~Bölüm şarkıları~
Eylem Aktaş~Fikrimin İnce Gülü
Oğuzhan Koç~Aşk Beni Yendi
Yeni bölümden herkese merhabalarrr
Nasılsınız ayol???
Ben heyecanlıyım, nedense her bölümü atmadan önce içim kıpır kıpır oluyor.
Neyse sizi fazla tutmayayım. :)
Yorum ve vote atmayı unutmayım lütfeeennn!
İyi okumalar
Seviliyorsunuzzzzz
⚖️💋
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Ruhum huzurla dolarken bedenimde ki yorgunluktan daha çok kalbimde ki mutluluk ağır basıyordu. Sanki bulutların üzerinde süzülen bir leylektim, tenimde ki rüzgarın ılık nefesini bile hissedebiliyordum. Yağmur kokusu her yanımı sararken onun yüzünü izlemeye devam ettim.
Tahmini on dakika kadar önce uyanmıştım ve camdan görüldüğü kadarıyla güneş yavaşça batmaya başlamıştı bile, saat dört civarlarında olmalıydı. Gece boyu uykusuz kalan bedenlerimiz uyanmayı reddetmişti demekki!
Bakışlarımı camdan ayırarak tekrar ona çevirdiğimde hala uyuduğu görmüştüm, sanırım birileri daha çok yorulmuştu! Bu düşünde daha çok sırıtmamı sağlarken elimi kaldırarak tüy kadar hafif bir şekilde yanağına dokundum. Bir kolu belime sarılıyken kendisi yüz üstü yatıyordu ve yastığa bastırdığı yanağından dolayı dudaklarını büzmüştü, çok öpülesi bir manzaraydı. Sanırım aramızda ki doymayan tek kişi o değildi!
Elimi yanağından çekerek yumuşak saçlarına getirdikten sonra alnına düşen tutamları hafifçe geriye doğru ittim, bu hareketimle belimde ki kolu sıkılaşsa da gözlerini açmamıştı. Bakışlarım dün gecenin eseri olarak parçalanmış dudaklarına düştüğünde kıkırdamamak için yanağımın içini ısırmak zorunda kalmıştım, üç yılın acısı biraz fazla çıkmıştı sanki!
Bir süre daha uyuyan harika varlığı izledikten sonra yeşillerini özlediğimi fark etmiştim, sahi ben onca yıl nasıl dayanmıştım onsuzluğa? O günleri hatırladıkça kalbimde kabuk bağlayan yarayı tekrar kanatıyormuş gibi hissediyordum. Hayır, ne olursa olsun buna bir bir daha izin vermeyecektim.
"Ateşli dudakların, gamzeli yanakların... Ateşli dudakların, gamzeli yanakların... O gün ki gördüm seni, yaktın ah yaktın beni! O gün ki gördüm seni, yaktın ah yaktın beni!"
Sözler dudaklarımdan fısıltı halinde dökülürken kalbimin sesini dışa vuruyor gibiydim, şarkı sadece onu anlatıyordu sanki... Sözleri söylerken bir yandan da dudaklarında ve yanaklarında parmaklarımı gezdirmiştim fakat hala gözlerini açmamıştı, bu kadar sese uyumayacağına emindim. Oyuncu kocam!
Yanağında ki elimi çekerek omzuma düşen saç tutamlarından birini aldıktan sonra burnunu gıdıklamak için yüzüne yaklaştırdım. Gülmemek için dişlerimi dudağıma geçirirken hissettiğim acıyla yüzüm buruşmuştu, sanırım benimkilerde parçalanmışlardı. Yüzünde hala mimik oynamazken dirseğimi yatağa dayayarak hafifçe doğruldum, gözlerini kırpıştırmaya başlamıştı. Uyanıktı!
Yüzümü yüzüne yaklaştırarak dudağına bir öpücük kondurduktan sonra tam geri çekilecekken aniden sırtımın yatakla buluşmasıyla kalbim heyecanla çarpmaya başlamıştı. Alt dudağımı dudaklarının arasına alarak nazikçe emdikten sonra gözlerini açtığında henüz yeni uyandığı kısık bakışlarından anlaşılıyordu. Dudakları kalbimi durdurmak istercesine seksi bir şekilde kıvrıldığında gözlerinde ki ormanda yolculuğa çıkmıştım, bu çok huzur vericiydi.
"Günaydın." dedim dudaklarımda ki kocaman gülümsemeyle. Sağ elim yanağını bulurken o da hızla yüzünü elime doğru bastırmış, ardından avucumun içine küçük bir buse bırakmıştı.
"Günaydın karım." diyerek boğuk sesiyle konuştuğunda sanki dün gece pestili çıkan ben değilmişçesine bedenim kasılmıştı. "Her sabah böyle uyanmak istesem bencil biri mi olurum?"
Sözleriyle kaşlarım havalanırken diğer elimi de yanağına yaslayarak dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım.
"Evet, tam olarak öyle olursun." dedim oyuncu bir sesle.
"O zaman ben kesinlikle çok bencil bir adamım." dediğinde kıkırdayarak kafamı tekrardan yastığa bıraktım. "Ve bu bencil adam çok aç." diyerek boynuma ardından da göğüs oluğuma öpücük bırakarak aşağıya doğru kaymaya başladığında parmaklarım saçlarına sarılarak onu durdurdu.
"O bencil adama güzel bir kahvaltı hazırlayacağım ve onu yiyecek." dediğim sırada üzerimde ki yukarı sıyrılan tişörtünün açıkta bıraktığı karnıma dudaklarını bastırdığında batan sakallarının vermiş olduğu hisle inlememek için kendimi tutmuştum.
"Onu beni tetiklemeden önce düşünecektin güzelim." diyerek sırıttığında gözlerim kısılmıştı.
"Hiçbir şey yapmadım."
"Varlığın yeter." dediğinde saçlarına daha çok asılmıştım.
"Aşağı inip güzelce kahvaltı yapmamız gerekiyor Araf." dedim sesini sert çıkartmaya çalışarak
"Hiçbir yemek senden daha lezzetli olamaz." diyerek daha da aşağı kaydığında saçlarına daha sıkı asıldım. Evet, bunu yapmasını isterdim fakat bedenim kasıldıkça kasıklarımda ki ağrı kendini daha da belli ediyordu.
"Araf, sonra hayatım." dediğimde saçlarındaki ellerimi çekerek göğsümün üstünde tek eliyle sabitlemişti.
"Boşalırsan ağrın azalır güzelim ve ben karşımda acı çekmene dayanamam. O yüzden şimdi bana izin vermek zorundasın." dedikten sonra dudaklarını iç çamaşırımın üzerine bastırdığında inleyerek kafamı daha çok yastığa bastırdım. Belki haklı olabilirdi ama kahretsin, elleri varken sahiden dudakları ve dili mi işin içine girmeliydi? "Benim için her daim hazır olmana bayılıyorum." diyerek o boğuk sesiyle konuştuktan sonra dilini hissettiğimde ellerimi çekmek için uğraşmıştım fakat eli buna izin vermemişti, hala göğsümün üstünde sıkı sıkıya tutmakla meşguldü.
"Şunu daha hızlı yapsan ne olur sanki?" derken gözlerimi sıkıca kapatmıştım. İç çamaşırımın üzerinde hissettiğim her dil darbesi kendimi biraz daha kaybetmemi sağlıyordu.
"Bu güzel sesinden mahrum kalmak mı? Hiç sanmıyorum." dedikten sonra boş kalan sağ eliyle iç çamaşırımın kenarını kavramıştı. Aniden parçalanan kumaşın sesiyle gözlerimi devirmek istemiştim ama hala hareket eden dili zihnimi yok etmişti, hiçbir şey düşünecek halde değildim.
"Senin yüzünden kıyafetim kalmadı." diyerek nefes nefese kalmış bir şekilde gözlerimi açtığımda onunda bacaklarımın arasından beni izlediğini fark etmiştim. Tam o sırada guruldayan midemle gözlerim kocaman açıldı, beni rezil ettiğin için çok sağol canım bedenim!
"Sanırım hızlı olmamız gerekiyor." derken erkeksi bir şekilde kıkırdamasının ardından nefesini vererek konuştuğunda ellerimi tekrar çekiştirdim fakat hala hiçbir kımıldama belirtisi yoktu. Eli tıpkı bir kelepçe misali ellerimi sarmıştı. "Ayrıca yeni kıyafetler sipariş ettim senin için."
Sözlerinin ardından dudaklarına şirin bir gülümseme kondurduğunda kaşlarımı çatarak ona baktım. Kıyafetlerimi yırtıp gidip yenisini mi almıştı?
"Almak yerine yırtmasan mı acaba canım kocam?" diyerek tek kaşımı kaldırdığımda gözlerinin içinden geçen alevi neredeyse görmüştüm. Ona bu şekilde seslenmemi seviyordu ve bende seviyordum, onun her şeyini...
Aradaki kumaş parçasını dişleriyle çekerek yana attığında inlememek için yanağımın içini ısırmıştım, şu an öyle seksi duruyordu ki bu beni daha çok delirtiyordu. Bakışlarını hemen önünde ki kadınlığıma dokundurduğunda bu sefer kendimi tutamayarak inlemiştim. Göz bebekleri öyle çok büyümüştü ki siyahlar neredeyse yeşillerin tamamını sarmışlardı.
Aniden içime yolladığı diliyle gözlerimi sıkıca kapatarak inlemiştim, bir yandan diliyle eziyet ederken diğer yandan da parmağıyla klitorisimi eziyordu. Dünkü yaşanılanların etkisini artık hissetmezken kendimi yüzüne daha çok bastırıyordum, kesinlikle daha çok hızlanmalıydı.
İki parmağını birden içime yolladığında diliyle parmakları yer değiştirmişti. İnlemelerim çığlığa dönüşürken bedenim titremeye başlamıştı bile, içime hızla girip çıkan parmaklarla dişlerimi tahriş olan dudaklarıma geçirerek kafamı daha çok yastığa bastırdım. Geriye çekilen dilinin ardından sıcak nefesini üflediğinde patlama noktasına gelmiştim, bedenim ani titreme dalgasıyla boşalırken dudaklarını tekrar bana yasladı. Tüm zevk suyumu yuttuktan sonra parmaklarını içimden çıkartarak doğruldu.
Pelte kıvamını alan bedenim yatağa serilirken baygın bakışlarla onu izliyordum, üzeri çıplaktı ve altında sadece siyah boxeri vardı. Bu şekilde dövmeleri daha net gözükürken bakışlarım tekrardan kalbinin üzerinde ki ölüm çiçeğine dokunmuştu.
"Hala ölüm çiçeği miyim?" diye sorduğumda üstüme eğilerek ellerini başımın iki yanına dayadı.
"Öldüren de sen, hayata döndüren de sen." dedikten sonra alnıma hızlıca bir öpücük kondurduktan sonra yataktan atlayarak banyoya doğru ilerlemişti. Duşa mı girecekti? Bensiz mi? Hızla bende yerimden kalkıp tam banyoya girecekken duraksadım, o çıkana kadar kahvaltı hazırlasam daha iyi olurdu sanırım. Dolaba yönelerek kendime bir iç çamaşırı aldığımda ne ara tüm kıyafetlerimin buraya getirildiğini bir düşünmedim değil, ne ara olmuştu bu?
Odadan ayrılırken gelen su sesiyle duşa girdiğini anlamıştım, hızla mutfağa doğru ilerlerken hala bir yanım odaya dönerek banyoya girmemden yanaydı ama aklımda başka güzel fikirler olduğu için onu yapamazdım. Patates ve köfte hazırlamam gerekiyordu...
Mutfağa girdiğimde etrafın camlardan alındığını ve kırılan camında tekrar takıldığını fark etmiştim, bunlar ne ara yapılmıştı ve ben nasıl hiçbirini duymamıştım? Kesinlikle gece çok yorulmuş olmalıydım. Bu sonra düşünmek üzere beynime yollarken bakışlarımı etrafta gezdirdim.
Kısa bir arayışın sonunda patatesleri bulduğumda bize yetecek kadar çıkartıp tezgahın üzerine koydum, hepsini soyup hızlıca doğradıktan sonra yıkadığımda kararmamaları için suyun içine bırakmıştım. Dolaba yönelerek kıymayı aldığımda onu da tezgaha koyarak diğer malzemeleri aramaya koyuldum, evde nasıl her şey olurdu aklım almıyordu. Gelmeden önce derinlemesine bir alışveriş yapılmıştı demek.
Sırf bir hafta evden çıkmayın diye aldı bence.
Bir hafta izinli olduğumu henüz ona söylememiştim, bu yüzden o ihtimal de yok olmuştu. Kıymanın malzemelerini de hallettikten sonra köfteyi de hazırladığımda bir tek pişirme işi kalmıştı. Hazırladığım tavalara birine patatesi diğerine de köfteyi koyduktan sonra kahvaltılıkları çıkarmaya başlamıştım, acaba menemende mi yapsaydım?
Saçlarımı çekmeceden aldığım bir çatalla toplarken, çünkü lanet olası tokamı hiçbir yerde bulamamıştım, bir yandan da kestiğim domates ve salatalıklara bakıyordum. Fazla mı klasik bir kahvaltı olmuştu acaba? Bence menemen ve krep de yapmalıydım. Düşüncemi kendi kendime onaylayarak tam dolaba yönelecekken kapının pervazına yaslanan Araf'la ufak çaplı bir kalp krizi geçirmiştim, ne ara gelmişti o?
"Niye yordun kendini? En azından beni bekleseydin, birlikte yapardık." dediğinde gülümseyerek ona doğru adımladım.
"Sürpriz yapmak istemiştim, beğenmedin mi?" diyerek kollarımı boynuna sardığımda elleri hızla belimde ki yerlerini almışlardı. Dudaklarında ki gülümse ve parlayan yeşilleriyle ne kadar harika bir manzara olduğunun farkında mıydı acaba?
"O ne mümkün?" dedikten sonra burnunu burnuma sürttüğünde kıkırdamamı durduramamıştım.
"Şiir gibi konuşmayı ne zaman bırakırsın tahmini?" dediğimde bu seferde dudaklarını dudaklarıma dokundurmuştu.
"Sen şiir olmayı bıraktığın zaman." dediğinde kalbim karşısında eriyen bir dondurma kıvamı almıştı. Tam dudaklarına yapışacakken aklıma gelen yemeklerle hızla geriye çekildim.
"Hih! Yemekler." diyerek ocağa gittiğimde yanmadıkları için şükürler yağdırmaya başlamıştım, böyle bir rezilliği kaldıramazdım. Ardımdan gelen kahkahayla bakışlarım ona dönerken gözlerim kısılmıştı. "Senin yüzünden az kalsın yanıyordu."
Sözlerimin ardından arkamı dönerek zaten hazırlamış olduğum tabaklara köfte ve patatesi yerleştirirken belime sarılan kollarla gülmemek için kendimi tutmuştum.
"Ben ne yaptım şimdi karım?" diye tatlı tatlı konuşarak kafasını omzuma yasladığında tabaklara servis etme işimi bitirmiştim.
"Aklımı tamamen kendinle dolduruyorsun ve bu çok tehlikeli." dediğimde belimde ki eliyle beni hızla kendine çevirerek ellerini iki yanımdan tezgaha yasladı.
"Tehlikeyi her zaman sevmişimdir." dedikten sonra dudaklarını sertçe dudaklarıma bastırdığında aklımda dönen tek bir soru var olmuştu. Dağhan'a ne olmuştu? Suratım istemsizce gerilirken dudaklarına bir öpücük bırakarak geri çekildim.
"Tehlike demişken Dağhan..."
"Hadi yemeğimizi yiyelim, soğumasın güzelim." diyerek sözümü tamamlamama izin vermezken tezgahta ki tabakları alarak masaya yöneldi.
"Araf bundan kaçamayız, konuşmamız gerek." dediğimde bakışlarını bana çevirmişti.
"Gerek yok birtanem, her şey kontrolüm altında." derken elini belime atarak beni kendisine doğru çekmişti. "Bir daha kimsenin bize zarar vermesine izin vermeyeceğim, tamam mı?" dediğinde nedense bir işler çevirdiğini hissetmiştim fakat yine de umursamamaya çalıştım.
"Tamam."
"Patates köfte yemeyeli seneler oldu." derken bakışlarını masaya çevirmişti. Hüzün dalgası yeşillerini sararken aklımda ki diğer tüm konular yok olmuştu. "En son annem yapmıştı."
"Üzgünüm, ben mutlu olursun diye düşünmüştüm." dediğimde bakışları hızla bana döndü.
"Sen yaparsında mutlu olmaz mıyım güzelim?" dedikten sonra dudaklarını alnıma bastırdığında gözlerimi kapatarak kendimi ana bırakmıştım. "Ayrıca çok güzel kokuyorlar, biraz daha masaya oturmazsak seni yemeye devam edeceğim." dediğinde gözlerimi açarak geri çekilip bakışlarımı yüzüne çevirdim.
"Arsız olduğunuzu söylemiş miydim beyfendi?"
"Senin canın yemekten önce spor yapmak istiyor sanırım küçük hanım." derken belimde ki ellerini kalçama indirerek beni tekrar kendisine yapıştırdığında tabiki de ne demek istediğini anlamıştım.
"Sayenizde ben sabah sporumu yaptım koca adam." dedikten sonra konuşmasına izin vermeden masadan bir patatesi kaparak dudaklarına yönelttiğimde bakışlarını benden çekerek elime çevirmişti. Elimde ki patatesi dudaklarının arasına alırken parmağımı da hafifçe ısırdığında kıkırdayarak elimi hızla geri çektim. "Yemek vakti!" diye haykırdıktan sonra kollarının arasından çıkarak karşısında ki sandalyeye oturduğumda o da oturarak çatalını hızla eline almıştı. Bardağına uzanarak yakınıma çektikten sonra çayı doldurduğumda o ise hızla ağzını doldurmakla meşguldü, o kadar hızlı yiyordu ki boğulmasından endişe etmedim değildi.
Kendi çayımı da doldurduktan sonra demliği yerine bırakırken hala sırıtarak onu izliyordum, sanırım gerçekten acıkmıştı. O an tekrardan karnım guruldadığında benimde yemem gerektiğini hatırlayarak elime çatalı alıp bir patatesi ağzıma atmıştım. Hala bir yandan onu izlerken diğer yandan sırıtarak yemeğimi yiyordum, tıpkı küçük bir çocuk gibi gözüküyordu. Bakışlarını bana çevirdiğinde onu izleyen siyahlarımla karşılaşmıştı.
"Çok güzel olmuş." derken ağzındakileri yutup bana bakmayı sürdürmüştü. Yanaklarını ısırmak istiyordum.
"Afiyet olsun kocam." diyerek elimde ki çatala takılı köfteyi ona uzattığımda uzanarak tamamını ağzına almıştı. Ağzındakini bitirdikten sonra çayına uzanarak arkasına yaslandığı sırada patateslerimi bitirmeye çalışmakta meşguldüm, o kadar fazla yapmıştım ki ben yarısında tıkanmıştım ama Araf tüm tabağı bitirmişti. Bakışlarımı ona çevirdiğimde hala beni izlediğini fark etmiştim, üzeri yine çıplaktı ama neyseki altında gri eşofmanı vardı.
"Ee işler nasıl gidiyor?" diye sorduğumda bir an kendime şaşırmıştım. Gerçekten evli çiftler gibi olmuştuk.
"Çok uzaktasın." dediğinde anlamayarak kaşlarım çatılmıştı.
"Hı?" diyerek saçma bir tepki verdiğimde elinde ki bitmiş bardağı masaya koyarak bana doğru yaklaşıp hala patates dolu olan tabağımı kendisine doğru çekti. Ardından tekrar arkasına yaslanarak bir elini bacağına vurduğunda tek kaşım havalandı.
"Teninden ayrı kalmayı sevmiyorum." dedikten sonra gözleriyle kucağını işaret ettiğinde gözlerimi devirerek arkama yaslandım.
"Bebek miyim ben Araf?"
"Evet ve hemen gelmezsen içimde ki ateş daha çok harlanır." dediğinde daha fazla inat etmeyerek yerimden kalkıp yanına gittikten sonra yan bir şekilde kucağına oturduğumda bir eli hızla belimi sararken diğer eli de saçlarımda ki çatala uzanarak çıkarmıştı. Saçlarım özgürlüğüne kavuşarak sırtıma döküldüklerinde elini hızla tutamlardan geçirerek burnunu boynuma yaslayıp derin bir nefes aldı. "Benim biricik uysal hatunum." derken dudaklarını boynuma bastırdığında gözlerimi kapatmamak için kendimle savaş vermiştim, nasıl bu kadar çabuk beni etkisi altına alabiliyordu?
"Hangimiz daha çok bebek acaba, emzirmemi de ister misin?" dediğimde kafasını boynumdan hızla çekerek büyüyen gözleriyle gözlerime baktı.
"Valla mı?" dediğinde başımı geriye atarak kahkaha atmaya başlamıştım, yüzünde ki ifade görülmeye değerdi. "Sen benimle dalga mı geçtin küçük hanım?" dediği sırada gülüşümü zor bela durdurarak ona bakmıştım. Dudaklarında ki sırıtışla beni izlerken yeşillerinde ki pırıltı her yanıma yayılmış gibi hissediyordum.
Bir elimi üzerimde ki tişörtün yakasına getirerek hafifçe çekiştirdikten sonra göğsümün bir kısmını açıkta bırakarak yapmış olduğu morluğu gösterdim.
"Daha ne kadar emebilirsin acaba?" diyerek tek kaşımı kaldırdığımda onunda bakışları göğsüme düşmüştü. Eserine sırıtarak baktıktan sonra bakışlarını bana çevirdiğinde belimde ki eliyle beni daha çok kendine çekip tam erkekliğinin üzerine oturmamı sağlamıştı. Hissettiğim büyüklüğüyle boğazım kururken onu tekrardan içimde isteme arzuma engel olamıyordum.
"Beni sınamaman konusunda ne demiştim?" dediğinde yakamı serbest bırakarak dudaklarına yaklaştım.
"Her ne dediysen umrumda değil." diyerek dudaklarımı dudaklarına sürttüğümde boğazdan gelen hırıltısı bedenimi titretmeye yetmişti. Elini hızla enseme atarak dudaklarımızı birleştirdiğinde inleyerek ona karşılık vermiştim. Sıcak dudaklarını dudaklarımın arasına alıp emerken kendimden geçmeme saniyeler kala hızla aklıma dank eden düşünceyle geri çekilerek dudaklarından ayrıldım. İlaç içmem gerekiyordu!
"Canın mı acıdı?" diye nefes nefese bir şekilde sorarken bakışları dudaklarıma kaymıştı. İlacı son anda evden çıkmadan önce ceketimin cebine atmıştım lakin ona söylersem büyük ihtimal bana izin vermezdi.
"Hayır ama telefon yapmam gerektiği aklıma geldi. Telefonumu alıp geliyorum." dedikten sonra dudaklarına hızla bir öpücük bırakarak kucağından kalkıp mutfaktan ayrıldım. Hızla etrafta ceketimi ararken salonda ki koltuğun kenarında olduğunu görmüştüm. Elime alarak ceplerine baktığımda elime gelen tek şey kimliğimdi, ilaç yoktu.
"Bunu mu arıyorsun?" diyen sesle arkamı döndüğümde Araf'ın elinde ki ilaç paketini salladığını görmüştüm.
"Evet, alabilir miyim?" diyerek elimi uzattığımda dudaklarında ki sırıtışla paketi elimin üzerine bırakmıştı.
"Tabiki de."
Kutuyu açıp içine baktığımda ambalajların tamamının boş olduğunu görmüştüm, oysaki bunu yeni almıştı Kayra ve içi tamamen doluydu. Teker teker hepsini boşaltmıştı. Sert bakışlarım ona döndüğünde paket yumruk olan elimin arasında büzüştü.
"Bu ne demek oluyor?" dedim sert bir tonda.
"Meleğimi geri istiyorum." dediğinde sinirden köpürmek üzereydim. Onu kaybettiğim anlar, acı içinde hastanede ki zamanlarım gözümün önünden geçerken bir adım geriye gittim.
"Hayır..." diye fısıldarken bir adım daha geriye gitmiştim.
"Hayır, hayır yalvarırım sende bırakma beni lütfen!"
"Hayır, sus!" derken ellerimi hızla kulaklarıma sararak gözlerimi sıkıca kapattım. Zihnimde kendi sesim çığlık atarken gözümde ki anıları kaybetmek istedim, susmalıydı.
"Maalesef düşük gerçekleşmiş, biraz daha geç gelinmiş olsaydı anneyi de kaybedebilirdik."
"LANET OLSUN, SUS!" diye haykırdığımda dizlerim hızla yerle buluşurken etrafımı saran kollarla bedenim tanıdık kokuya doğru çekildi. Gözlerimi açarak etrafa baktığımda hastane de değilde evde olduğumu kavrayabilmiştim.
"Allah belamı versin bir daha söylemeyeceğim güzelim ama lütfen daha fazla kahretme kendini. Yemin ederim sen diyene kadar bir daha ağzımı açmayacağım, hatta istersen sana yaklaşmam bile ama lütfen yapma böyle. Yalvarırım yapma!" diyen Araf'la ellerimi kulaklarımın üzerinden çekerek kollarımı bedenine sardığımda beni daha sıkı sararak kucağına çekti. "Birtanem, güzelim benim, sana yaşattığım her şey için özür dilerim. Sikeyim ki özür dilemekten başka elimden hiçbir şey gelmiyor, affet beni."
Sözlerinde ki acı kalbimi delip geçerken kafamı kaldırarak yüzüne baktım, yeşilleri kızarmıştı. Bir elimi yanağına yaslarken hafifçe okşayıp alnımı alnına yasladığımda derince bir nefes aldı.
"Senin bir suçun yok koca adam, kimsenin elinden bir şey gelemezdi." dediğimde alnımda ki alnını çekerek dudaklarını yasladı.
"Karşımda ki her insanı diz çöktürebilecek güce sahipken sana yardım edememek..." dedikten sonra dudaklarını çekerek gözlerini gözlerime sabitledi. "Yüreğimi dağlıyor."
Sözlerinin ardından sol gözünden bir damla yaş süzülerek yanağına aktığında parmağıma damlayarak son bulmuştu.
"Çok mu istiyorsun?" diye mırıldandığımda kafasını hızla olumsuz anlamda salladı.
"Kapandı konu güzelim, birazdan bizimkileri ararım aynı ilaçtan getirirler. Benim düşüncesizliğimdi, özür dilerim." dediğinde yanağımda ki elini itip yerimde doğrularak iki bacağımı ayırdıktan sonra kucağına tekrar oturdum, artık varlığı hemen altımdaydı.
"Sorumun cevabı bu değil." derken kalçamı hareket ettirip ona sürtündüğümde belimde ki elleriyle sertçe beni yerime sabitlerken dişlerini birbirine geçirmişti.
"Her şeyden daha çok ama sen..."
"O zaman ilaca gerek yok." diyerek sözünü kestiğimde kaşları çatılmıştı.
"Sen iyi olmadığın sürece istemiyorum Sâye." dediğinde dudaklarına küçük bir öpücük bırakarak geri çekildim. Az önce ki anılar geçmişte kalmıştı, bunun farkındaydım ve onun gözlerinde ki pişmanlığı görmek beni daha çok delirtmişti. Ondan bir çocuğumun olmasını tabiki de istiyordum fakat önceliğim o şerefsizi gebertmekti, bu da çok yakında gerçek olacağı için ilaç fikrini sanırım yok edebilirdim.
"İlacı alırsan oturur sen içersin Araf." derken sert bakışlarımı ona yolladığımda afallamış bir hali vardı.
Az önce bu yüzden kriz geçirirken şimdi içmeyeceğim diye diretiyorsun, adam afallamakta haklı!
"Ama az önce..."
"O az öncede kaldı ve konu kapandı. Gözleri sana benzeyen bir bebek istiyorum, bu konuya yoğunlaşsan iyi olur." dediğimde hala gözlerinde ki şüpheyle bana bakıyordu.
"Emin misin?" diye sorduğunda gözlerimi devirerek kucağından kalkıp elini tuttum.
"Evet, oldukça eminim. Ayrıca mutfaktaki bulaşıklar kendi kendilerine temizlenmeyecekler kocam bey, halletmemiz gerek." diyerek onu çekiştirdiğimde kıvrılan dudaklarıyla karşıma dikilmişti. Ona arkamı dönerek bileğini bırakmadan mutfağa ilerlerken ardımdan uysal bir şekilde beni takip etmesi bir an çok tatlı gelmişti gözüme, dayanamayarak arkamı dönüp kolunun üst kısmını ısırdığımda bakışları şaşkınlıkla büyümüştü. Aslında yanağını ısırmak istemiştim ama boyum koluna yetmişti! "Bu kadar tatlı olmak zorunda mısın be adam?" derken elimi çenesine koyarak büzdüğüm dudaklarına hızla bir öpücük bırakmıştım.
Hala kocaman açılmış gözlerle beni izlerken dudakları daha çok kıvrılmıştı, az önce ki hüzünlü hali kaybolmak üzereydi. Bırakmadığım dudaklarına sertçe bir öpücük daha kondurduğumda kolunu belime sarıp beni yukarı kaldırarak işimi kolaylaştırmaya çalışmıştı. Biraz daha öyle dursam ayak parmaklarım felç geçirebilirdi, kocam bey çok uzundu.
Boynunu kaldırarak dudaklarıma yasladığında kahkahamı engelleyemeyerek dişlerimi derisine geçirdiğimde hırlayarak saçlarıma asılıp yüzümü boynundan geri çekmişti.
"Öpmen için uzatmıştım hırçın kedicik." dediğinde biraz daha kahkaha atarak korkutucu bir şekilde dilimi dişlerimde gezdirdiğimde göz bebeklerinin tekrar büyüdüğünü fark etmiştim.
"Ama çok tatlıydı, dayanamadım." diyerek sırıttığımda boğazdan gelen hırıltısı bedenimden bir elektrik akımı misali geçerek beni titretmişti. Aniden beni yere bırakıp bir adım geri çekildiğinde kaşlarımı çatarak ona baktım. Dudakları tehlikeli bir şekilde kıvrılırken gözleri kısılmıştı.
"O zaman şimdi sıra bende." dedikten sonra hızla bana atıldığında çığlık atarak kaçmaya başladım. Hızla merdivenlere koşarken bir yandan da kahkahalarla gülmemi bastıramıyordum. Önüme çıkan ilk kapıyı açarak içeri girdiğimde adımlarım bıçak misali kesilmişti.
Burası bir bebek odasıydı!
Bembeyaz döşenmiş oda beşiğiyle, oyuncaklarıyla ve kitaplarıyla tamamen harika bir şekilde hazırlanmıştı. Bakışlarımı arkamda duran varlığına çevirmeden içeri adımladığımda gözlerime inanamıyordum, burası çok güzeldi. Bizim odanın hemen yanında ki odaydı ve her şey düşünülmüş gibiydi, tek eksik içinde oynayan bir bebekti.
"Ben... sürpriz olur diye düşünmüştüm." dediğinde bakışlarım ona çevrilmişti. Kapının pervazına yaslanarak gözlerinde ki tedirginlikle beni izliyordu, tekrar atak geçirmemden korkuyordu.
"Burayı sen mi hazırladın?" diye sorduğumda kafasını olumlu anlamda salladı.
"Evde ki her şeyi sadece ben hazırladım." dedi bakışlarını odanın içinde gezdirerek. Gözlerimin önünde rüyam canlanırken dudaklarım huzurla kıvrıldı, Dağhan'ı en hızlı şekilde geberterek bu işi bitirecektim.
"Çalışmalara başlamak için bir haftamız var." dediğimde bakışlarını bana çevirmişti.
"İstemediğin hiçbir şey için seni zorlamam Sâye." diyerek bana doğru adımladıktan sonra ellerini belime sararak bana sıkıca sarıldı.
"İstemediğimi kim söyledi sana Araf?" dedim sert bir tonda ardından omuzlarından geri iterek bakışlarımı yeşillerine çevirmiştim. "Az önce biraz kendimi kaybettim, çünkü o zaman yaşadıklarım pek kolay değildi. Fakat şimdi yanımda sen varsın ve ben korkmak istemiyorum Araf, ben yeşil gözlü bir bebek istiyorum." der demez dudaklarını öyle hızlıca dudaklarıma çarpmıştı ki belimde ki elleri olmasa geriye doğru sendeleyebilirdim. Alt dudağımı dudaklarının arasına alarak emdiğinde ellerim saçlarının içine çekerek çekiştirmeye başlamıştı, işin içine giren diliyle inlememi durduramazken dişlerimi bu seferde diline geçirdim.
"Gece gözlü olması için elimden ne geliyorsa yapacağım." dediğinde geri çekilmeye çalışmıştım ki üst dudağıma dişlerini geçirerek buna izin vermedi. Tırnaklarımı ensesine batırarak ona daha çok yaklaşmayı denediğimde belimde ki ellerini kalçama indirerek beni kucağına alıp beşiğin kenarına oturtup bacaklarımı beline sarmamı sağladığında bedenimi ona daha çok yapıştırdım.
O sırada çalan telefonun sesi odayı doldururken Araf hiç umursamadan dudaklarımı sömürmeye devam ediyordu. Çalan melodiye bakılırsa onun telefonuydu.
"Telefon..." diye fısıldadım dudaklarına doğru fakat bu onun daha çok hızlanmasını sağlamıştı. Kendimi zor bela geri çektiğimde kafasını boynuma gömerek sakinleşmeye çalıştı.
"Arayanı sikmeden bırakırsam bana da Ateş demesinler." derken elini cebine atarak çıkardığı telefonu kulağına yasladı. "Ne var?" diye sert ve boğuk sesiyle sorduğunda neredeyse ben bile yerimde titremiştim. Bir süre konuşanı dinlediğinde bakışlarını bana değdirmeden belinde sarılı olan bacaklarımı çözerek bir adım geriye çekilmişti, kesinlikle benden bir şey saklıyordu! Kaşlarım çatılırken oturduğum beşiğin kenarından aşağıya indim. "Tamam." diyerek telefonu kapattıktan sonra düzelttiği yüz ifadesiyle bana döndüğünde kaşları çatık ve kolları göğsünde bağlanmış bir şekilde onu izleyen benle karşılaşmıştı.
"Ne oluyor?" dedim sakin tutmaya çalıştığım sesimle.
"Acil bir işim çıktı güzelim, gitmem gerek ama söz veriyorum en fazla iki saat sonra burada olacağım." dedikten sonra dudaklarını alnıma bastırarak tekrar gözlerime bakmıştı.
"Ne işi bu?"
"Söz veriyorum gelince her şeyi anlatacağım ama şimdi hazırlanıp çıkmam lazım." diyerek dudaklarıma bir öpücük bırakıp hızla arkasını dönerek odadan çıkmıştı. Bende arkasından odadan çıkıp mutfağa ilerlerken içimde ki kuşkuyu yok etmeye çalışıyordum fakat istemsizce tüm zihnimi sarıyordu. Aniden tezgahın üzerinde ki telefonumun çalmasıyla yerimden sıçrayarak telefona ters bir bakış attım. Derin bir nefes alarak telefona baktığımda yazan isimle rahatlamıştım, Kayra'ydı.
"Efendim Kayra?"
"Oh! Bir an açmayacaksın diye çok korktum." dediğinde kaşlarım çatılmıştı, yine ne oluyordu?
"Ne oluyor?" diye sordum sert çıkan sesimle.
"Silah sevkiyatı için düzenlenen balo bu akşam ve o kadar plan yapmıştık Lavi." diyerek sinirli bir şekilde konuştuğunda elimi sertçe alnıma çarptım. Siktir! Tamamen unutmuştum.
"Plan hala geçerli, ben bir saate evde olurum." derken bir yandan da arkamı kontrol ediyordum.
"Tamamdır, bekliyoruz." dediğinde telefonu kapatarak geri tezgaha bırakıp masayı toplamaya başlamıştım. Çoğu iş adamının çağrıldığı ve maskeli baloyu paravan olarak kullanıp alt tarafta sevkiyatların konuşulacağı bir geceydi, Dağhan ve Yücel itinin de bulunmak zorunda olduğu bir gece...
Gelen adım sesleriyle bakışlarımı kapıya çevirdiğimde elimde ki son bulaşığı da makineye koymak üzereydim. Elinde ki kravatıyla mutfaktan içeri girdiğinde onu baştan sona süzmeme engel olamamıştım, her zamanki gibi siyah takımlarının içindeydi. Elinde ki bordo kravata kaşlarımı çatarken bakışlarımı yeşillerine çevirdim.
"Yardım edebilir misin?" dediğinde elimde ki bulaşığı makineye koyarak ona yöneldim. Elindeki kravatı alıp boynuna geçirirken çatık kaşlarım bir an olsun düzelmemişti, nereye gidiyordu?
"Önemli bir yer sanırım." derken kravatını bağlamayı bitirip sertçe sıktığımda yüzü bana doğru eğilmişti. Bu hareketimle eli hızla çenemi bulurken başımı kendisine yaklaştırdı.
"Bana bu şekilde bakmaya devam edersen durmam için çığlık dahi atsan seni elimden hiç kimse alamaz güzelim." dediğinde sözlerini umursamadan çenemde ki elini iterek dudaklarımı boynuna yaklaştırıp morarana kadar ısırıp emmeye başladım. Bu hareketimle inleyerek ensemden sertçe tuttuğunda dudaklarımı teninden ayırarak ona baktım.
"Sahipli olduğunu unutursan başka yerlerini de dişlerimi geçirmekten hiç çekinmem." diyerek bakışlarımı ondan ayırmazken elini hızla boynuma sarıp beni kapının pervazına yasladıktan sonra sertçe dudaklarıma yapıştığında bende aynı sertlikle ona karşılık vermiştim. Alt dudağımı dudaklarının arasına alarak ısırdığında inleyerek onu daha çok kendime çekmiştim.
"Beni bundan mahrum bıraktıkları için..." derken dudaklarını boynuma yönlendirmişti. "Hepsini teker teker sikeceğim." Sözlerinin ardından dilini tüm boynumda gezdirdikten sonra kulağıma yaklaştığında inleyerek ona daha sert tutunmuştum. "Ama şimdi sikeyim ki gitmek zorundayım fakat söz veriyorum geldiğimde acısını çok fena çıkaracağım." diye fısıldadıktan sonra beni aniden bırakarak hızla kapıya doğru adımlamış ve aynı hızla evi terk etmişti, sanki bir saniye daha dursa gidemezmiş gibi bir hali vardı.
Derin nefesler alarak kendime gelmeye çalıştıktan sonra yaslandığım yerden ayrılarak yukarı çıkıp üzerime hızlıca bir şeyler geçirmiştim, üzerimde ona ait olan siyah tişört ve altımda siyah bir eşofman, gayet yeterliydi.
Ardından aşağı inerek telefonumu ve ceketimi alıp evden dışarı çıktığımda etrafıma bakınmıştım, umarım motorumu buraya getirmiş olurlardı. Hızla evin çevresine bakındığımda garaj kapısını fark etmiştim, yaklaştığımda kapının kenarında duran alarm sistemi gözüme çarptı. Bir tür elektronik şifreleme sistemiydi fakat üzerinde ki yazan yazıyla kaşlarım istemsizce havalanmıştı.
Yüzüğü okut!
Bir ihtimal olabilir mi diye düşünürken elimi kaldırarak yüzüğü ekrana çevirdiğimde mavi bir ışık yanıp sönerek yüzüğü taratmaya başlamıştı ve bingo! Çıkan yeşil ışığın ardından garaj kapısı açılmaya başladı. İçeriye adım attığımda ağzımın açılmasını durduramamıştım, evin altı tamamen son model motor ve arabalarla doluydu. Tamam, zengin olduğunu elbette biliyordum fakat bu kadar olduğunu tahmin edememiştim.
İlerleyerek hemen önümde ki arabaya yaklaştığımda gözlerim kocaman açılmıştı, siyah bir bugatti...
Hızla arabaya ilerleyerek kapısını açıp içine yerleştiğimde anahtarının üzerinde olduğunu fark etmiştim, neden bu kadar korunaklı olduğu belli oluyordu. Arabayı çalıştırarak ilerlemeye başladığımda hala hayranlıkla içine bakmaktan kendimi alıkoyamıyordum. Garajdan çıkarken arkama baktığımda kapının kapandığını fark etmiştim, sonrasında önüme dönerek hızla ilerlemeye başladım.
Bir süre ilerledikten sonra gelen bildirim sesiyle telefonumu çıkartarak ekrana baktım.
Ormanım🖤: İyi yolculuklar bir tanecik karım ama nereye gittiğini söylersen de sevinirim (22.46)
Mesajıyla gözlerimi devirirken hızımı yavaşlatarak mesajına cevap verdim.
Lavinia: Kayra'lara gidiyorum, sen gelene kadar kös kös evde oturamam sonuçta dimi kocam! (22.50)
Ormanım🖤: İyi eğlenceler benim güzeller güzeli hırçın karım! (22.50)
Mesajına görüldü atarak telefonu yana fırlattıktan sonra hızımı attırarak ilerlemeye devam ettim, bu gece eğlenceli olacaktı. Bir süre sonra eve geldiğimde açılan kapıyla içeri geçerek arabadan inip anahtarı köşede bekleyen Agah'a fırlattım.
"Hazırlanın, yarım saate çıkıyoruz." dediğimde kafasını olumlu anlamda sallayarak anahtarı yakalamıştı.
"Tamamdır patron."
Hızla eve geçtiğimde Kayra çoktan kapıyı açarak beni bekliyordu. Üzerinde ki garson kıyafetine bakılırsa herkes hazırdı, benim dışımda!
"Sonunda Lavi, bir ayrılamadın kocanın koynundan." dediğinde gözlerimi devirerek yanından hızla ilerleyip yukarı çıktım. Diğerleri de peşime takıldıklarında hazırlanmak için olan evdeki özel odaya girip hızla kıyafetlere yönelmiştim.
"Kayra sprey boyayı hazırla, bu gece duman olma vakti." derken önceden hazırladığım elbiseyi alıp yatağa attıktan sonra üzerimdekileri çıkartmaya başladım, hızlı olmam gerekiyordu. Kıyafetin içinde olan tangayı giydikten sonra elbiseyi de üzerime geçirdiğimde aynadaki yansımama baktım. Siyah, dar ve uzun bir yırtmaca sahip olan elbise boyundan bağlamalıydı, bu yüzden sırtımın neredeyse tamamı açıkta kalıyordu.
Spreyle saçlarımın arasına hızlıca kırmızılar atarken bir yandan da makyajımı yapıyordum, kırmızı lensler ve onları daha da vurgulayan siyah bir göz makyajı ile bordo bir ruj, işte şimdi her şey tamamdı.
"Ahu saçlarıma fön çekebilir misin?" diyerek kapıdaki kızlara döndüğümde hepsinin hazır olduğunu fark etmiştim. Ahu ve Kayra garson olarak gireceklerdi, Buğlem de arabada ki sistemden kameralara erişip bize bilgi verecekti. Deniz ise benimle birlikte girecekti, çünkü o da bir iş insanı olduğu için davet edilmişti ve bu şekilde içeriye giriş biletimiz oluşturulmuştu.
"Tabiki de güzellik." dedikten sonra arkama geçerek hızlıca bir fön çektiğinde omuzumdan aşağı dökülen siyah ve kırmızı tutamlara beğeniyle baktım. Eski dumandan tek farkım gözlerimde ki kırmızılarda, okyanuslar kanla kaplanmıştı.
"Hiçbir tehlikeye girmeyeceksin." dedim arkamda ki Ahu'ya hitaben. Gelmemesi için çok dil dökmüştüm ama asla kabul etmemişti.
"Merak etme teyzesi, küçük bir ajan büyütüyorum." dediği sırada ayağa kalkarak siyah topuklu ayakkabılarımı da ayağıma geçirdiğimde neredeyse hazırdım.
"İzlere bakılırsa içinde ajan büyüten tek sen değilsin Ahu'cum." diyen Deniz'le sert bakışlarım ona dönmüştü. Biraz haklı olabilirlerdi, vücudumda ki morlukları kapatmak çok zamanımı yemişti.
"Aman iyiki ağzınıza laf verdik." derken sağ bacağımı kaldırarak yırtmacın açılmasını sağlayıp kayışı bacağımdan geçirdim, ardından silahımı kayışa geçirdiğimde hazırdım. Parfümü de üstüme boca ettiğimde köşede ki çakıyı fark etmiştim. Ne olur ne olmaz diye küçük çakıyı da göğüs arama sakladıktan sonra şapkamı ve dantelli maskemi alarak kızların yanında geçip odayı terk ettim.
"Lavi bir saniye konuşabilir miyiz?" diyerek arkamdan seslenen Buğlem'le duraksayarak ona baktım. Kızlar bize izin vermek için dışarı çıkmışlardı. "Biliyorum, en başından sana ihanet etmemeliydim ama lütfen affet artık beni. Bana bakarken buza dönüşen bakışlarına katlanamıyorum."
"Seni affetmeseydim şu anda hala yanımda duruyor olmazdın Buğlem." dedikten sonra ona doğru bir adım atarak yaklaşıp ellerimi yanaklarına koyarak gözlerine sevecen bir ifadeyle bakmaya çalıştım. "Sana soğuk değilim ve her şey yolunda, tamam mı?" dediğimde kafasını olumlu anlamda sallayarak yeşil gözleriyle bana bakmaya devam etmişti. Sarı tutamlarını ensesinde topuz yaparken üstünde ki simsiyah giymiş olduğu tulumu da bir hayli yakışmıştı. "Şimdi gidip ortalığın amına koyalım Sasha, benimle misin?"
"Her zaman seninleyim Duman." diyerek gülümsediğinde yanağında ki ellerimi çekip sırıtarak kapıya doğru ilerledim. Evin önünde ki büyük minibüse yerleştiğimizde şöför koltuğunda ki Agah'a bakarak başımı olumlu anlamda salladığımda yola koyulmuştuk. Bakışlarım Deniz'e kaydığında kıvırcık tutamlarını güzelce şekillendirdiğini ve üzerinde ki siyah, dizine kadar gelen kare yaka elbisesiyle uyum içinde olduklarını görmüştüm.
"Ee ateşli hatun, yok mu havadis?" diyen Deniz'le tek kaşım havalanmıştı.
"Asıl sizin evlilik ne zaman çifte marullar, üç yıldır seks sıkmadı mı?" dediğimde hepimiz gülmeye başlamıştık.
"Ahh! Asla." diyerek hafifçe dudağını ısıran Deniz'le tek kaşım havalanmıştı. "Ayrıca önce yeğenlerimi sevdikten sonra evlenmeyi düşünüyorum bebekler, o yüzden hızlı olsanız iyi olur." dediğinde bakışlarımı diğer ikiliye çevirmiştim.
"Ya siz civciv ve mavi kafa?"
"Bu da iyiki evlendi ha, bizi de evermeden durmayacak." diyen Kayra yanında ki Buğlem'i dürterek gülmeye başlamıştı.
"Evlilik bir tık hoşuma gitmiş olabilir." diyerek sırıttığım sırada çalan telefonumla ekrana bakmıştım. Dudaklarımın daha çok kıvrılmasını engelleyemeyerek aramayı cevapladım.
"Görüldü hiç hoşuma gitmedi." diyen Araf'la kıkırdayarak arkama yaslanmıştım ki bizimkilerde kısık gözlerle beni izliyorlardı.
"Meşguldüm." derken yandaki bir düğmeye basarak önde ki iki koltuk ve bizim oturduğumuz yerde ki arada kalan bölgeyi kapatmıştım. "Birileri kaçtığı için kendimi tatmin etmem gerekiyordu."
"Hm! Bak bu da hiç hoşuma gitmedi." dediğinde bakışlarımı yola çevirmiştim.
"O zaman ben ikinciye başlamadan eve gelmeye bak kocacım." dediğimde hönkürmemek için kendisini tutan Kayra'yla gözgöze gelmiştim, morarmak üzereydi.
"Senin kocacım diyen ağzını..." diyerek duraksadığında ıslandığımı hissedebiliyordum.
"Böyle yapmaya devam edersen dördüncüye bile yetişemezsin."
"Hayır, sakın! Seni bir tek ben tatmin edebilirim, anladın mı beni?" dediğinde seksi bulduğum bir tonda hafifçe kıkırdadım.
"O zaman hızlı gelmeye bak." dedikten sonra telefonu yüzüne kapattığım sırada herkes kahkaha atmaya başlamıştı.
"Biz bir de bunda cilve yok diyorduk, konuşmasını dinlerken ben bile azdım." diyen Ahu'yla bakışlarımı ona çevirerek seksi bir şekilde göz kırptığımda öpücük atarak beni cevaplamıştı.
"Yani Lavi bir telefona inlemediğin kaldı, eniştenin hali çok yaman." diyerek gülmeye devam eden Buğlem'le bende gülmeye başlamıştım.
"Kaşınmayacaktı." dedim hala gülerken.
"Sahi o nasıl bıraktı seni?" diyen Deniz'le bakışlarımı ona çevirdim.
"Acil bir işi çıktığını söyleyip gitti ve nereye gittiğini inatla söylemedi."
"O da baloya gitmiş olabilir mi?" diyerek gülmeyi kesen Kayra ile bir düşünmüştüm.
"Listede adı yoktu ama bilemiyorum. Sizinkiler bir şey söyledi mi?" dediğimde hepsi olumsuz anlamda başlarını sallamışlardı.
"Alp de işi olduğunu söyledi, şirketle ilgilidir diye kurcalamadım." diyen Kayra ile bakışlarım kısıldı.
"Turgay'la Can evdeler zaten, ona eminim." dedi Ahu.
"Aras da iki günlüğüne yurt dışında iş için." diyerek bana dönen Buğlem'le başımı olumlu anlamda salladığım sırada duran arabayla geldiğimizi anlamıştım. Buğlem dışında hepimiz maskelerimizi takarken şapkamı da başıma geçirerek hareketlenmiştim. Siyah, kenarları geniş bir şapkaydı ve bu sayede yüzümü kolaylıkla gizleyebiliyordum.
"Gözünü dört aç Buğlem." derken kulaklığı da kulağıma yerleştirdikten sonra diğerlerini bakış attım.
"Merak etme Duman, o iş bende." diyen Buğlem'e hafifçe gülümseyerek arabadan dışarıya çıktım. Deniz de yanıma geldiğinde araba ilerlemeye devam etmişti, Ahu ve Kayra arka kapıdan gireceklerdi. Önümden ilerleyen Deniz'in peşine takılırken etrafa da bakış atmayı es geçmiyordum, büyük bir balo salonundaydık. Etraf büyük şamdanlar ve çeşitli çiçeklerle süslenirken önümüzde ki kırmızı halı serilmiş basamaklardan inmeye başlamıştık. Hemen sağda elinde listeyle dikilen garsona yaklaştığımızda Deniz elinde ki davetiyeyi uzatarak ve hemen ardından beni gösterdikten sonra ilerlemeye devam etmişti. Burada Deniz'in asistanı vazifesiyle bulunuyordum, fakat bir asistana göre kesinlikle fazla dikkat çekiciydim.
Şapkam ve ardında gözüken bordo ruj dikkat uyandırıcıydı lakin umrumda değildi. Ellerimde dirseklerime kadar uzanan dantel eldivenler ve gözlerimde ki maskelerle uyum içerisindeydi. Bir süre bize gösterilen masada etrafı izledikten sonra saatin gece yarısına geldiğini fark etmiştim, toplantı birazdan başlardı.
"Bir sıkıntı var mı?" diyerek kulaklığa hafifçe mırıldandığım sırada bakışlarımı karşıda hizmet eden Kayra ve Ahu'ya çevirmiştim.
"Karahan seni sordurdu." dedi Ahu diğer bir masaya ilerlerken.
"Büyük Demir burada yok." diyerek mırıldanan Kayra ile istemsizce yerimde doğrulmuştum. O zaman direk toplantı odasına geçen başka bir kapı olmalıydı ya da arka kapıdan girerek doğruca odaya geçecekti, her iki türlü de odaya gitmem gerekiyordu. Deniz bazı iş adamlarına selam vermek için ilerlediğinde ben de arkamı dönerek merdivenlere doğru ilerlemiştim.
"Sasha toplantı odası nerede?" diye kulaklığa doğru fısıldadığımda merdivenlere yaklaşmıştım.
"Bir alt kattaki sağ koridora hiçbir hizmetli geçmiyor ve orayı çeken herhangi bir kamera yok." dediğinde etrafa bakınarak sanki tuvaleti arıyor gibi yapmıştım.
"Bakar mısınız?" diyerek ilerde ki garsona seslendiğimde hızla bana doğru gelerek gülümsemişti. "Lavabo ne taraftaydı acaba?"
"Hemen ileride solda efendim." derken eliyle gösterdiğinde gözlerinde tuhaf ifadeye bakılırsa görüp görmediğimi anlamaya çalışıyordu.
"Ah çok teşekkürler." diyerek gösterdiği yere ilerlediğimde duyulan adım seslerinden kızın gittiğini anlamıştım.
"İptal et." diye hafifçe fısıldadığımda arkamı dönerek tuvaletlerin olduğu yere yönelmiştim. Kameralı iptal etmesini ima etmiştim ve hemen sonrasında aşağıya giderek odaya girmem gerekiyordu.
"Tamamdır fakat beş dakikan var sonrasında sistem devreye girerek beni atacak."
"Tamam." derken derince bir nefes aldım.
"İptal edildi." demesiyle birlikte olduğum aradan hızla çıkarak aşağıya inip beklemeden sağ koridora yöneldiğimde tahta kapıyı açarak içeri girdim. Koridorun sonunda bir kapı vardı ve onun dışında tavanda ki sarı ışıklı aydınlatmadan başka hiçbir şey yoktu. Kapıya doğru hızla adımladıktan sonra gördüğüm kapı koluyla sessizce küfrettim, parmak iziyle açılan bir kapıydı fakat küçük bir eksileri vardı ki parmak izinin devreye girmesi için elektrik olmalıydı yoksa manuel bir şekilde açılırdı.
"Sasha elektrik." diye mırıldanırken bir yandanda arkamı kontrol ediyordum.
"Jeneratör devreye girene kadar bir dakikan var." demesiyle birlikte giden elektrikle göğsümde ki çakıyı çıkartarak kapının önünde eğildim. Çakıyı deliğe sokarak birkaç uğraşımdan sonra gelen tık sesiyle kapı açılırken koridorun sonunda ki kapınında açıldığını duyduğumda hızla kapıyı açıp içeri girdikten sonra ardımdan kapatırken gözlerim odayı taradı.
Ortada büyükçe bir masa ve çevresinde sandalyeleriyle tam ortada duruyordu, onun hemen yan tarafında ve odanın en sonunda ki karanlık kısımda bir kolon dikiliydi, fazla düşünmeye vaktim yoktu. Kolona doğru ilerleyerek arkasına saklanıp hafifçe yere oturduğum sırada odanın kapısı açıldı. Nefesimi tutarak içeri girmelerini beklemeye başladım, bir elim silahımı kavrarken tek planım vardı. Dağhan'ı alnının ortasından vuracaktım.
Çekilen sandalye sesleriyle şapkamı çıkarıp kucağıma aldığımda odanın dolduğunu anlamıştım. Hafifçe kolonun arkasından çıkarak masaya baktığımda gördüğüm yüzle gözlerim irice açılmıştı.
Dağhan'ın oturması gereken lider koltuğunda Araf oturuyordu, yüzünde ki sert ifadesiyle bakışları karşısında ki masaya odaklıydı.
"Sonuçta veliahtı olduğum bir krallığın adamısın, yani benim emirlerime uymak zorundasın ölüm çiçeği."
Hayır Araf, hayır! Sakın düşündüğüm şeyi yapmış olma...
~~~~~~~~~~~~~~~~
Ve heyacanlı bir bölüm daha...
Kah üzüldük kah ateşlendik kah şaşırdık ha ne dersiniz????
Sizce Araf Lavinia'ya geri dönebilmek için veliaht olmayı kabul etmiş midir?
Bakalım diğer bölümde bizi neler bekliyor. :)
Sizce bölüm nasıldı?
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen!!!
Seviliyorsunuzzzz
⚖️🖤
