İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 27 · 28 dk okuma

SÂYE

Bölüm 27

26. SEVDA DELİSİ

~Bölüm Şarkıları~

Yalın~Benimki

Can Bonomo~Rüyamda buluttum

Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenimmm!!!

Yine oldukça aksiyonlu ve bol romantikli bir bölümle daha sizlerleyizz..

Aslında her pazar bölüm atıyordum lakin ufak tefek aksaklıklar oldu, bundan sonra her pazar günü sizlerle olacağız.

"Nerede başladı bu hikaye de

Ben böyle delirdim

Nasıl oldu da sevdim çok canımdan

Ben böyle değildim"

diyerek sizi bölüşme uğurluyorum efenim!

İyi okumalar!

Seviliyorsunuzzz

⚖️🖤

~~~~~~~~~~~~~

Tedirginlik ruhumu mengene gibi sararken zihnim hızla çalışmaya başladı. Aklımda binbir türlü soru dönerken orada ne kadar süre benimkine benzeyen siyah gözlere baktım emin değildim, mantığıma oturmayan detaylar vardı.

Bu kadar sene sonra neden açığa çıkmıştı? Ne zamandan beri dövüşle ilgiliydi? Ve en önemlisi kimliğimi nasıl bilebilirdi?

Zihnimde çınlayan son soruyla nefesimin kesildiğini hissedebiliyordum, bunu nasıl bilebilirdi? Yaşlı yüzünde ki sırıtışıyla rahat bir pozisyonda otururken bakışları hızla arkama kaydığında etrafımı saran yağmur kokusunu duyumsayabilmiştim. Sol eli arkadan dolanarak belime sarıldığında kasılmış bedenim bir nebzede olsa rahatlamıştı, hızla kapıyı kapatarak dışardan gelen sesleri kestiğinde hala ona bakmayı sürdürüyordum.

Hayır, o değilim diyerek inkar mı etmeliydim? Yoksa kabullenip nereden bildiğini mi öğrenmeliydim? Kafamın içi tıpkı bir mahşer yeri gibiyken Duman tekrar haykırarak ayaklandı.

Eğer bizi bırakmasaydı böyle biri olmak zorunda kalmazdık. HER ŞEY ONUN YÜZÜNDEN!

Her şey onun yüzünden...

"Sende hoşgeldin damat." dedi ardımda ki bedenden gözlerini ayırmadan.

Her şeyin suçlusu oydu! Beni onların vicdanına bırakıp defolup gittikten sonra şimdi geri dönemezdi. O ölüydü ve ölü kalmak zorundaydı...

Hızla arkamı dönerek Araf'ın belinde ki silahı alır almaz emniyetini kapatarak alnına nişan aldım. Gözlerinden saniyelik olarak korku geçse de bunu ustaca gizleyerek tekrardan alaydı bakışlara geri dönmüştü.

"İyi bir karşılama beklemiyordum tabi ama bu kadarı bana da sürpriz oldu." dediğinde sağ gözüm sinirden seğirmeye başlamıştı. Karnımın üzerinde duran eli sakinleştirmek istercesine hafifçe okşamaya başladığında bile bedenimin gerginliği azalmadı. Sikeyim ki her şey koca bir belirsizlikten ibaretken nasıl sakin kalabilirdim ki?!

"Kes sesini!" derken elimde ki silahı daha sıkı tutmaya başladım. Sözlerimle beraber tek kaşı sakince havalandı.

"Namık'ın ölmeden önce sana her şeyi anlattığını ummuştum." dediğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı. Namık neyi anlatacaktı ki? O an ölmeden önce söylediği mektup zihnimde çınladı, asla okumaya cesaret edemediğim mektup...

Yüzümde hala mimik oynamazken boşta olan elimi kaldırıp karnımın üzerinde ki elini ittikten sonra ona bir adım daha attım. Beynimde çarklar dönmeye başlamıştı. Namık'ı tanıyor olması kimliğimi nasıl bildiğini açıklıyordu, ikisininde ortak noktası Dağhan'ın düşmanları olmaktı ve hiç istemesemde zihnimde tek bir cevap açığa çıkmıştı.

Karşımda ki adam başından beri eğitildiğimi biliyor olabilirdi...

"Boş yapmayı bırak ve neden burada olduğunu açıkla." diyerek tıpkı bir ölüm sakinliğini andıran sesimle konuştuğumda dudakları kıvrılmıştı.

"Nasıl da bana benziyorsun." dediğinde içimde ki öfke daha da harlanmaya başlamıştı. Silahın emniyetini açarak aşağı indirdikten sonra sakince Araf'a uzattığımda hızla almıştı. Arkamda ses etmeden dağ gibi dikilerek hem koruduğunu belli ediyor hem de hesaplaşmamı izliyordu. Ellerim yavaşça yumruk olurken bakışlarımı gözlerinden bir saniye bile kaçırmadan sağ yumruğumu sertçe gözüne geçirdiğimde beni durdurmak için herhangi bir çapa sarf etmemişti.

Yüzü yumruğunda etkisiyle yana döndüğü sırada dudaklarından kopan kahkahayla Araf hızla kolumdan çekerek beni arkasına saklayıp önümde bir duvar gibi durmaya başladı.

"Sakin ol itin oğlu, kızıma el kaldıracak değilim." diyerek tekrardan doğrulduğunda Araf'ın omzundan bakmayı sürdürüyordum. Söylediği hitap şekliyle sinirlerim daha çok gerilirken tırnaklarımı istemsizce Araf'ın kollarına geçirmiştim.

"Götün yiyorsa kaldır." dediğinde sesinde ki ölüm neredeyse benim bile titrememi sağlayabilirdi. Boğuk sesi donuk ve oldukça ürkütücüydü.

"Sahi bir şerefsizin oğluyla evlenirken ne düşünüyordun canım kızım?" demesiyle ellerimin altında ki bedenin daha çok gerildiğini farketmiştim. Gözlerini önümde ki adamdan ayırmadan konuşurken aralarında ki öfke o kadar gerçekti ki elle tutulabilirmiş gibi hissettiriyordu

"Sıkıntı yok, bende bir şerefsizin kızıyım sonuçta. Oldukça uyumluyuz." dediğimde bakışlarında ki alaycılık sönerken öfkeyle kararan gözlerini bana çevirdi. Kimse sevdiğim adama laf edemezdi, ettirtmezdim!

"Sözlerine dikkat etmeni öneririm Lavinia." dediğinde dudaklarım tehlikeli bir sırıtışla kıvrıldı.

"Yoksa ne yaparsın?" diyerek benim yerime cevap veren Araf'la ona bakmayı sürdürdüm.

"Seninle konuştuğumu hatırlamıyorum Ateş." derken yerinden doğrularak Araf'ın karşısına geçtiğinde tam önüne geçmek için hareketlenmiştim ki belimde ki elleri sıkılaşarak beni yerime sabitlediler.

"Bu benim sorunum değil." dedi ürkütücü tonda çıkan sesiyle. Sanki her an karşısında ki insanın boynuna sarılarak oracıkta nefesini kesecek gibiydi.

"Dua et seni seviyor, yoksa beynini uçurmak saniyelerimi almazdı itin oğlu." dediğinde Araf'ın dudaklarından ölümcül bir kıkırtı yükseldi.

"Ama seni sevmiyor." demesiyle sözlerinde ki imayı anlamıştım. Kısaca 'ama ben seni öldürebilirim." demek istiyordu. Doğruydu. Öldürse gram göz yaşı dökmezdim.

Bakışlarında hayal kırıklığı oluşurken sözlerin gerçekliği yüzüne çarpmıştı sanki. Gözleri bana çevrildiğinde aynı donuk bakışlarla ona bakmaya devam ettim, bunca yıl uzaktan beni izlemesi zerre umrumda değildi. O gittikten sonra evde ki cehennem hayatımında, Namık'ın ölümcül eğitimlerininde suçlusu oydu. Kaç sefer ölüm döşeğinde olduğumun haddi hesabı yoktu ve o bildiği halde susmuştu. Babalık böyle bir şey değildi.

Bir süre öylece baktıktan sonra hızla kapıya doğru ilerlediğinde bakışlarımı ona çevirdim.

"Ha bu arada..." dediğimde adımları açtığı kapıyla duraksadı. "Sakın bir daha bana kızım demeye cüret etme, yoksa az önce ki kadar şanslı olmazsın."

Sözlerimin ardından hızla odadan ayrıldığında çarpan kapıyla eş zamanlı olarak Araf'ta bana dönmüştü. Bedenime sardığı kollarıyla beni kendine çektiğinde kollarımı beline sararak sıkıca sarıldım. Benim tek ailem oydu ve başka kimseye ihtiyacım yoktu.

"Evimize gidelim." diye mırıldandığımda saçlarıma dudaklarını bastırırken derince bir nefes aldı.

"Gidelim güzelim." dediğinde geri çekilerek bakışlarımı yeşillerine sabitledim. Ormanlarında ki öfke her ne kadar azalmış olsada yüzünde ki sertlik hala yerini koruyordu. Yüzünün yarısını kaplayan siyah maskesi bile güzelliğini saklayamazken bir süre sadece onu izledim, bu benim için bir nevi sakinleştirici etkisi görüyordu. Yanımda ki varlığı uyuşturucumdu.

Ardından gözlerini benden ayırdıktan sonra ilerdeki çantama ilerlediğinde bedenimden ayrılan kollarının soğukluğu iliklerime kadar üşümemi sağlamıştı. Çantamı hazırlamasının ardından tekrar bana döndüğünde elimde ki sargıları çıkarmaya başlamıştım, parmaklarımın iç içe geçtiğini hissedebiliyordum. Açılan sargılarla elimi açıp kapatarak kendisine gelmesini sağladığımda Araf ise elimde ki sargıları alarak çantaya atıp bakışlarını bana çevirdi.

"Hadi gidelim Sâye'm." diyerek elini belime attığında hala gergin olduğunu anlayabiliyordum. Ferhat ikimizi de oldukça germişti ama sonda ki göt oluşu bir nebze de olsa içimi rahatlatmıştı.

Arabaya doğru adımladığımızda bizimkilerin de dışarda bizi beklediklerini fark etmiştim, gözlerinde ki endişeyi buradan bile seçebiliyordum. Yanlarından geçerken baş ve serçe parmağımı açıp diğerlerini kapatırken kulağıma yasladığımda kısaca 'araşırız." demek istemiştim. Araf'ın yönlendirmesiyle arabaya geçtiğimizde bakışlarım tekrardan onu buldu. Elinde ki çantayı arkaya bıraktıktan sonra yüzünde ki maskeyi de çıkartıp arkaya fırlatmıştı. Bakışları bana kayarken hızla elini enseme koyarak beni kendisine çekip dudaklarıma yapışması bir oldu.

Huzurla öpüşüne karşılık vermeye başladığımda elimi yanaklarına çıkartarak öpücüğün daha da hızlanmasını sağlamıştım. Dudaklarından aldığım kendine has tadı tıpkı bir sakinleştirici misali sinirlerimin yatışmasını sağlarken zihnimi tamamen kendisiyle doldurmayı başarıyordu.

Orada ne kadar süre zihnimi bulandırmasına izin verdim bilmiyordum fakat dudaklarımdan ayrıldığında nefes nefese kaldığımızı fark etmiştim. Alnını alnıma yasladığında yanağımda ki eli hafifçe okşamaya başlamıştı.

"İlk karşılaşmayı çok iyi idare ettin Sâye'm." dediğinde gözlerimi açarak bakışlarımı yeşillerine çevirdim. Zihnimin içinde kuşlar cıvıldamaya başladığında dudaklarım hafif bir tebessümle kıvrılmıştı.

"Keşke gebertseydim." diyerek dudaklarına küçük bir öpücük bıraktığımda onunda dudakları hafifçe kıvrılmıştı.

"İste, hemen şimdi sileyim yeryüzünden onu."

"Şimdi değil hayatım, önce gelme sebebini öğrenmemiz gerek." dediğimde anlayışla başını olumlu anlamda salladı. "Hem o kadar kazandım, hani benim tebriğim?"

Dudakları daha çok kıvrılırken burnunu burnuma sürterek, "Tebriğin evde güzelim." dediğinde içimde tekrardan hareketlenme olduğunu hissediyordum, kaç sefer olursa olsun aynı ilk zaman ki heyecan hissetmek harika bir duyguydu.

"Hmm!" diye sırıtarak dudağına bir öpücük daha kondurduktan sonra hızla geriye çekilerek arkama yaslandım. "O zaman hemen gidelim."

"Sâye..." diye mırıldandığında bakışlarımı tekrar ona çevirdim. Gözlerinde ki endişe kırıntılarını sezebiliyordum. "Sen bir robot değilsin, hislerini saklama."

Sözleriyle eş zamanlı olarak gülüşüm solarken gözlerimi nefret bürüdüğünü hissetmiştim. Zihnimde hala Duman uyanıkken onu sakinleştirmek benim için çok zordu, vahşetli bir ölüm istiyordu.

"Eve gidelim Araf, saat geç oldu. Yarın ki davan için erken uyanmalıyız."

Şu üç günde nadir de olsa davasını araştırmayı başarabilmiştim. Kolay bir davaydı, kamera kayıtlarıyla öyle düzgünce oynanılmıştı ki olayın olduğu anlarda evde olmadığı açık ve net bir şekilde belliydi. Ayrıca parmak izlerine bakılırsa adam intihar etmiş gibi görünüyordu, dava kolaylıkla kapanabilirdi.

"Gidelim güzelim ama bu konu burada kapanmadı." dediğinde arkama yaslanarak dışarıyı izlemeye başlamıştım. Aralığın soğuğuna rağmen sanki yanıyor gibi hissediyordum, öfke ve ham sinir bedenimi aleve verecek kadar ısıtıyordu.

Hareket eden arabayla ikimiz de sessizdik, yol boyunca sadece gökyüzünde ki gri bulutları izleyerek tek kelime etmemiştim. Aklımı susturmaya çalışıyordum lakin bunu başarabilen tek şey onun bana olan temasıydı, aksi halde tam şu anda olduğu gibi beynim susmak bilmiyordu.

Buraya gelmesi bir yana, en çok Araf'a hakaret etmesi dokunmuştu kanıma. O kim oluyordu ki sevdiğim adama hakaret edebiliyordu? Tanımadan karşısındakini yargılan insanlardan hep nefret etmiştim.

Umarım ilerde fırsatım varken öldürmediğim için pişman olmazdım...

Araf'ın eskiden kaldığım evinin önünde durduğumuzda bakışlarım onu bulmuştu.

"Polislerde bu evin adresi var." dediğinde çarklar yerine oturmuştu. Sabah polisler tarafından alınıp adliyeye getirilecekti. Kafamı olumlu anlamda sallayarak arabadan indikten sonra o da ardımdan inerek peşime takılmıştı. Cebinde ki anahtarla kapıyı açtıktan sonra geçebilmem için geriye çekilerek kapıyı tuttu, hızla yanından adımlayarak içeri girdiğimde gözlerimin önüne anılar akın etmişti.

Karnımda ki elimle heyacanlı bir şekilde eve giriyordum, etrafa biraz bakındıktan sonra yukarı çıktığımda hayatımın en berbat manzarası beni karşılıyordu.

Sahi o kız neden hala yaşıyor ki?

"Sâye?" diyerek beni sarsan Araf'la yerimden sıçrarken keskin bakışlarımı ona çevirdim. "Güzelim, iyi misin?"

"İyiyim." derken derince bir nefes aldım. Geçmişte kalmıştı o anılar, acı bir geçmiş sadece...

"Bana gerçek duygularını söylemen konusunda ne demiştim?" dediğinde bakışlarım ormanlarına tutundu. Gözleri sert bakıyordu ve bedeninin gerginliğini dokunmadan bile hissedebiliyordum.

"Bebeğim gerçekten iyiyim, sadece üzerimde ki şoku henüz atamadım. Hepsi bu." derken elimi yanağına koyarak hafifçe okşadığımda bakışlarında ki sertlik biraz olsun azalmıştı. "Ayrıca çok gerginsin, seni rahatlatmamı ister misin?" diyerek ona daha çok yaklaşıp boynuna dudaklarımı bastırdığımda bir elini hızla araba da açmış olduğum saçlarımın arasına daldırarak başımı sertçe geri çekti.

"Aklımı karıştırarak işin içinden kurtulamazsın küçük hanım." demesiyle bir anda saçlarımı bıraktığında dünyayı tersten görmeye başlamıştım. Lanet olsun omzuna almıştı!

"Araf! Ne yapıyorsun?!"

"İyiyim güzelim, sen napıyorsun?" diyerek salona girdiğinde gülmekle kızmak arasında kalmıştım. Şöyle olur olmadık zamanlar da aniden sakinleşmesi sinirimi bozuyordu.

"Araf!" diye haykırarak doğrulmaya çalıştığım sırada beni bir anda koltuğa atmasıyla dudaklarımdan küçük bir çığlık çıkıvermişti.

"Burada uslu uslu beni bekliyorsun, bende sana gidip kakaolu süt hazırlıyorum. Tamam mı?" diyerek parmağını tehditkar bir şekilde bana salladığında kaşlarım istemsizce havalanmıştı.

"Kakaolu süt mü?" dedim sesimde ki şaşkınlığı gizlemeyerek.

"Evet, çok sevdiğini biliyorum." derken çoktan salonun kapısına doğru adımlamıştı. "Hakkında ki diğer her şeyi bildiğim gibi!" diye haykırırken uzaklaşan sesinden mutfağa girdiğini anlamıştım. Evet, severdim ama en son ne zaman içtiğimi bile hatırlamıyordum. Beş seneden fazla olduğuna yemin edebilirdim, Arya'yla dışarı çıktığımızda bile ben kahve içiyordum genelde.

Şu sıralar onu yine ihmal ettiğimi hissediyordum, en kısa zamanda onu ziyaret etmeyi aklıma not ettim. Araf'ı çok seviyordu ve hep birlikte dışarı çıkmamız hoşuna giderdi.

Bir süre sonra elinde koca bir bardak kakaolu sütle gelen Araf'ı gördüğümde gülmeden edememiştim, şu anki halimiz cidden trajikomik duruyordu. Daha birkaç saat önce birini öldürmüş, hemen ardından da öz babama silah çekmiştim ve şimdi de hiçbir şey olmamış gibi kocamın bana kakaolu süt getirmesini bekliyordum. Sahi biz ne yaşıyorduk böyle!

"Al bakalım, onun hepsi bitecek. Süt rahatsız ediyor diye laktozsuzla yaptım, merak etme." dediğinde kaşlarım tekrar havalanmıştı. Artık bu kadarı da yok ebesinin nikahıydı!

Tanrılar her şeyi bilirler hayatım, adam da Yunan tanrısı işte. Yüce Hades aşkına!

"Bu kadarını nasıl bilebiliyorsun? Doğruyu söyle evime kamera mı koymuştun?" dediğimde dudaklarından hafif bir kıkırtı yükselmişti. Ardından kendini yanıma attığında elimde ki bardakla melül melül onu izliyordum, gülüşü bir şişe viskiyi tekte bitirmişim etkisi veriyordu.

"Ahh! Beni çok kötü yakaladın güzelim, tam olarak öyle yapmıştım." dediğinde gözlerimi kısarak şaka yapıp yapmadığını anlamaya çalıştım, ciddi de olabilirdi. Bakışlarımı yakaladığın da yavaşça göz devirdi. "Hayır küçük hanım, kamera koymadım."

Sözlerinin ardından elini elimin üstüne koyarak bardağı dudaklarıma götürmeye çalıştığında ellerinden hızla kurtularak sütü dudaklarıma yaklaştırdım. Imm! Bu tadı özlemiştim!

Elimde ki sütü hızla bitirirken o ise dikkatli gözlerle bu süre boyunca beni izlemişti. Elimde ki biten bardağı sehpaya bıraktıktan sonra onu döndüğümde fark ettiğim bir detay vardı, hala çok gergindi. Yavaşça ayağa kalktığımda bakışları ne yaptığımı anlamak istercesine beni takip ediyordu, arkasına geçerek ellerimi omzuna koyduğumda anlamayan gözlerle kafasını geriye yatırarak bana baktı. Siktir! Bu şekilde durunca gözüme daha da tatlı gözükmüştü.

Sen uslanmaz bir sapıksın!

İç sesimi umursamadan yasladığı başını kaldırarak ellerimi öne uzatıp gömleğinin üstten bir kaç düğmesini açtım.

"Ne yapıyorsun güzelim?" dediğinde dudaklarım kıvrılmıştı.

"İyiyim, sen napıyorsun?" derken aldığım küçük intikamla kahkaha atmamak için kendi zor tutmuştum.

"Demek benim laflarımı kullanıyoruz, daha özgün olmanı beklerdim bebeğim." dediğinde yüzümde ki sırıtış hızla yok olmuştu. Gömleğin yakalarını aşağıya indirerek omuzlarını açıkta bırakırken bir elimi öne uzatıp çenesini yakaladım, arkaya eğdiğim başıyla yavaşça kulağına yaklaşarak hafifçe nefesimi verdiğimde daha çok kasıldığını fark etmiştim.

"Öyle bir özgün olurum ki kocam, işim bittiğinde vücudun pelte kıvamı alır. O çarkları durmadan dönen beynini darmaduman etmemi istemiyorsan kapa çeneni." diye fısıldadıktan sonra kulak memesine hafifçe dişlerimi geçirerek geriye çekildim. Boğazından gelen derin hırıltıyı duyduğumda dudaklarımda tatmin edici bir gülümseme oluştu, benimle oynaması gerektiğini öğrenecekti.

"Yarın ki mahkemeye sekerek gitmek istiyorsun bence güzelim." dediği sırada ellerimi açmış olduğum omzuna yerleştirerek hafifçe masaj yapmaya başladım.

"O da uyar bana hayatım ama şu an sadece seni rahatlatmak istiyorum." dediğimde kendini rahat bırakarak hızla üstünde ki gömleğin geri kalan düğmelerini de çözüp yan tarafa attı. Arkasına yaslandığında tekrardan parmaklarımı hareket ettirmeye başlamıştım. Geniş omuzları parmaklarımın etkisiyle git gide gevşerken hafifçe inlediğini duyabiliyordum, onu rahatlatmak hoşuma gitmişti.

Bir süre omuzlarına ve boynuna masaj yaptığımda kafası rahatlamanın etkisiyle geriye doğru düşmüş ve gözleri kapanmıştı. Ellerimi saçlarına geçirerek bu seferde başına masaj yapmaya başladığımda parmaklarımın arasında ki yumuşacık tutamlar terapi gibiydi. Yağmur kokusu burnuma dolarken eğilip saçlarına küçük bir öpücük kondurarak masaja devam ettim.

"Eve gidince yağ kullanarakta yaparım." dediğimde gözleri kısıkça açılırken beni izlemeye başlamıştı. "Şeker gibi adam olduğun için vanilya yağıyla yapacağım." Buna bile tepki vermeden mayışmış suratıyla izlemeye devam ettiğinde bu hali istemsizce komik gelmişti, uyudu uyuyacak gibi duruyordu. "Uykun mu geldi senin?" derken dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım.

"Yeterli güzelim, yorgunsun zaten." diyerek saçlarında hareket eden ellerimi alıp dudaklarına yaklaştırdı. "Teşekkür ederim huzurum."

"Seni rahatlatmak beni yormuyor." dediğimde yeşillerinde oluşan kıvılcım bedenimi tutuşturmaya başlamıştı. Saat gecenin üçüydü ve yarın sabah altı da kalkmam gerekiyordu. Önümde iki seçenek vardı, ya bu üç saati uyuyarak geçirecektim ya da yorularak...

Kahretsin! İkinci seçenek çoktan zihnimi ele geçirmişti bile!

Azgınlıkta master yaptın Lavi!

Dudaklarım kıvrılırken hala aşağıdan bana bakan adama döndüm.

"Şu az önce sekerek gitme konusunu tekrar mı düşünsek." dediğimde onunda dudakları kıvrılmıştı fakat ellerimi bırakarak geri çekildiğinde suratım hızla asıldı.

"Kendimi yeteri kadar zor tutuyorum zaten güzelim ve yarın davan var, şu an olmaz." demesiyle kaşlarım da çatılmıştı. Ama istiyordum!

Ben bir şey istiyorsam mutlak suretle alırım!

Bir sus sende canım zihnim!

Hızla adımlayarak koltukta yanına oturduğumda gözlerimi büyüterek ona atabildiğim en masum bakışımı atmaya çalıştım.

"Acıktım." dediğimde hızla bedenime kollarını sararak beni göğsüne çekti.

"Uyu Sâye'm, hadi!" diyerek saçımı okşamaya başladığında kaşlarım daha çok çatılmıştı.

"Açım ben, seni istiyorum." dedim inatla kucağından kalkmaya çalışarak.

"Tamam, davadan sonra yersin. Şimdi uyumamız gerek." dediğinde elimi varlığına atmıştım ki havada yakalayarak beni durdurdu. Saçlarımı okşaması aynı mayışmamı sağladığında gözlerim gitmeye başlamıştı.

"Ama ben... şimdi..." derken kapanan gözlerimle son hatırladığım bedenimi kucağına çekerek sıkıca sarmasıydı.

~~~~~~~~

Birkaç saat uyumamın ardından uyandığımda berbat hissediyordum, artık uykusuzluk bedenimi iyice düşürmeye başlamıştı. Yanıma baktığımda onun yattığı tarafın boş olduğunu fark etmiştim, hızla telefona atılarak saate baktım. Siktir! Geç kalmıştım.

Saat 7.30'du ve davası 11.00'deydi, teknik olarak geç kalmış sayılmazdım fakat onu orada yalnız bırakmak istememiştim. Hızla ayağa kalkarak etrafa bakındığımda ileride koltuğun üzerinde ki takım dikkatimi çekmişti. Tabi ya! Bu evde hiç takımım yoktu ki! Akıl falan kalmamıştı bende.

Takıma doğru adımladığım sırada dün gece duş almadığım düşüncesi zihnimde bir şimşek misali çakmıştı, takıma bakmadan hızla arkamı dönerek banyoya koştum. Hayatımda aldığım en hızlı duşu aldığımda acele bir şekilde çıkıp banyo da kendime baktım, boynumda ki Araf'ın etkileri olan morluklar geçmek üzereydi. Fazla belli olmuyorlardı.

Odaya geri döndüğümde zaman kaybetmeden takıma adımlayarak hemen yanında duran iç çamaşırlarına uzandım. Elim hızla anlıma çarparken yaradandan sabır diliyordum, beyaz gömleğin altına kırmızı ve dantelli iç çamaşırı almıştı! Yapacak bir şey yoktu, ceketin önünü açmayacaktım.

Hızla üzerime geçirdikten sonra takıma uzandığımda gördüğüm kalem etekle kafamı her an duvara vurabilirdim, dün gecenin intikamını almıyorsa bende bir şey bilmiyordum. Ben adliyede etek giymezdim lakin kendisi kaşınmıştı. Beyaz gömleği giydikten sonra altıma ten rengi külotlu çorabı da giymemin ardından , maşallah çoraba kadar düşünmüş, eteği bacaklarımdan geçirerek aynadan kendime baktım.

Kilo mu almıştım ben sanki biraz? Kalçam daha bir kıvrımlı duruyordu sanki, hoşuma gitmişti. Beyaz gömlekten belli olan sütyenimde işin cabasıydı. Gözlerimi devirerek hızla saçlarıma geçip ensemde sıkı bir topuz yaparken önde ki birkaç tutamın yüzüme dökülmesine izin vermiştim, makyajla da yüzümü renklendirdikten sonra hazırdım. Az önce takımı aldığım koltuğun yanında duran siyah topukluları da ayağama geçirerek aynaya baktım, gayet iyi olmuştum.

Savcıdan çok, seksi sekretere döndün. Önde ki iki düğmeyi açıp kırmızı rujunu sürmen eksik kaldı bir tek!

Her halim seksiydi! Hızla arkamı dönerek çıkarmış olduğum kıyafetleri kirliye atacakken duyumsadığım kokuyla kaşlarım çatıldı, bu kokuya alışıktım. Kan kokusuydu...

Elimi Araf'ın çıkardığı kıyafetlere atarak kaldırdığımda her ne kadar siyah kumaştan fazla belli olmasa da kan olduklarını fark etmiştim ve bu döverken çıkacak bir kan değildi, birini öldürmüştü. Bu demek oluyordu ki ben uyuduktan sonra uyumamış ve evden çıkmıştı. Lanet olsun, birkaç saate davası varken ne kafası yaşıyordu? Saçma bir kararla evi aramak isteseler boku yemiştik.

Elimde ki kıyafetlerin tamamını makineye atıp çalıştırdıktan sonra banyodan çıktığımda ilerde ki ceketimi üzerime geçirip siyah kabanı ve çantamı alarak odadan ayrıldım. Telefonumu kontrol ederken gelen mesajı fark etmiştim.

Salih Komiser: Savcım Arhan beyi az önce getirdik, haberiniz olsun. (06.25)

En azından nerede olduğu belliydi. Mesaja görüldü atarak kapıya ulaştığım sırada portmantoda ki bir adet siyah gül dikkatimi çekebilmişti, hemen altında bir mektup duruyordu. Ona kızgın olduğum için bu bile sırıtmamı sağlayamamıştı. Hızla mektuba uzanarak açıp okumaya başladım.

**

Benim güzeller güzeli karım, Sâye'm, hayatımın en nadide anlamı...

Sabah seni uyandırmaya kıyamadığım için bu mektubu bırakıyorum, polisler kapıda beni bekliyorlar. Kıyafetleri görünce çok kızma olur mu? Reçel kavanozu olmayacak laflar etmiş, benim karımın canını sıkmış. Bende biraz ona göz dağı vereyim, diğer kavanozları sıkayım derken patladı, üstüme dağıldı. Ama merak etme yerde tek bir iz bırakmadım bebeğim, güzelce temizledim.

Sana da mutfakta kahvaltı hazırladım, çıkmadan önce hepsini yiyeceksin. Eğer eve geldiğimde onları bitmemiş ya da çok az yenmiş görürsem geçen hafta sarmaları yediğin gibi sana bizzat ben yediririm. :)

Ayrıca bundan sonra her güne bir siyah gül alacaksın benden, sana olan sonsuz aşkımın bir ibaresi olarak. Herkes gibi klasik aşkı ifade eden kırmızı bir gül değilsin benim için, sonsuz aşkımın en büyük eseri olarak zarif bir siyah gülsün.

Günaydın meleğim, seni çok seviyorum. 🖤

**

Tamam, belki biraz yumuşatmış olabilirdi. Büyük ihtimal polislerin yanında yazdığı için reçel olarak sansürlemek istemişti ve sebepsizce tatlı bir anlatım olmuştu, lakin bu yine de beni uyurken bırakıp adam öldürmeye kaçtığı için canını okumayacağım anlamına gelmiyordu.

Siyah gülle bakışırken bir an gözlerim aynadan boynumda ki kolyeye dokunmuştu, kaşlarım hızla çatılırken gömleğin altından çıkartarak aynaya daha çok yaklaştım. Normalde kolyenin ucunda ki gül kırmızıydı fakat şu an da siyah olmuştu. Ne ara çıkartıp değiştirdiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu, aklımı alıyor dediğimde kesinlikle haklıydım. Kolyeyi tekrardan gömleğin içine saklarken parmağımda ki kaymış yüzüğü düzelterek evden dışarı çıkmadan önce mutfağa girmeyi akıl edebilmiştim.

Sarma yedirdiği gibi yedirirse zaten yok olan aklım iyice götüme kaçabilirdi, hiç gerek yoktu. Masaya oturarak hızlıca hazırladığı kahvaltıyı atıştırdığımda köşede bir tane daha not görmüştüm.

**

Hepsi bitecek derken ciddiyim. Çok ciddiyim!

**

O kadar emindi ki mutfağa hiç bakmadan direk evden çıkacağıma, bu yüzden orada ki mektubun devamı gibiydi. Beni bu kadar iyi tanıması bir yandan korkuturken diğer yandan içimin kelebeklerle dolmasını sağlıyordu, tam aşık olunası bir insandı. Masadaki yiyeceklere tekrar göz gezdirdim, sahiden köşede parçalanan bir reçel kavanozu duruyordu. Ve nedense kavanozun üstüne bir çöp adam çizilmiş, hemen kafasının olduğu yer parçalanmıştı.

İstemsizce kahkaha atmaya başladığımda kafamı iki yana salladım, iflah olmaz bir şapşikti. İnsanın her an ısırası geliyordu. Bu tatlılıkla nasıl hakkında bu kadar cani dedikoduları döndürtmüştü bu adam?

Hazırladığı kahvaltıyı doyana kadar yedikten sonra bardağımda ki son yudum portakal suyunu da içerek ayağa kalkıp koşar adımlarla dışarı çıktım, saat 9 olmuştu bile!

Kapının önünde ki arabama doğru ilerlerken etrafa bakındım, korumalar her zamanki yerlerinde duruyorlardı. Hızla arabaya bindikten sonra elimde ki kabanı ve çantamı yana bırakarak arabayı çalıştırdım. Bir süre yol aldıktan sonra çalan telefonumla ekrana bakmış ve cevaplamıştım.

"Günaydın Lavi, aramayacaktım ama dayanamadım. Dün dövüşten sonra noldu?" diyen Kayra'yla telefonu arabaya bağlayarak ilerlemeye devam ettim.

"Ferhat Argun 23 sene sonra yırtık dondan çıkar gibi çıkma kararı aldı şirine." dediğimde yanda ki sesleri de duymaya başlamıştım, hoparlöre almıştı.

"Kızlar var sadece yanımda, Arya'da okula gitti. Şimdi dökül her şeyi, ne demek Ferhat Argun ortaya çıktı?"

"Soyunma odasına geçtiğimde oturmuş beni beklediğini gördüm ve asıl şaşırtıcı konu bana kızım diye hitap etmesiydi." derken tekrardan o anları hatırladığımda direksiyonu tutan parmaklarım kasılmıştı.

"Hassiktir! Duman'ın sen olduğunu nereden biliyor?" diye soran Deniz'le derin bir nefes aldım.

"Onu bilmiyorum fakat bir şekilde Namık'la iletişimi varmış, yüksek bir ihtimal eğitimimin ilk zamanlarından beri biliyordu." dediğimde herkes bir süre sessizleşmişti.

"Böyle bir şey olsa Namık sana söylemez miydi?" diyen Buğlem'le eşzamanlı olarak bakışlarım sol tarafa kaydığında hafif açılmış filmli camdan uzatılan namluyu fark etmiştim.

"Hassiktir!" diye mırıldanırken hızla kafamı eğerek gaza köklendiğim sırada camıma çarpan kurşunla telefondakiler çığlığı basmıştı. Bakışlarım cama kaydığında sadece hafifçe çatladığını görmüştüm, benim camlarım kurşun geçirmez değildi ki! Kaşlarım hızla çatılırken bir kurşun daha atıldığında bakışlarımın yola dönmesiyle çarpmak üzere olduğum önümde ki arabayı son anda sollayabilmiştim.

"Lavi noluyor? Çıldırtmasana bizi burada!" diye haykıran Kayra'yı duyabiliyordum fakat tam cevap verecekken arka cama da bir kurşun atıldığında derin bir nefes alarak doğruldum. Araf'ın aklına bir kez daha aşık olmuştum.

"Arabam kurşunlanıyor." dedim sanki günlük bir olaydan bahsediyormuş gibi.

"Gündüz vakti bunlar neyin kafasını yaşıyor?" dedi Buğlem sinirli bir sesle.

"Birazdan herhangi bir kafaları kalmayacak zaten sarışın, merak etme." derken hızla belimde ki silahı çıkardım. Giden arabada direksiyonu bırakıp çatışmaya girmek tehlikeli miydi? Kesinlikle! Bu umrumda mıydı? Asla! Fakat şu anda Duman değil Savcı Lavinia'ydım, önce bildirmem gerekiyordu.

"Lavi bir şey söyle? Yaralandın mı?"

"Merak etme sahte marul, camlar kurşun geçirmez. Ayrıca polislere haber vermek için kapatmalıyım." diyerek cevap vermelerine izin vermeden aramayı sonlandırdığım sırada arka cama tekrardan bir kurşun isabet etmişti. Salih komiseri ararken biraz daha gaza yüklendim.

"Buyurun Sayın Savcım?"

"Salih .... Otellerinin hemen ilerisinde ki yolda pusuya düşürüldüm, arabam taranıyor. Hemen destek ekip yollayın, adliyeye gelen yolda ilerliyorum." dediğimde itilen sandalye sesi kulağımı doldurmuştu.

"Savcım siz iyi misiniz? Hemen bir ekip yolluyorum." dediğinde hemen ardından başka bir ses yükselmişti.

"Ne? Bir şey mi olmuş? O iyi mi?" diyen Araf'la dudaklarım kıvrılırken arka cama bir kurşun daha isabet ettiğinde artık dayanamayan cam tuzla buz olmuştu.

"Ah! Siktir!" diye istemsizce hırladığımda gaza biraz daha yüklenerek yolda makas atmaya başladım.

"Savcım, ekip yolda. Lütfen biraz daha dayanın, ambulansa haber vermeme gerek var mı?"

"Şu anlık yok Salih." dememle telefondan yüksek bir gürültü sesi duyulmuştu.

"Ver şu amına koduğumun telefonunu!" diye haykıran Araf'la birkaç kurşun aynı anda araba isabet etmişti. "Sâye'm iyi misin güzelim? Ne oluyor?" Endişeli sesi arabayı doldurduğunda Salih'in elinden zorla telefonu aldığını fark etmiştim.

"İyiyim sevgilim sadece küçük bir saldıraya uğradım o kadar." derken bir kurşun daha arka camdan içeri girerek ön cama saplandığında hızla yana çekilerek son anda kurtulabilmiştim.

"Sikeyim! O kurşun yakında bir yere saplandı. AMINA KODUĞUMUN KURŞUN GEÇİRMEZ CAMLARINI BOKU BOKUNA MI YAPTIRDIK?"

Öfkeli sesi arabayı inletirken tekrar bir kurşun girdiğinde direksiyonu birkaç saniyeliğine bırakarak silahın emniyetini açıp arkamı döndüm. Arabanın ön tekerleklerini hızlıca vurduktan sonra önüme döndüğümde son anda karşımda ki tırı sollayabilmiştim.

"SOKTUĞUMUN DESTEK EKİBİ NEREDE?" diye haykırdığım sırada kulağıma Araf'ın haykırışı doldurmuştu, normal bir haykırış değildi. Acı çeker gibiydi!

"Hemen yola çıkıyoruz biz de savcım." diyen Salih'le gözlerim kan görme isteğiyle karardı.

"Eğer ona elektroşok verdiyseniz sokar götünde patlatırım onu Salih!" dediğimde derince bir yutkunuş sesi duydum.

"Savcım sakinleştirmek için zorundaydık."

Hızla telefonu yüzüne kapattığımda karşıdan gelen polis arabalarını fark etmiştim. Hızla firene basarak arabayı durduğumda arkamda ki araba patlak lastiklere rağmen peşimden ayrılmamıştı lakin gördüğü polislerle tam geri dönmüştü ki arkadan gelen polis arabaları hızla önünü kesti. Elimde ki silahla arabadan indiğimde polisler de inmişti, dondurucu rüzgar tenimi ısırırken gözlerimde ki nefretle arabaya doğru adımladım.

En önde ateş eden mal hızla arabadan çıkarak silahını bana doğrulttuğunda tek bir saniye düşünmeden silahı kaldırıp omzuna ateş ettim. Haykırarak elinde ki silahı düşürdüğünde polisler de çevremizi sarmıştı.

"Sen benim kim olduğumu biliyor musun kuş beyinli?" derken yanına ulaştığımda silahına tekme atarak uzaklaşmasını sağladım.

"Bize sadece Arhan Demir'in karısı olduğun söylendi, ona göz dağı vermek için korkutmaktı amacımız. Öldürmeyecektik." dediğinde dudaklarımdan sahte bir kahkaha yükseldi. Hemen ardından dizlerinin üzerine çökmüş adamın göğsüne attığım tekmeyle yere düştüğünde yanına adımlayarak yaralı omzuna topuğumu bastırmıştım.

"Evet, doğru. Ben karısı Lavinia Demir... Cumhuriyet Savcısı Lavinia Demir." dediğimde acıdan haykırması bile korkudan kesildiğinde topuğumu çekerek geri çekildim. "Atın şunların hepsini içeri! Davalarıyla bizzat ben ilgileneceğim." derken arkamı dönerek hızla arabaya yöneldim.

"Savcı fırtına yine sahalarda he, özlemişim doğrusu." diyen polisi umursamadan arabaya binerek hızla gaza yüklendim. Lanet girsin, Araf'a elektroşok vermişlerdi!

Adliyeye varır varmaz park ettiğim arabayla hızla içeri ilerlemeye başladım. Koşar adımlarla merdivenlere yönelirken yanıma gelenleri umursamadan koşmaya devam ettim.

"Savcım saldırıya uğradığınız söylendi, iyi misiniz?"

"Savcım bir yaranız var mı?"

"Evlenmişsiniz savcım, hayırlı olsun."

"Savcım revir doktoruna haber edeyim mi? İyi misiniz?"

Yanıma gelen kimseyi umursamadan koşmaya devam ediyordum, öyle ki kim olduklarına bile bakmamıştım.

"Aç şu kapıyı!" diye haykırdım sorgu odasına doğru koşarken başında dikilen polise, sinirlerim oldukça gergindi. Hızla kilidi açtığında bir saniye bile beklemeden odaya daldım.

Odanın köşesinde oturarak kollarını bacaklarına saran Araf'la bedenimde ki tüm güç çekilirken oracıkta hıçkırarak ağlayabilirdim. Kafasını kaldırarak beni gördüğü an hızla ayağa kalkıp koşar adımlarla yanıma geldikten sonra kollarını sıkıca bana sarmıştı.

"Siktir! Siktir! Siktir! Çok korktum. Sana bir şey oldu diye çok korktum." derken kollarını daha da sıkılaştırarak başını boynuma gömüp derince nefesler aldı. "İzin vermediler sana gelmeme Sâye'm, dünya alem ecdadımı siksin ki kafayı yedim."

"Şhh! Sakin ol, bir şey yok. İyiyim ben hayatım." diyerek geri çekilmek istediğimde kolları daha çok sıkılaşırken izin vermemişti. Kahretsin! Adliyedeydik ve ardımdan gelen fısıltıları duyabiliyordum.

"İnanmıyorum! Canavarı sadece varlığıyla sakinleştirdi."

"Böyle canavara can kurban."

"Savcı fırtına tam kendine göre birini bulmuş."

"Bu adam da her gelişinde sorgu odasının ağzına sıçıyor."

"Adamda ki güce gel yalnız, sabitli masayı kaldırıp duvara fırlattı abi. Bir an dedim biz de masayla aynı kaderi yaşayacağız herhalde."

Sözler dikkatimi çektiğinde odayı o an fark edebilmiştim, yere sabitli masa sökülerek karşı ki duvara atılmıştı. Sandalyenin düşmüş olduğu yerde ki duvar ise içeri göçmüştü.

"Araf sana inanamıyorum! Buranın hali ne?" dediğimde geriye çekilerek endişeli gözlerle bedenimi taradıktan sonra elleriyle de yara olup olmadığını kontrol etmeye başladı.

"İyisin. Sorun yok." derken daha çok kendini sakinleştirmeye çalışıyor gibiydi.

"Araf!" diye haykırırken hızla ellerini ittiğimde ormanları gözlerime çıkabilmişti. Ellerini yanaklarıma dayayarak dudaklarıma doğru atılmıştı ki elimi dudaklarının üstüne koyarak onu durdurdum. "Şhh! Sakın!" derken bakışlarımla arkayı işaret ettiğimde onunda bakışları sonunda arkamda biriken kalabalığa dönebilmişti. Ormanları aniden kararırken öfke gözlerini çepeçevre sardı, öyle ürkünç duruyordu ki bir süre sonra baktığı yerden adım sesleri duyulmuştu.

"Bana bir şey söyle? Sikeyim Sâye, iyiyim de!" diyerek bakışlarını bana çevirdiğinde hızla omuzlarından iterek geri çekilmesini sağlamıştım.

"Sikeceğim şimdi o olacak, buranın hali ne Araf? Biz seni kurtarmaya çalışıyoruz, sen koşa koşa içeri mi girmek istiyorsun be adam?" diye haykırdığımda bakışlarını benden kaçırarak suçlu bir çocuk misali başını önüne eğdiğinde kalbim acıyla sızladı.

"Korktum sana bir şey oldu diye, çıkmama da izin vermediler." dediğinde elimi hızla gömleğimin yakasına atarak birkaç düğmeyi açtım, sinirden nefes alamıyordum.

"Neden acaba? Elinde kelepçelerle..." derken bakışlarım ellerine kaydığında gözlerim irileşmişti. "Kelepçeleri de mi kırdın? Allah aşkına Araf biz senin bu gücünü ne yapacağız?"

"Çok kullanışlıyımdır aslında." diyerek hafifçe gülümsediğinde sinirden çığlık atmak üzereydim. Bileğinde ki kelepçeyi nasıl başardıysa ortadan ikiye ayırmıştı, sanırım adliyeyi tamamen yıkmadığı için dua etmeliydim!

"Şey... savcım rahatsız ediyorum ama Arhan beyin davasına beş dakika kaldı." diyen polisle arkamı döndüğümde adam yutkunarak bir adım geriye çıkmıştı.

"Kelepçenin anahtarlarını ver!" diyerek elimi uzattığımda polis hızla cebinden anahtarı çıkartıp avucuma uzatmıştı. Bakışlarımı Araf'a çevirdim. "Uzat ellerini!"

Uysal bir şekilde ellerini uzattığında kelepçeden geri kalanları açarken bileğinde ki çizikleri fark etmiştim, öyle fazla güç uygulamıştı ki kelepçe bileklerini kesmişti. Bakışlarım sonrasında boynuna kaydığında irice bir morartıyla karşılaşmıştım. Yapan polisin hayatını karartmazsam banada Lavinia demesinler!

"Kelepçe ver!" diyerek arkamı döndüğümde polis hızla onuda elime bırakmıştı. Araf'a döndüğümde gülmemek için yanaklarının içini ısırdığını fark etmiştim. "Dön arkanı, asabımı bozma Araf!" dediğimde hızla emrimi gerçekleştirerek ellerini arkada bağladığında kelepçeleri bileklerine geçirirken içim tekrar cız etmişti. Yine acıyacaktı bilekleri...

Tekrar bana döndüğünde polis çoktan çıkmıştı, ona bakmadan odanın kapısına doğru yürüdüm.

"Bir saniye Sâye..."

"Sayın savcım!" diye hızla sözünü keserek uyardığımda dudakları kıvrılmıştı. Ya sabır! Adama kızıyordum, adam gülüyordu!

"Sayın savcım sizden küçük bir ricam var." dediğinde çatık kaşlarımla onu izlemeye devam ettim. "Biraz nefes alabilir miyim? Lütfen."

Sözleri kalbimde bir ateş yakarken gözlerinde gördüğüm endişe içimi yakıp kavurmuştu, bakışlarım köşede ki kameraya kaydığında çalışmadığını fark etmiştim. Arkamda ki kapıyı kapatır kapatmaz ona atılarak dudaklarımı dudaklarına yasladığımda inleyerek bana karşılık vermeye başlamıştı. Hızlı bir öpücüğün ardından geriye çekildiğimde bana doğru tekrar atılarak kollarını çekiştirmişti ki boynuna doladığım parmaklarla sırtını arkasında ki duvara yasladım.

"O kelepçeler tekrar kırılırsa yemin ediyorum parmakları boylarsın Araf!" dediğimde yeşillerinde ki pırıltı hala yerli yerindeydi. Derince bir nefes alarak kafasını olumlu anlamda salladığında yüzünde ki rahatlama benimde rahatlamamı sağlamıştı. Hızla elimi çekip arkamı dönerek odadan ayrıldıktan sonra kendi odama ilerleyecektim ki karşıdan elinde cüppemle gelen Cansu'yu farketmiştim.

"Savcım davaya son iki dakika!" diye haykırarak cüppemi uzattığında çantamı hızla eline tutuşturup cüppemi üzerime geçirdim.

"Çantamı odama bırak Cansu." derken hızla arkamı dönerek mahkeme salonuna koşmaya başlamıştım, dava başlamadan içeride olmam gerekiyordu. Nefes nefese kalmış bir şekilde mahkemenin önüne geldiğimde kapının ardında duran katip yavaşça gülümsemişti.

"Davanın savcısı Lavinia Demir." dediğinde omuzlarımı dikleştirerek hızla içeri girdikten sonra hakimin yanında ki yerime geçtim. Yüzümde ki sert ve yıkılmaz ifadeyle şu anda Savcı Lavinia Demir'dim, Duman ise zihnimde gerilere çekilmişti.

"Sanık Arhan Araf Demir." diyen katiple sert bakışlarım kapıdan kafasını eğerek giren kocama kaymıştı. İçeri girdiği an bakışlarımız birleştiğinde gözlerinde ki hayranlık kalbimin heyacanla çarpmasını sağlamıştı. Hemen karşımızda ki etrafı çevrili bölmeye geçtiğinde kelepçeleri çözülmüştü.

Araf'ın hemen ardından içeri giren kişiyle kaşlarım yavaşça çatıldı. Ender savcı seyircilerin oturduğu kısma oturarak bakışlarını bana çevirmişti. Bu da nereden çıkmıştı şimdi?

Hızlıca başlayan mahkemeyle sorular sorulmaya başlanmıştı. Klasik soruların ardından hakim yazmış olduğum sahte ifadeye bakmaya başladığında aynı ifadenin önümde duran kopyasına baktım. Kısaca o an evde bulunmadığını ve evin dağlık bir arazi de olduğu için zanlının içeri girerek intihar etmiş olabileceğini anlattığım bir ifadeydi. Beyfendi sorgu da beni sinir ederek tek kelime etmediği için sahte bir ifade yazmak zorunda kalmıştım.

"İfadeni tekrar anlat bakalım." diyen hakimle bakışlarımı dimdik duran Araf'a çevirmiştim.

"Tabi sayın hakim, o gün her zamanki gibi dinlenmek için ormanlık arazide bulunan evime gitmiştim fakat sonrasında toplantım olduğu için birkaç saatin ardından evi terk ettim. Geri döndüğümde kapım açıktı ve yerde bir ceset vardı, sonrasında da hemen polis arkadaşları arayarak bilgilendirdim." dediğinde ifadenin tıpatıp aynısını anlatmıştı. İçimde ki adalet duygusu çığlık çığlığa bağırıyordu!

"Sayın savcım, sizde görüşlerinizi belirtin." dediğinde yerimden doğrularak ayağa kalktım.

"Sanığın ifadesi doğrulanmıştır sayın hakim, elimizde olan güvenlik kameralarında giriş ve çıkış saatleri tespit edilmiş ve ifadesiyle uyuşmuştur. Cinayet silahında bizzat maktulün parmak izine rastlanırken otopsi raporlarında da görüldüğü üzere yakından bir el ateş edilerek ex olmuştur, bu da intihar düşüncesini doğrular niteliktedir. Sonuç olarak sanığın bu davayla alakalı hiçbir suçu bulunmamaktadır." derken derince bir nefes alarak devam ettim. "Diğer bir suçuna gelirsekte devlet malına verdiği zararlardan ötürü maddi para cezasına çaptırılmasını şahsınıza addediyorum."

"Reddediyorum sayın hakim." diyen sesle bakışlarım arkada oturan Ender'e dönmüştü ki arkasını dönen Araf'ın onu o an fark ettiğini anlamıştım. Gözlerinde ki öfkeyi gören tek kişi ben değildim tabiki de! "Yeni evlenen sayın savcımız davaya yeterince odaklanamamıştır, sanıkla olan birlikteliği işinin önüne geçebilir." dediğinde sağ gözüm seğirirken Araf'ın kasılan omuzlarını görebiliyordum, yalvarırım ses etme!

"İtiraz ediyorum sayın hakim, sunduğum kanıtlarda görüldüğü üzere şahsi hayatımın davayla bir alakasının olmadığını ve sadece kanıtlarla konuştuğumu görebilirsiniz. Özel hayatını adalete karıştıracak kadar çömez olmadığımı ve sadece kanunlara dayanarak işimi yaptığımı belirtmek isterim." derken bakışlarımı Ender'e çevirdim. "Kaldı ki savcısı dahi olmadığınız bir dava hakkında çıkarımda bulunma şansına sahip değilsiniz. İnsan hakları huzurunda doğru olmayan bir hususta davayı bölmeye devam edeceksiniz hızla salonu terk etmenizi öneririm."

Sözlerimin ardından sinirle yerinden doğrularak tam konuşacakken hakimin vurduğu tokmakla susmak zorunda kalmıştı.

"Sessizlik!" diye haykırdıktan sonra bakışları Ender'i bulmuştu. "Önümde ki kanıtlara bakarak söylemem gerekirse sayın savcımın özel hayatı hakkında hiçbir bulguya rastlanmamıştır. Ayrıca kendisinin kanun namına yaptıkları da herkesçe bilinir, aynı sizin defalarca kanunları çiğnediğinizin bilindiği gibi. Şimdi ya sessizce oturun ya da salonu derhal terk edin." dediğinde içimin yağları öyle bir erimişti ki Araf'ın hayranlık ve şaşkınlıkla bakan gözlerini yeni fark edebilmiştim.

Ender hızla yerinden kalkarak salonu terk ettiğinde bile bakışlarımı ondan ayıramıyordum, beni cüppeyle ilk kez görüşüydü. Acaba ne düşünmüştü?

"Karar!" diyen hakimle hepimiz ayağa kalktığımızda konuşmasına devam etti. "Türk Ceza Kanunun 50. Maddesine dayanarak sanığın devlet malına verdiği zarardan ötürü 20 bin Türk lirası para cezasına çarptırılmasına karar verilmiştir."

Sıkıca tuttuğum nefesi rahatlayarak verdiğimde bakışlarım tekrardan yeşillerle buluşmuştu, sadece bir an başaramamaktan korkmuştum.

"Mahkeme bitmiştir, geçmiş olsun Arhan bey." diyerek kürsüden ayrılan hakimle bende bakışlarımı tekrardan ona çevirdim.

"Geçmiş olsun Araf bey." dediğimde dudakları tehlikeli bir sırıtışla kıvrılmıştı.

"Saolun sayın savcım." dediğinde bende kürsümden ayrılarak salonu terk etmiştim. Köşe de davayı izleyen Lale hızla koşarak bana yetiştiğinde bakışlarım ona çarpmıştı.

"Ay savcım yine harikaydınız, sizi çok özledik."

"Bende sizi özledim Lale." derken odamın önüne gelmiştik.

"Bir de özür dilerim ama söylemeden geçemeyeceğim savcım. Kocanız olay gidin tadını çıkartın." dediğinde dudaklarım istemsizce kıvrılırken karşıdan hızla bana doğru gelen Haluk başsavcının asistanını fark etmiştim.

"Savcım bölüyorum ama başsavcım bunu hemen görmenizi istedi." diyerek elinde ki dosyayı uzattığında hızla elinden alarak yazılanlara baktım. Okuduğum kelimelerle kaşlarım daha çok çatılırken anlam veremiyordum. Bana dava açılmıştı, hemde çocuk kaçırma üzerine!

Ömer Argun çocuğu olan Arya Demir'i zorla elinden alarak eve hapsedip işkence ettiğimi, ayrıca yasal olmayan yollardan vasisi olduğumu iddia ederek dava açmıştı...

~~~~~~~~~~~~~~

Ve bölüm sonuuu!!!

Ah kesinlikle hoşuma giden bölümlerden biri olduğunu söylemeliyim...

Her an sayın savcım diye uluyabilirim!

Peki ya Arhan'ım? Nerede böyle erkekler???

Sizce bölüm nasıldı?

Sizce Ender sakin duracak mı?

Ömer'in bu davranışı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yorum ve vote atmayı lütfen unutmayınnn!!!

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

Bölüm sonu

2 yorum