İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 32 · 26 dk okuma

SÂYE

Bölüm 32

31. TANRIÇA’NIN AZRAİL’İ

~Bölüm Şarkıları~

Hüseyin Turan~Acayip Hayvanlara Benziyirsen

Flört~ Lan Oğlum Böyle Olmaz

Duman~Senden Daha Güzel

Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar canlarımmm!!

Nasılsınız??

“Kimseyi görmedim ben, senden daha güzel. Kimseyi tanımadım ben, senden daha özel…”

diyerek fazla uzatmadan sizi bölüme uğurluyorum!

İyi okumalar…

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

~~~~~~~~~~~

Seneler öncesi…

Genç adam korku dolu hisleriyle annesinin yanı başında duruyordu, her zamanki gibi büyük ihtimalle saçma bir nedenden dayak yiyen annesi hala uyuyordu ve bu onu daha da korkutuyordu. 8 yaşında kocaman bir genç olmuştu ama hala annesini koruyamıyordu, işte bundan nefret ediyordu.

Gözlerini yavaşça açan annesiyle genç adam hızla yanına oturarak kendisine gelmesini bekledi.

“Oğlum sen geldin mi okuldan? Niye uyandırmadın beni?” dediğinde genç adam tek bir laf edememişti. Yüzündeki yaraların eski olmadığını çok iyi biliyordu.

“Yine mi vurdu sana?” dedi genç adam.

“Boşver şimdi onu da okulda ne işlediğinizi anlat bakalım, neler yaptın?” demişti ama genç adam hala yüzündeki izlere bakıyordu.

“Ayları öğrendik.” dedi genç adam annesinin oyununa uyarak. “Bazı aylar 30 bazı aylar ise 31 çekermiş ama sadece şubat 28 çekermiş.”

“Evet Araf’ım ama dört yılda bir 29 olur.” dediğinde Araf başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Biliyorum, öğretmenimiz anlattı.” demişti ama bugün daha da durgundu Araf, Suna hemen anlamıştı durumu.

“Ne oldu oğlum? Niye yüzün asık?” diyerek oğlunu kucağına çektiğinde Araf’ın zümrüt gözleri dolmaya başlamıştı.

“Dışarıda ki güvenlik görevlisi amca vardı ya, dün o ölmüş.” derken damlalar yanaklarından süzülmeye başlamıştı. “Ya bir gün sende ölürsen anne, o zaman ben ne yaparım?”

“Şhh aklına getirme bunları Araf’ım, bak burada yanındayım ve kalbim hala atıyor.” diyerek oğlunun saçlarına dudaklarını bastırmıştı.

“Ama ya bir gün atmazsa?”

“Bugün ayları öğrenmiştiniz dimi oğlum?” diye sorunca Araf anlamayarak başını sallamıştı. “Heh işte olurda yıl içerisinde herhangi bir ay 32 çekerse işte o zaman seni bırakırım.” dedi Suna gülümseyerek. Tek varlığını bu dünya üzerinde tek bırakamazdı.

“Yani bu asla mı demek oluyor?” diyen Araf’la Suna biraz daha gülümsedi.

“Asla Araf’ım, seni asla bırakmam.”

~~~~~~~~~~~

Bakışlarım yoldan ayrılmazken sağ elimin işaret parmağı belirli aralıklarla dizime vuruyordu. Sakinleşmek zorundaydım lakin Duman zihnimde adeta ölüm için haykırırken bu kolay olmuyordu. Akıp giden yolu izlerken araba da sessizlik hakimdi, Araf’ın en sonki açıklamasından sonra daha soru sorma gereksinimi duymamıştım. Çünkü kapıyı açmaya çalışanların yüzleri kameradan belli olmuyordu.

Eve yaklaştığımızı fark ettiğimizde derince bir nefes çektim ciğerlerime, duyumsadığım yağmur kokusu bir nebze de olsa sakinleşmemi sağlarken parmağım bacağıma vurmayı kesmişti. Uykusuz geçen koca bir günün ardından böylesine gerilmek bünyeme pek iyi gelmemişti, oysaki ben günlerce uykusuz kalmaya alışkındım. Sanırım nikotin gibi bir kez tadını aldığınızda bırakamayacağınız bir durumdu huzurla uyumak…

“Gidiyorlar.” diyen sesle bakışlarımı Araf’a çevirdiğimde yeşillerinin telefonda olduğunu fark etmiştim.

“Nasıl? Emin misin?” diye sorduğum sırada bakışlarını bana çevirirken telefonu kucağıma bırakmıştı. Gözlerimi ondan ayırarak telefona çevirdim, kamera kayıtları açıktı. Parmağımı ekranda kaydırarak görüntülerin değişmesini sağladığımda sadece içlerinden birinin evin yakınlarında kaldığını diğer üçünün ise arabayla ortamı terk ettiğini anlayabilmiştim. Ekranı bir kez daha çevirdiğimde sadece evin yakınlarında değil aynı zamanda hemen aşağısında ki mobese kamera görüntüleri de karşıma çıkmıştı, nasıl bu kadar şeye sahip olabilirdi ki? Böylesine gücü nasıl barındırabiliyordu?

Üzümünü ye bağını sorma Lavi!

Her ne kadar zihnimden böyle geçsede içimde ki garip hissiyat tüm bedenimi ele geçiriyordu lakin şu an sormak için iyi bir zaman değildi, bu iş bittikten sonra halletme kararı alarak telefonu geri uzattığımda hiç bana bakmadan sürmeye devam etmişti, telefonu almamıştı.

“Sende kalabilir güzelim.” dediğinde uzatmadan telefonu kucağıma bırakarak yola bakınmıştım. O kalan tek kişi kimdi? Üstünde ki büyük şişme mont ve yüzünde ki atkıdan dolayı kimliğini anlayamamıştım.

Eve ulaştığımızı fark ettiğimde nefesimi tutarak kapının yanında oturan şahsa baktım, cüssesinin küçüklüğüne bakılırsa kadındı. Arabayı evin önüne çektiğimiz sırada başını kaldırıp baktığında sağ gözüm sinirle atmaya başlamıştı bile, ben hayatımda bu kadar laftan anlamayarak ölüme koşan bir başka salak daha tanımamıştım!

Yanlardan çıkan sarı tutamlarıyla karşımızda duran kişi Selen’den başkası değildi. Arabanın camları filmli olduğu için o bizi göremiyordu lakin nedense yanımdaki adamın araba plakasına kadar ezberlediğini tahmin edebiliyordum. Boynumu yavaşça önce sağa ardından da sola doğru esneterek Araf’a döndüğümde bakışlarının bende olduğunu görmüştüm.

“Ne yapmamı istersen onu yapacağım.” dediğinde gözlerim tüm yüzünde gezinmişti, sözlerinde samimiydi.

“Kendini eve kilitle dersem?” dediğimde dudakları hafifçe kıvrılmıştı.

“Karım ne derse o.” derken yüzüme yaklaşan yüzüyle bende emniyet kemerimi çıkartarak ona yaklaştım.

“Hemen ardımda kocama takıntılı bir kız dururken beni yumuşatamazsın koca adam.” diyerek bende hafifçe sırıttım, yüzü yüzüme biraz daha yaklaştığında bakışlarım istemsizce yakınımdaki dudaklarına kaymıştı.

“Kocanın marifetlerini her an hatırlatmam gerek sanırım.” derken burnunu hafifçe burnuma sürtmüştü. “Ama öncelikle şu belayı def etmeliyiz güzelim, sonrasında söz veriyorum sana harika bir şölen hazırlayacağım.”

“Eğer ona iki metreden fazla yaklaşırsan şöleni sana faiziyle iade ederim.” dediğimde tek kaşı çapkın bir ifadeyle havalanmıştı. Ellerim hızla üzerinde ki blazer ceketin yakalarını kavradığında onu biraz daha kendime çekerek dudaklarımın dudaklarına sürtünmesine izin verdim. “Bu yağmur kokusunu soluyamayacak Araf.” diye mırıldandığım sırada eli belime giderken parmaklarını tenime geçirdi.

“Yağmur mu?” dediğinde ona hiç kokusuyla ilgili düşüncelerimi tam anlamıyla açmadığımı o an fark etmiştim lakin bu sonra ki meseleydi.

“Soluyamayacak.” diyerek baskın bir sesle konuştuğumda parmakları biraz daha belime geçmişti.

“Solumayacak.” diye nefes nefese kalmış haliyle beni onayladığında dudaklarım hafifçe kıvrılırken yakasında ki elimi ensesine çıkartarak dudaklarımı sertçe dudaklarına bastırdım. Benim ameliyatlı olduğum düşüncesine sahip oldukları için arabadan çıkmamam daha iyi olurdu, bu yüzden izlerken delirmemek için en azından uzaktan konuşmasını söyleyebilirdim.

Kendimi zor bela geri çektiğim sırada homurdanarak tekrardan bana doğru atılmıştı ki dudaklarına yasladığım işaret parmağımla gözlerini açmasını sağlamıştım. Kaşları yavaşça çatılırken burnundan verdiği derin nefesleri yüzüme çarpıyordu.

“Beni senden mahrum bırakmaman konusunda ne demiştim Sâye?” Her konuştuğundan parmağıma çarpan nefesi ve dudakları bana pek yardımcı olmasa da zihnimi kaybetmemek için ultra bir güç harcamıştım.

“Önemli bir işimiz var Araf.” dediğimde belimde ki eli hızla çenemi bulurken hafif bir baskı uygulayarak başımı arkaya doğru hafifçe yatırmamı sağlamıştı.

“Hiçbir iş nefesimden daha önemli değil.” derken dudaklarını aniden dudaklarıma yasladığında hangi ara kontrolü tekrardan ona devrettiğimi hesaplamaya çalışıyordum. Sanki onu etkim altına almama özellikle kendisi izin veriyormuş gibiydi…

Dudaklarıma yaslı dudaklarıyla derin bir nefes çektiğinde ruhumun bedenimden süzülerek onun ruhuyla birleştiğini adeta hissetmiştim, kalp atışlarım göğsümü döverken dışarıda bekleyen şahsiyet tekrardan zihnimin içinde çınlamıştı. Lanet olsun ki artık onunla muhattap olmalıydı.

“İşte şimdi gerçekten yaşıyorum.” diyerek geri çekildiğinde yüzünde ki gergin ifadesi yerini huzurlu bir duruma bırakmıştı, sanki şu anda bir sahil kenarında güneşleniyor gibiydi. Üzerinde ki etkimi böylesine net bir şekilde görmek kalbimin daha çok onunla dolmasını sağlıyordu.

Yanağımda ki elini çekmeden başını koltuğuna yasladığında yüzünde ki huzuru seyrediyordum, yeşilleri güneşin parıltısıyla aydınlanan ormanı andırıyordu. Yanda akan şelalenin sesinin duyduğuma yemin edebilirdim.

“Of! Akıl falan bırakmadın.” derken bende koltuğa yaslandığımda dudakları kıvrılmıştı.

“Yanında olduğum her an nasıl hissettiğimi biraz anlamış oldun yani?” dediğinde hafifçe gülerek ona bakmayı sürdürmüştüm.

“Git ve şunu başından hemen def et kocam bey.” dediğimde bakışları saliselik olarak arkama kaydığında yüzünde ki huzur hızla kaybolurken yerinden doğruldu.

“Birazdan geliyorum güzelim.” diyerek hızla kapıyı açıp çıktığında ardından kapıyı sertçe kapatmıştı, göz dağı vermek istiyordu. Sanki bu cüssesiyle başka bir şeye ihtiyacı varmış gibi!

Arabanın benim olduğum tarafında hafif paralel durduğunda hem ben yüzünü görebiliyordum hemde o karşısında ki şahsiyeti görebiliyordu. Bakışları kıza döndüğü sırada montun önünü açan Selen’le gözlerim irice açıldı. Kırmızı dantel gecelik?! Yok ben kesinlikle sınanıyordum!

Sinirden ellerim bile titremeye başladığında bakışlarım Araf’a kaymıştı, sert bakışları sadece şahsiyetin yüzüne odaklıydı ama yine de içimde ki lanet öfke azalmıyordu. Gıcık adamın sert bakışları bile seksiydi!

“Burada ne işin olduğunu söyle ve siktir git.” diyen Araf’la bir nebze de olsa içim soğumuştu. Kocamın tavrı oldukça netti.

“Ne istediğim açıkça belli değil mi? Sadece seni istiyorum Araf…”

“Arhan! Adım Arhan.” diyerek Araf hızla sözünü kesmişti lakin ben çoktan kaşara kitlenmiştim bile. Lan ben bunu neredeyse geberecek hale gelene kadar dövmüştüm, bu nasıl bir cesaretti?

“Ama o sana Ara…”

“Hiç kimse o olamaz.” derken tekrardan sözünü kestiğinde bu sefer dudaklarımın kıvrılmasına izin vermiştim. Düşünerek değilde daha çok diline döküldüğü gibi konuşuyordu, gerçek hislerini belirtiyordu. Sözlerinin ardından Selen hafifçe gülmeye başladığında az önceki ufak sakinleşmem hızla buhar olmuştu.

“Biricik karın Duman’la yakınlığını biliyor mu Ateş? Yoksa çıkarların için her ikisinide mi kullanıyorsun? Güç için Duman’ı, içerde adamın olsun diye de savcıyı.” dediğinde içimde ki kahkaha atma isteğini bastırmıştım. Salak düşmanlar keyif vericiydi. “Seni o kadından önce de tanıyordum, biliyorsun. Sen değil bir kadına bağlanmak tüm kadınlardan nefret edersin.”

Takıldığım tek nokta önce tanıma kısmıydı, yoksa benden önceki davranışları zerre umrumda değildi. Yücel ve Dağhan’ın dostluğu uzun bir zamana dayalıydı, bu yüzden tanışıyor olabilirlerdi fakat aklıma takılan tek bir konu vardı. Onunla hiç yatmış mıydı?

“Sen kimsinde ben sana kendimi kanıtlayacağım? Kadınları obje olarak gördüğüm zamanlarda bile ilgimi çekmeyen bir fahişeden başkası değilsin.” demesiyle Selen’in yüzü düşse de kendini çabucak toparlayıp o iğrenç sırıtışını tekrar yüzüne yerleştirmişti.

“Sorum bu değildi Ateş, Lavinia Duman’la olan çıkar ilişkini biliyor mu?”

Tam sözünü bitirmişti ki yüksek sesli bir şarkı sesi etrafımızı doldurmuştu.

‘İncinsen de sözün düzünü diyciğem

İncinsen de sözün düzünü diyciğem’

Kaşlarım çatılırken hızla arkamı döndüğümde gördüğüm tanıdık arabayla dudaklarım kıvrılmıştı, Can’ın yine modu üstündeydi sanırım. Arabada ki son ses müzikle arkamızda durduğunda şarkı sözleri daha çok gülmemi sağlamıştı.

‘Acayip hayvanlara benziyirsen

Acayip hayvanlara benziyirsen

Acayip hayvanlara benziyirsen’

Bu şarkıyı özel olarak seçmişlerdi sanırım, karşımda ki aptal kaşara çok güzel uyuyordu! Açılan arabanın kapılarıyla içinden Can ve Aras indiğinde müzik sesi daha da artmıştı.

“Men senin bu emellerine nece dözüm.” diye bağırarak şarkıya eşlik eden Can’la daha çok gülmeye başlamıştım.

“Men ne diy'im? Daha sene yoktur sözüm.” dedi Aras şarkıyı devam ettirerek.

“Sırf sıfatından su içmeyir gözüm. Cinlere, şeytanlara benziyirsen. Cinlere, şeytanlara benziyirsen.” derken birbirlerine sarılıp aynı anda söylemeye başlamışlardı. Selen hızla üstünde ki büyük montun önünü kapatırken sert bakışları Can ve Aras’ın üstünde geziniyordu.

“Nasıl şarkı ama, aynı seni anlatıyor.” diyen Can’la hafifçe kıkırdadım. Buraya gelirken destek lazım olur diye onları Araf çağırmıştı ama bu şekilde geleceklerini hiç tahmin etmemiştim.

“Yazık bir de Ocak ayının ortasında gecelikle gelmiş, içeride ki yangını durmuyorsa demek ki.” dedi Aras gülerken imalı bir ses tonuyla.

“Onun yangınını benim yengem zevkle alır biraderim, sen hiç meraklanma.” dedi Can. Zevkle moraran yüzünü izlerken Araf’a doğru bir adım attığında hızla yerimden doğrulmuştum.

“Sizin gibi veletlerin ne dediği umrumda değil zaten, ben sadece onunla ilgileniyorum.” demesiyle daha fazla dayanamayarak torpidoda ki silahı alıp belime yerleştirdim, ardından yavaşça kapıyı açtığımda herkesin bakışları bana doğru dönmüştü. Elimi karnıma bastırarak sanki zorla çıkıyormuşum gibi bir yüz ifadesiyle bacağımı dışarı attığımda Araf hızla yanıma gelerek önümde durdu.

“Güzelim ne yapıyorsun? Yaran daha çok taze.” dediğinde yüzümü biraz büzüştürerek elinden tutup arabadan çıktığımda göz ucuyla Can’ın hafifçe arkaya döndüğünü görmüştüm, gülüyordu it!

“Çekil Araf, belli ki hanımefendinin söyleyecekleri var.” derken Araf’ın elini bırakarak Selen’e doğru adımladım. Dün gecenin uykusuzluğundan dolayı göz altlarım belirginleşmiş olmalıydı, bu da yara oyununu daha gerçekçi kılıyordu. Ayrıca ne olur ne olmaz diye karnımda hala bir sargı vardı.

“Sayın savcım sizi burada görmek ne hoş.” dediğinde bakışlarında açıkça belirtilen bir nefret vardı. Ayrıca beni gördüğüne pek şaşırmamıştı da.

On saat arabada fingirdeşince tabi!

“Keşke bende aynı duyguları hissedebilseydim senin için avukat. Evimin önünde ne işin var?” dedim sakin tutmaya çalıştığım sesimle.

“Bak iyi bir başlangıç yapmamış olabiliriz ama bir hemcinsimin bu duruma düşmesini hiç istemem.” dediğinde içimde ki onu boğazlama isteğini bastırmaya çalışıyordum.

“Ne demek istiyorsun?” diye sordum aynı soğuk sesimle.

Öldürelim…

Zihnimde ki amansız sesler daha da artarken karşımda ki şahsa odaklanmaya çalıştım.

“Kocanın başka bir kadınla ilişkisi var.” dediğinde her ne kadar kahkaha atmak istesemde kendimi tutmuştum.

“Olabilir.” dedim sakin çıkarmaya çalıştığım sesimle. Kaşları hızla çatılırken bakışları saniyelik olarak arkamda ki Araf’a kaydığında hızla önüne geçerek bakışlarını kesmesini sağladım.

“Godoş musun kızım sen? Nasıl olabilir?” demesiyle tek kaşım sakince havalandı.

“Aynı zamanlarda üç erkekle sikiştiği halde buraya gelip kocama sadece seni istiyorum palavraları sıkan kişi mi söylüyor bunu?” dediğimde gözleri açılsa da hızla kendini toparlayarak tekrardan kaşlarını çattı.

“Uf! Nasıl koydu lafı gördünüz dimi? Benim bile tüylerim ürperdi.” diyen Can’ın sesini duyuyordum lakin bakışlarım hala karşımda ki kaşardaydı.

“İftiraların umrumda değil.” dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrıldı.

“Kanıtlı olan hiçbir şey iftira değildir avukat, bunu sana paranla girdiğin özel üniversite de öğretmediler mi?” dememle elini yumruk yaptığında avucunun içinde ki bir şeyi sıktığını fark etmiştim, ses kayıt cihazı…

“Planı sikeyim.” diyerek ses kayıt cihazını hızla yere fırlattıktan sonra ayağında ki topukluyla ezerek paramparça bir hale getirmişti. Hemen ardından hızlıca cebinde ki silahı çıkartarak alnıma dayadığında aynı anda çekilen üç silah sesini işitmiştim. “Hiç merak etme savcı, sen geberdiğinde onun Duman’a bile ihtiyacı kalmayacak. Çünkü ben onu senin yetemediğin kadar doyuracağım.”

Sözleri sinirlerime dokunurken sadece olayın sonunu düşünerek kendimi sakinleştiriyordum. Giden üç kişiyi yakalayabilirsek bunu gebertmemde bir sorun çıkmazdı.

“Onun kılına zarar verirsen yaşayacağını mı sanıyorsun?” dedi hemen ardımda ki Araf. Ben ise sakince karşımda ki kıza bakıyordum.

“O öldüğünde gözün açılacak Arhan, sana olan sevgimin büyüklüğünü göreceksin.” demesiyle tüm bedenim gerilirken az önceki sakinliğim buhar olup uçuyordu. Sadece tek bir küçük habere ihtiyacım vardı.

Arkamdan gelen diğer bir araba sesiyle gözlerimi kapatarak dinledim, duran arabanın kapısı açıldığında gelen adım seslerinin ardından arka kapısı da açılarak yere üç adet paket bırakılmıştı. Dudaklarım tekrardan kıvrılırken gözlerimi açıp karşımda ki paket olan arkadaşlarını izleyen kıza baktım.

“Adamları getirdim patron.” diyen soğuk sesiyle Alp’i duyduğumda kıza bakmayı sürdürdüm.

“Onlara ne olduğu umrumda değil ama bu kadın sizin için önemli.” diyerek silahı alnıma daha çok yasladığında gözlerinin içine doğru bakıyordum, korku öyle netti ki gözlerinden bile görünüyordu.

“Sana bir sır vermemi ister misin Selen?” dediğimde kaşları çatılsada susmayı seçmişti. “Duman’ın eline bir kez düştüysen yapabileceğin tek şey tanrıya yalvarmaktır.”

“Ne saçmalıyorsun?” dediğinde eli hafifçe geriye çekilmişti ki hızla elini yakalayarak silahı alnıma bastırdım.

“Diyorum ki elimdesin Selen Karahan.”

Kaşları çatılırken bulunduğu durumu anlamaya çalışır gibi etrafına bakınmıştı. Demek istediğimi anlıyordu fakat ihtimal vermek istemiyordu.

“Senin saçmalıklarına inanacağımı mı sanıyorsun?” demesiyle başımı hafifçe arkama çevirerek Araf’la göz göze gelmiştim.

“Şimdi bu kaşar bana sıkacak ama biricik babası ve abisi elimizde, haberi yok.” diyerek sırıttığımda bakışlarım tekrardan önümde ki mala dönmüştü. Gözleri yavaşça irileşirken elimin altında ki elinin titrediğini fark etmiştim.

“Na…nasıl?” derken kekelediğinde bakışlarımı bu seferde bir adım kadar ötemde ki Can’lara çevirdim. Aras’la ikisi silahlarını Selen’e çevirmişlerdi lakin Alp arkasında ki arabasına yaslanarak sigarasını içiyordu. Bakışlarımı fark ettiğinde kıvrılan dudaklarıyla başını sallayarak selam vermişti, bende aynı şekilde ona selam vererek önüme döndüm.

“Dur hemen göstereyim bebeğim.” diyerek hızla tuttuğum elini bükerek silahı elinden alıp sertçe kabzasını başına geçirdim. Yere yapışan bedeninin yanına doğru adımlayarak elimi saçlarına dolayıp ayağa kaldırdım. “Demek seviyorsun öyle mi?” derken sertçe peşimden çekiştirerek kapıya ilerledim. Cebimde ki yedek anahtarı kilide sokarak kapıyı itip elimde ki bedeniyle içeri girmiştim. Hızla bodruma doğru ilerlediğimde elimin altında çığlık atmaya devam ediyordu.

Kapının önüne geldiğimde elimde ki yüzüğü okutup kapının açılmasını sağlayarak içeri girdiğimde sesi aniden kesilmişti. Karşımda ki üç beden seruma bağlı bir şekilde sandalye de oturuyorlardı. Elimde ki bedenini sertçe babasına doğru iterek diğer elimdeki silahı ona doğrulttum.

“Yalvarmaya başlasan iyi olur.” dediğimde ağlayarak önce abisine ardından da babasına bakmıştı. Elleri ve ağızları bağlı olduğu için konuşabilen tek yerleri gözleriydi. Ne kadar da acınası!

“Duman…” diye mırıldanarak bakışlarını bana çevirdiğinde dudaklarım hafifçe kıvrıldı.

“Bingo! Doğru tahmin.” dedim sırıtarak. “Ve sen Duman’a ait olanı istedin.”

“Yalvarırım affet Duman, ben sen olduğunu bilemedim. Kulun köpeğin olayım affet.” diyerek bacağıma sarılıp ağlamaya devam ettiğinde yüzümde ki iğrenti ifadesiyle hızla boşta kalan ayağımla alnından iterek yere düşmesini sağladım.

“Yanlış anladın canım, ben tanrıya yalvarmanı söylemiştim. Azrail’e değil.” derken silahı ateşlediğimde mermi omzuna işlemişti. Acı içinde çığlık attığında ona doğru bir adım daha atarak saçlarından tutup onu geriye çekerek babasını görebilecek bir konuma ittim.

“Onlara ne yaptığın umrumda değil, yemin ederim susarım. Lütfen bırak beni.” dediğinde midem daha çok bulanmıştı. Ailesine bile önem vermeyen bir kaşardı.

“Peki.” derken silahı kaldırıp hızla Serkan’ı alnından vurduğumda boğuk sesiyle bağıran tek kişi Yücel’di. Silahı bu seferde ona yönelttiğimde gözlerinde ki korkusuyla sesini kesmişti, acıları bile bu kadardı işte.

“Söylesene o küçücük çocuklar gözünün önünde ölürken gülmeyi nasıl başardın?” dedim hemen yanımda ki kaşara bakarak.

Onlardan bu denli nefret etmemin tek sebebi tabiki de sadece kendi çıkarlarım değildi, şerefsizlerin bu dünya üzerinde nefes almaları herkes için haksızlıktı.

Ömer’in elinde ki videolardan birinde Yücel çocukları öldürürken Selen ise arkadan kahkaha atıyordu, yüksek ihtimal videoyu fark etmemişlerdi bile fakat ben etmiştim. Bir insan nasıl böyle kalpsiz olabilirdi? Daha 4-5 yaşlarında ki çocuklar üzerleri çıplak bir şekilde öldürülürken buna nasıl gülebilirdi?

“Ben…ben özür dilerim, çok özür dilerim.” dediği anda silahı biraz aşağı doğru kaydırarak Yücel’in bacak arasına ateşledim.

Bugün İrina’yla bilgisayara bakarken tesadüf eseri denk gelmiştim ve zihnimin içinde ki görüntülere bir yenisi daha eklenmişti. Daha küçücüklerdi… Derince bir nefes alarak kendime gelmeye çalıştığımda bulanan midemi umursamadan bu sefer Yücel’e doğru adımlayarak elimdeki silahı indirdim. Dudaklarının üzerinde ki bandı hızla çektiğimde odayı acı çığlığı doldurmuştu.

“Son söz zırvalıklarını asla inanmam. Sana iki seçenek sunacağım ve sende bunlardan birini seçeceksin.” dediğimde canı yanmasına rağmen kendini zorla tutup kafasını olumlu anlamda salladı. “Kızın mı sen mi?”

Sorumla eşzamanlı olarak bakışlarını Selen’e çevirdiğinde ikisi bir süreliğine bakışmışlardı.

“O… onu öldür.” dediğinde gözlerimi devirerek silahı alnına yaslayıp hızla ateşledim.

“Bu halde bile kendini düşünen şerefsizlerden nefret ederim.” diye mırıldandığımda bakışlarım Dağhan’a çarpmıştı. Sessizce olan biteni izliyordu. Bakışlarımı ondan ayırmadan silahı Selen’e çevirdiğimde yalvarma sesleri tekrardan kulağımı doldurmuştu. Sakince gözlerimi yalvaran salağa çevirdim, üstüme ve yüzüme sıçrayan kanlarla ürkütücü durduğuma emindim.

“İkimizde aynıyız hem, ailelerimiz tarafından sevilmeyen kızlarız.” diyerek geriye doğru kaydığında ona doğru bir adım daha attım.

“Beni kendinle kıyaslama ufaklık, ben bir şerefsiz değilim.” derken diğer omzunu da vurduğumda haykırarak daha şiddetli bir şekilde ağlamaya başlamıştı. Yüzümde mimik dahi oynamadan onu izlemeye devam ediyordum.

“Yalvarırım… öldürme beni.” dediğinde gözlerimi kapatarak zihnimde ki Duman’ı sakinleştirmeye çalıştım ama olmuyordu. Ölmediği sürece başıma bela olmaya devam edecekti.

“Sana söyledim, tanrın ben değilim.” derken silahı alnına doğrultarak ateşlediğimde açık kalan gözleriyle bedeni hızla sağa doğru devrildi.

Kulaklarım ölüm hissiyle uğuldarken elimi yavaşça aşağıya indirmiştim. İşte bir insanın hayatını elinden almak bu kadar kolaydı, tek bir kurşunla ruh bedenden süzülerek arşa ulaşırdı. Beni bu hayata zorla iterken hiç kimse pişman olmamıştı ya da onlar o masumlara eziyet ederken gram tereddüt etmemişlerdi, şimdi benimde içimin sızlamasını istemem bir o kadar saçmaydı.

Bakışlarım yavaşça Dağhan’a döndü.

“İyi bak, seninde sonun bundan farklı olmayacak.” diyerek arkamı dönüp odanın kapısına baktığımda dörtlünün beni izlediğini fark etmiştim lakin bakışlarım bir tek ormanlarda tutuklu kalmıştı. Bakışlarında ki hayranlığın yanı sıra anlayışıda görebilmiştim, hala birini öldürmenin benim için ne denli zor olduğunu biliyor gibiydi.

“Valla önünde saygıyla eğiliyorum Duman yenge.” diyen Aras’la bakışlarım ona kaymıştı. “Üç tane oksijen israfını sildin.”

“Bende saygı duydum ama bir götümde korkmadı değil hani, bu gece götümüze silah sokar da ruhumuz duymaz be.” diyerek geriye doğru bir adım atan Can’la istemsizce dudaklarım kıvrılmıştı.

“Boş yapma da ilerle lan gereksiz, şu cesetleri halledelim.” dedi Alp sertçe Can’ın omuzlarından iterek.

“Bir saniye mermileri çıkartmam lazım.” diyerek geriye dönmeye çalıştığımda omuzlarıma sarılan eller beni yerime sabitlemişti.

“Biz hallederiz yenge, demeyeyim demeyeyim diyorum ama suratın kireç gibi olmuş. Git dinlen.” diyen Can’la başımı sallayarak onu onaylamıştım.

“O zaman şu zarfı da cesetlerin yanına bırak ama sakın zarfa çıplak elle dokunma.” diyerek cebimde ki şeffaf poşete sarılı siyah zarfı ona uzattım. Elimden alarak cebine yerleştirdiğinde başıyla beni onaylamıştı.

Odadan dışarı doğru adımladığım sırada bakışlarım tekrardan yeşillerle kesişmişti. Ona doğru birkaç adım atarak önünde durduğumda elini kaldırarak yüzümde ki kanları silmeye başlamıştı.

“Hadi gel önce seni temizleyelim.” diyerek elini elime sarıp ilerlemeye başladığında ona itiraz edememiştim, bakışlarım kanlı elimi sıkıca tutan parmaklarına kaydığında gözlerim yine dolmuştu. Katildim ben… katil bir savcı…

Odamıza girdiğimizde elimi bırakmadan banyoya yönlendirmişti. İçeri girdiğimizde duraksayarak bana dönüp aynı sakinlikle önce üzerimdeki siyah kabanı çıkardıktan sonra içinde ki siyah kazağımı da çıkartmıştı, ardından altımdaki eşofmana uzanarak onu da çıkarttığında ayakkabılarımı da onunla beraber çıkarmıştım. Karşısında sadece iç çamaşırlarım ve kanlı bedenimde kaldığımda bakışlarım gözlerine ulaştı.

“Bir daha birini öldürmeyeceksin.” dediğinde kaşlarımı çatarak bakmaya devam etmiştim.

“Bu da ne demek Araf?”

“Seni bir kez daha içinde ki bu karmaşayla görmek istemiyorum demek Sâye’m.” diyerek elimden tutup lavabonun önüne getirip arkama geçti. “İstediğin kadar döv, yarala ama öldürme işini bundan sonra bana bırak.”

“Ben iyiyim hayatım.” diye mırıldanarak suyu açmak için uzanmıştım ki benden önce davranıp suyu açtı, ardından önce kendi ellerini sonrasında ise benimkileri yıkamaya başlamıştı. Bakışlarım aynada ki simamla çakıştığında ne demek istediklerini anlamıştım, yüzüm gerçekten hortlak görmüş gibiydi.

“Evet, görebiliyorum güzelim.” derken elini esneme getirerek yüzümü eğdiğinde avucuna aldığı suyla nazikçe yüzümü yıkadı. O yıkama işlemini bitirene kadar sakince onu bekledim, suyu kapatarak yandaki havluyla yüzüme hafifçe kuruladığında gözlerimi açarak ona bakmıştım.

“Sadece uykusuzluk Araf, o şerefsizlere üzülecek değilim.” diyerek doğrulduğumda elini yanağıma getirerek hafifçe okşadı.

“Üzgünlük değil Sâye’m, hissizleşiyorsun. Gözlerinde ki o ruhsuzluğu sevmiyorum.” dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrılırken başımı eline yasladım. Yeşillerinde ki endişe içime işlerken çıplaklığım umrumda bile değildi.

“Yanımda sen olduğun sürece bu mümkün değil.” dediğimde yanağımda ki eliyle beni kendisine çekerek göğsüne yaslayıp sıkıca sarıldı.

“Bir kerede tamam de be hatun.” demesiyle hafifçe kıkırdamıştım.

“Koskoca Duman’a bir daha öldürme diyorsun koca adam, akıl işi değil.” dedim kollarımı sıkıca beline sararak.

“Bak sen, koskoca öyle mi?”

“Evet, Japon mafyası bile tanıyor beni yahu.” derken yüzümü geri çekerek ona baktığımda kaşları havalanmış bir şekilde beni izliyordu. “Sahi senin kadının olduğumu nerden biliyorlar?” dediğimde gözleri kısılırken dudakları çapkın bir edayla kıvrıldı.

“Kimsin bir daha söyle bakayım?” dedi o boğuk sesiyle. Az önce ki mide bulantım yerini kelebeklere bıraktığında gülmemek için dişlerimi yanağımın içine geçirmiştim.

“Aşağıda çocuklar var Araf.” derken omuzlarından iterek hızla odaya geçtiğimde o da peşimden gelmişti.

“Ne çocuğu be, eşek kadar herif onlar. Can benden bile büyük.” dediği sırada kıyafet odasına geçerek kendime rahat bir şeyler bakmaya başlamıştım.

“Senden bile? Yaşlı olduğunu kabul ediyorsun yani?” dediğimde bakışlarımı ona çevirmeden gözüme çarpan uzun triko elbiseyi alıp hızla üzerime geçirdim.

“Evet ve sende bu yaşlı adama aşıksın.” derken arkama gelip kollarını belime sardığında aynada ki yansımamızı izliyordum. Boyum onun ancak omzuna gelirken iri cüssesi beni çepeçevre sarıyordu, yağmur kokusu ciğerlerime dolarken gözlerinde ki ormanları seyre daldım.

“Haklısın, o adama aşığım.” diyerek bedenimi bedenine yasladığımda aynadan bile yeşillerinde ki pırıltılar belli oluyordu.

“Şunu her söylediğinde nefesimi kesiyorsun.” demesiyle aynadan ona bakmaya devam etmiştim. “Sonrada hiçbir şey olmamış gibi gülüşünle hayata bağlıyorsun. Diğerlerine ne olduğunu bilmem ama sen kesinlikle benim tanrıçamsın, ölümümde yaşamımda sensin.” derken kafasını boynuma gömerek derince bir nefes çekmişti ciğerine. “Resta con me per sempre, mia dea.” (Sonsuza kadar benimle kal tanrıçam.)

Son sözleriyle kalbim göğüs kafesimi döverken dudaklarım kıvrılmıştı. Her dil de romantik olmayı nasıl beceriyordu bu adam?!

“Sana olan hislerimin yanında sonsuzluk az kalıyor.” dediğimde başını hafifçe boynumdan kaldırarak aynadan bakışlarımızın birleşmesini sağlamıştı.

“Mi capisci?” (Beni anlıyor musun?) dediğinde hafifçe gülmüştüm.

“Kursa gittiğimi bildiğini düşünüyorum.” dedim imayla karışık bir sesle.

“Sadece birkaç ay gittin.” demesiyle istemsizce gözlerimi devirmiştim, tabiki de biliyordu.

“Ezberim kuvvetlidir.” dediğim sırada belimde ki eliyle beni hızla kendisine çevirerek sırtımı arkamda ki duvara yasladığında ona bakakalmıştım.

“O zaman benim için biraz İtalyanca konuşur musun?” dediğinde gözlerinde ki heyecana bakıyordum. Buna bu kadar sevineceğini bilsem daha önce açıklardım.

“Konuşmakta iyi değilim ama.”

“Sadece birkaç kelime mia dea.” diyerek yüzüme düşen tutamları geriye doğru ittiğinde hafifçe yutkunarak ona bakmaya devam ettim, sanırım bende heyecanlanmıştım.

“Non posso vivere senza di te, mia bosco.” (Sensiz yaşayamam ormanım.) dediğim sırada dudakları dudaklarıma sertçe çarpmıştı. Elim hızla yanağını bulurken dudaklarımı aralayarak öpüşüne karşılık vermiştim. Elini esneme uzatarak topuz yaptığım saçlarımı açtığında tutamlar sakince omzuma dökülmüştü, sinir oluyordu saçlarımı toplamama!

“Sesin öyle tatlı oluyor ki seni yiyesim geliyor.” derken alt dudağımı dudaklarının arasına hapsederek sertçe emdiğinde inleyerek bir bacağımı yırtmacın el verdiğince kaldırıp beline sarmaya çalıştım.

Tadı beni gizemli evrenlere ışınlıyordu sanki…

~~~~~~

Arhan Araf Demir…

Beynimde ki her bir kıvrım onun adını haykırırken dudaklarımın arasında ki tadından başka bir şey düşünemiyordum. Benim dilimi konuşması, o an ki heyecanı öyle tatlıydı ki kendimi daha fazla tutamayarak dudaklarını dudaklarımın arasına hapsetmiştim, evde başka kimin olduğu zerre sikimde değildi.

Bacağını zor bela kaldırarak bacağıma sardığında dudaklarının üzerinde ki dudaklarım kıvrılmıştı, benim küçüğüm artık çekinmek yerine adım atıyordu ve bu beni daha da heyecanlandırıyordu. Bir elimi belinden çekerek bacağına yerleştirip elbiseyi yavaşça yukarı doğru çektiğimde sessizce inlemesi dudaklarımın arasında kaybolurken kasıklarımda dev gibi bir etki yaratmıştı. Parmaklarım sertçe bacağına geçerken belimden aşağıya indirmem gerektiğini biliyordum fakat ona direnmek benim için oldukça zordu, özellikle o böyle kollarımın arasında henüz dokunmadığım halde titrerken.

Kahretsin ki durmam gerekiyordu, daha dün gece kendimi tutamayarak yorgun olmasına rağmen sıcaklığına gömülmüştüm ve sonrasında şu Rus kız yüzünden dinlenememişti bile. Henüz bedeninde ki sızıların bile geçmediğine emindim.

Bacağını yavaşça aşağı indirirken çenem yaşadığım istekle kasılmıştı, içine girdiğimde çıkardığı sesleri duymak için ayrı bir istek duyuyordum şu an. Kayan gözleri, hep aralık duran şişmiş dudakları, kızaran teni… ah siktir!

“Bence alttakiler çoktan gitmiştir.” diyerek nefes nefese kalan sesiyle konuştuğunda kasıklarım bir kez daha acıyla kasılmıştı. Geri çekilmemi onlar yüzünden sanıyordu ama o hariç tüm dünya sikimde değildi.

“Onlar umrumda bile değil güzelim. Daha dünkünün sızıları geçmedi bedeninden, canın yanar.” dediğimde hızla kaşları çatılırken yüzünü geri çekmişti. Bakışları öyle parlıyordu ki harelerinde kendimi görebiliyordum.

“Bırakta bedenimde olanları ben bileyim Araf.” dediğinde sesinde ki hala bariz olan tutku yutkunmamı sağlamıştı. Bakışlarım tüm yüzünde gezinirken dudaklarım kıvrıldı, sinirli hali bile çok tatlıydı. Hele böyle kaşlarını çatarken istemsizce dudaklarını büzüyordu, aynı şu anda yaptığı gibi. Az önceki kısa süreli öpücükten dolayı dudakları kızarmıştı ve adeta beni davet eder gibi büzülmüşlerdi.

Lan oğlum böyle olmaz!

“Seninle alakalı her şeyi bilirim.” derken bakışlarımı büzdüğü dudaklarından çekemiyordum. Yanakları hafifçe kızarmıştı ve solukları hala düzensizdi, esasında bodrumda ki halinin geçtiğine sevinmem gerekirdi fakat pek düşünebilecek bir halde değildim. İşin boktan kısmıda buydu işte, herkes zihnime hayranken şu anda aptalın önde gideniydim.

“O zaman şimdi ne istediğimi de biliyorsundur.” demesiyle gözlerimi kapatarak alnımı alnına yasladım. Sesinden bile arzu akarken bunu nasıl anlayamazdım ki ama ona zarar verme düşüncesi daha ağır basıyordu.

“Lan çifte kumrular biz çıkıyoruz.” diyen Can’la sevineceğim hiç aklıma gelmezdi, ilk kez bir işe yaramıştı.

“Ben bir Can’a bakayım.” diyerek geri çekilmiştim ki hızla yerlerimizi değiştirerek beni omuzlarımdan itip elini dudaklarıma yasladığında kaşlarım havalandı.

“Tamam Can, siz çıkın!” diye haykırdığında önce dudaklarımda ki eline ardından da ihtirasla bütünleşmiş harelerine baktım. İstiyordu ve belli ediyordu, sikeyim ki bu hali çok seksiydi.

“Tamamdır yenge. Sizde boş atış yapmayın lan artık, bir amca olamadım be.” diyen Can’la yanakları biraz daha kızardığında dudaklarım bu görüntüyle kıvrılmıştı.

“Lan bir kapa çeneni de yürü amına koyayim, sana ne milletin sikişinden.” dedi Alp.

“Lan yoksa sizde mi var?”

“Mavişimi de böyle darlarsan ümüğünü sıkarım Can.” derken uzaklaştıkları için sesleri yavaşça kısılmaya başlamıştı.

“Aman be bok yiyin.” dedi Can, hemen ardından ise merdivenlerde ki adım sesleri duyulmuştu. Eli dudaklarımın üstündeyken bakışları eline kaydığında yutkunarak elini hızla geri çekmişti ki havada yakaladım.

“Niye beni durdurdun mia dea?” dediğimde az önceki şehvetli hali geçtiği için tekrardan utanmaya başlamıştı lakin bundan haz etmediğini biliyordum, birazdan utandığını gizlemek için ardı ardına konuşmaya başlayacaktı.

“Şey diye durdurdum ben seni… şey… gidip Can’ı dövme diye. Şimdi böldü diye gidip saldırırsın falan yazıktır yani çocuğa. Sen zaten izbandut gibi bir şeysin, bir koysan yarısı boşa gider…” diye konuşmaya devam ederken gülerek onu izlediğimi görünce sözünü yarıda kesmişti. Havada tuttuğum elini dudaklarıma yaklaştırarak işaret parmağını dudaklarımın arasına hapsettim.

“Tekrar soruyorum, beni niye durdurdun mia dea?” derken hafifçe parmağına dişlerimi geçirmeye başladığımda yutkunduğunu fark etmiştim.

“Bebek gibisin Araf, bir türlü anlamıyorsun. Söyledim işte.” dediğinde tek kaşım havalanmıştı.

“Bebek gibiyim öyle mi?” diyerek elini rahat bırakıp ona doğru bir adım attığımda hızla geriye doğru adımlamaya başlamıştı.

“Evet, öylesin.” demesiyle dudaklarım biraz daha kıvrıldı. Dediğim dedik olması oldukça hoşuma gidiyordu.

“O zaman emzir beni.” dediğim sırada dizinin arkası yatağa çarptığında dengesini sağlayamayarak yatağa oturmuştu. “Madem bebeğinim, öyleyse doyurmalısın.”

“Ben onu mu kastettim şimdi Araf?” dediğinde hızlanan soluklarını fark etmiştim. Ah! Her hali öyle güzeldi ki nevrimi döndürmeye tek bir bakışı yetiyordu. Derin bir nefes alarak üzerine eğildim, içine girmezsem canını yakmazdım.

“Neyi kastettin güzelim?” derken burnumu yanağına sürterek mis kokusunu içime çektim. Kızarmış teninin üzerinde izlerimi görmek istiyordum. “Bir cevabın yok mu?” diyerek kulağına fısıldadığında teninin titreyişini hissetmiştim.

“Araf…” derken hafifçe inlediğinde elim istemsizce boynunu bulurken bana bakmasını sağlamıştım.

“Çıkar şu üstündekini.”

Titremesine engel olmaya çalışarak yavaşça karışma dikildiğinde bende doğrulmuştum. Eli üzerinde ki elbisenin eteklerine giderek tek bir hareketle başından çıkardığında üstünde ki dün gece giydirdiğim siyah takıma baktım, beyaz teninin üstünde parlıyorlardı. Elbiseyi yere fırlattığında bende karnında ki sahte sargıyı tenini tahriş etmeden yavaşça çıkartıp yana koydum, karın kısmında atıştan dolayı morluklar vardı.

Parmağımı yavaşça teninde gezdirdiğimde derin bir nefes alarak karnını içine çekmişti. Bakışlarım tekrardan gözleriyle buluştuğunda ona doğru bir adım atarak aramızdaki mesafeyi kapattım.

“Şu an burada bebek var mıdır?” diye sorarak karnını işaret ettiğimde onun da bakışları düz karnına inmişti.

“Bu kadar çabuk olacağını sanmıyorum.” derken aklına gelen durumla yüzü düşmüştü. “Önceki düşük olduğu için…” diyerek duraksadığında elimi hızla karnından çekerek yanaklarına yasladım.

“Hiç sorun değil güzelim, ne zaman gelmek istiyorsa o zaman gelir kızımız.” dememle dolu gözlerini bana çevirerek hafifçe gülmüştü.

“Taktın sende kıza, ya erkek olursa?” demesiyle bende gülmüştüm. Şu aralar duyguları çok değişkendi.

“O zamanda babasının aslanı olur.” dedim sakince. Dudakları daha çok kıvrıldığında kollarını boynuma sararak yüzünü yüzüme yaklaştırdı.

“Babası…” diye mırıldandığında gözleri parıldamıştı. “Peki ben şimdi babasını yiyebilir miyim?” dediğinde dudaklarım yana doğru kıvrıldı.

“Size her daim açık büfe küçük hanım.” diyerek bedenini yatağa ittiğimde gülüşüyle içim daha da huzur bulmuştu. Hızla üstünde ki yerimi alırken bende gülüşüne eşlik ettim.

O benim tek ailemdi ve kaybetmek bir yana dursun onun için dünyayı bile yakardım…

~~~~~~~~~~

Lavinia Demir…

“Hayatım ordan bir paket granola da alır mısın?” derken bir yandan da elimde ki sütleri sepete bırakıyordum.

“Granola hangisi?” diyen Araf’la hafifçe gülerek ona bakmıştım.

“Üstünde granola yazan olabilir mi acaba canımın içi?” dediğimde kaşlarını çatarak reyonlara bakmaya devam etmişti. Bu hali öyle tatlıydı ki sanırım bundan sonra artık hep onunla markete gelecektim.

Selen’i ve o şerefsiz ailesini yeryüzünden sileli tam bir ay olmuştu. O günden sonra her şey olağan işleyişinde devam etmeye başlamıştı, hatta bir hafta kadar önce işe gitmeye de başlamıştım. Ömer’in davası ne yazık ki avukatının zarfçı tarafından öldürülmesinden dolayı ertelenmişti fakat hala tutuklu yargılanıyordu, ne halde olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu fakat duyduğum kadarıyla kriz geçirip duruyormuş. Çokta umrumda!

“Bunların hepsinin üstünde granola yazıyor mia dea.” diyerek elindeki paketleri bana çevirdiğinde gülmeden edememiştim. O günden sonra bana çoğunlukla böyle hitap etmeye başlamıştı ve bu sebepsizce hoşuma gidiyordu.

“Sence ben hangisini daha çok severim?” dediğimde elindeki paketlere tekrar bakmıştı, biri kuru meyveli diğeri ise çikolatalıydı. Kuru meyveli olanı yerine bırakırken çikolatalı tüm paketleri almaya çalıştığında hızla elini tutarak durdurdum. “Bir paket hayatım, sadece bir paket.”

“Niye güzelim? Hepsini alalım evde dursun işte.” dediğinde onu umursamayarak elindekileri tekrardan yerlerine koymaya başlamıştım.

“Hayır Araf, sonra evi ağzına kadar dolduruyorsun. Bir tane yeterli.” diyerek elindekilerden sadece birini sepete attıktan sonra arkamı dönerek ilerlemeye başlamıştım ki gelen hışırtıyla tekrar ona baktığımda iki paket daha attığını görmüştüm. Sert bakışlarım ona döndüğünde yüzüne tatlı bir gülümseme yerleştirerek ilerlemeye devam etmişti.

Manav kısmınıda hallettikten sonra kasap kısmına geçtiğimizde aldığım kokuyla hızla burnumu kapatmıştım, iğrenç kokuyordu.

“Güzelim ne alalım? Tavuk ister misin?…”

“Hiçbir şey istemiyorum Araf, iğrenç kokuyor. Gidelim şurdan.” derken hızla reyonlar arasında ilerleyerek manav kısmına geri çıktığımızda derin bir nefes alabilmiştim.

“Sâye’m sen iyi misin? Bir şey kokmuyordu ki orası.” dediğinde bakışlarım hızla ona dönmüştü.

“Nasıl kokmuyordu ya? İğrenç kokuyordu.”

“Sen iyi olduğuna emin misin güzelim? Geçen gece de kustun zaten, hadi inat etme de bir doktora gidelim.” demesiyle gözlerimi devirerek arkamı dönmüştüm, bugünden beri aynı konuyu açıp durmuştu.

“Bir şeyim yok hayatım, sadece küçük bir üşütme o kadar. Hem bak gayet iyiyim…” derken tam tekrardan Araf’a doğru dönmüştüm ki bildirim gelen telefonumla hızla cebimden çıkartarak ekrana baktım. Gördüğüm isimle kaşlarım çatılırken anlam verememiştim.

Halime Argun: Rahatsız ettiğim için özür dilerim ama yarın müsaitsen biraz görüşebilir miyiz? (19.30)

Şimdi benden ne istiyordu ki?…

~~~~~~~~~~~~

Vee bölüm sonuuu…

Halime hanım yine fırtladı bir yerden ama bakalım ne diyecek?

Bu bölüm Araf’ıma aşık olmayan kalmamıştır diye düşünüyorum, şahsen ben düştüm…

Sizce bölüm nasıldı???

Lütfen beğeni ve yorum atmayı ihmal etmeyelim canlarım…

Artık yükselmemiz gerekiyor ha ne dersiniz??

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

Bölüm sonu

1 yorum