~Bölüm Şarkıları~
İmagine Dragons~Believer
Sena Şener~Porselen Kalbim
Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenim…
Nasıldı bakalım okulun ilk günü???
Yine biraz gecikti bölüm 🫣 ama merak etmeyin oturtmaya çalışıyorum, arkada bölümler var.
“Yüzbin parça hepsi çaresiz… benimle oyunlar oynadın, kırıldıktan sonra topladın, aynı olmadı… Sen hatırlamazsın ben unutmam, nasıl yandım. Yüreğim kandı sana, bir umut avunmaya…” diyerek sizi bölümü uğurluyorum…
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
⚖️🖤
~~~~~~~~~
Bazen sadece içinizde ki diğer bir yanınızı açığa çıkartmak istersiniz ve bunun olması içinde bir sebep arar durursunuz. Çünkü bilirsiniz ki o yanınız açığa çıktığında güçlü tarafınızda uyanacaktır ama bunu yapmaya çoğu zaman hazır hissedemezsiniz. Hep içinizden bir ses onun daha gaddar ve tehlikeli olduğunu söyler durur, yapmamalısın der fakat sen artık insanları düşünmekten sıkılmışsındır. Sadece o dönüm noktasına ihtiyacın vardır.
İşte tam o olarak o dönüm noktasının içimde uyandırdığı diğer yanımla bakışıyordum. Günlerce nefessiz kalmamın ardından küllerim tekrar alevlenirken ruhumda ki gücü iliklerime kadar hissedebiliyordum ve zihnimde tek bir ses çınlıyordu. İntikam…
Ömer’le olan sorgumun ardından bu sefer ki durağım bana istediğim bilgileri verebilecek tek kişinin yanıydı. Ona ne kadar güvenebilirdim bilmiyordum fakat emin olduğum tek bir şey varsa o da yaşamak için her şeyi yapacağıydı. Evin önünde duran arabayla kapıyı açarak yavaşça dışarı çıktım, istikamet Dağhan’dı.
“O puşta güvenecek misin yani?” diyen Vidus’la bakışlarımı ona çevirmeden eve ilerlemeye başladım.
“Kanıt verdiği sürece evet.” dediğim sırada Can’de bize yetişerek yanımızda ilerlemeye başlamıştı.
“Bu işin içinden de o çıkarsa canlı canlı yakmaktan hiç çekinmem.” dedi Can, sesinden bile nefreti okunabiliyordu. Eve yaklaşırken çantamdan anahtarı çıkardığımda onları yanıtsız bırakarak kapıya yöneldim. Yavaşça açtığım sırada aralanan kapıyla istemsizce gözümün önüne anılar akın etmeye başlamışlardı. Bu evde ilk kez uyandığım anı hatırlıyordum, nasıl da sinirlenmiştim ona.
Dudaklarım bu anıyla kıvrılırken gözümden süzülen damlayı hızlıca silerek içeri doğru adımlayıp bodruma yöneldim. Şimdi hüzünlememin ne yeri ne de zamanı değildi. Bodrumun kapısına geldiğimde bakışlarım bana hafifçe bol gelmeye başlayan yüzüğüme kaydığında dudaklarımın kıvrılmasına engel olamamıştım, ardından elimi kaldırarak ekrana okuttuğumda sessiz bir bekleyiş bizi kucakladı. Yavaşça açılan kapıyla görüş açıma iyice çökmüş bir Dağhan girmişti, en son gördüğümden bile daha kötü haldeydi.
“Su…yalvarırım su…” diye zorla mırıldanması odayı sardığında yüzümde mimik dahi oynamamıştı. Umrumda olmadan yandaki sandalyeyi önüne çekerek tam karşısına oturdum, yavaşça aralanan bakışları beni bulduğunda gözlerim onu bir kez daha süzmüştü. Leş gibi bir haldeydi ayrıca oldukça da zayıflamıştı, tam layık olduğu yerdeydi. Bokunun içinde!
Yana elimi uzattığımda Can hızla avucumun içine bir şişe suyu bırakmıştı, yavaşça yerimden doğrularak şişenin kapağını açtıktan sonra dudaklarına yasladığımda hızlıca şişenin tamamını bitirmişti. Biten şişeyi sağa doğru savurduktan sonra tekrardan arkama yaslanarak bacak bacak üstüne attım, temkinli bakışları yüzümü izlerken oldukça tedirgindi.
“Beni özledin mi kayınbabacığım?” dediğimde sesi çıkmazken bakışlarına kadar titrediğini fark etmiştim. “Bir süre uğrayamadım, başımızdan elem bir olay geçti de.” diyerek yalancı bir üzüntüyle dudaklarımı büzdüm. “Aa! Tabi senin haberin yok değil mi?” derken yüzümü ona yaklaştırdım. “Tek akıllı veliahtını kurşunladılar Dağhan Demir, kocamı öldürmeye çalıştılar!”
Son kısımda haykırmamla gözleri kısılırken geriye çekilmeye çalışmıştı ama yere sabitli demir sandalye de bulunduğu için pek mümkün olmamıştı.
“K…kim yaptı?” dediğinde tekrardan arkama yaslanmıştım.
“Senin piçin vurduğunu iddia ederek teslim olmuş ama bana pek inandırıcı gelmedi ha, ne dersin Dağhan? Bunu o yapabilir mi?” dememle kaşları çatılsada gözlerinde hala korku bakiydi.
“Vurabilir ama kendi akıl edemez.” demesiyle ona bakmayı sürdürmüştüm. “Birinin arkasında olması gerek.”
“Sence bu kim olabilir?” dedi Can hemen arkamdan, onu boğmamak için kendini zor tuttuğu belli oluyordu.
“Size yardım etmemi mi istiyorsunuz?” dediğinde tek kaşım havalanmıştı.
“Hayır, canını kurtarman için sana sebep sunuyoruz.” dediğimde bakışlarını hafiften kaçırsa da tekrar bize dönmüştü.
“Ona bu aklı verip mühimmat sağlayacak tek biri kişi var ama o da ölü, aklıma başka gelmiyor.” diyerek kendini düşünmeye zorladığında göz devirmeden duramamıştım. O da öldüğünü sanıyordu tabiki.
“Namık yaşıyor Dağhan.” dememle bakışları hızla bana dönerken gözleri büyümüştü fakat o konu hakkında sessiz kalmayı seçmişti.
“O zaman neden bana soruyorsunuz? Her şey gayet açık değil mi?” dediğinde başımı olumlu anlamda salladım.
“Biliyoruz ama sebebini anlamıyoruz Dağhan, neden yaptı?” dedim oyuncu bir düşünür sesle. “Gerçi bunu onun karısına tecavüz edip öldüren bir şerefsize sormam da büyük bir hata sanırım.” dememle gözleri hızla büyürken bakışları gözlerime tutunmuştu. Neden mavilerinde şaşkınlık vardı? Burada kaldığı sürece hafızasını da mı kaybetmişti?
“Sultan’ı ben öldürmedim çocuk.” demesiyle tek kaşım ona inanmadığımı belli edercesine imalı bir şekilde havalanmıştı. “Tecavüz de etmedim, o kendisi istedi.”
“Kanıt?” dedim soran bir sesle.
“Onu şikayet ettim o zaman polise, videosunu gösterdim ama bir şekilde ortadan yok oldu kanıtlar.” dediğinde istemsizce gülesim gelmişti.
“Sen ve polise şikayet etmek öyle mi? Elin değmişken kendini de içeri attırsaydın.” dediğimde bulunduğu yerde dikleşmeye çalışmıştı fakat büyük ihtimalle hep oturmaktan cildi yara olduğu için bunu yaparken canı yanmış olacak ki yüzünü buruşturmuştu.
“Bak çocuk, Suna öldüğünde…”
“Öldürdüğünde…” diyerek sözünü kesip onu düzelttim.
“Ben…kendimde değildim. Çok gençtim ve çok kıskançtım, ortada olmayan şeyleri hayal edip onu yargıladım. Ben…onun ölmesini istemedim.” derken yüzünde ki acı umrumda bile olmamıştı.
“Ama öldürdün Dağhan, acımasızca her gün eziyet ettin. Onlara yaptıklarının yanında bu halin sana ödül bile kalır.” dediğimde bakışları yere odaklanmıştı. Onu umursamadan telefonumu çıkartarak Salih’i aramaya koyuldum.
“Buyrun sayın savcım.”
“Bundan tahmini 20 yıl öncesine ait Dağhan Demir’in bir şikayetnamesi lazım Salih.” dediğimde adımlama sesi duyulmuştu.
“Hemen bakıyorum savcım.” derken bir yere oturduğunda klavye sesi kulağımı doldurmuştu.
“Evet savcım, kendisi Namık Yaman’ın Sultan Yaman’ı öldürdüğünü iddia etmiş fakat kanıt azlığından şikayeti dikkate alınmamış.” demesiyle bakışlarım tekrardan Dağhan’ı bulurken gözlerim kısılmıştı.
“Sunduğu kanıt sistemde gözüküyor mu?”
“Bir video sunmuş savcım fakat videoyu açamıyorum, silinmiş.” dediğinde derin bir nefes alarak Dağhan’a doğru eğildim.
“Tamam Salih, kapatabilirsin.” dedim temkinli bir sesle. Kısaca bu durumun aramızda kaldığını söylemiştim.
“Tamamdır, iyi günler savcım.” dedikten sonra kapanan telefonla yavaşça ayağa kalktım.
“Anlat.” dedim kısaca ona bakmaya devam ederek.
“Namık’la bir iş sebebiyle tanışmıştık, oldukça zeki biriydi ve onunla ortak olmak işleri iki katına çıkartıyordu. Bir gün eve yemeğe davet ettiğimde Sultan’la beraber gelmişti, onu ilk gördüğüm anı dün gibi hatırlıyorum.” derken dudakları kıvrılmıştı, bakışları anılara dalmıştı. “Üstünde mavi bir elbise vardı ve öyle güzeldi ki sanırım Suna’dan sonra ilk defa bir kalbim olduğunu onunla hissetmiştim.” Gözleri dolduğunda kaşlarım çatılmıştı, gerçeği söylüyor gibiydi fakat sözleri sinirime dokunuyordu. “Namık’la araları iyi değildi o sıralar, hep kavga ediyorlardı. Bir gün iş için Namık’ın evine gittiğimde onu ağlarken bulmuştum, yine kavga etmişler ve Namık ona tokat atmış. Öyle güçlü bir kadındı ki bu çok zoruna gitmişti, bana anlatırken bile gözlerinde ki öfkeyi görebilmiştim.”
Derin bir nefes alarak bakışlarını bana çevirdi.
“Ardından aramızda yakınlaşma oldu ve o gece birlikte olduk fakat sonrasında Sultan deli gibi korkmaya başladı, eğer Namık öğrenirse onu öldürmesinden korkuyordu. Onu koruyacağımı söyledim lakin Namık bazı şeyler sezdi ve onu eve kapattı, görmeme izin vermiyordu. Sırf bu yüzden bir iş yemeği düzenleyip herkesin ailesiyle gelmesi gerektiğini söyledim ve hemen öncesinde ise bir adamımla Sultan’a bu gece kaçacağımızın haberini iletmiştim. Lakin işler düşündüğüm gibi gitmedi, adamım yakalandı fakat bundan haberim yoktu.”
Gözlerini tekrardan öfke bürürken bakışları yere odaklanmıştı.
“Yemeğe geldiklerinde Sultan ölesiye korkuyordu ve ben sandım ki kaçacağımız içindi bu korkusu, başka bir şeye ihtimal verememiştim. Ardından herkesin içinde Namık haykırmaya başladı, karıma nasıl tecavüz edersin diye. Bakışlarım Sultan’a döndüğünde ağlayarak başını olumsuz anlamda salladığını fark etmiştim, bunlar onun değil Namık’ın sözleriydi yani. Delirdim, çevremde kimin olduğunu umursamadan onu öldürmek istedim ama kaçtı.”
“Peki sonra? Sen Arhan’ı döverken senin elinden alması?” dedim imalı bir sesle.
“Eve geçtiğimde sinirliydim ve bana o an Namık’ı sorduğunda gözüm dönmüştü, tam o esnada Namık geri geldi ve iki arada bir derede Arhan’ı alıp çıktı. Peşlerinden eve gittiğimde bulduğum tek şey Sultan’ın cesediydi, sırf suçu üzerime yıkabilmek polisleri bile çağırmıştı ben oradayken ama son anda kaçmayı başarmıştım.” dediği sırada telefondan hızlıca Salih’e bir mesaj atmıştım.
Lavinia: Salih Sultan Yaman’ın ölüm sebebini bul.
Salih komiser: Hemen bakıyorum savcım
Gelen mesajla birlikle bakışlarım tekrardan Dağhan’a dönmüştü.
“Sultan nasıl öldürülmüştü Dağhan?” dediğimde gözleri sıkıca kapanmıştı, bu ona acı mı veriyordu?
“Karnında bıçak darbeleri vardı, üzeri çırılçıplak soyulmuştu ve başı…başı gövdesinden ayrılmıştı.” dediği sırada bakışlarım telefona kaydı.
Salih komiser: Karnında ki üç bıçak darbesi ve boynu kesilmiş savcım.
Salih komiser: Fotoğraf
Hızla fotoğrafı açtığımda gerçekten çıplak bir kadın beni karşılamıştı. Namık’ın anlattığına göre sadece boynu kesilmiş olmalıydı fakat daha fazlası da vardı. Bıçak…Namık’ın imza ölümüydü, karın bölgesine üçgen oluşturacak şekilde bıçak saplardı. Telefonu kapatarak çantama geri koyarken bulanan midemi düşünmemeye çalıştım.
“Sizi de benden intikam almak için kullandı, senin onun yanında dövüşe başlaman bile planlıydı Lavinia.” demesiyle bakışlarım tekrardan ona döndü. “Hatta senin Arhan’la karşılaşman bile planlıydı fakat onun isteği sadece sizin ortak olmanızdı, aşık olmanız planın dışında gelişti.”
“Bu kadar şeyi sen nerden biliyorsun?” dediğimde dudakları kıvrılmıştı.
“Bunlar en tahmin edilir yanları küçük, seninde bilmen gerekirdi.” dediğinde gözlerimi devirerek başımı çevirdiğimde bakışlarım Vidus’la çakışmıştı. Gözlerinden bile nefret akarken bedeninin kasıldığını görebiliyordum.
“Madem bu kadar iyilik meleğiydin neden hepimizin hayatını siktin?” diyerek ona döndüm.
“Hiçbir zaman iyi biri olduğumu söylemedim küçük, ben hep kötü biriydim ama şöyle de bir gerçek var ki Namık’da hiçbir zaman iyi biri olmadı.” demesiyle çantamı tutan elim yumruk olurken hızla arkamı dönüp odadan ayrıldığım sırada ardımdan sessizce beni izlemişti. Hızla evden dışarı çıktığımda derince nefesler almaya başlamıştım, bir zamanlar minnet duyduğum adamın esasında hayatımın asıl katili olduğunu fark etmiştim. Midem kesinlikle daha da çok bulanıyordu.
“Lavinia iyi misin?” diyen Can’la bakışlarım ona dönerken başımı yavaşça olumlu anlamda salladım.
“Sizinde kötüler bir bitmiyor amına koyim.” diyerek arabaya ilerleyen Vidus’u haklı bulmadan edememiştim. Doğruydu, biri bitmeden diğeri başlıyordu.
“Sence doğru mu konuşuyor?” diyerek yanımda ilerlemeye başlayan Can’la bakışlarım ona döndü.
“Doğruyu söylüyor, ifadesinde yazdığı gibi anlattı.” derken Can’ın açtığı kapıyla arabaya bindikten sonra Can da yanıma geçmişti.
“Bunca zaman lider dediğimiz adam aslında karısını katleden bir manyak mıymış?” dediğinde hiç inanmak istemesemde başımı olumlu anlamda salladım.
“Araf da ona karşı çıktığı için silmek istedi, çünkü artık bir yararı dokunmuyordu. Dağhan’ı öldürdüğünü sanıyorlar ve şu anda asıl lider Araf olduğu için onu öldürüp tekrardan liderlik koltuğuna oturacak.” dediğimde Vidus’un bakışları dikiz aynasından bana dokunmuştu.
“Bu yüzden Arhan seni lider seçti, öldüğünü sandıklarında bile yerine geçemesinler diye.” demesiyle zihnimde ki parçalar yerine oturmuştu. Araf başından beri Namık’tan şüphelenmişti, bu yüzden önlem almıştı.
“Sultan ablayı onun öldürmüş olmasını kaldıramıyorum.” diyen Can’a döndüğümde bakışlarının ellerinde olduğunu fark etmiştim.
“Onu tanıyor muydun?” dediğimde bakışları bana döndü.
“Birkaç kez denk gelmiştik ve gerçekten iyi bir insandı. Genelde üzgün olurdu, bu yüzden Namık tecavüze uğradığını iddia ettiğinde aksini düşünmedik. Meğerse Namık’tan şiddet gördüğü için o haldeymiş.” dediğinde bakışları tekrardan boşluğa takılmıştı. Namık’ın hiçbir zaman normal bir kafada olduğunu düşünmemiştim lakin bende bunu hep sevdiği kadını kaybetmesine bağlamıştım. Eğitim tarzıyla nefretimi kazanmış olsa da yine de bana güç vermiş olmasının sağladığı bir minnet duygusu içimde hep bakiydi fakat artık çok ileri gitmişti.
Bana ne yaptığı umrumda değildi lakin sevdiklerime dokunamazdı, buna izin vermezdim.
“Seni de mi Arhan’ı eğittiği gibi eğitti Duman?” diyen Vidus’la anılardan sıyrılırken ona döndüm.
“Onu nasıl eğittiğini biliyor musun?” dedim soran bir sesle.
“Acıyı öğrenmesi için acı vererek.” derken bakışlarını yola çevirdi. “En az babası kadar ona zarar veren başka bir isimde Namık’tı. En son yine hastane…”
“Bence bu kadar yeterli, şimdi sırası değil.” diyerek Vidus’un sözünü kesen Can’la kaşlarım çatılmıştı. Bu kısımları Araf bana hiçbir zaman anlatmamıştı, hep kaçınmıştı.
“Anlat Vidus.” dediğimde bakışları her ne kadar bana dönse de duraksamıştı. “Anlat yoksa Niran’ı bulmaktan asla çekinmem.” dememle bakışları hızla sertleşirken gözleri ölüm saçmaya başlamıştı. Niran şu uzaktan sevdiği kadındı, telefonda korumasına direktifler verirken adını duymuştum sadece ama bulmam saniyelerimi almazdı.
“Cesaretin varsa ona doku…”
“Bir şey olmasını istemiyorsan anlat Diavolo.” diyerek hızla sözünü kestiğimde derince bir nefes almıştı.
“Bu onu ilk kez öldürmeye çalışması değil, bir kez daha denemişti seneler önce.” demesiyle yerimden dikleşerek ona yaklaştım. “Senin onu kurtardığın zamanda onu öldürmeye çalışan kişi Namık’tı.”
Kaşlarım daha derinden çatılırken o günü hatırlamaya çalıştım. Yaralıydı ve Namık yaralı olduğunu bildiği halde onu benim vicdanıma bırakmıştı, zihnimde Araf’ın seneler önce dedikleri çınlarken anlam vermeye çalıştım.
“Dağhan bana oyun oynamıştı ve o gün çok ciddi bir şekilde yaralandım.”
Kaşlarım yavaşça düzelirken bakışlarımda ölüm kol geziyordu.
“Ama Araf Dağhan’ın yaptığını söylemişti.” dediğim sırada hastanenin bahçesinden giren arabayla hemen ileride ki Kayra’yı fark etmiştim, yanındaki hemşireyle konuşuyordu.
“Arhan’ın geldiğini söyleyen kişi Namık’tı, haber verdiği için pusuya düşürüldü.” demesiyle kalbim bir kez daha sızlamıştı. O zamanki halini bölük pörçük hatırlasam da onu aklımdan hiçbir zaman atamamıştım.
“Çünkü o zamanda ona karşı gelip gitmek istemişti.” diyerek parçaları birleştirdiğimde Vidus kafasını yavaşça sallayarak beni onaylamıştı.
“Bu bilgileri onun vermesi gerekirdi.” diyen Can’la bakışlarım ona döndü.
“Ben tehdit ettiğimi söylerim, sorun olmaz.” derken kapıyı açarak hızla aşağıya indiğim sırada dönen başımda arabaya tutunmak zorunda kalmıştım. Bir elim karnıma giderken hafifçe okşadım.
Buradayım annecim, merak etme hepimiz iyiyiz.
“Lavinia!” diye haykırarak yanıma gelen Kayra’yla gözlerim açılırken ona baktım. “Ne oldu? İyi misin?”
“İyiyim, sadece başım döndü.” dediğimde hızla koluma girmişti. Zihnim tekrardan yerine gelirken hastaneye doğru ilerlemeye başladığımızda diğerleri de sessizce bizi takip etmeye başlamışlardı. “O iyi mi?” diye sorarken bakışlarım mavilerini buldu.
“Gayet iyi, hatta normal odaya bile alındı.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken gözlerim tekrar dolmuştu. Lanet hormonlar!
Tam o esnada karşıdan bize doğru koşan hemşireyi fark etmiştik.
“Kayra hocam…” derken nefes nefese kalmış bir şekilde yanımızda durmuştu. “Siz aksi bir durumda haber etmemi istemiştiniz. Evren hocam zorla bir hemşireden Arhan Demir’in odasını öğrendi ve pansumanı kendisinin yapacağını söyledi.” demesiyle kaşlarım çatılırken artık Vidus’a bakmama bile gerek yoktu.
Hızla Kayra’dan kolumu kurtardıktan sonra hastaneye doğru koşmaya başladım. İçeri girer girmez merdivenlere yöneldiğimde önümdekilerden hızla sıyrılmaya çalışıyordum. Kalbim tekrardan korkuyla sızlarken karnımda kasılmaya başlamıştı, sanki o da hissetmişti korkumuzu. İkinci kata hızla çıktığımda kapıyı sertçe itip koridora geçerek koşmaya devam ettim, önümde ki insanları hızla sollarken bir yandan da çantamda ki silahımı çıkartarak elimde sıkıca tutmaya başlamıştım.
Odanın önüne gelir gelmez beklemeden çantamı yandaki koltuklara attıktan sonra sertçe odanın kapısını açtığımda gördüğüm manzarayla beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Bir doktor elinde ki silahı ona doğrultmuştu. Hızla bakışları bana dönen doktora silahımı doğrulturken içeri doğru bir adım attım.
“Cumhuriyet savcısı Lavinia Demir, indir hemen silahını!” diye haykırırken ona doğru bir adım daha attığımda hızla bana dönen silahla kaşlarım çatılmıştı. Neden bana çevirmişti ki?!
“Ona bir şey olursa…” diyen sesle hızla bakışlarım yatağa dönerken hemen yanımda ki doktora bakan öfkeli ormanları fark etmiştim. Elinde ki silahı doktora doğrultmuştu. Dudaklarım istemsizce kıvrılırken nefesimi vermiştim, yaşıyordu…
O sırada dağılan dikkatim yüzünden hızla kolumdan tutup beni kendine çeken doktor silahını şakağıma yasladığında bile dudaklarımda ki gülümsemeyle ona bakıyordum. Uyanmıştı!
“Ne yapacaksın Arhan? Ayağa bile kalkamazsan bana engel mi olacaksın?” diyen doktorla yerinden doğrulmaya çalıştığında hızla ona doğru atılmıştım ki boğazıma sarılan eller hareket alanımı kısıtlamıştı.
“Hareket etme, yaraların var.” dediğimde bakışları beni bulurken gözlerindeki korkuyu görmüştüm. Hala gülümsemeye devam ederken elimdeki silahı yandaki koltuğun üzerine fırlattım. “Bir sorun yok bebeğim, ben iyiyim.” derken göz kırptım.
Sol elim yumruk olurken sertçe suratına çarptığında boynumu tutan kolu gevşemişti, bunu fırsat bilerek sertçe dirseğimi karın boşluğuna geçirdikten sonra geriye çekilen bedenini kolundan ve omzundan tutarak hızla omzumun üzerinden önüme doğru çekmemle sertçe yere düşmüştü. Elimde ki kolunu bırakmadan hızlıca döndürdüğümde odayı kemiğin kırılma sesi doldurmuştu, hiç beklemeden silahı tutan kolunu kaldırarak onu da ters yönde çevirdiğimde çığlıyla birlikle kırılan kolunun sesi yankılanmıştı.
“Taşşaklı kadın.” diyen Vidus’un sesiyle elimdeki kolunu sertçe bıraktıktan sonra bakışlarım kapıya dönmüştü.
“Polisleri çağırın!” diye haykırırken gözümün önüne gelen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım, tokam düşmüş olmalıydı. Bakışlarım tekrardan ona döndüğünde çatık kaşlarıyla karşılaşmıştım ve bakışları omuzlarımda ki saçlarımdaydı.
Siktir! Tokam düşmüştü!
Elindeki silahı tekrardan yastığının altına saklarken yeşillerinde ki acı ciğerimi yakmaya yetmişti.
“Araf…” diye mırıldanarak ona doğru küçük bir adım attığımda bakışlarını saçlarımdan çekerek gözlerime çevirdi. Ardından üzerimdekilere döndüğünde beni baştan sona süzmeye başlamıştı, üzerimdeki beyaz elbise biraz olsun moralini yerine getirmişe benziyordu.
“Meleğim…” demesiyle gözlerim dolarken aradaki birkaç adımı hızla atarak yanına ulaşıp dudaklarımı yanağına yasladım.
“Çok korktum Araf, ben…çok korktum.” derken gözlerim dolarken sesim titremeye başlamıştı. “Sana bir şey olacağını sandım, sen…sen…” diyerek hıçkırmaya başladığımda başımı boynuna sakladım. Her ne kadar hastane kokusu baskın da olsa yağmur kokusu da buradaydı işte, o yanımdaydı.
“Şhh! Buradayım ben meleğim, iyiyim.” derken dudakları yanağında ki avucuma dokunduğunda gözyaşlarımı durdurmaya çalışıyordum.
“Bir daha bana böyle hissettirirsen…” dediğimde başımı boynundan kaldırarak gözlerine bakmıştım. “Bu hayattan siktir olup gitmek nasıl olurmuş ben gösteririm sana.” dememle dudakları kıvrılırken bakışları yüzümde geziniyordu.
“Özür dilerim mia dea ama başka şansım yoktu.” demesiyle gözlerim daha çok dolarken artık görüşüm iyice bulanıklaşmıştı. Dudaklarım tekrardan yanağına dokunduğunda az önce silah tutan eli saçlarıma dokundu.
“Bir daha beni sakın bununla sınama.” dediğimde eli saçlarımı okşamaya başlamıştı.
“Asla güzelim, bir daha asla yalnız bırakmayacağım.” dediğinde geri çekilerek hızla göz yaşlarımı silip bir adım geriye gidecekken bileğime dolanan eli hızla tekrardan yanına çektiğinde dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı.
“Öldün mü lan?” diyerek Araf’a bakan Vidus’la ona döndüğümde parmağı bileğimin içini okşamaya başlamıştı.
“Bilmiyorum ama eğer öyleyse de cennet hayal ettiğimden bile daha güzelmiş kardeşim.” demesiyle gözlerim ona döndüğünde beni izleyen bakışlarıyla karşılaşmıştım. Bakışları beni süzerken gözlerinde ki parıltılar kalbime tekrardan can pompalıyordu sanki, ruhumu yeniliyordu.
“Öhöm öhöm!” diye öksüren kişiyle bakışlarım Can’ı bulduğunda imalı bakan bakışlarıyla karşılaşmıştım. “Biz çıkalım isterseniz çifte kumrular.”
“Evet.” diyen Araf’la gözlerim büyürken hızla ona döndüm. Sert bakışları odayı kaplayan arkadaşlarımızdaydı.
“Nemrutluğu da geldiğine göre hiçbir şeyi kalmamış bunun, dipçik gibi maşallah.” derken bana yandan omuz atan Can’la bileğimde ki el tarafından biraz daha geriye çekilmem bir olmuştu.
“Savcım.” diyen Salih’le hızla bakışlarım arkaya döndüğünde gülerek bizi izleyen Salih’le karşılaşmıştım. “Gözünüz aydın olsun savcım. Size de çok geçmiş olsun Arhan bey.” derken son kısımda bakışları Araf’a dönmüştü.
“Sağol Salih. Adamı şimdilik nezarete atın, ben yarın sorgu için geleceğim.” dediğimde başıyla hızla beni onaylayarak odadan çıktığı sırada bileğimde ki el elime kaymıştı.
“Geçmiş olsun Arhan, hepimizi çok korkuttun.” diyen Kayra’yla bakışlarım tekrardan ona dönmüştü.
“Hepinize toptan teşekkürler.” demesiyle gözlerimi devirirken hafifçe gülmüştüm.
“Valla karını güldürebilen tek adamsın Ateş, kaç gündür ebemizi sikti.” dedi Vidus hafifçe gülerken.
“Karıma kurban ol lan sen.” diyen Araf’la gözlerimi belertmeden edememiştim. Neler diyordu?!
“Aklımızı aldın lan!” diyerek yandan omzuna vuran Aras’la Araf dişlerinin arasında inlediğinde hızla kaşlarım çatılmıştı. Yanlışlıkla yarasının olduğu yere dokunmuştu.
“Elinin ayarını sikeyim puşt!” diyen Araf’la hızla koluna baktığımda kan görememiştim. Hafif vurmuş olmalıydı.
“Beyin yok ki işte, cücük kafalı.” dedi hemen yanımda ki Can gülerek. Aras’ın kaşları çatılırken gözleri kısılmıştı.
“Sensin lan cücük, adam süzgece dönmüş zaten. Nerden bileyim neresi yaralı?” dediğinde yanında ki Alp kafasına bir tane geçirmişti.
“Mal, sargılı yerler yaralı olabilir mi acaba?” demesiyle Aras’ın bakışları tekrar Araf’a dönmüştü.
“Doğru, çok mantıklı.” dediğinde hepimiz gülmeye başlamıştık. Bakışlarım odadaki herkeste gezinirken eskiye dönmenin huzuru tüm bedenimde geziniyordu. O yaşıyordu ve bana geri dönmüştü. Elim yavaşça karnıma giderken gülümsemem büyüdü, bize dönmüştü…
“Şimdi izninizle kocamla biraz yalnız kalabilir miyim millet?” dememle bakışlar bana dönerken hepsinin kaşları havalanmıştı.
“Kız haklı, hadi bakalım.” diyen Buğlem herkesi iteklemeye başladığında ona hafifçe gülerek sessizce teşekkür etmiştim.
“Ateşli hatunun ateşini alması gerek tabi, biz çıkalım.” diyen Deniz’de sıratarak çıktığında en sona kalan Can ve Aras kol kola girerek bize bakmaya başlamışlardı.
“Hayır yaralı olmasa hastane fantezisi diyeceğim ama.” diyerek sırıtan Aras’la gözlerim kısılmıştı.
“Onlara yara mı dayanır be Aras’ım? Aman sabahlar olmasın.” diye gülen Can’la hızla kaşlarım çatılırken onlara doğru bir adım attığımda ikisi de ince bir tonda çığlık atarak dışarı kaçmışlardı. Bu durumları komiğime giderken gülmeye başladığım sırada elimden çekilmemle üstüne düşmeden son anda elimi başının yanına yaslayarak kendimi durdurabilmiştim.
“Bana açıklaman gereken bir durum var mı Sâye?” derken çatık kaşlarıyla bana baktığında eğilmemin etkisiyle yüzümün iki yanını süsleyen saçlarıma baktım.
“Kanın bulanmıştı, kriz anında da kanını götürmek için kesmişim. Aklım yerinde değildi, yemin ederim.” diyerek kısık sesimle anlattığımda kaşları yavaşça düzelirken elimi kaldırıp dudaklarına yasladı.
“Dokunurken bile korktuğum saçlarına kıydın mı?” demesiyle gözlerim daha çok dolarken bakışlarımı kaçırdığımda elimden ayrılan parmakları çenemi bularak bakışlarımı tekrardan kendisine çevirdi. “Şhh! Akmasın ama inciler güzelim. Bir şey demedim, özür dilerim. Bir daha uzarlar zaten hemen.”
“Ama sen üzüldün.” dediğimde bakışları tekrardan saçlarıma dokunsa da hızla bana geri döndü.
“Evet, üzdü ama onlardan daha çok senin üzülmen üzer.” derken bakışları tekrar üzerime döndüğünde dudakları kıvrılmıştı. “Ayrıca ikinci kez kurtarıcı meleğim olmanın şerefine mi böyle giyindin?”
“Olamadım…” dedim suratım asılırken. “O mermilerden seni koruyamadım.”
“Sakın kendini suçlama Sâye’m, bu durumda ki tek suçsuz sensin.” dediğinde tıpkı bir çocuk gibi omzumu silkerek dudaklarımı büzdüğümde bakışları hızla dudaklarıma kaymıştı. Yandaki makinanın sesi hızlanırken bakışlarım hızla oraya kaydığında onunda bakışları kaymıştı, kalp atışları hızlanıyordu. Dudaklarım kıvrılırken bakışlarım yine ona döndüğünde tek kaşı havalanmıştı. “İfşa olduk, iyi mi?”
Gülerek başımı olumlu anlamda salladığımda o da bana eşlik ederek hafifçe sırıtmıştı. Gözlerinin altındaki morlukları hala bakiyken yorgun olduğu her halinden belli oluyordu.
“Uyuman gerekiyor artık koca adam.” dediğimde kaşları hafifçe çatılmıştı.
“Önce nefesime ihtiyacım var?” demesiyle gözlerim tekrar dolsa da ona doğru yaklaşarak dudaklarımı hafifçe dudaklarına bastırdım.
“Son…kez ne…nefes olur musun ba…bana?”
Zihnimde yankılanan sesiyle iki elimde yanağını bulurken dudaklarımı hareket ettirmeye başlamıştım. Kısa bir sürenin ardından geri çekilecekken dişlerimi sertçe alt dudağına geçirdiğimde yandaki makina daha da hızlı ötmeye başlamıştı.
“İki dangalağı haklı çıkartmana az kaldı.” demesiyle dudağına küçük bir öpücük bırakarak geri çekildim.
“Rüyanda görürsün Araf.” diyerek güldüğümde aklımda tek bir şey yankılanıyordu, bebeğimiz…
Ben hamileydim ve bunun heyecanını yeni yeni hissedebiliyordum, benim içimde bir can vardı! Bunu ona şimdi mi söylemem gerekiyordu yoksa sonra mı emin olamıyordum.
“Tamam, bunda sana karşı çıkamayacağım. İki hafta uslu duracağıma söz veriyorum.” dediğinde kaşlarım şaşkınlıkla havalanmıştı.
“İki hafta mı? Yok ya iki gün yeter.” derken sağlam olan koluna hafifçe vurmuştum. “Sen deli mi edeceksin beni adam? Üç tane kurşun çıktı senin bedeninden, bir de hala gelmiş iki hafta diyor.” dediğimde dudakları kıvrılırken bakışlarında muziplik kol geziyordu.
“Ya kaç gün olacak?”
“Tabiki de en az üç ay Araf, aksi zaten mümkün değil.” dememle gözleri büyümüştü.
“Ne yani? Ben sana üç ay dokunmayacak mıyım?” demesiyle başımı hızla olumlu anlamda salladığımda kaşları çatılmıştı. “İmkansız.”
“Araf sahiden uyanır uyanmaz aklıma gelen tek konu bu mu?” dediğimde başını olumsuz anlamda salladı.
“Hayır ama ilk sıralarda bu da vardı.” dediğinde tekrar sırıtmıştım. Sanırım şimdi gerçeği söylemenin sırasıydı.
“Hem zaten iyileşsende iki ay kadar bu mümkün değil.” dememle kaşları tekrardan çatılmıştı.
“Sebep her ne sikim olursa olsun senden uzak durmuyorum küçük hanım, bunu böyle bil.” dediğinde gülmeden edememiştim.
“Ne olursa olsa mı? Emin misin?” diyerek tek kaşımı kaldırdığımda bakışları anlam vermeye çalışarak bana bakmıştı.
“Bir sorun mu var güzelim? İyi misin sen? Ne oldu?” diye telaşlı bir şekilde soruları sıralarken derin bir nefes alarak elini tuttum. Tanrım, kalbim deli gibi çarpıyordu.
“İlk üç ay yapmak tehlikeli diyorlar sevgilim.” dediğimde kaşları daha da çatılmıştı.
“Kimler için diyorlar Sâye? Şunu net bir şekilde söyler misin artık?”
“Hamileler için diyorlar.” diyerek tek bir nefeste söylediğimde yüzünde mimik oynamamıştı.
“Tamam, hamileler yapmasın o zaman.” derken bakışlarını önüne çevirdiği sırada hızla gözler büyürken tekrar bana dönmüştü. “LAN!” diye haykırmasıyla anlık yerimden sıçrarken gülmeye başlamıştım. “Sen…yani şimdi…ben…nasıl?” dediğinde söylediklerine anlam veremezken ona bakmaya devam ettim.
“Bir buçuk aylık hamileyim Araf’ım.” dememle yeşilleri irice açılırken yanaklarına doğru bir damla yol almıştı.
“Ben…baba mı oluyorum?” demesiyle başımı hızla olumlu anlamda sallarken yanağında ki yaşı silip hafifçe okşadım.
“Hayatımda gördüğüm en iyi baba oluyorsun.” dediğimde yanağında ki elimi tutarak dudaklarını bastırmıştı. Gözleri karnıma kayarken ormanları ışıl ışıldı.
“Ona dokunabilir miyim?” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım. Elimi bırakan eli karnıma uzanırken titrediğini fark etmiştim, yavaşça temas ettiğinde henüz büyümemiş karnıma dokundu. “O şu an burada mı?” demesiyle başımı tekrardan olumlu anlamda sallamıştım. “Benim…benim araştırmam lazım, doktorunla konuşmalıyım. Sonra telefonum nerede? Araştırmam gerek…” dediği esnada dudaklarımı hızla dudaklarına kapatarak susmasını sağlamıştım.
Eli hala hafifçe karnımı okşarken dudakları hızla bana ayak uydurarak üst dudağımı dudaklarının arasına aldı. Elim yanağında gezinirken dudaklarımın arasında ki tadıyla yaşamı hissediyordum, o yaşadığı sürece yaşıyordum. Yavaşça geri çekildiğimde alnımı alnına yaslayarak soluklandım.
“Senin sadece uyuman gerekiyor kocam bey, iyileşip bize dönmen gerekiyor.” dediğimde dudakları kıvrılırken dudaklarını dudaklarıma tekrar yaslayarak derince nefesler almıştı.
“Teşekkür ederim.” diye mırıldanmasıyla dudaklarının üzerindeki dudaklarım kıvrılırken hafifçe geri çekildim.
“Etme, sadece iyileş.” dedim fısıldayarak. O esnada yavaşça açılan kapıyla geri çekilerek doğrulduğumda bakışlarım kapıya dönmüştü.
“Sizi ayırmak istemezdim ama kontrolleri yapmam gerek.” diyen Kayra’yla sırıtarak gözlerimi devirdim.
“Gel lütfen, birileri de uyumamak için direniyordu zaten.” dediğimde Kayra gülerek yanımıza gelmişti. Bakışları ikimiz arasında gezinirken gözlerinde ki kararsızlığı fark etmiştim. “Söyledim, merak etme.” dedim gülerek.
“Oh! Şükür, valla bizimkilere söylemediğim her an çatlıyordum yahu.” derken serumun yanına gittiğinde elindeki iğneyi ayarlamaya başlamıştı. “İki tane bebiş gelecek, ay çok iyi. Teyze oluyorum a dostlar.” diyerek sessiz bir çığlık attığında bakışlarım tekrardan beni izleyen adama kaymıştı.
Dünyaları var eden tanrıya şükürler olsun ki onu bana bahşetmişti, onsuz ne yapardım düşünmek bile istemiyordum. Ormanları beni böylesine izlerken dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.
“Birazdan uykuya dalacaksın Arhan, üzgünüm ama patronun emri.” diyen Kayra Araf’ın keskin bakışlarına göz kırparak dışarı doğru adımladığında bakışlarım tekrar ona dönmüştü.
“Yanımdan ayrılma sakın.” derken gözleri yavaşça kaymaya başlasa da kendini tutuyordu. “Yemek yedin mi? Zayıflamışsın, kendini yine aç mı bıraktın?” Gözleri iyice kapanırken elim saçlarına tutunmuştu. “Seni çok seviyorum Sâye’m.” Ve uykuya yenik düşmüştü.
“Bende sana aşığım Orman gözlüm.” derken dudaklarına küçük bir öpücük bırakmıştım. Elimi bedeninden ayırarak geriye doğru bir adım attığımda aklımdaki planı tekrardan zihnimden geçirmiştim.
Bu gece dünya mafyalarıyla toplantı vardı ve lider olarak ben katılacaktım, bu gece onun ölüm emrini kendi ellerimle verecektim…
~~~~~~~~~
Yazarın anlatımından…
Elindeki kalemi hızla çevirirken önünde açık duran video da gözlerini gezdirdi, Sultan’ın gülen yüzü vardı ekranda. Parmakları sanki yüzünü okşarcasına ekrandan yanaklarına dokunduğunda dudakları acıyla kıvrıldı. O da böyle olsun istememişti ama ihanete affı yoktu, bunun önüne sevgisi bile geçememişti.
Odanın kapısı açılırken Namık’ın bakışları yavaşça ekrandan ayrılarak içeri giren Ferhat’a döndü, biricik üvey kuzeni Ferhat Argun…
“Yine odalara mı kapattın kendini Yaman?” diyen Ferhat’la Namık ekranı kapatarak ona döndü.
“Hayırdır? Yine niye geldin yanıma Argun?” dedi Namık sinirle. Rahatsız edilmeyi sevmezdi.
“Şu Ömer picini içeri atmışlar.”
“Ee yani? Zaten amacımız onun içeri girmesiydi Argun, yaşlılıktan hafızanda mı gitti?” diyen Namık’la Ferhat gözlerini devirerek masanın önündeki koltuğa kuruldu.
“Benim değil ama senin gitti herhalde, dava Lavinia da ve bu işi çözmeden bırakmaz.” diyerek sinirli bir sesle konuşan Ferhat’ı umursamadan hemen yan tarafında bulunan çekmeceyi açarak şişeyi çıkartıp masaya bıraktı.
“Fazla gerginsin Ferhat, rahatlaman gerek.” derken bardağa doldurduğu konyağı Ferhat’a uzattı.
“Alkol almak değil kızımın iyi olduğunu öğrenmek beni rahatlatır.” demesiyle Namık hafifçe gülümsedi.
“Kızını önemsemek için biraz geç kalmadın mı Ferhat?” dediğinde Ferhat’ın kaşları hızla çatılmıştı. İçinden her ne kadar bu adamı gebertmek geçse de yapamıyordu.
“Sana emanet etmiştim sözde fakat bir boka yaramamış, gidip kızımı o orospu çocuğunun oğluna yamamışsın.” demesiyle Namık gülerek arkasına yaslandı.
“Oğlu demişken o gebermedi değil mi henüz?” dediğinde Ferhat her ne kadar ayar olsa da derince bir nefes alarak kendini sakinleştirmeye çalıştı.
“Senin şu mal doktor en son halledeceğim demişti ama ses seda yok.” derken sinirden bacağı titriyordu. Kızı hala o şerefsizin yanındaydı, onu kurtaramamıştı.
“Ee git sen öldür o zaman.” dedi Namık sırıtarak.
“Ordan bakılınca aptala mı benziyorum? Senin yüzünden zaten tüm mafyalar peşimizde, bir de kendimi daha çok ön plana atamam. Olurda açığa çıkarsam Lavinia gözümün yaşına bakmadan gebertir beni.” diyen Ferhat anılara dalmadan edememişti. Küçükken ne de güzel bir bebekti diye düşündü, zeytin gözlerini kocaman açarak etrafı izleyip dururdu biricik kızı.
“En azından hala iki gram beynin kalmış.” demesiyle Ferhat’ın bakışları ona döndü.
“Duman burayı seni gebertmek için bastığında kılımı kıpırdatırsam namertim.” dedi Ferhat sinirle.
“Sen merak etme, onun nefes aldığı andan bile benim haberim olur zaten.” dediği esnada çalan kapıyla bakışları oraya döndü. “Gir!”
İçeri giren bedenle Namık’ın dudakları kıvrılırken elinde ki bardağı tekrardan masaya bırakmıştı.
“Merhaba Dayı, durum bilgisi vermemi istemiştin.” dediğinde Namık hevesle başını salladı.
“Anlat bakalım son durumları.”
“Lavinia savcı Ömer Argun’u tecavüzcülerin olduğu bir koğuşa aldırdı ama sorgudan çıktığı an Ömer bağırarak tüm adliyeyi inletti, seni öldüreceğim diye haykırdı.” demesiyle Namık gözlerini devirerek devam etmesi için işaret etti. “Sanırım Arhan bey de uyanmışlar ve durumu iyimiş.”
“Sikeyim.” diye mırıldandı Namık. Eğer ayaklanırsa işi tamamen biterdi. “Peki, başka bir şey var mı?”
“Şu anlık bu kadar Dayı.” dediğinde Namık başını sallayarak arkasına yaslandı. Henüz bu işi onun işlediğine dair hiçbir kanıt yoktu ve bu da kendisini biraz daha olsa korumasını sağlıyordu. Lakin her halükarda yaşanması gereken bir durum vardı, o da Arhan’ın ölmesiydi.
“Öyle olsun bakalım, yardımların için teşekkürler Lale.” diyen Namık bakışlarını kıza çevirmişti.
“İyi günler Dayı.” Kız arkasını dönerek odadan çıktığında Namık’ın zihninde yankılanan tek bir şey vardı.
Ya Ateş tek ölecekti ya da Duman’ıyla birlikte yok olmasını sağlayacaktı…
~~~~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonuuu….
nE Lale mi?? Ah sanırım hayatımızın şokunu yaşadık ha??
Peki ya üvey de olsa kuzen olmaları??
Sırlar yavaş yavaş açığa çıkıyor, bu da demek oluyor ki kitabın sonuna adım adım yaklaşıyoruz. Tahminimce son 10 yada 15 bölümümüz kaldı ama bakalımm…
Sizce nasıl bir bölümdü??
Yorum ve beğenileri lütfen unutmayalım canlarım!!!
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)
Seviliyorsunuzzzzz
⚖️🖤
