~Bölüm Şarkıları~
Çağan Şengül&Cem Adrian~Ben Sana Veda Edemem
Dedublüman~Belki
Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenimm…
Nasılsınız??
Bana sorarsanız ben şu aralar biraz yoğunum ve bölümler bu yüzden gecikiyor…
“Belkide yanlışta doğrularım, aşkını sevgini sorguladım… Yolların kapalıydı zorlamadım, öldürdüm çiçeğimi yaşatamadım…” diyerek sizi yeni bölüme uğurluyorum.
Yorum ve beğenileri unutmayalım lütfen!!
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
⚖️🖤
~~~~~~~~~~~~~
Koşarak kaçtığım acılardan oluşan bir havuzun içinde çırpınırken her defasında daha da dibe batmaktan kendimi alıkoyamıyordum. İçimde ki panik dengemi darmaduman ederken nefes olabilmek için gün yüzüne çıkmam gerekiyordu ve bunun içinde sadece ormanlara ihtiyacım vardı…
Namık’ın benimle dalga geçer gibi kırmızıya boyanan arabasıyla önümden geçmesi sonrası kalbimde ki korkuyla hızla hastaneye geri dönmüştüm, sanki yanında olmazsam ona daha çok zarar verirlermiş gibiydi. Şimdi ise aradan geçen bir haftanın ardından yine camın gerisinde ki canımı izliyordum, sessizce ve ruhsuzluk içinde…
Gözlerimden bir damla daha yaş süzülürken yoğun bakım ünitesine bağlı ruhuma baktım, her geçen gün bu lanet hayata tutunmak daha da zor gelmeye başlamıştı. Onun yokluğunda nefes almak bile büyük bir elzemken sadece kablolara bağlı bedenini izliyordum. Üzerimde ki izlerini değiştirmeye bile mecalim yokken içimde ki güce ulaşamıyordum. Sanki onunla birlikte onlarda gözlerini kapatmışlardı bana.
“Lavi…” diye yanımdan mırıldanan sesi umursamadan camın ardında ki ruhuma bakmaya devam ettim. Yandaki monitördeki çizgiler yavaşça ilerlese de oradaydılar işte, yaşıyordu. “Lavinia yemek yemek zorundasın.” dedi Kayra tekrardan omzuma dokunarak.
“Canım derin bir uykuda.” derken bile bakışlarımı çevirmemiştim. Siyah tutamları beyaz hastane yatağını süslerken o hayran olduğum ormanlarından tam bir hafta boyunca ayrıydım, bu halde nasıl yemek yemek aklıma gelebilirdi ki?
“Canın ikinizi de aç bıraktığını duyunca pek mutlu olmazdı.” dediği sırada gözümden bir damla daha yaş süzülürken bakışlarım sonunda yanımda ki bedene dönebilmişti.
“Durumu ne?” diye sordum oysaki daha soralı 10 dakika bile olmamıştı.
“Aynı…” demesiyle tekrardan önüme döndüm. Başka merak ettiğim bir konu yoktu. “Lavinia böyle yapma, onun için yemen gerekiyor. Biliyorsun.”
Elim yavaşça karnımın üzerinde ki yerini aldığında sakince okşadım, en büyük hediyesi içimdeyken beni yüzüstü bırakıp gidemezdi. Parmaklarım biraz daha üstümdeki elbiseyi kavradığında baktığım camda kendi yansımamı da görmüştüm, hala kanlar içindeyken parmaklarım elbiseyi kavrıyordu. Beyaz giymemi istemişti benden ama o bile lanetimle kırmızıya dönmüştü.
“Hadi Lavi, lütfen.” dedi Kayra tekrardan. Bakışlarım kucağına kayarken yemekleri görmüştüm. Sarma vardı, zeytinyağlı sarma…
“Sadece çorbayı ver, diğerlerini götür hemen.” derken başımı hızla çevirmiştim. Çorbayı yanıma bırakıp ayağa kalkarak ilerlemeye başladığı sırada yaklaşan bedenleri umursamadan cama bakmaya devam ettim.
“Lavi sana giyecek birkaç parça bir şey getirdik.” diyen Deniz’e dönerken elinde ki valize bakmıştım.
“İstemiyorum.” dedim kısık çıkan sesimle. O uyanana kadar en azından izleriyle durmak istiyordum, bir nebze de olsa yanımda kalsın istiyordum.
“Uyandığında seni bu halde görürse üzülür ama.” dedi Buğlem yanıma doğru adımlayarak. Gözlerini açtığı sürece hiçbir şey umrumda değildi. Üzülebilirdi, kızabilirdi ama yeter ki uyansındı.
“Lavi…” diyen başka bir sesle bakışlarım döndüğünde çıkık karnını tutarak bana bakan Ahu’yu görmüştüm. Daha fazla saklayamamışlardı demek ki. Gözlerinden yaşlar süzülürken aralanan dudaklarını hızla eliyle kapatmıştı.
“Götürün onu.” dedim bakışlarımı tekrardan cama çevirerek. Fazla üzüntü ona zararlıydı, bana da öyleydi ama benim başka bir çarem yoktu.
“Daha fazla tutamadım evde.” dedi Turgay kısık sesle. Onları duymazdan gelerek titreyen ellerimle yandaki çorba ve kaşığı elime aldığım gibi kucağıma bıraktım. Her ne kadar benim asla canım istemese de karnımdaki varlığın buna ihtiyacı vardı.
Çevremdekiler ses etmeden yanıma oturdukları sırada kapağı açarak kaşığıma biraz çorba alıp dudaklarıma götürdüm. Mercimek çorbası boğazımdan akarken çoktan midem bulanmıştı bile. Derin bir nefes alarak ikinci kaşığı da yolladığımda sanki çorba değilde zehir içiyor gibiydim, midem asla kaldırmıyordu. Son bir kaşık daha içtiğimde ani bir öğürtüyle hızla ayağa kalkıp ilerdeki tuvalete koştum.
Klozete eğilerek öğürmeye başladığımda boş olan midem yüzünden sadece az önceki iki kaşık çorba geri çıkmıştı. Boğazım acıyla yanarken gözlerim tekrar dolduğunda elim sertçe tuvaletin duvarına çarpmıştı. Kimseyi korumayı beceremiyordum, böyle giderse onuda kaybedecektim ve elimden hiçbir şey gelmiyordu.
“Lavinia, iyi misin?” diyen telaşlı sesiyle yanımda biten Kayra’yla sırtımıda duvara yaslayarak başımı dizlerime koydum. Bu anımda yanımda olmasını tek istediğim kişi kablolara bağlı bir şekilde yaşam mücadelesi veriyorken iyi olamazdım. Hıçkırarak ağlarken sanki onca acı gözlerimden boşalıyor gibiydi, omuzlarım şiddetle sarsılırken başımı biraz daha dizlerime bastırdım.
“Biraz rahat bırakın, buna ihtiyacı vardı.” dedi Deniz.
Gözlerimin önüne gelen yeşillerle ağlamam daha da şiddetlenirken ellerim elbisenin kumaşını daha sıkı kavramıştı.
***
“Seni çok sevdiğimi biliyorsun değil mi?”
“Biliyorum hayatım, sende biliyorsun.”
“Biliyorum.”
***
Zihnimin içinde yankılanan sesiyle elim yumruk olurken tekrardan sertçe yere çarptı. Anlamam gerekirdi, yaptığı imayı çözüp onu kurtarmam gerekirdi. Yapamamıştım, ben onu yaşayamamıştım…
Bir süre daha orada ağlamaya devam ederken gözümün önünde çınlayan arabayla gözlerim hızla açılmıştı. O yapmıştı, canımı o öldürmüştü. Senelerce sırf bana güç verdiği için minnettar olduğum ihtiyar nefesimi kesmeye çalışmıştı, bu sefer gerçekten ölüm senedini imzalamıştı.
“Lavi…” diyen Buğlem’le başımı yavaşça kaldırdığımda karnıma giren sancıyla kaşlarım çatılmıştı. Elim hızla karnıma giderken derin nefesler almaya başladığımda Kayra yanıma gelerek beni yerden kaldırdı.
“Buğlem…telefon.” diyerek zor bela konuşurken bir yandan da karnımdaki sancıya odaklanıyordum.
Bir sorun yok annecim, annede baba da çok iyi olacak…
Kendi kendime telkinler verirken önüme getirilen telefonu hızla alıp hafifçe doğruldum, sancı azalmaya başladıkça derin bir nefes alabilmiştim. Telefonumu açarak aklımda ki numarayı tuşladıktan sonra beklemeye koyuldum.
“Selam Katherina, bu aramanı neye borçluyuz?” diyen gülen sesiyle gözlerimi sıkıca kapatarak derin bir nefes aldım.
“Yardımına ihtiyacım var Irina.” dediğimde karşı tarafta bir sessizlik oluşmuştu.
“Sen…iyi misin? Bir sorun mu var?” derken sesinde ki tedirginlik barizdi.
“O…o vuruldu.” diyerek zor bela konuştuğumda karşı taraftan gelen Rusça küfürle beni anladığını fark etmiştim.
“O herifi günahım kadar sevmem ama seni üzeni de yaşatmam Katherina, savaşçılarımla emrine hazırız.” dediğinde derin bir nefes alarak ellerimde ki kurumuş kanlara baktım.
“İvan’a da haber ver ve buraya gel Irina ama hazırlıklı ol, büyük bir katliam bizi bekliyor.” dememle hafif kıkırtısı kulağımı doldurmuştu.
“Katliama bayılırım.”
Ardından beklemeden telefonu kapatarak ilerlemeye başladığımda karnımda ki sancı neredeyse tamamen yok olmuştu. Omuzlarım öncekinden daha dik, gözlerim öfkeyle çevriliydi. Ben onun yanından ayrılamıyorsam o zaman dışardakilerin işlerini yapmalarına izin verirdim.
“Araf’ın telefonu nerede?” diyerek bizimkilere döndüğümde hepsinin bakışlarında şaşkınlık bariz bir şekilde okunuyordu. Böylesine ani bir şekilde kendime gelmemi kimse beklemiyordu sanırım.
Önüme uzatılan telefonla bakışlarım Can’a dönerken hızla elinden alıp ekranı açtığımda yüzümü okuyan telefon otomatik olarak açılmıştı. Ekranda ki resimi değiştirdiğini fark etmiştim, bu sefer uyurken çekilmiş bir fotoğrafım vardı. Gözlerim tekrardan dolarken düşünmemeye çalışarak hızla rehbere girip zihnimde ki adı aradım, işte buradaydı.
Vidus Arjin Karsoylar…
Hızla numarayı tuşlayarak kulağıma yasladığımda beklemeye koyulmuştum.
“Yoldayım Duman.” diyen sesle şaşırmadan edememiştim.
“Biliyor muydun?”
“Tüm haber kanalları kocanla çalkalanıyor Duman, acının olduğunu düşünürsek görmemen doğal.” demesini umursamadan bakışlarımı cama çevirmiştim.
“Don’un haberi var mı?” dediğimde telefonu korna sesleri doldurmuştu.
“Vurulduğunu öğrendiğimde onun yanındaydım zaten fakat asıl önemli olay bu değil.” demesiyle kaşlarım çatılmıştı. “Bizim salak kendisine bir şey olması dahilinde yerine lider olarak senin atanmanı istemiş ve şu anda bilinci yerinde olmadığı için yasal lider sensin.”
Sözleriyle kaşlarım daha da çatılırken dediklerine anlam veremiyordum, nasıl lider olarak beni atardı ki?
“Ben…ben o uyanmadan yanından ayrılamam. Onu bırakamam.” dediğimde derin bir nefes almıştı.
“Merak etme o sik kafalı uyanana kadar sana yardım edeceğim.” derken tekrardan kornaya yüklendiğinde ardından bir küfür seside yükselmişti. “Ve endişelenme, ona hiçbir sikim olmaz.” dediğinde rahatlığı sinirime dokunmuştu.
“Önümde sevdiğim adam kablolara bağlı bir şekilde yoğun bakımdayken bu söylediğin sikik sözlerde benim umrumda değil Diavolo.” dedikten sonra hızla telefonu yüzüne kapatarak derin nefesler almaya başlamıştım. Yakın arkadaşı nasıl bu kadar rahat olabilirdi? Başına kaç kez böyle bir olay gelmişti ki artık bu denli alışmıştı?
Yavaşça cama dönerken telefonu tutan elim aşağıya indi, hala gözleri kapalıydı. Cama yaklaşarak elimi kaldırıp sanki ona dokunuyormuşum gibi camı okşadığımda yüreğim acıyla tekrardan sızlamıştım. Telefonu yanımda ki Can’a uzatarak diğer elimi de cama yasladığım esna da bakışlarım eskaza yandaki monitöre kaymıştı.
Çizgiler…azalıyordu. Makina kulakları sağır edercesine ötmeye başladığında gözlerim korkuyla açıldı.
“Hayır…” diye mırıldanırken elim sertçe cama çarptı. “HAYIR!”
Hızla yoğun bakımın kapısı açılırken içeri doktorlar doluşmaya başladığında kalbim korkuyla kasıldı. Nefesim kesildi…
******
Arhan & Lavinia…
Çevremde dönerken nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum. Bir denizin kıyısındaydım…
Adımlarım denize doğru ilerlediğinde buraya nasıl geldiğimi çözemezken uçsuz bucaksız denize baktım, ayaklarımın altında ki kumları hissedebiliyordum. Niye buradaydım? Sâye’m neredeydi? Hiçbir şey hatırlamıyordum.
“Araf’ım…” diyen sesle bakışlarım hızla arkama dönerken gördüğüm kişiyle dudaklarım kıvrılmıştı.
“Anne.”
Adımlarım hızla ona doğru giderken elini kaldırdığında adımlarım yarıda kesilmişti.
“Ah ne güzelde büyümüşsün canparem.” diyen naif sesi zihnimde çınlarken gözlerim yüzünde gezinmişti. Hala o zamanda ki gibi güzeldi, yeşil gözleri ve kahve tutamları ışıl ışıldı. Üzerinde ki beyaz elbisesiyle hemen karşımdaydı ama ona gidemiyordum.
“Anne lütfen sana sarılmama izin ver, ben… seni çok özledim.” derken ona doğru bir adım atmamla bu sefer engel olmamıştı.
“Bana gelmek istediğine emin misin oğlum?” demesiyle başımı hızla sallayarak onu onaylamıştım.
“Sadece senin yanına gelmek istiyorum.” derken bir adım daha atmıştım. Çevremde ki rüzgar hızla esmeye başlarken annemin gözlerinden birer damla süzülmüştü.
**********
Yüreğimde ki korku hızla artarken cama daha çok yaklaştım. Çizgi git gide düzleşirken göz göre göre onu kaybediyordum.
“Araf… Araf’ım…” diye mırıldanırken göz yaşlarım hızla yanaklarımı ıslatırken görüşümü bulanıklaştırıyordu. Sertçe açılan kapıyla Kayra odaya daldığında elektroşok makinesini de getirmişlerdi.
Elim bir kez daha cama sertçe çarptığında karnıma derin bir sancı girmişti ama umrumda bile değildi.
Ve makinede ki çizgi düz bir hal aldı…
Delicesine ötmeye başlayan çizgiyle elim bir kez daha cama çarparken avazım çıktığı kadar bağırmaya başlamıştım.
“HAYIR… ARAF!”
*********
“Onu bırakmaya hazır mısın peki?” diyen annemle kaşlarım çatılırken arkamı işaret ettiğinde bakışlarım hızla oraya dönmüştü.
Sâye…Sâye’m…
Üzerinde ki kırmızı bir elbiseyle bana bakıyordu, gözlerinden akan yaşlar kalbimi yakarken bedenim hızla ona döndü.
“Gitme yalvarırım, ben sensin yaşayamam Araf.” diye ağlarken bakışlarım bir ona bir de anneme dönmüştü.
“Bırakabilir misin?” diyen annemle bakışlarım tekrardan meleğime döndü. Onu bırakmaya hazır mıydım?
Bakışlarım tekrar anneme dönerken düşüncelerim boğazımı düğümlemişti.
“Özür dilerim anne…” dediğimde dudakları anlayışla kıvrılmıştı.
“Henüz gelmenin vakti değil oğlum, gelinime güzel bak.” demesiyle dudaklarım kıvrılmıştı.
*********
Makineyi hızla eline alan Kayra Araf’ın göğsüne bastırdığında ruhum boğazımdaydı, nefes almak hiç bu kadar zor olmamıştı.
Bir, iki, üç… tam üç kez şok vermelerine rağmen nabzı hala yükselmemişti. Bir elim kalbime giderken parmaklarımı adeta derime geçirdim.
“Gitme yalvarırım, ben sensin yaşayamam Araf.” diye mırıldanırken Kayra ellerinde ki makinayla bakışlarını bana çevirdiğinde kafamı olumsuz anlamda iki yana sallamıştım. Bir şey yapmalıydı…o yaşamalıydı…
Hızla makinayı geri ittikten sonra elleriyle kalp masajına başladığında görüşüm yavaşça kararmaya başlamıştı. Acı gerçek yüzüme bir kasırga etkisiyle çarparken hala düzelmeyen nabzına bakıyordum. Zihnimin içinde yankılanan makinenin sesiyle cama yaslı olan elim yumruk oldu.
Kayra’nın bakışları tekrar bana dönerken onunda gözlerinden yaşlar aktığını fark etmiştim, bitmişti… o gitmişti…
Kayra gözlerini benden çekerek hızla sedyenin üstüne çıktığında bedenimi zar zor ayakta tutuyordum. Yanımda ki kimseden ses çıkmazken tek duyduğum lanet makinanın sesiydi.
*****
“Seni sevdiğimi hiç unutma anne.” derken geriye doğru bir adım attığımda başını yavaşça olumlu anlamda sallamıştı.
“Bende sizi çok seviyorum oğlum.” diyerek elini dudaklarına yasladıktan sonra kaldırarak bana üflediğinde dudaklarımda ki kıvrılmaya arkamı dönüp Sâye’me baktım.
“Buradayım güzelim, buradayım…”
******
Sedyenin üzerinde kalp masajı yapmaya devam eden Kayra’yla arkaya doğru sendelediğimde belime tutunan kollarla ayakta durabilmiştim. Bakışlarım camdan ayrılmazken Kayra’nın ellerini kaldırarak sertçe göğsüne vurduğunu fark etmiştim ki bir anda makineden farklı bir ses gelmeye başlamasıyla elim belimi tutan Can’a tutunmuştu.
Nabzı tekrar atmaya başladığında göz yaşları içinde dudaklarım kıvrılırken sedyeden inen Kayra’yla bakışlarımız çakışmıştı. Hemen ardından bakışlarım tamamen kararırken son hatırladığım çevremde adımı haykıran insanlardı…
~~~~~~~~~~~
Irina Fedorovich…
Karşısında durduğum kapıyla kaşlarım daha çok çatılırken bunu yaptığıma inanamıyordum ama savaşçı kardeşim için zorundaydım. Karşımda ki büyük malikaneye bakarken gözlerimi devirmeden edemedim, gösterişçi piç!
Yandaki zile basarak elimi çekmeden beklemeye başladığımda sinirlerim adeta tepemdeydi. Tanrı şahidim olsun ki bu işler bittikten sonra o Katherina’yı buna pişman edecektim.
Açılan kapıyla hala zile basmaya devam ederken hizmetçi kadınla göz göze gelmiştik.
“Hanımefendi şuna basmayı keser misiniz artık?” dediğinde başımı yavaşça olumsuz anlamda sallamıştım. Buraya savaşçı kişiliğimle değil normal bir halde gelmeye karar vermiştim ve an itibariyle çok pişmandım. Keşke tavandan girseydim!
“Sen çekilebilirsin Veronica.” diyen sesle arkadan çıkan Rus piçine baktım. Elimi zilden çekerken hızla içeri daldığımda duvara yaslanıp sırıtmaya başlamıştı. “Beni bu kadar özlediğini belli etmeseydin keşke Amazon kızı.”
“Kelleni kılıcıma süs yapmamı istemiyorsan kapa çeneni beyaz baş.” derken ona doğru tehditkar bir adım daha attığımda bundan hiç etkilenmeyerek aynı yerde durup beni izlemeye devam ediyordu.
“Sakin ol güzellik, sadece şaka yaptım.” diyerek yaşlandığı yerden doğruluğunda üstünün çıplak olduğunu yeni fark etmiştim. Vücudu iyiydi şerefsizin… “Niye geldin?”
“Lider bizi Türkiye’ye çağırıyor.” dedim gururlanarak. Don’un yanında ki ajanımdan öğrendiğim kadarıyla o İtalyan eğer kendisine bir şey olursa Duman’ın lider olacağını söylemişti.
“Ben Ateş’ten böyle bir bilgi almadım.” derken kaşları çatıldığında bu sefer benim dudaklarım kıvrılmıştı.
“Aa haberin yok muydu Rus piçi? Ateş vurulmuş ve emrine göre şu anda yetkili Duman.” dediğimde kaşları daha da çatılırken hızla cebinden telefonunu çıkartıp bir yeri aramıştı.
“Ateş’in nesi var?” diye hızla telefonun ardında ki kişiye sorduğunda İngilizce konuşmaya başlamasından Ateş’in adamlarından birini aradığını anlamıştım. Aldığı cevapla bakışları bana dokunurken tek kaşım imalı bir ifadeyle kıvrılmıştı. “Tamam, geliyorum.” diyerek telefonu kapatıp tamamen bana dönmüştü.
“Ben yalan söylemem Bratva’nın köpeği.” dedim kendimden emin bir sesle.
“Kötü yaralandığını söylüyorlar Irina.” demesiyle şaşırmadan edememiştim. O…üzülmüş müydü? “Ona bir şey olmaz değil mi?”
“Sanırım olmaz.” dediğimde bakışları bana dönmüştü. “Bu kadar yakın olduğunuzu bilmiyordum.”
“Sen Duman’la nasılsan bende Ateş’le öyleyim Irina.” derken arkasına döndüğünde şok içinde bakakalmıştım. İlk kez ismim dudaklarından dökülmüştü. “Arkadaşınlarını ve valizlerini al gel, benim uçağımla gideceğiz.” dedikten sonra hızla yukarı doğru adımladığında bir an için kalbim sızlamıştı.
Bu adamın sanırım her koşulda yaşaması gerekiyordu…
~~~~~~~~~~~~~~
Lavinia Demir…
O beyaz tavana bakarak uyanmamın ardından üç gün geçmişti, bu süre zarfında üzerimi bile değiştirerek az da olsa olan umuda tutunmaya çalışıyordum. O geri dönmüştü, yaşıyordu….
Karşımdaki aynaya bir kez daha bakışlarımı çevirdiğimde üzerimdeki beyaz elbiseye baktım, o görene kadar başka bir rengi istemiyordum. Gözlerim yine ve yine dolarken aynada ki yansımamda ki kadının yüzü yavaş yavaş değişiyordu, dudaklarını sırıtış alırken gözleri tehlikeyle parıldadı.
Onu sen öldürmüşken birde üzülüyor musun? Buna hakkın bile yok. Sen onun katilisin!
“Hayır, o ölmedi…o yaşıyor.” derken nefesim boğazımda düğümlenmeye başladığında elim can havliyle boğazıma tutunmuştu. Yaşlar yanaklarıma doğru akarken gözlerimi sıkıca kapatıp kendime gelmeye çalıştım. Yaşıyordu…yaşıyordu.
Onlar söylediklerinde haklılardı, başından beri lanetliydin. ONU SEN ÖLDÜRDÜN!
“O ÖLMEDİ!” diye haykırdığım sırada yumruk olan elim sertçe aynaya çarptığında parçalanan ayna ayaklarımın önüne düşmeye başladı. “Ölmedi. Ölmedi o, yaşayacak…”
Bedenim dizlerimin üstüne yıkılırken dışardan gelen sesleri her ne kadar duysam da kulaklarımda ki uğultudan anlayamıyordum. Elim yere düşen büyükçe bir parçayı avucuna aldığında buğulu bakışlarım boynumu saran kanlı saçlarıma takıldı. Onun kanı üzerimdeydi, çoktu…çok fazla kandı…
“Kan…onun kanı…”
Kanı çok akmıştı ama o yaşıyordu, yaşayan kişinin kanı dışarda gözükmezdi…
Saçımdan kalınca bir tutamı elime alırken avucumun içinde ki camı saçıma yaklaştırarak kanı uzaklaştırmaya çalıştım, aynısını diğer tarafa da yaptığımda dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı. Kan gitmişti, o yaşıyordu…
O esnada banyoyu dolduran kurşun sesiyle zihnim yerine gelirken açılmış gözlerimle etrafıma bakındım.
“Lavinia…” diyen sese döndüğümde elindeki silahla açılan kapının önünde dikilen Can’ı görmüştüm. Etrafım cam kırıkları ve saçlarla çevriliyken elimden damlayan kan beyaz zemine düşüyordu. Hızla elimi elbisemden uzaklaştırdım, o görene kadar kırmızı bulaşmayacaktı bana.
“Hassiktir!” dedi Alp kaşları çatık bir şekilde.
“Kan vardı ama artık yok.” dediğim sırada Can’ın silah tutan eli aşağı inerken yanaklarından birkaç damla firar etmişti. Bana doğru hızla adımlayarak aynı benim gibi dizlerinin üstüne geldiğinde bakışlarım gözlerine tutunmuştu, kolları aniden bana sarılırken saçımı bulan eli hafifçe okşamaya başlamıştı.
“Geçti abiciğim, geçti.” dediğinde zihnim o ormanın en dibinde gömüldüğü yere geri dönmüştü. Elim göğsüne tutunurken derin nefesler aldığımda bulamadığım yağmur kokusu ciğerlerimi lavlarla doldurmaya yetmişti. Gözlerim sıkıca kapanırken geri çekildim.
Gerçek abim nefesimi benden alırken onun beni iyi etmeye çalışması da hayatın sikik bir ironisiydi.
“Durumu ne?” dedim yine ve yine, günlerdir ağzımdan çıkan düzgün birkaç kelimeden biriydi.
“Nabzı yavaş yavaş düzeliyormuş, Kayra kısa sürede olsa yanına girebileceğini söyledi.” diyen Alp’le bakışlarım hızla ona dönerken içimde ki heyecanla ayağa kalkmaya çalıştığımda Can hemen koluma girerek bana yardım etmişti.
“Önce şu elini sarsınlar ama, böyle olmaz.” diyen Aras’ı başımı sallayarak onayladığımda kapıdan içeri giren Kayra şok içinde bana bakakalmıştı. Ardından tek kelime etmeden dışarı çıktıktan birkaç dakika sonra elinde ki pansuman malzemeleriyle tekrar döndüğünde oturduğum koltuktan ona bakıyordum.
İyi olan elim yavaşça saçlarıma dokunduğunda ne yaptığım o zaman dank etmişti, onun dokunmaya kıyamadığı saçlarımı omuzlarıma kadar kesmiştim. Kayra yavaşça elimi sararken ruhumda ki acıdan elimin sızısını hissedemiyordum bile. Tararken bile kopan tellerime üzülen adama rağmen gidip saçlarımı kesmiştim, ben bunu nasıl yapmıştım?…
“Kendine zarar vermen hiçbir olayı değiştirmeyecek Lavinia.” diyen Kayra’yla bakışlarım ona dokunmadan ayağa kalktım. Pansuman malzemelerinin yanında getirdiği kıyafetleri fark etmiştim, yoğun bakıma girerek giymem gerekenlerdi. Hızla üzerime geçirdikten sonra bakışlarım Kayra’ya dokunduğunda başını olumlu anlamda sallayarak kapıya doğru adımladı, odadan hızla çıktığımda hemen ilerde ki yoğun bakıma doğru adımlamıştım.
Kapısının önünde duraksadığımda günler sonra onu yakından görecek olmamın etkisi tüm bedenimi sarmıştı, titreyen ellerim yavaşça kapıyı açtığında kablolara bağlı bedeni görüş açıma girmişti.
“Sadece beş dakika Lavi.” diyen Kayra’yı umursamadan içeri girip kapıyı ardımdan kapattıktan sonra yanına adımladım. Gözlerinin altı morarmış, teni bembeyaz olmuştu. Dudaklarında ki hava maskesinden nefes aldığı belli olurken gözlerimi kapatıp derince bir nefes aldım, yaşıyordu…
Gözlerimi aralayarak yanına doğru adımladıktan sonra hemen önündeki sandalyeye oturdum, titreyen elim sedyenin üzerinde ki elini kavrarken gözlerimin yine dolmasına engel olamamıştım. Makineden gelen düzenli seslerle bakışlarım yüzüne tutunduğunda gördüğüm şeyle gözlerim irice açılmıştı.
“Araf… aman tanrım Araf!” diye haykırırken kollarım hızla boynuna dolanmıştı. Ormanları açıktı ve beni izliyordu, uyanıktı…o uyanıktı.
“Sâye…” diye mırıldanışı dudaklarında ki maskeden dolayı boğuk çıksada duyuluyordu. Geri çekildiğim esnada görüşüm yaşlardan dolayı bulanıklaşmıştı. Kısık bakan yeşilleri ordaydı, kalbi atıyordu, nefes alıyordu, benimleydi…
“Yaşıyorsun…yaşıyorsun.” derken titreyen ellerim yanaklarını bulmuştu. “Beni bırakmadın.”
“Sâye’m.” dedi zor bela boğuk sesiyle.
“Yorma kendini, yorma. Buradasın…buradayım.” dedim hafifçe geri çekilirken. Gözlerini kapanmasın diye zorla açık tutarken yine uyumak üzereydi. “Dinlen sevgilim, buradayız.” derken maskeyi hafifçe aşağıya indirerek alnına dudaklarımı bastırıp ger çekildim. Bakışlarım sedyede hareket eden parmaklarını kaydığında hızla elimi uzatarak sıkıca elini tuttum. Yeşilleri tekrar kapanırken bir süre gözyaşları içinde onu izledikten sonra arkamı dönüp hızla odadan çıktım.
Karşımda bana gülerek bakan arkadaşlarımızı gördüğümde zaten bildiklerini fark etmiştim, o yüzden yanıma gelmişlerdi. Gözlerimden akmaya devam eden yaşlarla Kayra’ya kollarımı dolayıp sıkıca sarıldım.
“Teşekkür ederim, her şey için teşekkür ederim.” dediğimde onunda kolları bana dolanmıştı.
“Ben sadece işimi yaptım Lavi’m, o sana tutunmayı seçti.” dediğinde geri çekilerek kafamı olumsuz anlamda salladım.
“Senin sayende.” derken bakışlarım diğerlerine dönmüştü. “Hepiniz iyi ki varsınız.” dememle kızlar da hızla bize doğru gelirken koca bir sarılma seansı gerçekleştirmiştik. Bir süre sonra ayrıldığımızda bakışlarım karşı duvarda bizi izleyen kişiye takılmıştı.
Kızlardan ayrılırken hızla gözyaşlarımı silip üzerimdekileri çıkartarak Kayra’ya uzattım. Artık gözlerini açmıştı ve şimdi sadece intikam zamanıydı…
“Vidus.” dedim ona doğru adımlayarak.
“Sana yaşayacağını söylemiştim.” dediği sırada yanına vardığımda gözlerimi devirmeden edememiştim.
“Böyle durumlara daha kaç sefer düştüğünü gördün?” diyerek gözlerimi bal köpüğü gözlerine diktim. Bakışlarında korkusuzluğun vücut bulmuş hali vardı.
“Bundan çok daha kötü durumlara düştüğünü de gördüm, Lavinia.” derken sonda ki ismimi vurguladığında bakışları arkamda ki bir noktaya takıldığında bende arkamı dönmüştüm.
“Sayın savcım.” diyerek bize doğru gelen Buğra komiserle bedenimi tamamen ona döndürmüştüm.
“Bunun Namık Yaman’ın adamı olduğunu biliyorsundur diye düşünüyorum.” diye kulağıma fısıldayan Vidus’la kaşlarım derinden çatılmıştı.
“Ne saçmalıyorsun?” dediğim esnada Buğra komiser bize iyice yaklaşmıştı. “Söyle komiser?”
“Savcım adliyeye gelmeniz gerekiyor, Ömer Argun davası için.” dediğinde yavaşça olumlu anlamda sallamıştım.
“Tamam Buğra, sen geçebilirsin. Ben kendim gelirim.” dediğimde bakışlarını saniyelik olarak kaçırmasıyla anlam vermeye çalışıyordum.
“Etraf tehlikeli savcım, benimle gelseniz daha iyi olur.” demesiyle arkamdaki Vidus yanımda belirmişti.
“Merak etme polis, savcı benimle.” dediğinde Buğra’nın bakışları onun cüssesinde gezinmişti. Yanılmıyorsam boyu Araf’tan birkaç santim daha uzundu ve aynı onun kadar iriydi, neredeyse kardeş gibi duruyorlardı.
“Evet Buğra, sen dert etme.” dediğimde artık söyleyecek bir şeyi olmadığı için kafasını sallayarak yanımızdan uzaklaştı. Bakışlarım hızla yanımdaki adama döndü. “Sen nerden biliyorsun?”
“Asıl soru sen niye bilmiyorsun? Eğiticin o değil mi?” demesiyle kaşlarım daha çok çatılmıştı.
“Başka hangi adamları var?” diye sorduğumda onunda kaşları çatılmıştı.
“Şu doktor kızın ameliyatta yakaladığı doktoru da bilmiyorsun o zaman?” demesiyle gözlerimi kapatarak anlamaya çalıştım.
“Şunları açık açık söyle işte Vidus, nereden biliyorsun?”
“Herkesin yanında bir adamım vardır.” dediğinde aynı yüz ifadesiyle ona bakmayı sürdürdüm.
“Bizimde mi var?”
“Arhan herkes değil.” demesiyle şaşırsamda belli etmemeye çalışmıştım.
“Araf’ta biliyor muydu?” dedim sakin tutmaya çalıştığım sesimle.
“Hayır.” demesiyle gözlerimi devirmeden edememiştim.
“Niye söylemedin o zaman?”
“Sormadı.” dediğinde ona inanmaz bakışlar atmaya başlamıştım. Ruhsuzluğu sinir bozucuydu.
“Sorması mı gerekiyordu bunu Vidus? O adam yüzünden şu anda can çekişiyor ve sen bunu nasıl söylemezsin?” dediğimde bu sefer onunda kaşları çatılmıştı.
“Bundan haberim yoktu, yanlış yapmayacağım tek bir kişi varsa o da Arhan’dır.” demesiyle histerik bir gülüş atarak sargılı elimi saçlarımdan geçirdim.
“Yanlarında içimize soktuğu adamları bilecek kadar yakınlıkta ajanların var ve bunu bilmediğini mi söylüyorsun?” dediğimde kaşları daha da çatılırken hızla elini cebine sokup birine mesaj atmaya başladı.
“Bilseydim buna izin vermezdim Lavinia.” derken bakışlarını bana çevirdi. “Emin misin onun yaptığına?”
“Evet ama tek o değil, yine de bilmen gerekirdi.”
“Bununla ilgileneceğim.” derken telefonunu tekrar cebine sokarak bana döndü. “Nereye gidiyoruz savcı?”
“Sen burada kalıp onu koruyorsun, bende adliyeye gidiyorum.” dediğimde tek kaşı havalanmıştı.
“Ve senin o manyak kocan götüme kızgın demiri sokuyor.” dediğinde bayık bakışlarım ona bakmaya devam etmişti.
“Bizimkiler benimle gelirler, belli ki kimin düşman olduğunu biliyorsun. Daha iyi korursun.” dememle bir süre sessiz kaldıktan sonra tek kelime etmeden ileride bizi izleyen Alp ve Can’ın yanına gitmişti. Neler konuştuktuklarını duyamasam da Alp’in yüz ifadesinden anladığım kadarıyla sinirlenmişti.
Ardından arkasını dönen Vidus yanında ki Can’la tekrar bana doğru adımladığında Alp’le bakışlarım kesişmişti. Yavaşça başını sallayarak istediğim onayı verdiğinde arkamı dönerek dışarı çıkıp ilerledim. Arabalara yaklaştığımız sırada Vidus öne geçerek siyah bir Range Rover’a ilerlediğinde bizde peşine takılmıştık.
Üçümüzde arabaya binerken Can öne geçmişti, ben ise arkadaydım. Üstümde ki uzun ve beyaz triko kazak sayesinde üşümezken saçlarımı ensemde sıkıca topladım. Haluk başsavcıdan özel olarak Ömer davasını bana vermesini istemiştim ve bugünde sorgusu vardı.
“Temelli mi döndüm buraya?” diye soran Can’la onları dinlemeye başlamıştım.
“Kısmen, ara sıra gitmem gerekebiliyor.” dedi Vidus.
“Hayatında biri var mı?” diye balo gecesinde ki konuşmalarını hatırlayarak sorduğumda dikiz aynasında ki bakışları bana dönmüştü.
“Hayatım olan biri var.” dediğinde istemsizce şaşırmadan edememiştim. Sanki bir kalbi yokmuş gibi duruyordu oysaki.
Bu konuşmaların ardından hepimiz sessizliğe gömülürken bir süre sonra adliyeye varmıştık. Hızla indiğimde peşimde ki iki adamla adliye koridorlarında ilerlemeye başladım.
“Çok geçmiş olsun savcım.” diyen Cansu ile bakışlarım Vidus’a dokunduğunda başını olumsuz anlamda sallamıştı, onun adamı değildi.
“Sağol Cansu.” derken ilerlemeye devam etmiştik.
“Ömer Argun sorgu odasında savcım, bizde sizi bekliyorduk.” dediğinde onu onaylayarak sorgu odasına adımlarken önüne geldiğimizde bakışlarım arkamda ki adamlara döndü.
“Siz burada kalın.” dedikten sonra konuşmalarına izin vermeden önce gözetleme odasına girdiğimde camın ardında izleyen Ender’le karşılaşmıştım. “Dışarı.” dedim sinirimi bastırmaya çalıştığım ses tonumla.
“Böyle bir durumda sakin kalabileceğini sanmıyorum savcım, seni herhangi bir duruma karşın gözetlemem gerekiyor.” dediği sırada ona doğru bir adım atarak yakınında durdum.
“Senin benden ne üstünlüğün var da gözetleme lüksünü kendinde buluyorsun savcı?” dediğimde bana doğru bir adım atarak hemen dibimde durduğunda bakışlarım gözlerindeydi.
“Geçmiş olsun, hala ölmedi mi kocan?” demesiyle tüm bedenim gerilirken yandaki elim yumruk olduğunda derin bir nefes alarak ona bakmayı sürdürdüm.
“İstediğini yap Ender, beni bu davadan alamayacaksın ve eğer işin içinde sende varsan hayatın zehir olana kadar durmayacağım.” dedikten sonra hızla arkamı dönüp kapıyı ardına kadar açtıktan önünde bekledim. “İznim olmadan hiç kimse sanıkla olan görüşmemi izleyemez.”
Kıvrılan dudaklarıyla önümden geçerken bana bakmayı sürdürse de hızla başımı çevirerek ondan uzaklaşmıştım. Çıkmasının ardından kapıyı kapatarak kilitlediğimde her ne kadar bakışları hala bende olsa da umursamadan sorgu odasına ilerledim.
“İçeri kimse girmeyecek.” diyerek içeri girdikten sonra kapıyı arkamdan kapatıp kilitledim. Gözlerimi ona çevirmeden ileride ki kamerayı da kapattıktan sonra derin bir nefes almam gerekmişti. O yaşıyor Lavinia, yaşıyor…
Arkamı dönüp yerime geçtiğimde az önce Cansu’nun elime sıkıştırdığı belgeleri masanın üzerine attım. Hala üzerinde o gün gördüğüm siyah kapüşonlusu dururken eğdiği başını kaldırıp yüzüme baktı.
“Ne istedin benden?” dedim sessizce. “Benden, hayatımdan, varlığımdan, mutluluğumdan ne istedin?”
“Sen olmamalıydın.” dediğinde dudaklarım kıvrılırken başımı salladım.
“Annenin o adamın altına yatması benim suçum değildi, doğmakta benim suçum değildi ama siz sadece beni suçladınız.” derken arkama yaslandım. “Ne yapayım şimdi ben sana? İçeri mi atmalıyım?”
“Perimi öldürdü.” demesiyle gözlerim sinirden kapanırken elimi sertçe saçımın içinden geçirdim.
“Selen’i zarfçı öldürdü seni kıt beyinli, benim kocam değil.” derken ellerim sertçe masaya çarparken hızla ayağa kalkmıştım. “Beyinsizin teki olduğun için seni kolayca kandırıyor, aptal.”
“Ben miyim aptal olan yoksa sen mi? Bir savcı bir katille evli, aman ne güzel hikaye.” diyerek güldüğünde hızla masanın önünden çıkarak yanına gidip sertçe çenesini kavradım.
“Onun hakkında düzgün konuşacaksın. Adını bile anarken destur çekeceksin, DUYDUN MU?!” diye haykırdığımda elimin altında hala gülmeye devam etmesiyle çenesini kavrayan elim saçlarına dalarak kafasını geriye yatırdı.
“Noldu savcı? Gerçekler acıttı mı?”
“Gerçekler öyle mi Ömer Argun? Sen biricik sevgilinin katilini mi öldürmek istiyorsun?” dediğimde bakışları sertleşirken başını yavaşça olumlu anlamda sallamıştı. “O zaman salayım seni, siktir git bana zarfçının ölüsünü getir. Yapabilir misin Ömer? Var mı sende o taşşak?”
Sessizce yüzüme bakarken gözlerinde ki nefreti görebiliyordum lakin umrumda değildi. Yüzünü sertçe geri iterek bırakırken geriye çekildim.
“Noldu Dağhan’ın biricik piçi, ağırına mı gitti?” dediğimde hırsla yerinden doğrulmuştu ki masaya kelepçeli eli yüzünden bana atılamadan yerinde kalakalmıştı. Araf’ta ki gücün yarısı bile onda olmadığı için masayı yerinden sökmesi imkansızdı.
“Götün yiyorsa aç şunları da öyle konuş.” diye hırladığında dudaklarım kıvrılırken arkamda ki duvara yaslandım.
“Daha bir kelepçeyi bile kıramıyorken hapishaneden kaçmayı başardın öyle mi?” dediğimde sinirle bana bakmayı sürdürmüştü. “Ender’in eli düşündüğümden daha uzunmuş.”
“Senin gibi bir salak değilmiş, evet.” dediğinde dudağım daha çok kıvrılırken ona doğru bir adım attım.
“Babacığının baş düşmanıyla anlaşan birine göre fazla iddiali laflar etmiyor musun Ömer?” derken tekrar bana doğru atılmıştı fakat yetişebileceği bir konumda durmuyordum.
“O orospu çocuğu beni satmadan önce düşünecekti, soyadını bile vermeden siktir olup gitti. Şimdi sevgili puştu da peşinden gidecek.” diyerek güldüğünde tek kaşım havalanırken az önce gizlice aldığım ses kayıt cihazını arkamdan çıkartarak havaya kaldırıp düğmesine bastım.
“İstediğim bilgileri verdiğin için teşekkürler abi.” derken ona doğru bir adım daha attığımda eli sinirle tekrar bana atılmıştı ki hızla havada yakalayıp döndürdükten sonra başını ensesinden tutarak başını sertçe masaya çarptım.
“Senin güttüğün koyun kadar benim siktiğim çoban var koduğumun piçi.” diyerek başını bir kez daha masaya çarptığımda elimin altında ki dönen kolunu kurtarmaya çalıştı ama nafileydi, kilit altına çoktan alınmıştı.
Yavaşça kulağına doğru eğilirken elimin altında ki kolunu biraz daha kıvırdım.
“Bu sesi kendi adaletime sunuyorum Ömercik, son günlerinin tadını çıkar.” dedikten sonra bedeninden ellerimi çekerek arkamı dönüp odadan ayrıldığımda ardımdan gelen haykırışları adeta adliyeyi inletiyordu.
“SENDE O ŞEREFSİZ KOCANDA GEBERİP GİDECEKSİNİZ! HEPİNİZİN ÖLÜMÜ OLACAĞIM!”
Sesi sadece gülmemi sağlarken karşıdan gelen Salih’le bakışlarımı Vidus’a çevirdim, garip bir şekilde ona güveniyordum. Başını olumsuz anlamda salladığında bakışlarımı tekrardan Salih’e çevirdim.
“Geçmiş olsun savcım.” demesiyle başımı sallayarak ona sessiz bir selam vermiştim. Ardından bakışlarım yavaşça arkamda ki sorgu odasını işaret etti.
“Arkadaşı dava gününe kadar Rıtvan’ların koğuşa atın.” dediğimde kaşları çatılırken bir yandanda gülmemek için kendini tutuyordu. Rıtvan tecavüzden içeri giren bir şerefsizdi ve koğuşunda da genel olarak aynı şerefsizler bulunurdu. Uçkurları için masum hayvanlara bile hallenen insanlar birbirlerine ne yapmazlardı değil mi?!
“Emredersiniz sayın savcım.” diyerek sorgu odasına ilerleyecekken hızla kolunu tutarak onu durdurup kulağına yaklaştım.
“Buğra’yı sakın ne ona ne onunla ilgili herhangi bir konuya yaklaştırma Salih.” dediğimde ne olduğunu az buçuk anlayarak başını sallayıp beni onaylamıştı. İşte onun en sevdiğim özelliği buydu, sorgulamadan itaat etmesi.
“Kim bu Rıtvan?” diyerek yanıma gelen Vidus’la dudaklarım daha çok kıvrılırken bakışlarımı ona çevirdim.
“Sikme işlemini benim yerime halledecek olan biri.” dediğimde ne olduğunu anlayarak onunda dudakları hafifçe kıvrılmıştı.
Ruhum eskisinden bile güçlü bir şekilde geri dönmüştü ve Duman cehennemi yaşatmaya tamamen hazırdı…
~~~~~~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonuuu…
Yine bölüm gecikti, farkındayım ama şu aralar gerçekten hiç müsait olamıyorum canlarım. Özür dilerim… 🥺
En iyisi şöyle yapalım, yine bölüm günümüz pazar olsun lakin o gün bölüm gelmezse bilin ki pazartesi net gelir.
Şimdi geçelim bölüme…
Oh çok şükür Araf’ımız uyandı! Bir an benim bile kalbime iniyordu ona bir şey olacak diye. :))
Bu arada Vidus’u sevdiniz mi? Belki başka bir kitapta tekrar karşılabilirsiniz. :))
Yorum ve beğeni atmayı lütfen unutmayalım!!!
Seviliyorsunuzzzz
⚖️🖤
