~Bölüm Şarkıları~
Ezhel~Küvet
Sena Şener~Teni Tenime
Gülşen~Yurtta Aşk Cihanda Aşk
Ve yeni bir bölümden herkese merhabalar...
Bölüm hakkında ne diyeceğimi bilemiyorum, okurken nefes almayı unutmayın ;)
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen!!!!
İyi okumalar
Seviliyorsunuzzzz
⚖️🖤
~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Bir insan bedeni sinirlendiği taktirde en fazla ne kadar titreyebilirse işte o kadar titriyordum. Bedenim kasılırken yapabilseydim eğer tam şu anda tüm dünyayı yakardım, buna emindim. Etraftaki sesler kulağıma uğultu halinde ulaşırken tek görebildiğim gözlerinden yaşlar akarak ellerini Arhan'a uzatan bir adet sarışındı.
Hayır, yanlış görüyor olmalıydım. Bir insan eceline gelecek kadar salak olamazdı.
Tabi ecelinin ecel olduğunu biliyorsa...
Dudaklarım tehlikeli bir şekilde kıvrılırken ellerimin titremesini biraz olsun azaltmak için yumruk yaparak yanlarına doğru adımladım. Her adımımda sırtımdan aşağı bir ter damlası akarken gözlerimde ki kan görme isteği artıyordu.
"Ne kadar acınası bir halde olduğumu görmüyor musun? Neden hala bana bu kadar kötü davranıyorsun, neden?!" diye ağlayarak haykırdığı sırada yüzüne yumruk atmakla saçlarını elime dolayarak kafasını asfalta sürtmek arasında kalmıştım. "O seni haketmiyor işte, gör artık! O seni sevmiyor!" Kesinlikle her ikisini de yapacaktım.
"Bir kere daha tekrar etmeyeceğim. Defol!" dedi Arhan yüzünde ki o sinir dolu ifadesiyle. Bu biraz da olsa rahatlamamı sağladığında derin bir nefes alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Yanlarına ulaştığım sırada Selen'in bakışları beni fark ettiğinde nefretle bürünmüştü. Elimi kaldırarak Arhan'ın koluna sardığımda diğer bir elimi de avucun içine bırakmıştım, bakışları anında ona temas ettiğim yerlere kayarken gözleri kocaman açıldı.
"Bir sorun mu vardı?" diyerek sakinliğimi korumaya çalıştığım sırada yanımda ki adamın bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum fakat yine tek odak noktam karşımda ki eceline susayan bok böceğindeydi.
"Senin gibi bir korkağı ilgilendirmez." dediğinde tek kaşım şaşkınlıkla havaya kalkmıştı. Elimin altındaki beden hareketlendiğinde tırnaklarımı hızla eline geçirdim, bu kısaca 'sakın hareket etme!' demekti.
"Keşke sende biraz öyle olsaydın, belki o zaman yalvardığın adamı elde edebilirdin." diyerek sırıttığımda yüzünde ki öfkenin nasıl çoğaldığını görebiliyordum. Böyle de eğlenceliydi fakat ben onun dağılan suratıyla zevke gelmek istiyordum. "Aslında bende tam seninle konuşmak istiyordum, ne büyük tesadüf."
"Ya öyle mi? Sevgilinin kollarımda nasıl inlediğini mi sormak istemiştin yoksa?" demesiyle tırnaklarımı tuttuğum ele daha çok geçirirken susması için uyarmıştım. Bu benim meselemdi ve hallederken oldukça eğlenecektim. Parmağımda ki yüzüğü yavaşça içeri doğru çevirirken bir yandan da onun kolunu bırakarak ileri doğru bir adım attım.
"Evet, doğru tahmin. Nasıl inlediğini bana gösterir misin lütfen?" diyerek ona yukardan baktığımda gözlerinde küçükte olsa gördüğüm korku pırıltısıyla sırıtışım daha çok büyüdü.
"Ne saçmalıyor..." sözünü bitirmesine izin vermeden tokatı suratına geçirdiğimde kafası hızla yana dönerken acı içinde inlemeye başlamıştı, işte tam olarak bundan söz ediyordum. Yüzüğün keskin hatları yüzünü çizerken beyaz teninde kan pıhtıcıkları oluşmasını sağlamıştı. Elini yanağına atarak nefret dolu bakışlarını bana çevirdiğinde geriye doğru bir adım atarak bu seferde tam yüzüne tekmeyi geçirdiğimde dengesini sağlayamayarak yere düşmüştü.
O sıra bize doğru atılan Arhan'la öfke dolu bakışlarım hızla ona döndü.
"Sakın!" diyerek tabiri caizse tısladığımda onunda sırıttığını fark etmiştim. İki elini de avucu bana bakacak şekilde yukarı kaldırarak geri çekildi.
"Asla, ben sadece bu harika manzarayı izleyeceğim." dedikten sonra gülmeye devam ettiğinde onu umursamayarak önüme döndüm. Düştüğü yerden beni izleyen bedene doğru adımlamaya başladığımda o da yerde sürünerek benden kaçmaya çalışıyordu.
Hızla yere eğilerek ayak bileğinden tuttuğum gibi kendime çektikten sonra parmaklarımı boynuna sardığımda gözlerini irice açarak ellerini ellerimin üzerine koyup beni durdurmaya çalıştı.
"O..." diye fısıldadıktan sonra yüzümü yüzüne yaklaştırarak, "BENİM!" diye haykırdığımda korkuyla gözlerini kapatmıştı. Hızla üstüne çıkarak bedenini sabitledikten sonra boynunda ki ellerimi ayırdım. Yumruk olan ellerim ardı sıra suratına çarptığında içimde ki öfke azalmak yerine daha çok artıyordu. Nefes nefese kalarak duraksadığımda ellerim tekrardan boynuna sarıldı. "Onunla değil bir daha konuşmak 2 kilometreden fazla yaklaştığını duyarsam o siktiğimin sıska boynunu dişlerimle kopartırım."
Baygın bakışları kapanmak üzereyken boynunda ki elimi çekerek parmaklarımı çenesine sarıp sıktım. Bu hareketimle yüzünü buruşturduğunda biraz daha sıkarak ona eğildim.
"ANLAŞILDI MI?!" dediğimde kafasını zorla olumlu bir şekilde salladığında iğrenç teninden ellerimi çekerek üstünden kalkıp karşısında ayağa dikildim. "Ha bu arada gerçekten güzel inlemiş." diyerek sırıtıp en sertinden bir tekmeyi de karnına geçirdikten sonra iki büklüm inleyen bedenini ardımda bırakarak arkamı döndüm.
Bizi kollarını göğsünde bağlayıp sırıtarak izleyen adama doğru adımlayarak tam karşısında durdum, ardımda ki kaşarın bizi izlediğini biliyordum ve son hamle için çok doğru bir zamandı. Elimi ensesine atarak onu kendime çektikten sonra sertçe dudaklarına yapıştığımda ağzımın içine inleyerek karşılık verdiği zaman neredeyse sırıtmak üzereydim, bu hali hoşuma gitmişti. Ellerini hızla belime yerleştirerek beni daha çok kendine çektiğinde son kez alt dudağını da emdikten sonra sertçe ısırarak kendimi geri çektim. Bakışlarım tehlikeli bir şekilde arkaya kaydığında bizi izleyen suratına bakarak hafifçe sırıtıp göz kırptım, adamı böyle göt ederlerdi!
Parmaklarımı Arhan'ın eline geçirerek motorlara adımlayacağım sırada beni kendine çekerek durdurdu.
"Hava iyice soğudu, arabayla döneceğiz. Motorları bizimkiler gelip götürdüler zaten." dediğinde bunu bile asla duymadığımı o an fark etmiştim, sinirlenince gerçekten gözüm dönüyordu. Başımı olumlu anlamda salladığımda elimi sıkıca tutarak beni arabanın yanına doğru yönlendirmişti. Öncelikle benim kapımı açarak referans yaptığında gözlerimi devirerek arabaya bindim, ardından da kendi yerine geçtiğinde sonunda yola koyulmuştuk. O kaşarı dövmek beni öyle bir rahatlatmıştı ki şu an dünya yansa yine de umrumda değildi.
Başımı arkaya yaslayarak bakışlarımı onun sırıtan yüzüne çevirdim, kahkaha atmamak için yanağının içini ısırdığını buradan bile görebiliyordum. Araba gittikçe sıcak olmaya başladığında üzerimde ki deri ceketi çıkartarak arkaya fırlattım, ardından tekrar aynı pozisyonu aldım. Bakışları bir anlığına bana döndükten sonra tekrar önüne dönmüştü ki hızlıca tekrar bana döndüğünde gözleri yavaşça aşağı doğru kaymıştı, dekoltemden dolayı ve şu anda yan durduğum için oldukça firikik verdiğim göğüslerime bakıyordu. Ağır bir şekilde yutkunduğunda bakışlarım hareket eden adem elmasına kaydı, dişlerim boynuna geçmek için adeta kamaşmışlardı.
Hızla bakışlarını yola çevirerek gaza yüklendiğinde bu sefer sırıtan bendim, sanırım biraz oyundan bir şey olmazdı.
"Sen şimdi benim kocamsın yani?" derken sol elimi de bacağına koymuştum. Bedeni anında elimin altında kasılırken bakışları yavaşça bacağında ki elime düştü, ardından bir kez daha yutkunduktan sonra tekrar yola dönmüştü.
"Evet, öyleyim." diyerek hafifçe öksürdüğünde bile zorla konuştuğu anlaşılıyordu. Ben şimdi üç yılın acısını çıkartmaz mıydım?!
Dikkat et o da senden çıkartmasın!
Düşüncesi kulağa fena gelmiyordu, onunla yaşadığım her anı özlemiştim. Elimi biraz daha yukarı kaydırarak bacağının üst kısmını sıktığımda elleri direksiyona daha sıkı tutunmuştu, ereksiyona uğrayan erkekliğini fark edebiliyordum.
"Peki biz nereye gidiyoruz şu anda, kocam?" dediğimde araba o kadar ani bir şekilde firen yapmıştı ki bir kolunu göğsüme dayayarak beni durdurmasaydı cama kafa atabilirdim, emniyet kemerinin önemiydi işte!
Göğsümde ki elini çeneme getirerek yüzümü hızla kendine doğru çektiğinde gözlerim istemsizce kocaman açılmıştı. Göz bebekleri öyle çok büyümüştü ki neredeyse yeşillerini kaplamıştı, burnundan hızlıca alıp verdiği nefesleri yüzümü yalarken bu sefer yutkunan ben olmuştum.
"Kaşınma Sâye!" diyerek çenemi biraz daha sıktığında kendini tutmaya çalıştığını anlayabiliyordum. Ölmek vardı dönmek yoktu! Elimi biraz daha yukarı kaydırdığımda artık tam olarak erkekliği avucumun içindeydi. Boğazından dökülen hırıltıyla boşta olan eli sertçe koltuğumun arkasını kavrarken gözlerini kapattı.
"Nedenmiş o?" diye pişkin bir şekilde sorduğum sırada arabanın içini dışardan gelen korna sesleri doldurmuştu. Yolun ortasında dan diye durduğumuz için arkada araba birikmişti tabiki de! Elimi çekerek kendimi geriye doğru çekmeye çalışmıştım ki çenemde ki eli buna izin vermemişti. Kornalar git gide artarken Arhan bir anda beni bırakıp dışarı fırladı, kaşlarım çatılırken bende ardından hızla dışarı çıkmıştım. Hızla tam arkamızda hala kornaya basan adamın arabasına doğru ilerledikten sonra yumruğunu cama çarptı, hafifçe vurduğu kırılmayan camdan belliydi.
"O kornaya bir daha basarsan söker sana takarım. Duydun mu?!" diye haykırdığı sırada yanına vararak kolundan çekip bana bakmasını sağladım. Çekiştirerek geriye doğru götürürken bakışlarım arabada ki adamla çakışmıştı, korkudan gözleri büyümüştü. Bizim arabanın yanına geldiğimizde önüne geçerek ellerimi yanaklarına dayayıp bana bakmasını sağladım.
"Sen kendini içeri attırmaya mı çalışıyorsun?" dedim adeta sinirden tıslayarak. Cevap vermeden yüzüme bakmaya devam ettiği sırada ardımdan gelen sesle bakışlarımı oraya çevirdim.
"Bir sorun mu var?" diyerek bize yaklaşan trafik polisiyle neredeyse çığlık atmak üzereydim. Bir sen eksiktin! Arabadan çıkmadan önce son anda ceketimi giydiğim için kendime minnettar doluyken cebimden kimliğimi çıkartarak polise doğru yöneldim.
"Cumhuriyet savcısı Lavinia Ar..." dedikten sonra aklıma gelen soyisimle duraksamıştım. "Demir."
"Merhabalar savcım, biz sesleri duyunca bir bakalım dedik. Bir problem yok değil mi?" diyerek karşımda hazır ola geçen polisle kimliğimi tekrardan cebime koyarak ona döndüm.
"Bir sorun yok, gidebilirsiniz."
"Peki savcım, iyi günler." dedikten sonra arkasını dönüp ilerlediğinde bende arkamı dönüp arabaya gidecektim ki arabasına yaslanarak yüzünde ki sırıtışla beni izleyen Arhan'la karşılaşmıştım. Gözlerimi devirerek tekrardan yerime geçip oturduğumda o da bir süre sonra yanıma oturarak arabayı çalıştırmıştı.
"İnsanı deli edersin Arhan, adama niye saldırdın şimdi?" derken kollarımı göğsümde bağlamıştım.
"Sinirimi bozdu." dediğinde bakışlarım hızlıca ona döndü.
"Pek sinirin bozulmuş gibi bir halin yok." dedim hala sırıtan suratına ithafen.
"Sakinleştiren saolsun." diyerek bana doğru dönüp göz kırptığında derince bir nefes alarak önüme döndüm. Kızamıyordum da lanet herife! "Bu arada evimize gidiyoruz."
"Evimiz?" dedim soran bir sesle tekrar ona dönerken.
"Kırmızı ışıklı olan." dediğinde boğazımın kuruduğunu hissedebiliyordum. O ev çok şeydi... ihtiraslı!
Tek kelime etmeden önüme döndükten sonra zihnimde dönenlerle yüzümün ısındığına yemin edebilirdim. Geri kalan araba yolculuğu boyunca ikimizden de ses çıkmazken orman yolundan geçtikten sonra denizin hemen dibinde ki simsiyah iki katlı o evin önünde durmuştuk. Arabadan inerek bakışlarımı karanlık denize çevirdiğimde o ise arabayı kitleyerek yanıma gelip elimi sıkıca kavradıktan sonra ikimizi de eve yönlendirdi. Yavaş yavaş gece yarısına yaklaştığımız için hava bir hayli soğumuştu ve biraz daha dışarda durursam buzdan bir heykele dönebilirdim.
Eve girdikten sonra Arhan önden ilerleyerek duvarda ki düğmeye dokunduğunda beyaz ışıklar evi aydınlatmıştı, kırmızı ışıklar nerdeydi ki? Ben onları daha çok sevmiştim.
"Yeni mi aldın burayı?" diye sordum içeri doğru adımlarken.
"Yeni yaptırdım." dedikten sonra bakışlarını bana çevirdiğinde bende o sırada ceketimi çıkartarak etrafta koyacak bir yer aramıştım, portmanto yoktu. "Mekanik olan tüm kısımlarını da ben yaptım." dediğinde benimde bakışlarım ona dönmüştü, tabi ya adam makine mühendisiydi!
"Güzel olmuş baya." dediğim sırada sesim gittikçe içime kaçmaya başlamıştı.
Noldu? Arabada yüksekten atıyordun.
Ne bok yiyecektim şimdi ben? Bakışları pek tekin gözükmüyordu.
Naneleri yerken bana mı sordun?!
Zihnimi tekrardan bana doğru yaklaşan adama odaklandırdığımda o da ceketini çıkartarak yere fırlatmıştı. Tam önümde durarak bana yukardan baktığında yüzünü daha net görebilmek için kafamı yukarı kaldırmam gerekmişti, dev adam! Elimde ki ceketi de alıp hızla yere fırlattığında elini belime dayayarak beni sertçe kendine yapıştırdı. Ellerim anın telaşıyla omuzlarına tutunurken nefesi neremden alacağımı bile unutmuştum.
"Evimize hoşgeldin." dedikten sonra bir elini belimden çekerek parmaklarını şıklattığında beyaz ışık sönerek yerini kırmızı ışıklara bırakmıştı. Gözlerim şaşkınlıkla büyürken etrafıma bakakaldım, ev cidden çok güzeldi.
"Çok güzel." dedim bastıramadığım hayranlığım sesime yansırken.
"Gezmek ister misin?" dediği sırada başımı olumlu anlamda salladığımda belimde ki eliyle beni salona yönlendirmişti. Yüksek tavanlı salonunun bir duvarını boydan boya camlar kaplıyordu, odanın köşelerinde yer alan ledler sayesinde her yer kırmızıya boyanırken mobilyalar çoğunlukla siyah ağırlıklıydı.
Cama doğru yavaşça adımladığımda deniz sanki ayaklarımın altında gibiydi, manzara pahabiçilemezdi. Belimden sarılan kollarla kendimi arkamda ki bedene yasladım.
"Rüyalarında ki gibi mi?" diye sorduğunda bakışlarımı camdan çekerek yavaşça ona çevirdim.
"Rüyalarımın pek güzel olduğu söylenemez." dediğimde zihnimde son gördüğüm rüya çınlamıştı, kesinlikle o hariçti...
"Biliyorum." dediğinde kollarının arasında arkamı dönerek onunla yüzyüze geldim.
"Bilmene imkan yok, rol kesme."
"Emin misin?" Diye sorduğunda yüzümde ki sırıtış artmıştı.
"Hiç kimseye anlatmadım Arhan, biliyor olman imkansız." derken bir yandanda bilmiş bir şekilde gülüyordum.
"Tamam o zaman seninle küçük bir oyun oynayalım, eğer bilirsem istediğim her şeyi yapmak zorunda kalırsın." dediğinde kaşlarım hafif çatılmıştı. Biliyor olabilir miydi? Ama bu imkansızdı.
"Peki, kabul. Ama ben kazanırsam sen benim isteğim her şeyi yapacaksın."
"Kabul." diyerek sırıttığında daha çok işkillenmiştim. "Bir ormanda uyanıyorsun ardından beni görüyorsun, gitmemem için yalvarıyorsun lakin sonrasında her yerde bizim cesetlerimizi görüyorsun, sonrasında da çığlık atarak uyanıyorsun."
Hassiktir!
"Nasıl?" derken gözlerim büyümüştü. Siktir! Bu kadar nasıl bilebilirdi?
"Uykunda sayıklıyorsun bebeğim." dediğinde gözlerimi sıkıca yumarak derin bir nefes aldım. Salak Lavinia! Adam açıkça bildiğini belli etti işte, niye atlıyorsun boş yere?
"Sapık gibi her gece odama daldığını unutmuşum." diyerek gözlerimi devirdiğimde belimde ki elini sıkılaştırarak beni daha çok kendine yapıştırmıştı.
"Sadece senin sapığın."
"Ah canım benim, nasıl minnettarım anlatamam." diye dalga geçtiğimde tek kaşı seksi bir şekilde havalanmıştı. Adamın her hareketi seksiydi!
Kocamda kocam, paşamda paşam.
"Sizin diliniz sanki biraz fazla mı uzamış küçük hanım?" dediğinde ellerimi omuzlarına atarak ona daha çok yaklaştım.
"Huyum kurusun."
"Soyun." diyerek sırıttığında gözlerim açılmıştı.
"Ne?" diye bir tepki istemsizce dudaklarımdan dökülüverdi.
"Belden aşağısını tamamen çıkart." dediğinde ondan uzaklaşmaya çalışmıştım ki belimde ki eli buna izin vermemişti.
"Hani dokunmayacaktın?"
"İstemiyor musun?" diye sorduğunda bende tereddüt etmiştim. İstemiyorum desem külliyen yalan olurdu! Buna cevap vermeyerek bakışlarımı kaçırdığımda ellerinin pantolonumun düğmesine doğru gittiğini hissetmiştim. "Bende öyle düşünmüştüm."
"Ama şey... acıktım ben. Yemek yiyelim." diyerek hızla elini tuttuğumda dudaklarında ki tehlikeli sırıtış büyümüştü.
"Yemek yiyeceğiz zaten güzelim, aklından ne geçti ki?" dediğinde kaşlarım çatılmıştı. Soyun dememiş miydi o?
Ellerimi ellerinin üstünden çekerek düğmeyi açtığında içinde ki taytla karşılaşmıştı. Tek kaşını kaldırarak tekrar bana baktığında bu sefer gülmeye başladı.
"Hem yemek yiyeceğiz diyorsun hem soyuyorsun, anlamadım ki ben." diyerek sinirle ellerini itmeye çalışmıştım ki dudaklarını sertçe dudaklarıma yasladığında tüm hareketlerim duraksamıştı. Tadı... tadını öyle çok özlemiştim ki. Benim şaşkınlığımdan yararlanarak alt kısımda ki her şeyi aşağıya ittiğinde karşısında neredeyse çıplak kalmıştım. Elini enseme atarak beni daha çok kendisine çekip üst dudağımı emmeye başladığında dış etkenlerle tamamen etkileşimi kesmiştim, tek düşündüğüm dudaklarıydı.
Belime sardığı kollarıyla bir ara havalandığımı hisseder gibi olduktan sonra dudaklarını ayırdığında daha fazlasını istiyordum, tam ona doğru tekrar atılacakken dudaklarımın üstüne parmağını dayayarak hafifçe geri çekildi. Gözlerimi sinirle yeşillerine diktim.
"Acıktım, çok acıktım." dediğinde kaşlarım sözlerini anlamayarak çatıldı. Adımlamaya başladığında daha yeni nerede olduğuma bakmak aklıma gelmişti, kucağındaydım ve altım tamamen çıplaktı. Tekrardan yeşillerine baktığımda anlamaya çalışıyordum, bir şey yaşanmayacaksa ben niye çıplaktım. Bu da bir tür ceza mıydı?
Mutfağa adımladıktan sonra beni masanın üstüne bırakarak buzdolabına yöneldiğinde bile ağzımdan tek kelime çıkmamıştı fakat zihnim oldukça sesliydi. Elinde büyükçe bir kaseyle bana doğru döndükten sonra yanıma bırakarak tam önümde ki sandalyeye oturup bacaklarımı iki yanına doğru ayırmıştı. Bakışlarını biraz aşağı doğru indirse şu an her şeyi görebilirdi fakat onun gözleri sadece gözlerime odaklıydı. Parmaklarını kaseye vurarak dikkatimi oraya çektiğinde bakışlarımı çevirdim, bir kase dolusu zeytinyağlı sarma vardı.
"Ye bakalım." dediğinde bakışlarım tekrar ona döndü.
"Bu halde!" dedim şok içinde bir ifadeyle. Etraf kırmızı ışıklar yüzünden her ne kadar biraz loşta olsa yine de her şey belli oluyordu, lanet olsun tüm her şey meydandaydı!
"Hadi ye!" dedi tekrardan kaseye vurarak. Yaptığımızın saçmalığını boşverip sarmadan bir tane alarak ağzıma attığımda gözlerim istemsizce kapanmıştı. Üç yıldır ağzıma bir kez olsun sürmemiştim ve kesinlikle bu tadı oldukça özlediğimi hatırladım. Peşpeşe bir iki tane attığım sırada bakışlarım sırıtarak beni izleyen adam kaydı, elimdekini dudaklarına doğru uzattığımda kafasını yana çevirerek elimden uzaklaşmıştı. "Ağzımda tek bir tat olsun istiyorum, belki sonra."
Umursamayarak yemeye devam ettiğimde kaseyi neredeyse yarılamıştım. Tam elimde ki sarmadan bir ısırık daha almıştım ki kadınlığıma temas eden parmaklarla bedenim aniden titredi, bakışlarım hızla ona kaydığında yüzünde ki tehlikeli sırıtışı hala varlığını koruyordu.
"Sen ciddi olamazsın." dediğimde parmağı tam klitorisimin üstünde hareket etmeye başlamıştı.
"Elindekini ye ve yenisini al." diyerek parmağını hızlandırdığında inleyerek kafamı geriye doğru atıp bedenimi büktüm. Titreyen elimde ki sarmayı ağzıma attığımda parmakları yavaşlamıştı, hızla ağzımda ki yutarak bakışlarımı ona çevirdiğimde önünde kaseyi bana doğru itti.
"Bu saçmalık Arhan!" dediğim sırada başını bacaklarımın arasına yaklaştırdığında sıcak nefesini bana doğru üflemişti. Bu hareketiyle bütün bedenim kasılırken çığlık atmamak için sertçe alt dudağımı ısırdım.
"Al dedim." diyerek tekrar nefesini vererek konuştuğunda delirmek üzereydim. Titreyen elimle kaseye bakmadan bir tane alarak ağzıma attığımda ne zaman durduğunu bile fark edemediğim parmağı tekrar hareket etmeye başlamıştı. Kendimi istemsizce eline doğru iterken bulduğum sırada ağzımda ki lokmayı yutarak dirseklerimi masaya dayayıp daha çok geriye doğru yaslandım. Parmakları daha çok hızlandığında dişlerimi dudaklarıma daha sert geçirmeye başlamıştım, beni delirtiyordu.
"Dudaklarını serbest bırak, sesini duymak istiyorum." derken parmağını bir kez daha içime ittiğinde kendimi tutamayarak çığlık atmıştım. "Bir tane daha al."
Ellerim artık itiraz etmeden kaseye uzanarak bir sarmayı alıp dudaklarıma yönelttiğinde parmağını içimde hareket ettirmesiyle bedenim sertçe masaya düştü. Ağzımda ki sarmayı zor bela yutarken o ise yutana kadar elini hareket ettirmemişti. Ardından parmağı içimde kıvrıldığında kafamı geriye atarak inlemiştim, bu çok... başka bir şeydi.
"Yeter!" dedim zor bela çıkan sesimle. Neden yeter demiştim onun bile farkında değildim. Parmağını geriye doğru çıkartıp tekrar içime yolladığında bacaklarım daha çok titremeye başlamıştı, uzun süredir tatmin olmayan bedenim yaşadığı ani arzuyla kafayı yemişti sanki.
"Siktir! Hala çok darsın." diyerek fısıldadığında nefesinin çarpmasıyla ellerim yanda yumruk oldu. "Çıkan sesi duyabiliyor musun? Beni nasıl arzuladığının sesini?" derken parmağını hızlandırdığında elim yanda bir şeye çarpmıştı ve ardından yüksek bir ses dolmuştu mutfağa ama şu an bu umrumda bile değildi. "Ah! Kokun...kokun beni deli ediyor, zıvanadan çıkartıyor."
"Ah! Araf!" diyerek inlediğimde bedenim daha çok titremeye başlamıştı, sona yaklaştığımı hissedebiliyordum.
"Sikeyim." dedikten sonra kadınlığıma temas eden dudaklarıyla çığlık atarak saçlarına tutundum. Bir yandan parmakları içime hızla girip çıkarken diğer yandanda dili ve dudaklarıyla bana eziyet ediyordu. Saçlarına daha sert asılarak onu geriye çekerken kendimi de ona daha çok bastırıyordum, değişik bir ikilemdeydim. İnlemelerim daha çok artarken parmaklarını içimde kıvırarak klitorisime dişlerini geçirdiğinde patlama noktasına gelmiştim.
"Araf! Ah siktir!"
Tüm bedenim ani bir titreme dalgasıyla orgazma ulaştığında bedenim havalanarak hızla yere çakıldı. Kafasını ve parmaklarını geri çekerek bakışlarını bana çevirdiğinde yaşadığım şiddetli orgazmın etkileri hala sürüyordu. Bayık bakışlarım ona döndüğünde eskaza parmaklarını yaladığını fark edebilmiştim.
Bana doğru yaklaşan yüzüyle önce göğüs arama öpücük bıraktıktan sonra sertçe dudaklarını dudaklarımla buluşturduğunda inleyerek ona karşılık verdim. Dudaklarından kendi tadımı alırken bacaklarıma temas eden parmaklarıyla onları kaldırıp beline sardıktan sonra diğer elini de belime yerleştirerek havalanmamı sağlamıştı.
"Evi gezdirme sözüm vardı." diyerek dudaklarımın üstüne doğru nefes nefese kalmış bir şekilde konuştuktan sonra adımlamaya başladığında onu umursamadan tekrardan dudaklarına atıldım. Tek bir saniye ayrı kalmaya tahammülüm yoktu. Alt dudağını dudaklarımın arasına alarak şehvetle emdiğimde merdivenlerden çıktığını hissedebiliyordum. Nefes almak için geri çekildiğimde hiç beklemeden dudaklarını boynuma indirerek önce küçük öpücükler bıraktıktan sonra tenimi dişlerinin arasına alarak çekiştirdi.
Ellerimi saçlarının içinden geçirerek kafamı arkaya yatırdığım sırada sırtımı bir yere yaslamıştı. Gözlerimi açarak etrafa baktığımda bir üst kata çıkarak koridorun sonuna geldiğimizi fark ettim, kafasını boynumdan ayırmadan elini uzatarak kapıyı açtıktan sonra ikimizi de içeri soktuğunda dudaklarını boynumdan ayırarak tekrar dudaklarımla buluşturdu.
Yumuşak saçlarını çekiştirirken dilime temas eden diliyle dudaklarına doğru inledim, tüm algılarımı darmaduman etmişti. Sırtımı tekrardan bir yere yasladığında dudaklarını çekerek alnını alnıma yasladı.
"Burası... çalışma odamız." diyerek nefes nefese konuştuğunda etrafı süzecek halim bile yoktu, yarın ayık kafayla bakardım. Onu umursamadan tekrar dudaklarına atılacakken hızla geriye çekildiğinde kaşlarım çatılmıştı, onu istiyordum. Ellerini belimden çektikten sonra beni raflara daha çok sabitleyerek üstümde ki kazağın önünü tutup ikiye ayırdığında kazak ellerinin arasında parçalanmıştı.
"Kıyafetlerimi yırtmaman gerek." derken bende aynı onun gibi nefes nefeseydim. Beni hafifçe geri çektikten sonra kazağın omuzlarımdan süzülmesine izin vererek tekrar raflara yaslarken elini cebine attı. Çıkardığı bıçağı hemen tanımıştım, ona doğum gününde aldığım bıçaktı. Bıçağı açarak boğazıma dayadığında dudaklarım tehlikeli bir sırıtışla kıvrıldı.
"Ya benim olursunuz ya da ölümü kabul ederseniz küçük hanım." dediğinde daha çok gülmeye başlamıştım. Sırf bana yanlışlıkla bile olsa zarar vermemek için bıçağın ters yüzünü boynuma tutuyordu, ben bu adamı yerdim.
"Tüh, mecburen sizin olacağız artık." dediğimde o da gülmeye başlarken bıçağı boğazımdan çekerek sütyenin ortasına getirip bir anda aşağı indirdiğinde sütyen de iki parçaya bölünmüştü. "Ne dedim ben az önce?"
"Bugün benim dediklerimi yapıyoruz güzelim." dediğinde elinde ki bıçağı ilerde ki masanın üstüne fırlatarak tekrardan dudaklarıma atılmıştı. Üzerimden sütyeni de çıkardığında artık karşısında tamamen çırılçıplaktım ama o oldukça giyinikti.
Üst dudağını emerek dilimi dudaklarından içeri yolladığımda dili beni ustalıkla karşılamıştı. Dudakları dudaklarımı sertçe talan ederken aklım tekrardan bulanmaya başladı, tek düşündüğüm oydu. Dudaklarımdan ayrılarak yavaşça aşağı doğru inmeye başladığında kafamı arkamda ki raflara yasladım, dudakları önce göğüs arama küçük bir öpücük bıraktıktan sonra derince bir nefes aldığında elini hızla kafamın yanında rafa dayayarak güç almaya çalıştı.
"Kokun için tüm dünyayı yakabilirim." diyerek kafasını hareket ettirdiğinde batan sakallarıyla inleyerek kafamı daha çok raflara bastırdım, bu his çok hoşuma gidiyordu. "Burası kokunun hazinesi gibi, o tatlı kokun beni çıldırtıyor." dedikten sonra dudaklarını tekrar bastırdıktan sonra geri çekildiğinde bir süre gözlerimi açmadan beklemiş fakat hala bir şey olmadığını fark edince tam açtığım sırada göğüs ucumu dudaklarının arasına hapsetmişti.
İnleyerek saçlarını çekiştirdiğimde dişlerini geçirerek kafasını geriye doğru çekerek dişlerinin arasında göğsümün hafifçe tahriş olmasına izin vermişti. Bunun canımı yakması gerekirken tek hissettiğim oldukça yoğun bir şehvetti. Ya delirmiştim ya da bu sadece Arhan etkisiydi!
Diğer göğsüme de aynı muameleyi uyguladığında hassaslaşan göğüslerimle artık çığlık atmaya başlamıştım. Bacaklarımın arası zonklarken artık kafayı yemek üzereydim, onu içimde istiyordum.
"Arhan...lütfen." dediğimde duraksayarak kendini geri çekmişti.
"Ne dedin?" diye sorduğunda baygın bakan gözlerimi açarak zor bela ona baktım.
"Lütfen."
"Ondan önce." dediğinde neyi sorduğunu anlayamıyordum. Zihnim beni tamamen terk etmişti sanırım.
"Arhan." dediğimde raftaki elini çekerek hızla boynuma sarıp kafamı raflara yaslamamı sağlamıştı. Alt kısmını bana doğru bastırdığında kadınlığıma sürtünen pantolonun kumaşıyla inleyerek dişlerimi tahriş olmuş dudaklarıma geçirdim.
"Benim adım, sadece sana özel, neydi Sâye?" derken dudaklarımda dilini gezdirdiğinde boynumda ki elini biraz daha sıkılaştırmıştı.
"Araf." dediğimde dişlerini sertçe alt dudağıma geçirdikten sonra geri çekilerek beni de yere bıraktığında titreyen bacaklarımdan dolayı arkamda ki rafları tutunarak ayakta kalmaya çalıştım. Üzerinde ki kazağı hızla çıkardıktan sonra pantolonunu da çıkardığında tekrardan bana yönelmişti. Ellerini başımın iki yanından raflara yaslayarak bana doğru eğildiğinde şehvetle parıldayan yeşillerine baktım.
"Demek ki neyi kullanman gerekiyormuş?" diyerek başını daha çok yaklaştırdığında gözlerimi gözlerinden bir an olsun ayıramıyordum. Tehlikeli bakan yeşilleri daha çok ıslanmama neden oluyordu.
"Araf'ı."
"Aferin benim küçük kızıma." dedikten sonra yanağıma bir öpücük bırakarak geri çekildiğinde kaşlarım çatılmıştı, beni bu şekilde bırakacak mıydı? Hemen sonrasında önümde dizlerinin üzerine geldiğinde bu fikrimin yanlış olduğunu hemen anlamıştım, fakat sanırım bırakması için her an yalvarabilirdim. "Şimdi madenini benim için tekrardan aç küçük kızım."
Sözlerinin ardından başımı olumsuz anlamda salladığımda tek kaşı pişkin bir şekilde havaya kalkmıştı, ne olursa olsun şu duruma alışamıyordum. Dudaklarını orada hissetmek Çin işkencesiyle eşdeğerdi. Kafasını bana daha çok yaklaştırarak alttan yukarı bana baktığında yüzü tam bacak aramla aynı hizadaydı. Ellerim raflara daha sıkı tutunurken bir anda kollarını bacaklarımdan geçirerek onları omuzlarına aldığında bir nevi omuzlarına oturmuştum.
Nefesini daha yakından hissederken çığlık atarak başımı geriye yasladım, kesinlikle işkenceydi. Yavaşça dilini çıkartarak boydan boya yaladığında artık inlemelerim durdurak bilmiyordu. Kendimi istemsizce ona doğru iterken kalçama vuralan ani bir şaplakla çığlık atarak gözlerimi ona çevirmek zorunda kaldım.
"Buna alışsan iyi edersin, doymak için yemeğime ihtiyacım var ve ben çok aç bir adamım." diyerek konuştuğunda nefesini vermemesi için yalvarabilirdim, bu deli ediciydi. "Bakışlarını benden ayırdığın an dururum güzelim." dediğinde başımı hızla olumsuz anlamda sallamıştım. Buna dayanamazdım.
Dilini tekrardan gezdirdiğinde inleyerek bir elimi raflardan çekip saçlarının içinden geçirdim. Yeşillerini benden bir an olsun ayırmadan dilini hızlandırdığında gözlerimi kapatmamak için kendimle savaş veriyordum. İnlemelerim bir an olsun durmazken bedenim zangır zangır titriyordu. Elleri kalçalarımda bana destek olurken dilini içime hızla sokup çıkarmasıyla saçlarının arasında ki elimle kafasını çekmeye çalıştım.
"Araf...lütfen." demiştim ama neye lütfen dediğimi bile bilmiyordum. "Lütfen."
"Ne istediğini söyle?" dedikten sonra dişlerini hafifçe klitorisime geçirdiğinde çığlık atarak inlemiştim.
"Ah! Bilmiyorum...bilmiyorum, lütfen." derken cümlenin saçmalığını bile düşünemez haldeydim. Gelmek istiyordum ama bir hızlanan sonrasında yavaşlayan dili buna izin vermiyordu.
"Bana ne istediğini...söylemek zorundasın." dediğinde o da tıpkı benim gibi nefes nefeseydi.
"Seni, sadece seni. Lütfen!" dediğimde omuzlarında ki bacaklarımı iterek hızla ayağa kalkıp dudaklarını dudaklarıma yasladı. Elleri bir süre bedenimden uzaklaştıktan sonra tekrar bacağıma dokunduğunda sol bacağımı kaldırarak arkadaki rafa koymamı sağladı.
"Daha fazla hasret gidermek istiyordum ama dayanamıyorum. Öyle çok özledim ki; sıcaklığını, darlığını, seni..." derken kadınlığıma yasladığı erkekliğiyle inleyerek başımı sertçe rafa çarpmıştım. Bir eli sıkıca çeneme sarıldığında bakışlarım yeşilleriyle çakışmıştı, tam o anda kendini içime doğru kaydırdığında ikimizde oldukça yüksek bir seste inlemiştik. Dudakları sertçe dudaklarımı bulduğu sırada kendini yavaşça içime doğru itmeye başlamasıyla tırnaklarımı omzuna geçirdim.
Dilimi emerek geri çekildikten sonra bakışlarını gözlerime çıkartarak kendini geri çekip ardından tamamen içime girdiğinde dudağımdan çıkan çığlık dudaklarının arasında kaybolmuştu. Alışmam için bana fırsat verdikten sonra kalçalarımı hareket ettirerek daha fazlasını istediğimde gittikçe hızlanmaya başladı. İçimde sertçe hareket etmesiyle bedenlerimiz raflara her çarptığında birkaç kitap firar ederek yeri boyluyordu.
Alt dudağımı sertçe emerken bir yandan da bacaklarımı beline sararak daha çok hızlanmıştı, öyle ki üstümüzden neredeyse kitapların uçtuğunu hissedebiliyordum. Ardından belime sarılarak tekrar adımlamaya başladığında içimde ki varlığının git gide büyüdüğün fark etmiştim, o da benim gibi gelmek üzereydi. Kadınlığım daha fazla kasılarak onu içimde tutmaya çalışır gibi sıkıca sardığında sırtım yumuşak zeminle buluştu.
Dudaklarını dudaklarımdan ayırdıktan sonra alnı alnıma yaslayarak nefeslenirken hareketlerini daha da hızlandırmaya başladı. Tüm bedenim kasılarak titremeye başladığında sona yaklaştığımı hissedebiliyordum, tırnaklarım sertçe ensesine geçerken artık inlemekten sesim kısılmıştı.
"Siktir! Beni nasıl sardığını hissediyor musun? Bu sıcaklığın..." derken daha da hızlandığında artık sert bir şekilde içime girip çıkmaya başlamıştı.
"Araf!" dediğimde artık bedenim tamamen titremeye başlamıştı.
"Of!" derken onunda sona geldiğini anlayabiliyordum. Bedenimizle birlikte yatakta sertçe duvara çarpmaya başladığında içimden bir ses bilerek yatağı yere sabitlemediğini söylüyordu. "Seni seviyorum." diyerek kendisini son bir kez daha bana attığında içimde dolan sıcaklıkla bende patlamıştım.
"Ah! Seni delicesine... seviyorum." dedim haykırarak. Bacaklarım pelte kıvamını alarak yatağa düştüğünde o da nefes nefese kalmış bir şekilde kucağıma yığıldı. Mutluluğun resimini sorsalar sanırım size tam olarak şu anı gösterebilirdim.
"Daha bitmedi." diyerek kollarından destek alıp doğrulduğunda alık alık ona bakmaya başlamıştım.
"Ne?" dedim anlamayarak.
"Ev turu bitmedi." dedikten sonra içimden yavaşça çıkarak beni tekrardan kucağına alıp aşağıya doğru inmeye koyuldu. Başımı omzuna yaslarken hissettiğim huzurla şuracıkta uyuyabilirdim, o denli rahatlamıştım. Tekrar mutfağa girdiğimizde başımı kaldırarak ona baktım.
"Yemek falan yiyemem Araf, boğazıma kadar doluyum." dediğimde sırıtarak cama doğru ilerleyip sırtımı cama yasladığında dudakları kıvrıldı, altımda ki erkekliğinin tekrardan ereksiyon olduğunu hissedebiliyordum.
"Ben doyabileceğimi sanmıyorum." derken beni kucağından indirerek hızla döndürüp manzaraya bakmamı sağlamıştı, hava hafif kızıllanırken güneş yavaşça görünmeye başlamıştı. Elini tenimde gezdirerek kadınlığımda durdurduğunda inleyerek kafamı omzuna yasladım. "Acıyor mu?"
"Hayır." dedim anında cevap vererek. Sonrasında hızla belimden iterek eğilmemi sağladığında ellerim karşımda ki cama tutunmuştu.
"O zaman biraz acıyabilir." demesinin hemen ardından bir anda içime girmesiyle çığlık atarak alnımı cama yasladım. Kadınlığım sızlarken bundan zerre pişman değildim, daha fazlasını istiyordum. Birazdan söyleyeceğim şey için sanırım sonra utanacaktım ama şu anda umrumda değildi.
"Araf." dediğimde içimde yavaşça hareket etmeye başlamıştı.
"Emret güzelim."
"Beni sertçe becermeni istiyorum." dediğimde elleri boynumu sararak beni hızla bedenine yasladığında inleyerek eline tutundum.
"Hayır, sen benim iyice ipleri koparmamı istiyorsun güzelim." diyerek geriye doğru çıkıp içimi tekrardan sertçe doldurduğunda inleyerek kendimi daha çok ona bastırdım.
"İpleri sikeyim kocam." dediğimde içimden aniden çıkarak beni döndürüp bacaklarımı beline doladıktan sonra tekrardan içime daldığında aynı zamanda sırtımı da sertçe cama yaslamıştı.
"Kocan seni tek lokmada yutar." derken dudaklarıma dudaklarını yaslayarak hareket etmeye başladığında her hareketinde bedenim sertçe cama çarpıyordu.
"Ona ne şüphe." diyerek dudaklarının arasına inlediğimde kalçama bir şaplak atarak daha da hızlanmaya başlamıştı. Parmakları sertçe kalçama geçerken dişlerini de dilime geçiriyordu, bedeniyle bedenimi tamamen hırpalarken bundan oldukça memnundum. Üst dudağını sanki hayatım buna bağlıymış gibi emerken tırnaklarımı da derisine geçiriyordum.
İçimde ki hareketleri hızlanırken arkamda ki camın sallandığını hissedebiliyordum. Nefeslenmek için geri çekilerek inlerken bir elini sertçe arkamda ki cama çarpmıştı.
"Of! Sikeyim. Güzelliğin beni mest ediyor." derken içime daha sert girmeye başladığı sırada elini tekrar cama geçirmişti ardımda ki cam yüksek bir sesle çatırdamaya başladı. Bedenimi hızla geriye çekerek arkasını dönmesiyle tuzla buz olan camla bakıştım bir süre, camı patlatmıştık. Dudakları boynumu talan ederken içimde ki varlığıyla adımlamaya başladığında istemsizce gülmüştüm, camı kırmıştık!
"Camı kırdık." dediğim sırada merdivenlerin ortasında durarak beni tırabzana yasladıktan sonra içimde hareket etmeye başlamıştı.
"Sence şu an sikimde mi?" diye sorduğunda cevabı çok net belliydi. İçimde ki varlığı gittikçe büyürken hareketleri daha da hoyratlaşmaya başlamıştı. Bu durum daha çok zevk almamı sağlarken saçlarından tutarak onu kendime çekip dudaklarına atıldım. Dudaklarımın arasına hırlarken beni yasladığı yerden kaldırıp tekrar adımlamaya başladı. Elini sertçe bir yere çarptıktan sonra açtığı kapıyla bir yere doğru adımlamıştı, dudaklarından ayrılarak etrafa baktığımda banyo olduğunu fark etmiştim. Hızla küvetin içine girdikten sonra beni yatırarak tekrar dudaklarıma atıldığında içimde ki hareketlerini hızlandırdı.
Bir elini belimden ayırarak küvetin kenarına koyduğunda kendini sertçe bana itmeye başladı. Çığlık atarak kafamı geriye çektiğimde bedenim tekrardan titremeye başlamıştı, artık kadınlığımın sızlaması hat safhaya ulaşırken tırnaklarımı göğsüne geçirerek sıkıca ona tutundum.
"Araf!" diye haykırdığım sırada daha da hızlandığında elini saçlarımın içinden geçirerek kafamı kendisine çekip dudaklarıma yapıştı. Benim gibi onunda daha fazla titremeye başladığında sona geldiğini anlayabiliyordum, içimde kasılan varlığıyla daha da çıldırırken dişleri mi sertçe alt dudağına geçirdiğimde ağzıma gelen kan tadını umursamamıştım.
Boğazdan gelen inlemeleri dudaklarımın arasında kaybolurken kendini son kez bana ittiğinde ikimizde aynı anda boşalmıştık. Kafam yorgunlukla geriye düşerken Araf'ta başını göğsüme dayayarak sakinleşmeye çalışıyordu. Bir süre sakince öyle durduğumuz da bir elim onun saçlarının arasına dalarak okşamaya başlamıştı, bacaklarımın arası ciddi anlamda sızlıyordu ama şu an önemsediğim son şeydi bu.
Elini küvetin kenarına dayayarak doğrulduğunda yeşilleri gözlerimle çakışmıştı. Öyle parıldıyordu ki kendi yansımamı içlerinde görebiliyordum, elimi yanağına kaydırarak okşadığımda kafasını çevirip avuç içime öpücük bıraktı. Kendini hafifçe geriye çekerek içimden çıktığında nefesimi tutmak gerekmişti, sanırım bir süre oturamayacaktım.
"Çok canını yakmadım değil mi?" diyerek alnıma bir öpücük bıraktığında olumsuz anlamda başımı sallayarak yakınımda ki gözlerine baktım. Aşık olmam için daha ne kadar harika olabilirdin acaba?
Kolunu geriye doğru uzatarak suyu ayarladıktan sonra açarak küvetin dolmasını sağladığında bakışlarımı ondan çekemiyordum, bedeninin çoğu yeri hilal şeklinde tırnak izleriyle doluydu. Bedenine kırmızı ışık vururken içimde tekrar bir şeyler fokurdadığında istemsizce gülümsemiştim, ona doyamıyordum. İçinde durduğumuz küvet bir hayli büyüktü, öyle ki o bile sığabiliyordu.
Suyu ayarladıktan sonra tekrar geriye çekilerek beni belimden kaldırıp kucağına alarak kendine yasladı. Küvete dolan ılık suyu karnımda ki sızıya iyi gelirken kafamı geriye atarak omzuna yasladım, boynuna bir öpücük bıraktığımda geri çekilerek dudaklarını dudaklarıma yasladı.
"Sana hep açken beni tekrar kışkırtma bebeğim." diyerek geri çekildiğinde dudaklarımda ki sırıtışla ona baktım.
"Sanırım bir süre oturamayacağım." dediğimde yüzü endişeli bir ifadeyle kasılmıştı.
"Çok canını yaktım."
"Hayır bebeğim, ben istedim. Ayrıca sadece ufak bir sızı var, sil şu yüzünde ki ifadeyi." derken bir elimi yanağına atarak okşadığımda burnunu burnuma sürttü.
"Beni o kadar fazla delirttin ki." dediğinde kıkırdayarak ona bakmayı sürdürdüm.
"Kurşun geçirmez camı kırdın aslancık." dediğimde o da gülmeye başlamıştı.
"Sahi o nasıl oldu ya?" diyerek tek kaşını kaldırdığında daha çok kahkaha atmaya başladım, surat ifadesi çok tatlıydı. Aklıma gelen anıyla gülüşüm sakinleşirken bakışlarımı yeşillerinden bir an olsun ayırmadım. Rüyam gerçek olabilir miydi?
"Araf."
"Söyle Sâye'm." dediğinde suyun içinde hafifçe doğrularak ona sarıldım.
"İyi ki geldin." dediğimde onunda kolları belimde sıkılaşmıştı.
"Ben hep burada olacağım birtanem." derken dudaklarını saçlarıma bastırdı.
"Bir daha bizi kimsenin ayırmasına izin vermeyeceğim." dediğimde kafasını kaldırarak yüzüme baktı. Yüzünde ki soru işaretleriyle kaşlarım kalkarken yeşillerine baktım.
"Zarfçı..." diyerek soran gözlerle baktığında dudağımın kıvrılmasına izin verdim. Tehlikeli bir şekilde göz kırptığımda onunda dudakları kıvrılarak bana gülümsemesini bahşetti. "Sana hayranım."
"Ben daha çok sevgilim." derken dudaklarına bir öpücük bıraktım. İçimde ki aşkım beni sarmalarken hiç olmadığım kadar mutluydum, bir daha o zamanlara dönmeyecektim.
Bir süre daha o şekilde suyun içinde kaldıktan sonra ayaklanarak hızlıca bir duş alıp odaya geçmiştik. Geriye doğru eğik duran yatak başlığını fark ettiğimde sırıtarak ona döndüm, arkasından sarılarak çenemi omzuna dayadığımda dolapta ki bakışlarını bana çevirmişti.
"Kırmadığınız bir yer kaldı mı beyfendi?" diyerek sırıttığım sırada dolaptan kendine ait tişörtlerden birini alarak bana döndü.
"Beliniz leydim." dediğinde gözlerim açılırken omzuna hafifçe vurdum.
"Arsız!"
"Hepsi senin yüzünden, bu kadar mükemmel olmamalıydın." dedikten sonra tişörtü kafamdan geçirerek giymemi sağlamasının ardından önümde diz çökerek iç çamaşırımı da giydirmişti.
"Size ayak uydurmaya çalışıyoruz işte." dediğimde o da hızlıca üstünü giyerek bana dönmüştü.
"Böyle konuşmaya devam edersen evi tekrardan turlarız güzelim." dediğinde gözlerime yalandan korku dolu bir ifade yerleştirerek hızla yatağın içine girdim. Kasıklarımda ki ağrı git gide kendini belli etse de umursamadım, gözleri en büyük ilacımdı. O da yanıma girerek uzandıktan sonra belime yerleştirdiği eliyle beni kendine çektiğinde kafamı göğsüne yaslayarak sıkıca sarıldım.
"Ev turlama fikri fena değildi aslında." diyerek çıplak göğsüne tırnağımı sürttüğümde hızla elimi tutarak beni durdurdu.
"Uyu, küçük azgın."
Sözlerinin ardından kıkırdarken gözlerimi kapatarak kendimi onun kollarında huzurlu bir uykuya bıraktım...
~~~~~~~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonuuu
Ben bir şey söyleyemiyorum....
Bu nasıl bölümdü ayol?!
Araf nefesimizi kestin!
Sizce nasıldı????
Yorum ve vote atmayı unutmayın olur mu???
Seviliyorsunuzzz
⚖️🖤
