~Bölüm Şarkıları~
Yalın~Deva Bize Sevişler
Dolu Kadehi Ters Tut~Madem
Yeni bir bölümden herkese merhabalar!!
Nasılsınız ayolll?
Ben yine her zamanki gibi oldukça heyacanlıyım ya siz??
"Hayatın içinde her şey varsa benimde içimde sen varsın. Saparsam kaçarsam tut bırakma, yükümde derdimde aşktır." diyerek sizi bölüme uğurluyorum. Ha bu arada bölüm sonunda ki duyuruyu okumayı unutmayın olur mu???
Yorum ve vote atmayı da unutmayın lütfen!!
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzz
⚖️🖤
~~~~~~~~~~~~~~
Gözlerim bir anlığına kararırken duyduğum ismin gerçek olup olmadığını anlamaya çalışıyordum. Çatılan kaşlarımda bakışlarım zemine odaklıyken yanımda ki Araf'ın doğrulduğu hissetmiştim.
Hayatımın katili üç yılın ardından tekrar açığa çıkmak istemişti ve yetmezmiş gibi beni ayağına çağırıyordu, yani ecelini...
"Beyfendiye bir hafta izinli olduğumu söyleyin Cansu."
Salonda ki herkes sus pus bir şekilde beni dinlerken ne ara yumruk yaptığımı fark etmediğim elimi açarak yavaşça bacağımın üzerinde ki Araf'ın elinin üstüne yerleştirdim. Hakaretleri, dayakları ve birçok daha uyguladığı şiddetleri zihnimde tıpkı bir flashback misali dönerken derin bir nefes aldım. Ben o küçük, savunmasız kız çocuğu değildim fakat Arya hala öyleydi. Ne olursa olsun Arya'yı ona veremezdim.
"Söyledim sayın savcım fakat çok acil olduğunu ve de hayat memat meselesi olduğunu söylediler. Bende size bildirmek istedim." dediğinde gözlerimi kapatarak derin bir nefes daha aldım. Aldığım her nefeste kalbim daha çok sıkışırken elimin altında ki elini daha çok sıkıyordum.
"Peki Cansu, ben yarım saate orada olurum." dedikten sonra ne cevap verdiğini duymadan telefonu kapattığımda bakışlarımı odada ki kimseye çevirmeden ayaklanarak hızla salondan ayrıldım. Ardımdan gelen sesleri ne kadar duysam da umrumda değildi, kulağıma fısıldayan öfkem gözlerimin önünü kanla boyamıştı.
Ben Duman'dım! Siktiğimin yerinde adalette bendim, ecelde bendim. Korku zihnimden uzaklaşalı uzun zaman olmuştu ve içimde ki intikam ateşi harlandıkça bir daha da geri gelmeyecekti.
Odama girdiğimde tam kapıyı kapatacakken ardımdan gelen Araf elini kapıya koyarak sertçe geriye itip aynı hızla içeri girdikten sonra arkasından kapatmıştı. Yeşillerinde gördüğüm endişe beni içine çekmeden bakışlarımı kaçırarak üstümde ki elbiseyi hızla üzerimden çıkarttıktan sonra yere atıp odada ki banyoma ilerlediğimde içimde hiçbir utanç duygusu yoktu. Öfke tüm duyguları öldürmüş gibiydi.
Banyoya girerek kapıyı kapatma zahmetine bile girmeden kendimi duşa atıp soğuk suyu açtım, bedenimden akan dondurucu soğukla dişlerimi birbirine geçirirken zihnimde ki kahrolası anların yok olmasını tekrar dilemiştim. Alnımı soğuk mermere yaslarken gözlerimi kapattım.
"Orospunun tekisin sen, yaşamaya bile hakkın yokken biz bir de burada seni besliyoruz."
Hayır... hayır sus!
"Beyinsiz sığır! Senden bir bok olmaz, anca gider amını açarsın orada burada..."
"Sus artık, sus!" diye haykırdığımda bedenim gittikçe titrerken üzerimden akan suya alışmaya başlıyordu.
"Söyle he söyle, o erkeklerle konuşup namusumuzu iki paralık mı ettin? SÖYLE?!"
"SUS!" diye haykırarak yumruğumu sertçe duvara geçirmiş ve hemen ardından ikincisini de atacakken omzuma tutunan elleri beni hızla kendisine çevirerek sıkıca sarıldı.
"Geçti güzelim, geçti. Onlar sadece anılar, sana zarar veremezler. Ben buradayım, geçti." diyerek beni göğsüne yasladığında gözlerimi kırpıştırarak etrafa bakındım, sanki bir kabustan uyanmışım gibi hissediyordum. Gözlerimden tek damla yaş akmazken bende kollarımı ona sararak sıkıca sarıldım. Üzerimize düşen damlaların git gide ısındığını fark ettiğimde gerilen bedenim de gevşemeye başlamıştı.
"Ömer adliyeye gelmiş." dedim tek nefeste konuyu özetlemeye çalışarak. Hala şokun etkisinde gibi hissediyordum, bir tür kriz geçirmiş olmalıydım.
"Bensiz gidemezsin." dediğinde kafamı çıplak göğsünden kaldırarak ona baktım.
"Gerek yok Araf, bana orada zarar veremez."
"Soru sorduğumu hatırlamıyorum." diyerek çatılan kaşlarıyla bana baktığında bir adım geriye gitmeye çalışmıştım fakat belimde ki elleri buna izin vermemişti. Yeşilleriyle zihnimde ki anılar hızla dağılırken geriye sadece ormanlarının sıcaklığı kalmıştı.
"Araf..."
"Konu kapandı." diye sözümü kestikten sonra arkaya uzanarak aldığı life duş jelini sıkmıştı.
"Sen şu aralar fazla mı emir vermeye başladın?" diyerek tek kaşımı kaldırıp gözlerinin içine baktığımda o da lifle ilgilenmeyi keserek bakışlarını bana çevirdi. Dudağı hafifçe kıvrılırken yüzüme doğru yaklaşıp burnunu burnuma sürtmüştü.
"Hoşuna gitmediğini söyleyemezsin."
Evet, belki biraz haklı olabilirdi. Sert duruşu beni aşırı tahrik ediyordu fakat bunu onun bilmesine gerek yoktu.
"Hızlıca duş aşıp çıkmam gerekiyor, yoksa bunun hesabını keserdim." derken elinde ki lifi kaparak bedenime sürmeye başlamıştım. Ona arkamı dönerek sırıtmamı gizlemeye çalıştığımda ardımda ki bedenini bana yaslayarak saçlarımı arkaya çekti. Bir süre okşadıktan sonra sertçe fakat canımı acıtmayacak şekilde saçlarımı eline dolayıp çektiğinde dudaklarımın arasından sıyrılan inlemeyi tutamamıştım
"Sanırım ben kendimi tam olarak tanıtamadım küçük hanım, oyun oynayabileceğin son insanım." derken yüzünü kulağıma yaklaştırdığında çarpan nefesiyle hafifçe titremiştim. "Ayrıca sakın bir daha elimi bırakma, yoksa olacaklardan ben mesul değilim."
"Ne olacakmış?" diyerek daha çok kaşındığımda hızla bedenimi döndürerek sırtımın mermere yaslanmasını sağladıktan sonra elini boynuma sarıp başımı kaldırmamı sağlamıştı.
"Adliyeden geri döndüğümüz de iznin bitene kadar bir daha evden dışarı çıkamazsın." dedikten sonra elini sıkılaştırarak tekrar kulağıma yaklaştı. "Öyle bir hale getiririm ki seni, nefes almak için bile yalvarırsın."
Sözleriyle nefesim hızlanırken suyun altında ki çıplak bedeninde gezdirdim bakışlarımı. Su damlaları buğday teninden süzülürken saçlarıda daha çok koyulaşarak alnına yapışmışlardı. Dövmelerinin üzerinden akan damlacıklar hızla aşağıya doğru ilerlediklerinde bakışlarımda her ne kadar onları takip etmek isteselerde boynumda ki eli buna izin vermeyerek başımı tekrar kaldırmıştı. Sakallarını hafif kesmişti fakat hala kirli sakalı yerli yerindeydi, uzun kirpikleri suyun altında belirginleşirken kavisli kaşlarını çatarak bana bakıyordu. O...gerçekten çok güzeldi!
"Çok güzelsin." diyerek bastıramadığım düşüncelerim bir anda dudaklarımdan döküldüğünde ben hala onu incelemekle meşguldüm. Sol kaşının hemen yanında küçük bir iz vardı, bıçak yarasına benziyordu fakat yıllar önce yapıldığı belli oluyordu. Bunu nasıl daha önce fark edemediğimi düşünürken bedeninde ki diğer yaralarında göz gezdirdim. Birçok yerinde ameliyat ve yanık izleri vardı lakin çoğu uzun süre önce yapılmış gibiydi.
"Erkeğe güzel denmez." derken tekrar yüzümü kaldırdığında bu sefer elini boynumdan çekerek hafifçe çeneme yerleştirmişti. "Yaralarımı bu kadar dikkatli izlemene gerek yok, çoğu eski. Sadece izleri kaldı."
Evet belki görünürde açık yarası yoktu fakat onunda tıpkı benim gibi anılarla cebelleştiğine yemin edebilirdim. Ne yazıkki bedenimizde artık kanamayan yaraların çoğu ruhumuzda hala birer kesikti...
"Tamam canım çok yakışıklısın, oldu mu?" diyerek kıkırdağımda o da gülümsemişti. Yaralarını anımsatarak onu da geçmişe boğmak istemiyordum.
"Karımın güzelliği bana geçtiyse demek ki." dediğinde az önce ki depresif halim tamamen buhar olmuştu, sanki kalbim tamamiyle onunla doluydu ve aksi hiçbir düşünce o yanımdayken can bulamıyordu.
"Romantik kocama bakın siz." diye mırıldanırken kollarımı da boynuna sararak parmak ucuna kalkmıştım. Küçük bir adım geriye giderek sırtımı duvardan ayırdıktan sonra elini arkaya uzatarak bu seferde şampuanımı almıştı, saçmalarıma masaj yaparak yıkarken bir yandan da burnuma küçük bir öpücük kondurmuştu.
"Sen her kocam dediğinde kalbim huzurla doluyor be hatun, nasıl bir şeysin sen böyle?" dediğinde dudaklarımın daha çok kıvrılmasına izin vermiştim.
"Hm! Başka ne oluyormuş? Anlatsana biraz."
"Öyle boş yere olmaz, her kocam deyişe bir bilgi." diyerek burnuma tekrar dudaklarını dokundurduğunda yine kıkırdamıştım. Bu adam beni iyice kıkırdak yapmıştı!
"Kocam, kocam, kocam, kocam, kocam, koca..." diye art arda söylemeye başlamıştım ki dudakları tarafından yarıda kesilmiştim.
"Ya seni yerim hatun, yer yer bitiririm." dedikten sonra tekrar sertçe dudaklarıma dudaklarını yasladıktan sonra derince bir nefes alarak geri çekilmişti.
"Sanki yapmadığın şey." diye mırıldandığımda başımı hafifçe geriye doğru eğmemi sağlayarak saçlarımı durulamıştı.
"Emin ol güzelim henüz hiçbir şey yapmadım." dediğince gözlerimi belerterek ona bakmıştım.
Yapmamış hali buysa sen naneyi yedin sanırım!
"Korkmalı mıyım?" diyerek tek kaşımı kaldırdığımda dudaklarımda ki sırıtış hala yerini koruyordu.
"Ah! Küçük hanım, kesinlikle korkmalısın." derken dudaklarıma küçük buseler kondurmaya başlamıştı, benimle oyun oynuyor gibi bir hali vardı. Asılda amacını tabiki de anlamıştım, aklımı dağıtmaya çalışıyordu ve söylemek gerekirse kesinlikle bu işte çok başarılıydı.
"Kocamdan başka ne demem hoşuna gider? Kocişkom?" diye sordum kaşlarımı kaldırarak. Hızla geri çekilen yüzü büzüşürken kahkahaya atmaya başlamıştım. "Kocacişkom desem peki?" dediğimde yüzü daha çok büzüşürken artık tam anlamıyla yarılarak kahkaha atıyordum, yüzü çok komikti.
"Sen sadece kocam de Sâye'm."
"Peki peki kociş sunumu yapsam?" derken hala gülüyordum. Sosyal medyada ki saçma şeyler gözümün önüne gelmişti, sahi zeytine dantel giydiren hayat bize neler yapmazdı.
"O ne kız?" diyerek kaşlarını çattığında kendimi durdurmaya çalışarak derin derin nefesler almıştım. Ay gülmekten karnıma ağrılar girmişti.
"Sosyal medya da görmedin mi? Zeytine dantel giydiriyorlar."
"Ben danteli başka zeytinlerde tercih ediyorum." derken bakışlarını göğüslerime indirdiğinde dudakları tehlikeli bir şekilde kıvrılmıştı.
"Arsız!" diyerek omzuna hafifçe vurduğumda haykırarak omzunu tutup geriye çekildi.
"Ah! Kolum koptu." dediğinde daha çok kahkaha atmaya başlamıştım. "Bak bir de gülüyor, kolum koptu benim burada." derken onunda dudaklarının kıvrıldığını fark etmiştim.
"Oy kıyamam, gel öpeyim de geçsin." dediğim de hızla dudakları kıvrılırken omzunu bana çevirmişti. Dudaklarımda tehlikeli bir gülüş peyda olurken ona yaklaşıp omzuna dişlerimi geçirdiğimde kaçmak yerine hala gülerek bana bakıyordu. Yüzüm düşerken hızla geri çekildim. "Ama kaçmadın!"
"Ah! Çok acıdı." diyerek oyuncu bir şekilde yüzünü buruşturduğunda gözlerimi devirerek gülmeye başlamıştım. Bu tatlılığına daha fazla dayanamayarak ona doğru yaklaşıp ensesinde birleştirdiğim ellerimle parmak ucuna kalktıktan sonra dudaklarımı dudaklarına yasladım. Hızla belime sarılan kollarıyla bana karşılık verirken bir elimi ıslak saçlarının arasından geçirmiştim.
Alt dudağına dişlerimi geçirerek geri çekildiğim sırada tekrar dudaklarıma atılmıştı ki başımı çevirdiğimde homurdandığını duyabilmiştim.
"Gitmem lazım aşkım."
"Beklesin puşt." diyerek dudaklarını boynuma bastırdığında her ne kadar bende asla buradan ayrılmak istemesem de gidip karın ağrısını öğrenmeliydim.
"Uyuz iti tek başına bırakmaya gelmez, hem Cansu'ya yarım saat demiştim. Gitmem gerek." dedikten sonra geriye çekildiğimde çatılan kaşları ve asılan yüzüyle karşılaşmıştım. "Ayrıca konuşmamız gereken çok konu var, unuttum sanma."
Sözlerimin ardından arkamda ki suyu kapatarak bakışlarını tekrar bana çevirdiğinde kollarını üzerimden çekerek duş kabininden dışarı çıktı. Bende tam peşinden çıkmıştım ki hızla kapının arkasında ki havlumu alıp beni kurulamaya başladığında dudaklarım tekrardan kıvrılmıştı. Hayatımda gülmediğim kadar fazla onun yanındayken gülüyordum.
Havluyu üzerime bağladıktan sonra tekrar arkasını dönüp bu sefer de dolaptan kendine havlu almıştı, evi bu kadar biliyor olmasına şaşırırken istemsizce tek kaşım havalandı. Sonrasında aklıma defalarca ben uyurken odama girdiği gelmişti, demek ki her yeri karıştırmıştı. Yandaki küçük havluyu alarak saçlarımı kurulamaya başlayıp banyodan ayrıldığımda o da hemen ardımdan gelerek dolabıma yönelmişti.
İçinde gördüğüm kıyafetlerle kaşlarım havalanırken tekrardan şaşırmadan edemedim. Dolapta benim birkaç takımımın hemen yanında Araf'ında takımları duruyordu. Dolaptan hem kendine hemde bana kıyafet seçtikten sonra elindekileri yatağa bırakıp bakışlarını siyahlarıma çevirmişti. Çıkardığı takımlara bakarken gülmeden edemedim, ikimize de aynı siyah takımları ve siyah gömlekleri çıkarmıştı.
"Hadi seni giydirelim." dedikten sonra elini belime atıp beni kendine çektiğinde ikimizinde üzerinde yalnızca havlu olduğu gerçeği tüm hücrelerime kadar titrememi sağlamıştı.
"Ya bende seni giydirmek istersem?" dediğimde hızla hareket eden adem elmasına gözüm takılmıştı.
"Birkaç saat daha evde kalmak istiyorsan tabiki de giydirebilirsin güzelim." diyerek burnunu burnuma sürttüğünde ellerimi tahrik edici bir yavaşlıkta göğsünde gezdirerek ensesine getirdiğimde tekrar yutkunmuştu.
"O zaman sen niye beni giydirmek istiyorsun?" diye seksi bulduğum bir tonda fısıldadım.
"Birkaç saat daha evde kalmak için." diyerek o boğuk sesiyle cevap verdiğinde şu an ben bile kalmak için her şeyi yapabilirdim. Bakışlarım dudaklarına kayarken bu sefer derince yutkunan ben olmuştum.
"Sadece o aptalla konuşup döneceğiz." dediğimde başını olumlu anlamda sallayarak gözlerini sıkıca kapatıp açmıştı, kendini zapt etmeye çalışıyordu.
"O zaman hadi seni giydi..."
"İkimizde kendimiz giyinsek daha iyi olacak Araf." diyerek geriye çekildiğimde tam itiraz edecekti ki ona attığım bakışla susmak zorunda kalmıştı. Çıkardığı siyah ve dantelli iç çamaşırlarını elime aldığımda hala olduğu yerde hareketsiz bir şekilde beni izlediğini fark etmiştim.
Onu daha çok delirtsek...
İçimde ki sese kulak vererek onu umursamadan üstümde ki havlunun yere düşmesini sağladıktan sonra yatakta ki iç çamaşırına uzandığımda ardımdan gelen hırıltılı nefes kulağımı doldurmuştu. Sadece bu bile ıslanmamı sağlarken düşünmemeye çalışarak külotu alıp hızla bacaklarımdan geçirdim. Ardından sütyeni de kollarımdan geçirdiğimde tam arkasına uzanacakken ne zaman dibime girdiğini anlamadığım bir şekilde parmaklarıma dokunarak aşağı indirmiş ve ardından kopçayı o kapatmıştı.
"Bu biraz küçük değil mi?" diye boynuma nefesini vererek konuştuğunda kendimi kaybetmeme çok az kaldığını hissediyordum.
"Hayır, modeli böyle." dediğimde boynuma dudaklarını bastırarak geri çekildiğinde az kalsın çekilmemesi için yalvaracak hale gelmiştim. Peş peşe farklı duyguları yaşamak kafamı daha çok bulandırıyordu.
Aniden parmaklarını kalçamda hissedince bir inleme dudaklarımdan kaçmıştı, bakışlarım hızla ona dönerken o ise kalçama odaklıydı.
"Beni bundan mahrum bıraktığı için bile o sikiğin ayrılmayan parçasını bırakmayacağım." diyerek gözlerini sıkıca kapatıp elini çektiğinde ben ise sadece ona bakıyordum. Her şeyi siktir edip gitmesem nolurdu ki?
O puştun adliyede olması tehlikeli.
Ne yazık ki gitmekten başka şansım sanırım yoktu. Yeşillerini açarak gözlerime baktıktan sonra hızla arkasını dönüp tekrar banyoya girmişti. Sanırım delirtme kısmında başarılı olmuştum! Bacaklarımın arasında ki yerin zonklamasın umursamamaya çalışarak üzerimi hızlıca giydikten on dakika kadar sonra da Araf banyodan geri çıktığında gülmemeye çalışarak dişlerimi dudağıma geçirmiştim. Gelen seslerden tekrar hızlıca bir duş aldığını anlamıştım.
Elimde ki tarakla saçlarımı taradıktan sonra kurutma makinesine uzanırken bir yandanda aynadan onu izliyordum. Pantolonunu uzun bacaklarından hızla geçirdikten sonra gömleğini de giydiğinde bakışları aynada onu izleyen bana dönmüştü. Dudakları çapkın bir sırıtışla kıvrılırken çıldırtacak kadar yavaş bir şekilde gömleğin önünü iliklemeye başlamıştı. Yeşilleri hala bana bakarken üstündekileri yırtmak isteyecek kadar tahrik olduğumu hissedebiliyordum.
İşini bitirdikten sonra yavaşça bana adımladığında aynadan kaybolan gözleriyle bakışlarımı direk arkaya çevirdim. Elimde ki kurutma makinesine uzanıp aldıktan sonra tek kelime etmeyerek çalıştırıp saçlarımı kurulamaya başlamıştı. Suyun etkisiyle yok olan kırmızılar yerlerini tekrardan siyah tutamlarıma bıraktığında Duman yok olup Savcı Lavinia'ya dönmüştüm.
Kuruduğu için kabaran saçlarımı önceden ısıttığım düzleştiriciyle çabucak düzleştirmeye başladığımda o ise yatağa oturarak beni izlemeye koyulmuştu. Makyajımı o duştayken halletmiştim, bu yüzden saçlarımı de hallettikten sonra hazırdım. Düzleşen saçlarımı yukardan bir at kuyruğu yaparak bağladığımda yandan çıkanları da düzeltip aynadan kendime baktım, hoşgeldin sayın savcım!
Ayağa kalkarak yanda hazırladığım siyah topukluları da giydiğimde tamamen hazırdım. Bakışlarımı yeşillere çevirdiğimde onu hala yatakta beni izlerken bulmuştum, adımlarımı ona yönlendirerek bacaklarının arasında durduğumda elleri hızla belime sarıldı.
"Savcıyken daha da seksi oluyorsun." dediğinde elimi kurumak üzere olan tutamlarında gezdirerek hafifçe şekil vermiştim.
"Savcı demişken seninde mahkemene az kaldı."
"Neyse ki karım savcı." diyerek sırıttığında bende gülümsemiştim.
"Onu sen öldürdün dimi?" dediğimde dudakları daha çok kıvrılmıştı.
"Sana dokundu, ölmesi gerekiyordu." diyerek çenesini göğsüme yasladığında kaşlarım yavaşça çatılırken gülümsemem solmuştu. "Konu sen olduğunda takıntılı bir manyak olmak umrumda bile değil güzelim, sana benden başka kimse dokunamaz."
"Araf dokunan herkesi öldüremezsin, ben yüz vermedikten sonra onların ne yaptığı kimin umrunda." dediğimde kasılan çenesinden sinirlendiğini anlayabiliyordum. Ardından sanki bir şey hatırlamışçasına dudakları tehlikeli bir şekilde kıvrıldı.
"Bende Selen'e yüz vermemiştim ama..." dediğinde saçlarının arasında elimle hızla saçlarına asılarak başını geriye yatırmasını sağladım.
"Sakın bir daha onun adını ağzına alma." derken gözlerimden bile öfke aktığına yemin edebilirdim. "Ayrıca ikisi aynı şey değil ve kaldı ki ben o orospuyu hala öldürmedim."
"Ama öldürmek istiyorsun."
"İstemekle uygulamak farklı şeyler Araf, bir savcının eşi olarak daha dikkatli olmalısın." dediğim sırada kendimi aniden yatakta ve onu da üzerimde bulmam bir olmuştu. Bir eli bileklerimden tutarak başımın üstünde sabitlediğinde diğer eli ise çeneme sarılmıştı.
"Öyle mi olmam gerek taze mafya olan biricik savcı karım?!" diyerek imayla konuştuğunda bakışlarım gözleri ve dudakları arasında mekik dokumaya başlamıştı. "Sana kimse dokunamaz Sâye'm!" derken çenemdeki elini yanağıma çıkartarak dudaklarını dudaklarıma sürttü. "Kimse seninle ilgili hayaller kuramaz!" dedikten sonra başını yavaşça boynuma gömerek derince bir nefes çekti ciğerlerine. "Kimse bu huzur bulduğum kokunu soluyamaz!" Yüzünü boynumdan çıkartarak biraz doğrulduğunda artık yeşilleri hemen göz hizamdaydı. "Yapanı yaşatmam ve sonuçları da sikimde olmaz."
"Bu kanunlara... aykırı." derken bir yandan da nefeslenmeye çalışıyordum, yakınlığı algılarımı bozuyordu. Evet, bende insan öldürüyordum fakat suçları belliydi. Bana temas edilmesi suç değildi.
"Seninde masum birini dövmen aykırı güzel karım." diyerek kulağıma yaklaşıp fısıldadığında zonklayan kadınlığımdan dolayı bacaklarımı birbirine kapatmak istiyordum fakat hemen arasında ki varlığı buna izin vermiyordu. Bir saniye masum mu dedi o?!
"Masum mu?!" diye haykırdığımda dudaklarında ki sırıtışla hızla üstümden kalkıp beni öylece yatakta bıraktığında sinirle yerimden doğruldum. "Sen o kaşara masum mu dedin az önce?"
"Asla isim belirtmedim." diyerek ceketini üzerine geçirdikten sonra soğuk havadan dolayı uzun siyah kabanını da eline aldığında aynadan saçlarını düzeltmeye başlamıştı. Bilerek beni uyuz etmeye çalışıyordu.
Yatakta ki kravatını alarak ayağa kalktığımda bana dönen bedeniyle ona doğru adımlayarak elimde ki kravatına boynuna dolayıp sakince bağlamaya başladım.
"Eğer olur da yakalanırsan bir daha kurtarmaya çalışmam." dedikten sonra bağlanan kravatını sertçe çekerek yüzünü yüzüme yaklaştırdım. "O kaşar hakkında bir daha konuşursan da içeri boylarsın."
"Bu nerenin kanunu peki tam olarak." diye sırıttığında kravatına daha sert asılarak dudaklarımı dudaklarına sürttüm.
"Duman kanunları ve kurallara uymayanların sonu idamla bitiyor." dedikten sonra dudaklarımı dudaklarına yaslayarak üst dudağını sertçe emmeye başladığımda boğazdan gelen hırıltısıyla ellerini belime yerleştirerek beni kendisine çekti.
"Ee mecbur uyacağız o zaman." diye dudaklarıma doğru fısıldarken elleri de kalçama inerek parmaklarını geçirmişti. Aniden çalan telefonum büyüyü bozarken hızla ayrılıp makyaj masamda ki telefona uzandım.
"Savcım, beyfendi hala bekliyorlar." diyen Cansu'yla gözlerimi devirmiştim.
"Trafik denen bir şey var Cansu, geliyorum." dedikten sonra telefonu kapattığımda arkamı dönerek son kez dudaklarımı sertçe dudaklarına bastırıp geri çekildim. Bende ceketimi ve sonrasında siyah kabanımı üzerime geçirdiğim de aynadan saçlarımı düzeltip ona döndüm, ikimizde aynı giyinmiştik ve tuhaf bir şekilde hoşuma gitmişti. "Tam karı koca olduk." diyerek gülümsediğimde elimden tutup beni kendi etrafımda döndürmüştü.
"Sayın savcım her zamanki gibi harikasınız."
"Kocam sağolsun." dediğim sırada belime sarılı koluyla odadan ayrılmıştık. Merdivenlerden inerken salonun kapısında ki Arya'yı fark etmiştim. Araf'la barıştığımızı henüz bilmiyor olmalıydı.
"Hepiniz burdasınız ama halam yok yine dimi?" dediğinde sesinde ki hüznü yakalamıştım.
"Adım mı geçti?" diyerek gülümsediğimde hızla arkasını dönüp bana atılacakken yanımda ki Araf'ı gördüğünde gözleri kocaman açılmıştı. Bir süre şok olmuş bir şekilde bize baktığında daha çok gülmeye başlamıştım ki geriye doğru bir adım atmıştı. "Allah'ım şizofren oldum." dediğinde gülüşüm solarken gözlerimi devirmiştim.
"Bu kızı Can'la çok yalnız bırakıyoruz." deyip derince bir nefes aldım.
"Kurban ol sen bana, götüm." diyen Can'la gülerken arkada oturan bizimkilere bakmıştım. Deniz, Can, Ahu ve Turgay kalmıştı sadece, diğerleri işe gitmiş olmalıydılar.
"Sarılmak yok mu küçük cadı?" diyerek boşta kalan kolunu açan Araf'la Arya şok içinde ellerini ağzına kapatmıştı.
"Ormanlar kralı!" diye haykırarak boynuna sarıldığında onları rahat bırakmak için geri çekilecektim ki belimde ki eli buna izin vermemişti. "Barıştınız mı? Ay bugün benden mutlusu yok." diyerek diğer bir kolunu da bana sardığında saçlarının üzerine küçük bir öpücük bıraktım.
"Kahvaltı yaptın mı rapunzel?" diye sorduğumda alttan kaçamak bakışları önce beni sonrada Araf'ı bulduğunda tek kaşım havalanmıştı. Tam o sırada gelen korna sesiyle hızla bizden ayrılarak kapıya koştu.
"Tüh servis gelmiş, geç kalmamak lazım şimdi. Ben okulda yerim halaların halası." dediğinde gülerek kafamı sallamıştım. Halası kılıklı!
O hızla servise binerken bizde tam çıkacaktık ki ardımdan gelen sesle duraksamıştım.
"Lavi anlatman gereken bir şey yok mu?" diyerek salonun kapısına yaslanan Deniz'le bakışlarımı ona çevirdim.
"Önemli bir şey değil çakma marul, adliyede sorun çıkmış sadece."
"Ne gibi sorun?" diye sordu şüpheli bir sesle.
"Ömer adliyedeymiş." dedim kısaca cevap vermeye çalışarak. "Bir bakalım karın ağrısı neymiş, babacığı yokken bir bok yapamaz zaten."
"Gelelim bizde, bugün boşum zaten." dediğinde diğerleri de arkasında belirmişti.
"Bir sorun yok, takılın siz." dedikten sonra bakışlarımı Deniz'e odaklayarak bodrumu işaret etmeye çalıştığımda kafasını olumlu anlamda sallamıştı. Evdekilerin orayı öğrenmemeleri gerekiyordu, bu konuda dikkatli olsalar iyi olurdu.
"Lavi!" Tam kapıdan çıkacakken gelen Ahu'nun sesiyle tekrar arkamı döndüm. "Dikkat edin."
"Merak etme kızıl, Demir ailesine kimse zarar veremez." diyerek göz kırptığımda Can öğürme işareti yapıyordu arkadan.
"Bak bak, Arhan'ın sırıtmaya bak, der miydin hiç Arhan da hanım köylü olacak diye?" diyen Can'la önünde ki Deniz'in bakışları hızla ona dönmüştü.
"Hayırdır, sen değil misin?" dediğinde Can gülümseyerek ona sarılmıştı.
"Hanımcılık kazanacak arkadaşlar, hepiniz hanımcı olun." diyen Can'la kahkaha atarak dışarı çıktık. Arabaya ilerlediğimizde kapımı açan Araf'a göz kırparak yerime geçtim, hemen ardından o da yerine geçtiğinde yola koyulmuştuk.
"Senin işler nasıl?" diyerek bakışlarımı ona çevirdiğimde o da yeşillerini bana yöneltmişti.
"Gayet iyi güzelim, hatta adliyeden sonra benim şirkete de bir uğramamız lazım. İnşaat işiyle ilgili bir ihaleyi almam gerekiyor." diye anlayabileceğim bir şekilde açıkladığında olumlu anlamda başımı salladım. Dağhan'ı şirketlerini de kendi üzerine aldığı için artık sadece makine kısmıyla değil inşaatlarla da ilgileniyordu.
"Peki senin davalar nasıl gidiyor?" dediğinde gülümseyerek ona dönmüştüm. Hayatımız öyle garipti ki normal konuları konuşmak kulağa absürt geliyordu.
"İzine çıkmadan önce bir davayla ilgileniyordum, anne babası 16 yaşında ki çocuğu para karşılığında birine satıyorlar. Satın alan kişi de tecavüz edip öldürüyor." diye açıkladığımda bakışları hızla sertleşmişti. "Merak etme, tabiki de yaşamayacaklar. İçerde süründürmekte bir seçenek olsada böylelerine işkenceyi tercih ederim."
"İşte benim karım." diyerek tam bana uzanmıştı ki çalan telefonuyla duraksayarak onu açmak zorunda kaldı. "Söyle Mehmet." derken adliyenin yakınlarında arabayı durduğunda bana uzanan eliyle aniden çenemi yakalayıp dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Arkadan konuşan Mehmet'in sesi duyularken şok içinde kalarak karşılık veremediğimde kıvrılan dudaklarıyla geri çekildi.
"Efendim sesim geliyor mu?" diyen Mehmet'le Araf bakışlarını benden ayırmadan telefona uzanıp tıklamıştı.
"Birkaç saate orada olurum, toplantıyı ona göre ayarlayın." dediğinde anlamayarak ona bakıyordum hala. Nasıl bu kadar hızlı hareket edebiliyordu?
"Tamamdır efendim, iyi günler." dedikten sonra kapanan telefonla dudaklarıma tekrar bir öpücük bırakarak geri çekilmişti.
"Bir gün sahiden aklımı alacaksın." diyerek arkama yaslandığımda erkeksi kıkırtısını duymuştum. Tekrar hareket eden arabayla otoparkın girişine geldiğinde kimliğimi çıkartarak kapıda ki askerlere göstermiştim. Ardından içeri girip arabayı park ettikten sonra adliyeye geçtiğimizde eli sımsıkı bir şekilde elimi tutuyordu, öfkeli bakışları etrafı tararken söylemek gerekirse cidden korkutucu gözüküyordu. Düşünsenize iki metre ve iri kıyım birisi gözlerinden alev çıkartarak size doğru geliyordu, sanırım kaçmak tek seçenek olurdu.
Karşıda oturan Ömer'i gördüğümde tam ilerleyecekken yandan gelen sesle duraksadım.
"Ah savcım sizi gördüğüme çok sevindim." diye Lale'yle bakışlarım ona dönmüştü. "Ece davası için evde ki kanıtlar toplandı, bir bakmanız gerekiyor."
Bakışlarım ileride oturan ve henüz bizi farketmeyen Ömer'e kaysa da önceliğimi davaya vermiştim.
"Sen burada dur hayatım ben bir bakayım." dediğimde kafasını olumlu anlamda sallayarak kapının kenarında ki duvara yaslanmıştı. Odaya girdiğimde masanın üzerinde ki paketlenmiş eşyalarda gözlerimi gezdirdim. "Her hangi bir DNA'ya rastlandı mı?"
"İşte sorun tam olarak orada savcım, hiçbir şey çıkmıyor. Dediğiniz gibi tırnak aralarında ki DNA'ya da baktırdım fakat kendi derisi çıktı." dediğinde benim ise bakışlarım masada ki tek bir eşyanın üzerindeydi. İşte şimdi siktim belanı!
"Tamam Lale, devamıyla ben ilgileneceğim." dedikten sonra odadan çıktığımda adımlarım hızla Ömer'e doğru ilerlerken Araf ise hemen ardımdan geliyordu. "Odama geçelim Ömer bey." dediğimde başını kaldırarak önce bana ardından da arkamda ki Araf'a bakmıştı.
"Oo enişte, yüzünü gören cennetlik." dediğinde Araf içgüdüsel bir hareketle elini belime sarmıştı.
"Onu sana demek lazım kayınço, sonunda deliğinden çıkabilmene sevindim." diyen Araf'la derince bir nefes alarak odama adımladım. Kapının kilidini açarak bakışlarımı Ömer'e çevirdiğim de başımla içeriyi işaret etmiştim. Her ne kadar boyu uzun olsada Araf'a alttan bakması gerekmişti ve bu oldukça komik duruyordu.
"Konuşacaklarımız özel, bu gelemez." dediğinde Araf tam Ömer'e doğru atılacaktı ki elimi göğsüne koyarak bana bakmasını sağlamıştım.
"Tamam, sen burada kal." dediğimde bakışları hızla sertleşti.
"Seni bu sik kırığıyla aynı yerde yalnız bırakmam." diye fısıldadığı sırada Ömer ise hiç umursamadan içeri girip koltuğa oturmuştu.
"Onunla yalnız yüzleşmem gerekiyor Araf, lütfen." dediğimde zorunda kalarak ses etmemişti fakat kapının hemen yanından asla ayrılmıyordu. İçeri girerek kapıyı kapattıktan sonra yerime geçtiğimde çantamı masaya bırakarak ona döndüm.
"Savcı Lavinia Demir, öyle mi? Aşk olsun ama, biricik kardeşim beni düğününe nasıl çağırmaz? Annemiz kahroldu." dediğinde yüzümde ki tiksinti ifadesiyle gülerek gözlerimi devirdim.
"Boş yapma da neden geldiğini söyle." diyerek arkama yaslandım. Bırakın ondan korkmayı içimde öfkeden başka hiçbir duygu canlanmıyordu. Dediğim gibi eceline kendisi gelmişti.
"Senin dilin görmeyeli fazla uzamış, dayak istiyorsun belli ki." derken yerinden doğrulduğunda dudaklarımda ki sırıtış daha çok büyümüştü. "Dışarda ki kocana çok güvenme, onun ruhu bile duymadan kapıyı kitleyip seni gebertirim."
İçimde hala tek bir korku kırıntısı canlanmazken yanda ki acil durum butonunu işaret ettim.
"Kocama da adalete de güvenim tam." dedikten sonra ona doğru eğilerek dirseklerimi masaya yasladım. "Şimdi niye geldiğini öt."
"İyi ben abi kardeş biraz sohbet ederiz diye düşünmüştüm ama madem hızlıca istiyorsun, öyle olsun." derken cebinde ki USB'yi çıkartarak masaya attığında bakışlarım ikisi arasında gezindi. Masada ki bilgisayarı açarak USB'ye uzanıp taktığımda karşıma çıkan videolarla kaşlarım çatıldı. Birini oynattığımda bu videoyu hatırlamıştım, seneler önce Arya'yı kaçırdıklarında Dağhan'ı izlettiği videoydu. Araf yüzünde ki korkunç gülümsemeyle birini deşiyordu.
Videoyu değiştirdiğimde burada ise henüz çok küçüktü, 10 yaşında var ya da yoktu ve elinde bir silah tutuyordu. Gözlerinden yaşlar akarken arkadan verilen direktiflerle silahı ateşlendiğinde yeşillerinde gördüğüm korku çok açıktı. Tekrar videoyu değiştirdiğim de biraz daha büyüktü fakat yine de reşit olmadığına emindim. Elinde bir bıçak ve önünde asılı beş adam vardı, arkadan gelen ses çok açıktı.
"Onları öldür ve ödülünü al." diyen sesi hemen tanımıştım. Dağhan'dı...
"Bunu yapmak istemiyorum, onlar iyi insanlar." dedi Araf, bıçağı tutan eli titriyordu.
"İyi, o zaman ödüller de ölür." dediğinde kameranın açısına her yaştan kızlı erkekli çocuklar girmişti. Hepsi ağlarken bağlı olan adamlar ise haykırıyorlardı. Ödül o çocukların yaşaması mıydı? Araf'ın sert bakışları kameranın arkasında ki yere döndüğünde küçük yaşına rağmen gözlerinde ki öfkeyi görmüştüm.
"Senden iğreniyorum." dedikten sonra mecburen önüne dönerek adamlara ilerlemiş ve hepsini öldürmüştü. O çocukların gözünde katil o gibi gözükebilirdi fakat yaşatmak için öldürmeyi seçmişti, belki de ilk başta kendisini öldürmüştü. Videoyu durdurarak bakışlarımı Ömer'e çevirdim.
"Biricik babanın manyaklıklarını göstermek için mi geldin?"
"Hayır, kocanın katil olduğunu göstermeye geldim. Bak yine abiliğim tuttu da ilk sana gösterdim." dediğinde yüzümde mimik dahi oynamazken onu izliyordum. "Hadi gel güzel bir anlaşma yapalım seninle, kocan babamı versin bende size bu görüntüleri vereyim."
Tek kaşım havalanırken dudaklarım tehlikeli bir sırıtışla kıvrılmıştı. Beni yenmek hiçbir zaman kolay olamazdı.
"Anlaşmayı biraz değiştirelim o zaman." diyerek az önce odadan gizlice aldığım kanıtı çıkartarak salladım. Bileklik ona aitti.
***
Okuldan eve geldiğim sırada içeriden gelen gülüşme seslerini duymuştum, şaşırtıcıydı. Çoğunlukla kavga olan bir evde gülüşme sesi duymak dikkatimi çekerken yavaşça salonun kapısından baktım.
"Bak babam yaptırmış benim için, özel olarak." diyerek gösterdiği bilekliğe kaydı bakışlarım. Babamla konuşuyor muydu ki hala? Hani bizi bırakıp gitmişti? Bileklik deridendi ve üzerinde metal simgeler vardı.
"Babam geri mi döndü?" derken salona adımladığımda annemin ve abimin sert bakışları hızla bana dönmüştü.
"Kaç sefer dedim lan sana kapı dinlemek yok diye! Baba falan da yok, cehennemin dibindedir o şimdi."
***
"Henüz reşit bile olmayan bir kıza önce şiddet uygulayıp tecavüz ettikten sonra öldürdün, en az 30 yıldan başlar. Ee dava da bende olduğuna göre sen içerde çürüyüp geberene kadar çıkamazsın." dedikten sonra ayağa kalkarak yanda ve dosyaların en altında olan dosyayı çıkardım. "Tabiki tek suçun bu değildi, kara para haklamadan tut kadın tüccarlığına kadar bir sürü suçta adın var Ömer Argun."
"OROSPU!" diye haykırarak ayağa kalktığı sırada odanın kapısı sertçe açılmıştı. Boyundan dolayı kafasını eğerek içeri girmesine sonradan gülmeyi not ederken bakışlarımı tekrardan Ömer'e çevirdim.
"Anlaşabildiğimize sevindim." diyerek elimle kapıyı gösterdim. "Yine bekleriz."
"Bu burada bitmedi, gününü göreceksin." diye kuduz köpek misali hırlayarak odayı terk ettiğinde kahkaha atmaya başlamıştım. Şah ve mat!
"Ne dedi? Niye gelmiş?" diyerek yanıma gelen Araf'la gülüşümü keserek ona döndüm.
"Toplantından sonra markete de gidelim mi?" derken çantamı, USB'yi ve kanıtı alarak ona yaklaştım.
"Sâye, konuyu değiştirme." dediğinde gülümseyerek koluna girdim.
"Her şey kontrolüm altında." derken onun sözlerine ithafta bulunmuştum ve bunu anlayarak homurdandığında önüne dönüp yürümeye başlamıştı.
"Kısasa kısas diyorsun yani." dediğinde kafamı olumlu anlamda sallayarak az önceki kanıt odasına girip elimde ki bilekliği bıraktım. Ardından adliyenin çıkışına doğru ilerlemeye başlamıştık.
Arabaya geçene kadar ağzını bıçak açmazken kaçamak bakışlarla beni süzüyordu, daha fazla dayanamayarak ona döndüm.
"Babasını istediğini söyledi."
"Sen ne dedin?" dediğinde gülerek önüme döndüm. Nasıl da göt etmiştim ama şerefsizi!
"Şah ve mat edip yolladım." derken bakışlarım tekrardan ona dönmüştü.
"Bu kadar olduğunu emin misin?" diyerek bakışlarını bana çevirdiğinde başımı olumlu anlamda salladım. Ona videolardan bahsedip bahsetmeme konusunda kararsızdım, canını sıkmak istemiyordum. "Öyle olsun bakalım."
Önüne döndüğünde bende önüme dönerek dışarıyı izlemeye başlamıştım, aramızda garip bir gerginlik oluşmuştu ve ben bunu istemiyordum. Sessizce ilerleyen arabanın ardından şirkete geldiğimizde tam arabadan inecekken kolundan tutarak onu durdurdum.
"Trip mi atıyorsun sen bana?" dediğimde gülerek bana dönmüştü. Eli yanağımı bulurken dudaklarıma hızlıca bir öpücük bıraktı.
"Mümkün mü senden uzak durmak hatun? Sadece içeriği anlatmadığın için aklım orada kaldı ama evde öğrenirim ben." dedikten sonra tekrar bir öpücük bırakarak geri çekildiğinde bende sırıtmıştım.
"Öyle olsun bakalım." diye dalga geçer bir ifadeyle söylediğimde gözleri kısılınca hızla arkamı dönüp arabadan dışarı çıktım. Ardımdan gelirken elini belime doladığında birlikte ilerlemeye başladık. Geçtiğimiz yerde ki herkes saygıyla selam verdiklerinde Türkiye de ki iş yerine ilk defa geldiğimi fark etmiştim. Asansöre bindiğimizde içerisi dolarken Araf belimde ki eliyle beni daha çok kendisine çekmişti, asansör hareket etmeye başladığında eli yavaşça kalçama indiğinde elimde ki çantamı sıkmaya başlamıştım. Eli bacak arama doğru girerek parmağını bastırdığında dişlerimi dudaklarıma geçirirken bakışlarımı dümdüz bir ifadeyle karşısına bakan Araf'a çevirdim.
Ona bakmamla dudakları kıvrılacak gibi olsada kendisine hemen çeki düzen vererek sert ifadesini geri getirmişti. Parmakları hareket etmeden bir süre öylece durduktan sonra tekrardan bastırdığında sadece karşıya odaklıydım. Gelmemize 7 kat kalmıştı. Girişte üzerimde ki kabanı çıkartıp elime aldığım için pişman olsam da parmaklarını daha derinimde isteme iç güdüme engel olamıyordum.
Kata geldiğimizi belli eden sesle parmaklarını ayırdığında nefes nefese görünmemek için ultra bir çaba harcıyordum, uyuz herif yine kafamı karıştırmıştı. Asansörden inerek odasına doğru adımladığımızda kapının yanında ki masada oturan tahminimce asistan olduğu düşündüğüm kız hızla ayağa kalkmıştı.
"Arhan bey Yıldıray holding geldiler, toplantı salonunda sizi bekliyorlar." dediğinde benim bakışlarım kıçını zor kapatan etek ve göğüslerinin neredeyse tamamı dışarda olan gömleğine kaymıştı, şaka mıydı bu? Bakışlarım sertleşirken kızın üstüne atlayıp kafasını mermere vura vura patlatma hayalleri kurmaya başlamıştım.
"Tamam." diye buz gibi sesiyle cevap veren Araf'ın bakışları bana dönerken zor bela kaşardan bakışlarımı alıp ona bakmıştım. "Sen odamda beni bekle güzelim, uzun süren bir toplantı değil." diyerek alnıma bir öpücük bıraktıktan sonra yanda ki başka bir kapıyı açtığında bakışlarıyla arkamda ki kapıyı işaret ederek içeri girmişti. Sanırım biraz şirketi tanısam fena olmazdı!
Kahve almak için genelde çalışanların dinlendiği yere ilerlerken beni gören kişilerin kendi aralarında konuştuğunu duyabiliyordum. Dinlenme odasına girerek kahve makisine ilerleyip ayarladığımda beklemeye koyulmuştum.
"Kız gördünüz mü Arhan bey karısıyla gelmiş." diyen kız sesiyle arkamı dönmeden dinlemeye başlamıştım.
"Ay duydum hayatım da hiç anlayamadım, o adama bir kadının katlanabilmesi imkansız." dedi başka bir kız. Hafifçe gülümsemiştim, doğruya doğruydu.
"Niye öyle dedin kız? Belki işte otoriterdir sadece." diyerek kıkırdayan başka bir kızla yavaşça gerilmeye başlamıştım bile.
"Aa sen bilmiyor musun şekerim? Yeliz Arhan beyle seneler önce yatmış, ondan öyle diyor." diyen ilk konuşan kızla sağ gözüm seğirmeye başlamıştı. Seneler önce ne yaptı demişti o?
"Evet hayatım ama ona asla yatmak denmez, adam aşırı sert. Ne öpmek var ne dokunmak var, sadece sanki karşısında ki cansızmış gibi sertçe sikiyor ve gidiyor. Hayatımda yaşadığım en kötü deneyimdi diyebilirim." dediğinde anlam verememiştim. Aynı kişiden bahsettiğimize emin miydik?
"Ee hani sen sert severdin?" diyerek gülen kızla kahve makinesi ötmeye başladığında kahvemi doldurmaya başladım.
"Yahu severim de bununki sert değil, bununki acımasızlık. Neyse zaten kızlar ta on sene önceydi, belki de adam değişmiştir." dediğinde kahvemi alarak arkamı döndüm. Ortada ki kızla göz göze geldiğimde bakışları hızla büyürken yanında ki iki kızı dürtmüştü.
"Muhabbetinize de doyum olmuyor." diyerek hafifçe gülümsediğimde hepsinin bakışlarından korku geçmişti. "Ah pardon kendimi tanıtmadım değil mi?" derken onlara doğru adımladım. "Lavinia Demir, memnun oldum."
"Lavinia hanım biz çok özür dileriz, sizin burada olduğunuzu bilmiyorduk." dediğinde elimi kaldırarak onun susmasını sağlamıştım. Hemen sağ tarafımda ki kız ecel terleri dökmeye başladığında onun Yeliz olduğunu kavrayabilmiştim.
"Benim yatak hayatım seni germesin Yeliz'cim." derken elimi sertçe çenesine sararak ona üstten bakmaya başladım. "Yoksa yazık olur sana." diyerek geriye ittiğimde sendeleyerek durmuştu. On yıl önceki bir olay için delirecek değildim fakat bu sinirlenmediğim anlamına gelmezdi. Bakışlarım diğerlerine dönerken hafifçe gülümsedim. "İyi işler hanımlar."
Arkamı dönerek odadan çıktığımda ellerimin sinirden titrediğini o an fark etmiştim, beyinsizler! Neymiş çok sertmişte ben nasıl dayanıyormuşum! Delirmemek elde değildi.
Karşıdan gelen Araf'ı gördüğümde duraksayarak ona baktım. Nasıldı acaba benden önceki hayatı? Çok mu acımasızdı o kızın dediği gibi?
"Güzelim iyi misin? Biri bir şey mi dedi?" diyerek belime elini koyduğunda gözlerim kısılmıştı.
"Şu kahveyi başından aşağı dökmekle dudaklarına yapışmak arasında gidip geliyorum." dediğimde kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı.
"Sanırım ikincisini seçeceğim ama birincisinin de sebebini öğrenebilir miyim?" derken belimde ki eliyle beni asansöre yönlendirdiğinde konuşmadan önüme dönmüştüm. Boş olan asansöre binmeden hemen önce elimde ki kahveyi alarak hızla yanda ki çöpe attığında sert bakışlarım ona döndü.
"Hey! İçecektim ben onu..." diyerek çemkirirken beni duvara itip dudaklarıma yapışmasıyla sözüm yarıda kesilmişti. Her ne kadar karşılık vermemeye çalışsam da dudaklarımın arasında ki dudakları çok cazipti. Alt dudağını emmeye başladığımda bir elini belimden ayırdıktan kısa süre sonra duran asansörle dilimi emmeye başlamıştı. İnleyerek elimi ensesine attığımda onun ise elleri kalçamı buldu, sertçe sıkarak yoğurmaya başladığında dudaklarına doğru inlemiştim.
"Şimdi söyle bakalım, ne oldu?" dediğinde nefes nefese kalmış bir şekilde ona bakıyordum.
"Eski bir ilişkini öğrendim." dediğimde kaşları çatılmıştı.
"Senden önce hiç ilişkim olmadı."
"Daha doğrusu yatakta nasıl olduğunu öğrendim." diyerek bakışlarımı kaçırdığımda istemsizce utanmıştım. Benden önceki bir olay için kızmam bile saçmalıktı. Çeneme koyduğu parmaklarıyla yüzümü kendisine çevirdiğinde dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktı.
"Yatakta nasıl olduğumu biliyorsun zaten güzelim, diğerlerinin söyledikleri bizi ilgilendirmez." dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım. "Sen kıskandın mı bakim?" derken tekrar dudaklarıma bir öpücük kondurduğunda dışardan gelen sesleri duymaya başlamıştık. Birileri binmeye çalışıyordu. Homurdanarak geri çekilen Araf tekrar düğmeye bastığında kolunu belime sararak beni kendisine çekmişti. "Sırf şu salaklar yüzünden eve asansör yaptıracağım."
Gülmeye başlayarak ona yaslandığımda saçlarımın üzerine öpücük kondurarak derince bir nefes çekmişti ciğerlerine. Bir süre sonra dolan asansörle ilerlemeye başladığımızda çıkışa gelmiştik, otoparkta el ele ilerlerken gülümseyerek ona baktığımda sırıtarak beni izleyen yeşillerle karşılaşmıştım. Tam o anda yüzümüze patlayan deklanşörle kaşlarım çatılırken ilerde ki gazeteci kalabalığı fark etmiştim.
Onları umursamadan arabaya bindiğimizde hızla elimde ki kabanı arkaya atarak yerime yerleştim. Dışarısı Aralık ayının vermiş olduğu soğuklukla buz gibiydi ve benim kansızlık yine iş başındaydı. Ellerim buz keserken açılan klimayla daha çok rahatlamıştım. Zihnimde ki hınzır düşüncelerle dudaklarım kıvrılırken hızla eve gitmek istiyordum, onun sıcaklığını özlemiştim.
"Şimdi markete mi gidiyoruz güzelim?" dediğinde bakışlarım ona dönmüştü.
"Eve geçelim ya, sonra gideriz markete." dediğimde başını olumlu anlamda sallayarak sürmeye devam etmişti. Geri kalan izin günlerimde evden çıkmayı kesinlikle düşünmüyordum.
Arsız karı!
Eve varana kadar arayan Kayra'yla konuşmuştum, sanırım Alp ile tartışmışlardı ve biraz gergindi. Küçük bir konu olduğu için endişelenmeye gerek duymamıştım, Alp onu bir doktordan kıskanmıştı!
Duran arabayla eve geçtiğimizde ayakkabılarımı çıkartarak ona dönmüştüm ki çalan telefonuyla kaşları çatılmıştı.
"Şunu da cevaplayayım güzelim, sonrasında elimden kurtuluşun yok." diyerek telefonu açtıktan sonra salona ilerlediğinde gülerek evi turlamaya başlamıştım. Bakışlarım bodruma inen merdivenlere ulaştığında oraya ilerledim, alt katta birkaç kapı bulunuyordu lakin sadece bir tanesinde garajda olduğu gibi kilitleme sistemi vardı. Bunda da yüzük istediğinde hiç düşünmeden yüzüğümü kaldırıp kutucuğa gösterdim, yanan yeşil ışıkla kapı açılırken içeriden yüzüme vuran koku oldukça tanıdıktı.
Ceset kokusuydu!
İçeriye doğru bir adım daha attığımda sandalyede bağlı olan adam zorla kafasını kaldırarak bana baktı.
Bu kişi Dağhan Demir'in ta kendisiydi...
~~~~~~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonuuu!!!
Bölüm hakkında konuşmaya geçmeden önce size ufak bir duyurum var. Önümüzde ki hafta sonu üniversite sınavına gireceğim için o hafta bölüm gelmeyecek fakat sonrasında aynı hızla bölümler gelmeye devam edecektir. Bana dua edin lütfen 🙏🏻 🥹
Şimdi gelelim bölüme...
Ah kesinlikle Arhan'a bir kez daha aşık olduğum bir bölümdü.
Sizce nasıldı??
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfennn!
Seviliyorsunuzzzz
⚖️🖤
