İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 29 · 24 dk okuma

SÂYE

Bölüm 29

28. ÖLÜM ŞAŞKINLIĞI

~Bölüm Şarkısı~

Bayhan~Tiryakinim

Özdemir Erdoğan~Aç Kapıyı Gir İçeri

Yeni bölümden herkese merhabalar efenim!!

Nasılsınız??

"Bana ne şu yalan dünyadan yanımda sen olmasan, gözlerim kapanmaz seni sinemde uyutmazsam..." diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzz

⚖️🖤

~~~~~~~~~~

Geçmişimde ki acılar zihnimde dönerken dudaklarım daha çok kıvrıldı. Ben o güçsüz küçük kız değildim, arzu ettiğim korkulan ruha dönüşebilmiştim. Etrafımda ki hava akışı ruhuma dolarken kalbim hızla göğsümü dövmeye başladı, sakin olmalıydım. Ben yine haklı çıkmıştım, Duman'ı kimse yenemezdi.

"Demek bana oyun yaptın." diye dişlerini sıkarak mırıldanan Ömer ile Araf bize doğru bir adım atmıştı ki karşımda ki şerefsiz silahı alnıma daha çok bastırarak bakışlarını arkasında ki adama çevirdi. "Hareket ettiğin an onun beynini dağıtırım."

"Ben seni hemen öldürmesin diye gelecektim fakat bu kadar istekliysen yapacak bir şey yok." dediğinde dudaklarım daha çok kıvrılırken bakışlarımız çakışmıştı, yeşillerinde ki endişeyi açık bir şekilde görebiliyordum.

"Komiklik biz de baba mesleği sanırım canım abim." diyen Ömer'in bakışları bana dönmüştü ki hızla elinde ki silahın kabzasına alttan vurarak elinden kaymasını sağladıktan sonra kendime çekip parmaklarının hapsinden kurtardım, elimde ki silahın namlusunu hiç düşünmeden ona döndürürken silah tuttuğu elini de bükerek hareket skalasını azaltmıştım.

"Ah hiç sanmıyorum abiciğim, aramızda babasına çeken bir piç kurusu sen varsın." diyerek tuttuğum elini daha çok büktüğümde haykırarak elimden kurtulmak için omzumu sertçe ittirmişti lakin arkadan hızla gelen Araf onu omuzlarından sıkıca tutarak arkasında ki sandalyeye oturttu. Büktüğüm elini bırakarak silahı alnına bastırdım.

Bir anda Ömer'in kafasını sertçe masaya geçiren Araf'la kaşlarım çatılırken ona bakakalmıştım, ne yapmaya çalışıyordu? Onu şu an öldüremezdik! Bakışlarımı farkettiğinde dudaklarında peyda olan gülümsemeyle acı içinde haykıran Ömer'i geri çekerek tekrardan ellerini omuzlarına koyarak yerine sabitledi.

"Ne yapıyorsun?" dedim kaşlarım hala çatıkken.

"Hiçbir şey güzelim, iyi sekiyor mu diye baktım sadece." dediğinde istemsizce tatlılığına gülesim gelse de zor bela yüzümü sabit tutabilmiştim. Bakışlarım şerefsize döndüğünde burnunun kanadığını fark etmiştim, umrumda bile değildi.

"Etraf nasıl?" diye sordum Araf'a, bakışlarımı şerefsizden çekmeden. Buraya gelmeden önce yaptığımız plan gayet kolaydı aslında, ben ve Araf iki ayrı arabalarla gelmiştik. Ben önden içeri girerken o ise benden biraz daha önce gelerek hem etrafa bakınıp hemde gizlice içeri girmişti, dediğim gibi plan oldukça kolaydı.

"Avukatı ileride evi izliyor." diyerek sırıttığında benimde dudaklarım kıvrılırken kendimi sandalyeye bıraktım.

"Aşık olduğun avukatın seni kolluyor, öyle mi?" derken hemen masanın üstünde beyaz şahı alarak parmaklarımın arasında çevirmeye başlamıştım. Yüzünde ki ifade sertleşirken gözlerinde ki endişe kırıntısı kalbimin teklemesini sağlamıştı, bir kez olsun benim için endişelenmemişti. Gerçi benimki de laftı işte, endişe için önce sevgi de olması gerekirdi.

"Eğer ona bir şey..."

"Merak ettiğim önemli detaylar var, mesela kendi öz kızını bile öldürmeye çalışan bir kalpsiz nasıl sevebilir? Bana bunun cevabını vermelisin." diyerek sözünü kestiğimde sinirle bana doğru atılmıştı ki Araf'ın omuzlarında ki elleri sayesinde ayağa bile kalkamamıştı.

"Bu saatten sonra o veledin yaşayacağını mı sanıyorsun? Umrumda bile değil, duydun mu? Bar köşelerinde ki bir fahişeden olan o velet sikimde bile değil..." dediğinde daha sözünü bitirmeden Araf hızla tekrardan kafasını masaya gömerken bu sefer kaldırmak yerine başını masaya sabitlemişti.

"Bence sözünü bitirmek gibi bir gaflete düşmemelisin, arkanda ki adamın nâmını benden daha iyi bildiğini düşünüyorum." dedim elimde ki silahı masaya bırakırken. Araf'ın sinirden kasılan çenesini burdan bile fark edebiliyordum.

"Adalete inanan bir aptalsın, beni öldüremeyeceğine yüzde yüz eminim." diyerek zor bela konuştuğunda elimde ki şahı bırakmadan siyah bir piyonu alarak bakış açısına koydum. Sözleri zihnimde ki Duman'ın kahkaha atmasını sağlıyordu.

"Kendini şah sanan bir piyon mu söylüyor bunu bana?" dediğimde zor nefes almasına rağmen dudakları kıvrıldı.

"Piyon da şahı yiyebilir."

"Evet fakat bunun için piyon şahın en yakınına gelmek zorundadır ve o kadar yakınındayken hamle yapmasına bile izin verilmeden şah onu yutar." derken elimde ki beyaz şahı da göz hizasına bıraktım. "Unutma, piyon hiçbir zaman şahı yenemez."

Sinirle tekrar kalkmaya çalışmıştı fakat Araf'ın gücü sayesinde bu sadece mantıksız bir hareketten fazlası olamıyordu. O sırada çalan telefonla bakışlarım karşımda ki şerefsizin cebine kaydığında Araf hızla boşta ki elini cebine sokup telefonu alarak bana uzattı, ekrana baktığımda gördüğüm isimle dudaklarım kıvrılmıştı.

"Bebeğim, son durum nedir?" diyen cırtlak sesle yüzüm hızla büzüştüğünde gözlerimi devirmeden edememiştim. Sesimi çıkarmadan öylece dinledim sadece. "Hey aşkım sesim geliyor mu? Lanet olsun bana ne yaptığını söyle! Geberttikten sonra abilik duygun falan mı kabardı?" dediğinde içimden okkalı bir kahkaha atmıştım. Abilik ve Ömer asla yan yana gelemeyen kavramlardı.

Telefonu kapatarak hızla şerefsizin yüzünü okuttuktan sonra açılan telefonla mesaj kısmına girdim.

Ömer: Bebeğim siktiğimin telefonu çekmiyor

Ömer: Sesini bir türlü alamadım

Yazdığımda cevap saniyeler içinde gelmişti.

Perim: Sana o lanet eve getirmemeni söylemiştim

Perim: Ormanın ortasında tabiki çekmez

Perim: Bana o sürtüğe ne yaptığını söyle

Kaydetme şekli midemi daha çok bulandırırken karşımda ki masaya yapışmış suratına baktım, sürtük olanın kim olduğunu tartışmayacaktım.

Ömer: Can çekişiyor

Ömer: Aşırı zevkli bu bebeğim

Perim: Bu çok iyi

Perim: Hemen bir tane daha sık

Perim: Acilen yer yüzünden silinmesini istiyorum

Ömer: Tamam perim sen nasıl istersen

Yazdıktan sonra silahı tekrar elime alarak ses kaydetme tuşuna basarak silahı ateşledim, üç el ateşledikten sonra kaydetmeyi kapatarak Selen'e yolladım.

Perim: İşte bu bebeğim

Perim: Seninle gurur duyuyorum

Attığı mesajın hemen ardından etraftan polis sirenleri duyulmaya başladığında sakince telefonu tekrardan cebine koyarak ayaklanıp silahı Araf'a uzattım.

"Bu plan hiç kafama yatmıyor." dediğinde kaşlarımı çatarak ona bakmayı sürdürdüm.

"Sadece birkaç ateş Araf." dedim gözlerimi belerterek. Tam karnımda bulunan iki tane büyük yapay kan torbaları vardı, mermi onlara isabet edecek ve sanki yaralanmışım süsü verecekti. İstemeyerekte olsa silahı eldivenli eliyle alan Araf bana doğru doğrulttuğunda elinin gözle görülür bir şekilde titrediğini farketmiştim, dudaklarım hafifçe kıvrılırken yeşillerine bakmayı sürdürdüm. Kimse zarar görmeyecekti.

Ateş etmeden öncesinde hızla saçlarımı dağıttıktan sonra kendimi sert bir tokat attım, dayak yemiş süsü vermeye çalışıyordum. Araf ise elinin altında ki şerefsize tüyo vermemek için ağzını açamıyordu lakin gözleri çok şey söylüyordu, mesela şu anda 'o kadar sert vurma!' diyordu.

Ona aldırmadan yaklaşan siren sesleriyle duvara ilerleyerek kafamı sertçe duvara çaktığım sırada şerefsizin de iniltisi duyulmuştu fakat umursamadan peş peşe üç dört kere daha vurduğum da kaşımdan akan kanı hissetmiştim, kesinlikle bu feci bir baş ağrısı yapacaktı. Arkamı döndüğümde Araf'ın sinirle Ömer'in kafasını sıktığını görmüştüm, hızla ona doğru öpücük atarken kapıya biraz daha yaklaşıp hemen karşısında dikildim.

Sanki hemen olup bitmesini ister gibi silahı karnıma hizalayarak sıktığında her ne kadar içimde çelik yelek bulunsa da kurşunların hızla çarpma acısını hissetmiştim. Karnımdan akan kanlarla gözlerim açılırken sanki acıdan nefesim kesiliyormuş gibi ağzımı hafifçe aralarken elim karnımı buldu.

"ÖMER ARGUN, KANUN NAMINA DIŞARI ÇIKMANIZI TALEP EDİYORUM!" diyen polisler megafondan konuştuğunda bakışlarım tekrardan yeşillere kayarken kaşlarımla yukarda ki katı işaret etmiştim. Hızla dizlerimin üstüne çökerken Araf ise silahın üstünde ki parmak izlerimi temizledikten sonra Ömer'in eline sürdü. "BU SON UYARIMIZ ÖMER ARGUN, LÜTFEN SAVCIYI RAHAT BIRAKIN!"

Gelmeden önce polisleri arayıp ihbar eden kişi Araf'tı, Ömer'in beni çağırdığını ve konuşmak için bir yere gittiğimi söylemişti. Beni çağıran abimle konuşmaya gelmiştim ve beni vurmuştu, bir Cumhuriyet savcısını öldürmeye teşebbüsten müebbet yiyebilirdi. Arkada ki kapı sertçe vurulduğunda ben ise karnımda ki ellerimle nefes almaya çalışıyordum.

Araf hızla Ömer'i bıraktıktan sonra bakışlarını bana çevirdiğinde gözlerimi sıkıca kapatıp açtım, bu 'sorun yok' demekti. Gitmeden hemen önce eğilerek Ömer'in kulağına fısıldamasının ardından yukarıya doğru adımlayarak gözden kaybolduktan sonra ayaklanan Ömer'in bakışlarında ki korku ve şaşkınlık beni oldukça tatmin ediyordu lakin oyunu bozmadım.

Kapı sertçe kırılarak açıldığında az önce ağzıma yerleştirdiğim kapsülü patlatarak dudaklarımın arasından kanın süzülmesini sağlamıştım, bedenim sertçe yere düşerken Ömer ise şaşkın bakışlara arkama bakıyordu. Kulağına her ne söylendiyse nutku tutulmuş gibiydi.

"Savcım, lanet olsun! Savcım iyi misiniz?" diye haykırarak yanıma gelen Lale ile nefes almaya çalışmaya devam ettim, gözlerinde ki yaşlarla yanıma gelerek karnımın üstünde ki elimi sıkıca tutmuştu. "İyileşeceksiniz savcım, lütfen korkmayın. Arhan bey de yolda, biraz daha dayanın."

"Lale..." diye zor bela mırıldanırken sanki gözlerim yavaşça kapanıyor gibi hafiften arkaya kaydırmıştım, öyle çok kurşun yarası almıştım ki tepkileri ezbere biliyordum.

"Hayır, hayır savcım. Lütfen biraz daha dayanın." derken kafasını hızla arkaya doğru çevirdiğinde arabaya bindirilen Ömer'le göz göze gelmiştim, bakışlarında ki nefret çok açıktı. "NEREDE KALDI LANET AMBULANS?"

Hemen ardından kulağımı ambulans sireni doldurmuştu, tabiki bu da ayarlıydı. Hızla içeri giren ambulans çalışanlarıyla gözlerim kapanırken bedenimin hareket ettirildiğini hissediyordum.

"SÂYE! Nerede o? Karım nerede?" diye haykıran Araf'la yüzümü sabit tutmak bir hayli zordu. Tüm işi gücü bırakıp oyuncu mu olsaydık acaba? Bedenim hızla hareket ettirilirken elimi karnımdan kaydırarak yana düşmesini sağlamıştım, parmaklarım büyük parmakların arasına girdiğinde heyecanla çarpan kalbim huzurla sarmalandı. "Güzelim iyileşeceksin, dayan lütfen."

Bedenim sallanırken hızla gelen takırtı sesleriyle ambulansa bindirildiğimi anlamıştım, Araf ise elimi bırakmadan hızla yanıma oturmuştu. Kapanan kapının sesiyle araba hareket etmeye başladığında hala gözlerimi açmadan etrafı dinledim, belki polislerden biri de binmiş olabilirdi.

"Lavi." diyerek omzumu dürten Kayra ile tek gözümü açarak etrafa baktığımda bu sefer omzuma okkalı bir tane geçirmişti.

"Napıyorsun mal?" dedim sinirle iki gözümü açarken.

"Ne biçim rol yapıyorsun salak? Ödümüz koptu bir an gerçek diye." dediğinde gözlerimi devirerek bakışlarımı yanımda ki adama çevirdiğimde kaşları çatık bir şekilde beni izliyordu.

"Çatma kaşlarını artık, bir şey olmadı işte." diye mırıldandığımda bile yüzü değişmemişti.

"Kafanı duvara geçirmen mi gerekiyordu Sâye?" diyerek sinirli bir tonda sorduğu sırada Kayra ise kaşımı temizliyordu.

"Gerçekçi olmalıydı hayatım." dedim hafifçe gülümserken. Hemen önümüzde oturan Deniz ve Buğlem de yüzlerinde ki tıbbi maskeleri çıkarırken derin bir nefes almışlardı.

"Kızım o nasıl rol yapmaktır? Bir an dedik gerçekten sıktılar herhalde." diyen Deniz'le dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.

"Beni bu kadar hafife almamanızı söylemiştim." dediğimde onlarında dudakları kıvrılmıştı.

"Duman yenge iyisin dimi?" diyerek ön taraftan konuşan Aras'la bakışlarımı ona çevirmiştim, sürücü koltuğunun yan tarafında ki kısımda oturuyordu.

"İyiyim ya, bir sıkıntı yok." dediğim sırada bakışlarım elimi hala sıkıca tutan parmaklara kaymıştı. Bakışlarımı yeşillerine çıkartırken hafifçe baş parmağımla elinin üstünü okşadım.

"Ne atraksiyonlu bir sahneydi la, adrenalini hala hissediyorum." diye haykıran sürücü koltuğunda ki Can'la dudaklarım kıvrılırken bakışlarımı yüzünden çekmemiştim. Dudaklarımı kıpırdatarak 'sakin ol.' dediğimde bakışları dudaklarıma kaydıktan sonra tekrardan gözlerime çıkarken hızla bana doğru yaklaşıp dudaklarını alnıma bastırdı.

"Ben sana evde göstereceğim sakinliği." diye kulağıma mırıldanarak geri çekildiğinde bedenim istekle kasılmıştı, şu son birkaç gündür o anlamda yakınlaşmamıştık ve sanırım onun sıcaklığını özlemiştim. Kendimi lanet bir bağımlı gibi hissediyordum!

Duran ambulansla tekrar gözümü kapattığımda koluma bir damar yolu açılmış ve göğsüme de kablolar bağlanmıştı, hızla kapılar açılırken beni aşağı indirdikten sonra hastaneye doğru götürmeye başlamışlardı. Etrafımdan gelen sesleri duyabiliyordum fakat gözlerimi açmadan sabit bir şekilde yatmayı başarabilmiştim. Kayra ameliyathaneyi savcının bir suçluyu yakalaması lazım diyerek ayarlatmış ve herkesi de tembihlemişti, kusursuz bir oyun olacaktı.

"Sevgilim lütfen beni bırakma, yalvarırım dayan." diye haykıran Araf'la istemsizce gözlerim dolarken mimik yapmamaya çalışmıştım, açılan kapının sesiyle bir yere girdiğimizde yanımda bir tek Kayra kalmış, diğerleri ambulansa geri dönmek zorunda kalmışlardı. Gözlerim açılırken etrafa bakındım.

"Merak etme, kimse yok." diyen Kayra ile ona döndüğümde gülümseyerek bana bakıyordu. "Aklıma seneler önce vurulduğun an geldi, nasıl da korkutmuştun bizi."

"Endişelenme şirine, Duman'a hiçbir şey olmaz." dediğimde gözlerini devirerek arkasını dönüp gözyaşlarını benden gizlemeye çalışmıştı.

"Üstünü değiştirip hastane kıyafeti giydirmeliyiz, sonrasında eve transfer ederiz." diyerek elinde ki kıyafetle geriye döndüğünde yerimde doğrularak serumun kablosunu çıkardım, ardından üstümü soyduğumda karnımda ki artık boşalan torbaları da çıkarmıştık. Hastane kıyafetini giyerek geri yattıktan sonra öylece etrafa bakınmıştım.

Telefonu çalan Kayra elini cebine sokarak çıkardıktan sonra gördüğü isimle sırıtarak telefonu bana uzatmıştı, isime baktığımda gözlerimi devirmeden edemedim. Gergin enişte!

"Benden birkaç saat uzak kalabilirsin bence kocam." dediğimde Kayra daha çok gülerken kafasını iki yana sallamıştı, bu hallerim ona garip geliyordu.

"Tabi fakat sonucunda tımarhanelik olabilirim." diyen sert sesiyle dudaklarım daha çok kıvrılmıştı. "Karnında yara olmamış değil mi? Kurşunlar çelik yeleğe sert çarptılar, iyi misin?"

"İyiyim hayatım, iz bile çıkmamış." Aslında yalandı, mermilerin geldiği yerler mosmor olmuştu fakat bunu bilmesine gerek yoktu.

"Eve gidince krem süreriz." dediğinde dudaklarım istemsizce büzülmüştü, öz abim bile öldürmeye çalışırken onun bu denli sevmesi ruhumu huzurla dolduruyordu. "Avukatı buraya geldi, bilgi falan almaya çalışıyor."

"Birazdan adliyeden çağırılır zaten." dedim sinirle. Koduğumun kaşarı! Her boktan çıkmasa rahat edemezdi.

"Senden uzak kalmak bir şişe kezzapı içmekle eş değer, acı verici." demesiyle her şeyi bırakıp kollarına koşmak istemiştim fakat şimdi bırakamazdım.

"Sadece birkaç saat hayatım, sonrasında kollarında olacağım." dediğimde verdiği nefesi kulağımda çınlamıştı.

"Hele bir eve geçelim, alacağım ben seni kollarıma." diye mırıldandığında içimde ki o tutku tekrardan alevlenmişti.

"Hmm! Bakarız ona." diyerek hafif cilveli bir ses tonunda konuştuğumda boğazdan gelen hırıltısı duyulmuştu.

"Şu an aklımı bulandırmamalısın güzelim." dediğinde bende kıkırdamıştım.

"Birkaç saat sonra görüşmek üzere kocam." derken hızla telefonu kapattığımda Kayra ise ileride uğraştığı işlerini bırakıp bana doğru yaklaşmıştı.

"Kocam da kocam diye dolaşıyorsun tüm gün, gören de telli duvaklı evlendi sanır." demesiyle kaşlarım çatıldı.

"Teknik olarak evet demiştim zaten sadece biraz acele oldu o kadar, yoksa bende düğün istemezdim." dedim başımı tekrardan geriye yaslayarak. Beyazların içinde olmak yetmezmiş gibi bir de o kalabalığın güvencesiyle uğraşamazdım.

"Seni gelinlikle görmek isterdim, böyle çok ani oldu Lavi." Gözlerinde ki arzuyu görebiliyordum lakin beyaz giyebilmem için ölmem gerekiyordu.

"Eğer Araf böyle bir emrivaki yapmasaydı da ben gelinlik giymezdim şirine."

"Aman sana da laf söylenmiyor, illa hevesimizi kursağımızda bırak." dediğinde gözlerini devirmiştim.

"Çok istiyorsan git giyin Kayra, sanki siz dün sevgili olduğunuz anasını satayım." dedim bakışlarımı ondan çekip tavana bakarken.

"Hemen topu bana at zaten." diyerek kenarda ki sandalyeye oturduğunda tavanda ki aynaya bakmaya devam ettim. Tuhaf bir hissiyattı burada sağlıklı bir şekilde uzanmak.

Orada öylece dururken sohbet etmiş ve geçmişi anmıştık biraz, aradan saatler geçtiğinde ise Kayra bilgi vermek için dışarı çıkmıştı. Namık'ı anmıştık biraz da, cesedini bile alamamıştık. Onu anmak için temsili bir mezar yaptırmıştım fakat içi boştu, evde ki bana bıraktığı mektup ise öylece kilitli kasamda duruyordu.

Tekrardan içeri giren Kayra ile bakışlarım ona dönmüştü, bana doğru adımlayarak kolumda ki serumu taktıktan sonra gözlerimle çakışan mavileri denizi andırmıştı. Yavaşça bana göz kırptıktan sonra sedyemi ilerletmeye başladığında gözlerimi kapatarak sessizleştim. Dudaklarımın üstüne bıraktığı hava maskesiyle de tam olarak ameliyattan çıkmış gibi görünüyordum.

Bir süre sedye ilerledikten sonra asansöre bindiğimiz de gözlerimi hafifçe açarak Kayra'ya baktım, odaya geçmemiz gerekmiyordu?

"Seninki helikopter istetmiş, onunla eve bırakılacakmışsın." diyen Kayra ile kaşlarım havalanırken tekrardan gözümü kapatarak kendimi sedyenin üzerine bıraktım. Manyağın tekiydi!

Duran asansörden ayrıldıktan sonra yüzüme çarpan rüzgarla sedye ambulans helikoptere ilerletilmeye başlanmıştı. Yerleştikten sonra yüzümde hissettiğim naif parmaklarla yanağıma dokunan sıcak dudakları hissetmiştim, bir gariplik vardı. Bu koku Araf değildi!

"Sana demiştim güzel savcım, o adam tehlikeden başka bir şey getirmez sana." dediğinde kalkıp itmek ve suratını dağıtmak istiyordum fakat rolden çıkamazdım. Koca bir siktir!

"Ona dokunan her parmağını sana teker teker monte etmemi istemiyorsan geri çekil!" diye haykıran sesle yanağımda ki parmaklar uzaklaştığında mide bulantımı düzenlemeye çalışıyordum. "Sen kim oluyorsun da benim olana dokunuyorsun soktuğumun pezevengi!"

Hakaret eden Araf'la gözlerimi sıkıca kapatma istediğimi zor zapt etmiştim, bir savcıya hakaret ediyordu. Neyse ki etrafta başka ses duymuyordum, kanıtlayamazdı.

"En azından onu ölüm döşeklerine atmayacak biriyim. Kabul et Araf, senden daha iyiyim..." derken bir hırıldama kulağımı doldurduğunda Kayra'nın ne bok yaptığını düşünüyordum.

"Bana bir daha o isimle seslenirsen senin soluğunu sikerim, duydun mu?!" diye haykırdı. "O yalnızca benim ve senin gibi orospu çocukları da onu benden alamaz."

"Hey hey hey beyler, hemen yanınızda ağır bir hasta varken sahiden burada kavga mı edeceksiniz?" diyen Kayra ile gözlerimi devirmek istemiştim, sonunda sesi çıkmıştı.

"Ağır bir hastanın yerinin hastane olması gerekmez mi doktor?" diyerek sinirli bir sesle konuşan Ender'le içimden sabır çekmeye başlamıştım. Bir kurtulamamıştım şu piç kurusundan!

"Sana ne lan? Derdi seni mi gerdi koduğumun puştu?!" dedi Araf o sert ve boğuk sesiyle. Sinirlendiği her halinden belli oluyordu.

"Onu sen öldürüyorsun anlasana, bir savcı bir katille olamaz. Sadece ölüm getirdiğini ne zaman anlayacaksın, Lavinia mezara..."

"ONUN ADINI SİKTİĞİMİN AĞZINA ALAMAZSIN!" diye haykırdığında ne yapacağımı bilemiyordum. Lanet olsun! O salağın sahiden şimdi mi gelmesi gerekiyordu?!

"Ya durun artık, yeter! Saatler süren ameliyattan çıktı ve siz aptallar yüzünden enfeksiyon kapacak." diyen Kayra'nın sesinin ardından etraf biraz da olsun sakinleşmişti sanırım, umarım güvenlik gelmezdi.

"Katil değilim ama seni onun yanında bir kez daha görürsem zevkle olurum." dedi Araf dişlerinin arasından adeta hırlayarak. Vazgeçtim, kimsenin Kayra'yı siklediği yoktu!

"İkimize de aynı dava verildi, istesen de istemesen de o yanımda olacak. Belki de görevlere gitmemiz gerektiğinde kollarıma gelecek ve senin gibi bir piçin ise hiç bir şansı kalmayacak." diyen Ender'le sinirlerim yay gibi gerilmişti. Pezevenk bilerek Araf'ın damarına basmaya çalışıyordu. "Niye sinirleniyorsun ki Arhan, yoksa karına yeterince güvenmiyor musun?"

"Hayır, senin gibi yavşakların nefes almasını kaldıramıyorum." dediğinde hafifçe inleyerek parmağımı hareket ettirmeye başlamıştım. Dikkatlerini çekmiş olacaktım ki yine herkes sessizleşmişti.

"Dedim işte size, anestezinin etkisi azalıyor." diyerek yanıma gelen Kayra yüzüme doğru eğilerek önümü kapattığında hızla gözlerimi açıp onun baktım. "Kızım bunlar birbirlerine dalıyor, ne yapacağım?" diye fısıldadı.

"Araf'ı çağır." diye bende fısıldadığımda gözleriyle beni onaylayarak geri çekildiği sırada tekrardan gözlerimi kapatarak kafamı yatırdım.

"Hadi gitmemiz lazım artı, Arhan bey geliyor musunuz?" dedi Kayra.

"Sana bu son uyarım yarrağımın savcısı." dedikten sonra yüzüme çarpan yağmur kokusuyla yanıma geldiğini anlamıştım. Sallanan helikopterle havalandığımızı anladığımda hızla gözlerimi açarak yerimden doğruldum.

Bakışlarım yeşilleriyle çakıştığında içlerinde yanan ateşi görebiliyordum, onu öldürmek istiyordu.

"Araf..." diye mırıldandığımda gözlerini benden kaçırarak başını yana çevirmişti. Aklına takılan o salağın hangi sözüydü? Hızla yerimden doğrularak sedyeye oturduğumda elimi çenesine koyup bana bakmasını sağladım. Kayra önde helikopteri kullanan Alp'in yanına oturmuştu.

"Sinirliyim Sâye ve şu an sakinleşmek istemiyorum." dediğinde dudaklarım kıvrılırken sedyeden atlayarak onun önünde dikilip ses etmesine izin vermeden hızla bacaklarımı aralayarak kucağına oturdum.

"Araf'ım!" diyerek yüzüne ellerimi koyarak bana çevirdiğimde gözlerini sıkıca kapattığını fark etmiştim. "Sakin olmamız lazım, söz veriyorum bana yaklaşmasına izin vermem."

"Bunun için söz vermene gerek yok, sana sonsuz bir şekilde güveniyorum ama yine de..." derken sustuğunda parmaklarım yanağını okşamaya başladı. Hafifçe aralanan yeşilleri yüzümü bulduğunda elleri sıkıca belime sarılarak beni daha çok kendisine çekmişti. "Yine de o orospu çocuğunun yaşıyor olması kanıma dokunuyor, içten içe sana duyguları olması..." diyerek derince bir nefes alırken alnını alnıma yasladı. "Olamaz Sâye, sana o siktiğimin duygularını besleyemez. Sana dokunamaz."

Yanağında duran bir elimi ensesine ilerleterek dağılmış saçlarından içeri geçirdiğimde parmakları belime daha çok gömülmüştü.

"Dokunmayacak ve duygularını da sikip atacağım, sen sadece sakinleş." dediğimde başını geri çekerek tekrardan yeşillerini gözlerimle buluşturmuştu ki aniden dudakları dudaklarımın üstünü örttü. Belimde ki bir eli enseme çıkarak beni daha çok kendisine çektiğinde beklemeden ona karşılık vermeye başlamıştım. Dudaklarımın arasında ki nahoş tadı içimde ki tüm stresi alırken yanağında duran diğer elimi de saçlarının arasına daldırarak ona daha da yaklaştım.

Dudaklarımın arasından sıyrılan dili aceleci ve hoyrattı, sanki tüm sinirini atmak istiyor gibi bir hali vardı. Eli saçlarıma dolanarak hafifçe çekiştirdiğinde inleyerek dişlerimi alt dudağına geçirmiştim, bana yaşattığı zevklere alışabilmem sanırım imkansızdı.

"Beni bu kadar kolay sakinleştirebiliyor olman çok acımasızca." diyerek dudaklarımın üstüne fısıldayarak Araf'la derin nefesler alarak sakinleşmeye çalışıyordum.

"Sana olan sevgimin hissettirdikleri de çok acımasızca hayatım, ödeşiyoruz." dediğimde dudakları kıvrılırken yan taraftan açılan kapıyla durduğumuzu yeni idrak edebilmiştim. Bakışlarımız oraya döndüğü sırada Araf hızla geriye çekilerek üstünde ki ceketi çıkartıp benim sırtıma sardıktan sonra ayağa kalktığında bacaklarım sıkıca beline sarılmıştı.

"Sıkı tutun küçük maymun." dediğin de tek kaşım havalanırken kollarımı omuzlarına sararak başımı da boynuna gömüp dudaklarımı hala sinirden çıkık duran damarına bastırdım. "Siz gidin, devamı bende." diyerek adımlamaya başlayan Araf'la gözlerimi açarak etrafa baktığımda gördüklerime bir kez daha şaşırmıştım, sahiden evin çatısında helikopter pisti mi vardı onun?

Sahiden şaşırtıcıydı, bazen milyarder bir kocam olduğunu unutabiliyordum.

İçeriye doğru adımlarken kafamı tekrardan boynuna gömerek yağmur kokusunun mahzenine kendimi saklamıştım, sanırım burada bir ömür yaşayabilirdim. Merdivenleri inerek bir kapıyı açtığında kokudan iyice mayışmış bir durumdaydım, bu iki gün gerçekten uzun geçmişti benim için.

"Lavi çıkıyoruz biz, bir şey olursa haberdar et." diyen Kayra ile başımı kaldırarak ona baktığımda kafamı olumlu anlamda hafifçe sallamıştım. O da gülümsedikten sonra yanında ki Alp'in koluna sarılarak aşağı inmişlerdi, tekrar adımlamaya başlayan Araf beni yatağa bıraktığında bakışlarım yüzünü buldu.

"Sen üstünü giyin ben de sana yiyecek bir şeyler hazırlayayım, tamam mı?" dediğinde dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.

"Tamam hayatım." diyerek yakınımda ki dudaklarına küçük bir öpücük bıraktığımda onunda sırıtışı büyürken geri çekilip kafasını boynuma gömerek derin bir nefes aldıktan sonra dudaklarını bastırmıştı, geri çekilerek alnıma da bastırıp odadan çıktığında ayağa kalkarak dolaba yöneldim. Yine eski evine gelmiştik, ameliyatı duyan polisler geçmiş olsuna gelebilecekleri için henüz diğer eve geçmeniz mantıklı olmazdı. Orası bilinmemeliydi.

Dolaba yönelmeden önce hızlıca banyoya girerek acele bir şekilde duş aldıktan sonra çıkıp kıyafetlere bakınmaya başladım. İçime siyah bir iç çamaşırı takımı geçirdikten sonra üstüme ise siyah uzun bir elbise çıkarmıştım, dışarısı soğuk olmasına rağmen evin içerisi oldukça sıcaktı. Elimde ki havluyla saçlarımın nemini aldıktan sonra banyoda ki yerine bırakarak saçlarımı kurutma gereği duymadan aşağıya doğru adımladım, merdivenlerden ilerledikçe burnuma enfes kokular geliyordu.

Mutfağa yöneldiğimde ise kaşlarım ilgiyle havalanmıştı, Araf üstünde ki önlükle yemek pişiriyordu. Kokulardan anladığım kadarıyla tavuk sote ve pilav yapmıştı lakin daha leziz bir şey varsa o da çıplak üstüne önlük giyen kocamdı. Boğazım kururken onu süzmeden edemiyordum. Belinden düşecek gibi duran siyah eşofmanı ve üzerinde ki siyah önlüğüne tezatlık oluşturan buğday teni...

"Niye saçını kurutmadın güzelim, başın ağrır böyle." diyen sesle gözlerim vücudundan ayrılırken yeşilleriyle çakışmıştı.

"Ev sıcak." dedim boğuk çıkmaması için uğraştığım sesimle. Kesinlikle şu an daha da sıcak olmuştu.

A dostlar evde calvin clein mankeni var.

"Olsun güzelim, yine de ağrır." derken önünde fokurdayan soteye bakışlarını çevirdiğinde hafifçe karıştırmıştı. "Bana yardım etmek ister misin?" dediğinde kesinlikle reddetmek istiyordum. Şu an yardım edebileceğim çok başka konular zihnimde dönüyordu.

"Tabi." diyerek yanına adımladığımda bakışları bana dönerken hazırladığı salata malzemelerini önüme itti.

"Doğrar mısın?" dediğinde cevap vermeden ileride ki bıçağı elime alarak kıvırcığı düzenli bir şekilde kesme tahtasına dizmeye başlamıştım ki yan gözle önlüğü çıkardığını fark etmiştim, siktir!

Kendine gel kızım, ilk kez mi bu kadar ağız sulandırıcı bir vücut görüyorsun?!

Umursamamaya çalışarak kıvırcıkları doğramaya başladığım sırada arkamda hissettiğim iri bedenle neredeyse inlemek üzereydim. Kahretsin, daha elini bile sürmemişti bana! Kıvırcıkları bitirirken o ise hemen üzerimden dolaba uzanarak tabakları çıkartıp masaya yerleştirmişti. Salak lavi, adamın günlük hareketlerine bile halleniyorsun!

Ele hoş!

Derince yutkunurken domatesleri önüme alarak doğramaya başladığımda bu sefer de ellerini iki yanımdan uzatarak sürahiye uzanıp elinde ki bardağa su doldurmaya başlamıştı, belimde hissettiğim şişliğiyle dişlerimi sertçe dudaklarıma geçirdim. Geri çekildiğinde bacaklarımı birbirine bastırmam gerekmişti, gerçekten ıslanmıştım ve dokunmamıştı bile bana!

Domatesleri de hızla doğradıktan sonra salatalıkları da hallettiğimde bana temas etmemesi derince bir nefes almamı sağlamıştı, aklımı darma duman edebiliyordu. Salatanın sosunu da hallederek karıştırdıktan sonra elimde ki yağı yerine bırakmıştım ki bedeni tekrardan arkamda ki yerini almıştı, nefesi saçlarıma vururken elim istemsizce yumruk oldu.

"Bitti mi salata?" diye mırıldandığında boğazımda ki kuruluğun gitmesi için büyükçe yutkunmuştum.

"Evet, yemekler pişti mi?" diye sorduğumda sesim yaşadığım arzudan dolayı boğuk çıkmıştı.

"Pişti." derken dudaklarını çıplak omzuma bastırdığında sıcak nefesi titrememi sağlamıştı. Doğruyu söylemek gerekirse yemek şu an umrumda bile değildi.

"O zaman yiyelim." dediğimde bende istemsizce mırıldanmıştım.

"Yiyelim." diyerek elini karnıma atarak beni daha çok kendisine yapıştırdığında varlığını net bir şekilde hissediyordum. Yavaşça yukarı sıyrılan elbisemle kafamı omzuna yatırdığımda kesinlikle hazırdım, itiraz etmek aklımın ucundan dahi geçmiyordu. Diğer bir eli yukarı çıkarak bir anda göğsümü avuçladığında inleyerek sıkıca tezgaha tutundum, diğer eli ise kıvrılan elbisenin içinden bacaklarımın arasını bulduğunda neredeyse çığlık atmak üzereydim.

Hareket eden parmaklarıyla aklımı yitirirken kendimi daha çok eline bastırmıştım, daha da hızlanmalıydı. Dudakları yanağıma hafifçe dokunurken eli iç çamaşırımın içine süzüldüğünde bir kez daha inlemiştim.

"Of! Benim için her zaman hazır olmana bayılıyorum hatun." dediği sırada içime yolladığı parmaklarla inleyerek dişlerimi dudağıma geçirmiştim, hisler çok fazlaydı. Aklıma dağıtacak, yönümü şaşırtacak kadar fazla. "Ama hızlı olmamız lazım, yemeklerimiz soğumasın."

Sözleriyle eşzamanlı olarak eli de hızlandığında bacaklarım titremeye başlamıştı bile, nefeslerim sıklaşırken etrafa yayılan seslerimiz daha da libidomu yükseltiyordu.

"Araf!" diye haykırdığımda parmakları daha da hızlanmaya başlamıştı. Artan titremelerimle sona ulaşırken inleyerek parmaklarına akmıştım. Ah! Tanrım!

"O güzel tadını da yemek isterdim ama önce seni diğer anlamda da doyurmalıyız." diyerek elini geri çektiğinde bedenimde hala orgazmın artçıları görünüyordu, azalan titremelerimle bakışlarımı ona çevirdiğimde elini kaldırarak dudaklarına götürüp beni emdi. "Tadını hiçbir yemeğe değişmem."

"Siz çok azgınsınız bayım." diye mırıldandığımda dudakları kıvrılırken hafifçe geri çekilerek beni masaya yönlendirip sandalyeye oturmamı sağlamıştı.

"Ah kesinlikle karımın suçu hanımefendi, bu kadar bana göre olmamalıydı." derken dudaklarını dudaklarıma bastırdıktan sonra geri çekilerek tabaklara servis yapmaya başladığında rahatlayan bedenimle arkama yaslanarak onu izlemeye başladım. Oldukça iri bedeni asla kötü durmuyordu ve kolunda ki dövmeler ise ona bu yaşına rağmen serseri bir hava katmıştı lakin farkettiğim bir detay vardı, yeni bir dövme yaptırmıştı.

"Bunu ne ara yaptırdın?" diye sordum küçük dövmeye bakarak, kafası ayaklarının önünde duran bir çöp adamdı.

"Yaptırmadım güzelim, yaptım." dediğinde kaşlarım çatılırken o ise karşıma oturmuştu.

"Sen kimi öldürdün Araf?" dedim sakin bir ses tonuyla. Geçen günkü reçel! konusunu bir türlü konuşamamıştık.

"Pedofili bir orospu çocuğunu." demesiyle yüz ifadem değişmezken ona bakmayı sürdürdüm. Lütfen aklımda ki isim olmasındı!

"Suçunu değil kim olduğunu sordum Araf."

"Orhan Ataç." dediğinde gözlerim irileşmişti. Siktir kere siktir!

"Sen ciddi olamazsın Araf, bu kadar dibimizde olan puştun babasını mı öldürdün?" dediğimde beni umursamadan rahat bir ifadeyle cebinden telefonu çıkartarak önüme bıraktıktan sonra yemeğini yemeye başlamıştı. Önüme koyduğu telefonuna uzanıp açtığımda telefon otomatik olarak açılırken ekranda ki yüzümle istemsizce içim bir tuhaf olmuştu, güldüğüm bir resimdi lakin çekildiğinden haberim yoktu. Resimde ki halim henüz üniversite zamanlarımda ki halimdi, yani bu resim senelerdir onda mıydı?

"Mesajlara gir bak güzelim." demesiyle resme odaklanmamaya çalışarak mesajlara girdiğimde gördüğüm numara ve yanında ki resimle hızla üzerine tıkladım, Ender Araf'a mesaj atmıştı.

0562*******: O bana ait olmalıydı

0562*******: Onu zerre kadar haketmeyen sana değil, ona zarardan başka hiçbir sikim getirmeyeceksin

0562*******: Ah o karını öyle bir sikeceğim ki inlemeleri senin kulağında yankılanacak

0562*******: Mesajlarıma cevap ver orospu çocuğu

0562*******: Yoksa korktun mu

0562*******: Korkmalısın

0562*******: O orospu karını sikip sonra da gebertmeden durmayacağım

Mesajlarla dişlerim adeta birbirine geçtiğinde o pezevengi ellerimle gebertmek istiyordum, hakkımda ki sözleri bir yana bilerek Araf'ı kışkırtmaya çalışıyordu. Lakin garip bir şekilde mesajların hiçbirisine cevap vermemişti.

"Ve sende babasını öldüreyim mi dedin?" diyerek telefonu tekrar masaya bıraktığımda yemekten kafasını kaldırıp bana bakarak başını olumlu anlamda salladı. Orhan da en az oğlu kadar şerefsizdi, çocuklara tecavüz eden garip bir tarikatın üyesiydi lakin hem yeterli kanıt olmamasından hem de milletvekili oluşundan dolayı tutuklanamıyordu.

"Dünyadan bir şerefsiz eksildi." dediğinde bende kaşığımı elime alıp pilav üstü konulan soteme baktım.

"İyi yapmışsın hayatım da kanıt bırakmasaydın." dediğimde bakışları şaşkınlıkla bana döndü.

"Kızmadın mı?" diye sorduğunda yemekten bir kaşık alıp ağzıma atmıştım. Her hali gibi bunu da harika yapmıştı, bir adamın hiç mi kusuru olmazdı?!

"Hayır aşkım, sen yapmasan birkaç güne ben yapacaktım zaten." diyerek salatadan da aldığımda dudaklarının kıvrıldığını fark etmiştim.

"Her geçen gün beni kendine daha da aşık ediyorsun güzelim." dediğinde benimde dudaklarım kıvrılırken bakışlarım parıldayan yeşillerine döndü.

"Hislerimiz kesinlikle karşılıklı kocam."

Sözlerimin ardından çalan telefonumla bakışlarım masanın diğer ucunda ki telefonuma çarpmıştı, uzanarak elime alıp ekrana baktığımda Buğlem'in aradığını görmüştüm.

"Efendim sarışım?" diyerek yemekten bir kaşık daha aldığımda dinlemeye başlamıştım.

"Az önce bir davetiye geldi Lavi, Duman'a ait mail hesabına." dediğinde ağzımdakini yutarak ona dikkat kesilirken telefonu hoparlöre aldım. "Cemal Dağdeviren seni düzenlediği bir bağış gecesine davet etmiş."

Sözlerinin ardından Araf'ta telefonuna uzanarak maillerine baktığında bakışları bana dönerek kafasını olumlu anlamda salladı, onu da çağırmıştı.

"Ne zaman peki bu gece?" diye sorduğumda aklıma takılan kısımlar vardı, ilki de Cemal neden hala Trabzon'a dönmemişti?

"Tam bir hafta sonra ve önemli olan en altta ki not aslında." dediğinde kaşlarım çatılırken sözünü bitirmesini bekledim. "Tekrardan kavuşmalara yazmış, bir anlam ifade ediyor mu?"

Bakışlarım yeşillerle çakıştığında zihnimde bir anlam arıyordum, ne demek istemişti ki? 'Tekrardan kavuşmalara...' Bu neydi şimdi?

O an zihnimde dank eden düşünceyle kaşlarım daha da çatıldı, Ferhat'ı da çağırmış olamazdı değil mi? Son konuşmamızda Namık hakkında bir şeyler gevelemişti, belki de o mektubu okuma zamanım artık gelmiştir.

"Sarışın şimdi senden benim odama çıkmanı ve dolabı açarak kasaya ulaşmanı istiyorum."

"Tamamdır, bir saniye..." dediğinde etraftan gelen seslere bakılırsa ayaklanmıştı. "Evet, geldim."

"Şifre 1205, aç ve içinde ki mektubun resimini bana at." diyerek arkama yaslandığımda Araf'ın yüzünde ki muzip ifadeyi tabiki de farketmiştim, şifrem onun doğum günüydü.

"Tamam, bekle." derken telefonu kapattığında birkaç dakikanın ardından gelen bildirim sesiyle derince bir nefes alarak resmî açtım.

Sevgili Duman,

Bu lanet mektubu yazmak benim içinde oldukça zor fakat bazı şeylerin böyle yaşanması gerekiyordu, seni yalnız bıraktığım için beni affet...

Sen şu anda yukarı da dövüş için hazırlanırken ben ise sana küçük bir mektup bırakma derdindeyim, sanırım dediğin gibi yaşlanıyorum ha! Başıma gelecek olanları elbet ki biliyorum evlat, ben bu işlere dün başlamadım. Yaşım, hayatım, sevdiklerim ve daha nicelerini ben bunun için kaybetmişken en iyisi olamadan bırakamazdım. Şimdi diyeceksin ne diyor bu bunak diye, sadece sana birkaç şeyi açıklamak istiyorum.

Etrafını çok düşmanlar saracak ve neredeyse hepsi seni öldürmek isteyecekler, durdurmak için yakıp kül edecekler lakin Duman'ın asla kaybetmediğini onlara göstereceksin. Belki öğretme şeklim yanlıştı evlat fakat amacım sadece sizi daha çok güçlü kılmaktı ve bunu başardığıma inanıyorum. Sen ve Ateş, benim hem öğrencim hemde evladım oldunuz fakat şimdi küçük bir ayrılık vakti. Namık dayının yerini devretme vakti geldi de geçiyor bile...

Ateş demişken ona da dikkat et. Fevridir, çabuk alevlenir ve düşünmeden yakıp yıkar evlat. Doğruyu söylemek gerekirse asla aklımdan sana aşık olacağı düşüncesi geçmezdi, ilk başlarda sizi baş göz etmeyi istemiştim ama deli oğlan çok soğuk olunca üstüne de düşmedim. Ta ki o güne kadar...

Karşıma geçip 'ben Duman'a aşığım.' dediğinde bir an benimle dalga geçtiğini bile düşünmüştüm hatta. Neyse yine çok konuştum, bilirsin sizinle olunca çenem hep açılır evlat. Ateş'le ilgili söylemek istediğim son şey ise üstün bir takipçi zekasına sahip olduğu, ondan kaçmanın imkanı yoktur ve kafasına koyduğu insanı öldürmeden bırakmaz evlat. Ne olursa olsun onunla aranı kötü tutma...

Ve asıl sonuca geliyorum.

Eğer olurda bir gün sana bu mektubu söylersem bil ki kurtulmanın bir yolunu bulmuşumdur Duman, ölüm henüz bana uğramamıştır...

Gözlerim şaşkınlıkla irileşirken sağ gözümden bir damla akarak yanağımla buluştu. Bu da ne demek oluyordu?

Başından beri Namık hiç ölmemiş miydi?...

~~~~~~~~~~~~~~

Ve bölüm sonuuu!!

Sizce yeni bölüm nasıldı?

Geç geldiği için affedersiniz, şu aralar pek müsait olamıyorum...

Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen!!!

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

Bölüm sonu

1 yorum