~Bölüm Şarkıları~
Bishop Briggs~River
Sibel Can&Tarkan~Çakmak Çakmak
Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenimmm!
Beni özlediniz mi??
Ben sizi çok özledim. 🥹
Öncelikle kurban bayramınız mübarek olsun🖤
"Yine başımda kavak yelleri, bacayı sardı yarin alevleri, dili yansa da gönül aldırmıyor..." diyerek sizi yeni bölüme uğurluyorum. ;)
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzz
⚖️🖤
~~~~~~~~~~~~~~~~
Kayra Çevik...
Yine anamın ağladığı bir hastane günündeydim, sahi bana rahat mı batmıştı acaba da tıp istemiştim! Elimde ki artık kaçıncı olduğunu sayamadığım kahvemi masaya bırakırken bakışlarım telefonuma kaymıştı, beyfendiden hala mesaj yoktu. En son üç saat kadar önce toplantıya girdiğini söylemişti, aldatılıyor olabilir miydim? Yok artık Kayra! Nöbetlerden kafayı tamamen sıyırmıştım sanırım.
O sırada kapının aniden açılmasıyla düşünce treninden çıkarken yerimden bir ufak zıplayıp kapıya baktım. Öküzcüğüm gelmiş!
"Hayırdır, niye şaşırdın? Benden başka biri kapıyı tıklatmadan mı giriyor doktor hanım? Söyle, bakalım icabına." dediğinde istemsizce sırıtırken göz devirmiştim, ben boşuna öküz demiyordum işte.
"Allah'ın bir günü asıp kesmezsen için rahat etmez zaten." dediğim sırada kendisini masanın önünde ki koltuğa bırakırken bakışlarını bana çevirdi.
"O senin mesleğin prenses, biz direk öldürüyoruz." derken göz kırptığında kalbim yumuş yumuş olmuştu. Dün geceki balodan dolayı olan uykusuzluğumu bile neredeyse unutmuştum.
"Benim tek mesleğimin o olduğuna emin miyiz?" diyerek bu sefer ben göz kırptığımda dudakları tehlikeli bir yavaşlıkta kıvrıldı. Buz mavisi gözleri ve alnına düşen siyah tutamlarıyla dergi kapaklarında fırlamış gibi duruyordu.
"Neyi bekliyorsun?"
Sorusuyla kaşlarım çatılırken ona bir süre daha boş bir şekilde bakmayı sürdürdüm.
"Ne için neyi bekliyorum?"
"Yerine gelmek için neyi bekliyorsun?" diyerek kucağını işaret ettiğinde bu tatlı haline sırıtmadan duramıyordum.
"Hastanedeyiz Alp." derken sesim şaşkınlıkla dolu çıkmıştı. Her ne kadar zihnimde fanteziler dönse de gerçek hayat diye bir gerçek vardı!
"Ya gelirsin ya da koridora çıkar berbat bir hizmet var diye avazım çıktığı kadar bağırırım." dediğinde sabır çekerek yerimden kalkarak ona doğru adımladım.
"Sen hayatımda tanıdığım en manyak adamsın." diye söylenirken kendimi kucağına bıraktım. "Pardon ikinci." İlki kesinlikle Arhan'dı. Adam hiç kimsenin haberi olmadan evlenmişti. İşin garibi gerçekten kimsenin haberi yoktu, gelinin bile!
"İlki kim?"
"Manyak arkadaşın Arhan." dediğimde hafifçe gülerek başını olumlu anlamda salladı.
"O doğru ama siz daha onun manyaklığının çeyreğini bile görmediniz." derken başını boynuma gömerek derince bir nefes çekti ciğerlerine. Sözleri aklıma takılmıştı, nasıl çeyreğini bile görmemiştik? "Şimdi boşver onu, daha önemli bir konumuz var."
"Ne konusu?"
"Evren götü." dediğinde kaşlarım çatılmıştı. Kafasını boynumdan çekerken ellerini sıkıca belime sarıp beni kendisine çekti. Evren de aynı benim gibi bir genel cerrahtı ve hastaneden arkadaşımdı esasında lakin dün sabah bana karşı hisleri olduğunu öğrenmiştim. Olay çıkartır diye de Alp'e söylememiştim, şimdi nerden çıkmıştı Evren konusu?
"İş arkadaşım..." derken gözlerim kısılmıştı. Yüzünde ki ifade hızla değişirken yerini öfkeli harelere bıraktı, öğrenmişti!
"Arkadaş öyle mi? Tek taraflı yapılan arkadaşlıklar arkadaş olarak anılmaz mavi kafa." dediğinde derin bir nefes alarak ona döndüm. Nerden öğrendin diye sorup iyice sıvamanın bir gereği yoktu.
"Bak bende yeni öğrendim zaten ve hemen tavrımı koydum, bugünde gelmedi. Eğer yine bir şey söyleseydi sana... bir saniye!" derken sertçe ellerini iterek kucağından kalkıp karşısına dikildim. "Sana inanamıyorum Alp, ne yaptın adama?"
"Şu an ki konumuz o göt değil, benim bu olayı başkalarından duyuyor olmam."
"Lanet girsin Alp, olay daha dün yaşandı."
"Ve söylemeni beklediğim onca boş zamanımız vardı." dediğinde sinirden gözlerim dolmaya başlamıştı.
"Ne ima ettiğini sanıyorsun sen? Olayı sana uçuran kuşların ona ne tepki verdiğimi de uçurmuştur zaten." derken gözlerimden bir damla yaş yanaklarıma doğru süzüldü. Bu huyumdan nefret ediyordum! Hızla yaşı silerken ona bakmayı sürdürdüm.
"Öyle olmasaydı karşında aynı kişiyi görüyor olmazdın." dediğinde gözlerinde ki lanet olası boşluk kalbimi delip geçiyordu. Kahretsin! İhtimal vermişti, onu aldatabileceğime ihtimal vermişti.
"Defol." diyerek mırıldandığımda buğulu gözlerimin ardından kaşlarını çattığını fark etmiştim. "DEFOL!"
Haykırmamın ardından hızla çıkardığını ceketini alırken tek kelime dahi etmeden odayı terk etti. Masada ki az önce bırakmış olduğum kupaya uzanarak bir sinirle duvara fırlatıp avazım çıktığı kadar bağırdım. Gözlerimden yaşlar oluk oluk akarken kendimi zor bela koltuğa bırakmıştım, hızla telefona uzanırken aklıma gelen ilk ismi aradım.
"Lavi ben çok kötüyüm."
~~~~~~~~~~~
Arhan Araf Demir...
"Dediğiniz gibi izlemedeyiz efendim, kendileri Dağhan Demir'e ait olan villaya girdiler az önce. Annesi Halime hanımda içerdeler." diyen Celal'i dinlerken bir yandan da yemek sipariş ediyordum, şu aralar fark ettiğim en önemli şey Sâye'min yemek yemediğiydi ve bu ciddi anlamda sinirime dokunuyordu.
"Güzel. Takipte kalın." dediğim sırada tam siparişi vermiştim ki telefonuma gelen alarmla kaşlarım hızla çatıldı. Sikeyim! Şimdi görmemesi gerekiyordu. Celal bir şeyler daha söylüyordu fakat onu dinlemeye zamanım yoktu, hızla yüzüne kapatarak merdivenlere adımladığımda geç kaldığımı anlamıştım. Kapıyı açmış ve sandalye de bağlı olan şerefsizi görmüştü.
Benden korkar mıydı? Ya iğrenip gitmek isterse o zaman ne yapardım ben? Düşünceler boğazıma sarılı bir urgan misali nefesimi keserken ne yapmam gerektiğini kestirmeye çalışıyordum. Merdivenlerin son basamağında durmuş öyle onu izlerken sağ elim can havliyle korkuluğa tutundu. Haklıydı, bu evrende korktuğum tek kişiydi. Beni bırakmasından itler gibi korktuğum tek kişi...
Yavaşça üstünde ki ceketini çıkartıp yere attığında istemsizce gerilmiştim, onunla yüz yüze gelmesini bile istemiyordum fakat ne yapacağını görmem gerekiyordu. Benim küçük kızım ne kadar ileri gidebilirdi görmeliydim. Gömleğinin kollarını aynı sakinlikle yukarı sıvazladıktan sonra içeri doğru bir adım attı, ceset kokularını buradan bile alabiliyordum. Bir tür işkence şekliydi esasında, arkadaşlarını gözlerinin öldürüp cesetleriyle onu baş başa bırakmıştım. Bu denli cani olmayı ben istememiştim fakat mecbur bırakıldığımda da işimin en iyisi ben olurdum.
Onun yanına vardığında hiç düşünmeden elini kaldırıp sertçe bir yumruğu yanağına geçirdiğinde kaşlarım istemsizce havalanmıştı, işte benim narin karım! Bu halleri beni mahvediyordu, içine girip onu paramparça etmek isteyecek kadar çileden çıkartıyordu. Güçlüydü ve bunun farkındaydı, asıl tehlike tam olarak buydu.
"Hadi biraz senin dilinden konuşalım kayınpederciğim." diyerek elini çenesine koyup başını kaldırdığında kendimi tekrardan ne yapmaya çalıştığını kestirirken bulmuştum. Benden korkmamış mıydı? Pek korkmuş gibi durmuyordu. İlerde ki boş sandalyeyi alarak hemen önüne getirip rahat bir şekilde üstüne oturduğunda konuşulanlara kulak kesildim.
~~~~~~~~~~~~~~~
Lavinia Demir...
"Beni korkutabileceğini mi sanıyorsun küçük velet?" dediğinde dudaklarım tehlikeli bir edayla kıvrılmıştı. Dünya ne kadar da küçüktü, intikam ateşiyle yandığınız o kişiyi bir anda karşınızda bulabiliyordunuz. Elbette ki onun Araf'ın elinde olduğunu biliyordum fakat ne yalan söyleyim burada bulmak bana da sürpriz olmuştu.
"Sanmıyorum yaşlı moruk, öyle olduğunu biliyorum." derken arkama daha çok yaslanıp dudaklarımın kıvrılmasına izin verdim. "Lakin sende tahmin edersin ki beynini yeteri kadar kullanamayan insanlar neyden korkup korkamayacaklarını kestiremezler."
"İnanır mısın Namık da ölmeden hemen önce bir aptal olduğumu söylemişti, seni ne kadar da kendine benzetmiş." dedikten sonra yüzünü bana doğru yaklaştırıp dağılmış suratıyla sırıttı. "Aman sonunuz benzemesin."
Yapmaya çalıştığı şey beni kışkırtmaktı, gücümü görmek istiyordu. Fakat atladığı önemli bir detay vardı, ben bir savcıydım ve benim en güçlü silahım dilimdi.
"Namık'ta senin gibi aptal olmasaydı yaşamaya hak kazanabilirdi lakin bilirsin ki zayıf olanlar her zaman ölmek zorundadır, bu doğanın bir kanunudur." dediğim sırada arkasına yaslanmıştı ki yüzü acıyla kasıldı. Yüzünde ki çürüklere ve yırtılmış üstü başına bakılırsa kocam bey onunla biraz oynamıştı, ne yalan söyleyeyim çağırmadığı için sanırım biraz kırıldım.
Arkada izlediğinin farkındasın dimi?
Kapıyı ilk açtığım andan beri beni izlediğini elbette ki biliyordum ve bende ona seyirlik birkaç şey vermek istemiştim.
"Sende çözemediğim şeyler var." dediğinde kollarımı önümde bağlayarak ona 'hadi ya' bakışımı attım. Söylediği sözler o kadar umrumda değildi ki birazdan uyuyabilirdim.
"Aldığım duyumlara göre hiç sevgi görmeyen bir çocukmuşsun. Yazık sana, biricik annen başka adamların altında inlemek için seni terk mi etti?" diyerek bir kahkaha savurduğumda her ne kadar belli etmese de düşen yüzünü görebilmiştim. İnsanları özel hayatlarından vurmayı hiç sevmezdim, damarıma basmadıkları sürece!
"Evet velet, en az senin kadar orospu çocuğuyum." dediğinde tek kaşım tehlikeli bir edayla havaya kalktı.
"Bak işte onu doğru dedin, ortak özelliklerimizin çıktığına ne kadar sevindiğimi anlatamam kayınpederciğim." derken bir yandan da yerimden kalkarak oturduğum sandalyenin arkasına geçip parmaklarımı sıkıca sırt kısmına doladım. "Fakat bugün hoşuma gitmeyen birkaç şey öğrendim." dedikten hemen sonra sandalyeyi kaldırarak tüm gücümle ona doğru savurduğumda çarpmanın etkisiyle sandalye parçalanırken o ise yere yapışmıştı. "Gördüğüm sadist videoların hiç hoşuma gitmedi kayınpederciğim."
Haykırarak yere düşen bedeninin yanına giderken elimde kalan sandalyenin parçalarını hızla yere fırlattım. Yanına ulaştığımda parmaklarım sertçe saçlarını bulurken kafasını kaldırıp bana bakması için zorlamıştım.
"Ölümün için çok naçizane fikirlerim var seni piç kurusu, iki yumruk senin için bir ödül olacak. Kanının dişlerimin arasından aktığını görmeden bu hayattan siktir olup gitmeyeceksin." dedikten sonra tuttuğum başını var gücümle yere çarparak bayılmasını sağlarken yavaşça yerimden doğrulup arkamı döndüm.
Kapının kenarına kadar gelmiş ve önüne bağladığı kollarıyla beni izliyordu, bedeninin gerginliği bu mesafeden bile anlaşılırken yavaşça ona doğru adımladım. Çatık kaşları ve gergin yüz hatlarıyla karşımda ciddi anlamda korkutucu duruyordu fakat bu beni korkutmak yerine tam tersi içimde ki tutkuyu daha çok harlıyordu.
"Ne videosundan bahsediyordun?" dediği sırada tam önünde durarak ormanlarına baktım. Çatık kaşları yeşillerinin üzerine gölge düşürürken ona doğru bir adım daha atmıştım ki hızla bana doğru atılarak beni aniden kucağına alması bir olmuştu. Sırtımda ki ve dizlerimin altında ki kollarıyla beni sıkıca sararak geriye doğru bir adım attıktan sonra ayağıyla kapıyı kapatıp yukarı doğru adımladı. İçeri de yerler genel olarak kandı ve o bir anlık sinirle hiç düşünmeden çıplak ayaklarla içeri dalmış bulunmuştum.
"Senin videoların." diyerek kısaca bir cevap verdiğimde yüzü daha çok kasılmıştı, öyle ki çenesini sıktığını dışardan bile fark edebiliyordum. Parmakları adeta tenime gömülürken sesimi çıkarmadım, o videoları görmüş olmam onun için zor olsa gerekti. Üst katta ki büyük banyoya girdiğimizde beni küvetin kenarına oturtarak suya uzanıp ayarladı, ardından ayaklarımı yıkamaya başladığında hala ses etmiyordum. Tek yaptığım gerilmiş yüzünü izlemekti.
Çok küçük yaştan beri insan öldürmek zorunda kalmak... Kalbim bir kez daha sızladı acıyla. Onun hiç küçük bir çocuk olmak için bile zamanı olmamıştı, o hiç küçük olamamıştı.
Ellerime uzanarak onları da yıkadığında üstümün yarısı ıslanmış bir vaziyetteydi fakat umrumda değildi. Zihnimden bin tane senaryo geçerken onları susturup gerçekleri öğrenmek istiyordum, onun neler yaşadığını bilmek istiyordum. Suyu kapatarak geri döndüğünde bu sefer de saçıma uzanarak tokayı nazikçe çıkarmıştı, inatla gözlerime bakmaktan kaçındığının farkındaydım.
Serbest kalan saçlarımın ardından belimden tutarak beni küvetten indirdikten sonra yere bıraktığında bu seferde yavaşça üzerimde ki ıslak kıyafetleri çıkarmaya başladı. Gömleğin düşmelerini çözdükten sonra kollarımdan düşmesini sağladığında bakışlarını pantolonuma çevirerek onunda düğmesini açıp yere süzülmesini sağladı. Karşısında sadece siyah iç çamaşırlarımla durmama rağmen yüzünde hala mimik oynamıyordu.
Kendi üzerinde ki gömleğinde düğmelerini çözdükten sonra üstünden çıkardığında ben inatla yeşillerine bakmaya devam ediyordum lakin o gözlerini omzuma dikmiş ve asla oradan ayırmıyordu. Çıkardığı gömleğini bana giydirdiğinde yine sesimi çıkartmadan itaat etmiştim, düğmeleri ilikledikten sonra ise yüzüme bakmadan banyodan çıkarak aşağıya doğru adımladı. Gözlerinde kızgınlık yoktu, tam tersine net bir şekilde yakaladığım utanç vardı. Neyden utanmıştı?
Videolarda ki halinden olabilir mi?
O videolarda ki suçsuz tek kişi belki de oydu fakat yine de utananda oydu. Sahi masum insanları öldürdüğü için kaç gece uykusuz kalmıştı?
Hala uykularından sıçrama sebebi bence tam olarak o...
Banyodan çıkarak bende aşağıya indiğimde onu salonda elinde ki bir bardak dolusu tahminimce votkayı içerken bulmuştum. Etrafa hala sessizlik hakimken bu git gide daha da gerilmemi sağlıyordu. Hele ki onu üzgün görmek...
"Araf." diye seslendiğimde tek bir mimiği dahi oynamazken hala oturduğu yerden pencereyi izlediğini fark etmiştim. Hava rüzgarlıydı ve dalgaların sertçe kumsala vurma sesi evin içinde yankılanıyordu. Yanına doğru adımlayarak hemen karşısına dikilip görüş açısında durdum, her şey bugün konuşulmak zorundaydı. "Neler yaşadığını bilmek istiyorum."
Sözlerimle birlikte elinde yarısına kadar dolu olan bardağı dudaklarına getirerek tamamını içtikten sonra boş bardağı sertçe koltuğun başlığına bıraktı.
"Neyi? En az aşağıda ki o it kadar şerefsiz olduğumu mu?" dediği sırada sonunda bakışları beni bulmuştu. Ruhsuzdu gözleri ama ben içlerinde ki acıyı görebiliyordum, zihninden öldürdüğü bütün o insanları geçirdiğini biliyordum. Biliyordum fakat onları nasıl durdururum işte bunun hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
"Zorundaydın..."
"DEĞİLDİM!" diye haykırarak hızla ayağa kalkıp karşıma dikildiğinde tek yaptığım onu izlemekti. "Silahı çevirip kafama sıkabilirdim, orada kendimi öldürebilirdim ama yine de onları öldürmek zorunda değildim."
"Bunu yaptığında sonuç değişmeyecekti Araf, onlar yine ölecekti ve bu sefer kurtardığın diğer masumlarda ölmek zorunda kalacaklardı." dediğimde dudaklarında ki acı verici gülümsemesiyle kafasını olumsuz anlamda salladı.
"Beni tanımıyorsun Sâye." dediğinde bakışlarını kaçırarak masanın üzerinde ki şişeye uzanmıştı ki ondan önce davranarak şişeyi alıp arkama sakladım.
"Seni tanımak için yaşadıklarını veyahut yaptıklarını bilmem gerekmiyor, ben senin kalbini tanıyorum."
"Sen sana gösterdiğim kalbi tanıyorsun." derken tekrar şişeye atılmıştı ki bir adım geri çekilerek elinden kurtuldum.
"Oradan bakılınca Polyanaya mı benziyorum?" dediğimde anlamayarak kaşlarını çatmıştı. "İstesen de istemesen de birbirimize benziyoruz Araf, o sözde canlı göstermeye çalıştığın kalbinin zift gibi kapkara olduğunu biliyorum." derken bakışlarımı yaralarında gezdirdim. "İnatla sırtını dönmek istemediğini ya da bedeninde ki diğer yaralara odaklandığımda rahatsız olduğunu biliyorum." Bakışlarım bu seferde dövmelerine dokundu. "Dövmelerine aldığın intikamlarını resmettiğini ve bu zamana kadar aldığın canları bedenine kazıdığını biliyorum."
Elimde ki şişeyi kaldırarak büyükçe bir yudum alıp boğazımı yakmasını sağladım. O uyurken ya da çıplak olduğu her an incelemiştim, dövmeleri birer anı defteri gibiydi. Örneğin sol omzunda asılan bir insan figürü vardı, boynu kesilmiş. Bugünkü videolarla aslında her şey yerli yerine oturmuştu zihnimde.
"Sen her ne kadar kötü olduğunu iddia edersen et, ben içinde ki korkmuş çocuğu görebiliyorum. Yaptıklarından nefret eden ama intikam ateşiyle yanan o küçük Araf'ı biliyorum." derken elimde ki şişeyi masaya bırakarak ona yaklaşıp yüzünü ellerimin arasına aldım. "Lütfen onu benden daha fazla saklamaya çalışma, bırak yardım edeyim."
"Seni öyle çok seviyorum ki." diye mırıldanarak belime koyduğu eliyle beni kendisine çekip alnıma dudaklarını bastırdı. "Şu sokuk hayatta yaptığım tek iyi şey seni sevmek."
"Ben daha çok." dediğimde dudaklarını geri çekerken sırıtarak bana bakmaya başladı.
"Tartışmayalım güzelim." dediğinde bende gülümsemiştim.
"Benden sakladığın başka neler var? Hayır yani öyle bir anda karşımda görünce şok olmamak için soruyorum." derken gözlerimi devirmeden edememiştim. Bu halime gülümsediğinde geriye doğru adımlayarak kendini koltuğa bırakmış ve beni de kucağına çekerek oturtmuştu. Bacaklarım iki yanından sarkarken zihnimde ki tutkulu sesleri susturmaya çalışıyordum, şimdi kucak hiç olmamıştı.
"7 yaşındayken bir kez altıma işemiştim, sonra ilk kavgamı 11 yaşında yaptım..."
"Bunları kastetmediğimi biliyorsun, oyun yapma!" diyerek sözünü kestiğimde daha çok gülmeye başlamıştı.
"Bana bir sınır verilmedi." dediğinde çenesinden tutarak yüzünü kendime çekip dudaklarımızın arasında santimler kala durdum.
"Ben anlattıklarından tatmin olana kadar dokunmak yasak." derken kucağından kalkmaya çalışmıştım ki belimde parmaklarını tenime daha çok saplayarak yerime sabitledi.
"Hayır!" dediğinde tek kaşım tehlikeli bir edayla havalandı, bu kısaca 'benimle iddiaya girme' demekti. "Tamam başımın tatlı belası, ne öğrenmek istiyorsun?"
"Sakladıklarını."
"Her şeyi öğrendin zaten güzelim. Dağhan'ı öldürdüğümü düşündükleri için lider oldum, ayrıca İtalya ve Rusya da teslimatlarla ilgili de önemli söz sahiplerinden biriyim. Ömer'in peşine adam taktım, balo da senin hakkında konuşan dört kişiyi öldürdüm ama merak etme asla iz bırakmadım." Sözleriyle gözlerim büyürken sessiz kalıp dinlemeye devam ettim. "Sanırım hepsi bu kadar güzelim, şimdi sen dökül."
"Emin miyiz bu kadar olduğuna, bir anda karşıma avukat olarak çıkmazsın dimi?" dediğimde dudakları çapkın bir sırıtışla kıvrıldı, az önce ki pişman dolu hali gittiği için oldukça memnundum.
"Güzel fikirmiş aslında, savcı avukat fantezisi..." dediğinde elimi hızla omzuna geçirerek onu susturdum.
"Aklın fikrin orada."
"Güzelim üzerinde sadece benim gömleğim varken ve benim kucağımdayken fazla konuşmamanı öneririm." diyerek belimde ki bir elini bacağıma getirdikten sonra hafifçe sıktığında bakışlarım yeşillerin altında boğulmaya başlamıştı.
"Konuşursam ne olurmuş?" derken kalçamı hareket ettirip ona sürtündüğümde parmaklarını biraz daha bacağıma geçirerek boğazdan gelen hırlamasını durdurmaya çalışmıştı.
"Anlatmamı ister misin?" diye fısıldadığında bakışlarım dudaklarına inerken olumlu anlamda kafamı salladım.
"Hm! Önce seni yatağa bağlayıp sen zaman kavramını şaşırana kadar kendime ziyafet çekerim." derken kafasına boynuma gömüp öpücük bıraktığında çoktan ıslandığımı hissediyordum. "Ardından yeni aldığım oyuncakları denerdik." dediğinde kaşlarım çatılmıştı.
"Oyuncak?" diye şaşkın bir sesle sorduğum sırada tam başını geri çekmişti ki çalan zil sesi evin içini doldurdu. Dudaklarında ki tehlikeli sırıtış hiç hayra alamet durmuyordu. Bacaklarımı beline sararak yerinden doğrulduğunda kollarımı hızla boynuna sarmıştım, kapıyı açmaya böyle mi gidecektik?!
"Sıkı sarıl küçük koala." dediğinde dudaklarımda ki sırıtışla boynuna daha sıkı sarıldım, bu hareketimle kafası göğüs arama gömüldüğünde adımları sendelemişti. "Siktir! Burada bir ömür yaşarım." diye fısıldadığında nefesi tenime çarparken titrediğimi hissetmiştim. Kendimi geri çekerek kollarımı gevşettiğimde huysuz mırıltılar çıkartarak çatık kaşlarıyla bana baktı.
"Kapıda ki ağaç oldu Araf." dediğimde gözlerini benden çekmeden adımlayarak kapıya gelip hafifçe araladı.
"Bırak oraya." diyerek başını boynuma gömdüğünde kıkırdamamak için yanağımı dişlemiştim. Dışardan gelen onaylayıcı sesin ardından bir süre sonra duyulan araba sesiyle geri çekilen Araf kapıyı açarak poşetlere uzanmıştı. Bir sürü paket vardı dışarda!
"Dur ineyim birlikte taşıyalım." diye inmeye çalışmıştım ki ellerini belime sararak izin vermedi.
"Her şeyi anlatana kadar dokunmak yok yedin ve bende anlattım, ödülümü istiyorum." dediğinde tek kaşım havaya kalkarken dudaklarım kıvrıldı.
"Ödülünü de her saniye dokunmak mı yaptın kendi kendine?" dediğimde sırıtarak başını olumlu anlamda salladığında gözüme çok tatlı gözükmüştü. Boynuna kollarımı daha sıkı doladığımda hızla belimi bırakarak yerde ki paketlerin hepsini alıp içeri geçti, ardından kapıyı kapattığında tekrardan salona doğru adımlamıştık. "Ne aldın ki bu kadar?"
"Baktığında ki yüz ifadeni çok merak ediyorum." dediğinde kaşlarım çatılmıştı. Kim bilir nasıl sapık şeyler almıştı acaba?!
İçinden kırbaç çıkarsa şaşırma!
Bizimde vakti zamanında kelepçelemişliğimiz vardı, çokta şaşırmazdım. Poşetleri yere bıraktıktan sonra beni de indirdiğinde orta sehpaya ilerleyerek ileri itip orta da büyük bir boşluk yaratmıştı. Paketleri ortaya koyduktan sonra beni de elimden tutup yere oturttu ve kendisi de hemen karşıma oturarak bakışlarını yüzüme diktiğinde tek yapabildiğim şaşkın bakışlarla onu izlemekti. Tıpkı bir çocuk gibi yere oturup hediyeleri açıyormuşum gibi hissetmiştim.
"Hadi aç!" dediğinde en yakınımda ki kırmızı poşete uzanarak önüme çektim, içinden ayrı bir paket daha çıktığında hızla yırtarak açmıştım. Sanırım biraz heyecanlanmış olabilirdim! İçindekini çıkartarak elime alıp açtığımda bakışlarım istemsizce büyürken yanaklarımın ısındığını hissediyordum. Kırmızı ve tamamen transparan olan, dantelli bir gecelikti. Onu hızla bırakarak başka bir kutuya uzandığımda Araf ise dudaklarında ki sırıtışıyla arkasında koltuğa yaslanarak biraz daha yayıldı.
Kutunun paketini yırttıktan sonra kapağını açıp bakmamla kapatmam bir olmuştu. Bu hareketimle kahkaha atmaya başladığında gözlerimi kısarak ona baktım, manyağın tekiydi!
"Araf bu ne?!" diye kelimenin tam anlamıyla cırladığımda artık gülmemek için dudağını ısırmaya başlamıştı.
"Oyuncak..." dediğinde gözlerimi daha çok kısarak diğer pakete uzandım. Oyuncak demez miydi bir de!
Diğer paketlerdende benzer ürünler çıktığında artık kırmızıyı bırakıp mora döndüğüme bile emindim. Çeşit çeşit geceliklerden tutun isimlerini dahi bilmediğim seks oyuncakları çıkmıştı, bu herif zaptedilmezdi! Ardından bir kez daha kapı çaldığında Araf hızla kalkarak kapıya ilerlemişti, biraz daha paketi bünyem kaldırmazdı artık. Elimdekilerin hepsini paketlere geri koyarak ortalıkta ki dağınıklığı topladığım sırada Araf elinde ki pizza kutularıyla içeri girmişti.
"Önce yemek sonra oyun." diyerek pizza kutularını yere bıraktıktan sonra karşıma oturduğunda bunu ne ara yaptığını sorguluyordum. Ciddi anlamda onun hızına erişmek benim için çok zordu. Önümde ki pizza kutusunu açarak içine baktığımda dudaklarım tekrardan kıvrılmıştı, mantarsız almıştı!
"Bir şeyi de bilmesen şaşarım."
"Asıl bildiklerimi duysan şaşarsın güzelim." dediğinde tek kaşım havalanmıştı. Elimde ki dilimi dudaklarıma götürerek büyükçe bir lokma aldığımda acıktığımı o an hatırlamıştım. Şu aralar düzenim iyice kaymıştı, sporu bile unutur olmuştum.
Aşk...
Aşk unutturuyordu her şeyi ve zihnimden kaybolanlar umrumda bile olmuyordu. Yemeğimizi sessizce yedikten sonra Araf çöpleri atmaya gittiğinde bende ayaklanarak mutfağa girmiştim. Bardakları makineye yerleştirdikten sonra kafamı çevirmemle camın ardında ki Can'la göz göze gelişim bir olmuştu.
"Allah seni kahretmesin Can, ödüm koptu." diyerek elimi hızla kalbime götürdüğümde o da sırıtarak kapıya doğru adımlamıştı. Arkadaşlarımı severdim ama şimdi nereden çıkmışlardı ki! Ne güzel planlarım vardı benim... bir saniye!
Siktir! Salonda ki eşyalar!
Hızla salona girerek yerdeki poşetleri toplayıp odaya çıkarmıştım, eğer o oyuncakları bizimkiler görseydi on yıl dillerinden kurtulamazdık. Banyonun yüzünde duran ıslak kıyafetlerimi de kirli sepetine attıktan sonra hızla tekrardan odama geçip üstüme salaş yeşil bir elbise geçirdim.
"Yeni gelin, biz geldiiik!" diyen Can kapının hemen önündeydi lakin Araf içeri geçmesine izin vermeyecek bir şekilde önünü kapatmıştı.
"Tamam şimdi de git." dediğinde gülmemek için yanağımın içini ısırarak yanlarına doğru ilerledim.
"Aşk olsun kardeşim, bu soğukta benim güzel mi güzel götüm mü donsun yani! Çekilsene!"
"Sikilmediğine dua et." dediği sırada yanına vardığımda uyarmak için hafifçe beline vurmak istemiştim lakin elimin ayarı kaçınca... "Lan!" Şaplak atmış bulunmuştum. Açılan gözleriyle bana bakarken daha fazla kendimi tutamayarak kahkahayı koyverdiğimde kapıda dikilen Deniz ve Can bize anlamaz bakışlar atıyorlardı.
"Hayatım biz gidelim, bunlar azgınlıktan kafayı yemiş." diyerek yanında ki Deniz'e konuşan Can'la gülüşüm sakinleşirken hala Araf'ın şok içinde olan suratına bakıp kıkırdamaya devam ediyordum.
"Ben sana dedim balayı çifti rahatsız edilmez diye marul kafa, donla açmadıklarına dua et!" dediğinde bakışlarım Deniz'e dönmüştü.
"Ben gördüm ki, öyleydi zaten gelin hanım." diyen Can'la dudaklarım çapkınca kıvrılırken Araf'a yaslanarak onlara bakmayı sürdürdüm. "Ee gelin hanım, bir kahveni içmeyelim mi?"
"Bebeğim biraz daha konuşursan Arhan sana kahveyi başka yollarla içirecek." derken tatlı tatlı sırıtarak Can'a dönmüştü. "Hortumla beslenen manita istemiyorum, kapa çeneni."
"Siz niye gelmiştiniz?" dedim bakışlarımı ikisi arasından çevirirken.
"Aa! Gördün mü? Gelin hanım kovdu bizi." diyerek dedikoducu teyzeler gibi cıklayan Can'la gözlerimi devirerek gülümsemiştim.
"Aşkım sana bir dosya geldi, bizde belki önemli bir davadır diye getirmek istedik." diyen Deniz'le uzattığı kağıda bakmıştım, izindeyken iş göndermezlerdi esasında ama belki bir pürüz çıkmış olabilirdi.
"Saol canım, teşekkür ederim. İçeri girse..."
"Görüşmek üzere." diyerek sözümü bölen Araf'la hızla geriye çekilmemle kapının kapanması bir olmuştu. Yüzlerine kapatmıştı!
"Anaa! Kapıyı suratımıza kapattı ya la!" diyen Can'ın sesi gittikçe uzaklaştığında Deniz'in onu zorla sürüklediğini anlamıştım.
Bana dönen yeşil bakışlarla dişlerimi dudağıma geçirirken yavaşça geriye doğru kaçmaya başladım, adama şaplak atmıştım!
"Sen benim kıçıma mı vurdun az önce?" dediğinde kahkahamı zor bela tutarak olumsuz anlamda kafamı salladım.
"Yoo!" derken geriye doğru bir adım daha attığımda bu sefer o da bana doğru adımlamıştı.
"Ha bir de yalan var." dediği sırada hızla bana doğru atıldığında çığlık atarak salona doğru kaçmıştım. Koltuğun arkasına kaçtığımda o ise koltuğun diğer tarafında durarak bana bakıyordu.
"Ya hayatım altı üstü elim çarptı." derken sol tarafa doğru koştuğunda hızla sağ tarafa geçerek kaçmıştım.
"Tamam bebeğim, benimde sadece elim çarpacak. Gel buraya!" dediğinde tekrar koştuğunda hızla diğer koltuğun arkasına geçerek ondan kaçtım.
"Ya uf Araf! Benim değil mi istediğimi yaparım." diyerek ona baktığımda dudaklarında ki sırıtışı büyürken yavaşça koltuğa tutunmuştu.
"Tabiki senin güzelim, al tepe tepe kullan ama her şeyin bir karşılığı vardır." dediğinde gözlerimi kısarak ona baktım.
"Hih! Çıkarcı piç!" dediğimde söylediğim şeyle gözlerim irice açılırken elim hızla dudaklarımın üstüne kapanmıştı.
"Ne?!" diye verdiği tepkiyle ellerimi kapattığım için boğuk bir kahkaha attığımda gözlerimden yaş gelmişti.
"Ay! Aşkım ağzımdan kaçtı valla." dediğim sırada hızla koltuğu kendine çekerek üstünden atladığında tam kaçacakken belime dolanan kollarla bir anda havalanmıştım. Hala kahkaha atmaya devam ederken belimde ki elinden kurtulmak için çırpınıyordum.
"Demek ağzından kaçtı." dedikten sonra kendini koltuğa bırakırken beni de bir anda çevirip yüz üstü bir şekilde dizlerinin üstüne yatırmıştı. Elbisemin eteğini yukarı doğru çektiğinde hücrelerime kadar titrediğimi hissediyordum, tam o sırada otomatik olarak kapanan perdelerle ışık yandığında dişlerimi dudaklarıma geçirdim. Kırmızıyı açacak mıydı?
"Araf ciddi olamazsın! Ne yapıyorsun?" dediğim sırada kalçama çarpan eliyle dudaklarımın arasından bir çığlık kopuvermişti.
"Hay Allah! Elimden kaçtı." derken bir kez daha çarptığında bu seferki çığlık istemsizce inliyormuşum gibi çıkmıştı. Ne yapabilirdim? Etkileniyordum! Ve bir kez daha çarptığında elim koltuğun kenarına tutunmuştu, sırılsıklam olduğumu hissedebiliyordum.
"Araf!" diyerek inlediğimde parmaklarının bir anda beni bulmasıyla çığlık atarak yüzümü koltuğa gömdüm.
(Bundan sonrasında +18 sahne mevcuttur. ;) )
"Ah sikeyim! Benim için sırılsıklamsın." diye o boğuk sesiyle konuştuğunda kucağından kalkmaya çalışmıştım ki elini çekerek beni tutup yüz yüze bakacak şekilde kucağına oturtturdu. Göz bebekleri yeşillerini sararken bakışlarında ki arzuyla tekrar titredim, bacaklarımın arası feci şekilde zonkluyordu. Parmaklarımı çenesine sararak kendime çekip tam varlığının üstüne oturduğumda ikimizde inlemiştik.
"Benimle oyun oynama Araf!" diye hırladığımda iki eli de sıkıca kalçama sarılırken beni daha çok kendisine bastırdı. Baş parmağım dudaklarına dokunduğunda ağzını aralayarak parmağımı emmeye başladı, diğer elim ise omzuna tutunurken aramızda ki çekim öyle güçlüydü ki her an kıvılcım çıkartabilirdik. Son bir hareket kalmıştı ve sonra ikimizde patlayacaktık, bunu biliyordum. Ve hiç düşünmeden o hareketi gerçekleştirdim.
Dudaklarımı sertçe dudaklarına yasladığımda boğazdan gelen hırlamasıyla bana karşılık vermişti. Ellerim bir yandan kemerini açmaya çalışırken diğer yandan da alt dudağını dudaklarımın arasına alarak emmeye başladım, işin içine giren dillerimizle nevrim dönerken pantolonun düğmesini açarak hafifçe aşağıya indirdim.
Geri çekilerek nefeslenirken dudaklarımı boynuna bastırarak derisini dişlerimin arasına alıp çekiştirmiştim, tadı damağımda nahoş bir tatla ilerlerken adeta sarhoş olduğumu hissediyordum. Parmakları aniden iç çamaşırımın içine girerek kadınlığıma ulaştığında kendimi tutamayarak inlemiştim. Diğer elini saçlarımın arasından geçirerek kafamı geriye doğru çektiğinde gözlerim kaymak üzereydi, bu çok güzel hissettiriyordu. Parmakları... parmakları büyülü gibiydi, aklımı başımdan alan bir büyü...
"Şu üstündekini çıkart ya da ben parçalayacağım." dediğini zor bela işittiğimde titreyen ellerimi eteğin alt kısmına getirerek başımdan çıkartıp attım. Eş zamanlı olarak iki parmağını birden içime yolladığında çığlık atarak inlemiştim, eli tekrardan saçımı bulurken yüzüne bakmam için beni zorluyordu.
"Araf..."
"Efendim güzelim, efendim hayatımın en özel anlamı?" dediği sırada parmaklarını içimde kıvırarak öyle bir noktaya dokunmuştu ki bedenim aniden titremeye başlamıştı.
"Seni istiyorum Araf!" dediğimde parmaklarını bir anda içimden çekmesiyle boşluğa düşmüştüm ki aniden büyük varlığını girişimde hissettim. Kendini yavaşça içime itmeye çalıştığında ıslaklığıma rağmen beni zorladığını hissedebiliyordum. Dudaklarını dudaklarıma kapatarak beni bir anda oturttuğunda tüm varlığını içime almanın yarattığı sızıyla attığım çığlık dudaklarının arasında kaybolurken ellerimi güç bela saçlarının içine attım.
Ben kendimi toparlayana kadar bir süre bekledikten sonra hareket etmeye başladığında inlerken ağzımın içinde ki dilini emerek dişlerimi geçirdim. Beni yana doğru itip koltuğa yatırdıktan sonra üzerime çıktığında bacaklarımı omzuna çekerek ritmi daha da hızlandırmıştı. Evin içinde birleşme seslerimiz yankılanırken ihtiras tüm bedenimizi sardı.
Dudaklarıma tekrar atılırken bir elini de sırtıma atıp kopçayı açtıktan sonra hışımla sütyeni çıkartıp fırlatmıştı. Elini sağ göğsüme atarak avucunun içine aldığında inleyerek dişlerimi alt dudağına geçirdim, bu hareketimle daha da hızlanırken sona geldiğimi hissedebiliyordum. Bedenim daha çok titrerken dudaklarımdan ayrılan dudakları göğsüme gelerek benimle oynamaya başladığında ellerim sertçe saçına tutunmuştu.
"Söyle!" diye mırıldandığında neyi söylediğini anlayamayacak bir haldeydim, sona gelmek üzereydim.
Aniden içimden çıkarak beni ters çevirmesiyle koltuğun üzerinde dizlerimin üzerine gelmiştim, belimi daha çok eğerek kalçamı kaldırdığım sırada tekrar bir şaplak vurduğunda çığlık atarak dişlerimi kırlente geçirdim. Tekrar aniden içime girdiğinde gözlerim geriye doğru kaymak üzereydi, artık dayanamıyordum. Saçlarımdan tutarak beni kaldırıp bedenine yasladığında nefes nefese kalmış bir halde içimde ki varlığının hızına yetişmeye çalışıyordum.
Parmaklarını öne atarak yana sıyırdığı iç çamaşırımı parçaladığında buna bile ses edemeyecek bir haldeydim. Parmaklarını klitorisime getirerek sertçe okşamaya başladığında inleyerek başımı daha çok omzuna yasladım.
"Söyle!" diye tekrardan haykırdığında içime daha sert çarpmaya başlamıştı.
"Ne...neyi?"
"Bir daha benden gizli nefes dahi almayacağını." dediğinde kelimeler zihnime uğuldayarak ulaşıyordu.
"Almayacağım." dediğimde ne dediğimin bile farkında değildim, sadece sona ulaşmak istiyordum.
"Aferin benim güzel karıma." derken elini bir anda kadınlığıma çarptığında çığlık atarak eline tutunmuştum ki diğer eli de boynuma sarılarak beni yerime sabitledi. Vuruşu sert değil daha çok azdırıcıydı, ıslaklığımın bacaklarımdan aktığını hissediyordum.
"Araf!" diye inlediğim sırada elini tekrar çarptıktan sonra tekrardan sertçe okşamaya başlamasıyla bedenim bir titreme dalgasıyla sarsıldı. İçime daha sert girip çıkarken belimi eğmemi sağlayıp kendini sertçe bana itmeye başlamıştı. "Ah! Evet evet evet..."
(+18 sahne bitmiştir.)
İkimizde aynı anda sona ulaşırken içime sertçe aktığını hissettiğim sırada ben de sert bir şekilde boşalmıştım. Orgazmın etkisiyle bedenim pelte kıvamını alırken nefes nefese kalmıştım, ne ara döndüğünü fark etmediğim kırmızı ışıklar altında bir süre öyle uzandığımızda üstümde ki ağırlığını kaldırarak hızla yerlerimizi değiştirip benim üstte olmamı sağlamıştı.
Parmaklarımı teker teker dövmelerinde gezdirirken o ise saçlarımı okşuyordu. Asılan insan dövmesinin etrafından süzülen sarmaşıklar da parmaklarımı gezdirerek silahı andıran dövmeden geçtim, en sonunda parmaklarım ölüm çiçeğinin üstünde durduğunda dudaklarımı çiçeğe bastırarak geri çekildim. O çiçekte benden intikam alma şekliydi esasında ve almıştı da, beni delicesine kendisine bağlamıştı.
Kolumu göğsüne yaslayıp yerimden doğrularak gözlerinin içine baktım, ormanları içlerinde ki naif pırıltılarla beni izlerken dudaklarımın kıvrılmasına izin vermiştim. Sol kaşının hemen yanında ki yaraya parmaklarımı götürüp nazikçe okşadım.
"Bu nasıl oldu?"
"Anneme bıçak saplayacağı zaman önüne geçmiştim, o sırada kendini durdurmak yerine bıçağı bana doğru salladı." dediğinde bir kez daha okşamıştım yara izini, biraz daha ileri gitse gözünü kör edebilirdi. Belki de amacı oydu...
"Bana biraz annenden bahseder misin?" derken bakışlarımı tekrar gözlerine çevirdiğimde dudağında acı bir tebessüm oluştu.
"Annem çok kibar bir kadındı, etrafına hep neşe saçardı. Tabi o çevrede olmadığı zamanlar." dedikten sonra beni biraz daha kendine çekerek yan tarafına uzanmamı sağlamış ikimizi yüz yüze getirmişti. "Onun tek hatası o ite aşık olmaktı."
"İkisi severek mi evlenmişti?" diye sorduğumda başını olumlu anlamda salladı.
"Annem öyle diyordu en azından, ilk başlarda çok nazik bir adamdı derdi. Ona dünyada ki tek kadınmış gibi hissettirirmiş ta ki evlenene kadar." derken önüme düşen bir tutamı alıp geriye itmişti. "Bir ay içinde tanışıp evlenmişler, itin amacı ise sadece annemin babasıyla yapacağı ortaklıkmış. Evlendikten hemen sonra hisseleri kendi üstüne yapar yapmaz öldürmüş dedemi, tabi annem kalp krizi geçirip öldüğünü sanıyordu. Annesi onu doğururken ölmüştü ve tek akrabası olan babası da ölünce annem o adama muhtaç kaldı."
"Anladım hayatım, devam etmene gerek yok." diyerek elimi yanağına getirip hafifçe okşadım, acıları tekrar yaşamasını istemiyordum.
"Sonra da öldürene kadar uğraştı işte, her defasında abuk sabuk bahanelerle dövdü. En sonunda da öldürdü." dediğinde gözlerinde ki nefreti görebiliyordum. Bedeni gittikçe gerilirken gözleri odağını kaybediyordu, dudaklarımı dudaklarına yaslayarak dikkatini çekip aklını dağıtmasını sağladım. Birkaç saniye sonra öpüşüme karşılık verdiğinde geri çekilerek yeşillerine bakmıştım, anlatmasına karşılık vermek istiyordum.
"Babam ben küçükken evi terk etmiş, pek hatırlamıyorum. Sonrasında da annem ve abim saçma salak sebeplerden kızmaya başlamışlardı. Niye tırnağın uzun? Niye makyaj yaptın? Kaşını niye aldın? Ve bunun gibi daha bir çok saçma sebeplerle dayak yedim." dediğimde bedeni daha çok gerilirken belimde ki kolunu sıkılaştırdı. "Belki senin yaşadıklarında eşit değildir ama emin ol bir çoğunu yaşadım. Senin yaşadıklarından tek anlayamadığım sevilme hissi, beni kimse sevmedi bu zamana kadar Araf. Ailem bile..."
"Sh! Duymamış olayım güzelim. Benim sevgim ikimize de yeter, ben öğretirim sana hepsini." dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrıldı.
"Acaba o gün evden kaçmak yerine kalsaydım ve seninle de yıllar sonra üvey kardeşin olarak tanışsaydık ne yapardın?" dediğimde kaşları çatılırken o da gülmeye başlamıştı.
"Tuhaf bir fantezi olurdu."
"Aklın fikrin aşna fişnede kocam bey." diyerek sırıttığımda dudaklarını alnıma bastırarak derince bir nefes çekti ciğerlerine.
"Karım hep aklımı karıştırıyor yoksa ben çok sakin biriydim." dediğinde kaşlarım şaşkınlıkla havalandı.
"Sen ve sakinlik, yok artık!" dediğimde bu seferde yanağıma dudaklarını bastırmıştı.
"O zamanda bu hırçın dilinle beni etkilemenin bir yolunu burdun." derken önceki soruma cevap verdiğini anladığımda bu sefer ben dudaklarına küçük bir öpücük bırakmıştım.
"Sana öyle çok aşığım ki tüm hücrelerim bir tanrı misali sana tapıyormuş gibi hissediyorum." dediğimde yeşillerinde ki pırıltı her yanımı sarmıştı.
"Bugün diliniz fazlasıyla açık küçük hanım."
"Ne kadar açık olduğunu görmek ister misin?" diye sorduğumda kıvrılan dudaklarımı dudaklarına yaslayarak tekrardan alevlenmiştik.
Bedenlerimiz bir kez daha birleşirken yorgunluk kimsenin umrunda değildi. Aralarda son hatırladığım yukarı çıktığımızdı, tekrardan sona ulaştıktan sonra kucağında ki bedenimle duşa girmiştik. Sıcak bir duşun ardından gevşeyen bedenlerimizle duştan çıktığımızda kasıklarımda ki ağrı önemsiz bir sızı haline gelmişti.
"Film mi izlesek?" diye sorarak beline sarılıp omzunun üstünden ona baktığımda kıvrılan dudaklarıyla bana dönüp dudaklarıma hızlıca bir öpücük kondurdu.
"Grinin elli tonu gibi mi?" dediğinde gözlerimi devirerek kollarından ayrılıp odadan çıkarak aşağı doğru adımladım.
"Grey'i gerçek hayatta yeteri kadar izliyorum hayatım."
"Şimdi bu bir övgü müydü?" diye sorarak peşime takıldığında kahkaha atarak mutfağa ilerleyecekken portmantoda ki dosya dikkatimi çekmişti. Oraya doğru ilerleyerek elime aldığımda üstünde bir şey yazmadığını fark etmiştim. Dışında ki kağıdı açarak içindekini çıkardığımda yazıları okudukça kaşlarım çatıldı.
Sayın Lavinia Demir,
Babanız olan Ferhat Argun tarafından tüm mal varlığı tarafınıza miras bırakılmıştır. Kendisinin özel bir dileği olarak Ömer Argun mirasdan men edilmiştir. Dilekçenin elinize ulaştığına dair altta bilgileri verilen notere gelerek imza atmanız gerekmektedir.
Şok içinde elimde ki kağıda bakarken ne olup bittiğine anlam verememiştim. Babam bunca sene sonra neden açığa çıkmak istemişti?...
~~~~~~~~~~~~~~~~~
Ve işte bir bölüm sonu dahaaa...
Bu bölüm neydi ayol böyle!
Kah alevlendik kah üzüldük gibi ha ne dersiniz??
Sizce nasıldı bölüm?
Sizce Kayra haklı mıydı kızmakta?
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen!!!
Seviliyorsunuzzzz
⚖️🖤
