İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 42 · 23 dk okuma

SÂYE

Bölüm 42

41. ECELİN SANRISI

~Bölüm Şarkıları~

Fatma Turgut~İkimizden Biri

İkiye On Kala~Olmuyo Böyle

Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenimm!!!

Yine oldukça kaoslu bir bölüm oldu :)

Beğeni ve yorumları atlamayalım lütfennn…

“Olmuyor böyle, görmem lazım seni yine. Anlamaz kimse, yıldızlar gözlerinde. Hileli zarlar, gidelim buralardan. Her şeyin rengi çok değişti seninle…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzzz

⚖️🖤

~~~~~~~~~~

Hayat tam olarak böyle anlarda canlanırdı benim için, huzur dolu kollarında nefeslenirken can bulurdum. Yaşayamadığım çocukluğum onunla canlanırken kendimi bulutların üstünde hissetmeden duramıyordum. Sahiden kaderimde bunların var olduğunu nerden bilebilirdim ki?

Kolumda ki siyah güllere sıkıca sarılırken önümde dizlerinin üzerine çökmüş bedenini izliyordum, sessizce karnımı dinliyordu. Böyle hali öylesine tatlıydı ki karşıma birisi çıkıp onun esasında acımasız bir katil olduğunu söylese zerre inanmazdım.

“Hayatım, ne yapıyorsun?” diye sormamla parmağını kaldırarak beni susturmuştu.

“Beni hissetmesini bekliyorum.” demesiyle gülmemek için dişlerimi dudağıma geçirmem gerekmişti.

“Hmm! Peki bunun için konuşman gerekmez mi?” diyerek ciddi tutmaya çalıştığım sesimle sorduğumda bakışları alttan bana doğru dönmüştü.

“Bu şekilde enerjimizi hissedermiş, öyle yazıyordu.” derken yüzünde ki masum ifadeyle kendimi daha fazla tutamayarak kahkaha atmaya başlamıştım. Yandaki sandalyeden destek alarak doğrulduğunda gülüşlerimin arasında onunda dudaklarının kıvrıldığını ve beni izlediğini fark edebilmiştim.

“Sanırım bunun için biraz daha büyümesi lazım kocam.” diyerek gülüşümü zor bela durdurduğum sırada hala sırıtarak beni izliyordu. Elimdeki gülleri sandalyenin üstüne bırakarak tekrardan ona döndüm.

“Gülmek bir insana nasıl bu kadar yakışabilir? Bir mucizesin.” demesiyle dudaklarımda ki küçük gülümseme büyürken parmak ucuna kalkarak dudağına küçük bir öpücük yerleştirdim. İki eli yanaklarıma yerleşirken beni kendisine çekerek bir öpücük daha kondurmuştu. “Ve bebeğimizde annesi gibi mucizevi olacağı için beni hemen hisseder.” Dudaklarıma tekrar bir öpücük bıraktığında ellerim ellerine tutunmuştu.

“Benim seni her an hissettiğim gibi mi?” dediğimde dudakları kıvrılırken yeşillerini gözlerime kenetlemişti.

“Bilmem, öyle mi?” derken dudaklarında çapkın bir sırıtış peyda olmuştu.

“Öyle, hemde her an her yerde.” diye mırıldandığımda dudakları tekrar dudaklarımla buluşmuştu. Bu seferki ilkine göre daha tutkuluyken kasıklarımın sızlamasına engel olamamıştım. Alt dudağıma çekiştirerek geri çekildiği sırada tam tekrar dudaklarına atılmıştım ki elleri beni durdurmuştu.

“Önce yemek güzelim, sabahtan beri bir şey yemediğine eminim.” demesiyle aklıma yemek fikri daha yeni gelmişti, sanırım acıkmıştım. “Tam da tahmin ettiğim gibi.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bırakarak geri çekildikten sonra ocağa doğru ilerlemişti.

“Bugün çok yoğundu, yoksa yerdim.” Tamamen yalandı. Her yediğimde midem bulandığı için artık yiyesim gelmiyordu.

“Kremalı makarna yaptım.” diyerek bakışlarını bana çevirdiğinde dudaklarım kıvrılmıştı.

Evimizin beyi işte be!

“Bayılırım.” diyerek yanına doğru adımladığımda bakışlarını benden çekerek elinde ki tabağa makarna koymaya yoğunlaşmıştı. “Peki siz süzgeç bey, böyle evin içinde at koşturmaya devam edecek misiniz?” Dalga geçişimle bakışları yandan beni bulurken tezgaha yaslanarak dikkatle yaptığı işi izledim.

“Yaralar iyi güzelim. Üç kurşuna yıkılacak kadar sıska değiliz.” demesiyle gözlerimi devirmeden edememiştim.

“Sanki böcek ısırığından bahsediyorsun Araf, kurşun onlar.” diyerek sinirle elindeki tabakları alıp masaya ilerlediğimde o da peşimden gelmişti. Tabakları masaya bırakmamın ardından elleri belime dolanırken arkadan bana sarıldığında sinirim hala baki olduğu için bakışlarımı ona çevirmemiştim.

“Sâye’m ben gerçekten iyiyim, hem dikişlerde alındı güzelim. Sende sakin ol artık.” derken dudaklarını yanağıma bastırdığında hafifçe geri çekilerek bakışlarımı ona çevirdim.

“Ha tamam o zaman, dikişler alındıysa canı gönülden adam öldürmeye gidebilirsin.” diyerek imali bir sesle konuştuktan sonra ellerini itmeye çalıştığımda daha sıkı tutarak beni tamamen bedenine yapıştırmıştı.

“Henüz öldürmedim ama en yakın zamanda yapacağım.” dediğinde sesinden bir ölüm akıyordu. Ürkütücü sesi aramızda çınlarken bakışlarım tekrardan onu buldu.

“Niye gittin oraya?” diye sorduğumda yeşilleri bana dönmüştü.

“Bizi yenemeyeceklerini göstermek için.” derken elini saçıma atarak tutamları hafifçe okşamıştı. “Hem tekrar gebermesi için önce yaşaması gerekiyordu.” demesiyle kaşlarım çatılmıştı, bu da ne demek oluyordu? Cevap aniden zihnimde çınlarken dudaklarım şaşkınlıkla aralanmıştı.

“Polise mi şikayet ettin?” dedim şaşkın çıkan sesimle. Dudakları kıvrılırken başını yavaşça olumlu anlamda sallamıştı. Sahiden de şikayet etmişti!

“Bundan sonrası sende mia dea, süründür onu.” dediğinde istemsizce benimde dudaklarım kıvrılmıştı. Demek Namık sonunda elime düşmüştü, ölümü olacaktım…

Arkamdan çekilen bedeniyle boşluğa düşerken yokluğu ürpermemi sağlamıştı, sıcaklığını seviyordum. Bakışlarım onu bulurken sessizce elimden tutarak masaya yöneltip sandalyeye oturmamı sağladıktan sonra kendisi de hemen yanıma oturmuştu.

“Şimdi yemek zamanı, geri kalanı sonra konuşuruz.” diyerek tabağımı önüme ittiğinde gülümseyerek önüme dönmüştüm. Makarna öyle güzel kokuyordu ki karnım sancıyla guruldamıştı, sanırım acıkmıştım. Tek kelime etmeden çatalı elime alarak yemeye başladığımda gözlerim zevkle kapanmıştı, çok güzeldi. Bir kremalı makarna nasıl bu kadar güzel olabilirdi ki?

“Çok iyi.” Hızla yemeğimi yemeye devam ederken hafifçe duyulan erkeksi kıkırtısıyla çatalda ki büyük lokmayı ağzıma atarak ona dönmüştüm.

“Sevdin mi?” diye sorduğunda başımı hızla olumlu anlamda sallamıştım.

“İşi bırakıp acilen ev beyi olmasın.” dediğimde kaşları havalanmıştı.

“Bak sen.” diyerek hafifçe güldüğünde çatalıma biraz daha makarna alarak ağzıma atmıştım.

“Evet, ben bakarım size. Çalışmana hiç gerek yok.” derken tekrar ona döndüğümde sırıtarak baş parmağını bana uzatarak dudağımın kenarına sürülen kremayı sildikten sonra parmağını dudaklarına götürmüştü.

“Bunun tam tersi olması gerekmez miydi?” derken önüme gelen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırmıştı fakat benim aklım hala dudaklarındaydı, az önceki hareketi yine hormonlarımı harekete geçirmişti.

“Ya sabır.” diye mırıldanarak önüme döndüğümde bedenim çoktan sıcaklamaya başlamıştı. Her an adamı sapık gibi isteyemezsin Lavinia!

Ama çok tatlı!

Gerçekten koca bir ya sabır!

“Bir şey mi oldu güzelim?” diyerek yüzüme bakmaya çalışan Araf’la ağzıma kocaman bir çatal daha makarna atmıştım. Kafamı olumsuz anlamda sallayarak ona döndüğümde bakışlarım tabağına kaymıştı. Oha! Ne ara bitirdi bu adam tabağı?!

Kaşlarımla tabağı işaret ettiğimde o da anlamayarak tabağına bakmıştı. Geri tencereye döktü desem yerinden hiç kalkmamıştı, bazı zamanlar boğa burcu olduğunu unutuyordum!

“Doydum ben güzelim, sen gelmeden önce de yemek yemiştim zaten.” demesiyle başımı anladığımı belli edercesine sallarken ağzımdaki lokmayı yutmuştum. Adamın yavaş olduğu tek konu yataktı, o da çıldırtmak içindi!

Daha çok sıcak basarken üzerimdeki ceketimi çıkartarak sandalyemin arkasına asıp gömleğimin birkaç düğmesini açmıştım, bu adam hormonal olarak bana zarardı. Çatalımı tekrar elime aldığım sırada saçlarıma uzanan eli hafifçe okşamaya başlamıştı.

Sakin ol, sadece saçını seviyor.

Umursamamaya çalışarak bir çatalı daha dudaklarıma yolladığımda saçımdaki parmakları boynuna ilerlemişti. Bakışlarım yandan onu bulurken yeşillerinde ki hınzır parıltılar kalbimin teklemesini sağlamıştı, sanırım buna alışmam hiç mümkün olmayacaktı.

Ağzımdakini yuttuğum sırada tekrardan önüme dönmüştüm ki az önce parmaklarının bulunduğu yeri dudakları almıştı. Anlık heyecanla çatal elimden düşerken gözlerim istemsizce kapanmıştı, sıcak dudakları kesinlikle uyuşturucuydu. En keskin ve en çok bağımlılık yapıcı!

Küçük öpücükleri boynumda ilerlerken aralanan bakışlarım önümde ki tabağıma kaydığında son lokmayı az önce yediğimi farketmiştim, insanda akıl bırakmamıştı. Diğer eli üstümdeki gömleğin düğmelerine geldiğinde başımı hafifçe eğerek eline bakmıştım.

“Araf bence durmalısın.” diye mırıldanmamla boynumdaki ince deriye hafifçe dişlerini sürtmesi bir olmuştu. Tüm bedenim hareketiyle gerilirken inlememek için dişlerimi dudaklarıma geçirmiştim, akıl kesinlikle koşarak uzaklaşmıştı.

“Özledim.” derken biten düğmelerle eli göğsümü kavrayacakken havada tutarak onu durdurmuştum.

“Araf’ım yaralısın, şunu bir anla artık.” diyerek geriye çekildiğimde dudaklarını büzüp kaşlarını çatarak bana bakmaya başlamıştım.

“Benden uzaklaşma.” derken sandalyemi sertçe kendisine yaklaştırdığında son anda düşmeden durabilmiştim. “İyiyim ve özledim Sâye. Hem hasta insana istedikleri verilir, yazık değil mi bana?” Dudaklarını biraz daha büzdüğünde gülmeden edememiştim. Sahiden küçük bir çocuk gibiydi.

“Az önce iyiydin, şimdi hasta insan mı oldun?” dememle gözleri kısılırken bedenini tamamen bana çevirerek üstündeki tişörtünü hafifçe havaya kaldırarak yaralarını göstermişti. Bakışlarım istemsizce kaslarına kayarken kuruyan boğazımı ıslatmak için yutkunmam gerekmişti, yaralı bir Yunan tanrısı gibiydi.

“Bak, kanamadı bile.” dediğinde sonunda yaralara odaklanabilmiştim. Kanamıştı ama çok fazla değildi.

“Aklımı bulandırma Araf, iyileşene kadar seks yok.” diyerek hızla ayağa kalkıp tabakları tezgaha götürdüğümde o da peşimden kalkmıştı.

“Ne yok?” derken adımları arkamda duraksadığında ona dönerek ters bir bakış atmıştım.

“Araf zaten kendimi zor tutuyorum.” diyerek elini tuttuğum gibi salona yöneldiğimde peşimden ses etmeden takip etmişti. “Hormonlar zaten beynimi sikiyor.” derken koltuğun önüne geldiğimizde çekiştirerek oturmasını sağlamıştım. “Burada oturuyorsun ve o yeşillerini benden bir süre uzak tutuyorsun.” dediğimde sırıtarak bana bakmaya devam etmişti.

Yeşilleri parıldarken bakışları beni boydan boya süzerek arkasına yaslanmıştı, gözleri göğüslerime kitlendiğinde göz bebekleri yeşillerini saracak kadar büyümüştü. Kahretsin ki çok arzu edilesi duruyordu!

“Ben mutfağı toplayacağım, sende burada beni bekleyeceksin.” diyerek hızla arkamı dönmüştüm ki bileğime sarılan parmaklarla tekrar ona dönmek zorunda kalmıştım.

“Vermen gereken bir hesap yok mu güzelim?” demesiyle anlamayarak ona baktım. Gözlerinde ki parıltılar hafifçe sönerken yerine öfkeli bakışlar gelmişti. “O puştla ne konuştun?” Kaşlarım çatılırken kimi kastettiğini anlayabilmiştim, Ender…

“Önemli bir şey yok, saçmaladı işte kendince.” dediğimde kaşları çatılmıştı.

“Önemini sormadım mia dea, ne dedi?” diyerek tane tane konuşurken yavaşça sinirlendiğini hissedebiliyordum.

“Dumanı yakalayacağını söyledi ve bende kanıt istedim, tabiki de veremedi. Bende onu Duman olmakla tehdit ettim.” dememle kaşları havalanırken şaşırdığı belli oluyordu. “Eğer bir kadından dayak yediğini söyleyemeyecek kadar ödlekse o zaman paçasını kurtarması gerekir ve elinde hiçbir kanıtı yokken bunu yapamaz.”

Sözlerimle dudakları tekrar kıvrılırken beni hafifçe kendisine çekerek dizlerinin arasına girmemi sağladıktan sonra kollarını bana sarmıştı.

“Benim zeki karım.” derken çıplak uzanıp yanağıma dudaklarını bastırdığında bende sırıtarak kollarımı boynuna dolamıştım. “Çok uğraşmana gerek yok zaten bebeğim, yakında geberecek. Kendini yorma.”

“Süzgeç bey siz önce iyileşmenize bakın.” dediğimde suratı hızla düşerken kalçama çarpan eliyle dudaklarımdan istemsizce küçük bir çığlık kaçmıştı.

“Bir daha süzgeç dersen o kelime hafızandan silinene kadar yerim seni mia dea.” derken bir eli belimden aşağıya inerek bacaklarımın arasına süzüldüğünde inleyerek bacaklarımı birbirlerine kenetlemiştim.

“Araf…” İnlemeyle karışık ismi dudaklarımdan dua misali çıkarak yankılandığında parmaklarını pantolonun üstünden hassas noktama bastırmaya başlamıştı.

“Doğru, dokunmamam gerekiyordu değil mi?” derken ellerini tamamen benden ayırmasıyla bedenim sanki zirveden sertçe yere çakılmıştı. “Ben burada uslu uslu seni bekleyeceğim, gidebilirsin.” demesiyle kaşlarım hızla çatılmıştı. Tıpkı az önceki gibi arkasına yaslanarak bana derince sırıttığında geriye doğru bir adım atıp hızla mutfağa doğru ilerledim, bunun rövanşı çok pis olurdu Araf efendi!

Sertçe üstümde önü açık duran gömleği çıkartıp sandalyenin üstüne attıktan sonra elime aldığım tabakları makineye yerleştirmeye başlamıştım. Kasıklarım öylesine sızlıyor ve öylesine ıslanmıştım ki bacaklarım titriyordu. Aynı zamanda kendime de kızgındım, ne vardı yani adam Yunan tanrıları gibi yakışıklıysa? Hayatımızda erkek mi görmemiştik yani?

Onun gibisini nerde gördün acaba? Böylesine yakışıklı, nazik, kibar, seksi…

“Ay sus, yeter.” diye mırıldanarak ellerimi yanaklarıma dayamıştım. Gömmek isterken bile adamı yüceltip duruyordum, çünkü aksi mümkün değildi. Adam her şeyiyle harikaydı.

“Bana mı seslendin hayatım?!” diyen Araf’ın sesiyle tekrardan gerçekliğe döndüğümde derin bir nefes almam gerekmişti. Kendine gel kızım!

“Hayır!” diye haykırarak makinenin kapağını kapattığımda bakışlarım mutfağın camından gözüken havuza kaymıştı. Zihnimde Vidus’un sesi can bulurken yavaşça tezgaha yaslanarak havuza bakmaya devam ettim.

***

“Öyle mi? Neden hiçbir zaman havuza giremediğini biliyor mu mesela Arhan? Hatta sadece duş alabilmenin bile haftalarına mal olduğunu biliyor mu?”

***

İçime bir hüzün çökerken adımlarım istemsizce bahçeye yönelmişti, sürgülü camı açarak havuzun başına geldim. Bir suyun içinde kapana kısılmak nasıl bir duyguydu? Nerdeyse ölümden dönmüştü bu yüzden. Geçen günlerde küçük bir araştırma yaparak Araf’ın hastane kayıtlarına erişmiştim, tabi çoğu silinmişti fakat birkaç tanesi hala duruyordu. Bunlardan biri de ciğerlerine dolan su nedeniyle bir ay yoğun bakımda kalmasıydı.

Sözde bizi eğittiğini iddia eden kişi tarafından eziyet görmüştü ve hala suya yaklaşamıyordu. Her duşa girdiğimizde gerilmesinin sebebini anlamak kalbime kramplar girmesini sağlıyordu.

Onun benim çocukluğumu iyileştirdiği gibi bende onu iyileştirecektim, yaralarını sarıp arkasına dönüp baktığında sadece kötü bir anı olarak kalmalarını sağlayacaktım. Bunu yapacaktım…

İlerdeki havuzun su ayarının yapıldığı yere adımlayıp kapağını kaldırdıktan sonra kablolarla bakışmıştım, yavaşça eğilerek sıcak suyu ayarladığımda havuzun yanındaki mavi ışıklar kırmızıya dönmüştü. Haftada iki gün gelen temizlikçi ekip evle birlikte havuzu da temizliyorlardı ve şu anda tertemizdi. Yavaşça havuza doğru adımladığım sırada bakışlarım kapının pervazına yaslanan Araf’a kaymıştı. Keskin bakışları sadece havuzdaydı, suya bir canavarmış gibi bakıyordu.

Elim pantolonumun düğmesine giderek açtıktan sonra bacaklarımdan süzülmesine izin vermiştim, mayo giymeye üşendiğim için iç çamaşırlarımla yüzecektim. Şu an uğraşamazdım.

“Hava soğuk Sâye, sonra yüzersin.” demesiyle bakışlarımı ondan ayırmadan havuzun dibine kadar gelmiştim.

“Su sıcak, sende gelsene.” dememle gözlerinden geçen korkuyu buradan bile görebilmiştim. Zihninin içinde o boğulduğu anlar mı dönüyordu? Kayıtlarda henüz 18 yaşında olduğu yazıyordu bu durum yaşandığında, küçüktü.

“Ben…yapamam.” derken geriye doğru bir adım attığında sanki ruhuma bir şişe kezzap atmışlar gibi hissetmiştim.

“Sakin ol hayatım, burada sana kimse zarar veremez.” diyerek ona doğru adımladığımda ellerinin iki yanında yumruk olduğunu görmüştüm. Derin derin nefesler alırken bakışları havuzdaydı. Ellerim yanaklarına sarılırken bakışlarının bana dönmesini sağlayarak dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım. “O sadece bir su, Ateş’e zarar veremez.”

Elleri hızla yanaklarımı bulurken dudaklarını sertçe dudaklarıma bastırmıştı, hareketsizce duran dudakları derince nefesler alırken yanaklarımda ki ellerinin titrediğini farketmiştim. Dudaklarımı aralayarak üst dudağını yavaşça emdiğimde gergin bedeni biraz da olsun gevşemişti.

“Tamam, zorlamıyorum. O zaman sadece beni izle.” diye mırıldandığımda başını varla yok arası olumlu anlamda sallamıştı. Dudaklarına son kez küçük bir öpücük bırakarak kollarının arasından sıyrıldıktan sonra arkamı dönerek havuza doğru adımladığım sırada gözümden bir damla yaş süzülmüştü. Korkusu öylesine gerçekti ki ruhumun derinliklerine işlemişti.

Yavaşça sıcak suya girdiğimde bakışlarım onu bulmuştu, ikindi vakti kızıllığı gökyüzünü süslerken yeşilleri daha da canlı gözüküyordu sanki. Kıvrılan dudaklarımla arkamı dönerek suyun içine girip yüzmeye başladım, esasında aklımda bir plan vardı ama nasıl işlerdi emin olamıyordum.

Havuzun ortalarındayken sudan çıktığımda Araf’ın derin nefesi kulağıma ilişmişti, havuzun yanında ki şezlonga otururken bakışları bendeydi. Ona gülümseyerek havuzun kenarına yanaştım.

“Gelmek istemediğini emin misin? Su çok güzel.” dediğimde bakışları hafifçe suya dokunduktan sonra tekrardan bana dönmüştü.

“Böyle iyiyim güzelim, zaten sende fazla durmayacaksın.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı.

“O niyeymiş?”

“Hava soğuk.” dediğinde surat ifadesi oldukça sertti. Sanırım kendi isteğiyle havuza girmeyecekti, o zaman küçük bir işaret fena olmazdı sanırım. Havuzda geriye doğru adımlamaya başladığımda bakışları pür dikkat bendeydi.

“Gelde çıka…” derken sanki ayağım kaymış gibi kendimi bir anda suyun içine bırakıp çırpınmaya başlamıştım.

“Sâye iyi misin?” diyen Araf’ın silüetinin hızla havuzun kenarına koştuğunu görmüştüm. “SÂYE!” Haykırışı uğultulu bir şekilde kulağıma ulaşırken çırpınmaya devam ettim. Hemen ardından su gelen çarpma sesiyle yoğun bir şekilde dalgalandığında belime sarılı kollar beni hızla yüzeye çıkarmıştı, kollarım hızla boynuna sarılırken derin nefeslerimin arasında sırıtmadan edememiştim. Havuza girmişti.

Korku dolu gözleri beni tararken son anda dudaklarımda ki gülümsemeyi fark ederek kaşlarını çattı.

“Komik miydi bu?” diyerek sert bir şekilde cevap vermesini umursamayarak bacaklarımı beline sarmıştım. Sargıları su geçirmez olduğu için o konuda endişe etmeme gerek kalmamıştı.

“Bak, su seni yemedi.” dediğimde bakışları suya kaymıştı ki hızla gözlerini kapattı.

“Beni ne kadar korkuttuğunun farkında mısın Sâye?” derken alnını alnıma dayadığında bedeni az önce dışarda olduğu gibi gerilmişti.

“Suya gelmen gerekiyordu.” Elimi saçlarına daldırarak hafifçe okşadığımda belimdeki kolları kasılmıştı. “Şhh! Hayatım onlar sadece kötü bir anı, seni yenemezler.” derken dudaklarımı hafifçe dudaklarına sürterek boynuna ilerledim. “Şu anda sudan daha tehlikeli birinin kollarındasın, neyden korkman gerektiğine iyi karar ver.” Kulağına mırıldanırken dilimi hafifçe yanağına dokundurmamla saçlarımın içinden geçen eli onları sıkıca kavrayarak başımı geri çekmişti.

“Aklımı dağıtmaya çalıştığın yere dikkat et mia dea, sonra durmam için yalvarırsın.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken kendimi yavaşça bacaklarımın arasında hissettiğim şişliğe bastırmıştım.

“Durma derdim ama küçük bir sorunumuz var.” diyerek karnımı işaret ettiğimde onun da dudakları kıvrılmıştı.

“Yalvarman için içine girmem gerektiğini kim söyledi?” dediğinde suyun sıcaklığından mı yoksa benim hormonlardan mı bilinmez bir sıcak basmıştı.

İkimizi aniden çevirerek sırtımı havuzun kenarına yasladığında derin bir nefes almam gerekmişti, gözlerinde ki korku hala baki olsa da ilk başta ki kadar yoğun değildi ve bu iyi bir şeydi.

“Yalvaracağımı kim söyledi peki?” dediğimde bedeni bana yaslanırken dudakları yanağımda gezinmeye başlamıştı.

“Zihnimden asla silinmeyen seslerin söyledi.” Sesi kısık ve boğuktu, biraz daha böyle konuşursa gerçekten yalvarabilirdim.

“Belki de zihnin körelmiştir.” dememle yanağıma temas eden dudakları kıvrılırken bir eli belimden aşağıya doğru kaymaya başlamıştı.

“Hafızamı tamamen kaybetsem bile ne gözlerindeki yıldızları ne de seninle ilgili hiçbir şeyi unutmam, öyle bir meselesin benim için.” Gözlerim yeşillerinde takılı kalırken harelerine bakakalmıştım, saçlarından damlayan damlalar yüzüne ordanda dudaklarına akarken bakışlarımı ondan ayırmak imkansızdı.

“Kötü olan tüm anıları kendimle doldursam o zaman olmaz mı?” dediğimde dudakları kıvrılırken yanağındaki gamzesi hafifçe belirginleşmişti.

“Doldurdun zaten güzelim, her bir anı senden ibaret.” derken alnını alnıma yasladığında daha fazla dayanamayarak dudaklarımı dudaklarına bastırdım, bedenimi daha fazla tutamazdım.

Hızla öpüşüme karşılık veren dudaklarıyla eli iç çamaşırımın içine girdiğinde iniltim dudaklarının arasında can bulmuştu. Beni okşayan parmakları nevrimi döndürürken istemsizce tırnaklarımı ensesine geçirmiştim. Parmakları gitgide hızlanırken çevremizde ki su hızla dalgalanmaya başlamıştı, dişlerimi hissettiğim arzuyla sertçe dudağına geçirdiğimde boğazdan gelen hırıltısı kulağıma ulaşmıştı.

“Havuz işini sevmedim, ıslaklığını hissetmemi engelliyor.” derken içime giren parmaklarla iniltim bahçeyi doldurmuştu. “Özünün tamamı suya karıştı, sadece bunun için bile sudan nefret edebilirim.” Parmakları daha çok hızlanırken inleyerek başımı geriye doğru atmıştım, parmaklarının tamamını bile sokmamasına rağmen doğru yeri nasıl böyle iyi bulabiliyordu?!

“Araf!” Dudakları boynumu yağmalarken parmaklarını içimde kıvırmasıyla bedenim zirveye ulaşarak ani bir titreme dalgasıyla patlamıştı.

Derin nefesler alarak yağmur kokusunu daha çok içime ne zaman kapattığımı anlamadığım gözlerimi aralayarak beni izleyen yeşillere baktım. Parmaklarını yavaşça içimden çıkararak tekrar belime yerleştirdiğinde tekrar titremeden edememiştim, üzerimdeki etkisi çok büyüktü.

“Kontrolü ne zamandı güzelim?” derken parmaklarını hafifçe karnımda gezdirmişti.

“Yarın.” dedim mırıldanarak. Üzerimde hala az önceki rahatlamanın etkileri vardı.

“Cinsiyetini öğrenmemiz için erken dimi?” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.

“O dört aydan sonra belli olur hayatım.” dememle bu sefer o başını olumlu anlamda sallamıştı. “Şimdi sıra sende.” diyerek tam ona uzanmıştım ki eli hızla elimi yakalayarak ona dokunmamı engellemişti.

“Sanırım misafirlerimiz var bebeğim.” diyerek yan tarafı işaret etmesiyle bakışlarım oraya dönmüştü.

Tüm ekip buraya doğru geliyor ve şaşkın gözlerle bize bakıyorlardı, daha doğrusu Araf’a.

“Lan biri beni dürtsün, iyice hayal görmeye başladım. Arhanı havuzda görüyorum.” diyen Can’la yanındaki Alp bu anı bekliyormuş gibi kafasına sertçe geçirmişti. “Oha amına koyayım, vur dedik öldürdün.”

“E dürt dedin kardeşim, sana da yaranılmıyor.” diyen Alp yanında ki Kayra’ya dönerek saçlarına dudaklarını bastırmıştı.

“İyi ki dürt demişim, vur deseydim çekip vururdun sen kesin.” diyerek kollarını göğsünde bağlayan Can’la Deniz kollarını ona sarmıştı.

“Çok mu acıdı kıvırcık?” dedi Deniz. Can’ın anında dudakları kıvrılırken kollarını hızla Deniz’in bedenine sarmıştı.

“Bu kibrit çöpünün dokunuşu bizim canımızı yakmaz güzelim.” demesiyle Alp’in yandan bakışları onu bulmuştu.

“Kibrit çöpünü götüne sokar içerde yakarım Can.” dedi Alp. Can hızla kollarında ki Deniz’le geriye doğru bir adım attığında benimde dudaklarım kıvrılmıştı.

“Değişik fantezi ama sağol, benim sevgilim var.” diyerek kollarında ki Deniz’in yanağına dudaklarını bastırdığında Deniz daha çok sırıtmıştı.

“Ay bir susun be, burada iki hamile var.” diyen Ahu gülerek bana göz kırpmıştı. “Hadi aşkım çık şu havuzdan da hamişliğimizi kutlayalım.” derken hafifçe şişmiş karnını salladığında gülmeden edememiştim.

Bakışlarım Araf’a dönerken biraz daha üstüme eğilmiş bir şekilde durduğunu farketmiştim, çıplaklığımı gizliyordu. Gizli kıskanç kocam benim!

“Niye geldiniz lan siz?” diyen Araf’la gözlerim irileşirken koluna hafifçe vurmuştum. Sahiden misafir sevmiyordu adam.

“Aa Lavicim kocan hiç misafirperver değil.” diyen Buğlem saçlarını savurarak elini bir süre yüzünde tuttuğunda parmağında ki yüzük ışıldamıştı. “Ayrıca bomba dedikodularım var, hadi!” Aras Buğlem’e evlenme teklifi mi etmişti? Ne ara?!

“Kız o yüzük ne?” diyen Kayra’yla Buğlem’in adeta yüzü ışıldamıştı.

“Herkes senin mal manitan gibi öylece durmuyor şirine.” diyerek Buğlem’i biraz daha yanına çeken Aras’ın bakışları bize dönmüştü. “Dimi kız bayan Demir?” Tek kaşım havalanırken ona sert bir bakış atmamla hafifçe Buğlem’in arkasına gizlenmişti. “Yemin ediyorum şu hayatta en çok korktuğum çift sizsiniz.”

“Mantıklı karar.” dedi Araf sert sesiyle. Suratı adeta sirke satıyordu.

“Biraz daha çenenizi kapatmazsanız Arhan sizi o suda boğacak.” diyen Turgay’la bakışlarım ona dönmüştü.

“Niye sadece bizi, sen yoksun?” demesiyle Turgay’ın dudakları kıvrılmıştı.

“Beni o havuza sığdıramaz.” demesiyle istemsizce hak vermiştim, Araf’tan bile uzundu.

“Ulan 1.90 boyumla örselendim az önce. Gel biz içeri geçelim çikolatam, belki ev sahipleri misafirliği hatırlayıp gelirler.” diyerek içeri geçen Can’larla diğerleri de içeri geçmişti.

Araf bıkkın bir nefes aldıktan sonra dışarı çıkarak havluların olduğu dolaba ilerlemişti, ben ise peşinden dışarı çıkarak arkasına takılmıştım. Bedenime çarpan soğuk dalgası titrememi sağlarken Araf hızla havluyu bedenime sararak beni kucağına almaya çalışmıştı ki hızla geri çekildim.

“Yaralısın be adam.” diye kızdığımda kaşları çatılırken belime doladığı koluyla beni kendisine yapıştırmıştı.

“Yarıda bölündüğümüz için yeteri kadar sinirliyim zaten Sâye’m.” demesiyle bakışlarım kısılırken bende ona yaklaştım.

“İstersen öfkeden kudur, o yaralar iyileşene kadar kucağına alamazsın.” dememle tek kaşı havalanmıştı.

“Öyle mi?” diyerek tam eğilmişti ki hızla kollarından sıyrılarak içeri doğru koşmaya başladım. İçeri girdiğimde tam arkamı dönmüştüm ki Araf’ın da peşimden koştuğunu görmemle gülerek merdivenlere doğru koşmaya başlamıştım.

“Ne?! Ne ara evlendiniz?!” diyen Can’ın sesiyle adımlarım hızla duraksarken merdivenlerde arkamı dönerek dibime gelen Araf’a baktım.

“Kim evlendi?” dememle dudakları kıvrılırken eli belime sarılmıştı.

“Alp’le Kayra.” demesiyle gözlerim irice açılmıştı.

“Ne? Ayrıca sen bunu bildiğin halde bana nasıl söylemezsin?” dediğimde kaşları hafifçe çatılmıştı.

“Az önce biz içeri daldığımızda söylediler güzelim.” dediğinde hızla ondan ayrılarak salona yönelmiştim. Bakışlarım köşede sırıtan Kayra’yı bulduğunda onunda gözleri beni bulmuştu.

“Bana o kadar laf edip gidip gizli saklı mı evlendin sen?” dememle dudakları biraz daha kıvrılırken yavaşça Alp’e doğru saklanmıştı.

“Liderimin yolundan gideyim dedim.” demesiyle kaşlarım biraz daha çatılmıştı.

“Liderinin haberi mi vardı evlendiğinden Kayra hanım?” dediğimde bakışlarını kaçırarak yere odaklanmıştı.

“Onu ben zorladım, bir suçu yok.” diyen Alp’le elimi kaldırarak onu hızla susturdum.

“Sana sormadım.” dedim sinirle Alp’e bakarak. Ardından bakışlarım tekrar Kayra’ya kaymıştı. “Açıklama bekliyorum.”

“Hep bir şekilde erteleniyordu Lavi ve bizim hayatımızda durağan bir zaman yok. Bekleyecek daha fazla vakit de yok.” dediğinde yüzümde mimik bile oynamamıştı.

“Ve sende kahrolası yerde neden kimi kimsem yokmuş gibi tek başına evlenmiyorum ki mi dedin?” diye sinirle konuştuğumda Araf’ın eli omuzlarımı sararak hafifçe okşamaya başlamıştı.

“Sakin ol güzelim.” diye mırıldanmasını umursamadan Kayra’ya bakmaya devam ediyordum.

“Özür dilerim ama gerçekten çok ani gelişti.” demesiyle gözlerimi devirerek hızla arkamı dönüp merdivenlere yöneldim.

Odaya girer girmez üstümdeki havluyu ve iç çamaşırlarını çıkartarak hızla duşa girmiştim ki Araf’ta hemen ardımdan girmişti.

“Sâye’m?” diye soran bir sesle konuştuğunda suyu ayarlamayı keserek bakışlarımı ona çevirdim. O da üstündekileri çıkartarak yanıma gelmişti. “Belli ki ani karar vermişler, bir suçları yok.”

“Her ne olursa olsun Araf, en son öğrenenlerden biri oldum. Şaka gibi, kardeşimin evlendiğini en son öğreniyorum.” dediğimde eli yanağımı bularak beni göğsüne yaslamıştı.

“İstersen Alp’i dövebilirim.” demesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı.

“İyiki varsın Araf’ım.” dememle dudaklarını saçlarıma bastırmıştı.

“Sende hep var ol Sâye’m.”

Kalbim sevgisiyle dolup taşarken bir anlık her şey zihnimden uçup gitmişti, dünya yansa umrumda değildi…

~~~~~~~~~~~

Yazarın anlatımından…

Öfke, kanında gezinen en tatlı zehirken gözü adeta kör olmuştu. Hayatta istediği her şeyi zorla da olsa elde edebilmişti ama onu bir türlü alamıyordu, her defasında ellerinden kayıp gidiyordu.

Merdivenlerden sinirle inişini izledi adam bir süre, kadını yine o adama gidiyordu. Elleri iki yanında yumruk olurken içinde ki öfkesi daha çok harlandı, o sadece kendi kadını olmalıydı ve bunun için her şeyi yapacaktı. Bakışları sorgu odasından çıkartılan Ömer Argun’a kaydığında dudakları hafifçe kıvrıldı, elde etme bileti ordaydı.

“Sorgu odasına geri sokun, Ömer Argun’a sormak istediklerim var.” dedi Ender polislere ithafen. Polislerin bakışları önce ona ardından da birbirlerine döndüğünde Ender daha çok sinirlenmişti. “Ne bakıyorsunuz lan? Götürün dedim. Bir Cumhuriyet savcısının sözüne karşı mı geliyorsunuz?”

“Savcım affedin ama Lavinia savcımın özel emri var, sanığın biriyle konuşması yasak.” diyen polisle Ender hızla ona doğru adımlamıştı ki arkadan duyulan sesle duraksadı.

“Ne oluyor burada?” diyen Haluk başsavcıyla Ender içinden küfürleri sıralamayı başlamıştı, bu adamdan nefret ediyordu. Son zamanlarda ne kadar boktan dava varsa kendisine vermişti ve bunu bilerek yaptığına emindi.

“Sanıkla konuşmam gereken bir konu var başsavcım ama polisler izin vermiyor.” dediğinde başsavcının tek kaşı havalanmıştı.

“Lavinia savcımın özel isteği, haberim var.” diyen başsavcıyla Ender dudaklarına sahte bir gülümseme yerleştirmişti.

“Fakat sorum zarfçı davası için oldukça önemliydi.” demesiyle Haluk başsavcı bıkkın bir nefes almıştı.

“O zaman bunu Lavinia savcıma sorarsınız Ender savcım, şimdi polisleri rahat bırakında işlerini yapsınlar.” dediğinde Ender içten içe kudursada başını olumlu anlamda sallayarak geri çekilmişti. Ömer her ne kadar haykırarak sesini duyurmaya çalışsada ağzında takılı olan ağızlık yüzünden kelimeleri anlaşılmıyordu.

“İyi günler başsavcım.” dedi Ender hafifçe gülümseyerek. Gün kesinlikle onun oldukça güzel geçecekti, bunu bizzat kendisi sağlayacaktı.

Haluk başsavcı kısa bir baş selamının ardından adliyeyi terk ettiğinde peşinden Ender de ayrılmıştı, artık bu kadarına katlanamıyordu. Biricik savcısıyla önünde engel olan herkesi bu dünyadan silmek istiyordu ve Ender istediğini alırdı.

Gece karanlık çökerken sokaklar insanların insafına kalmış bir şekilde yapayalnızlardı, rüzgarın acı uğultusu sessiz binalarda yankılanırken Haluk başsavcı işlerini halletmiş bir şekilde eve dönmekteydi ve o an kader ağlarını tekrar ördü. Arabanın önüne çıkan bir adamla Haluk başsavcı frenleri çığlık attırarak arabayı hızla durdurmuştu, gecenin bir köründe kim bu dengesiz diye düşünmeden edemedi başsavcı.

Kapıyı açarak hızla dışarı çıkarken eli belindeki silahına uzanmıştı, karşısında ki kişiyi bir ayyaş olarak düşündüğü için çokta mühim görmemişti başsavcı ve yavaşça arabadan inerek adama doğru ilerledi.

“Ne istiyorsun evlat?!” diye haykırışı boş sokakta yankılanırken arabanın ışıklarından dolayı elini gözlerine siper ederek adamı görmeye çalıştı.

“Ecelini.” diyen ses Haluk başsavcıya oldukça tanıdık gelirken tam silahını çekmişti ki bir kurşun havayı acı çığlığıyla delerek Haluk başsavcının karnına saplandı.

“Ender.” diye haykırdı acı içinde başsavcı. Karşısındaki kişi Ender savcıdan başkası değildi.

“Selam babalık, nasılsın?” diyerek eğlenen sesinin ardından silahı tekrar ateşlediğinde Haluk başsavcı daha fazla dayanamayarak yere kapaklanmıştı. “Pek iyi değilsin sanırım, çok üzüldüm bak şimdi.”

“Sen… Allah’ın cezası…” diye mırıldandı Haluk başsavcı acı içinde. Ender’in adımları Haluk başsavcının başının dibinde son bulduğunda dudaklarında tehlikeli bir sırıtış vardı.

“Benim suçum yok başsavcı, kadınımla arama girmeyecektin.” derken ayağını kaldırarak yaraya bastırdığında Haluk başsavcının çığlığı yankılanmıştı. “O sikik adamı içerden sen çıkarttın, kadınımı benden aldın.”

Ayağını çekerek yavaşça dizlerinin üzerine çöktü Ender, onun her çığlığında daha da sakinleşiyordu.

“O er ya da geç benim olacak Haluk ama sen bunu göremeyeceksin.” derken kahkahası boş sokağı inletmişti. “Çokta üzülme, söz üstündeki gelinliğiyle mezarına getiririm.”

“O…asla seninle…o…olmaz.” dedi Haluk başsavcı zor çıkan sesiyle.

“Off! Geberirken de keyfimi sikmek zorunda mısın?” derken elindeki silahını yaraya bastırmıştı. “Lavinia’mın istemesine gerek yok ki, benim olsun yeter.” Acı çığlıklarla dudakları tekrar kıvrılırken Ender ayaklanarak üstündeki tozları silkelemişti. “Neyse bu kadar sohbet yeter, senin daha cehenneme kadar yolun var. Tutmayalım seni şimdi başsavcım.”

Sırıtarak silahı kafasına doğrultup konuşmasına izin dahi vermeden ateşlediğinde çığlık son bulmuştu. Haluk başsavcının açıl gözleri arkasında bıraktığı hayatları temsil ederken Ender’in dudakları daha çok kıvrılmıştı.

“Biri gitti, kaldı diğerleri.”

Kahkahası boş sokakta yankılanırken geriye doğru bir adım atıp cebinden zarfçının geride bıraktığı ve dava eşyalarının içinden çaldığı zarflardan birini Haluk başsavcının yanına atarak arkasını dönüp ilerlemeye başladı.

“Benim olmana çok az kaldı güzeller güzelim, bekle beni…”

~~~~~~~~~~~

Lavinia Demir…

Kalbim heyecanla çarparken elim ayağım birbirine dolanmıştı. O geceyi neyseki kavgasız ve anlaşmalı bir şekilde atlatmıştık, şu an ise kontrole gelmiştik. Hamile olduğum hala gizli tutulması gerektiği için Kayra bakacaktı, odayı ise sohbet edeceğimizi söyleyerek almıştı. Her olayımız bir ekşındı!

Karnımı sıyırarak sedyeye uzandığımda elim sıkıca Araf’ın parmakları arasındaydı, yeşilleri pür dikkat ekrandaydı. Benimde bakışlarım ekrana kayarken Kayra karnıma döktüğü soğuk jelin üzerinde elindeki makineyi kaydırmaya başlamıştı. İstemsizce nefesimi tutarak beklediğim sırada odayı dolduran kalp atışlarıyla gözlerim dolmuştu, o iyiydi.

Elimi tutan parmakların titremeye başladığını fark ettiğimde bakışlarım hızla yeşillere dönmüştü, şok içinde ekrana bakıyordu. Gözünden süzülen bir damla yanaklarına aktığında ben ise artık tamamen ağlıyordum, bu ses hayatımda duyduğum en güzel seslerden biri olabilirdi.

“O iyi mi?” diye sordu Araf sessizce. Kayra’nın ekrana bakan gözleri irileşirken dudakları iki yana kıvrılmıştı.

“O değil onlar.” derken odayı peş peşe gelen bir başka kalp sesi daha doldurmuştu. “İkizler Lavi.”

Gözlerim şaşkınlıkla açılırken bakışlarım sanki anlayabilecekmişim gibi ekrana kaymıştı. Kimseden ses seda çıkmazken hepimiz şok içinde kalmıştım, ikiz miydi? Dudaklarım kıvrılırken gözyaşlarım hızla akmaya devam ediyordu.

“İ…ikiz mi?” diyen Araf’ında dudakları kıvrılırken bakışları beni bulmuştu.

“Evet ve ikisi de gayet iyi, gelişimleri yerinde.” Karnımdan makineyi çekerek bir peçete verdiğinde bakışlarım hala ekrandaydı. “Bu da fotoğrafrafları.” diyerek ultrason görüntüsünü uzattığında Araf benden hızlı davranarak verilen peçeteyle karnımı silerek doğrulmama yardım etmişti.

“Araf ikizler, iki tane olacaklar.” dememle onunda dudakları kıvrılırken dudaklarını başıma bastırmıştı.

“Evet güzelim, iki tane dünyalar güzeli bebeğimiz olacak.” demesiyle tam omzuna yaslanmıştım ki çalan telefonumla cebimden çıkartarak ekrana baktım, Salih komiser arıyordu. Doğrularak gözlerimi sildikten sonra telefonu açıp kulağıma yasladım.

“Efendim Salih komiser?”

“Merhabalar sayın savcım, bir zarfçı davası daha. Şu anda olay yerindeyiz.” dediğinde kaşlarım hızla çatılmıştı. Zarfçı davası mı?

“Zarfçı mı?” diye istemsizce sorduğumda bakışlarım Araf ve Kayra’ da gezinmişti, onlarda en az benim kadar şaşırmışlardı.

“Evet savcım ve olay yerine gelmeniz gerekiyor.” dediğinde sesinde ki değişikliliği farketmiştim, üzgündü. Genel olarak cinayetlere alıştığımız için üzüldüğümüzü belli etmezdik, tabi maktül tanıdık değilse.

“Neler oluyor Salih? Maktül kim?” dediğimde derin bir nefes almıştı.

“Bunu kendi gözlerinizle görseniz daha iyi sanırım savcım.” demesiyle aklımdan binbir tane kişi geçmişti. Elim korkuyla kalbimi giderken derince yutkundum.

“Kim dedim komiser?” diyerek sert bir sesle sordum.

“Maktül Haluk başsavcı sayın savcım, zarfçı tarafından öldürülmüş.”

Sesi zihnimde çınlarken telefon elimden kayarak yere düşmüştü. Bu nasıl olurdu? Her kimse zarfçı adını kullanarak öldürmüştü ve zarfçı ise bendim. Göğsüm acıyla sıkışırken gözlerimden yaşlar süzülmeye başlamıştı.

Haluk başsavcıyı kim öldürmüştü?…

~~~~~~~~~~

Veee bölüm sonu…

Nefessiz okunan bir bölümdü değil mi???

Ender’e hala sövüyorum şahsen!

Sizce bölüm nasıldı???

Bu arada ikizlerimiz geliyooorr!!!

Sizce Arhan nasıl bir baba olacak?

Duman Ender’in yaptığını anlayabilecek mi?

Yorumlarda buluşalım canlarım…

Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)

Seviliyorsunuzzzzz

⚖️🖤

Bölüm sonu

1 yorum