~Bölüm Şarkıları<
Dolu Kadehi Ters Tut~Islansın
Yalın~Keyfi Yolunda Aşkı Sonunda
Yeni bir bölümden herkese merhabalarr!
Nasılsınız efenim???
Ben yine oldukça heyecanlıyım!
O zaman sizleri fazla tutmadan bölüme yolluyorum.
Yorum ve vote atmayı lütfen unutmayınn!!!
İyi okumalar
Seviliyorsunuzzzz
⚖️💋
~~~~~~~~~~~~~
Kafamın içinin bu denli allak bullak olması normal miydi? Ona güvenim sonsuz denilebilecek kadar fazlaydı fakat konunun ben olduğumda yapabileceklerinin bir sınırı olmadığının da farkındaydım.
Bulunduğum kolona daha çok saklanırken Araf'ın eskaza derin bir nefes aldığını görmüştüm, tam o sırada kapı tekrar açıldığında başımı geriye çekerek karanlığa sığındım. Nefes dahi almamaya çalışarak etrafı dinlediğimde herkes bir hayli sessizdi, varlığımı fark etmiş olabilirler miydi? Sanmıyordum.
"Hafta sonu yapılacak olan sevkiyat için her şey hazır Ateş, emirlerini bekliyoruz." diyen sesi tanıyordum, Kemal Akyürek...
Genellikle silah sevkiyatları ondan sorulurdu, onlarca yük gemisine sahipti ve içerdeki tanıdıkları sayesinde de olaysız bir ticaret sağlayabiliyordu. Kemal genel olarak sessiz kalan tayfadandı, parasını alır ve ardından işine bakardı. Her ne kadar ona yardım eden tüm polis ve savcıların belgeleri elimde olsa da pek kullanılacağını sanmıyordum, yine de tedbirli olmakta fayda vardı.
"Kaç gemi?" diye soran Araf'la tekrardan ona baktığımda yüzünün yarısını kaplayan siyah ve düz maskesini fark etmiştim. Anlayamıyordum, eğer veliaht olarak burada bulunuyorsa neden hala yüzünü gizlemeye çalışıyordu?
"İstediğin gibi beş yük gemim emrine amade." diyerek rahat bir imajla konuşan Kemal'le gözlerimi devirerek dinlemeye devam ettim.
"Güzel, hafta sonu için hiçbir sorun istemiyorum." derken sesi oldukça sert çıkan Araf'ın itiraz istemediği her halinden belli oluyordu. "Para haklama ne durumda?"
"Her şey tıkırında Ateş." diyen kişi ise sevkiyattan veyahut yasal olmayan herhangi bir işten kazanılan paraları emlak şirketleri vasıtasıyla haklayan Oktay Güngör'dü. En az Dağhan kadar şerefsizdi fakat o da Kemal gibiydi, parasını aldığı sürece sessiz kalırdı.
"Bu ne saçmalık? Bir de burada oturup bu veledin emirlerini mi dinleyeceğiz?" diye haykıran sesle kaşlarım çatılmıştı, Yücel Karahan! Öfkeli sesinin hedefinde Araf vardı. "Benim oğlum hala ortalarda yokken senin sokuk emirlerin sikimde değil Ateş!"
"Çenenun bağını iyi tutasun Yücel, dilin kayay. Dikkat et bizumda mermimuz kaymasun." diyerek masaya çarpan metal sesiyle silahını koyduğunu anladığım kişi ise Cemal Dağdeviren'di. Bu masada ki en iyi adamlardan biriydi, önceden birkaç kez görüşmüşlüğümüz bile vardı.
"Sen karışma Cemal, benim derdim bu piç kurusuyla! Oğlumu kaçırdı, belki de öldürdü ama buna rağmen karşıma geçip pişkin pişkin lidercilik oynuyor." dediğinde içimde nükseden korkuyla silahımı daha sıkı kavradım, Araf neden ses etmiyordu?
"Senin oğlunun çükünün derdine biz mi düşeceğiz Yücel?" diye sert bir tonda konuşan kişi ise Selçuk Kara'ydı. Bu mecrada Cellat diye anılırdı, kısaca ölümleriyle meşhurdu. "Kuralları biliyorsun, varsa götün buyur meydan sana ait. Boşu boşuna karı gibi dır dır yapma."
Araf'tan hala ses çıkmazken bakışlarımı masaya doğru çevirdiğim sırada Yücel silahını çıkartarak Araf'ın alnına dayamıştı. Gözlerim büyürken nefesimi tutarak izlemeye başladım, Araf parmaklarını masaya vurarak bakışlarını yavaşça Yücel'e çevirdiğinde bir an parmağında ki alyans gözüme takılmıştı. Evdeyken hiç taktığını görmemiştim, yoksa ben mi fark edememiştim?
"Sana son kez soruyorum Ateş, oğlum nerde?" derken silahı alnına daha çok bastırmıştı. Burada neler oluyordu hiçbir fikrim yoktu fakat buna daha ne kadar fazla katlanabilirdim bilmiyordum. Araf'ın hala sesi çıkmazken yerimden sessizce doğrularak ayağa kalktım. "Demek öyle, o zaman benden günah gider. Cehennemde görüşürüz piç kurusu."
Emniyetini kapatarak silahı tekrar başına yasladığı sırada kalbim korkuyla çarparken hareketimlerimi kontrol edemedim. Hızla silahımı çekip kolonun arkasından çıktığımda bana dönen silahlarla birlikte Yücel itinin de odağı bozulmuştu. Araf sanki bu anı bekliyormuş gibi hızla Yücel'e atılarak ensesinden tutup kafasını öyle sertçe masaya geçirmişti ki odayı kırılan kemiğin sesi doldurmuştu, sanırım burnu kırılmıştı. Haykıran adamı geriye doğru savurduktan sonra dudaklarında ki sırıtışla bana döndüğünde silahım hala havadaydı.
"İndirin silahları!" diyerek sakin bir tonda emir vererek masadaki adamlara döndüğünde kaşlarım çatıldı. Siktir! Beni nasıl tanımıştı?
"Ama..." diye konuşan Oktay'la Araf elini sertçe masaya geçirdi.
"İNDİRİN DEDİM!" diye haykırdığında masadaki herkes silahlarını indirmişti fakat yine de temkinli durarak bakışlarını benden çekmiyorlardı. Bakışlarım yerde acı çeken Yücel'e döndü, onu ben gebertmek istiyordum. Silahımın emniyetini açarak aşağıya indirdiğimde Araf da sakince yerine oturmuştu.
"Kimsin sen?" diye soran Kemal'i umursamadan masanın ucunda ki diğer boş koltuğa, Namık'ın koltuğuna, oturarak arkama yaslanıp bakışlarımı dudakları kıvrılan Ateş'e çevirdim.
"Namık'ın veliahtıyım." dediğimde herkes birbirine ve en sonunda Ateş'e bakmaya başladı.
"Hoşgeldin Duman." diyerek tekrardan sakin bir tonda cevap verdiğinde hala kaşlarım çatıktı. Bir savcı olarak bu denli suçluların arasında yer almak ruhumu yakıp kül ediyordu fakat almam gereken intikamlarım vardı, adalet için her şeyi yapardım.
"Pek hoş bulduğum söylenemez Ateş, güvenliğiniz çok zayıf." derken az önce arkasında durduğum kolonu işaret etmiştim.
"Bizimkilerin hepsi burada Duman." diyen Buğlem'in sinirli sesi kulağımı doldurduğunda bakışlarım hala Ateş'teydi. Ne yazık ki az önce bunu öğrenmiştim zaten!
"Bu imkansız! Sen Duman olamazsın, Duman öldü." diyerek burnunu tutup masaya oturan Yücel'e döndü bakışlarım. Dağhan'ın biricik sağ kolu buradaydı fakat onu sormak yerine oğlu hakkında bilgi almaya çalışıyordu, sebebi neydi?
"Oğlunun selamı var Yücel." dediğimde hızla ayağa kalkmıştı ki Araf ensesinden yakalayarak tekrar koltuğa fırlatmıştı onu. "Bırak bize hünerlerini göstersin." diyerek Araf'a döndüğümde çenesinin kasıldığını görebiliyordum, içsel bir dürtü olarak beni korumak istiyordu fakat atladığı bir şey vardı. Ben korunmaya muhtaç değildim!
Emrime ayak uydurarak ellerini geri çeken Araf'la Yücel hızla ayağa kalkıp ellerini masaya çarptı. Burnundan akan kanlar dudaklarına akarken iğrenç bir görsel oluşturuyordu.
"Bakın işte lider dediğiniz bu velet altına aldığı karının sözünü dinliyor ve sizde onun emirlerine uymaya çalışıyorsunuz." dedi etrafında ki adamlara haykırarak, ardından bakışlarını bana çevirdi. "Duman'ın öldüğünü kendi gözlerimle gördüm seni küçük orospu, burada yalancılara ne yaparlar biliyor musun? Önce tadına bakıp sonra derilerini yüzerek itlere yem ederler."
Sözlerine hafifçe gülerken bacağımda ki kayışa geçirdiğim telefonu çıkartıp videoyu oynatarak ekranı onlara çevirdim. Haykıran Serhat'ın sesi yankılanırken arkama daha çok yaslanmıştım, ben evde yokken Kayra'lar biraz oynamışlardı onunla.
"Oğluna yapacaklarımla alakalı fikir verdiğin için teşekkürler." dedim hafifçe sırıtarak.
"SENİ SÜRTÜK!" diyerek bana atıldığında hızla elimi kaldırarak harekete geçmek üzere olan Araf'ı durdurdum, bu benim meselemdi. Yanıma gelen Yücel'le bende ayağa kalkarak silahı alnına dayadığımda gözlerinde ki öfkeyle bana bakıyordu.
"Yerinde olsam laflarıma dikkat ederdim Yücel, tabi eğer biricik oğlunun bedeninden ayrılan başını kapının önünde görmek istemiyorsan." dediğimde sertçe yutkunuşunu duymuştum. Silahı alnından çekmeden ona doğru bir adım daha attığımda şapkanın önünü hafifçe kaldırarak gözlerimi görmesini sağlamıştım. "Bir rivayete göre kırmızı gözleri gören her kimse ölmeye mahkumdur. Ölümün yaklaşıyor Yücel Karahan."
Sözlerimin ardından tekrar şapkayı bırakarak geri çekilip silahı alnından çektiğimde büyümüş gözlerle bana bakmayı sürdürdü, kim olduğumu tanımıştı. İşte en sevdiğim kısmı buydu! Korku...ölüm korkusu!
"Sen şu zarfçısın." diyen Selçuk'la bakışlarım ona dönerken kendimi tekrardan koltuğa bıraktım. "Ben sevdim, onayım var." diyerek silahını masaya koyduğu sırada Yücel ise titreyerek yerine geçmişti. Silah koymak bir racondu, kısaca arkamda durarak bana karşı çıkanların düşmanı olduklarını bildiriyorlardı.
"Benumde vardur onayum." diyen Cemal de silahını masaya bırakmıştı. Kemal ve Oktay da onları takip ettiklerinde artık resmî olarak onlardan biri sayılıyordum. Namık bu anı görse gözleri yaşarırdı...
Son bir adım kalmıştı sadece, o da liderin önünde diz çökerek sadakat yemini etmekti. Bakışlarım tekrardan Araf'a döndüğünde çenesini kasarak beni izlediğini görmüştüm, burada olmamdan hoşnut değildi. Sorun yoktu, bende onun burada olmasından hoşnut değildim. Yavaşça ayağa kalkarak silahımı masaya bıraktım ve ardından yavaşça ona doğru adımladım.
Önüne geldiğim sırada o da ayağa kalkarak bana baktığında hiç düşünmeden önünde tek dizimin üzerine çökerek başımı eğdim. Şu hayatta önünde dizlerimin üzerine çökeceğim tek kişinin karşısında çökmek sanırım bana tanrının bir hediyesiydi.
"Her ne olursa olsun sana sadık kalacağıma hayatım ve şerefim üzerine yemin ederim." dediğimde ayakkabılarına doğru bakıyordum, kafamı yukarı kaldırdığım an yüzümün hemen önünde olacak bölgeyi bildiğim için uslu durma taraftarıydım. En azından oda doluyken!
"Kabul edildi." diyerek dişlerinin arasından boğuk bir şekilde konuştuğunda dudaklarım daha çok kıvrılmıştı. Onu tahrik etmek hoşuma gidiyordu. Kafamı yukarı kaldırmadan ayağa kalktıktan sonra arkamı dönerek yerime ilerleyecekken onun haykıran sesiyle duraksamak zorunda kalmıştım. "Toplantı bitti, boşaltın odayı."
Herkes liderinin sözünü dinleyerek odadan çıkarken bende masaya ilerleyerek silahımı aldım, içimde ki sinir yükselirken tek düşündüğüm Dağhan itinin nerede olduğuydu. En son odada Cemal kalırken bakışları bana döndü.
"Namık bunu göreydi ikinuzle de gurur duyardu uşaklar." dedikten sonra hafifçe gülümseyerek odayı terk ettiğinde kalbim Namık'ın son halinde ki görüntüsüyle sızlamıştı. Bu mecrada lider olabilmek için ya lideri öldürmeniz gerekirdi ya da liderin sizi veliahtı olarak ataması, buraya gelirken amacım Dağhan'ı öldürerek lider olmaktı fakat düşündüklerimiz bazen gerçek olamıyordu. Silahımı kaldırarak Ateş'e doğrulttum.
"Dağhan nerede?" derken şapkamı da çıkartarak masaya fırlatıp ona bir adım daha attığımda tam karşısında duruyordum. Önce bana ardından da silaha baktıktan sonra o da maskesini çıkartıp masaya fırlatmıştı. Sonrasında bana doğru bir adım atarak namluyu alıp kalbine yaslarken yüzü ifadesizdi.
"Ölüm çiçeği olduğunu her defasında belli ediyorsun."
"Dağhan nerede diye sordum Ateş!" diye haykırdığımda bu sefer ona doğru bir adım atarak ben yaklaşmıştım.
"Tehlike arz etmeyecek bir yerde." dediğinde bakışlarım yeşillerine kitlendi.
"Ona ben karar veririm." dedikten sonra silahı kalbinin üstünden çekerek masayı işaret ettim. "Bu masada ki herkes senden korkuyor olabilir." derken silahı tekrardan kalbine yasladım. "Ama unutma ki senin korkman gereken tek kişi benim."
Sözlerimin hemen ardından kalbine dayalı silahı elinin tersiyle iterken iki elini de yanaklarıma dayayarak dudaklarını sertçe dudaklarımın üstüne kapattı. Dudaklarını hareket ettirerek alt dudağımı dudaklarının arasına aldığında bana doğru adımlayarak geriye gitmemi sağlayıp bedenimin az önce saklanmış olduğum kolona yaslanmasını sağlamıştı.
Bir elini yanağımdan çekerek elimde ki silaha attıktan sonra onu elimden alıp hızla yere fırlattı, ardından elini saçlarıma atarak maskeyi de çözdüğünde dudaklarımın üzerinde kıvrılan dudakları düşünmemi engelliyordu. Yüzümden ayrılan maskeyle geri çekildiğinde ne zaman kapandığını anlayamadığım gözlerimi açarak yeşillerine baktım.
"Bu iki etti Sâye, üçüncüsünde silahı alır ben kalbime sıkarım." diyerek dudaklarıma doğru fısıldadığında zihnimi daha çok karıştırmıştı.
"O zaman beni sinirlendirmemeye bakmalısın."
"Demek tek korkum sana öyle mi?" dediğinde cevap verememiştim. Aklımı öyle allak bullak etmişti ki şu an pek korkulacak yanım olduğunu düşünmüyordum. "Evet, korkum bir tek sana, evet bu hayatta ecelimde yaşamımda sensin ve sen sadece bana aitsin Duman. Sen sadece altında harlanarak yanan ateşe aitsin."
"Bir daha benden herhangi bir şeyi gizlersen ortada bir aitlik kalmaz Ateş." diyerek sert bir tonda konuştuğumda alnını hızla alnıma yaslayarak boğazdan gelen hırlamasıyla gözlerimin içine baktı.
"Üzgünüm güzelim, bu konu hakkında seçim şansı veremem. Sen ilelebet sadece bana aitsin." dedikten sonra yanağımda ki elini çekerek aşağıya indirip yırtmacın açıkta bıraktığı bacağıma parmaklarını doladığında etkisi altına girmemek için kendimi kasmam gerekmişti.
"Dene ve gör." diye mırıldanarak hafifçe sırıttığım sırada aniden elini yırtmaçtan sokarak giymiş olduğum tanganın kenarından tutup sertçe çektiğinde ince kumaş parçalara ayrılmıştı. Elim hızla eline tutunurken kendimi geriye çekmeye çalıştım fakat arkamda ki kolon buna engel oluyordu. "Şimdi olmaz." dedim bakışlarımı yeşillerine çıkartarak.
"O puştun sende ne işi var?" diye sorarak konuyu aniden değiştirdiğinde kaşlarım daha çok çatıldı. Bu aitlik konuşmasını o yüzden mi geçmişti?
"Dağhan ölüm emrimi verdiği için beni öldürmeye geldi." dedim konuyu çevirmeden direk cevap vererek. Bacaklarımın arasından parçalanan kumaşı çekerek aldığında kasıklarım özlemle sızlamıştı. Gözlerimin içine bakarak kumaşı cebine koyduktan sonra ellerini benden çekip bir adım geriye çekildiğinde aniden boşluğa çakılmış gibi hissediyordum.
"Partiye dönelim." dedikten sonra az önce çıkardığı maskemi alarak bana ilerleyip yüzüme atıldığında hızlıca elinde ki maskeyi alarak kendime takmıştım. Maskeyi taktıktan sonra elini çeneme attığında bakışlarımı ona çevirdim. "Seni bu çukura çekmek istemediğim için söylemedim ama karımın ne kadar tehlikeli olduğunu atlamışım."
"Sebebi umrumda değil, eğer tekrarlanırsa sonuçlarına katlanırsın." diyerek çenemde ki elini itip masada ki şapkamı ve silahımı alıp odadan dışarı çıktım. Kulaklığa hafifçe dokunarak aktive ettikten sonra ilerlemeye devam ettim. "Yücel'i takip edin." derken bodrumdan çıkarak merdivenlere doğru adımladım.
"Gelmek için izin istiyorum Duman." diyen Buğlem'in sert sesinden anlaşıldığı üzere Aras'ın başı beladaydı.
"Onaylandı, yerine Agah'ı koy."
"Emredersin Duman." dediği sırada balo alanına geldiğimde belime dolanan kolla zorla ilerlerken sert bakışlarım Araf'a döndü.
"Rahat dur Araf." derken loca tarzı bir masaya doğru ilerlemiştik.
"Önce ifadeni alayım sonra bana kızarsın." dedikten sonra oturarak beni de kucağına çektiğinde sert bakışlarım ona dönmüştü.
"Zaten sinirlerim tepemde Araf, daha fazla kaşınma istersen." dediğimde elini yırtmacın açıkta bıraktığı bacağıma koyarak yavaşça yukarı doğru çıkarmaya başladı.
"O zaman seni sakinleştirmeme izin ver." diyerek dudaklarını omzuma bastırdığında bacak arama yaklaşan elini tutarak onu durdurdum.
"Aptallaşma Araf, etraf insan dolu."
"O zaman yüz ifadeni sabit tutsan iyi olur." derken parmaklarını elimden kurtararak kadınlığıma dokundurduğun da gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım. Bu saçmalıktı! Bedenim kasılırken bir elimi hızla omzuna atarak destek almaya çalıştım. Önümüzde ki masa sayesinde bel altında neler olduğu gözükmüyordu fakat yine de çok uçuk bir olaydı.
Parmağını hareket ettirerek tüm elini kadınlığımda gezdirdiğinde dişlerimi sertçe birbirine geçirdim, nefes alış verişlerim hızlanırken yüzümün yarısını gizleyen şapkama şu anda minnettardım.
"Buraya geldiğine göre telefonda söylediklerinde yalandı demek ki." dediği sırada parmaklarını sertçe içime yolladığında gözlerim sıkıca kapanırken nefesimi tutmuştum.
"Ben yalan... söylemem, sen yanlış anlarsın." diyerek zor bela konuştuğumda boynuma çarpan nefesiyle parmaklarını içimde ki kıvırarak tam o noktaya dokunduğunda bedenim titremeye başladı. Parmakları hızlanırken dudaklarını boynuma dokundurduğunda etraftaki insanların varlığı zihnimden oldukça uzaktı artık. Nasıl beni bu kadar kolay etkisi altına alabiliyordu bilmiyordum fakat bundan şikayetçi olamıyordum.
"Hm! Demek öyle. Şimdi tatmin oluyor musun peki?" dediğinde baş parmağını da klitorisime yaslayarak okşamaya başladığında boşta kalan elim belime sarılı eline tutunurken diler elim ise boynuna tırnaklarımı geçirmeye başlamıştı. "Soru sordum güzelim." diyerek parmaklarını hızlandırdığında içimde ki patlamaya hazır bomba gittikçe sona yaklaşıyordu.
"Evet." diye zor çıkan sesimle istemsizce inleyerek fısıldadığımda dudaklarını bir kez daha boynuma bastırdı.
"Duman bununla ilgilenmeyecek misin?" diyerek kulaklığa konuşan Kayra ile eş zamanlı olarak eli daha da hızlandığında kafamı boynuna gizlerken bedenimi saran titremeyle parmaklarının etrafına boşalmıştım. İstemsizce kulağına yakın bir yerde inlerken belimde ki kolu daha da sıkılaşmıştı. Nefes nefese bir şekilde bedenine yığılırken etrafta ki sesleri o an fark edebilmiştim. Omzundan destek alarak doğrulup etrafa baktığımda hemen masanın ilerisinde Aras'ın yanında duran Buğlem'le göz göze gelmiştim. Biraz daha ileriye baktığımda Yüksel'in haykıran sesi kulaklarımı doldurmuştu.
"İmdat! Bu katiller beni öldürecek!"
Bakışlarım Araf'la kesişirken parmaklarını içimden çıkartıp masada ki peçeteye uzanarak beni temizlemeye başlamıştı. Aklım hala bulanıkken neler olduğunu çözmeye çalıştım bir süre. Ardından elini iterek kucağından kalkıp yavaşça ayağa dikildiğimde o da arkamda durarak ayağa kalkmıştı. Göt korkusundan bizi şikayet ederek kurtulmaya çalışıyordu fakat atladığı bir detay vardı, beni bana şikayet edemezdi!
Etrafta ki iş insanları fısıldaşmaya başladığında arkamı dönerek bakışlarımı Araf'a çevirdim.
"Deli herhalde." dediğimde dudakları kıvrılırken yüzünde ki maskesiyle bana doğru eğildi.
"Ölüme koşuyor." dedi tehlikeli bir tonda fısıldayarak.
~~~~~~~~~~
Deniz Kızılkaya...
Bakışlarımı korumaların zorla çıkardığı Yücel'den alarak önümde ki Adnan beye çevirdiğimde kibarca gülümsedim.
"Sanırım akli dengesinde bir sorun var." dediğimde o da anlayışlı bir şekilde başını sallayarak beni onaylamıştı.
"Ah kesinlikle öyle olmalı, böyle insanları hastaneye kapatmalılar." diyen Pelin hanımla kafamı sallamıştım, Adnan beyin karısıydı. Bakışlarım tekrar etrafa döndüğünde gözlerim tek bir kişiyi arıyordu, Buğlem burada olduklarını söylemişti ama hiçbir yerde görünmüyordu. "Sizinle tanıştığıma çok sevindim Derya hanım, sizi kesinlikle çaya davet etmek isterim."
"Çok incesiniz Pelin hanım, bende tanıştığıma memnun oldum. Müsait olduğumuz bir vakit size uğramaktan zevk duyarım." dedikten sonra el sıkıştığınızda gülümseyerek masadan ayrılmışlardı. Kendi adımla burada olmam tehlikeli olduğu için yalandan bir hayat inşa etmiştik, esasında davet edilen bendim fakat listeye girip adımı Derya yapmak zor olmamıştı. Buğlem bu konularda kesinlikle çok iyiydi.
Aniden belime temas eden elle geriye dönerken gözlerimin önünde ki ela bakışlarla kaşlarım çatıldı, bana evde olacağını söylemişti.
"Beni mi arıyordun bebeğim?" diyerek sırıtırken ellerini de belime sararak beni daha çok kendine çekmişti. Kollarım boynuna sarılırken alnına düşen kıvırcık tutamlarına ardından da giydiği takımına baktım, kesinlikle çok yakışıklı olmuştu.
"Evet, evde olduğunu iddia eden sevgilimi arıyordum." diye ima ederken tek kaşım havalanmıştı.
"İş yemeğine gideceğini söyleyen manitamın bir anda mafya toplantısına geldiğini duyunca yerimde duramadım, kusura bakma!" dediğinde bir adım atarak ona yaklaştım.
"Bana bak kıvırcık, buraya benim için gelmediğini ikimizde biliyoruz ayrıca..." dedikten sonra elimi kravatına dolayarak onu daha çok kendime çektim. "Bana bir daha yalan söylemeye cüret dahi edersen sonuçları acı olur."
"Emredersin." diyerek sırıttığında gözlerimi devirerek geri çekilecektim ki beni daha çok kendine çekerek bedenimi bedenine yasladı. "Peki yanında sadece Duman varken buraya gelmen ne kadar akıllıcaydı?"
"Sadece ikimizin geldiğini kim söyledi?" derken hafifçe sırıttığımda bakışları siyaha bürünmüş Buğlem'e kaymıştı. Aras'ın söylediği yalana çok sinirlenmiş olmalıydı, yüz ifadesi oldukça sertti.
"Kızlar çetesi iş başında yani öyle mi?" diyerek tek kaşını kaldırdığında ona doğru yaklaşarak fısıldadım.
"Korkman gereken tek çete iş başında."
~~~~~~~~~~
Buğlem Sönmez...
İçeri girerken aklımdan neler geçiyordu bilmiyordum. Kahretsin ki çok sinirliydim ve o an nedense düşünmek istememiştim. İçeri girdiğim an görevimiz aklıma geldiğinde ona saldırmak yerine tıpkı onun gibi koruma halinde dikilmeye başlamıştım. Bakışları bana çarpıp dururken ben sadece yere odaklıydım.
Bana İtalya' da ki sevkiyatla ilgili bir sorun olduğunu ve iki gün içinde dönemeyeceğini söyleyen sevgilimi geldiğim görevde kameralardan görüyordum. Neler düşünebildiğimi tahmin edebilmek zor değildi ve o bunu anlamıyordu. Farkettiğim üzere hiçbirimizin haberi yoktu ve bu emiri Arhan'ın vermiş olduğunu düşünmek istiyordum.
Bakışlarımı etrafta gezdirdiğimde ne Kayra ve Ahu'dan ne de Alp ve Turgay'dan eser yoktu, az önce çıkmışlardı sanırım.
"Sasha, sakin ol." diyerek kulaklığa konuşan Lavi'yle boynumu kütürdetmiştim. Hemen arkamda Arhan ile birlikte oturuyorlardı ve az önce de oldukça yakınlardı, içimden bir ses Arhan'ın göz dağı verdiğini söylüyordu. Yücel olayından sonra insanlar baloyu yavaşça terk ederken Aras'ın bana biraz daha yaklaştığını fark etmiştim.
"Burada ne işin var civciv?" diye sorduğu anda sert bakışlarım ona döndü. Ben ona dışarı çıkacağımı söylemiştim fakat o yalan söylemeyi seçerek yurt dışında olduğunu söylemişti.
"Bunu sorması gereken kişi benim, İtalya da havalar nasıldı?" diyerek sert bir tonda sorduğumda bedenini tamamen bana çevirerek önüme geçti.
"Yemin ederim İtalya'daydım, sadece birkaç saat öncesinde döndüm." dediğinde dudağım sinirle kıvrılmıştı.
"Ne zaman döndüğün sikimde değil Aras, bana bunu söyleyebilirdin. Bir anda kameralarda yurt dışında olan sevgilimi gördüğümde ne hissettiğimden haberin var mı?"
"Gerçekten özür dilerim güneşim ama emir böyleydi, söyleyemezdim. Affet beni." diyerek ellerimi tuttuğunda kahve gözlerine sinirle bakarak ellerimi geri çektim.
"O zaman geldiğini ama işin olduğunu söyleseydin, sana daha nerdesin diye soralı yarım saat olmadı ve bana verdiğin cevap neydi?" dediğimde bakışlarını kaçırarak kafasını eğdi.
"Sana sürpriz yapmak istemiştim." diye fısıldadığında sinirle gülümsedim.
"Çok sürpriz oldu, sağol!" diyerek başımı çevirdiğim sırada kendimi bir anda ters bir şekilde omzunda bulmam bir olmuştu. "Aras ne yapıyorsun, indir beni!"
"Bu kadar küslük yeter civcivim." dediğinde daha çok çırpınmaya başlamıştım. Salon neredeyse tamamen boşalmıştı, bakışlarım ardımızdan gelen Lavi'ye kaydığında yardım dilenir bir şekilde bakmıştım. O ise tek kaşını kaldırmakla yetinmişti, şapkasını çıkardığı için yüzünü maskenin izin verdiği kadar görebiliyordum.
"İndir dedim Aras!" sözlerimin ardından bir anda dişlerini bacağıma geçirdiğinde çığlık atarak sırtına vurmuştum. "Hayvan herif sana bırak dedim! Evcilleştirilmemiş öküz!"
"İltifatların için sağol bebeğim." diyerek güldüğünde sinirlerim daha çok zıplamıştı. Ben ona yapacağımı bilirdim...
~~~~~~~~~~~~
Lavinia Demir...
Arabalara doğru adımlarken belime dolanmış kolları umursamamaya çalışıyordum, az önce herkesin içinde yaptığı şey kesinlikle delilikti fakat hoşuma gitmişti. Bakışlarım önümde Aras'ın omzunda giden Buğlem'e takıldığında hafifçe gülümsedim, aramızda en kızgın olan oydu. Bende Araf'a kızgındım fakat o en azından yalan söylemek yerine gizlemeyi seçmişti, kötünün iyisiydi.
Belimde ki elin yönlendirmesiyle Araf'ın arabasının önüne geldiğimizde diğerleri de arabalara dağılmışlardı, gördüğüm kadarıyla Ahu tarafında ise kızgın olan kişi Turgay'dı. Burnundan soluyordu.
Kapımın açılmasıyla bakışlarımı hala ona dokundurmazken arabaya binip beklemeye başladım, anladığım kadarıyla Dağhan bir şekilde Araf'ın elindeydi ve öldüğü düşünüldüğü içinde lider olmuştu. En azında böyle olması için dua ediyordum!
Araf'ın da yan tarafa oturmasıyla araba hareket etmeye başlamıştı. Bacağımda ki rahatsız eden telefon ve silahı çıkartırken bir yandan da maskemi çıkartıyordum, yine olaylı bir günü şükür ki bitirmiştik. Elimde ki silahı kucağıma bırakırken maskemi de attıktan sonra üstte ki aynayı açarak lenslerimi çıkarmaya başladım. Rahatlayan gözlerimle huzurla dolarken açık olan camdan atıp sonunda arkama yaslanabilmiştim. Sikerler ki bugün hiç olmadığım kadar gerilmiştim, daha fazlasını istemiyordum.
"Demek lider sensin öyle mi?" diyerek bakışlarımı ona çevirdiğimde yeşilleri de bana dönmüştü. "Şimdi ima ettiğin gibi patronum mu oluyorsun?"
"Patron olan sensin, beni yönetebilen tek kişisin." dediğinde tek kaşım tehlikeli bir şekilde havalanmıştı. Bunu toplantı da bile emirlerimi yerine getirdiği zaman hissedebilmiştim.
"Masadayken çok seksiydin." dediğimde bakışları öyle ani bir şekilde bana dönmüştü ki gülüşümü engelleyememiştim. Söylemek gerekirse o masada sert halleri oldukça hoşuma gitmişti ve artık kocamdan düşüncelerimi gizlemek istemiyordum. Parmakları çeneme sarılarak beni kendisine çektiğinde yeşillerine daha yakından bakmaya başlamıştım, göz bebekleri genişleyerek yeşillerini sarmıştı.
"Beni delirtmek mi istiyorsun Sâye'm?" diyerek dudaklarını dudaklarıma sürttüğünde aniden elimi uzatarak sert varlığını kavradım.
"Yola odaklanmalısın Ateşcik, kaza yapmak istemeyiz." diye fısıldadığımda dudaklarıma hırlayarak öyle ani fren yapmıştı ki önümde ki kolu olmasa savrulabilirdim. Çenemden ki elini enseme attığı sırada boşta kalan elimi dudaklarının üstüne kapatarak ona yaklaştım. "Ödül için önce kazanman gerekiyor ufaklık."
Ona hitap etme şeklime kaşlarını kaldırırken bende ellerinden kurtulup geriye çekilmiştim. Onu o masada gördüğümde ki korkunun hesabını çekmeliydi. Arkama tekrar yaslandığımda derin bir nefes alarak önüne dönüp sakinleşmeye çalıştı, neredeyse pantolonunu delmek üzere olan erkekliğine bakılırsa hali pek iyi sayılmazdı fakat o bunu umursamadan arabayı tekrar çalıştırarak yola koyuldu.
Yeni çıkmaya başlayan güneşe bakılırsa saat beş sularıydı ve bu da mekanda ne kadar fazla zaman geçirdiğimizi açıklıyordu.
"Benim eve gidelim, olanları konuşmamız gerek." dediğimde laf etmeden direksiyonu çevirerek diğer sapağa girmişti. Bir sürenin ardından eve ulaştığımız da derin bir nefes alarak bakışlarımı tekrardan ona çevirdim. Kaşları çatık ve nefes almamaya çalışır gibi bir hali vardı, gerçekten canını yakıyor olmalıydı. "Yardım lazım mı?"
"Hayır, duş alsam yeterli olur." diyerek kapıya uzandığında elini tutarak onu durdurdum.
"Bu şekilde eve üç bacakla girersin." derken gülmeye başladığımda kaşlarını çatarak bana dönmüştü.
"Hem bu hale sokup hemde gülüyor musun?" dediğinde onunda gülmemek için kendini kastığını fark edebiliyordum. Bakışları gülümseyen dudaklarıma kayarken kafasını benim gibi koltuğa yaslamıştı. "Hep böyle güleceksen eğer bana istediğini yapmana izin verebilirim."
Kucağımda ki silah ve telefonu arkaya bırakırken tekrar ona döndüm.
"Camlar filmli değil mi?" derken ayakkabılarımı da çıkartıp koltukta dizlerimin üstüne oturmuştum.
"Evet." diyerek şüpheli bakışlarla bana bakarken kemerine uzandığımda hızla ellerimi yakalayarak beni durdurdu. "İstemediğin bir şeyi yaptırmam sana Sâye'm."
Ona daha çok yaklaşarak dudaklarımı dudaklarına yasladığımda iç çekerek bana karşılık vermişti, sevgisini bu denli belli etmesi içimi öyle çok kıpır kıpır ediyordu ki mutluluktan havaya uçabilirmişim gibi hissediyordum.
"İstemeseydim yapmazdım kocam bey." dedim dudaklarının üzerine fısıldayarak ardından gevşettiği ellerinden ellerimi kurtararak kemere yöneldiğimde inleyerek tekrar dudaklarıma atılmıştı. Üst dudağını dudaklarımın arasına alırken titreyen ellerimle de sonunda kemerini çözerek pantolonun düğmesini de açtım.
"Ben hallederim." diyerek tekrar beni durdurmaya çalışmıştı fakat dudaklarımı dudaklarının üzerine kapatarak buna izin vermeden elimi boxerının içine yolladım. Derince bir nefes alarak dişlerini alt dudağıma geçirdiğinde elim erkekliğini daha çok kavradı. "Off! İçine girmek istiyorum."
"Üzgünüm bebeğim, sıra bende." dedikten sonra dudaklarından ayrılarak erkekliğini boxerdan kurtardığımda boğazdan gelen inlemesiyle kafasını arkaya yaslamıştı. Saçlarımı yan tarafta toplayarak ona yaklaştığımda sağ elini hızla saçlarımın içinden geçirerek saçlarımı eline doladı. Bakışlarımı önümde duran erkekliğine çevirdim. Varlığı öyle büyüktü ki yarısını bile ağzıma alabilmem imkansızdı!
Saçlarıma daha sert asıldığında kendini tutmaya çalıştığını boynunda çıkan damarlardan anlayabiliyordum. Onu kavrayan elimi hareket ettirdiğimde bir yandan da bakışlarım yüzündeydi, kaşları çatık ve gözleri kapalıydı. Elimin altında zevke gelmesi çok farklı bir histi, farklı ve güzel...
Hafifçe dilimi damarlarında gezdirdiğimde başımda ki eliyle beni kendisine doğru iterek inlemişti, daha fazla dayanmaya tahammülü yok gibiydi fakat ben oldukça eğleniyordum. Ağzımı açarak varlığını ağzıma aldığımda bir yandanda iki elimi de sararak git gel yaparken tüm varlığına etki etmesini sağlıyordum. Kafamdan iterek onu biraz daha ağzıma almamı sağladığında boğazıma kadar gelmemesi için çapa sarf ediyordum, öğürmek hoş olmazdı.
"Fazla geldiğinde... karnıma vur güzelim." diyerek nefes nefese bir şekilde konuştuğunda onu umursamadan kendimi geri çekip nefes alarak onu tekrar ağzıma aldım. Saçlarımda ki eli beni yönlendirirken hızlanmaya başlamıştım, ağzımda ki varlığının genişlediğini hissedebiliyordum. "Siktir! Evet, işte böyle."
İnlemelerinin arasında kalçası da hareket etmeye başladığında kendimi geri çekerek ıslak varlığında elimi hızlandırarak gel git yapmaya başladım. Bakışlarım ona kaydığında koyulaşan yeşilleriyle çakıştı gözlerim, kaşlarını çatıp çenesini kasarken kısılan gözleriyle tam anlamıyla görsel bir şölendi. Onu tekrar ağzıma aldığımda bedeninin kasılmaya başladığını hissedebiliyordum.
"Fanculo! Tesoro, sei così bravo che mi fai perdere me stesso." (Siktir! Bebeğim o kadar iyisin ki bana kendimi kaybettiriyorsun.) dediği sırada saçlarımda ki eli sıkılaştığında gelmek üzere olduğunu anlayabiliyordum. İtalyanca konuşması bacaklarımın arasını sızlatırken hareketlerimi daha çok hızlandırdığımda haykıran sesiyle eşzamanlı olarak boşalmıştı, ağzıma dolan meniyi yutarak kendimi geri çektim.
Bakışlarım ona kaydığında nefes nefese bir şekilde beni izlediğini fark etmiştim, dudaklarında ki sırıtışı hala varlığını korurken tek kaşımı havaya kaldırdım. Yerinden doğrularak bana doğru yaklaşıp torpidoyu açtıktan sonra tekrar geri çekildiğinde kucağında ki ıslak mendil paketine bakmıştım. İçinden bir tane aldıktan sonra bir elini çeneme koyarak başımı kaldırıp dudaklarımın kenarlarını temizleye başladığında kıkırdayarak onu izlemeye koyuldum.
"Ti ho detto quanto ti amo?" (Sana ne kadar aşık olduğumu söylemiş miydim?) dediğinde yakınımda olan dudaklarına küçük bir buse bırakmıştım.
"La mia bosco, ti amo così tanto." (Ormanım, seni çok seviyorum.) dediğimde kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı. Gittiğim İtalyanca kursu bir işe yaramıştı demek ki!
"Orman mı?" diyerek tek kaşını kaldırdığında elimi yanağına koyarak hafifçe okşadım.
"Evet, gözlerin içinde kendimi kaybettiğim bir orman ve ben o ormana delicesine aşığım." dediğimde dudaklarına sertçe dudaklarıma yaslayarak alt dudağımı emdiği sırada cama sertçe vurulmasıyla geri çekilerek gülmeye başladım.
"Vuran kişiyi komalık edebilir miyim?" diyerek kaşlarını çattığında daha çok gülerek geri çekildim.
"Korumalarımdan uzak dur." derken kapıyı açarak dışarı çıktığımda o da üstünü hızlıca düzelterek kapısını açmıştı.
"Patron siz uzun süre inmeyince iyi misiniz diye bakalım demiştik, affedersiniz?" diyerek başını önüne eğen Agah'la Araf arabadan inerek kapıyı sertçe çarpmıştı.
"Bölmeseydin iyi olabilirdik." diye sertçe bir cevap verdiğinde gözlerim irice açılmıştı.
"Araf! İçeri mi girsek artık?" dediğim de Agah'ın üzerinde olan sert bakışlarını bana çevirerek tatlı bir şekilde gülümsemişti. Hızla yanıma doğru adımlarken boy farkından dolayı Agah'a üsten bir bakış atmayı da ihmal etmemişti. Yanıma geldiğinde hızla belime sarılarak saçımın üstüne bir öpücük kondurup derince bir nefes çekti ciğerlerine.
"Olur karım, sen nasıl istersen." diyerek gülümsediğinde gözlerimi cilveli bir şekilde devirerek ilerlemeye başladım. Neyse ki makyajım kalıcı bir makyajdı da dudağımda ki ruj bir yere oynamıyordu, yoksa tüm yüzüme bulaşmış olurdu.
Kapıyı açarak içeri girdikten sonra salona adımladığımızda herkesin burada olduğunu görmüştüm. Bize dönen bakışlarla içeri geçerken kendimi koltuğa bıraktım, Araf'ta hemen yanıma oturarak bedenimi kendisine yaslamıştı.
"Lavi'de geldiğine göre artık konuşabiliriz, biraz daha susarsak çatlayacağım." diyen Buğlem'le bakışlarım ona dönmüştü.
"Yücel'i emrettiğin gibi yerine bıraktık." dedi Kayra da sakin bir sesle. Bakışlarım bu sefer ona döndüğünde onaylar anlamda başımı salladım.
"Yücel'in sende ne işi var?" diye soran Araf'la bakışlarımı yukarı kaldırarak göz kırptığımda kaşları çatılmıştı.
"Çünkü ben öyle uygun gördüm." dedim mayışmış bir ses tonuyla. Öyle tatlı uyku bastırmıştı ki yağmur kokusunun huzurlu kollarında bayılmak istiyordum.
"Uykun geldi senin, hadi evimize geçelim." diyerek fısıldadığında kafamı olumsuz anlamda sallayarak bizimkilere döndüm.
"Resmî olarak mafya sayılıyorum artık." dediğimde herkes haykırarak tezahürata başlamıştı.
"Bir yandan adalet temsilcisi diğer yandan acımasız bir mafya, sevdim ben bu durumu." diyerek gülen Can'la bende düşünmüştüm. Çıktığım bu yolda amacım her daim adaleti savunmakken kendimi amansız çıkmazlarda bulmuştum hep, ama artık buna izin vermeyecektim.
Ben Lavinia Demir ve ben hayatta olduğum sürece adalet en iyi şekilde savunulacaktı!
Ve ben Duman, hayatta olduğum müddetçe kötülerin korkması gereken tek kişi olacaktım!
"Abi yine iyisin, duman yengeyle hiç sıkılmana gerek yok. İstediğin kişiliğe bürünür artık." diyerek gülen Aras'la Buğlem'in bakışları hızla ona döndü.
"Yani bir tek Arhan sıkılmaz ama sen sıkılırsın, öyle mi Aras?" diyen Buğlem'le yüzümü Arhan'ın boynuna gömerek gülmeye başlamıştım.
"Hayır tabiki de civcivim, hay dilimi eşşekler siksin."
"Amin!" diyen Can'la hepimiz gülmüştük.
"Sen hiç konuşma kıvırcık, ben senin hesabını sonra keseceğim." dedi Deniz kızgın bakışları Can'a çevirerek.
"Benim ne suçum var sahte marulum? Hepsi şu patron yüzünden, ona kız." diyerek Araf'ı gösteren Can'la tek kaşım havaya kalkarken bende bakışlarımı Araf'a çevirmiştim.
"Hayır dedi de zorla getirdik sanki göt!" dediğinde Can ise gözlerini kısarak bakmaya başlamıştı. Bakışlarımı onlardan alıp Kayra'lara çevirdiğimde sarmaş dolaş bizi izlediklerini görmüştüm.
Sanki siz farklı bir şey yapıyorsunuz!
O da doğruydu.
"Bana niye bakıyorsunuz be, noldu?" diyerek Alp'e daha çok yaslanan Kayra'yla tek kaşım havalanmıştı. "Teknik olarak işim var dedi ve bende sormadım, bu yüzden niye kızayım ki?" dediğinde hak vermiştim.
"Kudurun." dedi Alp Kayra'nın saçlarına öpücük bırakırken. Sözlerine gülerken bu seferde Ahu'ya dönmüştük.
"Ay evde çikolata var mı acaba?" diyen Ahu'yla hepimiz daha çok gülmeye başlamıştık. Hamileydi ve artık aşermeleri de başlamıştı, bu çok tatlıydı.
"Nerden çıktı kız şimdi?" dedi Deniz gülmelerinin arasında.
"Seni görünce canım çekiyor, napim!" diyerek sinirle konuştuğu sırada içeri giren Agah'la yerimden doğrularak bakışlarımı ona çevirdim.
"Telefonunuzu arabada unutmuşsunuz efendim, çalınca getirmek istedim." dediğinde hafifçe gülümseyerek elinde ki telefonu aldım.
"Teşekkürler Agah, çıkabilirsin." dedikten sonra telefona baktığım sırada tekrar çaldığında kaşlarım çatıldı. Sekreterim Cansu'ydu arayan, telefonu cevaplayarak kulağıma götürdüm.
"Sayın savcım rahatsız ettiğim için özür dilerim." dediğinde telaşlı sesiyle yerimde doğrularak dikleştim.
"Sorun değil Cansu, niye aramıştın?" dediğimde söylediği şeyle tüm kanımın damarlarımdan çekildiğini hissetmiştim.
"Savcım Ömer Argun adında abiniz olduğunu iddia eden bir beyfendi burada ve sizinle hemen görüşmek istediğini söylüyor."
Ömer'in adliyede ne işi vardı?
~~~~~~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonuuuu!!!
Ömer Argun uzun bir sürenin ardından tekrardan sahalar da!
Bakalım başımıza başka hangi işler gelecek.
Sizce bölüm nasıldııı???
Yorum ve vote atmayı lütfen unutmayınnn!!
Seviliyorsunuzzzz
⚖️🖤
