İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 41 · 26 dk okuma

SÂYE

Bölüm 41

40. İYİLEŞEN EMARELER

~Bölüm Şarkıları~

İkiye On Kala~Al Beni Bas Yaralarına

Nil Karaibrahimgil~Kuzey Yıldızı

Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenimm!!!

Nasılsınız???

Biraz uzunca bir aradan sonra yine buradayım, özür dilerim🥺🥺

“Al beni bas yaralarına, ne yükler var omuzlarında? Düştüm yine bak yollarına, seviyorum seni anlasana…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar

Seviliyorsununuzzzz

⚖️🖤

~~~~~~~

Arhan Araf Demir…

Bu hayata geliş amacımızın sadece intikam ve nefretten ibaret olduğuna inanırdım. Hislere yer olmayan yaşam karmaşasının içine sıkışmış hayatlardık, ta ki onu görene dek…

Nefretim bile ona zarar vermemek için zihnimde bir köşeye saklanmıştı, tek amacım bir anda onu korumak olmuştu. Nefesimi korumak…

Yaşamım boyunca tek yaptığım içimdeki nefretimle intikamımı harlamak olmuştu. Hayatımı mahveden insan müsveddelerinin hayatını karartmak için ant içmiştim lakin bunların hepsi onu görene dek sürmüştü. Hayatımda belki de ilk kez nefes aldığımı o güldüğünde hissetmiştim, nefes alıyordum ve yaşıyordum. Kalbimin beni böylesine bir oyuna getireceğini nerden bilebilirdim ki…

Sonrasında intikamımın amacı tamamen değişmişti. Dağhan’a, yani babam olacak o şerefsize nefretim hala baki olsa da bunun yanı sıra onu tüm kötülüklerden korumak istemiştim ama atladığım bir nokta vardı. O da en az benim kadar yaralı bir geçmişle bu hayata girmek isteyen biriydi ve kurtarmak için çok geç kalmıştım. Zihnimde hep bir belki kol geziyordu, belki o gün Namık’a karşı çıksaydım hiçbir zaman böylesine bir bataklığa girmezdi.

Lakin artık bunlar için oldukça geçti, Sâye’m benimle birlikte bataklığın en dibini boylamıştı. Korumak istediğim her an sanki biraz daha dibe çekiyordum onu, aynı annemin ölümü gibi onu da kendimle sürüklüyordum ve buna karşı gelemiyordum. Fakat ne olursa olsun onun sonunun anneme benzemesine izin vermeyecektim, bir kez daha nefesimi kaybetmekle burun buruna gelemezdim.

Derince bir nefes aldığımda zihnimde saklı kalan nefretim gün yüzüne çıkarak kendini göstermeye başlamıştı. Nasıl olsa şu anda zarar vermekten korktuğum kimse yanımda yoktu, durmayacaktım. Ona zarar vermeye çalışan herkesi katletmeden durmayacaktım.

Koltukta arkama biraz daha yaslandığımda açılan dış kapıyla dudaklarım kıvrılmıştı, işte oyun şimdi başlıyordu. Namık’ın söz de gizli mekanı olan odasındaydım, benden hiçbir şey gizleyemeyeceğini unutması onun kaybıydı.

Yaklaşan adım sesleriyle bakışlarımı masaya çevirmiştim, gelen seslere bakılırsa tek değildi. Göt Ferhat kuyruğu olarak dibinde olmalıydı. Adım sesleri yaklaşırken masada duran portreye uzanıp elime aldım, Sultan Yaman…

Varlığını hayal meyal hatırlıyordum, iyi bir kadındı. Benimle ne kadar konuşmaya çalışsa da pek başaramamıştı, annesini yeni kaybetmiş öfkeli bir çocuğa yaklaşmak pek akıl karı değildi. Ardından bir gün Namık tarafından kaçırıldığımda öldüğünü öğrenmiş ve kim tarafından öldürüldüğünü hiç sorgulamamıştım.

Sâye’m hayatıma girdikten sonra Namık’ı araştırmaya karar verdiğimde gerçekler önüme dökülmüştü, öldüren kişi Namık’tı. Hala net bir kanıt olmasa da tüm şüpheler onu gösteriyordu. Sonrasında yaşanan o boktan olaylar yüzünden nefesimden üç yıl ayrı kaldığımda tüm pisliklerini öğrenmek için bolca zamanım olmuştu, bunlardan biri de tam o gün Dağhan’la yaptığı görüşmeydi.

Bir telefonla peşimize düşmesi tamamen yalandı, bizi oyuna çekmek için Dağhan’la iş birliği yapmıştı çünkü onu araştırdığımı öğrenmişti. Fakat tahmin etmediği bir durum vardı, Dağhan sadık olacak kadar şerefli bir insan değildi. O gün vurulması gerçekti ve Ferhat Argun tam olarak burada devreye girmişti, onu kurtaran kişiydi.

Peki ben bunları nasıl mı öğrenmiştim? Elim kolum her yere erişecek kadar uzundu, istediğimde yapamadığım hiçbir şey olmamıştı bu zamana kadar ve olmayacaktı da.

Gelen seslerle elimdeki çerçeveyi masaya bırakarak bakışlarımı kapıya çevirdim. Yavaşça açılan kapıyla dudaklarım kıvrılırken koltukta biraz daha arkama yaslandım.

“Sabret, yakındır gebermesi.” diyen Namık içeri adım atarken bakışları beni bulmuştu. İrileşen gözlerindeki şaşkınlığın arkasında gizlenen korkuyu burdan bile görebiliyordum. Demek beni vurduran bu şerefsizdi, bakalım eskisi kadar cesareti var mıydı?!

“Bir hoşgeldin yok mu Namık?” dediğim sırada hemen yanında duran Ferhat hızla arkasına dönmüştü ki arkalarında bekleyen Vidus’a çarpması bir olmuştu. Ödlek piç kurusu!

“Hayırdır, bir yere mi gidiyordun korkak it?” dedi Vidus, yüzünde benimki gibi bir sırıtış vardı. Bu halde tek gelecek kadar salak değildim.

Ferhat yüzünden adeta korku akarken bakışlarını Namık’a çevirmişti. Benimde bakışlarım Namık’a dönerken dudaklarım biraz daha kıvrıldı, yüzünde nefreti kol gezerken elinde ki bastonunu sertçe yere vurdu. Küçük dayıyı sinirlendirmiştik sanırım, çokta sikimde!

“Burada ne işin var Ateş?” diyen Namık’la tek kaşım havalanırken masanın önünde ki koltukları işaret ettim. Bakışları koltuklara kaydığında ikiletmeden koltuklara doğru ilerleyerek oturdu, ardında ki Ferhat ise hareketsizce kapının önünde Namık’ı izliyordu.

“Geç lan sende.” diyerek Ferhat’ı sertçe koltuklara doğru iten Vidus’ta içeri girip ardından kapıyı kapattıktan sonra etten bir duvar misali kapının önünde durmuştu. Bugün bu puştu getirmemde ki amaç tam olarak buydu, bana bağımlı değildi ve kafasına atanı hemen yapardı. Şu anda ihtiyacım olan her şeydi yani.

Namık’ın karşısına oturan Ferhat’la arkama biraz daha yaslanarak ayaklarımı masaya yasladım, yaralar bu hareketimle daha çok sızlasa da yüzüme yansımamıştı.

“Soruma cevap vermeyecek misin Ateş?” diyen Namık’la Ferhat’ın sert bakışları da beni bulmuştu.

“Aşk olsun, ziyarete gelmemizde mi yasak Namık?” derken bakışlarım Ferhat’ı buldu. “Hem kayınpederimi de görmüş oldum işte, fena mı?”

“Benim şerefsizin dölünden bir damada ihtiyacım yok.” diyen Ferhat’la bakışlarım yavaşça onu süzmüştü.

“Karımında şerefsiz bir babaya ihtiyacı yok zaten.” dediğimde kaşları çatılırken hızla ayaklanmıştı ki Namık’ın bastonla omzundan ittirmesiyle tekrardan yerine oturmak zorunda kalmıştı.

“Elin kolun rahat dursun Ferhat.” diyen Namık tekrardan bana döndü. “İkimizde buraya boşu boşuna gelmediğini biliyoruz Ateş, lafı geveleme de konuş.”

“İnsanlıkta ölmüş artık görüyor musun Diavolo? Oysaki ben bütün samimiyetimle geçmiş olsuna gelmiştim.” derken sargılı elini işaret ettiğimde Vidus’un dudakları biraz daha kıvrılmıştı.

“Bastardo, smettila di scherzare e andiamo avanti con i nostri affari.” (Piç herif, dalga geçmeyi bırakta işimize bakalım.) diyerek sırıtan Vidus’la bakışlarım onu bulmuştu. Gösterirdim ben ona piç herifi ama dua etsin yaralarım henüz tazeydi.

“Misafirlerimizin yanında Türkçe konuşmalısın Diavolo, çok ayıp.” dediğimde gözlerini devirerek önüne dönmüştü. Bakışlarım tekrardan Namık’ı bulduğunda sargılı eliyle keyfim daha çok yerine gelmişti, işte benim karım!

“Bunu bizim söylememiz gerekir Ateş, tehlikeli bir kaza atlatmışsın. Geçmiş olsun.” dediğinde bakışlarım gözlerine kilitlenmişti. Benimle oyun oynayabileceğini sanan salaklara benzemesi hayatına mal olacaktı, haberi yoktu.

“Kaza değil Namık, sadece kendini zeki sanan birkaç salağın vukuatı.” dediğimde gerçekleri bildiğimi farketmişti. Onunda dudakları kıvrılırken sinirlerim daha çok gerilmeye başlamıştı.

Sâye’den duymamın ardından geniş çaplı bir araştırma yapmıştım ve ulaştığım telefon kayıtları pek iç açıcı sayılmazdı. Hedef tam da tahmin ettiğim üzere sadece ben değildim ve eğer o gün Can meleğime siper olmasaydı belki de şu an… düşünmek bile istemiyordum.

“Haklısın, eğer salak olmasaydı bu bir kaza değil cinayet olabilirdi. Ucuz kurtulmuşsun.” diyerek sırıttığında bende aynı şekilde karşılık vererek dudaklarıma sinir bozucu bir gülümseme yerleştirmiştim.

“Neyse ki şans benden yana Namık ama aynısını senin için söyleyemeyeceğim.” derken bakışlarım tekrardan elini bulmuştu. “Salaklarla işbirliği yaparken daha dikkatli olmalısın.”

Ferhat’ın bakışları hızla Namık’ı bulduğunda artık odadaki herkes beni vurduran kişinin kim olduğunu bildiğimi biliyordu. Ferhat’ın irileşen gözleri bana kaydığında onu umursamadan Namık’a bakmaya devam ediyordum, hala yüzünde ki sırıtışıyla bana bakıyordu. Korkmadığını belli etmeye çalışıyordu lakin ben onu zihnini okuyacak kadar iyi tanıyordum.

“Hala burada ne işin olduğunu söylemedin.” demesiyle ayaklarımı masadan indirerek öne doğru eğilmiştim, bu hareket yaraların sızlamasını sağlasa da umursamamıştım. Bakışlarım hala Namık’tayken yandaki Sultan Yaman’ın resmini alarak görebileceği bir şekilde önüme koydum.

“Sohbet etmeye Namık.” dediğimde bakışları elimdeki fotoğrafa kaydığında sırıtışı yavaşça silinerek yerini gergin bir ifadeye bırakmıştı. Onun kırmızı çizgisi her ne kadar ölü bile olsa karısıydı. “Öldürdüğün karının resmini hala masanda saklıyorsun. Ne kadar da romantik.” diyerek sırıtmaya devam ettiğimde kaşları çatılmıştı.

“Ne yapacaksan yap sonra da siktir git burdan Ateş.” Sinirli sesiyle keyfim daha çok arttığında fotoğrafı görebileceği bir şekilde bırakarak arkama yaslandım.

“Korkma, gideceğim.” dediğim sırada bildirim gelen telefonumla odağım kayarken hızla bekletmeden cebimden çıkarıp ekrana bakmıştım. Sâye’min korumalarından biri isteğim üzerine yanlış bir durum söz konusu olduğunda bana durumun fotoğrafını atmakla görevliydi ve fotoğraf atmıştı. Yerimde dikleşerek hızla fotoğrafa girdiğimde gördüğüm kareyle kaşlarım çatılırken elim sıkıca telefonu kavramıştı, o savcı sikiyle konuşuyordu.

Hızla mesajlara girerek Sâye’ye uyarıcı bir mesaj attıktan sonra telefonu kapatıp masaya atarak önümde beni izleyen şerefsizlere geri dönmüştüm. O puştu ilk başta gebertmediğim için pişman olduğum kadar hiçbir şeyden pişman olmamıştım. Safi döl israfından başka hiçbir şey değildi ve karıma aşıktı. Benim karıma! Eceline çoktan susamıştı.

“Noldu Ateş? Lavinia’yla ilgili bir sorun mu var yoksa?” diyen Namık’la bakışlarım onu bulduğunda Vidus bile bir adım geriye çekilmişti. Yavaşça masaya yaklaşarak dirseklerimi masaya yasladım.

“Karımın adını bir kez daha ağzına almaya cüret edersen seni evire çevire sikerim. Anlaşıldı mı?” dedim her kelimeleyi vurgulayarak. Bu hareketimle dudakları kıvrılırken elindeki bastonunu bir kez daha yere vurmuştu.

“Gerçekten istedin ve Duman’ı aldın Ateş.” dediğinde yüzümde mimik bile oynamamıştı.

“İstedim ve istediği için aldım Namık. Beni sakın kendinle bir tutma, ben senin gibi bir kadına istemediği şey için zorlayacak kadar şerefsiz değilim.” dememle yüzü gerilse de belli etmemeye çalışıyordu.

“Sende ki bu karı sevgisi ölümün olacak Ateş.” demesiyle dudaklarımda iğneleyici bir sırıtış oluşmuştu.

“Benim karım senin ölümün olacak.” dediğimde bir kez daha gülmüştü.

“Beni öldürmek öyle kolay olsaydı ilk başta baban becerirdi evlat.” demesiyle bu sefer gülen taraf ben olmuştum.

“Oradan bakınca bir pezevenge mi benziyorum? Karını siken kişiyle karıştırma beni.”

Bastonu tekrardan yere çarptığında sinirden dişlerini birbirine geçirmişti.

“Fazla oluyorsun Ateş.” diyerek dişlerinin arasında konuştuğunda Vidus’un eli silahına gitmişti ki bakışlarım ona kaydığında elini geri indirmişti.

“Söze değil icraata bakıyoruz.” derken gözlerim eski gücü olmayan bedenine kaymıştı. “Silah çekmeye bile mi götün yemiyor yoksa yaşlılıktan mı?”

“Salak olmadığımdan, henüz almam gereken bir liderlik varken geberemem.” Sargılı elini havaya kaldırdığında aslında amacının liderlik değil intikam olduğunu ima etmişti. Bıkkın bir nefes alarak yerimde dikleştikten sonra belimden silahımı çıkartarak Namık’a doğrulttum.

“Çok boş yapıyorsun.” dedim bıkkın bir sesle. Bakışları elimdeki silaha kayarken Ferhat itinin kaçmak için çevreye bakındığını fark etmiştim. Bakışlarımı Namık’tan ayırmadan emniyet kilidini kaldırdığımda gözlerinden geçen korku dudaklarımın kıvrılmasını sağlamıştı.

“Sence ben boş gezecek biri miyim Arhan?” demesiyle ona bakmayı sürdürürken konuşmasına izin vermeden hızla silahımı Ferhat’a çevirerek silahı ateşlediğimde mermi hemen yanağından sıyırıp arkasında ki camı tuzla buz etmişti. Haykırarak ayağa kalkıp kaçan Ferhat’la Namık’ın bakışları hızla onu bulmuştu.

“Arya’yla mı tehdit edeceksin? Geberen itlerinin haberi henüz gelmemiş demek ki.” dediğimde bakışları beni bulurken şaşkınlığını gizlemeye vakti olmadan ayağa kalkarak silahı tekrardan ona çevirmiştim. “Benimle oynamaya çalışırken iki kez düşün Namık, karşılık verme tehlikem var.”

Silahı iki kez üst üste ateşlediğimde Namık’ın başının iki yanından sıyıran mermiler arkasında ki duvara saplanmıştı. Gözleri silahı sıktığım an kapandığında korkusunu açıkça belli etmişti, doğru karardı. Karşımda düpedüz karımı tehdit ettikten sonra artık en çok benden korkmalıydı.

“Beni ilk kez öldürmeye çalışman değildi Namık ama karıma yaklaşmaya cüret etmeyecektin.” derken silahımı indirdiğimde bastonu tutan elinin titrediğini görebiliyordum. “Ölümün basit bir kurşunla olmayacak.”

Silahı tekrardan belime yerleştirdiğim sırada odanın içini polis sirenlerinin sesi kaplamıştı. Kapıya doğru adımlamaya başladığımda ikisininde bakışları sirenlerin sebebini görebilmek için cama dönmüştü.

“Tehlike gerçek oldu, oyun sırası artık bende Namık.” derken Vidus’un yanına geçtiğimde siren sesleri daha çok yaklaşmıştı. Namık’ın bakışları beni bulurken gözlerimi gözlerinden ayırmadan sırıttım. “Ölmek için yalvaracağın oyuna hoşgeldin.”

Sözlerimin ardından arkamı dönerek Vidus’un açtığı kapıdan dışarı çıktığımda polisler binanın önünde durmuşlardı. Hızla arka kapıya ilerledikten sonra binanın arka tarafında ve kuytuda kalan arabaya doğru adımlayarak içine binmiştik. Vidus hızla gaza yüklendiği sırada içeri giren polis memurlarını görebilmiştim. Yeteri kadar ölü kalmıştı, artık yaşama vaktiydi.

“Mermiler?” diyerek soran sesle bana dönen Vidus’la bakışlarım onu bulmuştu.

“Namık’ın şahsına ürettiği mermiler.” dedim donuk sesimle. Gözleri beni bulmazken kıvrılan dudaklarıyla başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Güzel plan.” demesiyle tekrardan önüme dönmüştüm.

“Biliyorum.” dediğimde bakışları yan gözle bana dönmüştü.

“Karının ikimizide sikeceğini de biliyor musun bari?” demesiyle gözümün önüne tekrardan az önceki resim gelmişti. O puştu da yakın zamanda sikecektim.

“Hızlı gidersen sikmez.” dedim sinirle. Ayakta olduğumu görürse gerçekten ağzıma sıçabilirdi ve bunu istemiyordum, biraz korkuyor olabilirdim.

“Az önce bir mafya babasını altına sıçırtırken şimdi karından korkmak nasıl bir duygu Ateş?” diyerek dalga geçmesiyle bakışlarım onu bulmuştu.

“Harika bir duygu, keşke sende tatsan diyeceğim ama önce kıza açılman lazım tabi.” dediğimde gülen yüzü düşerken bakışları beni bulmuştu.

“Neyse ki o karın gibi psikopat değil.” demesiyle dudaklarım biraz daha kıvrılmıştı.

“Henüz değil, ayrıca karıma kurban ol piç.” dedim önüme dönerken.

“Yengeme saygım sonsuz, zorlasan senden fazla taşağı var.” dediğinde hafifçe gülmüştüm.

Haklıydı ve karımın her haline ayrı ayrı aşıktım. Korkumda sevgimde bir tek onaydı…

~~~~~~~~~~~

Lavinia Demir…

Bazı zamanlar beyninizde ki çarklar durmadan çalışırdı ve aniden kelimeler dudaklarınızdan dökülüverirdi. İşte tam olarak öyle anın içinde sıkışıp kalmıştım adeta. Zihnimde alarmlar sesleri yükselirken gergin bedenim bile gevşemeye başlamıştı.

**

“Duman’ın aslında sen olmadığını nereden bileceğiz?”

**

Sözler aniden dudaklarımdan döküldükten sonra zihnimde tekrar ve tekrar dönmeye başlamıştı. Madem ki Duman’ın erkek olduğu yalanını atmıştı ortaya, o zaman paşa paşa çekecekti.

“Saçmalamaya başladınız savcım.” derken dişlerini sıkarak konuştuğunda dudaklarım biraz daha kıvrılmıştı. Sinirlenmişti ve bu gram umrumda değildi.

“Bir soru sordum ve buna bile verecek cevabınız yok mu? Sanırım bu konuyu gerçekten araştırmam gerekecek.” dediğimde tam bana doğru bir adım atmıştı ki hemen yanımda dikilen Agah hızla önüme geçerek bana etten bir duvar oluşturmuştu. Bakışlarım Agah’a kayarken hafifçe omzuna vurarak bana bakmasını sağladım. “Bir sorun yok, çekilebilirsin.” dememle tereddütte kalsa da emrime uyarak geriye çekilmişti.

“Bir Türkiye Cumhuriyeti savcısını katil olmakla suçlayamazsın savcım. İstediğini araştırabilirsin ama dikkat et de sonucunda kocanın gerçek yüzünü bulma.” demesiyle her ne kadar gülesim gelse de kendimi durdurmuştum. Kıçımın savcısı!

“Ben sadece kanıtlara ve üstün adalete inanırım savcım. Varsa eğer kanıtınız gösterin.” dediğimde kaşları çatılsa da susmayı seçmişti. “Bende öyle düşünmüştüm.” diyerek geriye doğru bir adım attığım sırada eli koluma doğru uzanmıştı ki hızla geriye çekerek dokunmasına izin vermedim.

“Kendi içimizde düşman olmak yerine asıl kötüleri bulmalıyız savcım. Anlamıyor musun? Bizi birbirimize düşürmeye çalışıyorlar.” demesiyle bu sefer kendimi tutamayarak histerik bir gülüşün dudaklarımdan sıyrılmasına izin vermiştim.

“Asıl kötüler öyle mi?” diyerek gülmemi kesip derin bir nefes aldığımda bakışlarının dudaklarımda gezindiğini farketmiştim. Bu hareketi midemi daha çok bulandırken hızla bakışlarımı başka yöne çevirdim, görmeye bile tahammülüm yoktu. “Bana ve aileme düşmanlık beslemeyi kesip işinize bakarsanız asıl kötüleri belki bulabilirsiniz savcım.”

“Size düşmanlık beslemiyorum savcım sadece gerçeği görmenizi isti…”

“Yeterli. Onca işimin arasında sizin bu saçmalıklarınızı daha fazla dinleyemeyeceğim. Eğer varsa elinizde zarfçıyla ilgili gerçek bir kanıtınız o zaman yanıma beklerim.” diyerek hızla sözünü kestiğim sırada cebimdeki telefona üst üste bildirim gelmeye başlamıştı. Sözlerimin ardından hızla arkamı dönerek Haluk başsavcının odasına giderken cebimdeki telefonu çıkartıp ekrana bakmıştım.

Ormanım🖤: O itin yanından ayrılman için sadece beş saniyen var güzelim (12.24)

Gördüğüm mesajla kaşlarım çatılırken arkamda yürüyen koruma ordusunu hatırlamıştım, çoğu Araf’ın şahsi korumalarıydı.

Lavinia: Boş yapıyordu ayar verdim (12.25)

Mesaj gittikten sonra bir süre beklesem de hala görülmemişti. Her ne kadar evde olduğunu bilsemde içime bir kurt düşmesine engel olamayarak evin çevresinde ki kameralara bakmıştım ki öncesinde gelen bildirimi görmediğimi yeni farketmiştim. Buğlem’in yaptığı bir ayarlamayla evin yakınlarında biri olduğunda uygulama bana bildirim yolluyordu ve bildirim gelmişti.

Hızla duraksayarak kamera kayıtlarına girmiştim ki absürt hiçbir şey olmadığını görmüştüm, kayıtlarda kimse gözükmüyordu. Bu mümkün değildi, kameralar birini tespit etmeden bana bildirim atmazlardı.

“Sayın savcım.” diyen sesle başımı hızla telefondan kaldırdığımda Haluk başsavcının bana doğru geldiğini farketmiştim, bakışları arkamda ki korumalara kaysa da odağını hızla bana çevirmişti.

“Başsavcım, bende tam yanınıza geliyordum.” diyerek telefonu hızla cebime atmıştım ama aklım hala kameralardaydı. Olağan bir terslik yokken neden bana bildirim gelmişti?

“Benimde sizinle konuşmam gereken bir konu vardı savcım, isabet olmuş.” diyerek odasına girdiğinde bende peşinden girmiştim. Korumalar odanın önünde beklerken arkamı dönüp kapıyı kapatacağım sırada Agah’la göz göze gelmiştim.

“Kameralar.” diye hızla mırıldandığımda başını olumlu anlamda sallayarak cebinden telefonunu çıkartmıştı. Bu mecrada beni tek kelimemden anlayan tek korumam olabilirdi.

Hızla kapıyı kapatıp arkamı dönerek başsavcının yanına ilerleyip öndeki koltuklara oturdum.

“Öncelikle büyük geçmiş olsun savcım, Arhan nasıl?”

“Sağolun başsavcım, biraz daha iyi.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Buna sevindim savcım, Arhan delikanlı çocuktur. Bu hayattan göçmesi beni oldukça üzerdi.” derken önündeki iki dosyayı bana doğru uzattığında hızla elinden alarak dinlemeye devam etmiştim. “Artık işinin başına dönme vaktin savcım, adaletin size ihtiyacı var.” demesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı.

“Bir sorun çıkmadığı sürece işimin başındayım başsavcım.” diyerek dosyayı açtığımda karşılaştığım isim tekrardan gerilmemi sağlamıştı.

Ömer Argun, kasten adam yaralama ve öldürmeye teşebbüsten müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı fakat hapishanede yaşadığı sorunlar nedeniyle bu sabah itibariyle hastaneye kaldırılmıştı. Kaşlarım çatılırken dosyaya bakmaya devam edecektim ki gelen sesle tekrardan Haluk başsavcıya dönmüştüm.

“Hapishanede yaşadıkları yüzünden önce koğuşu değiştirilmiş fakat orada daha kötü muamele görünce bu sabah hastaneye kaldırılmak zorunda kalmış, birazdan da sorgu için burada olur savcım.” demesiyle sinirlerim gerilirken başımı yavaşça olumlu anlamda sallamıştım. Esasında dosyanın yasal savcısı ben olduğum için sorguya benim girmem gerekiyordu.

Bakışlarım diğer dosyaya kaydığında bunun genç bir kadın olduğunu farketmiştim, bakışlarımı dosyada gezdirdiğimde dosyayı tutan elim istemsizce yumruk olmuştu.

Eşinin sıkça kendisini ve henüz beş yaşında olan kızını darp ettiğini söylemişti kadın. Evde para kalmayınca ise kızının yaşça büyük bir adamla cinsel münasebete girmesine izin veren eşini on dört farklı yerinden bıçaklayarak öldürmüştü. Göğsüm her ne kadar gururla kabarsa da içimin acımasına engel olamamıştım, nasıl bir baba henüz küçücük bir çocuğu böyle bir işe sokardı? Bu nasıl bir canilikti?

Zihnimin içinde Araf’ın geçmişini anlattığı sesi yankılanırken hızla dosyayı kapatarak kucağıma bırakmıştım. Bu caniliği o da yaşamıştı…

“Suna Tuğrul ve kızı Masal Tuğrul.” diyen başsavcıyla kalbim sızlamıştı. Suna…isimleri aynı ama kaderleri farklıydı… “Böylelerine esasında ceza değil ödül verilmeli savcım ama işte kanunlar böyle işlemiyor.” demesiyle başımı olumlu anlamda sallamıştım.

“Durumu araştırarak kanunları doğru bir şekilde yargıya süreceğime emin olabilirsiniz savcım.” diyerek ayaklandığımda Haluk başsavcı da ayaklanmıştı.

“Buna hiç şüphem yok Lavinia savcım, adalet size çok şey borçlu.” dediğinde hafifçe gülümsemiştim.

“Asıl biz ona çok şey borçluyuz başsavcım, şimdi izninizle Ömer Argun’un sorgusuna girmeliyim.” dediğimde hızla başını sallayarak beni onaylamıştı.

“Çıkabilirsin savcım.”

Sözlerinin ardından hızla selamımı vererek odadan ayrıldığımda peşimde ki korumalarla sorgu odasının yolunu tutmuştum. Çalan telefonumla hızla duraksayarak cebimden çıkartmıştım ki arayanın Buğlem olduğunu görmüştüm.

“Lavi kameraları kontrol ettim, garip bir durum gözükmüyor.” demesiyle Agah’ın ona haber verdiğini anlamıştım. Aslında Arya’nın korumalığını yapıyordu ama bugün Araf’ın ısrarıyla benim yanıma gelmişti.

“Bana bildirim geldi Buğlem ama kadrajda kimse gözükmüyor.”

“Vidus gelmiş size, o yüzden bildirim gelmiştir.” dediğinde kaşlarım hızla çatılmıştı.

“Vidus mu? Kameralar da kimse gözükmüyordu Buğlem.” derken hızla telefonu kulağımdan çekerek kamera kayıtlarına girdiğimde az önceki görüntülerin aksine şimdi bir saat önce Vidus’un geldiği gözüküyordu. Bu imkansızdı, az önce baktığımda böyle bir şey yoktu. Görüntülerle oynanılmıştı.

“Nasıl yani Lavi? Ne demek istiyorsun?”

“Görüntülerle oynanılmış Buğlem, az önce baktığımda kadrajda hiç kimse yoktu. Ben evden çıktıktan sonra kimse gelmemişti ve şimdi bir bakıyorum Vidus gelmiş. Bu ikisi bir şeyler karıştırıyor.” dediğim esnada bana doğru gelen Cansu’yu farketmiştim.

“Bizimkilerin hepsi bizim evdeler.” diyerek kısık sesle konuştuğunda çaktırmamaya çalıştığını anlamıştım. Her ne karıştırıyorlarsa yalnızca ikisi yapıyordu demek ki.

“Benim şimdi işim var Buğlem, Irina’yla iletişime geçip bana ulaşmasını iste.” diyerek telefonu hızla kapattığımda yanıma gelen Cansu’ya dönmüştüm.

“Ömer Argun sorgu odasında sizi bekliyorlar sayın savcım.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallayarak sorgu odasına ilerlemeye başlamıştım.

Kapının önünde duran polis memuru kapıyı açarak geriye çekildiğinde içeri doğru adımlamıştım ki gördüklerimle istemsizce duraksamıştım. Bedeni kemikleri sayılacak kadar zayıflamıştı ve yüzünün çoğu yerleri yara bere içindeydi. Küçüklüğümde ki halime benziyordu…

Dudaklarım istemsizce kıvrılırken içeri girerek polislerin gelmesine izin vermeden kapıyı kapattım. Çıkan sesle bakışları beni bulurken hızla ayağa kalkmaya çalışmıştı ki kelepçeli elleri yüzünden beceremeden sertçe dizlerinin üzerine kapaklanmıştı. Gözlerinden hızla yaşlar boşanırken ayaklarımın dibinde ağlamaya başlamıştı.

“Yalvarırım kurtar beni Lavinia, yalvarırım.” Dudaklarım biraz daha kıvrılırken sandalyeyi onu görebileceğim bir yere çekerek tam karşısına oturmuştum.

“Yazık, uf mu ettiler seni?” diyerek dudaklarımı büzdüğümde bakışları beni bulmuştu.

“Affet beni Lavinia, yaptığım her şey için özür dilerim. Ne istersen yaparım, yeterki kurtar beni buradan.” Sözleriyle arkama biraz daha yaslanarak bacak bacak üstüne atmıştım, vakti zamanında benim ona yalvardığım gibi bana yalvarıyordu. Ne oldum değil ne olacağım demeliydi işte insan…

“Özür diliyorsun öyle mi? Dile, affetmiyorum.” derken biraz daha öne eğilmiştim. “Hayatımı mahveden bir şerefsizi affetmiyorum Ömer Argun. Canın mı yanıyor? Yansın. Acı mı çekiyorsun? Dayanamaz mısın? Umrumda değil. Tıpkı benim canım yanarken senin umrumda olmadığı gibi.” Sözlerimin ardından gözleri sinirle açılırken eli sıkıca yere sabitli masayı kavramıştı.

“Sana ne yaptım ben? Yedirdim, büyüttüm diye mi bu nankörlüğün?” Dudaklarım biraz daha kıvrılırken dudaklarımdan histerik bir gülüş firar etmişti. Kahkaham sorgu odasında yankılanırken zihnimde geçmişin sesleri dönmeye başlamıştı.

***

‘Orospu olacak başımıza, gebersende kurtulsak.’

‘Kolunu bacağını kırar eline veririm, kapatacaksın o çeneni!’

‘Çevir lan o gözlerini! Ne oldu beni mi döveceksin?!’

‘Yemek falan yemeyecek, akıllanana kadar burdan çıkması yasak.’

‘Seni öldürürüm Lavinia!’

***

Gözlerim geçmişin emareleriyle dolarken tüm sinirimle gözlerinin içine bakmaya devam ettim. Beni onlar değil kendim büyütmüştüm, onlara rağmen…

“Yeri gelirdi sırf yüzümde kendi açtığın yaralardan tiksindiğin için yemek yememe bile izin vermezdin Ömer Argun, ne yedirmesinden bahsediyorsun? Ne sen ne de o annen beni büyütmediniz, ben kendi kendimi büyüttüm.” derken hızla ayağa kalktığımda arkamda ki sandalye sertçe yere devrilmişti. “Bundan sonra sana hiçbir yerde kurtuluş yok Ömer Argun, yaşattıklarını yaşama vakti.”

Hızla arkamı dönerek sorgu odasından çıkarken ardımdan haykırışını duymazdan gelmiştim.

“Hayır, hayır Lavinia bırakma beni! Ne istiyorsan anlatırım bırakma, yalvarırım!”

Sorgu odasından dışarı çıkarak kapıyı arkamdan sertçe kapattığım sırada bakışlarım bekleyen polise dönmüştü.

“Bulunduğu hapishaneye geri götürün, hiçbir sorunu yok.” diyerek tam ilerleyecekken polisin çaktırmadan bana uzattığı kağıdı farketmiştim.

“Erhan Demir’in selamı var savcım.” demesiyle Ömer’i bu hale kimin getirdiğini anlamıştım. İçten içe sırıtırken çaktırmadan kağıdı hızla alarak arkamı dönüp diğer sorgu odasına ilerlemeye başlamıştım. Notu cebime bıraktığım sırada bildirim gelen telefonumla hızla cebimden çıkartarak ekrana bakmıştım.

Ormanım🖤: Niye gözlerin dolu senin? (13.10)

Kaşlarım hızla çatılırken arkamı dönerek korumalarda gözlerimi gezdirmeye başladım, bu nerden görüyordu beni?

Ormanım🖤: Kızgınken daha da güzel olduğunu söylemiş miydim?? :) (13.11)

Gözlerim kısılırken korumalara tekrar baktığımda Agah hariç hepsinin üst cebinde aynı kalemin durduğunu farketmiştim. Gözlerim sinirle kapanırken derin bir nefes aldım.

Ormanım🖤: Zeki karım benim :)

Lavinia: Beni sapık gibi izlemeyi ne zaman kesersin Araf?

Ormanım🖤: Seni göremediğim anlarda nefes almayı becerebildiğim zaman

Ormanım🖤: Yani hiçbir zaman

Lavinia: Sen yokken benim yaşayabileceğime dair inancın hala var olacak ki inatla kıçının üstüne oturmuyorsun ama Araf

Lavinia: Bu sistem tek taraflı işlemez.

Ne cevap verdiğine bakmadan telefonu hızla cebime attıktan sonra sorgu odasına girdiğimde omuzları düşük bir kadın karşılamıştı beni. Derin bir nefes alıp özel hayatımı kapının dışında bırakarak içeri adımladıktan sonra kapıyı ardımdan kapattım. Dik omuzlarımla hemen karşısına ilerleyerek çantamı ve elimde ki dosyayı masaya bıraktığımda ürkek bakışları beni izliyordu.

“Türkiye Cumhuriyeti savcısı Lavinia Demir.” diyerek kendimi tanıttığımda gözleri dolarken bakışlarını kaçırmıştı.

“Anlatacak bir şey yok ki savcım, kocamı öldürdüm ben. Cezam neyse çekmeye hazırım ama sizden tek bir ricam var, kızımı koruyun lütfen. O daha çok küçük.” derken bakışlarını tekrardan bana çevirmişti.

“Bana neler yaşandığını baştan açıklar mısınız Suna hanım?” dediğimde dudaklarımdan dökülen isim kalbimi yaralamıştı. Esasında neden beni kaybetmekten korktuğunu anlayabiliyordum, annesi gibi olmamdan korkuyordu…

“Ailemin zoruyla evlenmiştim bu adamla, İstanbul’a gelirsem hayatımın kurtulacağını düşünmüşlerdi. Hiç bilemedik ki savcım böyle aşağılık bir adam olabileceğini.” derken gözlerini silerek devam etmişti. “Çalışmazdı, benimde çalışmama izin vermezdi. Ailesinden çaldığı iki kuruşu da götürür rakıya kumara verirdi, sonra da eve gelir tüm hıncını benden alırdı. Allah biliyor ya çocuk olursa belki düzelir dedim, düzelmedi savcım. Git gide dahada kötüye gitti, Masal küçükken ağladığı zamanlar ona bile sinirlenir vurmaya çalışırdı. İzin vermediğim içinde bana vururdu.”

Sözleriyle içim sızlarken elim istemsizce karnıma gitmişti, onun hayatının güzel olması için elimden geleni yapacaktım.

“Sonra bir gün evde geldi, yine zil zurna sarhoş tabi. Arkasında da kendi gibi şerefsizin teki. Masal’ı getirmemi istedi, getirdiği adam çocuk seviyormuş…” derken duraksayarak derin bir nefes alıp elini saçlarından geçirerek çekiştirmişti. “Zaten henüz küçük, bir şeyde hatırlamaz dedi. Sinirlerim tepeme çıktı savcım, gözüm döndü. Bana istediğini yapabilirdi, gıkım çıkmazdı ama kızıma dokunamazdı. Aldım elime bıçağı, yürüdüm üstüne. Defalarca kez de sapladım savcım ve bundan zerre pişman değilim.” Gözlerinde ki yaşları sertçe silerek bana dönmüştü. “Cezam neyse çekmeye hazırım ama lütfen kızımı koruyun, en azından onun güzel bir hayatı olsun.”

Aldığım nefes omuzlarıma ağır gelirken sözlerinin ağırlığı altında adeta ezilmiştim. Haluk başsavcı haklıydı, ceza değil ödül verilmeliydi esasında.

“Diğer adamın eşgalini tarif edebilir misiniz?” dediğimde hızla başını sallamıştı.

“Veririm tabi, o şerefsizi de yakalayın.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallayarak masanın üstünde ki elinin üstüne elimi koyarak hafifçe sıkmıştım.

“Yaptığına onay veremem belki ama suçlu gözüyle de bakamam. Kızınıza bizzat ben göz kulak olacağım, gözünüz arkada kalmasın.” dememle gözlerinden hızla yaşlar boşanırken elini çevirip elimi sıkıca tutmuştu.

“Allah sizden razı olsun savcım.” derken elimi hafifçe sıktığında bende güven vermek istercesine elini sıkmıştım. “Gittiği kumarhaneninde yerini biliyorum, her şeyi söylerim size. Ben çektim başkaları çekmesin savcım, kurtarın onları.” Sözleriyle başımı olumlu anlamda sallayarak geri çekilmiştim.

Her zaman kadın kadının kurdu değildir, yurdu olmak için çırpınanlarda vardır…

“Polis memurunu anlatmanız için size yönlendireceğim Suna hanım, dava gününe kadar ise tutuklu yargılanacaksınız.” diyerek son kez baş selamı verdiğimde gülümseyerek o da bana selam vermişti. Hızla arkamı dönüp dışarı çıktığımda ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. “Suna hanımın vermek istediği bilgiler var, güzelce raporlanarak odama bırakılsın.”

“Tamam sayın savcım.” diyen polis hızla sorgu odasına girdiğinde tam ilerleyecekken dönen başımla hızla duvara tutunmak zorunda kalmıştım. Agah ise hızla kolumdan yakaladığında bir süre kendime gelmeye çalıştım, sanırım bugün kendimi biraz fazla yormuştum. Elim hafifçe karnımı bulurken yavaşça okşadım.

İyiyim annecim, hepimiz iyiyiz. Korkma…

“Efendim iyi misiniz?” diyen Agah’la gözlerim açılırken kolumu yavaşça kendime çekip yerimde dikleşmiştim.

“İyiyim Agah, bugünlük işim bitti. Gidebiliriz.” diyerek ilerlediğimde elim hızla telefonuma gitmişti.

Ormanım🖤: Amacım seni korkutmak değildi mia dea (13.20)

Ormanım🖤: Korumam gereken iki canım varken nasıl durabilirim ki (13.20)

Ormanım🖤: Güzelim iyi misiniz ne oldu (14.02)

Ormanım🖤: Bir şey mi oldu (14.02)

Ormanım🖤: Hemen geliyorum (14.03)

Hızla mesajlardan çıkarak aramaya koyuldum.

“Güzelim iyi misin? Bir şey oldu orada, gördüm. Sancı mı girdi? Geliyorum hemen.” demesiyle istemsizce gözlerim dolarken otoparka giriş yapmıştık.

“Hiçbir yere gelmiyorsun Araf, işim bitti zaten. Geliyorum ben eve.” derken burnumu çektiğimde nefes sesleri bile kesilmişti.

“Sen ağlıyorsun, neden? Biri bir şey mi yaptı güzelim? O puşt Ömer bir şey mi dedi?” diyerek soruları sıraladığı sırada arabama girdiğimde gözyaşlarımı daha fazla tutamamıştım. “Sâye’m yapma, buradan silemiyorum yaşlarını. Lütfen nerede olduğunu söyle, geleyim yanına.” Endişe dolu sesi titrerken gözlerim kapanmıştı.

“Hayır, geliyorum ben.” derken kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum.

“Tamam meleğim, ben gelip alayım seni. Bana kız bağır ama lütfen ağlama Sâye’m.” demesiyle derin nefesler alarak arabayı çalıştırmıştım.

“Hani bir daha arkamdan iş çevirmeyecektin Araf.” dediğimde derin bir nefes alarak duraksamıştı.

“Arkandan iş çevirmedim güzelim, sadece sen gittikten sonra öğrendim yerini ve gitmem gerekiyordu.” demesiyle histerik bir gülüş dökülmüştü dudaklarımdan.

“Kameraları değiştirmek tam olarak ne oluyor Araf?”

“Ne kamerası? Ben kamera falan değiştirme…” derken duraksamıştı. “Sen mi yaptın lan?” diyerek telefonu uzaklaştırıp konuştuğunda bana söylemediğini anlamıştım.

“Hamile haliyle boşa sinirlenmesin diye birkaç dokunuş yapmış olabilirim.” diyen Vidus’un sesiyle gözlerimi devirmeden edememiştim.

“İyi bok yedin salak, benim karım senin gibi mal mı?” demesiyle istemsizce dudaklarım kıvrılırken dinlemeye devam etmiştim.

“Fanculo, anlamış mı lan? Karın senden bile daha zeki Ateş.” (Siktir, anlamış mı lan?) diyen Vidus’la dudaklarım daha fazla kıvrılırken gaza biraz daha yüklenmiştim.

“Sei un totale perdente, bastardo.” (Tam dayaklıksın, piç herif.) dediğinde anladığım tek kısım sonda ki piç olmuştu. Sövmüştü sanırım! “Güzelim yemin ederim benim suçum yok, bu malın bok yemesi.”

“Bu, yaralı halinle mekan basmadığın anlamına gelmiyor Araf.”

“Mekan basmadım, sadece uyardım.” dediğinde az buçuk nereye gittiğini anlamıştım.

“Birazdan evde olurum, o zaman detaylıca dinleyeceğim kocam bey.” dememle derince aldığı nefesin sesi telefondan bile duyulmuştu.

“Kocan kurban olur sana, dikkatli gel. Çok özledim zaten sizi.” demesiyle gülmeden edememiştim. Her defasında çoğul konuşması kalbime işleyerek eritiyordu.

“Bizde babayı özledik.” diye mırıldanmamla erkeksi kıkırtısı kulağımı doldurmuştu.

“Babası yesin sizi.” Sözleriyle daha çok gülerken eve yaklaştığımı farketmiştim.

“Bir daha benden gizli iş yapmak yok Araf.” derken evin olduğu sokağa dönmüştüm.

“Buna söz veremem mia dea.”

“İyi, liderin olarak emrediyorum o zaman. Benden gizli iş yapmayacaksın.” dememle hafifçe gülmüştü.

“Demek emrediyorsun, sen bir yanıma gel de bakalım nasıl emrediyorsun.” diyerek o boğuk sesiyle konuştuğunda kasıklarım yine sızlamıştı. Hiçbir şey değil de en çok hormonlar zorluyordu!

“Kaşınıyorsun Ateş.” dediğim sırada evin önünde durmuştum. Durduğum an telefondan gelen adım sesleriyle kapı açıldığında bakışlarım hızla oraya kaymıştı.

“Gel de kaşı güzelim, bilirsin emrine amadeyim.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken telefonu kapatmadan arabadan binerek eve doğru adımladığımda o da telefonu kapatmıştı.

“İki yalnız bırakmaya gelmiyorsun süzgeç bey, hemen tekrardan delik deşik olmak istiyorsun.” dememle kaşları hafifçe çatılsada dudaklarındaki gülümseme silinmemişti.

“Süzgeç, öyle mi?” dediği sırada yanına vardığımda telefonunu kulağından çekerek kapattığında bende çekmiştim. “Kimmiş süzgeç?” diyerek elini belime dolayarak beni hızla içeri çektiğinde gülerek kollarımı boynuna sarıp dudaklarımı hızla dudaklarına yasladım.

Bugün onun korkularını da acısını da daha iyi anlamıştım. Suna hanım bir an için gerçekten Suna Demir’le konuşuyormuşum gibi hissettirmişti, bu hikayede ki Masal ise kollarımda ki adamın ta kendisiydi. Tek bir farkla o kurtulamamıştı…

Geçmişim ne kadar acı dolu olsa bile düşündüğümde onunkilerin yarısı kadar acı çekmiştim belki de ve böyleyken beni korumaya çalıştığı için ona kızamazdım. O sadece annesi gibi sevdiği kadını da kaybetmek istemiyordu…

“Gözlerin nasıl da şişmiş güzelim, ne oldu da üzüldün bakalım?” diyerek geri çekildiğinde kollarımı boynuna daha sıkı dolayarak burnumu yağmur kokusuna gömdüm, işte huzur yine kollarımdaydı.

“Bir şey olmadı Araf’ım, sadece hormonlar.” dediğimde eli saçımdaki tokaya giderek nazikçe saçlarımı serbest bırakmıştı.

“Bana pek öyle gelmedi ama sonra anlatırsın, zorlamıyorum.” diyerek tam beni kucağına almak için kalçamı kavramıştı ki hızla geri çekilerek gözlerine baktım, mest eden yeşillerine.

“Hala kucağına almaya çalışıyorsun Araf, yaralısın yaralı.” dedim hızla geri çekilmeye çalışarak.

“Ama çok özledim.” diyerek dudaklarını büzdüğünde tatlılığına gülmeden edememiştim. “En azından ben oturduktan sonra kucağıma otursan olmaz mı?” demesiyle gözlerimi devirerek mutfağa doğru ilerlemiştim ki kapıda sırıtarak bizi izleyen Vidus’u görmüştüm.

“İnsanı zorla özendiriyorsunuz.” diyerek surat asmasıyla istemsizce gülesim gelmişti.

“Niran nasıl?” dediğim sırada Araf ise kolunu omzuma atarak bana yaslanıp dinlemeye başlamıştı.

“İyi…” diyerek tam sırıtmıştı ki hatırladığı şeyle gözleri irice açılırken hemen arkasını dönüp sandalye de ki kabanını aldı. “Fanculo, dersi kaçırdım lan.” diyerek hızla kapıya koştuğunda anlamayarak gülmeye başlamıştım.

“Kız için ders almaya mı başladı?” dedim mutfağa girerken.

“Hayır, vermeye başladı.” diyerek o da güldüğünde üstümdeki ceketimi çıkartarak ona dönmüştüm ki elinde ki siyah gül demetiyle bana baktığını fark etmiştim.

“Araf evde yer kalmadı.” derken gülerek ona yaklaştığımda bu seferde arkasından küçük bir demet daha çıkarmıştı, siyah tomurcuk güllerinin olduğu mini bir demetti.

“Bu anneye…” diyerek büyük gül demetini uzattığında elinden almamla yavaşça dizlerinin üzerine çökerek küçük gül demetini karnıma yaklaştırmıştı. “Bu da bebeğime.” Dudaklarını karnıma bastırmasıyla gözlerimin dolmasına engel olamamıştım.

Bir elim siyah tutamlarına gittiğinde yanımda gülümseyerek bizi izleyen küçüklüğümü farketmiştim, yüzünde ki yaralara rağmen gülerek bize bakıyordu. Yaşlar yanaklarımdan süzülürken onun gurur dolu bakışlarını izledim bir süre, o başarmıştı. Güçlü bir kadın olmuştu…

“Sanki anneyi biraz fazla mı üzüyoruz acaba küçük meleğim? O hep mutlu olsun, bizde gülelim tamam mı meleğim? Baba hep yanınızda olacak, sizi çok seviyorum.” Dudaklarını tekrardan karnıma bastırdığında yanımda ki küçüklüğüm kahkahalarla gülmeye başlamıştı. Yüzünde ki yaralar birer birer iyileşirken mutluluğu siyah bakışlarından okunuyordu.

Bana her dokunuşu o küçük kız çocuğunu iyileştiriyordu…

“Biz de seni çok seviyoruz.” dediğimde başını kaldırmasıyla onunda gözlerinin dolduğunu farketmiştim. Bana bakarken ışıldayan yeşilleriyle ruhum huzurla dolarken yanağını hafifçe okşadım.

Biz esasında birbirimizi iyileştiriyorduk…

~~~~~~~~~

Veee bölüm sonu…

Gecikme için özür dilerim canlarım, sınav haftası derken biraz aksadı…

Özledik mi Arhan’ı???

Som sahnenin tatlılığına kalbimi vermiş olabilirimmm…

Sizce bölüm nasıldı?

Polisler tarafından alınan Namık ne yapacak sizce?

Ender’in bundan sonraki planı ne olabilir?

Sizce İrina neden telefona cevap vermedi?

Yorumlarda buluşalım canlarım…

Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)

Seviliyorsunuzzzzz

⚖️🖤

Bölüm sonu

1 yorum