~Bölüm Şarkıları~
Fettah Can~Sen en çok aşksın
Kenan Doğulu~Rütbeni bileceksin
Yeni bölümden herkese merhabalar efenim!!!
Nasılsınız?
Bu kitabın niye okunmaları ve beğenileri yükselmiyor yahu??
Neyse, yorum ve vote atmayı unutmayın lütfennn! 🥺
"Gece ateşim, gündüz güneşim, taptığım ilk aşksın... Gözleri yeşim, sen ilk eşim, sen en çok aşksın..."
diyerek sizleri yeni bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar!
Seviliyorsunuzzzz
⚖️🖤
~~~~~~~~~~~~
Senelerin oluşturduğu güç kırıntısının içimden yavaşça ayrıldığını hissederken bakışlarım zemine takılı kalmıştı. Zihnimin duvarlarını delerek bedenimi ele geçiren düşünceleri durduramıyordum.
Onu bizden alacaklar...
Nefesim kesilirken etrafımda ki sesler sadece kulağıma uğultu olarak ulaşıyordu, omzumda hissedebildiğim parmaklara bile tepki veremiyordum. İçim çıkana kadar ağlamak istiyordum, o bir intikam aracı değil, sadece küçük bir çocuk diye haykırmak istiyordum ama tek yapabildiğim öylece durmaktı.
Onu öldürecek...
Asla benden almasına izin veremezdim... alamazdı. O sadece bir çocuktu, bizim güç gösterimizin bir oyuncağı olmazdı.
Zihnimde acı bir ses kahkaha atmaya başladığında ellerimin titrediğini fark edebilmiştim. Hayır, burada olmazdı. Savcı Lavinia kriz geçiremezdi, yapamazdım! Bakışlarım bulanıklaşırken derin nefesler almaya çalıştım lakin hepsi boğazımda düğümleniyormuş gibiydi.
Sen mi kurtaracaksın onu?! Senin gibi beceriksiz sadece oturup zırlamayı bilir! Anla bunu, sen hiçbir şeysin!
Hayır, onu benden almasına izin veremezdim. Hayır, o daha çok küçüktü, ona dayanamaz...
"Ben... ben..." güçlüyüm, ben kurtaracağım onu...
Etrafıma sarılan kollarla burnuma dolan yağmur kokusunu hissedebiliyordum fakat bedenim bir nebze de olsa sakinleşse bile yine de kıpırdayamıyordum, onu kurtarmalıydım.
"Sâye..." diyen sesi duyabiliyordum. Transa mı girmiştim? Neden cevap veremiyordum? "Beni duyuyor musun?... Sâye?!" Yanağıma sarılan elleri hissediyordum, cevap vermeliydim.
Ne iyi olmayı başarabildin ne de kötü, sen sadece bir ahmaksın. Güçlü olduğunu mu sanıyorsun?! Şu haline bir bak! Sen hayatımda gördüğüm en zavallı insansın!
"Lavinia savcım iyi misiniz?" diye haykıran ses zihnimde yankılanırken omuzlarımdan sarsıldığımı fark edebiliyordum. Savcı... ben savcıydım. Ben onu kurtarabilirdim...
"Güzelim lütfen bir şey söyle, lütfen." diyen boğuk sesle derince bir nefes aldığımda öksürerek karşımda ki Araf'a tutunmuştum. Gözlerimi hızla kapatıp açarak nerede olduğumu çözmeye çalıştım, derin nefesler alarak bakışlarımı etrafta gezdirdiğimde ne olduğunu anlamak benim için bir hayli zordu.
"Araf." dedim ona daha sıkı tutunurken. Etrafımı saran yağmur kokusunun beni sakinleştirmesi için kafamı boynuna gömdüğümde elleri belime sarıldı.
"Buradayım güzelim, buradayım."
Az önce bana ne olmuştu? Zihnim mahşer alanı gibiyken bir anda bütün sesler susmuştu sanki, gözlerim çevremizi saran telaşlı gözlerde gezindi. Sakinleşen nefesimle geriye çekildiğimde omuzlarımı dikleştirerek kendime gelmeye çalıştım, ben yıkılamazdım.
"İyiyim millet, bir sorun yok." diyerek çevremde ki herkeste gözümü gezdirdiğimde bana anlayışla bakan Lale'de bakışlarım fazlaca kalmıştı. Herkes kendi işlerini yapmak için dağılmışlardı fakat Lale hala yanımdaydı. "İyiyim Lale, sende işine dön."
"Gideceğim savcım ama önce şunu bilin ki hayatımda tanıdığım en güçlü insansınız." derken omzuma hafifçe dokunduktan sonra cevap vermemi beklemeden ilerlediğinde sadece bir süre arkasından bakakalmıştım, bu ne içindi şimdi?
"Sayın savcım, başsavcım sizi odasında bekliyormuş." diyen Cansu'ya döndüğümde sakince kafamı olumlu anlamda salladım. Ardından soru dolu yeşillere bakmadan elimde ki dosyayı yumruğumun içine hapsederek odama girdiğimde Araf'ta peşimden gelip kapıyı kapatmıştı.
"Sâye ne oluyor?" dediği sırada kendimi zor bela sandalyeme bıraktım. Konuşmaya bile halim yokken zihnim sürekli çıkar yol arıyordu, elimde ki dosyayı yanıma gelen Araf'a uzattım. Hala aklım almıyordu, nasıl böyle bir şeye cüret edebilirdi? Elimde onu müebbet hapse atacak kadar kanıtlarım vardı fakat ne yazık ki onun da Araf için kanıtları vardı, bu şekilde elimi kolumu bağlamak istiyordu.
Arya'yı günahı kadar istemediğine emindim, amacı oyunu tamamen kendine çevirerek bana isteğini yaptırmaktı. Dağhan'ı neden bu kadar çok istiyordu? Para için mi? Ya da Araf'ın sahip olduğu liderlik koltuğu için mi?...
Titreyen ellerimi yumruk yaparak kendime gelmeye çalıştım, onu daha önce öldürmem gerekirdi. Lanet olsun! Elimde can vermeliydi ve ben zamanım varken sadece sessiz kalmayı seçmiştim. Nasıl böyle bir hataya düşmüştüm ben, nasıl?!
"Güzelim bana bak." diyerek önümde diz çöken Araf'a baktığımda ormanları bile sakinleşmemi sağlayamıyordu. "Suçlamaları tamamen yersiz, araştırdıklarında bunu onlar da görecekler. Sen sadece sakin ol birtanem, sakin ol ve içinde ki gücü hisset. Hani Duman'ı kimse yenemezdi?"
"Amacı onu almak değil zaten Araf, onun arzusu bizi elinde kukla yapabilmek." derken ayağa kalkarak üstümde ki cüppeyi çıkartıp masanın önünde ki koltuğa attıktan sonra elimi sinirle saçlarımdan geçirdim. "Sik kırığı beni seninle vuramayacağını anladı, Arya'yla vurmaya çalışıyor ve benim lanet gelsin ki yapacak hiçbir şeyim yok!"
Üzerimde ki ceketi de çıkartıp cüppenin üstüne attığımda sinirden yandığımı hissedebiliyordum, damarlarımdan bir kezzap misali akarak zihnimi darmaduman ediyordu.
"Senden ne ismişti o gün?"
"Dağhan'ı istedi fakat eminim, günahı kadar sevmiyor o iti. Amacı sadece para ve güç, bunları sağlayacak tek kişi de Dağhan ona göre." dediğimde bana doğru bir adım atarken o da ceketini çıkarmıştı. "Buğlem'den videoları araştırmasını istedim ve hali hazırda videoların neredeyse on kere kopyalandığını tespit etti." Bu kısaca on farklı yerde videolar mevcut demek oluyordu, teker teker arayıp silmemiz imkansıza yakındı.
"İstediğini elde etmek için seni köşeye sıkıştırmaya çalışıyor." diyerek bakışlarını bana çevirdiğinde gözlerinde ki yorgunluğu yakalayabilmiştim, gece boyu uyumamıştı.
"Aynen öyle ve şu anlık bir çıkar yol da gözükmüyor. Haberim yoktu çocuğumun varlığından diyebilir, bir ihtimalle pedagog sayesinde Arya bizimle kalabilir lakin bu hafta da iki gün babasıyla görüşme izni çıkarmayacakları anlamına gelmez." derken bile mideme kramplar girmeye başlamıştı. "Araf o gördüğü birkaç dakika da bile öldürmeye çalışmışken iki günde her şeyi yapabilir, buna izin veremem." Ellerim delicesine titrerken Araf bana doğru bir adım daha atarak titreyen ellerimi avucunun içine hapsetti.
"Senin şu anda yapman gereken tek şey sakin olmak güzelim, sana yemin ederim almasına bende izin vermeyeceğim ama şu anlık sakinleş." dediğinde gözlerinde ki o sakinleştirici pırıltılarda kendimi kaybederken yavaşça kafamı salladım. Telaşlanmak şu anda işi daha da yokuşa sürerdi, haklıydı.
"Tamam o zaman ben bir başsavcının yanına gideyim, sen beni burada bekle." dediğim sırada kollarını sıkıca çevreme sararak beni kendine çekmişti, hızla bende kollarımı bedenine sararak sadece birkaç saniye kendime izin verdim. Yağmur kokusu ciğerlerime dolarken gözlerimi kapatıp sadece dertsiz bir şekilde ormanda yürüdüğümü hayal etmiştim, yanımda sıcak varlığıyla harika bir geziydi.
"Unutmayın sayın savcım, bizi hiç kimse yenemez." diye mırıldanışı kulağıma ulaştığında dudaklarımın hafifçe kıvrılmasına izin vermiştim. Hafifçe geriye çekilerek açtığım gözlerimi yeşilleriyle buluşturduğumda bir kez daha emin olmuştum, o benim kesinlikle en büyük şansımdı...
"Lütfen benim için Kayra'yı arayıp bodrumda ki oyuncakları lidere emanet etmesini söyler misin? Her ihtimale karşı evi temizleyelim." dediğimde kaşları çatılsa da kafasını olumlu anlamda sallamıştı. Elimi ensesine çıkartıp hafif bir baskı uyguladığımda ne istediğimi anlayarak dudaklarını dudaklarıma yasladığında küçük ve huzur dolu bir öpücüğün ardından geri çekildim.
"Teşekkür ederim, varlığın için." diye mırıldandığımda dudakları hafifçe kıvrılırken yeşilleri biraz daha parlamıştı sanki.
"Buna gerek yok, nefes aldığım sürece benim yerim her zaman yanın olacak." dediğinde içimde garip bir duygusallık oluştuğunu hissetmiştim.
"Seni seviyorum." diyerek fısıldadığımda yanağımı bulan eli hafifçe okşarken dudaklarıma tekrardan küçük bir öpücük bırakmıştı.
"Sana tüm ruhumla aşığım." Her defasında nasıl kalbimi bu denli arttırabiliyordu bilmiyordum ama bir şekilde başarıyordu, her duyduğumda sanki ilkmiş gibi tüm varlığımı kendi benliğiyle dolduruyordu.
"Başsavcıya gitmem gerek." diye mırıldanmıştım fakat sıcak kollarından ayrılmak bir zulüm gibiydi. Zor bela geriye doğru bir adım atarak teninden ayrıldığım anda bedenimi ele geçiren soğuğu iliklerime kadar hissetmiştim. Umursamamaya çalışarak arkamı dönüp ceketimi üzerime geçirdikten sonra odadan çıkarak başsavcının odasına doğru adımlamıştım.
Tıklattığım kapının ardından gelen sesle kapıyı açarak içeri girdim, adımlarım duraksamadan masaya yaklaştığında bakışlarımı başsavcıya çevirmiştim.
"İyi misin savcım?" diye sorduğunda kafamı olumlu anlamda salladım.
"İyiyim başsavcım, sadece bir anda görünce anlık olarak şaşırdım taktir edersiniz ki." dediğimde o da anlayışla başını sallamıştı.
"Merak etme savcım, ben biliyorum senin asla söylenilen gibi davranmadığını. Arya kızımız da buraya geldiğin de hepimiz gördük seni nasıl sevdiğini lakin elinde DNA testi var, bunun onda üstünlük sağlayacağını biliyorsun." dediğinde kendimi sakinleştirmek için derince bir nefes çektim ciğerlerime, o şerefsizi gebertmek istiyordum. Ara sıra Arya'yı okul çıkışlarında buraya getirdim, bu yüzden o da tanınıyordu.
"Biliyorum başsavcım." derken tekrardan bir nefes aldım. "Kendi öz kızını istemeyerek dışarı atan biri şimdi gelmiş bana dava açıyor, ne diyeceğimi bilemiyorum."
"Belli ki amacı çocuk sevgisi değil savcım, sizden para koparmak istiyor olabilir ama endişelenmenize hiç gerek yok. Kanunlar buna izin vermezler." dediğinde Duman zihnimde adeta kahkaha atıyordu. Kanunların şu anda yapabileceği tek şey hepimizi içeri tıkmak olurdu sanırım.
"Farkındayım başsavcım, kanunlara ve adalete inancım sonsuz lakin sizden ufak bir isteğim var. Lütfen davayı Ender savcım bakmasın, kendisinin belli ki şu aralar benimle bir husumeti var." diyerek bakışlarımı tekrardan gözlerine çevirdiğimde tekrardan başını sallamıştı.
"Merak etme biliyorum savcım, davana ben bakacağım. Kaldı ki Ender savcı şu aralar izinli zaten, bu sabah babasını kaybetmişler." demesiyle kaşlarım istemsizce çatılmıştı. Bu sabah mı?
"Ama kendisi az önce davamdaydı başsavcım."
"O da onun problemi işte savcım, pek ailesini sever bir hali de yok zaten." dediğinde sessiz kalmayı seçmiştim. Daha babasının cenazesi bile kalkmadan gelip davam hakkında yargıda bulunmuştu, oldukça garip bir adamdı.
"Anlıyorum başsavcım, izniniz olursa ben çıkıyorum." dediğim sırada eliyle beni durdurup masanın üstünde ki diğer dosyayı uzatmıştı.
"Şu dosyaya da bir göz atmanı istiyorum savcım." derken dosyayı elime alarak açtığımda Duman zihnimde bir kez daha haykırdı. "Zarfçı uzun süredir sessiz gibiydi fakat geçen gün öğrendik ki Yücel Karahan ve Serhat Karahan kayıplarmış, esasında dava Ender savcıdaydı fakat aylardır tek bir kanıt bulamadığı için seninde bakmanı uygun gördüm."
Ne güzel! Bir bu derdim eksikti!
"Tabi ki başsavcım, araştırmaya çalışırım." diyerek hafifçe gülümsediğimde Haluk başsavcı da bana karşılık vermişti.
"Endişelenme, onu senden alamaz. Çıkabilirsiniz savcım." dediğinde kafamı olumlu anlamda sallayarak arkamı dönüp odasından ayrılarak kendi odama ilerledim. Sahiden harikaydı, kendi öldürdüğü insanların katillerini arayan bir savcı! Günüm daha ne kadar mükemmel olabilirdi acaba?!
Odama girdiğimde Araf'ın camın kenarında telefonla konuştuğunu fark etmiştim, bakışları bana kaydığında dudakları hafifçe kıvrılırken göz kırpmıştı.
"Evet, tam o arazi de bir otel istiyorum... Merhum babamın şirketini de en iyi şekilde idare etmek benim görevim." demesiyle az kalsın kahkaha atacaktım. Sesinde ki o sahte üzüntüyü sezebiliyordum. "Maalesef kaybımız çok ani oldu, bu kısa süre de taktir edersiniz ki şirketi devralmak benim için çok zor." derken yanıma adımladığında elimde ki dosyayı masaya bırakarak ceketimi çıkarttığımda elini belime dolayarak beni kendisine yaslamıştı. "Ne yazık ki cenazesi vasiyetinde yazdığı gibi aile içinde sessiz bir törenle defnedildi, size mezarlığının konumunu atarım."
Sözlerinin ardından gözlerini erkeksi bir şekilde devirdiğinde gülmemek için dişlerimi dudaklarıma geçirmiştim, telefonda ki adamın hiç susmayan sesini duyabiliyordum. Bu durumdan onu kurtarmak için geriye doğru bir adım attığımda bedenimden ayrılan eli yüzünde kaşları hızla çatılmıştı.
"Arhan bey, Yıldıray holding toplantı için sizi bekliyorlar." dediğim sırada ne yapmak istediğimi anladığında dudakları kıvrılmıştı.
"Ah duydunuz, acil bir toplantıya katılmam gerekiyor. Sonrasında konuşsak olur mu acaba?" dedikten sonra karşı taraf cümlesini bitirmeden yüzüne kapatmıştı. "Ortakları da kendi gibi götün teki." derken yüzünde ki yılmışlık ifadesiyle elime uzanarak beni tekrardan kendisine çekmişti.
"Hiç şaşırmadım desem." diyerek kollarımı boynuna sardığımda ormanları sadece bir anlık tüm zihnimin susmasını sağlamıştı.
"Neyse ki beni her zaman kurtaran bir melekle evliyim." dediğinde benimde dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı.
"Melek olduğum konusunda şüphelerim var."
"Diğerlerine ne olduğun beni ilgilendirmiyor, sen benim şahsi meleğimsin." derken dudaklarını boynuma bastırdığında gözlerimi kapatarak kokusunun yarattığı sakinlikte bir süre gezindim.
"Bugünlük çıkabiliriz, burada ki işim bitti." dediğimde boynuma gömdüğü kafasıyla beni onaylarken geriye çekilmişti. Bende gözlerimi açarak ona baktığımda gözlerinde gördüğüm hayranlık içimin bir nebze de olsa huzurla dolmasını sağlamıştı.
"Emredersiniz sayın savcım." diyerek dudaklarını alnıma yasladıktan sonra geriye çekilerek parmaklarını elime sıkıca dolamıştı.
"Buyurun Arhan bey." diye sırıtarak ceketimi ve kabanımı elime aldıktan sonra dosyaya da uzandığımda Araf'ın gülen yüzü hızla solmuştu.
"Yine ben niye Arhan oldum?" dediğinde daha çok gülerek elinden tutup onu çekiştirmeye başladım.
"Çünkü sevdiğin adın o, ayrıca sinir olan halin çok tatlı." dediğimde tam kapıdan çıkacakken beni durdurup bakışlarını üstümde gezdirmişti. Benimde bakışlarım üstüme döndüğünde sabah giydiğim kırmızı sütyenin ne kadar belirgin olduğunu fark etmiştim.
"Şu ceketini üstüne geçirsen güzelim, olmaz mı?" diyerek üstümü işaret ettiğinde tek kaşım havalandı. "Ayrıca ben dudaklarının arasından dökülen her şeyi seviyorum."
"Kıyafetleri alan zeki kocamın hatası." derken elini bırakıp ceketi hızla üzerime geçirdikten sonra kabanı da giyip elini tekrar tutmuştum. İkinci lafına da erimediğimi söylesem yalan olurdu.
"Ben geri dönüşü düşünerek almıştım ama bu kadar dikkat çekeceğini tahmin etmemiştim." dedikten sonra bana uzanarak önce ceketin önünü ardından da kabanın önünü kapattığında iki kaşımda havalanmıştı. İlk kez kıyafet konusunda kıskandığını bu kadar net belli etmişti, normalde karışmazdı. "Burada bakanları öldürürsem sen ağzıma sıçarsın, o yüzden en iyisi bu hatun."
"Kıskanç halinde hoşuma gidiyor." dediğimde gözlerinde yanan alevi görebilmiştim, dudakları kıvrılırken hızla arkamı dönüp kapıyı açtığımda el ele adliye koridorlarında ilerlemeye başlamıştık. "Cansu ben çıkıyorum, acil bir durum olursa haber et." diyerek karşımda ki Cansu'ya baktığımda hafifçe gülümseyerek başını olumlu anlamda sallamıştı.
Yanımda iri cüssesiyle ilerleyen Araf'a bakışlarımı çevirdiğimde etrafa o her zamanki soğuk ve ürkütücü bakışlarını attığını görmüştüm, sanki kocam değil de korumam gibi duruyordu yanımda. Tek fark birleşen ellerimizdi.
"Bu kadar çok kaş çatarsan erken yaşlanırsın, gerçi sen yaşlıydın zaten dimi?" derken hafifçe kıkırdağımda kısık yeşilleri hızla bana döndü, tuttuğu elimden beni çekerek bedenine yasladığında eğdiği başıyla nefesi boynuma çarpmaya başlamıştı.
"Bu yaşlının altında çığlık attığını unutma istersen canım karım." dediği sırada otoparka giriş yaptığımız da sessiz kalmayı tercih etmiştim fakat dudaklarım hala sözlerinin etkisiyle hafifçe kıvrıktı. Arabaya adımlarken bakışlarının ikide bir bana çarptığını fark etsemde gözlerimi ona çevirmemiştim. Benim arabam ortalıklarda yoktu, onun yerine Araf'ın arabası getirilmişti.
Hızla kapımı açarak referans yaptığında arabaya binerek bakışlarımı ona çevirip seksi olduğunu düşündüğüm bir şekilde göz kırptığımda bir süre bana baktıktan sonra bakışlarını etrafa çevirerek çevremize bakındı. Ardından öyle hızlaca elini enseme koyarak beni kendisine çekmişti ki nefesim boğazımda tıkanmıştı, dudaklarıma yaslanan dudaklarıyla tadının keyfine vardığımda bedenimde gezinen ani gevşemeyle neredeyse inleyebilirdim.
Kısa bir öpücüğün ardından geriye çekildiğinde nefes nefese kalmış halimle parıldayan yeşillere bakakalmıştım, kesinlikle tek bir hareketiyle bile nevrimi döndürebiliyordu.
"Bir daha söyle bakalım, yaşlı mıymışım ben?" diye o boğuk sesiyle mırıldandığında elimi yanağına atarak hafifçe okşadım.
"Tam ağzıma layıksın canım kocam." diyerek hafifçe kıkırdağımda dudağıma bir öpücük daha kondurmuştu.
"Adliyenin otoparkında az önce davasına girdiğin sanıkla cilveleşmek çok ayıp değil mi sayın savcım?" dediğinde tek kaşım havalanırken burnumu yavaşça burnuna sürttüm.
"Kocam değil mi? İstediğimi yaparım." dediğimde eli ensemde ki saçlarımın içine karışırken sertçe parmaklarına dolayıp geri çektiğinde dudaklarımın arasından kısık sesle bir inişti kaçmıştı.
"Evet bebeğim, aldığım nefes bile sana ait fakat şu an beni kışkırtmak istemezsin. Çözmemiz gereken konular var." diyerek dudaklarımı son kez küçük bir öpücük kondurduktan sonra hızla geri çekilerek kapımı kapatıp yan tarafta ki sürücü koltuğuna yerleşmişti. Etrafımda ki aurası dağıldığında zihnim yine o konulara ev sahipliği yapmaya başlamıştı, derince bir nefes alarak arkama yaslandım. Bakışlarım elimde ki dosyaya kaydığı sırada araba hareket ederek otoparktan ayrıldı.
"İşin saçmalığına gel, kendimi arıyorum." dediğimde Araf'ın kaşları dediğimi anlamayarak çatılmıştı. "Zarfçı davasını araştırmamı istedi başsavcı." diyerek elimde ki dosyayı havaya kaldırdığımda dudakları kıvrılmıştı.
"Bu senin açından iyi olmaz mı?" dediğinde bakışlarımı akıp giden yola çevirerek düşündüm.
"Şu anlık dosya tamamen bende değil, Ender'de. O yüzden şimdilik bir sıkıntı yok fakat olur da dosya bana geçerse bir hedef bulmam gerekir." derken elimde ki dosyayı açarak yavaşça öldürdüğüm şerefsizlerde bakışlarımı gezdirdim. "O saatten sonra büyük ihtimal Zarfçı ölü olarak gösterilir, fakat her daim yeni bir Zarfçı doğar ve onun işini devam ettirir." diyerek bakışlarımı yeşillerine çevirdim. "Duman son nefesini verene dek bu şerefsizlerin dünya üzerinde yaşamalarına izin vermeyecek, koşulları ne olursa olsun adalet sağlanacak."
"Her defasında sana daha da fazla aşık olmamı sağlıyorsun." derken dudaklarını saran tebessümü ve yeşillerinde kol gezen hayranlığa bir süre bakakalmıştım, kesinlikle duygularımız karşılıklıydı.
"Adelet duygumu umursamadığını sanıyordum."
"Adaleti değil seni umursuyorum hatun." dediğinde dudaklarım kıvrılırken kafamı arkaya yaslayarak ona bakmayı sürdürdüm. "Ayrıca lütfen bir daha adliye de etek giyme." Tek kaşım havalanırken ona bakmayı sürdürdüm.
"Niyeymiş o?" diyerek sırıttığımda bakışları tekrardan beni bulmuştu.
"Fazla yakışıyor ve odanda da dediğim gibi, kafalarına sıkıp gördükleri harika görüntüyü unutturamadığım yerlerde giymen beni delirmenin eşiğine getiriyormuş." demesiyle iki kaşımda havalanmıştı. Kesinlikle bu kadar kıskanç olduğunu fark etmemiştim, duygularını saklamakta çok iyiydi.
"Ben normalde giymiyorum zaten, fakat kıskanıyorsan daha fazla giyebilirim." dediğimde sert bakışları bana dönmüştü.
"Kesinlikle kıskanmıyorum." dediğinde tek kaşım inanmaz bir şekilde havalandı. "Sadece gören herkes hakkında kafam da cinayet planları tasarlarken nasıl öleceklerini hayal ediyorum, bu kadar."
Sözleri belki normal bir insanı korkutacak kadar sıra dışı ve ürperticiydi lakin ben hiçbir zaman normal olmamıştım. Bunu sadece önünde ki dosyada bulunan fotoğraflara bakarak bile söyleyebilirdim, ben ondan daha da beterdim.
"Sadece hayal ediyorsun yani?"
"Etraf kalabalıksa evet." demesiyle dayanamayarak kahkaha atmıştım. Yüzünde ki o salak ifade öyle tatlı duruyordu ki dişlerim ısırmak için kamaşıyordu. Konuşurken gözlerini hafif kısıp kaşlarını çatıyordu ve sanki karşısında sahiden öldürüyormuş gibi yola odaklanıyordu, komik kısmı ise bunları yaparken dudaklarını büzüyordu.
"Bu kadar tatlı olma, ısırasım geliyor." dediğimde bakışları bana dönerken yeşillerinde hınzır parıltılar geziyordu. Üzerimde ki kabanı çıkartıp arkaya attıktan sonra ceketimi de çıkartıp tekrar ona dönmüştüm.
"Niye kırmızı aldıysam artık, bile bile kendi bacağıma sıktım." dediğinde arkama yaslanarak klimadan gelen sıcak havanın beni mayıştırmasına izin verdim. "Eve geçince istediğin kadar ısırırsın karım ama şu an trafikteyiz." demesiyle gözlerim kısılırken ona doğru hafifçe eğilerek gömleğinin üzerinden omzuna dişimi geçirdiğimde dudaklarından bir kahkaha yükselmişti. "Kız, dur! Çarpacağız şimdi bir yere."
"O zaman sende bu kadar tatlı olma." derken yanağına da hızlı bir öpücük bırakarak geri yerime geçtiğimde dudaklarında ki tebessüme rağmen kaşları çatılmıştı.
"Delikanlıya tatlı denir mi hatun?" diyerek tek kaşını kaldırdığında ona inanmaz bakışlar atmakla meşguldüm.
"Aman, yesinler delikanlılığını küçük mafya." dedim kahkaha atarken.
"Küçük? Liderin olduğumu hatırlatmama gerek var mı?" dediğinde ormanlarına melül melül bakmayı sürdürüyordum.
"İstesem şu an miyavlatırım seni kocam bey ama başka işlerim var." diyerek göz kırptığımda bu sefer o bana inanmaz bakışlar atmaya başlamıştı.
"Söze değil icraata bakıyoruz güzelim." dediği sırada kucağımda ki çantamdan telefonumu çıkartarak Kayra'yı arıyordum.
"En yakın zamanda göstereceğim hayatım." derken açılan telefonla sakinleşmiştim.
"Lavi, neler oluyor?" diyen Kayra'yla telefona odaklandım.
"Dediğimi yaptınız mı?" dedim daha ciddi bir ifadeye bürünerek.
"Evet, her şeyi Arhan'ın depoya gönderdik de neden Lavi? Söyle artık, çatladık burada." dediğinde elimde ki diğer dosyaya kaymıştı yine bakışlarım.
"Ömer bana dava açmış, çocuğunu çalıp işkence çektirdiğime dair." dediğimde Araf'ın eli güç vermek istercesine bacağıma tutunduğunda gözlerim ormanlarıyla buluştu.
"Ne?!... bir saniye hoparlöre alıyorum." dedikten sonra bazı tıkırtılar duyulmuştu. "Ömer puştu Arya'ya işkence çektiriyor deyip dava açmış." Yanında ki kızlara olayı anlatmıştı.
"Vay orospu çocuğu, belliydi zaten Arya'dan vuracağı ama işkence nedir amına koyayim? İnsan biraz mantıklı sallar." diyen Deniz'le dudaklarım kıvrılmıştı.
"Araştırmamı istediğim bir şey var mı Lavi?" dedi Buğlem.
"Ömer'in numarasına ulaşmanı istiyorum sarışın, ne olur ne olmaz diye konumunu da öğren. Arya evde değil mi?"
"Evet evet, geldi az önce. Şimdi üstünü değiştiriyor odasında." dediğinde gözümün önünde ki anıları engelleyememiştim. Geçtiğimiz üç yıl içinde onu çok boşlamıştım hatta günlerce yanına uğramadığım bile oluyordu. Belki de gerçekten iyi bir hala değildim...
"Yemeğini yediğine emin olun, biz şimdi geliyoruz zaten, konuşuruz." dediğimde herkes onaylar bir ses çıkardığında telefonu kapatarak kucağıma bıraktım.
"Güzelim, onu kurtaracağız merak etme. O salağın beyni bize yeter mi zaten?" diyerek beni güldürmeye çalıştığında ona dönerek hafifçe tebessüm ettim.
"Beyni olsa bir savcıyı bununla tehdit etmemesi gerektiğini anlardı."
"İşte benim zeki karım." derken omzuma bir öpücük kondurarak geri çekildiğinde sadece gülümsemekle yetinmiştim. Geri kalan araba yolculuğu boyunca ikimizde sessizdik, aklımda ki canice fikirleri bir nebze de olsun sakinleştirmeye çalışıyordum.
Evin önünde duran arabayla ikimizde inerek eve ilerlemiştik, bütün bedenim tekrardan kasılmaya başladığı sırada açılan kapıyla eve girerek salona geçtik.
"Numarasını mesaj olarak sana attım Lavi, ayrıca şu anda şeyin evinde..." derken sessizleştiğinde keskin bakışlarım hızla ona döndü. "Yücel Karahan'a ait bir villa da."
"Kaşarın yanında yani?" dediğimde kafasını sallamıştı. Yücel ve Serhat benim elimde olduğuna göre o villa da görüşebileceği tek bir kişi kalıyordu, Selen Karahan...
Mesleği avukatlıktı ve şimdi anlaşılıyordu ki Arya davasında o beyinsizin avukatlığını yapacaktı.
"Aynı zamanda arabana saldırdıkları zamanın mobese görüntülerinden aracın plakasına baktım, Aktaş holdingin bünyesine ait bir araba ve geçen ay Selen Karahan'la bir anlaşma imzalamışlar." dediğinde kafamda çarklar dönmeye başlamıştı. Arabamı kurşunlatan kişi Selen'den başkası olamazdı lakin şirketi buna nasıl dahil etmişti?
"Aktaş holdingin yer altıyla bir ilgisi yok fakat şerefsizin tekidir hepsi, önünde ki engelleri kaldırmak için öldürmeyi de seçer." diyen Araf'la bakışlarım ona dönmüştü. Bakışları yere odaklıyken yeşillerinde ölüm kol geziyordu, açıkça ifade edilen bir duygu vardı gözlerinde. İntikam...
"Geçen günlerde şirketin başında olan dedesi ani bir şekilde öldü, kalp krizi dediler ama bilinmiyor." diyen Deniz'le ona dönmüştük. "Bir ara onuncu yıl kutlamaları için Beyazıt tarafında ki mekanımla anlaşmışlardı fakat ölüm yüzünden iptal ettiler."
"Yerine o gevşek torunu geçti yani?" dedi Araf belimde ki elini hafifçe hareket ettirerek. Parmakları gömleği hafifçe kaldırıp eteğin içinden çıkartarak tenime temas ettiğinde istemsizce yerimde dikleşmiştim. Ne yapıyordu bu?
"Aynen öyle, bu da Selen'in nasıl bu kadar kolay söz sahibi olduğunu açıklıyor." Kısacası yatıyordur demek istemişti. Haklıydı, göz korkutmak adı altında nasıl öldürtmek istediğini çok net açıklıyordu. O kurşunlar kesinlikle göz korkutmak için yapılmamıştı.
"Orospu açıkça tehdit ediyor." diyen Kayra ile parmakları tenimde daire çizmeye başladığında oraya değil de konuya odaklanmaya çalıştım, aklımı bulandırıyordu.
"Olabilir fakat şu anda bunları bilmediğimizi düşündüğüne eminim, polislerin içinde illaki ajanı vardır ve biz bunları öğrenirken polisleri işin içine katmadık." dediğim sırada çalan kapıyla bakışlarım korkuyla Araf'a dönmüştü. Polisler Arya'yı almak için mi gelmişlerdi? Ama bunu yapamazlardı!
"Telaşlanma, Alp'ler gelecekti." dediğinde tuttuğum nefesi vererek arkama yaslanmıştım. Bir gün gerilmekten patlayacaktım!
"Ulan duman yenge başın boktan kurtulmuyor be." diye içeri giren Aras'la bakışlarımı ona çevirdiğimde eliyle hızla dudaklarına hayali bir fermuar çekerek Buğlem'in yanına oturmuştu.
"Ulan Turgay iti ayrı iş kitledi." derken bakışlarını Araf'a çeviren Can'la hepimiz ona dönmüştük. "Bu ayrı alemlerde! Şirket ne halde patron?"
"Paranı ben veriyorum çünkü." dediğinde Can gözlerini kısarak Deniz'in yanına atmıştı kendini.
"Namkör velet." derken hala kısık bakışlarla izlemeye devam ediyordu. "Sana emzirdiğim sütler haram olsun, koynumda yılan beslemişim." demesiyle hepimizin gözleri irileşmişti.
"Mal mal konuşup sinirimi daha fazla bozma Can." diyen yanımda ki sesle dudaklarım kıvrılırken belimde ki eli eteğin içine doğru süzüldüğünde daha çok geri yaslanarak onu durdurmaya çalışmıştım.
"İnanamıyorum bebeğim, daha beni bile emzirmedin." diyen Aras'la Buğlem'in bakışları öyle hızlı ona dönmüştü ki boynunun kütürtüsünü duyduğuma yemin edebilirdim.
"Sen kimsin köpek Arhan aşkımın yanında?" diyen Can'la bu sefer benim bakışlarım ona döndüğünde göz ucuyla bana bakarak hafifçe öksürmüştü. "Yani biricik yengemin aşkının yanında."
"Bu ne boktan bir arkadaş grubu amına koyim, kendimi atacağım şimdi." dedi Alp, yüzünde ki tiksinti ifadesi belli oluyordu.
"Masaya çık tepin istersen, bana ne?" diyen Aras ise umursamadan kollarını Buğlem'e sarmaya devam etmişti.
"Bir durun sonra gevşersiniz, önce şu Ömer muhabbetini çözelim." diyerek durumu ele alan Deniz'e bakışlarımı çevirdiğimde hafifçe göz kırpmıştı.
"O iş bende, sessiz olun." dedikten sonra elimde ki telefonu açarak Buğlem'in attığı numarayı çevirmiştim. Kısa bir süre sonra açılan telefonla Araf'ta yerinde dikleşerek bakışlarını bana çevirdi.
"Alo?" diyen sesiyle bile midem bulanırken derince bir nefes aldım.
"Selam abiciğim." dediğimde bir süre karşıdan ses gelmemişti fakat ardından yüksek sesli bir kahkaha duyuldu.
"Sonunda arayabildin küçük kardeşim, bende seni bekliyordum." dediği sırada yan tarafımdan kısık sesli bir hırıldama yükselmişti.
"Orospu çocuğu!"
"Uzatma, ne istiyorsun onu söyle?" dedim sert bir tonda.
"Bunlar telefonda konuşabileceğimiz konular değil küçük kardeşim, attığım adrese yalnız bir şekilde gelirsen öğrenirsin yoksa..." diyerek sustuğunda etrafımda ki elektrik akımını çıplak gözle görebilmek mümkündü.
"Yoksa ne? Bir Cumhuriyet Savcısını tehdit mi ediyorsun?" dediğimde onun kahkahasının yanı sıra daha tiz sesli bir kahkahada duyulmuştu.
"Maalesef sayın savcım, eğer gelmezsen veyahut istediğimi yapmazsan videoların hepsini savcılığa yollarım." dediğinde bu sefer dudakları kıvrılan kişi ben olmuştum.
"Sende kendini yakacak göt yok Ömer Argun."
"Evet belki bende yok ama sayın avukatımda olduğuna eminim." derken uzaklaşan sesiyle telefonda başka bir ses duyuldu.
"Merhabalar sayın savcım." diyen Selen'le kaşlarım çatılırken tırnaklarım avucumun için batmaya başlamıştı. "Bir savcının kanunlar dışına çıkması çok acınası değil mi sizce de? Neyse ki biz iyi insanlar olduğumuz için sizi önceden uyarıyoruz."
"Selam Selen." derken derince yutkunarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. "İstediğin adamı elde edemeyince başkalarının altında mı inlemeye başladın? Gerçi benimki de soru değil mi? Senin asıl mesleğin buydu, yan meslek olarak avukatlık yaptığını bilmiyordum ama bak."
"Hayatı parmaklarımın arasında olduğu halde dalga geçecek kadar da aptal olan bir sen olabilirsin herhalde." diyerek güldüğünde sağ gözüm seğirmeye başlamıştı.
"İki kişinin hayatı parmakları arasında olan biri daha var sanırım, sahi baban ve abin neredeler?" dediğimde aniden kesilen gülüşüyle tırnaklarımı daha derine bastırdım. Sinirle hareket edip kendimi belli edemezdim. "Bugün bil bakalım kimlerin kayıp olduğunu öğrendim? Sence katillerini bulmam kaç saatimi alır ya da günümü?"
"Senin gibi bir salağın zarfçıyı bulması imkansız, gözünün önünde ki sana deli olan adama bile dönmen üç seneni aldı." demesiyle dudaklarım daha çok kıvrıldı. Zarfçı ebeni sikecek senin!
"Konuyu çaptırma, Ömer'e ver." dediğimde telefondan tıkırtılar gelirken hareket ettiğini anlamıştım. "Adresi at."
"İşte böyle küçük kardeşim, belki de aramızda ki bu gereksiz kavgayı uzatmayıp birlik olmayı seçeriz ha?" demesiyle telefonu yüzüne kapatmam bir olmuştu.
"Aklından tek başına gitmek adı altında en ufak bir fikir geçiyorsa yemin ederim seni odaya kitlerim ve evi başımıza yıkman bile umrumda olmaz Sâye." diyen Araf'la bakışlarımı ona çevirdim.
"Arhan haklı Lavinia, oraya tek gidemezsin." dedi Deniz sinirli sesiyle.
"Ayrıca biz bir ekibiz, tek başına hareket edemezsin." demişti Buğlem.
"Mümkün değil böyle bir şeye izin vermeyiz." dedi Kayra.
Zihnimde çarklar dönerek hızla planı kurarken elimde titreyen telefona çevirdim bakışlarımı, konumu atmıştı. Dudaklarım kıvrılırken çevremde ki herkeste bakışlarımı gezdirdim.
"Bir şey diyim mi? Kesinlikle çok ürkünç bakıyor." diyen Can'la derin bir nefes alarak arkama yaslandım.
"Oraya tek başına gideceğim." diye mırıldandığım da hızla ayağa kalkan Kayra ile derin bir kahkaha atmaya başlamıştım. Korkulan gözlerle beni izlerken birbirlerine baktıklarında ben ise planı tamamlamıştım, oraya gidecektim.
Duman'ı kimse tehdit edemezdi...
~~~~~~
Aradan geçen birkaç saatin ardından hazırlanarak evden çıkmış ve konuma gelmiştim, ücra bir yerde bulunan bir tür çiftlik eviydi. Üzerimde ki siyah uzun elbisem, düzleştirdiğim siyah saçlarıma tezat olarak sürdüğüm kırmızı rujla aslında Duman sayılırdım fakat ne gözlerimde mavi lenslerim ne de yüzümü gizleyen bir şapkam yoktu, Savcı ve Duman el ele vermiş gibiydi.
Arabadan inerek çiftliğe doğru adımladığımda etraf oldukça sessizdi, bir tür ölüm sessizliği havayı bürümüştü sanki. Soğuk hava iliklerime kadar işlerken umursamadan adımladığım evin kapısını çaldım, küçük bir dağ evine benziyordu. Kapıyı açan yüzle midem bulanmaya başlarken tek bir mimiğim bile oynamadan ona baktım.
"Hoşgeldin canım kardeşim, buyur geç." diyerek kenara çekildiğinde içeri adım attığım anda geniş koridorun hemen ortasında bulunan iki sandalye ve masayı ardından üzerinde ise bulunan satrancı fark etmiştim. Taşlar yerlerine dizilmişti. "Önceki yaşantımızı telafi etmek amacıyla seninle küçük bir oyun oynayalım dedim." derken karşıda ki sandalyeye oturduğunda siyah olan tarafa geçmişti. İkiletmeden bende sandalyeye oturduğumda bakışları temkinli bir ifadeyle yüzümde gezindi.
"Şaşırmadım oyun seçme şekline, nasıl olsa bir beynin olmadığı için zeka oyunlarında telaşlanmanı gerektirecek bir konu da yok." dediğimde ne kadar alnında ki damar atmaya başlasa da gülmeye devam etmişti.
"Beyazlar önden." dediğinde piyonlarımdan birini öne yollamıştım.
"Dağhan'ı alıp ne yapacaksın? Seni bunca yıl sevmeyen babanı yani?" diyerek ona bakmayı sürdürdüğümde arkadan atını çıkartarak öne sürmüştü, büyükleri ilk öne sürmek her zaman aptallıktı bana göre.
"Onu istediğimi kim söyledi?" dediği sırada bir piyonu daha hareket ettirmiştim. "Amacım onu öldürüp liderlik koltuğuna geçmekti fakat senin şerefsiz kocan benden önce davrandı." Öldüğünü sanıyordu...
"O zaman şimdi ne istiyorsun?" diye sorduğumda bir taşı daha oynatmasıyla bende tekrardan taşlarımdan birini hareket ettirmiştim.
"Ondan ayrılmanı istiyorum." dediğinde tek kaşım havaya kalkmıştı. "Dağhan'ın aksine amacım o sikik değil sensin, benim yanımda yer almanı istiyorum."
Sözleri beynimde şimşek etkisi yaratırken dilimin ucuna gelen küfürleri yutarak hafifçe gülümsedim.
"Onun yanında olduğumu kim söyledi ki?" diyerek onu taklit ettim. "Beni aldatan bir şerefsizin yanında durmamı bekleyemezsin değil mi?" dediğimde gözlerinde ki şaşkınlığı görebiliyordum. Sözlerim adeta bedeninde şok etkisi yaratmıştı.
"Bu ne demek oluyor?"
"Bana onu içeri attırmamla ilgili kanıtları verdiğin için teşekkürler demek oluyor abiciğim, Arya'yı da alabilirler umrumda değil. Sen içeri girdikten sonra tekrar yanıma almam çok zor olmayacak." derken hızla vezirini aldığımda fark etmemişti bile.
"Sen ona aşıktın." dediğinde öylesine oynattığı taşla aklının tamamen dağıldığını görebiliyordum.
"Arada ki üç seneyi ne çabuk atladın abicim, o senin dediğin his yanında ki kadınla yatmadan önceydi." dediğimde kaşlarını hızla çatması benim için en büyük bilgiyi vermişti.
"Hangi kadın Lavinia?" diyerek sert sesiyle konuştuğunda çoktan 7 taşını almıştım bile.
"Avukatın, Selen Karahan." derken şaşkın bakışlarımı hızla ona çevirdim. "Şu an inanamıyorum! Yoksa kalbini bir orospuya mı kaptırdın Ömer Argun?" dediğimde sesi çıkmazken az önce ki yalancı gülümsemesi hızla silinmişti.
"Kes sesini!" diye haykırarak hızla ayağa kalktığında cebinde ki silahını çıkartıp bana doğrultmuştu. Önce namluya ardından bana bakan siyah gözlere baktığımda dudaklarım daha çok kıvrıldı.
"Ah abiciğim, ben bir savcıyım. Beni silahla korkutamazsın." diyerek bir taşını daha yediğimde içimde ki kahkaha atma istediğini zor durduruyordum.
"Hayır, hayır, hayır! Senin o orospu çocuğuna aşık olman gerekiyordu." derken silahı alnıma yasladı. "O dört duvar arasına girmektense seni gebertmeyi tercih ederim, buraya yalnız gelerek çok yanlış bir hareket yaptın savcı. Cesedini bile kimse bulamayacak." dediğinde bana istemeden de olsa diğer bir ipucunu vermişti.
"Ve sende bir orospuyla aşkını yaşamaya devam mı edeceksin? Duydum ki Aktaş holdingin yeni patronuyla da yatıyormuş, e tabi deneyim istiyorsan orasını bilemeyeceğim." derken hala oldukça sakin bir şekilde siyah gözlerine bakıyordum. İçimde ki korkan kız çocuğunu öldürmem yıllarımı almıştı fakat başarmıştım. Şu saatten sonra bende ulaşabileceği tek duygu nefret olabilirdi.
"Son duanı et şerefsizin fahişesi." diyerek silahın emniyetini kapattığında gülümseyerek satranç tahtasında ki eserime baktım.
Siyah şah tam ortada dururken her yönden mat edilmişti.
"Şah ve mat." dedikten sonra elimde ki beyaz şahı hemen siyah şahın karşısına koyarak ayağa kalktım. "Unuttuğun bazı detaylar var abiciğim, ya ateşte yanarsın ya da dumanından zehirlenirsin lakin iki türlü de son değişmez."
Sözlerimin ardından gözlerinde ki ifade değişirken kaşları anlamaya çalışır şekilde çatılmıştı, tam o anda arkasında bulunan merdivenlerden gelen adım sesiyle bakışları hızla oraya kaydı.
"Harika bir mat oldu güzelim..."
~~~~~~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonuuuı!!!
Ateş ve Duman...
Ah kesinlikle wattyinin en harika ikililerinden birisi oldular.
Sizce bölüm nasıldı???
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen!!
Seviliyorsunuzzz
⚖️🖤
