~Bölüm Şarkıları~
Çağan Şengül~Sevdanın Rengi
Halil Sezai~İsyan
Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenim!!
Nasılsınız bakalım?
Bölüm biraz gecikti farkındayım ama bölüm sonunda bunun sebebini açıkladım.
“Sende kaybettim ben öbür yarımı, toz pembe baharı… Ateşsiz yanıyor canım, cennetten kovulan melek misali…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum. (Şarkının bu kısmı çok güzel uydu bölüme ya :) )
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
⚖️🖤
~~~~~~~~~
Dünya’m soğuk karlar altında kalırken bedenim lavların içinde yanıyordu. Bu öyle bir acıydı ki kalbimin yerinde koca bir volkan patlıyordu. İçimde ki sızı göğsümü yakarken yaşadığım acı soluğumu kesiyordu. Nefes…nefesim gidiyordu ve ben onu durduramıyordum. O ölüyordu…
Kollarımın arasında ki bedeniyle hıçkırarak ağlıyordum sadece, etrafımda ki kargaşa bile umrumda değildi. Çığlıklar çevremi sararken onu göğsüme daha çok saklamaktan başka hiçbir şey yapamıyordum. Tek düşündüğüm ölmekte olan ruhumdu. Başını göğsüme daha çok yaslarken içimden hayatım boyunca etmediğim kadar dua ediyordum, onsuz ben yaşayamazdım.
Melek demişti ama ben onsuz cennetten kovulan melekten başka hiçbir şey olamıyordum…
“Allah’ım yalvarırım onu bana bağışla…” diye mırıldandım acı içinde, belki de seneler sonra ilk kez. Ellerim hissettiğim korkudan titrerken gelen siren sesiyle hızla bakışlarım etrafı taramıştı. Kurtulacaktı…o kurtulacaktı…kurtulmak zorundaydı.
Bakışlarım hemen önümde gözlerinde ki dehşetle Araf’a bakan Can’a takılmıştı, bakışları kanlanmıştı ama benim aksime kendini tutabiliyordu. Boynunda ki elimi biraz daha bastırarak nabzını daha çok hissettiğim sırada Can’la bakışlarım kesişmişti, yavaşça dudaklarımı hareket ettirerek mırıldandım.
“Yaşayacak…”
Gözünden bir damla yaş süzülürken hemen arkasında duran ambulansla elimi biraz daha boynuna bastırdım, yavaş olsa da oradaydı işte. Nabzı atıyordu, nefesim yaşıyordu.
Ambulans görevlileri hızla yanımıza gelirken onu titreyen ellerimden alarak sedyeye yatırmışlardı, bakışlarım elimi tutan parmaklarına kaydığında hala parmaklarının elimi kavradığını fark etmiştim. Zihni yerinde değilken bile düşündüğü benken onu nasıl bırakabilirdim ki, ellerim sıkıca parmaklarına tutundu. O…yaşayacaktı…
Kaldırılan sedyeyle uyuşmuş bacaklarımı hareket ettirerek bende ayağa kalktığımda eli hala avucumun içindeydi, parmaklarım acı içinde ona tutunuyordu.
Hızla ambulansa ilerlerken bacaklarımda ki gücü zor bela bularak bende yanlarında ilerlemiştim ki tam içeri girecekken ambulansın kapısına isabet eden kurşunla hızla kendimi onun üzerine kapattım. Başım alnına yaslanırken üst bedenim bir nebze de olsa üst bedenini gizliyordu, ölecekse bile bensiz gitmeyecekti bu hayattan. Diğer hiç kimse umrumda değildi…
Çevremde ki çığlıklar daha çok artarken göz yaşlarım yüzüne damlıyordu. Bir kurşun daha ambulansa saplandığında gözlerim kapanmıştı, zihnimde çınlayan sesi ve ormanlarıyla avucumun içindeki elini daha sıkı kavradım.
“Çabuk ambulansa taşıyın hastayı!” diye haykıran sesle sedye tekrar hareketlendiğinde üstünden çekilerek onlara yardım etmiştim. İçeri girerken bakışlarım arkaya kaydığında ileride ki kapüşonlu biri kadrajıma girmişti, elinde ki büyük çantasıyla kalabalığın içine karıştığında dişlerim sertçe birbirine geçti. Elinde ki bir keskin nişancı tüfeğinin çantasıydı, her kimse vuran oydu ve ben onu bulup her bir zerresinin pişman olmasını sağlayacaktım.
“Hemen yaraları tespit ederek kanamayı yavaşlatın.” diye bağıran ambulans görevlisiyle kapı kapanırken ambulans hareket etmeye başlamıştı.
“Çok kan kaybetmiş, hızlı olmalıyız.” dedi başka bir görevli.
Avucumun içinde ki eline iki elimle sarılırken göz kapaklarının canice gizlediği ormanlarına baktım. Sesi aynı bozuk plak misali zihnimde acı verici bir şekilde çınlarken göz yaşlarım yanaklarımı ıslatmaya devam ediyordu.
“Onun susmasını değil içinden geçen her şeyi haykırmasını istiyorum mia dea, artık korkmasına gerek yok. Çünkü ben onu korumak için her zaman yanında olacağım.”
Ağlamam daha da şiddetlenirken etrafımda ki sesler uğultu haline dönüşmüştü. Her defasında beni korumak için önümde demir gibi duran adam şimdi ise kanlar içindeydi, yaşamak hiç bu kadar anlamsız gelmemişti.
“Hastayı kaybetmek üzereyiz, hızlan!” diyen görevliyle bakışlarım hızla onlara dönerken içimde ki korku nefesimi kesiyordu.
“Yalvarırım…yalvarırım onu kurtarın.” dedim kısık çıkan sesimle. İçlerinden bir görevlinin gözleri bana döndüğünde bakışlarında ki acımayı görmüştüm. Şu an rezilliğim bile umrumda değildi, o yaşayacaksa her şeyi yapmaya hazırdım.
“Elimizden geleni yapacağız.” derken bakışlarını kaçırdığında ne demek istediğini anlamıştım ve asla anlamak istemediğim tek konuydu. Zihnimden nefret ettiğim nadir zamanlardandı ve bu nefret öyle güçlüydü ki adeta ruhumun bedenimden çekildiğini hissediyordum.
Bakışlarım tekrar ona dönerken kanıyla lanetlenmiş ellerimize baktım, ateşler ellerimizi sarmıştı. Ellerim sıkıca eline tutunurken sanki avuçlarımın içinde ruhunuda tutuyordum, bırakırsam uçup gidecek gibiydi.
Duran ambulansla hızla kapılar açılırken görevliler sedyeyi aşağıya indirmişlerdi, avucumun içinde ki eliyle hızla yanlarında koşarak hastaneye girdik. Görevlilerin sesleri kulaklarımda çınlarken karşıdan gelen sesle bakışlarım ondan ayrılmıştı. Kayra şok içinde ki ifadesiyle bize bakıyordu.
Ameliyathanenin kapısı açılırken sedyeye koşan hemşireler hızla sedyeyi alarak içeri girdiklerinde sıkıca tuttuğum eli avucumun içinden kayarak yanına düşmüştü. Bakışlarım kapı kapanana kadar yanda ki elinde kalırken omzuma temas eden parmaklar umrumda bile değildi. Ameliyathanenin kapısı kapanırken kendimi güç bela arkamda ki duvara yaslamıştım.
“O kurtulacak.” diyen Can’ı umursamadan ameliyathanenin kapısına bakmaya devam ettim. Nasıl bir mutlulukla ona sürpriz yapmaya gitmişken şimdi ameliyathanenin camında ki kanlı yansımamı izliyordum. Üzerimde ki beyaz elbise yine lanetim olan kırmızıyla renklenmişti.
“Ona söylemeliydim…” diye istemsizce mırıldandım hala yansımaya bakarken. “Asla beyaz olamayacağımı söylemeliydim.”
“Böyle yapma Lavinia, o…seni böyle görmek istemez.” dediğinde yansıma da ki kadının dudakları kıvrılmıştı, benim aksime dudaklarında ki tehlikeli bir sırıtıştı. Ardından dudakları hafifçe hareket etti.
Senin yüzünden öldü…
“Benim yüzümden.”
“Lavinia bana bak.” diyen Can’ı duysam da ona dönecek gücüm yoktu.
“Beyaz lanetti…söylemeliydim.” Yansımada ki kadın daha çok gülerken eli beni işaret ediyordu. Omuzlarımdan tutularak sertçe döndürüldüğümde bakışlarım yansımadan koparak Can’a dönmüştü.
“Hiçbir sikik olayın sorumlusu sen değilsin, kendini suçlamaktan vazgeç.” dediğinde sadece ona bakmakla yetinmiştim. Zihnimde ki sesi tekrardan çınladığında gözyaşlarım yine hızlanmıştı.
***
“Gitmesem olmaz mı?”
“Ne yazık ki şirketin sahibi sensin kocam, o yüzden kalk.”
***
“Can…” diye titreyen sesimle mırıldandığımda kızarmış bakışlarını hızla benden kaçırmıştı.
“Onun için ayakta durmak zorundasın, uyandığında seni böyle görürse hepimizi sıraya dizer.” diyerek gülmeye çalıştığında yüzümde mimik dahi oynamamıştı.
“Eğer uyumasına izin verseydim…” derken bakışlarımı gözlerinden ayırarak yere odakladığımda bulanık görmeye başlamıştım. Gitmek istememişti, onu ben zorlamıştım. Eğer gitmeseydi…
“Lavina lütfen.” demesiyle zihnimde yankılanan sahneyle ona döndüm. Oraya geleceğimi bilmeden nasıl beni korumak için üzerime kapaklanmıştı
“Niye tuttun beni?” dediğimde onunda gözünden bir damla süzülmüştü, bakışlarım yüzüne döndüğünde derince yutkundu. “Hedef bendim değil mi? O benim yüzümden vuruldu.”
Farkettiğim gerçekle kalbim daha çok sızlarken çevrem dönmeye başlamıştı, elim hızla duvara tutunduğunda diğer elim ise nefes alabilmem için boynumu açmaya çalışıyordu.
“Lavinia…”
“Benim yüzümden canı acıyor…benim yüzümden…” derken kollarıma sarılan kolları hızla iterken ellerim sertçe saçlarıma dolandı. “Beni vuracaklardı, ben…ben olmalıydım. Yerinde ben olmalıydım.” Elim sertçe göğsüme çarptı, kalbim acıyla kasılıyordu. “Benim yüzümden!”
“Hayır, lütfen…”
“Niye bir şey yapmıyorsun ha?” derken hızla ona döndüğümde nerede olduğunu sezemeyecek kadar başım dönüyordu. “Sen onun adamısın, niye ona zarar vereni öldürmüyorsun?!” diye haykırarak ellerimi sertçe omuzlarına geçirirken hıçkırarak ağlamaya başlamıştım. “Yalvarırım öldür beni.”
Eli hızla enseme tutunurken beni göğsüne yasladığında ellerim sıkıca kazağına tutunmuştu.
“O yaşayacak abiciğim, yaşayacak…” diye mırıldanışı kulağıma uğultu gibi ulaştığında git gide görüşüm
kararmaya başlamıştı. Abiciğim…
**
“Ne çocuğu be, eşek kadar herif onlar. Can benden bile büyük.”
**
“Yapamam…onsuz yaşayamam.” derken nefesim boğazımda düğümlenmeye başlamıştı. İleriden gelen kalabalığı görsemde yüzlerini seçemiyordum.
“Kurtulacak.” dediği sırada artık görüşüm tamamen kapanmaya başlamıştı.
“Öldür…beni.” diye mırıldanırken son hatırladığım hızla belime sarılan kollardı…
~~~~~~~~~~~~
Kayra Çevik…
Gördüğüm manzarayla adımlarım kesilirken kanlar içinde ki Lavi’ye baktım, daha az önce konuşmuştuk oysaki. Yanımdan geçip giden sedyeye bir süre bakarken gözümden bir damla yaş süzüldü, Arhan kanlar içinde sedyedeydi ve Lavinia ise yüzündeki acı ifadeyle sıkı sıkıya elini tutuyordu.
Elim hızla cebimde ki telefona giderken buğulu gördüğüm ekrandan Alp’e kısa bir özet geçerek Lavinia’ya doğru adımladım. Ameliyathaneye giren sedyeyle elleri ayrılınca bakışları kapanan kapıda takılı kalmıştı. Gözlerinden yaşlar süzülürken kalbinde ki ağrıyı yüzünden bile okuyabiliyordum. Bu nasıl olmuştu?
“Lavi…” diye mırıldandığımda bakışları bana bile dönmemişti, transa girmiş gibiydi. Bakışlarım hemen yanında dikilen Can’a döndüğünde hızla gözlerini sildiğini farketmiştim. “Can ne oluyor?” Bakışları sanki geldiğimi yeni fark etmiş gibi bana döndü.
“Saldırıya uğradık.” derken bakışları tekrar Lavinia’ya döndü. “Onu uyutun, dayanamaz.” dediğinde benimde bakışlarım tekrar ona dönmüştü. Hala ağlayarak kapıya bakıyordu.
“Önce bir şeyden emin olmam gerek.” diyerek tekrardan Can’a döndüm. “Onun için birkaç hemşire yollayıp ameliyata girmem lazım, yeni saldırıya uğramış birini herkese emanet edemeyiz.” dediğimde başıyla beni onaylayarak hala kapıyı izleyen Lavinia’ya dönmüştü.
Hızla arkamı dönüp ilerlemeye başladığımda içimden düşündüğüm şeyin gerçek olmaması için dualar ediyordum, şu an olmamalıydı. Gördüğüm başhemşire ile duraksadım.
“Sevil hanım 3 numarada ameliyata alınan hastanın karısından kan örneği almanızı istiyorum, sonuçlar acilen elimde olmalı.” dediğimde hızla olumlu anlamda kafasını sallamıştı.
“Lavinia Demir’i kastediyorsunuz değil mi hocam? Hastane Arhan Demir’in vurulmasıyla çalkalanıyor.” demesiyle bir adım daha atarak dibine girdim.
“Dedikodu edecek bir halde mi görünüyorum Sevil? Defolun gidin işinizi yapın.” dememle hızla tekrardan kafasını sallayarak ortadan kaybolmuştu.
Ameliyathanenin yolunu tutarken girdiğim odayla hızla kendimi dezenfekte ederek üstümü giymeye başlamıştım.
“Hocam sizin burada ne işiniz var?” diyen hemşireyle başımı kaldırdığımda sert bakışlarım kızı bulmuştu.
“Ameliyata bende giriyorum.” derken arkamı döndüğümde önlüğü bağlamıştı. Ardından hızla önümü döndüğümde eldivenleri elime geçirirken bana kaçamak bakışlar atıyordu. “Tek kelime edeni yakarım Derya.” diyerek arkamı dönüp hızlı adımlarla ameliyathaneye girdiğimde Arhan’ın hala aynı durumda yattığını görmüştüm. Bu ne saçmalıktı?
“Hastanın ölüm saati…” diyen Evren’le kaşlarım çatılırken hızla yanlarına adımladım.
“Ne oluyor burada?” derken önümde ki hemşireyi itip Arhan’ın bileğini yakaladığımda zayıf nabzı parmaklarımın ucundaydı.
“Ne yaptığını sanıyorsun Kayra hocam?” diyen Evren’e döndüğümde bakışlarım hızla yanımda ki hemşireye döndü.
“Hasta yaşıyor, sil ölüm saatini.” dememle eli duraksarken bana dönmüştü.
“Sana bir şey sordum Kayra, o öldü.” diyerek bana adımlayan Evren’le elimi sertçe yandaki güvenlik çağıran butona bastım.
“Nabız var, her kimin adamısın bilmiyorum ama bundan sonra kendine dikkat et Evren Sadık.” dediğim sırada eli sertçe koluma tutunurken beni sertçe geriye çekecekti ki göğsüne attığım yumrukla sendelemişti.
“Bak Kayra arkadaşın olduğunu biliyorum ama ölü birini geri döndüremeyiz.” derken dişlerini birbirine bastırmıştı.
“Kapa çeneni ve defol!” diye haykırırken hızla Arhan’a dönüp üstünde ki gömleğini sertçe ikiye ayırdım, çok kan kaybetmişti.
“Eh yeter be! Seninle mi uğraşacağım?” diyerek koluma tekrar yapıştığında güvenlik butonuna tekrar basmıştım. Neredeydi bu sikik güvenlikler?!
Hızla geriye doğru savrulmamla sedyeden uzaklaştığımda yandan kaptığı neşteri bana çevirdi. Bakışlarım Arhan’la bıçak arasında gidip gelirken zihnimde ise Lavinia’nın en son gördüğüm hali çınlıyordu. Ne olursa olsun kardeşim için o adam yaşamalıydı.
Sertçe eline attığım tekmeyle bıçağı düşürdüğünde benden bunu beklemiyor olacak ki bakışlarını şaşkınlık bürümüştü. Geriye doğru birkaç adım attıktan sonra ona doğru hızla koşarak zıplayıp yumruğumu yüzüne geçirmemle bedeni sağa doğru sendeledi, eli yanağına giderken onu umursamadan yerden neşteri aldım.
“Hemen hastaya damar yolu açıp narkozu verin!” diyerek yanda korkudan bir köşeye saklanan hemşirelere bağırdığımda içlerinden biri hızla koşarak söylediğimi yapmaya başlamıştı ki kolumdan tekrar tutulduğumda bıçağı boğazına dayayıp yüzüne baktım. Sırf benden hoşlandığını söylediğini Alp’e söylemediğim için tartıştığım kişiydi ve şimdi söylemediğim için öylesiye pişmandım. Keşke gebertmesine izin verseydim.
“Bir doktor adam öldüremez.” derken sırıtmaya başlamasıyla kapının açılması bir olmuştu. Hızla neşteri onlar görmeden yere fırlattıktan sonra kolumu tutarak haykırmaya başlamıştım.
“Hocam bırakın lütfen, hasta yaşıyor. Onu ölüme terk edemeyiz, bu Hipokrat’a aykırı.” dediğimde kaşları çatılırken onunda bakışları kapıya dönmüştü. Güvenliklerin ardından içeri girmeye çalışan Alp’i fark ettiğimde yüzünde ki acıyı da görmüştüm, kardeşi hemen arkamda can çekişiyordu. Güvenlikler Evren’i kollarından tuttuklarında Alp’in hemen ardında Can’ın kollarına yığılan Lavinia’yı görmüştüm, ne olursa olsun onu kurtaracaktım.
Güvenlikler Evren’i zorla çıkartırken beklemeden arkamı dönüp sedyeye ilerledim.
“Damar yolu açıldı.” diyen hemşireyle masadan başka bir neşter alarak sedyeye döndüm.
“Nabız çok fazla yavaş, acil kana ihtiyacımız var hocam.” diyen bir başka hemşireyle karşımda ki hastanın kanını temizleyen hemşirenin elini itip neşteri tenine bastırdım.
“Acil 0 Rh + kan!” diye haykırırken işime devam ettim, hemşireler yanımda koşuşurken neşteri bırakıp kurşunu almaya çalıştım.
“Hocam kalbe yakın.” Bakışlarım ekranda ki kalp atışlarına kayarken elimdeki aleti biraz daha daldırdığımda alnımda biriken terler gözlerime akıyordu. En sonunda ulaştığım kurşunu çıkarttığımda nabızı hala düşmeye devam ediyordu, çok az bir zamanı kalmıştı.
Merminin kırılan parçalarını alırken içimden dua etmeye devam ediyordum, o kurtulmalıydı. Nefesim hızlanırken son parçayı da çıkardığımda ellerim bile titremeye başlamıştı. Gözlerimi kapatarak kendime gelmeye çalıştım, bunu başarabilirdim…başarmak zorundaydım.
Ameliyathanenin kapısı bir kez daha açıldığında içeri giren hemşire hızla getirdiği kanı damar yoluna bağlamıştı.
“Yarayı dikin.” dedim göğsünde ki yarayı göstererek. Ardından elime tekrardan neşteri alırken karnına ilerledim. Bir yandan terim silinirken bir yandan ise makineden gelen kalp atışları zihnimde yankılanıyordu. Nefesim boğazımda düğümlenirken gözlerimin önüne Lavinia’nın kahrolmuş hali gelip duruyordu.
Bir sürenin ardından karnında ki mermiye ulaştığımda bir kez daha derin bir nefes alarak parçalanan mermiyi çıkarmaya başladım.
“Hocam üçüncü mermi koluna saplanmamış, sadece sıyırmış.” diyen hemşireyi umursamadan işime devam ettim.
“O zaman hemen pansuman ederek dikin yarayı.” derken başka bir parçanın kalıp kalmadığını anlamaya çalışıyordum. Bakışlarım nabzına kaydığında hızla düşmeye başladığını fark etmiştim. “Allah kahretsin.” diye mırıldanırken hızla yarayı dikmeye başlamıştık.
Gözlerim makineden ayrılmazken iyice yavaşlayan nabızla sanki benimde kalbim atmayı bırakmıştı.
“Defibrilatörü hazırlayın, hemen!” diye haykırdığımda hızla makineyi getirmişlerdi.
“100 joule, hazır.” diyen hemşireyle hızla makineyi göğsüne bastırarak ekrana baktım, bir değişiklik yoktu.
“150!” dedim haykırarak.
“150 joule, hazır.” Hızla tekrardan bastırdığım da yine bir değişiklik olmamıştı.
“200!”
“200 joule, hazır.” Tekrardan bastırmamla nabız hızlanmaya başlamıştı. Derin bir nefes alarak makineyi geri bıraktığımda tamamen ter içinde kalmıştım. Nabız her ne kadar geri gelmiş olsa da hala oldukça düşüktü, ölüm tehlikesi devam ediyordu.
“Hastayı temizledikten sonra yoğun bakım ünitesine alın.” diyerek geriye çekilip çıkışa doğru adımladığımda gözümden birkaç damla yaş süzülmüştü. Doktorluk hayatım boyunca en zor geçirdiğim ameliyatlardan biriydi ve şimdi çıkıp açıklama yapmak zorundaydım. Bir kez daha derin bir nefes alarak ellerimde ki kanlı eldivenleri çıkardıktan sonra ilerlemeye başladım.
Açılan kapıyla ilk önce Alp olmak üzere herkes karşıma dikildiğinde söyleyeceğim sözler şimdiden içimi kezzap misali yakmaya başlamıştı bile ama bunu yapmalıydım, her şeyden önce ben bir doktordum.
“Zorlu bir ameliyatı başarıyla atlattık fakat hastanın durumu hala stabil.” derken tekrardan derin bir nefes almam gerekmişti. Alp kızarmış bakışlarıyla bana bakarken bunları söylemek bir hayli zordu. “Ameliyat esnasında kalbi bir kez duran hasta tekrar hayata döndürüldü lakin ölüm riski hala sabittir.” diyerek son cümle için kendimi hazırlamaya çalışarak bakışlarımı kaçırdım. “Her şey için hazırlıklı olun.”
Hızla yanlarından ayrıldığımda içimden bir kısım Lavinia’nın orada olmadığı için şükürler ediyordu. İlerlerken bakışlarım Deniz’le kesiştiğinde ikimizinde gözlerinden aynı anda birer damla düşmüştü, her ne kadar çok yakın olmasakta Arhan bizim de yakın arkadaşımızdı ve bu durum hepimiz için oldukça zordu. Bakışlarımı tekrar önüme çevirerek odama ilerledim.
İçeri girer girmez önlüğümü ve bonemi çıkartıp tekrardan dışarı çıkarak Lavinia’nın yanına ilerledim. Gördüğüm suretle yönümü hızla Sevil’e çevirmiştim.
“Lavinia Demir’in kan sonuçları çıktı mı?” derken yan yana adımlamaya başladığımızda elime uzattığı sonuçları aldım. Sevil’in yönlendirmesiyle odaya ilerlerken dosyayı açıp içerisine bakmıştım ki gördüğüm şeyle adımlarım duraksadı. “Hassiktir.” diye mırıldandığım sırada Sevil’in acıyarak bakan bakışlarıyla karşılaşmıştım.
Korktuğum şey ne yazık ki gerçek olmuştu…
~~~~~~~~~~~~
Lavinia Demir…
Bakışlarımı açarak etrafa bakındığımda nerede bulunduğumu anlamaya çalışıyordum, burası neresiydi? Gözlerim beyaz duvarlarda gezinirken hastane kokusuyla burnumu buruşturmuştum, midem bulanıyordu.
Yerimden doğrulmaya çalıştığımda başımın acıyla zonklamasıyla bir olurken tekrardan geriye düştüm. Neden burada olduğumu anlamaya çalıştığımda gözlerimin önünde çınlayan sahnelerle kalbim acıyla kasılmıştı, Araf…o neredeydi? Ben nasıl onu bırakıp buraya gelmiştim?
Hızla başımı umursamadan yatakta oturur vaziyete geldiğimde kaldığım odanın kapısı açıldı, içeri giren Kayra’yla gözlerim dolmaya başlamıştı bile.
“Kayra…” dedim titreyen sesimle. Üzerimde, ellerimde hala onun kanı ve onun kokusu varken kendime gelemiyordum.
“Lavi’m.” diyerek yanıma doğru adımladığında tam yerimden kalkacakken ellerini omuzlarıma koyarak tekrar oturmamı sağlamıştı. “Dinlenmeniz gerekiyor.”
“Kayra o iyi mi?” derken gözlerimden damlalar süzülmeye başladığında derin bir nefes alarak gözlerini kaçırmıştı.
“Ameliyattan çıktı, merak etme.” demişti ama gözlerime bakmayan gözleri hiç içten gözükmüyordu.
“Ama?” dedim soran gözlerle ona bakarak. Bir sorun olduğuna emindim.
“Ama…yoğun bakımda, hayati tehlikesi devam ediyor.” dediğinde kalbim acıyla kasılırken karnıma giren ağrıyla elim istemsizce karnıma gitmişti. Bakışlarım kayarken Kayra’nın elleri hızla yüzümü buldu. “Lavi bana bak, kendine gelmek zorundasın. Lavi!”
Bakışlarım zor bela yüzüne dönerken mavilerinde endişeyi görebiliyordum.
“Onun için yaşamak zorundasınız.” demesiyle kaşlarım çatılırken ellerini yanaklarımdan çekerek yanda duran kolonyaya uzanmıştı. Eline biraz dökerek burnuma getirmesiyle ani koku yoğunluğundan bulanan midem yüzünde hızla elini ittim.
“Çek şunu.”
“Bunun ne kadar zor olduğunu biliyorum ama ayakta durmak zorundasın Lavi, onlar için zorundasın.” diyerek elinde ki kolonyayı kenara bıraktığında kaşlarım çatılırken bakışlarım biraz olsun düzelmişti.
“Ne demek istiyorsun? Biz kim?” dememle yerinde dikleşirken elinde olduğunu yeni farkettiğim kağıtları uzattı. Bakışlarım kağıtlara düştüğünde gözlerim irice açılmıştı.
“4 haftalık hamilesin Lavi.”
Sözleri zihnimde bir kasırga oluştururken beni hızla içine alıp zihnimin en ücra köşesine fırlatmıştı. Bir elim titreyerek karnıma ulaştığında az önceki sancının geçtiğini farketmiştim, orada bir canlı mı vardı? Bakışlarımı kağıtlardan çekerek tekrar ona baktığımda gözlerinden süzülen birkaç damlayı hızla sildiğini fark etmiştim.
“Bu…bu nasıl olur?” derken ayağa kalkmıştım. “Bir yanlışlık olmalı, ben hala regl oluyorum.”
“Sana söylemiştim, bazı durumlarda gebe kalındıktan sonra da regl devam edebilir. Bu normal bir durum.” dediğinde gözümden birer damla yaş süzülmüştü. Bacaklarım beni daha fazla ayakta tutamazken bedenim tekrardan yatağa oturmuştu.
“Ben…ne yapacağım?” diye mırıldanışım odanın içinde yankılanmıştı. Gerçekten zihnimde mi tek soru şu anda bu olabilirdi, sevdiğim adam ölüm kalım savaşı verirken hamile bir şekilde ne yapacaktım? Onu nasıl yaşatacaktım?
“Her zamanki gibi güçlü duracaksın Lavi, hem bak ameliyatı da atlattı. Ben eminim, Arhan en yakın zamanda gözlerini açıp sana dönecek.” dediğinde bakışlarım ona dönmüştü. Tam o esnada çalan telefonumla bakışlarım ne zaman getirildiğini anlamadığım masanın üstünde ki telefona kaydı, en son arabada bıraktığımı hatırlıyordum.
Benim hareket edemeyeceğimi anlayan Kayra telefona uzanarak bana verdiğinde zor bela elimi kaldırarak ekrana bakmadan cevapladım.
“Alo savcım, hemen adliyeye gelmeniz gerekiyor.” diyen Lale’yle derin bir nefes alarak gözlerimi kapatmıştım.
“Lale ben…”
“Kızım olanları duymadın mı?” diyen başka bir sesle konuşmam bölünürken gözlerim usulca kapandı, bu kadar çabuk mu duyulmuştu.
“Bir sus Tülin, zaten işim başımdan aşkın.” derken sesi sonlara doğru tekrardan telefona yaklaşmıştı. “Savcım Ömer Argun dün gece itibariyle cezaevinden kaçmış.”
“Lan kadının kocası vuruldu!”
Sesler birbirine karışırken ben sadece Lale’nin sözlerine takılmıştım. Başım ağrıyla daha şiddetli zonklarken telefonu tutan parmaklarım kasıldı.
“Na…nasıl?” diye fısıldadı Lale. “Savcım ben çok özür dilerim, bilmiyordum. Siz iyi misiniz? Hemen hastaneye bir destek ekip gönderiyorum.”
“Kim kaçmış dedin?” dedim yavaşça. Zihnimde ki parçalar yerine yavaş yavaş otururken kaşlarım derinden çatıldı.
“Şey…Ömer Argun savcım. Dün gece 3 sularında kaçış ihbari verilmiş…” derken arkadan gelen kapı açılma sesiyle sözü yarıda kesilmişti.
“Koşun, Ömer Argun teslim olmuş. Arhan Demir’i vuranın kendisi olduğunu söylüyor.”
Gözlerimin önünde adeta şimşekler çakarken zihnimde ambulansa binerken gördüğüm kapüşonlu adam belirdi. Vücut ölçüleri onunla birebir uyumluydu.
“Lale git ve ne giydiğini söyle bana.” derken ayaklandığımda Kayra endişeli bakışlarla beni izliyordu.
“Hemen savcım.” dediğinde açılan kapı sesiyle beklemeye koyuldum. Bir elim saçlarımın içine geçerken başımı ovmaya başlamıştım, ağrıdan gözümü zor açıyordum. “Savcım üzerinde siyah bir kapüşonlu ve siyah bir eşofman var.”
“Sağol Lale, olay yerinde görüşürüz.” diyerek telefonu yüzüne kapattığımda dönen başımla yatağa tutunmak zorunda kalmıştım.
Araf’ı vuran kişi Ömer’di, peki ya Ömer’i çıkartan kişi kimdi? Kendi çabalarıyla çıkıp adam öldürecek kadar zeki biri olduğunu düşünmüyordum, ona birinin yardım etmiş olması gerekiyordu.
“Lavi, noldu?” diyen Kayra ile ona döndüğümde elim demiri daha sıkı kavradı.
“Ömer hapisten kaçmış.” dediğimde hemen ne demek istediğimi anlayarak kaşları çatılmıştı.
“O yaptı.” diye mırıldanışına karşılık kafamı olumlu anlamda sallarken tekrardan yerimden doğrulmuştum.
“Onu görmek istiyorum Kayra, mümkün mü?” dememle dudakları acılı ifadeyle kıvrılırken yanıma gelip koluma girdi.
“Camdan görebilirsin henüz.” derken odadan çıkmıştık.
“Kalbinin attığını göreyim de başka bir şey istemiyorum.” dedim yürümeye devam ederken. Kısa bir sürenin arasından yoğun bakımın önüne geldiğimizde beni gören Deniz ve Buğlem hızla ayağa kalkarak yanıma adımlamaya başladıklarında bakışlarımı Kayra’ya çevirmeden kısık sesle mırıldandım. “Bebeği kimseye söyleme.”
“Ama…” demesiyle hızla ona dönen sert bakışlarımdan dolayı sessiz kalmayı seçerek başını olumlu anlamda sallamıştı.
“Lavi…” diyerek titreyen sesiyle bana yaklaşan Buğlem’i görmezden gelip cama doğru adımladım. Kablolarla ve sargılarla dolu bedeni gözlerimin önüne serilirken gözlerimin tekrardan dolmasına engel olamamıştım. Bir elim karnıma sarılırken diğer elim ise sanki ona dokunuşuyormuşum gibi cama gitmişti.
“O iyi olacak, Duman’ın Ateş’i kolay kolay pes etmez.” diye kulağıma fısıldayan Deniz’le birkaç damla firar etmişti gözlerimden.
Üç ayrı yerinde sargılar vardı, sanki üç yılın acısını bu şekilde atmış gibiydi. Daha yeni kavuşmuşken bu denli bir ayrılık reva mıydı bize? İçimde ki kahrolası yangın tüm ruhumu kaplarken karnımda ki elim kasıldı, sonunda hayali gerçek olmuştu ama bunu ona söyleyemiyordum bile. Bu hangi sikik kurala sığardı?
Camda ki elim hafifçe hareket ederek bakmaya kıyamadağım yüzünü camın ardından okşadığında birkaç damla daha süzülmüştü yanaklarımdan. Ona bunu yapanları bulacaktım, bulacak ve hayatlarında görmedikleri eziyetleri yapacaktım. Elimi camdan çekerek yanıma bıraktığımda karnımda ki elim güç almak istercesine onu okşadı, bizim meleğimiz içimdeydi ve onun için ayakta kalmak zorundaydım. Bir kez daha onları kaybetmeyecektim…
“Savcım…” diyen sesle başımı çevirdiğim anda hızla önüme geçen iki bedenle geriye çekilmek zorunda kalmıştım. Alp ve Turgay bir duvar misali karışma geçmişlerdi.
“Tanıyor musun?” diyerek yanıma gelen Aras’a bakışlarım döndüğünde kafamı olumlu anlamda sallamıştım. Onun yokluğunda hepsi beni korumaya çalışıyordu, oysaki ona asıl zarar veren ben olmuştum…
“Efendim Salih?” derken Turgay’ın omzuna dokunduğumda öne gelmemi sağlayacak kadar yana çekilmişti.
“Geçmiş olsun demek istemiştim savcım, biz polis arkadaşlarla çevreyi sardık. Merak etmeyin.” demesiyle başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Dava kimde Salih?” dedim zor bela çıkan sesimle.
“Sanırım Ender savcı da savcım.”
“Artık bende.” dediğimde bizimkilerin bakışları hızla bana dönmüştü. “Olay yerine gitmemiz lazım.”
“Lavinia sen delirdin mi? Hala orada olabilir.” diyen Alp’i umursamadan ileri doğru bir adım atmıştım ki Turgay hızla kolunu kaldırarak beni durdurmuştu. Ahu etrafta görünmediğine göre yüksek ihtimalle söylememişlerdi.
“Oradan bakılınca çok mu sağlıklı görünüyorum?” dediğimde bakışları gözlerimden bir saniye bile ayırmamıştı.
“Seni şu hayatta bir kez koruyamadım Lavinia ve her saniyesinden nefret ettim, bir kez daha tekrarlanmayacak.” diyen Turgay sert sesiyle konuştuğunda yüzümde mimik dahi oynamamıştı.
“Ben bir savcıyım ve bu benim işim Turgay.”
“Ve şu anda bir saldırgan peşinde savcı, hiçbir yere gidemezsin.” dedi Alp sertçe. Bakışlarım bu sefer de ona döndüğünde kaşlarım usulca çatıldı.
“Sen beni arabada bekle Salih.” dedim bakışlarımı Alp’ten ayırmadan. Salih beni hızla onaylayarak gittiğinde bakışlarım tekrardan cama dönmüştü, yandaki makinede ki çizgiler yavaşça ilerliyordu. Yaşıyordu…
“Bak, ne kadar çok canının yandığını biliyoruz Lavinia ama seni öylece mermilerin önüne atamayız.” diyen Aras’la bakışlarım ona dönerken yavaşça yutkundum.
“Ama o benim için mermilerin önüne atlayabilir değil mi?” dediğimde hepsi birbirine bakmaya başlamıştı.
“O iş öyle değil.” dedi Alp sinirli bir tonda. Ardından Can’ın öksüren sesi duyulduğunda Alp’le bakışları kesişmişti.
“Ne değil?” diye sordum.
“Hedef sen değildin Lavinia, Arhan kendisi tehdit edilmişti.” dediğinde bakışları tekrardan Can’a dönmüştü ki omzunu silkerek onu umursamadı. “Siktiğimin olayını bilmeye hakkı var.”
“Evet ama şu an değil seni sik beyinli. Ayakta zor duruyor, görmüyor musun amına koyayim?” diyen Can’a bakışlarımı çevirmeden Alp’e yaklaştım.
“Konuş.” dememle gözleri bana dönmüştü.
“Ölümünün yakın olduğuna dair bir tehdit mesajı alıyor ve ardından da şirketin önünden çekilmiş bir fotoğraf.” dediğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı. “Ardından arabası kurşun geçirmez olduğu için arabayı şirketin önüne istiyor binmek için ama…” diyerek duraksadığında anlamak için devamını duymama gerek yoktu.
“Eğer binseydi hedef ben olurdum.” diye fısıldadığımda benden kaçan bakışlardan doğru söylediğimi anlayabilmiştim.
“Ama bunun sorumlusu sen değilsin Lavi, bilemezdin.” dedi Deniz hemen arkamdan.
“Haber vermeden gitmek benim suçumdu.” dediğimde herkes sessizleşmişti. İçerde yatmasının asıl suçlusu benken korunmayı haketmiyordum. “Ve şimdide gidip mermilerin ona gelmesini sağlayan kişiyi bulup cezalandıracağım.”
Herkes birbirine bakındığında kararlılığım gözlerini korkutmuş olacak ki kararsız kalmışlardı. Onları umursamadan yanlarından geçerek ilerlemeye başladığımda hızla yanımda biten Can ve Alp’le onlara bakmıştım.
“Siz nereye?”
“Sen nereyeyse oraya, uyandığında sikilmek istemiyorum.” diyen Alp’le her ne kadar gözlerimi devirmek istesemde onu bile yapacak halim yoktu.
“Sikmesi umrumda bile değil, sana zarar gelmesine izin vermeyeceğim.” dedi Can çatık kaşlarıyla karşısına bakarken. O eğlenceli ve çocuksu yanı tamamen kaybolurken Yüzbaşı Utku Can Arif’e dönüşmüştü sanki.
“Sesinizi dahi duyarsam hapsi boylarsınız.” derken dışarı çıkmıştık bile. İkisinden de ses çıkmazken hepimiz polis arabasına doluştuk, yapışık ikizim gibi arka koltukta yanıma yapışmışlardı.
Mide bulantım tekrar baş gösterirken bakışlarım kırmızıya boyanan elbiseme ve ellerime kaymıştı. Hala kanları bedenimdeyken sanki korku filminden fırlamış gibi olay yerine gidiyorduk ve bu umrumda bile değildi. Bir elim yavaşça karnıma giderken içimde hissettiğim tuhaf bir hissiyat vardı lakin bunun o mu yoksa psikolojik olarak hissettiğim bir durum mu olduğunu bilemiyordum.
Başım yavaşça sağ tarafımda oturan Can’ın omzuna yaslandığında gözümden bir damla daha süzülmüştü, oysaki bugün ne güzel hayallerim vardı. Belki de onun yanından ayrıldıktan sonra Kayra’nın yanına gittiğimde hamile olduğumu öğrenecektim, belki bu olurken o da yanımda olacaktı ve yaşadığı heyecanla beni hızla kollarına alarak sıkıca sarılacaktı. Huzur bulduğum yağmur kokusu çevremi saracak ve beni dünyanın en mutlu insanı yapacaktı.
Lakin bunlardan hiçbiri olmamıştı…
O ölümle savaşırken ben ise yaşadığım şokları bir türlü atlatamamıştım. Mutluluğun m’si bile içimde yer almazken tek hissettiğim omuzlarıma binen büyükçe bir acı kütlesiydi…
Duran arabayla etrafa bakındığımda Can başıma yasladığı başını çekerek yerinde dikleştiğinde bende dikleşmiştim. Hızla arabadan ayrıldığımızda omuzlarıma bırakılan kabanla bakışlarım kazakla kalan Alp’e döndü, bana bakmak yerine hemen karşıya bakıyordu. Onun kanının süslediği karlı zemine…
İleri doğru adımlarken gördüğüm Lale ile ona ilerleyerek hemen karşısında durdum.
“Savcım çok geçmiş olsun, Arhan bey nasıl?” dediğinde ona cevap vermeden ilerlemeye başladım. Kanlı zemine doğru adımladığımda gözümün önünden geçen sahneleri durduramıyordum.
“Son…kez ne…nefes olur musun ba…bana?”
Gözlerim tekrar dolarken bana baktığı yere geçerek aynı onun gibi dikildim, bakışlarım o zaman benim durduğum yere değdiğinde başını yukarı kaldırdığını hatırlıyordum. Aynı onun gibi başımı kaldırdığımda bir kafenin üstünde olan dört katlı bina bakış açıma girmişti. En üst katı boştu ve buna rağmen penceresi açıktı.
Sanki göğsümden vurulmuşum gibi geriye doğru yalpaladığımda onunla aynı tepkiyi verdiğimi farketmiştim, o binanın en üst katından ateş edilmişti. Hızla binaya doğru adımlamaya başladığımda Can ve Alp’te peşime takılmışlardı.
Yolun kıyısına geldiğim sırada bakışlarım hemen binanın altındaki beyaz arabaya takıldığında kaşlarım hızla çatılmıştı. Sanki biri benimle dalga geçmek istiyormuş gibi beyaz arabanın üstüne kırmızı boyalar sıçratmıştı, üstümdeki elbise gibi…
Onu gördüğümü fark eden araba hızla hareket ederek önümden geçtiğinde gördüğüm plakayla ellerim yumruk olurken bakışlarım adeta öfkeyle kararmıştı.
34 NY 212
Namık Yaman’ın plakası…
~~~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonuuu…
Şu aralar evde ki misafirlerimden dolayı pek müsait olamıyorum canlarım, gecikmenin sebebi odur ama bir düzene oturtarak önümüzde ki hafta buna engel olmaya çalışacağım.
Artık her pazar günü saat 22.00 da yeni bölüm sizlerle olacak.
Şimdi gelelim bölüme…
Sizce bölüm nasıldı?
Benim yazarken ağlamaktan biraz içim çıkmış olabilir, siz nasılsınız? 👉🏻👈🏻
Unutmayın Duman’ı kimse yenemez. ;)
Yorum ve beğenileri lütfen unutmayalımmm!!!
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve genel olarak bir duyuru yaptığımda bunu Tt hesabımı daha aktif kullandığım için oradan duyuruyorum.
Seviliyorsunuzzzzz
⚖️🖤
