürmek bize koymaz Erhan Demir, şu saatten sonra ensene dikkat et. Nefesim her daim yanında olacak.” Sözlerinin hemen ardından sıkıca tuttuğu elimle arkasını dönerek ilerlemeye başladığında silahımı indirerek bende peşine takılmıştım.

Az önce yaşananlar her ne kadar bir oyun olsa da gerilmeden edememiştim, Araf’ın tavırları o kadar gerçekçiydi ki bir ara ben bile inanmıştım. Sözleri zihnimde çınlarken tek bir yere takılmıştım.

Tüm ailemi kendi ellerimle öldürmüşken…

Annesinin ölümünden de kendi suçluyordu. Bu sözler hiç yalandan söylenmiş gibi değildi, gerçek hisleriydi. Hızla arabaya doğru adımlarken ikimizinde sesi çıkmıyordu, sanki gerçekten az önce büyükçe bir kavgadan çıkmıştık ve sindirmeye çalışıyor gibiydik.

Ulaştığımız arabayla sertçe benim kapımı açarak binmemi bekledikten sonra binmemle aynı sertlikle kapıyı kapatarak sürücü tarafına geçmişti. Arabayı hızla çevirerek yola koyulduğunda bakışlarım sadece üzerindeydi, başını sağa sola eğerek kendini sakinleştirmeye çalışıyordu.

“Neler oluyor Araf?” dediğimde derin bir nefes alarak bakışlarını bana çevirmişti.

“Bir şey yok güzelim, Namık için oyun yapıldı.” dediğinde tamamen ona dönerek kollarımı göğsümde bağlamıştım.

“O yüzden mi bu kadar gerginsin?” dememle bakışlarını önüne çevirmişti.

“Dedemin haklı olduğunu bildiğim için gerginim mia dea, Namık’ı birkaç parmaklık içeride tutamaz.” dediğinde haklılık payı olduğunu biliyordum. Kollarımı aşağıya indirerek önüme dönerken derin bir nefes aldım.

“Bizde ona göre önlem alırız o zaman hayatım, Namık bir tanrı değil.” derken bakışlarım tekrardan onu bulmuştu. “Sadece kendini çok zeki zanneden bir insan.” dediğimde dudakları hafifçe kıvrılırken başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Elinde silah tutarken daha da seksi olduğunu farkettim.” diye mırıldanmasıyla dudaklarım kıvrılırken gözlerimi devirerek önüme dönmüştüm.

“Konuyu değiştirme Araf.” dediğim sırada eli bacağımı bulurken hafifçe sıkmıştı.

“Konu hep orada güzelim, ben bir şey yapmıyorum.” demesiyle bakışlarım onu bulurken bacak bacak üstüne atmamla eli bacaklarımın arasında sıkışmıştı.

“Şimdi ne olacak peki? Dedenle bir daha görüşmeyecek misin?” dediğimde bakışları bacaklarımın arasında duran eline kayarken adem elması yavaşça hareket etmişti.

“Telefonla görüşürüz ara ara, zaten fazlasına gerek yok.” derken bakışları beni bulduğunda gözlerinde hüznünde öfkeninde kaybolduğunu görmüştüm.

“Anlıyorum.” diye mırıldanırken başımı geriye yasladığımda tekrardan yutkunarak önüne dönmüştü.

“Seni eve bırakıp şirkete gitmem lazım mia dea ve biraz daha elim orada kalırsa kaybettiğim milyonlar bile sikimde olmaz.” demesiyle bu sefer yutkunan taraf ben olurken istifimi bozmadan onu izlemeye devam ettim.

“Toplantın mı var?” diye sorduğum sırada yanan kırmızı ışıkla araba durduğunda bakışları bana dönmüştü.

“Evet güzelim, yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz. O yüzden bu toplantıda benimde olmam lazım.” dediğinde bacağımı kenara alarak elini serbest bırakmıştım.

“Ne zaman dönersin?” dediğimde yanan yeşil ışıkla yola koyulurken eli hala bacağımda duruyordu.

“Çok uzun sürmez, birkaç saate evde olurum.” derken bakışları yandan beni bulmuştu. “Hem bizimkiler seni görmeye geleceklerdi, onlarla vakit geçirirsin.”

“İyi olur aslında, onlara da henüz cinsiyetleri söylemedik.” dediğimle kıvrılan dudaklarıyla başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Sana başarılar güzelim.” diyerek gülmesiyle kaşlarım havalanmıştı.

“Niye ki?”

“Görürsün.” demesiyle gözlerim kısılırken anlamaya çalışmıştım, niye öyle demişti ki?

Önüme dönerken hızla akıp giden yolu izlemeye başlamıştım. Ondan ayrı kalmayı sevmiyordum ve vurulmasından sonra bu hisler daha çok artmıştı. Başına ya bir şey gelirse düşüncesi ruhumu çepeçevre sararken bir elim karnımı bulmuştu, onlar için güvende durmam gerekiyordu. Henüz tam anlamıyla kazanmamıştık ve tehlikeye atamazdım, atmamalıydım.

Bir süre sonra duran arabayla bakışlarım yeşillerini bulduğunda zihnimden bir ses gitmemesi için çığlık çığlığa bağırsa da onu hep evde saklayamayacağımı biliyordum, bir işi vardı ve başında durmalıydı. Onu yanımda tutmak istemem nankörlük mü oluyordu yoksa korku mu bilmiyordum ama her iki koşulda da bunu yapamayacağıma emindim.

“Niye o güzel surat asıldı bakalım?” demesiyle dudaklarıma küçük bir gülümseme yerleştirerek omzumu silkmiştim.

“Şirkette ki kadınlar aklıma geldi.” diyerek öylece salladığımda bakışlarından inanmadığı çok belliydi. Tek kaşı imalı bir hareketle havalanırken başını sağa doğru hafifçe yatırmıştı.

“Umrumda olan tek bir kadın var ve o da hemen karşımda güzelim, şimdi asıl konuyu söyle?” demesiyle dudaklarım bu sefer gerçekten kıvrılırken yeşillerinde kaybolmuştum.

“Seni tek bırakmayı sevmiyorum.” diyerek ağzımın içinde mırıldandığımda dudakları kıvrılırken bakışları yüzümde gezinmişti.

“Tek olmayacağım Sâye’m, korumalar yanımda olacak.” derken bir eli yanağımı bulurken yüzümü kendine çekmişti. “Hemen geleceğim, söz veriyorum.” diye mırıldanırken burnumun ucuna kondurduğu öpücükle gözlerim kapanmıştı.

“O günde korumalar vardı.” diye fısıldadığımda geriye çekilmesiyle gözlerimi aralayarak yeşillerine bakmıştım.

“Bana güveniyor musun?” dediğinde başımı hızla olumlu anlamda sallamıştım. “O zaman sevdiğim kadına ve çocuklarıma ne olursa olsun döneceğime de güven, sizi asla bırakmayacağım.” demesiyle gözlerim dolarken başımı tekrardan olumlu anlamda sallamıştım.

“Kılına zarar gelirse kimseyi yaşatmam.” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılırken parmakları yanağımı okşamıştı.

“Sizin gibi işine aşık bir savcı için ne kadar da canice laflar bunlar sayın savcım.” demesiyle gözlerim kısılırken geriye çekildim.

“Hele başına bir şey gelsin görürsün savcıyı.” diyerek hızla arkamı dönüp kapıyı açmıştım ki kolumdan sertçe geriye çekilmemle ona döndüğümde dudakları dudaklarımı sürtünmüştü.

“Artık bize kimse zarar veremez güzelim, sen korkma.” diye mırıldanırken diğer eli ise ensemdeki saçlarımın arasına dalmıştı. “Şimdi ver bir nefes.” derken dudaklarını dudaklarıma bastırması bir olmuştu.

Sıcak nefesi ve kendine özgü o tadı nevrimi döndürürken saçlarımın arasında derime masaj yapan parmaklarıyla iyice mayışmıştım. Alt dudağımı dudaklarının arasına alarak sertçe emdikten sonra geriye çekilmesiyle sonunda tuttuğum nefesimi verebilmiştim, hala yakınımda duran dudaklarını derince soluklanırken gerçekten söylediği gibi nefesimi alıyormuş gibiydi. Bende soluklanıyordu…

“Güzelce beni bekle karım, uslu dur.” demesiyle bakışlarımı zor bela dudaklarından alarak yeşillerine çıkardığımda göz bebeklerinin yeşillerini sardığını görmüştüm.

“Şimdi bir sorun yok, biz asıl gece görüşeceğiz.” derken bu geceki toplantıyı ima ettiğimde dudakları kıvrılırken başını olumlu anlamda sallamıştı. Arkamı dönüp az önce açtığım kapıdan çıkarken duraksayarak tekrardan ona dönmüştüm. “Dikkat et kendine, biz burada babamızı bekliyoruz. Unutma.” diyerek elimi karnıma koyduğumda bakışları karnıma düşerken dudakları biraz daha kıvrılmıştı. Elini uzatıp elimin üstüne koyarak hafifçe okşadığında bakışları gözlerime çıkmıştı.

“Baba hemen gelecek güzellerim.” derken hızla yanağıma bir öpücük bıraktığında gülümseyerek derin bir nefes alıp arabadan indikten sonra ona el sallayarak eve doğru adımlamıştım. Hala aynı yerde beni izlediğini biliyordum ve eve girene kadar da gitmeyecekti.

Kapıya ulaşarak anahtarımla açtıktan sonra arkamı döndüğümde aynı yerde beni izlediğini farketmiştim, kıvrılan dudaklarımla elimi dudaklarıma götürüp öperek ona doğru üflediğimde öpücüğü havada yakalayarak yumruğunu kalbine götürmüştü. Kalbim adeta güneşte kalan buz misali erirken arkamı dönüp eve girdiğimde çalışan arabanın sesini duymuştum, gitmişti.

“Kaldık mı başbaşa?” diyerek karnımı okşarken üstümdeki kabandan kurtulup yukarı doğru adımlamıştım.

Bugün başka dışarıda işim yoktu ve üstümdeki elbiseden kurtulmak istiyordum, göğüs kısmı haddinden fazla sıkmaya başlamıştı. Oysaki birkaç ay önce tam oluyordu, sanırım kilo almıştım. Üstüme tişört ve tayt geçirirken rahatlayan bedenimle gerinerek derin bir nefes aldım, ev gibisi yoktu. O esnada bakışlarım aynaya çarptığında açılan tişörtümden karnımı görmüştüm, hafifçe dışarı doğru bombesi vardı ama çok belirgin değildi.

“Sare, Arden…” diye mırıldanırken bir yandan da karnımı izliyordum, fasulye tanesi kadar olan bebeklerimden tepki bekliyor olamazdım değil mi? Gülerek başımı sallayıp odadan ayrıldıktan sonra adımlarım benden izinsizce yandaki odaya doğru adımlamıştı, Araf’ın çocuklarımız için hazırladığı odaya. Daha doğrusu çocuğumuz için, çünkü o odada tek bir beşik vardı.

Yavaşça aralanan kapıyla içeri girmemle gözlerim bir kez daha dolarken kendimi daha fazla tutamayarak ağlamaya başlamıştım. Odada iki beşik vardı ve cinsiyetlerine göre çoktan dizayn edilmişti, ne ara bütün bunları yapmıştı? Onca işinin arasında nasıl her detayı düşünebiliyordu?

Hızla elimdeki telefonu açarak onun numarasını tuşlayıp kulağıma götürdüm, henüz şirkete varmış olamazdı.

“Güzelim iyi misiniz? Bir sorun yok değil mi?” diyen telaşlı sesiyle burnumu çektiğimde aniden yapılan firenin sesi ve devamında çalınan kornaların sesi duyulmuştu. “Sâye’m bir şey mi oldu? Geliyorum hemen.”

“Dur dur, bir şey yok.” derken hafifçe gülmüştüm. “Sadece duygulanmıştım.” dediğimde verdiği derin nefesiyle tekrardan yola koyulmuş olacak ki korna sesleri susmuştu.

“Aklım çıktı güzelim burada.” diyerek derin bir nefes aldığı sırada tekrardan bir korna duyulduğunda mırıldandığı italyanca kelimeler kulağımda çınlamıştı, sanırım küfür etmişti. “Bir saniye güzelim, hemen geleceğim.” demesiyle kapının açılma sesi duyulmuştu.

“Araf kimseye bir şey yapma.” dediğimde ses gelmemesiyle ekrana baktığımda hala aramanın açık olduğunu görerek hızla kulağıma götürdüm. “Araf trafikte korna çalınması çok normal, bak bir şey yaparsan seni ben bile kurtaramam. Araf beni duyuyor musun?”

“Ne basıyorsun lan? Bok mu var sikik, neye basıyorsun?” diyen sert sesiyle sertçe bir yere vurulma sesi duyulduğunda gözlerimi kapatarak derin bir nefes almam gerekmişti. “Sokarım onu götüne aylarca öterek gezersin.” Tekrardan bir vurma sesi geldikten sonra sinirli nefesi duyulurken kapının çarpma sesi de duyulmuştu. “Koduğumun at hırsızı.”

“Aferin Araf. Aferin hayatım. Git böyle millete hakaret et tamam mı? Aferin sana.” derken aşağıya doğru inmeye başladığımda ararken ki duygusallığım bile kaybolmuştu.

“Bir şey yok güzelim, kaşındı sadece.” demesiyle içimden sabır çekerek kendime bir bardak su doldurmuştum.

“Ben hiçbir şey demiyorum sana Araf, sakın mahkemede karşıma çıkma.” dediğimde gülüşü kulağımı doldurmuştu.

“Özür dilerim sayın savcım, bir daha yapmam.” diyerek dalga geçmesiyle her ne kadar gözlerimi devirsem de dudaklarım kıvrılmıştı. Manyak kocam benim! “Sen niye aramıştın bakalım Sâye’m?”

“Odayı görmüştüm.” dememle derin bir nefes almıştı.

“Ve kızdın değil mi? Güzelim yemin ederim aslında birlikte yapmamız gerektiği sonradan dank etti, ben sadece senin yorulmanı istememiştim.” demesiyle bu sefer seslice gülmüştüm.

“Kızmadım manyak kocam, tam tersi hoşuma gitti. Oda çok güzel olmuş.” derken sesim yine titrediğinde derin bir nefes alarak susmuştum.

“Hey! Ağlamak yok demiştik ama Sâye’m, özellikle ben yanında yokken. Sil bakalım şimdi o yaşları.” dediğinde burnumu çekerek elimdeki bardaktan bir yudum almıştım.

“Ağlamıyorum, sadece duygulandım.” dediğim sırada çalan kapıyla bardağı bırakarak kapıya doğru ilerledim. “Onca işin arasında ne ara düzenledin odayı?”

“Benim size her zaman vaktim var güzelim.” dediğinde dudaklarım kıvrılırken açtığım kapıyla karşımda sırıtarak bana bakan bizimkileri görmüştüm.

“Çekil kız, götüm dondu.” diyerek hızla içeri giren Can’la kenara çekildiğimde diğerleri de girmişti.

“Güneş var diye incecik giyinirsen donar tabi marul kafa.” diyen Deniz’de içeri girdiğinde bakışlarını bana çevirirken dudakları kıvrılmıştı. “Hoşbulduk ateşli hatun.” diyerek göz kırparken kollarını bana sardığında bende sıkıca ona sarılmıştım.

“Hoşgeldin Deniz.” derken geriye çekildiğimde bakışlarım diğerlerine dönmüştü.

“Cinsiyetler ne? İki gündür bekliyorum, çatlayacağım orta yerimden.” diyen Aras ellerini hızla omuzlarıma koyarak karşıma dikildiğinde gülerek ona bakmıştım.

“Hayır! Bensiz olmaz!” diye içeriden haykıran Can kafasını salondan çıkardığında üstünde salonda duran battaniyemiz vardı. “Dayısıyım ben, önce ben öğreneceğim.”

“Siktir lan! Nerden dayısı oluyorsun sen?” diyen Aras’ta salona doğru adımladığında arkasında bekleyen Alp ve Turgay gözlerini devirerek derin birer nefes almışlardı.

“Ebenin amından, sanane.” diyen Can’da içeri girdiğinde bakışlarım bana doğru gelen Ahu’ya kaymıştı.

“Hamiş buluşması!” diye bağırarak kollarını bana sardığında gülerek bende ona sarılmıştım.

“Neymiş?” diyen telefonda ki Araf’la daha çok gülerken geriye çekildiğimde Kayra’nın köşede somurttuğunu farketmiştim.

“Şirine?” dedim soran bir sesle.

“Hiç şirine deme bana Lavi. Hadi bunlara söylemedin, bana nasıl söylemezsin cinsiyetlerini? Aşk olsun.” diyerek içeri geçmesiyle gülerek başımı sallamıştım.

“Niye sen on aylık mısın?!” diye içeriden haykıran Can’la bakışlarım Buğlem’i buldu.

“Anniş hanıma bir sürü şeyler aldım.” derken elindeki poşetlerle birlikte kollarını bana sardığında bende ona sarılmıştım.

“İçeride bakarız.” dediğimde hızla başını sallayarak salona geçmişti.

“Hoşbulduk o zaman Duman hanım.” diyen Alp’le gülerek başımı sallamıştım.

“Hoşgeldin Şimşek.” dediğimde başıyla selam vererek içeri geçtiğinde en sona kalan Turgay kapıyı kapatarak bana dönmüştü.

“Nasılsınız Lavinia?” diyen Turgay’la elim karnımı bulmuştu.

“Gayet iyiyiz amcası, siz nasılsınız?” dediğimde o da gülmüştü.

“Gayet iyiyiz yengesi.” dediğinde kaşlarımı alaycı bir ifadeyle çatmıştım.

“Hey! Teyzesiyim ben.” dememle Turgay’da gülerek içeri geçtiğinde bende peşlerine takılmıştım.

“Teyzeliğini yerim senin.” diyen telefondaki Araf’la hafiften yanaklarım ısınırken salona girmeden önce duraksamıştım.

“Eğer uslu bir çocuk olursan düşünürüz ama şimdi gitmem lazım.” dediğimde gülüşünü duymuştum.

“Oldukça uslu bir çocuk olacağıma emin olabilirsin.” demesiyle gülerek telefonu kapatıp salona girdikten sonra kendimi Kayra’nın yanına bırakmıştım.

“Kız hadi! Söyle işte.” diyen Can’la hepsinde bakışlarımı gezdirdikten sonra yanımda ki Kayra’nın kulağına eğilmiştim.

“Bir kız ve bir erkek.” diye fısıldadığımda geri çekilmemle mavilerinin dolu dolu olduğunu görmüştüm.

“Yha!” diyen sesiyle kollarını hızla bana sarmıştı. “İlk bana söyledin.”

“Dün uyuyakalmışım, yoksa yine söylerdim şirine.”

“Ama artık böyle olmaz ki, biz piç kurusu muyuz?” diyen Can’la ona döndüğümde yanımdan gülme sesi duyulmuştu.

“Kurusu musun bilmem ama.” diyen Alp’le hepimiz gülerken Can gözlerini kısarak Alp’e bakmıştı.

“Bak çocuk, sana zaten gıcığım. Gittin iki arada bir derede evlendin, valla üçüncü babada ben olurum he.” demesiyle Deniz başını eğerek Can’a bakmıştı.

“Pardon?” diyen Deniz’le Can ona dönerken dudaklarında tatlı bir tebessüm vardı.

“Olurum dimi aşkım?” diyen Can’la Deniz gözlerini devirerek önüne döndüğünde içten içe gülmemek için kendini tuttuğu anlaşılıyordu.

“Konuyu değiştirmeyin bir lan.” diyen Aras tekrardan bana dönmüştü. “Hadi iki erkek de de Uraz’la Araz gelsin.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı.

“O niyeymiş lan? Can’la Canan olacak belki isimleri, sen niye benim kız yiğenimi örseledin ki?” diyen Can’la yüzümü buruşturmamak için kendimi zor tutmuştum.

“Niye senin adını veriyoruz lan? Benim adımı alsın, benim gibi aslan olur.” derken yanındaki Buğlem’e dönmüştü. “Dimi civcivim?”

“Amcasıyla isimleri aynı mı olsun bebeğim?” diyen Buğlem’le Aras’ın suratı düşerken Buğlem’e yavru köpek bakışları atıyordu.

“Araz olur o zaman.” demesiyle Buğlem gülerek önüne dönmüştü.

“Ya ikisi de kız olursa peki?” diyen Ahu’yla bakışlarım onu bulmuştu. “Hem Çınar Doruk’a da eş gelir belki.” diyerek sırıtmasıyla zihnimde adeta Araf’ın sesi çınlamıştı. Ölürdü de vermezdi.

“Adını Çınar Doruk mu koydunuz?” dediğimde gülerek onaylarken elini çıkık karnında gezdirmişti.

“Evet, Çınar Doruk olacak teyzesi.” derken tekrardan bana dönmüştü. “Kız çatlatma daha fazla da söyle işte sende.”

Sözleriyle biraz daha gülerken bakışlarımı hepsinde gezdirdikten sonra arkama yaslandım.

“Kız ve erkek.” dediğimde herkes gülmeye başladığında Can hızla ayaklanmıştı.

“Can ve Canan geliyor.” demesiyle gülerek başımı olumsuz anlamda sallamıştım. “Tamam, Cem’le Canan olsun.” dediğinde tekrardan olumsuz anlamda sallamamla yüzü düşerken kendini koltuğa bırakmıştı. “Bari kızın ismi Canan olsun.”

“İsimleri hazır Can, maalesef.” dediğimde oflayarak arkasına yaslanmıştı.

“Ne olacak peki isimleri?” diyen Buğlem’le ona döndüm.

“Sare ve Arden.” dediğimde onaylayıcı mırıltılar gelirken Aras hızla ayağa kalkmıştı.

“Arden Aras’a benziyordu, soktuk mu?” diyerek Can’a hareket çekmesiyle Can ona ters bakışlar atarak hızla yanında duran yastığı fırlatmıştı.

“Ben şimdi sana bir şey sokardım da dua et hanımlar var.” diyen Can’la gülmeye devam ederken öylece onları izlemeye devam etmiştim.

O an gerçekten bu kalabalığı özlediğimi fark etmiştim. Aradan geçen birkaç saatin ardından Araf’da geldiğinde sohbete hızla dahil olmuştu, tabi hakaretler yağdırması ne kadar sohbetse artık.

“Sen koy çocuğun ismini Arden, bu piçe benzesin de gör gününü.” diyen Can’la Araf’ın bakışları onu bulmuştu.

“Oğlum niye size benzesin lan? Babası ve annesi dururken.” diyen Araf’la başımı olumlu anlamda sallayarak onlara döndüğümde Can gözlerini kısarak bana bakıyordu.

“Ama Cem olsa fena mı olurdu? Güçlü, kuvvetli, tuttuğunu koparan bir adam olurdu.” dediğinde Araf onu umursamadan başını başıma yaslayarak derin bir nefes almıştı.

“Kızımın adı Sare, oğlumun adı ise Arden olacak ve tartışmaya kapalı.” diyen sert sesiyle herkes susarken bakışlarım saati bulmuştu. Çoktan akşam olmuştu.

“Hala.” diyen sesle yanıma döndüğümde Arya’yla Vulkan’ı görmüştüm, okuldan gelmiş ve ödevlerini yapıyorlardı. Sanırım bitirmişlerdi.

“Efendim halacım.” diyerek yerimden doğrulduğumda Araf’ında bakışları onları bulmuştu.

“Sare’yle Arden’in kim olduğunu merak ettik.” demesiyle gülerek hem onu hemde Vulkan’ı kucağıma çekmiştim.

“Onlar benim karnımdaki bebekler, isimlerini verebileceğimiz kadar büyüdüler.” dememle ikiside önce birbirlerine baktıktan sonra bana dönerek gülmüşlerdi.

“Adı Sare mi olacak? Sâye gibi.” diyen Vulkan’la başımı olumlu anlamda salladım.

“Evet canım benim, Sâye gibi.” derken bakışlarım Araf’a döndüğünde gülümseyerek bizi izlediğini fark etmiştim.

Her şey o kadar güzeldi ki sanırım bu anların hiç bitmesini istemiyordum, hep mutlu kalmak istemek bencillik mi olurdu? O zaman dünyanın en bencil insanı olabilirdim.

Aradan geçen birkaç saatin ardından çocuklar yatmış ve millet de evlere dağılmıştı, ben ise hazırlanmış ve çıkmak üzere olan Araf’a bakıyordum. O masaya yalnız gitmediğini biliyordum ama yine de hemen yanında olup onu koruyamamak sinirlerimi geriyordu.

“Bakma bana öyle güzelim, dediğimiz gibi bir saat içinde döneceğim.” diyen sakin sesiyle her ne kadar bende sakinleşsem de taviz vermemiştim.

“Sadece bir saat Araf, bir saati bir dakika bile geçerse beni bu evde tutamazsın.” dediğimde eli belimi bulurken dudaklarını boynuma bastırmıştı.

“Anladım mia dea, söz hemen geleceğim.” derken geri çekilerek bakışlarını yüzümde gezdirdi. “Hem bak daha hızlı olabilmek için motoru alıyorum, bir saat içinde evdeyim.” dediğinde bakışlarım üstünde gezinmişti. Giydiği siyah kot, siyah tişört ve siyah motorcu montuyla neredeyse on yaş daha gençleşmişti ve içimde ki kıskanç yanı daha da körüklüyordu.

“Kadın olacak mı hiç orada?” dediğimde başını hızla olumsuz anlamda sallamıştı.

“Sadece toplantı yapılacak güzelim, o da depo da olacak. Herhangi bir mekan yok.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.

“Tamam, dikkat et kendine.” dediğimde dudaklarını tekrardan yanağıma bastırmıştı. “Hızlı gelmen gerekiyor diye hızlı sürme, önceden mekandan çık.”

“Emredersin karım.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken bakışlarımı yeşillerine çevirmiştim. “Sende size dikkat et olur mu? En ufak aksilikte hemen beni arıyorsun, saç telin kopsa haberim olacak tamam mı güzelim?” dediğinde gülerek onu onaylamıştım.

Yanağımdan son kez bir öpücük aldıktan sonra motora doğru ilerleyip binerken başına siyah kaskını da geçirmişti. Motora gaz verirken tekrardan bana dönüp göz kırparak yola koyulmuştu, manyağın tekiydi ama bu manyağa deli divane aşıktım. Bakışlarım çevrede gezinirken korumaların neredeyse üç kat daha fazla olduğunu farketmiştim, bu fazlalık beni korumak için mi yoksa evde tutmak için miydi orası tartışılırdı.

İçeri girerek salona geçtiğim gibi bakışlarım saate odaklanmıştı. Yelkovan her geçen dakika da hareket ederken kalbim biraz daha sıkışıyordu, daha çok tedirginleşiyordum. Bir elim karnımda gezerken neredeyse tüm evi turlamıştım ama hala yoktu, elimde ki içtiğim kakaolu süt bardağını masaya bırakarak saate baktığımda bir saat olmasına üç dakika kaldığını farketmiştim ve hala ses seda yoktu.

Kaşlarım çatılırken telefonumu alarak herhangi bir mesaj var mı diye bakmıştım ama o da yoktu, bakışlarım saate kaydığında iki dakika kaldığını farketmiştim. İçim içimi yerken hızla camın önüne gittiğimde dolaşan korumaları görmüştüm.

“Demek bir saat içinde gelirsin öyle mi Araf efendi?” diye mırıldanırken hızla yukarı çıkarak odamıza girip balkona çıkmadan önce üstüme yeşil kapşonlu hırkamı da almıştım. Tekrar saate baktığımda bir dakika kaldığını görmemle ellerim sıkıca balkonun demirine tutundu, ya ona zarar geldiyse?

Tüm ruhum gerginlikle kasılırken aklımdan tek bir yol geçiyordu, gidip ona bakmalıydım. Deponun yerini az buçuk tahmin edebiliyordum, başına bir şey gelmiş olsa bile yola oldukça uzak bir alandaydı. Sesini kimse duymazdı. Derin bir nefes alarak başımı gökyüzüne çevirdiğim sırada telefonuma gelen bildirimle bakışlarım ekrana düşmüştü.

Orman gözlüm🖤: Geliyorum. (01.00)

Ne kadar da harikaydı, ben burada korkudan çıldırıyordum ve Araf beyimiz ise yeni yola çıkmıştı. Sanırım o da bir korkuyu haketmişti, eve geldiğinde beni evde görememek ona yeter ve artardı.

Bakışlarım çevrede gezinirken yaşadığım heyecan ve gerginlik daha hızlı nefes alıp vermemi sağlıyordu, sanırım bir süredir bu tutkuyu özlemiştim. Balkondan aşağıya doğru bakarken gördüğüm koruma yığınıyla tek kaşım havalanmıştı, sahiden bana güvenmediği için evin etrafını korumalarla mı donatmıştı? Sanırım biraz haklı olabilirdi.

Ön tarafa doğru adımlayan korumayla beklemeden bacağımı balkonun demirinden sarkıttıktan sonra yandaki boruyla tutunarak oldukça yavaş bir şekilde aşağıya inmiştim, normalde yükseklik zıplayabileceğim kadardı ama kendimi o kadar tehlikeye atmak istememiştim. Gördüğüm korumanın gölgesiyle hızla ileri atılıp ağacın arkasına yaslandığımda durumun ne kadar komik olduğunu bir kez daha farketmiştim, kim kendi evinden kaçardı ki? Gerçi bu ilk yapışım değildi.

Koruma yanımdan sessizce geçtiğinde bakışlarım bu seferde yanımda ki uzun duvara kaymıştı, tırmanırdım ama arka taraftan atlamak biraz beni zorlayabilirdi. Korumaların tekrardan önümden geçmesini bekledikten sonra hızla ayaklanarak duvarın üst kısmına tutundum, ardımda ki ağaçtan da yardım alarak üste çıktığımda kabak gibi ortadaydım.

Daha hızlı hareket etmem gerekiyordu yoksa korumalar farkederdi. Duvarın üstünde ki demir parmaklıklara tutunarak ayağa kalktıktan sonra sivri yerlerine dikkat edip bacağımı diğer tarafa atmıştım, bakışlarım her ihtimale karşı bahçeyi kontrol etmek için içeri kaydığında gördüğüm gölgeyle hızla kendimi geriye bırakmıştım fakat ellerim hala demirde olduğu için bedenim sadece aşağıya doğru sallanmıştı. Ayaklarım yere değmediği için tam anlamıyla atlamış sayılmazdım.

Ayaklarımı duvara yaslayarak kendimi yavaşça yere bıraktığımda bir elim hızla karnıma gitmişti, bir sorun yoktu. Sancı hissetmiyordum. Üçümüzde oldukça iyiydik.

Dudaklarımda ki gülümsemeyle arkamı dönüp yola çıkmıştım ki önümde hızla duran motorla gülüşüm yavaşça solarken tedirginlik her yanımı sarmıştı, anında geri çekilirken bir elim karnıma tutunmuştu.

Siktir! Şimdi büyük sıçmıştım!

Önümde duran Araf bir sinirle kaskını çıkardığında yeşilleri sokak lambasının turuncu ışığıyla parlıyordu. Hızla motorundan inerek bana doğru adımladığında aslında attığı mesajda burada olduğunu kastettiğini yeni anlamıştım, aman ne hoş!

Bu balkondan atlarken de gördü demek mi oluyor?

Hassiktir!

“Yolculuk mu var mia dea?” diyen sert ama boğuk sesiyle derince yutkunurken bakışlarımı yeşillerine çevirmiştim.

“Geç kaldın.” dediğimde tek kaşı havalanırken bana doğru bir adım daha atarak yaklaşmıştı. Elinde tuttuğu telefonu havaya kaldırarak ekranı açtığında henüz sadece üç dakika gecikmiş olduğunu görmüştüm.

“Geç kaldım öyle mi?” dediğinde battı balık yan gider edasıyla başımı olumlu anlamda sallamıştım. “Geçen üç dakika boyunca balkondan aşağıya nasıl atlayarak duvardan tırmandığını izliyordum çünkü mia dea.” demesiyle bakışlarımı kaçırmam gerekmişti. Ani bir sinirle azıcık fevri davranmış olabilirdim.

“Atlamadım ki yavaşça indim.” diyerek gülümserken tatlı olduğunu düşündüğüm bakışlarla alttan ona bakmaya başladığımda kalbim anlık duracak sanmıştım. Dağınık saçları ve üstünde ki deri motor montuyla kalbe zarar bir görüntüsü vardı. Tamam, yakışıklı olduğunu biliyorduk ama bu da biraz fazla değil miydi? Ya da dediğim gibi ben hormonlardan kafayı yemiştim.

“Ha yavaş ha hızlı ne farkeder Sâye, bu halinde balkondan inmek ne?” derken tekrardan bir adım atmasıyla sırtım arkamda ki duvara yaslanmıştı.

“Sende hemen gelseydin o zaman, bok mu var uzaktan izliyorsun?” dediğimde sinirle verdiği nefesiyle hızla elimi tutarak beni bahçeye doğru çekiştirmeye başlamıştı. Elindeki kaskı sertçe yandaki korumalardan birine fırlatırken bakışlarını diğer korumalarda gezdirmişti.

“Kimdi bu yan tarafın koruması?” diye sormasıyla bir adam öne çıktığında Araf’ın hızla silahını çekmesi bir olmuştu. Kaşlarım çatılırken ne yaptığını izliyordum. “Biz size dışarda öylece dolaşın diye mi para veriyoruz lan? Amacınız korumak değil mi?!” diye haykırırken bir yandan da beni yanına çekiyordu.

“Efendim affedin ama yemin ederim bir suçum yok, dediğiniz gibi devriyedeydim…” diyen sesiyle Araf’ın eli hızla enseme kayarken yüzümü göğsüne gömmesinin hemen ardından silah sesi bahçeyi doldurmuştu.

“Her ne yapıyorsanız yapın ama işin içinde karım varsa kimseye acımam.” diyen Araf’ın sert sesi yankılanırken kalbimde en ufak korku aramıştım ama yoktu, neden onu öldürdüğü için haklı buluyordum? Kanunlara tamamen aykırıydı, o zaman neden onu suçlu bulamıyordum? İçime kötülük böylesine mi işlemişti?

Elini ensemden çekmeden adımlamaya başlayan Araf’la ona ayak uydurmaya çalışarak ilerlediğimde elini çekmesiyle eve girdiğimizi farketmiştim. Sert bakışlarım ona dönerken onun gözleri ise sadece bendeydi, kapıyı kapatarak bana doğru adımladığında geriye çekilmek yerine aynı şekilde durarak onu beklemiştim.

“Gözlerimi kapatmakta neyin nesi? İlk kez mi bu sahneyi görecektim?” dediğimde yüzünde mimik dahi oynamazken bana yaklaştığı sırada üzerinden gelen barut kokusunu almıştım, midemi bulandırmak yerine sadece yaptığım atış talimlerini özlememi sağlamıştı.

“Bu halde ne tepki vereceğini kestiremedim.” dediğinde gözlerimi devirerek arkamı dönüp salona ilerleyecekken kolumdan hızla tutulmamla beni sertçe kendisine çevirmişti. “Kaçamazsın küçük hanım.”

“Sana dedim Araf, gecikirsen evde tutamazsın dedim. Dua et beni gördün, birkaç dakika daha gecikseydin boş eve haykırırdın.” diyerek sertçe kolumu çeksemde bırakmak yerine beni hafifçe geriye ittiğinde sırtım tekrardan duvarla buluşmuştu. Elleri iki yanıma sabitlenirken sert bakışları yüzüme eğilmişti.

“Gidemezsin.” diyen boğuk sesiyle kaşlarım çatılırken yeşillerine bakmaya devam ediyordum.

“O zaman geleceksin.” dedim bende aynı sertlikle. Bakışları gözlerimde gezinirken aldığı derin nefeslerle hızla geriye çekildiğinde ne yaptığını anlamaya çalışıyordum.

“Hazırlan, hastaneye gidiyoruz.” demesiyle gözlerimi devirerek salona girmiştim.

“Hiçbir ağrım yok Araf ama biraz daha sinir etmeye devam edersen senin ağrıların olacak.” derken kendimi koltuğa bıraktığımda adım seslerini işitmiştim. Üstündeki montu çıkartarak sertçe koltuğa fırlattıktan sonra önümde duran bedeniyle başımı kaldırarak yüzüne baktığımda sinirinin biraz da olsa azaldığını farketmiştim.

Elleri koltuğun iki yanını bulurken bana tekrardan yaklaştığında gözlerim yeşillerinde gezinmişti. Göz bebekleri hızla büyürken sıcak nefesi sertçe yüzüme çarpıyordu.

“Ben sana koşarak bile yürümeyeceksin diyorum sen balkondan atlıyorsun Sâye, biz ne yapacağız böyle seninle?” dediğinde bakışlarımı çevirerek kollarımı göğsümde bağlamıştım.

“Keyfimizden değil herhalde, merak ettik.” dediğimde burnu yanağıma yaslanırken derin nefesler almaya başlamıştı.

“Sana geleceğim dediysem gelirim mia dea.” diye mırıldanırken boynuma bastırdığı dudaklarıyla sinirim buhar olup uçarken kendimi ciddi kalmak için zorlamıştım.

“Korku için sözler gerekli olmaz bazen, istemsizce gelir.” dediğimde başını boynumdan çekerek yeşillerin gözlerime sabitlemişti.

“Söz veriyorum tüm korkularını yok edeceğim güzelim, sadece ailemiz ve biz olacağız.” diyen sesiyle artık tamamen sakinleşirken başımı olumlu anlamda salladığım sırada bakışları dudaklarıma düşerken burnunu burnuma sürtmüştü.

“Bende özür dilerim, biraz daha beklesem iyi olurdu.” dediğimde dudakları kıvrılırken gözlerini gözlerime çevirdi.

“Bir daha atlamak zıplamak yok mia dea, ben sizin sağlığınız için söylüyorum.” derken geriye çekildiğinde bende yerimde dikleşmiştim.

“Tamam ama burada da atlamamıştım, böyle gıy gıy diye yavaşça indim ben.” diyerek tatlı bir şekilde konuştuğumda dilini dudağının üzerinde gezdirirken bakışlarını zor bela dudaklarımdan alarak gözlerime çevirmişti.

“Nasıl indin bir daha söyle bakayım?” dediğinde bende gülmüştüm.

“Gı…” derken aniden üstündeki tişörtü çıkartmasıyla sesim içime kaçmıştı. Aniden şöyle şeyler yapması özellikle hamileyken hiç iyi değildi, nefesimi kesiyordu. Kaslı ve dövmeli bedeni gözler önüne serilirken tişörtünü yana atmasıyla bakışlarım gözlerine çıkmıştı. “Çocuklar uyuyor Araf, ne yapıyorsun?”

“Uyuyorlarmış işte güzelim.” diyerek önümde diz çökmesiyle kuruyan boğazımı ıslatmak için yutkunmam gerekmişti. Eli göğsümü bulurken üstümdeki hırkayı hızlıca çıkartarak beni geriye ittiğinde sırtım koltuğun sırt kısmına yaslanmıştı.

“Ama salondayız, ya uyanırlarsa?” dediğim sırada belime giden eliyle ışıldayan yeşilleri beni bulmuştu.

“O zaman dururuz.” derken taytımı aşağıya çekiştirmesiyle kalçamı hafifçe kaldırarak ona yardım etmiştim.

“Ya duramazsak?” dediğimde çıkardığı taytımı kenara atarken ayaklanarak hızla salonun kapısına gidip kilitlemişti.

“O zamanda çözümünü buluruz.” derken elindeki anahtarı da koltuğa fırlattığında aynı şekilde gelişini izliyordum.

Yunan tanrısı…

Yunan tanrıları yanında halt ederdi.

Önümde tekrardan durarak az önceki gibi dizlerinin üzerine çöktüğünde bakışları iç çamaşırıma dokunmuştu, sabah üstümde elbise olduğu için hala altımda siyah bir tanga vardı. Bakışları gözlerime dönerken dudakları kıvrıldığında yapacağı şeyi anlayarak hızla yerimden dikleşmiştim.

“Yırtmak yok.” dememle daha çok gülerken aniden kollarını bacaklarımın altından geçirip omzuna almasıyla sırtım geriye yaslanmıştı.

“Düşünürüz.” diye mırıldanırken yüzünü yaklaştırmasıyla belim hızla kıvrılmıştı. Hissettiğim sıcak nefesiyle tüm bedenim gerilirken gözlerim kapanmıştı.

(Bazı sahneler mevcutturrrr.)

Tenimde gezinen parmakları kasıklarımın daha çok sızlamasını sağlarken tangamın yavaşça aşağıya doğru kaydığını hissetmiştim, gözlerim bu hareketiyle aralanırken geriye çekilerek tangamı yırtmadan çıkartıp cebine sıkıştırdı. Ardından tekrardan bacaklarımı omzuna alırken karnıma uzandığında üzerimdeki tişörtü bir hışımla çıkartıp kendi tişörtünün üzerine fırlatmıştı.

Dudakları karnımı bulurken derince nefesler alarak hafifçe okşadığında bakışlarım sadece ona odaklıydı.

“Baba anneyle biraz ilgilenecek canlarım, siz güzel güzel uyuyun.” demesiyle hafifçe güldüğümde bakışları aşağıdan beni bulurken yavaşça bacaklarımın arasına doğru kaymıştı.

Bakışları önüne kayarken parmaklarını yavaşça kadınlığımda gezdirmesiyle ellerim sertçe koltuğun kumaşını kavramıştı. Nefes dahi almadan ona bakarken yeşilleri gözlerimi bulduğunda parmağının hızlanması bir olmuştu, aralanan dudaklarımla hızla nefes alıp vermeye başlamıştım. Dudaklarımdan iniltiler hafifçe dökülse de bakışlarımı ondan ayıramıyordum, sanki bir şekilde beni gözlerine bağlamıştı. Ayrılamıyordum.

“Bir daha sözümden dışarı çıkmak var mı Sâye’m?” derken parmaklarını aniden çektiğinde gözlerim sıkıca kapanıp açılırken sert bakışlarım ona dönmüştü.

“Benimde ellerim var Araf’ım.” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılırken yüzünü biraz daha yaklaştırarak nefesini üflediğinde hissettiğim serin rüzgarla belim yay gibi gerilmişti.

“Cevabını duyamadım ve duyana kadar da rahatlayamazsın mia dea.” derken tekrardan üflediğinde bu sefer gözlerim kapanmıştı.

“Tamam, tamam söz.” dediğimde geri çekilmesiyle derin bir nefes alarak gözlerimi aralamıştım ki hissettiğim dudaklarıyla iniltim salonda yankılanmıştı.

“Ne için söz veriyorsun mia dea?” diyen sesiyle eş zamanlı olarak dilini tekrardan hissettiğimde dişlerim sertçe dudağıma geçmişti. “Bu özünü doyasıya yemek istiyorum güzelim ve ayrı kaldığım her an daha da sinirleniyorum.” demesiyle hızlı bir şekilde cevap vermemi istediğini anlamıştım.

“Bir daha atlamayacağım.” dediğimde bakışları beni bulurken başını hafifçe kaldırmıştı.

“Sâye.” diyen uyarıcı sesiyle parmakları gezinmeye başladığında aldığım derin nefeslerle gözlerimi gözlerime dikmiştim.

“Hiçbir ani hareket yapmayacağım, söz veriyorum.” dememle dudakları kıvrılırken boğazından dökülen bir hırıltıyla dudakları hızla kadınlığımı bulduğunda iniltimle beraber bir elim saçlarını bulmuştu.

Hızla içime girip çıkan diliyle bedenim titremeye başlarken dudaklarının sertliği aklımı durduruyordu, kalçamı kavrayan parmakları beni daha çok kendisine bastırırken saçlarında olan parmaklarım ise tutamlarını çekiştiriyordu. Garip bir ikilem içindeydim, bir yandan onu çekerken diğer yandan ise kendime bastırıyordum. İyice kafayı yediğim su götürmez bir gerçekti.

“Tadın… nasıl özlediğimi anlatamam.” Sözleri bir fısıltı misali zihnime ulaşırken bedenim daha çok titremeye başlamıştı. İniltilerim salonda yankılanırken dilinin ve dudaklarının yanı sıra devreye giren parmaklarıyla zirveye ulaşmıştım, daha da hızlanan eliyle orgazm bir duvar misali çarparken yükselen belim sertçe koltuğa çarpmıştı.

Dudakları özü temizlerken hala orgazmın oluşturduğu titremeleri yaşıyordum. Başını kaldırarak bana baktığı sırada bakışlarım havaya kaldırdığı eline kaymıştı, parmağını şıklattığında çevremizi saran beyaz ışık hızla kırmızıya dönerken indirdiği bacaklarımla bedenimi koltuğa yatırarak üzerime uzanmıştı.

“İçine girmeyeceğim ama yine de sıcaklığını hissetmeye ihtiyacım var.” diyen boğuk sesiyle salonu kemerin açılma sesi doldurmuştu.

“Girebilirsin, üç ay oldu. Bir sorun olmaz.” dediğimde başını olumsuz anlamda sallamıştı.

“Bu tehlike göze alamam Sâye’m, sadece sıcaklığını istiyorum.” dediği sırada altını tamamen çıkardığını varlığını bacaklarımın arasında hissettiğimde anlamıştım. İçimi nasıl doldurduğu hissi zihnimin bir köşesinde çınlarken kendimi ona bastırmadan edememiştim.

Dudaklarımdan dökülen iniltilerle kollarımı boynuna sardığımda bana sürtünmeye başlamıştı. Hissettiğim sertliği kasıklarımın tekrardan sızlamasını sağlarken daha da hızlanmıştı, bedenim tekrar titremeye başlarken bir elini de bacaklarımın arasına uzatarak okşamaya başlamasıyla başım hızla geriye düşmüştü.

“Ah! Araf!” İniltim yankılanırken dudaklarını dudaklarıma yaslayarak parmaklarını içime itmesiyle sona ulaşırken onunda hızlanan bedeniyle benimle aynı durumda olduğunu anlamıştım. Parmaklarını içimde hızlandırmasıyla tekrardan zirveye çıkarken orgazma ulaşmamla eş zamanlı olarak karnıma yayılan sıcaklığıda hissetmiştim.

(Sahne bitmiştirrr.:) )

Ağırlığını bırakmadan üstüme uzandığında ikimizde nefes nefese kalmıştık, ellerim hafifçe terleyen saçlarını bulduğunda kıvrılan dudaklarımla saçlarına öpücük bırakmaya başlamıştım.

“Bundan sonra gözüm hep üstünüzde olacak.” diye mırıldanmasıyla dudaklarım biraz daha kıvrılırken hafifçe kaldırdığı başıyla bakışlarımı yüzüne çevirmiştim.

“Senin gözün hep benim üzerimde değil mi? Anlamadım yani?” dememle dudakları kıvrılırken dirseğinden destek alarak biraz daha doğrulduğunda dudaklarını dudaklarıma sürtmüştü.

“Hmm! Bak sen.” diyen boğuk sesiyle hafifçe gülmüştüm.

“Hmm!” diyerek onu taklit ettiğimde dudakları boynuma doğru ilerlemeye başlamıştı.

“Bir daha mı diyorsun yani?” dediğinde kahkaham salonda yankılanmıştı.

“Ben öyle bir şey demedim.” dediğimde dudakları boynumda gezinirken bir eli ise çıplak belimde geziniyordu.

“Ama ben dedim.” diye mırıldanırken öpücükleri göğsüme doğru indiğinde gülerek ona bakmıştım.

“Araf!” dedim hafif inler bir sesle.

“Güzelim.” diye sanki dua eder gibi bir sesle konuşurken göğsüme öpücükler kondurmaya başladığında derin nefesler almaya başlamıştım.

Bu adamın her haline bayılıyordum…

***

3 Ay sonra…

Çalan telefon sesi uzaktan kulağıma ulaşırken Araf’ın uyanmamasına dikkat ederek elimi yana uzatıp telefonu almıştım, gecenin bir saatinde kim arıyor olabilirdi ki? Tek gözüm hafifçe aralanırken ekranda gördüğüm Can’ın adıyla yerimden doğrularken aramayı cevaplayarak kulağıma götürmüştüm, Can boşu boşuna bu saatte aramazdı.

“Lavi uyanın, Ahu doğuruyor.” diyen sesiyle hızla yerimden doğrulmamla Araf’da uyanmıştı tabiki.

“Ne demek doğuruyor? Nerede doğuruyor? Hani iki haftası daha vardı?” derken yavaşça bacaklarımı yataktan sarkıttığımda Araf da doğrularak dudaklarını omzuma bastırmıştı.

“Çınar’ım sürpriz yapmak istemiş, biz geçiyoruz şimdi hastaneye.” dedikten sonra onayladığımda telefon kapanmıştı.

“Bir sorun mu var güzelim?” diyen sesiyle ona döndüm.

“Ahu’yu doğuma almışlar.” dememle kaşları çatılırken hızla ikimizde ayaklanmıştık. Bir elim 6 aylık ve ikizlere gebe olan bir hayli şişkin karnıma giderken ona döndüğümde hala aynı şekilde baktığını görmüştüm. “Ne oldu hayatım?”

“Ben amca mı oldum şimdi?” demesiyle gülerek hafifçe omzuna vurmuştum.

“Birkaç ay sonra baba da olacaksın, buna mı şaşırdın?” dediğimde bakışları karnıma düşerken dudakları kıvrılmıştı. Hızla tekrardan yatağa oturduktan sonra dudaklarını karnıma bastırdığında gülerek saçlarını okşamıştım.

“Ne zaman bana tepki vermeye başlayacaksınız? Çabuk büyüyün.” demesiyle gülerek geriye çekilmiştim.

“Emredersin babaları, sen dedin diye hemen büyüyecekler.” diyerek giyinme odasına girdiğimde o da peşimden gelmişti.

“Neyse 3 ay daha dayanacağız artık.” dediğinde ona yandan bir bakış atarak pijamalarımı çıkardığımda hızla seçtiğim kıyafetleri giymemde yardım etmişti. Üstümdeki yeşil uçuş uçuş elbiseyle yaza oldukça uyumluyken Araf’a aynı renklerde bir polo yakayı zorla giydirmiştim, adamda siyah dışında bir kıyafet kavramı yoktu.

İkimizde hazırlandıktan sonra hızla arabaya geçerek yola koyulmuştuk. Bu geçen 3 ay içinde Aras’lar da Can’larda hızlı bir nikahla evlenmişlerdi. Deniz düğüne tıpkı benim gibi karşıydı ama Aras Buğlem’e düğün yapacağı konusunda inat etmişti ve Buğlem’de ondan kaçmak için kış düğünü istediğini söyleyince işleri mecburen kışa kalmıştı.

“İyi misiniz güzelim? Serin mi biraz? Klimayı açayım mı?”

Ve evet, gün geçtikçe Araf daha da evhamlı olmaya başlamıştı. Şirkete oldukça az gidiyordu ve gününün tamamını yanımda geçiriyordu, benim için hiçbir sıkıntı yoktu ama şu soruları bazen delirtecek raddeye getirebiliyordu.

“İyiyim hayatım, hava çok sıcak zaten.” diyerek camı hafifçe açtığımda Araf başını sallayarak beni onaylamıştı. Bakışlarım ona döndüğünde üstünde ki yeşille gözlerinin ne kadar da uyumlu olduğunu görmüştüm, umarım en azından çocuklardan birinim gözleri ona benzerdi. Gerçekten çok güzel gözleri vardı.

“Hareket var mı peki?” dediğinde başımı olumsuz anlamda sallamıştım.

“Uyuyorlar.” derken şişkin karnımı okşadığımda o da elini hafifçe atarak okşamıştı.

Bir sürenin ardından geldiğimiz hastaneyle hızlıca arabadan inerek yola koyulmuştuk, danışmadan oda numarasını öğrendiğimizde çoktan doğumun bittiğini anlamıştım. Bu ikisininde sağlıklı olduğu anlamına gelirdi.

Verilen oda numarasıyla hızla asansöre binerek çıkarken garip bir heyecan hissetmiştim, Araf’a demiştim ama bende teyze olacağım için heyecanlanmıştım sanırım. Duran asansörle inerek odaya vardığımızda hızla içeri dalmıştım, Ahu yatakta uzanırken bebeği ise kollarındaydı.

Gözlerim hızla dolarken neden ağladığımı bilmeden ağlamaya başlamıştım, burnumu çekerek başımı Araf’ın omzuna yasladığımda herkes gülerek bana bakıyordu. Artık onlarda aylardır alışmışlardı bu duygu durum değişikliklerine.

“Bak oğlum, bu da Lavinia teyze. Başın sıkıştığında hep onun yanında soluğu alacaksın ve Arden’le de çok yakın arkadaş olacaksınız.” diye mırıldanan Ahu’yla dudaklarım kıvrılırken burnumu tekrardan çekerek ona döndüğümde başıyla beni yanına çağırmıştı.

Yanına vardığımda kollarıma uzattığı bebekler titreyen ellerimi uzayarak onu kollarıma aldım. Öylesine küçüktü ki sanki dokunuşum bile zarar verir gibiydi. Yavaşça burnuma yaklaştırarak derin bir nefes aldığımda bebek kokusu ciğerlerime dolarken huzuru hissetmiştim, çok güzel kokuyordu.

“Hayatımıza hoşgeldin Çınar Doruk.”

Mırıldanışımla beraber hafifçe gülümsediğinde bende gülümsemiştim, sanırım bizi hissetmişti. Benimde dudaklarım kıvrılırken arkamdan sarılan bedenle dolu gözlerim ona döndüğünde bakışlarının Çınar’da olduğunu görmüştüm.

“Kucağına almak ister misin?” dediğimde başını olumsuz anlamda sallamıştı.

“Kucağıma aldığım ilk bebekler bizimkiler olsun istiyorum.” derken elini karnıma attığı sırada içeriden hissettiğim bir baskıyla gözlerim hızla büyürken bakışlarım yeşilleri bulmuştu. İlk kez tekme atmıştı ve bunu ikimizde hissetmiştik.

Araf’ın da gözleri büyürken dudakları kıvrıldığında bakışları karnıma düşmüştü, kucağımda ki Çınar’ı Ahu’ya uzatarak Araf’a döndüğümde elini tekrardan karnıma koymasıyla ikinci bir tekme daha geldiğinde kahkaha atmaya başlamıştım.

“Beni hissettiler.” diye bir çocuk misali haykıran Araf’la dudaklarım biraz daha kıvrılırken başımı olumlu anlamda sallamıştım, gerçekten onu hissetmişlerdi.

O an tek bir şey dilemiştim…

Ömrümüzün sonuna kadar tıpkı bu andaki gibi mutlu ve huzurlu olmayı…

~~~~~~~~~~~~

Vee bölüm sonu…

Uzun ve dolu dolu bir bölüm oldu ha ne dersiniz?

Kaldı son 2 bölümümüz ve doğruyu söylemek gerekirse SÂYE ailesinden hiç ayrılmak istemiyorum. Arhan benim için tuhaf bir bağımlılık gibi oldu, sanırım senelerdir kurguladığım halde yazmaya cesaret edemediğim için ona daha çok bağlandım…

Şimdi gelelim bölüme…

Sizce bölüm nasıldı???

Çınar Doruk bebeğimiz dünyaya geldiiiii (orada da ayrı bir duygulandım)

Sizce Erhan Demir söylediklerinde haklı mıydı?

Sizce Namık sessizce kaderine göz mü yumacak???

Düşüncelerinizi merak ediyorum…

Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)

Ayrıca sizi wp kanalıma da beklerim, şu aralar orada oldukça aktifim. Hatta ara sıra spoi bile atabiliyorum… (link instagram sayfamda var.)

Seviliyorsunuzzzzz

⚖️🖤

Bölüm sonu

3 yorum