İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 26 · 24 dk okuma

SÂYE

Bölüm 26

25. ESKİYE DÖNÜŞ

~Bölüm Şarkıları~

Özdemir Erdoğan~Bana Ellerini ver

Hümeyra~Sevdim seni bir kere

Yeni bir bölümden herkese merhabalar efendim!!

Çok fazla boş yapmadan sizi heyecanlı bir bölümün kollarına atarak geriye çekiliyorum.

Yorum ve vote atmayı lütfen unutmayınnn!!!

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

~~~~~~~~~~~~~~~

Geçmişi her daim arkamızda bırakmak mümkün olmuyordu ne yazık ki, hep bir yerden çıkarak kendini hatırlatıyordu. Zihnimiz kocaman bir kara delikten ibarette olsa sanki canımızı bile isteye yakmak için o anıları önümüze atıp bizi geçmişin amansız kollarında sürüklenmeye bırakıyordu.

Etrafınızda ki en ufak şey sizi o derin sulara itebilirdi, bu bir kalem olabilirdi veyahutta bir küçük anahtarlık ya da şu an elimde tuttuğum harflerin bir araya gelerek oluşturduğu bir isim...

Ferhat Argun...

En son bu isimi duyduğumda 4 yaşlarında olduğumu anımsıyordum, yine bağırış çağırışın eksik olmadığı bir güne uyanmıştım ve sonrası cehennemin başlangıcı olmuştu benim için. Gitme sebebini her ne kadar birinci ağızdan öğrenemesem de yaşım ilerledikçe tahmin etmesi güç olmamıştı, Dağhan'ı öğrenmiş olmalıydı.

Boynuma ılık bir nefes vururken kolları ise destek vermek istercesine belime sarılmıştı, yanımda olan tek adama yaslanarak aklımı toparlamaya çalıştım. Ölmediğini ve Amerika da bir yaşam sürdüğünü biliyordum, başkasıyla evlenmişti fakat çocuğu olmamıştı. Peki o kadına mirasını devretmek yerine neden tamamını bana devretmişti? Neydi bu, geç kalınmış bir özür mü?

"Şimdi bununla uğraşamayız güzelim, saat çok geç oldu." dediğinde elimde ki dosyayı tekrardan portmantoya atarak ona döndüm. Beni o kadar iyi tanıyordu ki şimdi gidip araştırmak için can attığımı biliyordu ama yapmayacaktım. Senelerce benim için bir nevi ölüden farksız olan biri yüzünden güzel geçen günümü zehir edemezdim.

"Yatalım hayatım, bununla sonra ilgileniriz." Sözlerimin ardından belimde ki elleri yanaklarımı bulduğunda yeşillerinde ki endişeli ifadeyle bana bakıyordu.

"Bana ne hissettiğini söylemen gerekiyor. Bazen o kadar iyi rol yapıyorsun ki kalbinde ki fırtınaları göremiyorum ve o acımasız fırtınalarda seni tek başına bırakmak istemiyorum." diyerek burnumun ucuna küçük bir öpücük bıraktığında dudaklarım yavaşça kıvrılmıştı.

"Ölü olan birini tekrar hatırlamak gibi." derken zihnimde onunla ilgili anıları canlandırmaya çalıştım lakin o kadar siliklerdi ki onların anı mı yoksa hayal ürünüm mü olduğunu kestiremiyordum. "O zaten zihnimde varla yok arasında bir yerdeydi, şimdi tekrar açığa çıkması da pek bir his uyandırmıyor açıkçası."

"Seni üzmesine asla izin verme, bırak hatırlanmayan anılarda kalsın." dedi parmakları yanağımı okşarken. "Eğer sana fiziksel ya da duygusal herhangi bir zarar vermeye kalkarsa nefesini zevkle keserim Sâye'm."

Son sözleri gülmemi sağladığında yanağımda ki eline yaslanarak tıpkı bir kedi misali eline sürtünürken bakışlarımı ormanlarından bir an olsun ayıramıyordum. Öyle güzel seviyordu ki her defasında gerçek olup olmadığını sorgulatıyordu bana, sanki bir kitap karakteri gibiydi. Gerçek olması için yalvardığım lakin sadece satırlarda görebildiğim gerçek üstü bir karakter...

"Merak etme kocam bey, Duman'a kimse zarar veremez." dediğimde dudakları imalı bir ifadeyle kıvrıldı. Bu hareketiyle gözlerim kısılırken kafamı yaslı olduğu elinden kaldırıp ona daha rahat bakabilmek için arkaya doğru eğdim, her defasında uzun boyunu tekrar ve tekrar fark ediyordum.

"Bazen ne kadar güçlü olduğunu unutuyorum, böyle göğsümün içine saklayıp seni orada koruyasım geliyor. Herkesten saklayarak tüm o kötü anıları senden uzaklaştırmak istiyorum fakat sonra karımın neredeyse benim kadar güçlü olduğunu hatırlıyorum." dedikten sonra dudaklarıma küçük bir öpücük bırakarak geri çekilmişti. "Ve bu oldukça sinir bozucu."

"Ne yani güçsüz olsam korumak için beni eve mi kapatırdın?" diye şakayla karışık bir sorduğumda yanaklarımda ki ellerini çekip kolunu omzuma sararak beni merdivenlere yönlendirmişti.

"Fena fikir sayılmazmış." dediğinde yürürken dirseğimi hafifçe karnına geçirdim. "Tamam tamam, şaka yaptım."

"Her şakanın altında bir gerçeklik yatar derler."

"Doğru demişler." dediği sırada odaya girdiğimizde gözlerimi devirerek kollarından ayrılıp yatağa ilerlemiştim ki belimden çekerek sırtımı göğsüne yaslayıp kollarını bedenime sarmıştı. "Seni eve kapatıp her şeyden uzak tutmayı çok isterdim fakat biliyorum ki öyle bir şey yapsam evi tamamen yıkıp yine de dışarı çıkarsın."

"Ha şunu bileydin." diyerek sırıttığımda o kısık sesli gülüşü önce kulağımı ardından da kalbimi doldurmuştu.

"Ve şimdi de karımın çok uykusu geldiğini biliyorum, o yüzden hemen yatağa gitmeliyiz." derken hızla eğilip bacaklarımın altından geçirdiği koluyla beni kucağına aldığında kollarımı boynuna dolayarak sıkıca ona tutunmuştum.

"İki adımlık yer için kucağına aldığına inanamıyorum Araf." diyerek kahkaha atmaya başladığımda hızla adımlayarak yatağın önünde durmuştu.

"Karım değil misin? İstediğim her an kucağıma alabilme yetkisine sahibim." derken bedenimi yatağa bırakıp yorganı da üstüme çektikten sonra yatağın diğer tarafına doğru adımlamaya başlamıştı.

"Ee, ben niye kıçına vuramıyorum?" dediğimde yatağa uzanırken hızla sertleşen bakışları bana döndü. "Çok güzeldi, sıkı sıkı."

"Bir korkmuyor değilim, sen yakında dön sıra bende falan da dersin." dediğinde daha çok kahkaha atarken o ise ışıkları kapatarak belime sardığı kollarıyla beni kendisine çekmişti.

"Güzel fikirmiş aslında." diyerek dalga geçtiğimde hızla kafamı göğsüne bastırarak konuşmamı engellemişti.

"Uyu Sâye!" dediğinde bir kez daha kıkırdarken kollarımı iri bedenine sararak rahat bir pozisyona geçtim. Ne kadar çok uykumun geldiğini şu an hatırlayabilmiştim. Yağmur kokusu git gide mayışmamı sağlarken gözlerim yavaştan kapanıyordu.

"Götün... cidden güzeldi." diye mırıldanırken çoktan zihnim kapanmaya başlamıştı.

"Uyu hadi, benim güzeller güzeli sapık karım." dediği son hatırladığım kelimelerdi, ardından zihnim kararırken kendimi yağmur kokusunun huzuruna bıraktım...

***

Etrafıma bakınarak nerede olduğumu anlamaya çalıştım bir süre, en son uyuduğumu hatırlıyordum. Neredeydim ben? Çevreme bakındığımda büyükçe bir villanın bahçesinde olduğumu görmüştüm, tam o sırada açılan bahçe kapısıyla bakışlarım oraya döndü.

"Yürü be yürü, başıma kaldın zaten. Doğduğun güne lanet olsun, yürü!" diyerek kolundan tutup sürüklenen bir kız çocuğu vardı. Gördüğüm siyah saçlar ve korku dolu siyah gözleri hemen tanımıştım, bendim o...

Hemen önümden ilerleyerek evin kapısına ulaştığında çocuğun elini bırakarak sertçe kapıyı çalmaya başlamıştı, kız çocuğu acıyan bileğini tuttuğunda aynı sızı benimde bileğimde var olmuştu. Bakışlarım bileğime kaydığında morarmış parmak izleriyle karşılaşmıştım, umursamadan izlemeye devam ettim.

Kapı açıldığında mavi gözlü bir adamla karşılaşmıştım, yüz hatları Araf'a çok benziyordu. Telaşla arkasına baktıktan sonra kapıyı arkasından çekerek öfke dolu gözlerini anneme çevirdi.

"Sana buraya gelmek yok demedim mi lan? Kendini gebertmek mi istiyorsun?" diyerek parmaklarını koluna sardığında onların yanından sessizce ayrılan kız çocuğu dikkatimi çekmişti.

"Seni çok özledim Dağhan, bu görevi yapmak istemiyorum artık. Ferhat'ta gerçeği öğrenip gitti zaten, lütfen seninle olmama izin ver." dediğinde gözlerim şokla irileşmişti.

"O adamdan peydahladığın bir veletle seni yanıma aldır mıyım sanıyorsun lan? Orospuluğunu kullanıp başka bir koca bul kendine." diyerek kolunu daha sert sıktığında hızla oradan uzaklaşarak kız çocuğunu takip etmeye başladım. Lanet olası bir rüyaydı ve ben uyanmak istiyordum!

"Sen yeter ki evet de onu gebertir atarım bir çöpe, umrumda değil." dediğinde adımlarım bıçak misali kesilmişti. Bu kadar kolay mıydı kanından olan birini öldürmek? Daha fazlasını duymak istemeyerek adımlarımı hızlandırdığımda küçük halimin başka bir çocuğun yanına gittiğini görmüştüm, tahmini 11-12 yaşlarında simsiyah saçlı bir erkek çocuğuydu.

Bacaklarını kendine çekmiş elinde ki silaha bakarken havuzun dibinde oturuyordu. Ellerinin titrediğini ve bana dönük olan beyaz tişörtünün sırt kısmının kanla kaplı olduğunu görmüştüm, korkuyla ona doğru atılmıştım ama adımlarım sanki yere çivilenmiş gibiydi. Hareket edemiyordum.

"Çok acıyor mu?" diye soran küçük kızla çocuk kafasını kaldırdığında gördüğüm yeşil gözlerle kalbime bir bıçak saplanmıştı, sol gözünün kenarından akan kanlar yanağına akarken sağ yanağınında mosmor olduğunu görmüştüm.

"Araf..." diye mırıldanışım dudaklarımdan istemsizce dökülmüştü.

"Git başımdan küçük!" diyerek aksağanlı bir sesle konuşarak kafasını çevirmişti fakat küçük kız onu umursamadan cebinden bir peçete çıkarmış ve yanına oturmuştu. O oturduğunda çocuk hızla elinde ki silahı tişörtünün altına sakladı. Kız dizlerinin üstüne oturduktan sonra çocuğun omzuna dokunduğunda yaşına rağmen sert bakan gözleri hızla kıza döndü. "Git dedim sana!"

"Hayır, canın acıyor senin. Kan akınca çok acıyor, biliyorum ben." dedikten sonra elinde ki paketten bir peçete çıkartıp yüzünde ki yaraya uzanmıştı ki çocuk onun elini havada yakalayıp geriye itti.

"Bana dokunulmasını sevmem." dediğinde kız bu sefer peçeteyi ona uzatmıştı.

"O zaman al sen sil, bende füfliyim. Yoksa çok acır." diyerek peçeteyi uzatmaya devam ettiğinde bakışlarım arkada ki evin penceresine yaslanarak bizi izleyen bir kadına takılmıştı. Gözlerinden yaşlar süzülürken dudakları kıvrılmıştı, hayatımda gördüğüm en güzel kadınlardan biri olabilirdi ama yüzünde ki morluklar bu güzelliği sanki gizliyor gibiydi.

"Füflemek değil üflemek denir ona küçük." dedi çocuk peçeteyi kızın elinden alırken.

"Sanki sen çok düzgün konuşuyorsun." derken çocuğun omuzlarına tutunarak yüzüne ulaşmaya çalışan kızla çocuk şaşkın ifadesiyle bakakalmıştı. "Hadi sil, ben füfliycem."

Çocuk yavaş hareketlerle titreyen elini yüzüne getirdiğinde kız elini havada yakalayıp onu durdurmuştu. Bu hareketiyle benimde dudaklarım kıvrılmıştı, dokunma demesini umursamamıştı bile.

"Öyle yaraya dokundurursan acır akıllım, böyle altını sileceksin." diyerek tuttuğu eliyle yardım ettiğinde çocuğun irileşen yeşilleri kızın yüzünden bir saniye bile ayrılmıyordu.

"Sen çok biliyorsun küçük hanım." dediğinde bile kız umursamadan silmeye devam ediyordu, işine odaklıydı.

"Ben çüçük değilim bikerem." derken omzunda ki elini çekerek üç parmağını açıp çocuğa göstermişti. "5 yaşındayım ben, kobacan oldum."

"O üç." dedi çocuk kızın elini göstererek. Bu hareketiyle kız elini kaldırıp onun dudaklarına yaslayarak ağzını kapattığında kaşlarım aynı çocuğun ki gibi havanlanmıştı.

"Uf! Sussana sen." dediğinde ileriden gelen kahkaha sesiyle tekrar bakışlarımı kadına çevirmiştim. Yavaşça yanlarına adımladığında küçük kız gelen sesle kafasını kadına doğru çevirmişti, ben ise sessizce olanı biteni izliyordum.

"Tanışabilir miyiz şeker kız?" diyerek elini uzatan kadınla bakışlarım elinde ki yüzükle çakışmıştı, ardından hızla gözlerim kendi elime kaydığında aynı yüzük olduğunu fark etmiştim. Yeşil gözleri parıldarken yüzünde ki izleri umursamıyormuş gibi görünüyordu.

"Sizi de yaramazlık yaptığınız için mi dövdüler?" diyen küçük kızla kadın kafasını hafifçe yana doğru eğerek kıza bakmaya devam etti. Bu sırada kız ise çocukla ilgilenmeyi keserek ayağa kalkıp geriye doğru bir adım atmıştı, ardından hiç beklemeden kadının boynuna kollarını doladığında kadının şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. "Sarılınca acılar geçermiş, öyle demişti Safiye teyze."

Safiye teyze üst komşumuzdu, bu yaşlarda genellikle zamanım onun yanında geçerdi. Çünkü annem yüzümü görmek bile istemezdi, gerçi büyüyünce de pek bir şey değişmemişti.

Kadının gözünden bir damla yaş yanaklarına süzülürken küçük kıza sıkıca sarılmıştı. Bir süre sonra geri çekildiklerinde bakışlarım çocuğa kaymıştı, elinde ki kanlı mendille küçük kızın morarmış koluna bakıyordu. O kızında dayak yediğini anlayacak kadar büyüktü çocuk ve anlamıştı da.

"Lavinia, buraya gel hemen!" diyerek haykıran sesle kız korkuyla yerinden sıçrarken hızla geriye çekilip bakışlarını arkasında ki öfkeyle ona doğru gelen annesine çevirdi. Parmakları tekrardan morarttığı kolumu sıkıca tutunduğunda küçük kızla aynı anda inleyerek kolumu tutmuştum, tek fark o ağlamaya başlamıştı ben ise öfkeyle annem olacak kadına bakıyordum.

"Bırak onu, görmüyor musun canı yanıyor." diye haykıran çocuk hızla az önce sakladığı silahı anneme yönelttiğinde yanında ki kadın hızla silahın önüne atlamıştı.

"İndir onu Araf!"

"Ama anne..."

"İndir dedim!"

Çocuk mecburen silahını indirdiğinde diğer kadın çoktan küçük kızı alarak gözden kaybolmuştu. Avucunun içinde ki kanlı peçeteyi sıkarak yumruğunun içine gizleyen çocuğun dudakları hareket ettiğinde sözleri kalbime işleyerek beni tüketmeye başlamıştı.

"Kurtaramadığım için özür dilerim Sâye..."

***

"Sâye uyan!"

Duyduğum ses zihnimde ki sesle karışırken aniden gözlerimi açarak yerimden doğruldum, omuzlarımda ki eller beni hızla kendisine çektiğinde nefeslerimi düzenlemeye çalışıyordum. Bunun bir rüya mı yoksa geçmişte ki bir anı mı olduğunu kestiremiyordum, ben ne görmüştüm öyle?

"Şhh! Sadece kabustu güzelim, geçti." diyerek bana daha sıkı sarılan Araf'la rüyamda gördüğüm küçük hali tekrar gözümün önünde canlanmıştı. Gözlerimden yaşlar akmaya başladığında kollarımı hızla bende ona sarmıştım. Gördüğüm rüya değildi, sadece zaman geçtikte unuttuğum bir anıydı. Oradan eve döndüğümüzde ne kadar çok dayak yediğimi hatırlıyordum.

"Hepsi senin yüzünden pislik, sen olmasaydın beni de sevebilirdi. Her şeyin suçlusu sensin."

Zihnimde dönen anıları susturmak için kafamı daha çok göğsüne gömerek derin nefesler almaya başladım, yağmur kokusunun beni sakinleştirmesine ihtiyacım vardı. Bir süre öylece durup göğsünde ağlamama izin vererek tek kelime etmemişti, tek yaptığı yavaşça saçlarımı okşamaktı.

Yıllar önce bile beni korumak için silah çekmişti, küçücük olmasına rağmen korumak istemişti. Göğsünden kafamı kaldırarak gözlerine baktığımda havanın aydınlandığını o an fark etmiştim. Elimi yavaşça yanağına atarak yara izini okşadım, benim pansuman etmeye çalıştığım yara...

"Biz hiç küçükken karşılaştık mı Araf?" diye mırıldandığımda içten içe hayır demesini istiyordum, o anların sadece bilinçaltımdan ibaret olmasını istiyordum. Yara bere içinde olan suratı sadece zihnimin bir oyunu olmalıydı.

"Evet ama sen daha çok küçüktün, hatırlamazsın." dediğinde kalbim acıyla sızladı.

"Füfleyince geçti mi?" diye sorarak yarasına baktığımda kaşları hızla çatılmıştı.

"Ne kadarını hatırlıyorsun?" dediğinde sanki hatırlamamı istemediği bir kısım varmış gibi hissetmiştim. Silahı benden saklamıştı...

"Beni korumaya çalıştığın yere kadar." derken kollarımı hızla boynuna dolayarak dizlerimin üstüne kalktım. Bir elim saçına kaydığında kafamı boynunda ki cennete saklamıştım.

"Rüyanda bunu mu gördün?" diye sorduğunda sessizce kafamı sallayarak onu onaylamıştım. "Göz yaşlarının sebebi olmak beynime kurşun yemekle eş değer bir acı veriyor." dediğinde dudaklarımı boynuna yaslayarak küçük bir öpücük kondurdum.

"Sen değilsin ağlama sebebim." demiştim ama sebebini ben bile bilmiyordum. Çıplak olan sırtına elimi uzattığımda hissettiğim pürüzlü tenle istemsizce şiddetlenen ağlamamın ardından beni hızla geriye çekerek ondan ayrılmamı sağlamıştı.

"Sâye'm lütfen yapma." diyerek yanaklarıma yasladığı elleriyle göz yaşlarımı sildikçe yerine yenileri geliyordu. Çok küçüktü ve çok fazla kan vardı, nasıl hayatta kalabilmişti? Yanağımda ki ellerini iterek ensesinden tutup kendime çektikten sonra dudaklarımı dudaklarına yaslamıştım, anıları alıp yok etmek istiyordum.

Öpüşümüzde şehvet dışında her şey vardı; acı, hüzün, geçmiş ve en önemlisi hayatımızı mahveden anılar...

Kendini geri çekerek yanağında ki ellerime tutunduğunda gözlerimi açarak yeşilleriyle siyahlarımın birleşmesini sağladım. Kaşları çatılmış, gözleri kızarmıştı.

"Evi ateşe vererek aşağıda ki iti canlı canlı yakmamı istemiyorsan ağlama." dediğinde kafamı olumsuz anlamda salladım.

"Onun ölümü bizim elimizden değil bu hayatta sevdiği tek insandan olacak." dediğimde düşündüğüm şeyi anlayan Araf kafasını yana eğerek yanağını elime yaslayıp bana bakmayı sürdürmüştü. "Suna anneyi de gördüm." dedim bakışlarım yüzüğüme kayarken. Bilerek annen dememiştim, o artık benimde annem sayılırdı.

"Suna annen o gün seni terslediğim için bana baya kızmıştı." dediğinde ikimizinde dudakları hüzünle kıvrılmıştı. Az önce ki ağlama seansını atladığımı hissediyordum, bu durum onuda üzüyordu ve bu isteyeceğim son şeydi.

"O zamanda uyuzmuşsun." diyerek gözlerimi kıstığımda gülüşü daha çok büyümüştü. "Noldu? Hani dokunulmasını sevmiyordun?"

"Senden başkasının bana dokunduğunu gördün mü?" derken kafasını çevirerek avucumun içine dudaklarını bastırmıştı. Cidden düşündüğümde arkadaşlarıyla bile çoğunlukla temas etmediğini fark etmiştim, sahiden sevmiyordu.

"O zamanda dokunmuştum."

"O zamanda cadı olduğun için sözlerim pek bir fayda etmemişti." dediğinde yüzüm düşerken gözlerimi devirerek ellerimi yüzünden çekip geriye çekildim.

"Demek öyle, bir daha dokunmayız o zaman." dediğimde hızla ellerimi tutarak tekrar yüzüne koymuştu.

"O senin için geçerli değil, elimde olsa tamamen bana yapışık gezmeni sağlardım."

"Neden?" diye sorduğumda çoktan erimiştim bile.

"Çünkü seninki diğerlerinin aksine huzur veriyor, tüm sinirimi alıyor." derken dudaklarını tekrardan elime dokundurmuştu. "Beni ben yapıyor."

"Aman hiç trip atmama izin verme." diyerek tekrar ona yaklaştığımda dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı. Gözlerim yeşillerinde gezinirken yavaşça yanağını okşadım. "Baya da büyükmüşsün sen aslında benden." dediğimde dudakları kıvrılırken elimi tutan eli belime inerek beni hızla kucağına çektiğinde dudaklarımdan huzurlu bir gülüş ayrılmıştı.

"Her anlamda büyük olduğumu söylediğimi hatırlıyorum." dediğinde kucağına daha çok yerleşerek bacaklarımın iki yanına yerleşmesini sağladım.

"Ona ne şüphe! Neyle beslediler seni aslan parçası? Bu nasıl boy postur yahu."

"Onu bilmiyorum ama ikinci çocuğumuz erkek olursa sen verirsin cevabını." diyerek yanağıma bir öpücük bıraktıktan sonra kafasını boynuma yaslamıştı.

"Ha ilki kız oldu da ikinciyi mi düşündün?" dediğimde kafasını boynumdan kaldırmadan olumlu anlamda salladığında batan sakalları huylanmamı sağladığında istemsizce başımı geriye çekmiştim.

"Çekilme!" derken beni tekrardan kendisine çektiğinde kıkırdayarak omuzlarından geriye itmiştim.

"Araf sakalların huylandırıyor!" diyerek hala gülmeye devam ettiğimde kendimi bir anda altında bulduğumda kafasını çekerek ormanlarını görmemi sağlamıştı.

"Kesmemi ister misin?" dediğinde yanağında ki hafifçe uzamış sakallarında parmaklarımı gezdirdim, hissiyatı hoşuma gidiyordu.

"Hayır, böyle de hoşuma gitti." dediğimde dudakları çapkın bir edayla kıvrılmıştı.

"Başka nerelerinin hoşuna gittiğine de baksak mı?" diyerek aşağıya doğru kaydığında her ne kadar ellerim omzuna tutunsa da durduramamıştım.

"Araf daha yeni uyandık." dediğim sırada çoktan bacaklarımın arasına yerleşmişti bile.

"Sabah kahvaltısı."

"Araf!"

~~

"Bana bunu yaptığına inanamıyorum." derken aynada üzerimde ki toz pembe ve tütülü elbiseyle bakışıyordum. O günün üstünden üç gün geçmiş ve Ahu'yla Turgay'ın düğünü gelip çatmıştı. Hanımefendi nedimelerinin pembe giymelerini istemişti!

"Hiç laf etme, çok yakıştı." diyen Ahu'yla aynada ki bakışlarımı ona çevirmiştim. Sade bir model, hafif kabarık bir gelinlik seçmişti. Omuzlarına dökülen kırmızı tutamlarıyla gerçekten çok güzel bir gelin olmuştu.

"Evet hala, bir de şöyle kötü kötü bakmasan çok şeker oldun." dediğinde bakışlarımı bu sefer bizim gibi toz pembe giyinen Arya'ya çevirmiştim, elbise giymeye bayılıyordu. Hızla kollarımın arasına alarak yanağına bir öpücük kondurduğumda beni iterek yanağını silmişti. "Ya hala, makyajımı bozuyorsun!"

"Bozulmadı kız." diyerek yanağında ki ruj izini silerek tekrar ayağa kalktığımda salondan hafiften müzik sesi duyulmaya başlamıştı. Düğün için bir otel ayarlamıştık ve şu an davetliler hemen altta ki büyük salonda bizi bekliyorlardı.

"Hadi, bizi bekliyorlar." diyen Kayra'yla bakışlarım ona dönmüştü, ardından hepimizde göz gezdirdiğim de aralarında pembe elbiseyle tek sırıtan benmişim gibi duruyordu. Ayağımda ki beyaz topuklular ve dalgalı saçlarım neyse de bu pembe tonlarında ki makyaj hiç bana gitmemişti.

"Ay kızıl, çok güzel oldun." diyerek titreyen sesiyle konuşan Buğlem'le gülerek Ahu'nun arkasına geçerek kapıya doğru iteklemiştim.

"Yeter bu kadar ağlama, hadi!" derken hepsini dışarı çıkarttığımda Arya'nın elini tutarak salona doğru adımladık.

Her yanda akrabalar varken kusmak üzereydim, bir kez daha Araf'ın bodoslama nikah kıydırttığı için şükretmiştim. Böyle bir kalabalığa katlanamazdım!

Kocamız nerede kız?!

En son bu sabah evden çıkmadan önce görmüştüm ve ne giydiğim hakkında en ufak bir fikri yoktu, ne kadar fotoğraf isteyip dursa da atmamıştım. Salona inen merdivenleri adımlaya başladığımız da en önde duran ve jilet gibi smokiniyle Turgay'ın ardında beyaz takım elbisesiyle Araf gözüme çarpmıştı. Ahu saolsun Turgay hariç diğer erkeklere de beyaz giydirmişti, zorla!

Üstünde çok nadir gördüğüm beyaz rengiyle ne kadar uyumlu olduğunu fark ettiğimde neredeyse merdivenlerden yuvarlanmak üzereydim. Çalmaya başlayan şarkıyla Arya elimi bıraktığında bakışlarım ona dönmüştü, sırıtarak kenara çekildiğinde bakışlarım yan tarafta siyah takımıyla dikilen Agah'a dönmüştü. Bakışlarımız kesiştiğinde ne demek istediğimi anlayarak başını olumlu anlamda sallamıştı, tedbiri elden bırakamazdım.

Bakışlarım Araf'a döndüğünde bana doğru adımladığını görmüştüm, elleri hızla belimi bulduğunda dudakları dudaklarıma yaslandı. Şok içinde ondan uzaklaştığımda çatık kaşlarıyla bana bakarken bulmuştum, geri çekilmem hoşuna gitmiyordu.

"Etraf insan kaynıyor Araf!" dediğim sırada bir yandan dansa başlayan Ahu ve Turgay'a kaymıştı gözlerim.

"Umrumda değil, nefese ihtiyacım var." dedikten sonra tekrar dudaklarıma atılmıştı ki hızla kafamı çevirdiğimde dudakları yanağımla buluştu.

"Bu şarkıyı hatırlıyor musun?" diyerek hızla konuyu değiştirmeye çalışmıştım lakin homurdanarak yanağıma öpüp geri çekildiğinde içim bir cız etmedi değildi.

"Seninle alakalı hiçbir şeyi unutmam güzelim." derken artık öpmekten pes etmiş olacak ki belimde ki eliyle beni dans pistine sürüklemeye başlamıştı. "Tam yeni yıla girerken dans ettiğimiz şarkı." dediğinde kıvrılan dudaklarımla kollarımı ensesinde bağladığımda o ise ellerini belime koyarak tamamen ona yapışmamı sağlamıştı.

"Hayatımda ki en güzel yılbaşıydı."

"Ve daha da güzelleri hep bizimle olacak canım karım." derken hafifçe sallanmaya başlamıştık. "Böyle bir düğün..."

"Sakın Araf!" diyerek sözünü kestiğimde alnımda ki dudakları kıvrılmıştı. "Şimdi bile kaçmamak için kendimi zor tutuyorum, bir de beyaz giyersem kendimi keserim."

"O niyeymiş? Ben seni beyazlar içinde görmek istiyorum." dediğinde kafamı geri çekerek bakışlarımı gözlerine çevirdim.

"Evde giyerim ben sana, buna hiç gerek yok." dediğimde tam cevap verecekken, "Laf edersen düğünde sana pembe giydirtirim." diyerek sözleri ağzına tıktığımda bakışlarını kaçırarak yutkunmuştu, yapacağımı biliyordu.

"Sustum." derken bakışları üstüne kaymıştı. "Pamuk şekere benziyorsun." dediğinde benimde bakışlarım üzerime kaymıştı.

"Of! Sorma ya, Ahu zorla giydirdi." dedim dudaklarımı büzerek elbiseye içler acısı bakışlarımı atarken.

"Evet güzelim, böyle dudaklarını büzmeye devam et ama öpmeme izin verme. Acıdan kıvransın bu kocan." dediğinde tepkisine gülerken gözlerimi devirmiştim.

"Bir de bayıl istersen feriha."

"Atarım şurada kendimi yere." demesiyle kahkaha atmam bir olmuştu. Tam bir şapşikti ya!

~~~~~~~~~

Kayra Çevik...

"Ahu'nun hatrı olduğu için dans ediyorum, sakın yanlış anlama." derken olabildiğince uzak durmaya çalışıyordum. Her ne kadar it gibi özlemiş olsamda asla ilk giden ben olamazdım, haksız olan oydu!

"Özür dilerim be prenses, bir an o gevşeği duyunca sinirlerim atmıştı işte." diyerek beni daha çok kendine çektiğinde hala o dışında her yere bakmakla meşguldüm.

"Umrumda değil." dediğimde bir eli yanağımı bulurken zorla başımı ona çevirmemi sağlamıştı. Of! Hayır ya! Mavileri böyle melül melül bakarken küslüğüm buhar olup uçuyordu.

"Yokluğun ölüm be prenses, kıyma bana." dediğinde kafamı çevirmeye çalışmıştım ama eli izin vermiyordu.

"Çok kırdın beni!"

"Biliyorum, bir daha söz veriyorum ağzımı açmayacağım." diyerek o bakışlarıyla bakmaya devam ettiğinde sert bakan gözlerimin yumuşacığının farkındaydım. Tamam canım, tek suçlu o değildi sonuçta. Bende söylememiştim.

"Tamam, bakma şöyle köpek yavrusu gibi." dediğimde dudakları kıvrılırken hızla dudaklarını yanağıma bastırmıştı.

"Özleminden delirdim be doktor hanım, acilen tedaviye ihtiyacım var." dediğinde dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı.

"Düğünden sonra düşünürüz."

~~~~~~~~~~~

Buğlem Sönmez...

"Kesinlikle daha fazla pembe giymelisin." dediğinde dudaklarım kıvrılırken parıldayan gözlerine baktım.

"Çok çocuk gibi gösteriyor beni." dediğimde dudakları hızla yanağıma dokunmuştu.

"Kesinlikle ağız sulandırıcı gösteriyor." derken tekrar geri çekildiğinde arkamda ki bir yere göz kırpmıştı. Değişen müzikle kaşlarım çatılırken alnını alnıma yasladı.

"Sevdim seni bir kere, başkasını sevemem. Deli diyorlar bana, desinler değişemem desinler değişemem desinler değişemem..." diyerek çalan şarkıyı söylemeye başladığında gözlerimi kapatarak kendimi anın büyüsüne bırakmıştım.

Aras bu hayatta ki dönem noktam olmuştu, kalbimde ki acıyı tamamen söküp alırken ilk kez bir yerde kendimi tamamlanmış hissetmemi sağlamıştı. Varlığı için minnettar olduğum nadir insanlardandı.

"Daha yolun başındasın, değişirsin diyorlar. Oysa sana çıkıyor bildiğim bütün yollar..." dedim ona eşlik ederek.

Sonsuza dek bu anda kalabilirdim...

~~~~~~~~~~

Deniz Kızılkaya...

"Çilekli çikolataya benzemişsin, yiyesim geliyor." dediğinde gözlerimi devirerek ona bakmayı sürdürmüştüm.

"Sana da beyaz çok yakışmış bebeğim." dediğimde göz kırparak beni etrafımda döndürdükten sonra tekrar kendine doğru çekerek elini belime sardı.

"Aşk olsun yavrum senin manitana her şey yakışır." diyerek burnuma bir öpücük kondurduğunda egosuna gülmeden edememiştim.

"Ego bey biraz kenara çekilirsiniz sevgilimi görmek istiyorum." dediğimde gözlerini kısarak bana bakmaya başlamıştı.

"Ne egosu çakma marul, gerçekler bunlar."

"Tabi canım ne egosu, bende ki de laf yani." diyerek dansa devam ettiğimizde bakışlarım saçlarına kaymıştı. "Marullarını götürmüşler."

"Sorma yavrum ya, puşt Aras yaptı." dediğinde gözlerimi kısarak saçlarına bakmaya devam etmiştim.

"Eve gider gitmez kafanı suya sokacağım." dediğimde dudakları çapkın bir ifadeyle kıvrılmıştı.

"O halimi daha çok mu seviyorsun?"

"Her haline aşığım ama lülükleri daha çok seviyorum." diyerek ona bakmayı sürdürdüğümde ellerini hızla yanaklarıma dayayarak beni kendine çekti.

"Bende sana ölürüm be çakma marulum." derken dudaklarını hızla boynuma bastırdığında gülmeye başlamıştım.

Seviyordum bu deli hallerini...

~~~~~~~~~~

Ahu Yılmazer...

Bakışlarım arkadaşlarımda gezinirken tekrardan çok doğru bir zamanı seçtiğimi düşünüyordum, hepimiz aynı anda mutluyduk.

"Zaman için sana nokta atışı demiştim." derken etrafı işaret ettiğimde hayran bakışlarıyla karşılaşınca dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.

"O kadar güzelsin ki şu an başka hiçbir şey düşünemiyorum." dediğinde istemsizce gözlerim dolmuştu, lanet olası hormonlar!

"Geç olsa da hayatımda verdiğim en iyi karar." dediğimde sesim titremişti.

"Ama birtanem hani daha az ağlayacaktık artık." demesiyle kaşlarım hızla çatıldı.

"İsteyerek mi ağlıyorum Turgay?" diyerek sinirli bir şekilde konuştuğum da hızla beni kendine çekerek bakışlarını karnıma dikti.

"Babacım anneyi biraz rahat mı bıraksak?" diye sorduğunda sinirli halim hızla dağılırken dudaklarım kıvrılmıştı. Başımı göğsüne yaslayarak tamamen onunla bir bütün oldum.

"Beni çok yoruyor babası."

"Ovv! Kıyamam ben sana güneşim..."

~~~~~~~~~

Lavinia Demir...

Yoğun geçen bir düğünün ardından sonunda evlere dağılabilmiştik ve benim eski eve geçtiğimiz vakit yolda gelen haberle hepimiz görev için hazırlanmaya başlamıştık.

Üç gündür her yerde deliler gibi Ferhat Argun'u aratıyordum ve az önce bir dövüş müsabakasına davetli olduğunu öğrenmiştik. Düğün gündüz vakti olduğu için neyse ki bize hazırlanmak için vakit kalmıştı ama tabiki de Ahu yanımızda olamayacaktı. Balayı için yurtdışına uçmuşlardı bile.

"Bir plan var mı aklında Duman?" diye soran Buğlem'le bakışlarımı ona çevirdim.

"Ringi özlediğimi fark ettim, tekrardan sahalara çıkmaya ne dersiniz?" diyerek bakışlarımı salondakilerde gezdirdiğimde belime sarılı parmakların sıkılaştığını hissetmiştim.

"Ne ringi şimdi güzelim?" dediğinde bakışlarım ona dönmüştü.

"Hem Ferhat'a güzel bir sürpriz yapalım hem de millete Duman'ı hatırlatalım." diyerek kıvrılan dudaklarımla göz kırptığımda onun yüzünde mimik dahi oynamamıştı.

"Hayır." dediğinde gözlerimi devirerek önüme döndüm.

"Sormadım zaten." dediğim sırada bana yaklaştığında nefesi boynuma çarpmaya başlamıştı.

"Ya hamileysen Sâye'm?" dediğinde gözlerim istemsizce irileşmişti.

"Yok artık Araf!" diyerek hızla geri çekilip bakışlarımı Buğlem'e çevirdim. "İçeri nasıl alım yapıyorlarmış?"

"Davetiye ile dövüşçüleri çağırıyorlar ve..." derken sustuğunda kaşlarım çatılmıştı.

"Ve?"

"Ve liste de sende varsın, yani davetiye gelmiş olması gerek." dediğinde kaşlarım çatılırken bakışlarım hızla Araf'a döndü. Bunu alıp saklayacak tek kişi vardı.

"Araf!" dedim uyarır bir tonda.

"Efendim güzelim?" diyerek sırıttığında aynı ifadeyle ona bakmayı sürdürmüştüm.

"Davetiye nerede?"

"Dağa kaçmış." dediğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı.

"Araf!" diye tabiri caizse hırladığımda onunda kaşları çatılmıştı.

"Gitmeni istemiyorum." diyerek yerinden doğrulduğunda bakışlarımı Buğlem'e çevirdim.

"Katılacağımı bildir." dediğimde belimde ki eli daha da sıkılaşmıştı.

"Hayır dedim, katılmıyorsun." dediğinde tam ben cevap verecekken Kayra'nın sesi duyulmuştu.

"Arhan abartmıyor musun? Sonuçta Lavi'nin mesleği bu, neyden korkuyorsun ki?" demesiyle Araf'ın bakışları hızla ona döndü.

"Tekrardan düşük yapmasından." dediğinde gözlerim irice açılmıştı.

"Araf lanet olsun, hamile değilim." dediğimde bakışları beni buldu.

"Ya öyleysen?"

Derince nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. "Belirtisi olurdu o zaman değil mi Araf'ım? Şak diye içimde var olacak hali yok!"

"Başka nasıl var olacak zeka pırıltısı karım?" dediğinde tam cevap verecektim ki gelen sesle susmak zorunda kalmıştım.

"Allah'ım bir insan her gün seviştiklerini bu kadar mı belli eder?" diyen Can'la bakışlarım ona döndüğünde göz ucuyla Alp'in Kayra'nın boynuna kafasını gömerek kahkaha attığını görmüştüm. Ardından hepimiz gülmeye başladığımızda tek gülmeyen kişi Araf'tı, somurtmakta meşguldü.

"Daveti kabul ettiğini belirttim Lavi, saat gece bir de bekliyorlar." dediğinde bu sefer Araf'ın sert bakışları ona dönmüştü. "Hiç öyle bakma Arhan, bizim patronlar farklı."

"Bebeğim." diyerek bakışlarının bana dönmesini sağladığımda masum bakışlarla ona bakmaya başlamıştım.

"İki metrelik adamı da bebek yaptı ya la." diyen Can'la Aras'ın ona yastık fırlatması bir olmuştu.

"Bir kapat lan çeneni!" dediğinde Can atılan yastığı hızla yakalayarak beline yerleştirmişti.

"Saol biraderim, yastık iyi geldi." diyen Can'ı umursamadan bakışlarımı tekrar Araf'a çevirerek kulağına yaklaştım.

"Sende beni izlemeyi özlemedin mi?" diye fısıldadığımda sertçe yutkunuşunu duymuştum.

"Özledim ama korkuyorum."

"Korkma, hepimiz orada olacağız. Hem kocam beni her şeyden korur." diyerek boynuna dudaklarımı bastırdığımda yumuşadığını hissediyordum.

"Aa ama arkadaşlar, kulaktan kulağa çok ayıp bir davranış." diyen Aras'la ikimizinde bakışları ona döndüğünde korku dolu gözlerle ağzına hayali bir fermuar çekmişti.

"Ateşli hatun, var mı öyle bir ihtimal?" diyerek temkinli bakışlarla bana bakan Deniz'e dönerek kafamı olumsuz bir anlamda salladım.

"O zaman şimdi hazırlanma vakti!" diye ayağa kalkan Kayra'yı takip ederek kozlar olarak ayaklandığımız da bakışlarım tekrardan Araf'a dokunmuştu. Hızla yanağına öpücük kondurduktan sonra hazırlanmak için yukarı çıktık.

~~

Ringe çıkmama birkaç dakika kaldığında son kez giyinme odasında ki aynadan kendime bakıyordum, zamanın tek değiştirmediği şey Duman'dı. Aynı boğucu bakışlar ve aynı kırmızı tutamlar...

Yüzümde ki desenlerden dolayı kimliğim gizlenirken elimde ki sargıları daha çok sıkılaştırdım. Bu hissi öyle çok özlemiştim ki her an zevke gelebilirdim fakat bu durum zaten sinirden kuduran kocamı daha çok kudurtabilirdi. Önce altımda ki tayta ardından da üzerimde ki dar tişörtte bakışlarımı gezdirdim, garip bir şekilde seksi gözüküyordum.

Her zaman dediğim gibi birini etkilemek istiyorsanız bel altına çalışmanız gerekirdi...

"VE ŞİMDİ KARŞINIZDA SENELERCE SESSİZ DURAN O GÜÇ, O KORKULAN KABUS DUMAN!" diye haykıran sesi duyduğumda dudaklarım tehlikeli bir edayla kıvrıldı, şimdi benim zamanımdı.

Zihnimin içinde Savcı Lavinia acıyla haykırdı, yanlış olduğunu söyledi fakat umrumda değildi.

Duman sessizce fısıldadı zihnimin ardından...

Ölene kadar durmak yok...

Giyinme odasından ayrılarak emin adımlarla ringe yürüdüğümde turuncu saçlarıyla Kayra beni takip etmeye başlamıştı. Sadece bir an için her şey en başa dönmüş gibiydi, fakat değişen en büyük olay seyircilerin arasından beni izleyen bir çift yeşil gözün varlığını biliyor olmamdı.

Hızla ringe çıktığımda Kayra da yanıma çıkarak elinde ki suyu uzattı, ağzımı çalkalayarak yuttuktan sonra uzattığı dişliği aldığımda bakışlarım taktığı kahve lenslerle çakışmıştı.

"Eskisi gibi ha." diyerek gülümsediğinde göz kırparak dişliği ağzıma geçirdim. Ringden inmeden hemen önce tekrar bakışlarını bana çevirerek sırıttı. "Ölürsen gebertirim seni."

"DİĞER BİR YANDAN DA YÜKSELİŞTE OLAN FERHAT ARGUN'UN EN GÜVENİLEN ADAMI, YENİLMEZ SUAT!"

Ringe çıkan adamla içten ilçe şaşırmadan edememiştim, neredeyse dev gibiydi! Sıkıntı yoktu, ben o devlerden biriyle evliydim fakat babam olacak o adamında dövüşçü eğittiğini bilmiyordum.

Bakışları bana değen Suat'la yerimden doğrulduğumda hızla sandalyeler alınırken sunucu ringden atladı ve büyük bir gürültüyle kafes inmeye başladı. Burası benim çöplüğüm değildi ve bu yüzden aynı kurallar yoktu.

Kafes tamamen kapandıktan sonra bakışlarımı ellerimden ayırarak karşımda ki ızbanduta çevirdim, neredeyse iki katımdı.

"Bu gece saltanatın sona erecek Duman, aynı bir zamanlar olduğu gibi." diyerek hızla bana doğru atıldığında çevik bir şekilde yumruğundan kaçarak arkasına dolandım. Bakışlarım seyircilerin arasında ki yeşillere çarptığında dudaklarında ki maskesi ve çatık kaşlarıyla beni izliyordu. Show zamanı!

Üzerime gelen yumruktan tekrardan hızla kaçındığımda yüzünde ki öfkesinin artışını izliyordum. Bu kovalamaca bir süre daha devam ettiğinde nefesi hızlanmaya başlamıştı. Tabi ya bu kadar iri olmasının bir sebebi vardı, doping iğneleri!

Yorulduğunda kalp atışları iğnenin etkisiyle daha da hızlanıyordu, belli ki maçtan önce fazladan bir doz almıştı. Bana doğru bir adım daha attığında hızla göğsüne tekme atarak geriye savrulmasını sağlamamın ardından sağ yumruğumu yüzüne geçirdim.

"Beni sona erdirmenin kolay olduğunu sana kim söylediyse büyük taşşak geçmiş." dediğimde sinirlenerek üzerime doğru atılmıştı, salladığı yumruğunu kolayca savuşturduktan sonra çenesine yumruğumu geçirdiğimde bir kez daha geriye doğru sendelemişti. Hadi koca adam, kalp krizi geçirmene son beş dakika...

Etrafımda dönerek yüzüne sertçe bir tekmeyi geçirdiğimde arkasında kafese dayanarak zor ayakta durmuştu.

Son dört dakika...

Hızla ona doğru atılarak sol yumruğumu yüzüne geçirdiğimde bedeni dizlerinin üstüne kapaklanarak irice açılan gözleriyle kalbini tutmaya başlamıştı.

Hayır, seni kalp krizi öldürmeyecek!

Son üç dakika...

Sağ kulağına attım tekmeyle bedeni sertçe yere yapıştığında hızla arkasına geçerek boynuna ters kelepçe yapıp kollarımın arasına aldım.

"Cehennemde görüşmek üzere ufaklık..."

Son iki dakika...

Ve boynu yüksek bir kütürtüyle kırılırken pelte kıvamı alan bedeni sertçe yerle buluştu, açık kalan gözleri ve kesilen nefesiyle onu kalbi ya da aldığı iğneler değil ben öldürmüştüm.

Son bir dakika...

Kafes hızla açılırken ringe atlayan hakem saymaya başlamıştı, bakışlarım gururla bakan yeşillerden ayrılmazken dudaklarım tehlikeli bir edayla kıvrıldı. İşte tam olarak burası bizim cehennemimizdi ve biz buraya ölene kadar mahkumduk.

"VE KAZANAN DUMAN!"

Etraftan ölüm nidaları koparken o ise ayağa kalkarak alkışlamaya başlamıştı, ardından salonun her köşesinde ki adamlarımda gezdirdim gözlerimi. Dört bir yana gizlenerek her türlü güvenliği sağlamıştık.

Ringden atlayarak soyunma odasına yürürken içimde ki gücü iliklerime kadar hissedebiliyordum, bu harikaydı. Ellerim kanla kaplıydı fakat o an zihnimde ki savcı oldukça uzaktaydı, Duman ise haykırarak ayakta alkışlıyordu. Soyunma odasının kapısını açarak içeri girdiğimde karşılaştığım yüzle gülüşüm hızla soldu.

"Hoşgeldin kızım..."

~~~~~~~~~~~~~~~

Ve bir bölüm sonu dahaaa!

Şimdi hiç hakkımı yemeyin, oldukça tatlı bir bölüm yazdım ve tam olarak Sâye evrenini anlatan bir bölüm oldu.

İliklerimize kadar hissettik ha ne dersiniz?

Sizce bölüm nasıldı?

Esasında daha erken saatlerde atmayı hesaplıyordum fakat öyle çok olay oldu ki yetiştiremedim canlarım. 🥺

Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfennn!!

Seviliyorsunuzzz!!

⚖️🖤

Bölüm sonu

2 yorum