~Bölüm Şarkıları~
Toygar Işıklı~Korkuyorum
Furkan Kızılay~Her Şey Senle
Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenim...
Nasılsınız ayol???
Ben biraz bölüm için heyacanlı olabilirim.
Yorum ve vote atmayı unutmayın olur mu???
İyi okumalar
Seviliyorsunuzzzz
⚖️🖤
Arhan Araf Demir'den...
Bedenimde ki acı dayanılmaz bir şekilde artarken elimde ki sigarayı dudaklarıma yaklaştırdım. Ben kendi meleğimi mi öldürmüştüm?
"Uyandığında ağzına sıçacak biliyorsun dimi?" diyen Can'la dudaklarımdan duman süzülürken bakışlarımı karanlık gökyüzünden çevirmedim. Yıldızlar bulutların ardına gizlenmişlerdi, aynı onun gözleri gibi...
"Umurumda değil."
"Senin neyin var? Tartıştığınızı söylediler, ağır mı konuştu Lavinia?" dediğinde bakışlarım sakince onun gözlerinden ayrılarak Can'a döndü.
"Biliyor muydun?" dedim elimde ki biten sigarayı yere atarken.
"Neyi?"
Dilimde oluşan zehir ağzımın içinde bir kasırga oluştururken boğazımdan aşağıya yakarak süzüldü.
"Karımın düşük yaptığını..."
"Ne?" derken şaşkınlığı yüzünden okunuyordu, bilmiyordu. Bakışlarımı tekrardan onun gözlerine çevirdim, aynı bu karanlık gökyüzü gibi yıldızları yok olmuştu benim güzelimin ve tek suçlusu bendim! "Bir saniye, Lavinia hamile miymiş?"
Duymak daha çok içimi kezzap gibi yakarken babamın eziyetlerinde bile bu kadar canımın yanmadığını fark etmiştim. Gözlerim sıkıca kapanırken sırf onun gözlerine benziyor diye gökyüzüne bile bakmaya utandım o an.
"Benim yüzümden... benim yüzümden çocuğum öldü Can. Söylesene o şerefsizden ne farkım kaldı benim?"
"Saçmalama Arhan, senin hiçbir suçun yok."
"O kızla beni gördüğü gün düşürmüş lan!" derken ellerimi sinirle saçlarımdan geçirdim. "Canı yanmıştır onun, çok üzülmüştür. Ben yanında bile olamadım, ben ona sarılıp onu sakinleştiremedim, ben onun gözyaşlarını silemedim..."
"Bana bak Arhan, kendine gel." derken elleri gömleğimin yakalarını sıkıca tutarak beni kendisine çevirdi. "Sen değil, o dalyarrak suçlu ve sana yemin ederim onu bu dünyadan sileceğiz. Ne Namık dayının ne de yiğenimin kanı yerde kalmayacak ama şimdi her şeyi düzeltmeye bak, onu tekrar kazan kardeşim."
Sözleri dağınık zihnimi yerine getirirken elimi kaldırıp gözlerimden akan yaşları sildikten sonra kafamı olumlu anlamda salladım. Her ne olursa olsun onu tekrar kazanacaktım...
~~~~~~~~
Lavinia Demir...
Ruhumun derinliklerinde isyan eden bir kadın çığlık atarken onu dinlememek için kalbimin sözlerine izin vermem gerekmişti. Bir elim sıkıca gitmesinden korkarcasına bileğine sarılmışken diğer bir elim ise hareketsizce yanağında duruyordu. Bir kez onu terk ederek kendi infazımı imzalamışken bunu tekrar yapamazdım, ben artık onsuz yaşayamazdım. Kalbim amansız bir oyunla mantığımı da yanına çekerken yavaşça dudaklarından ayrıldım.
Yeşilleri yaşadığı şokla kocaman açılırken dudakları hareketsizdi. Onu hayatım boyunca kimseyi sevmediğim gibi severken nasıl olur da tekrar bırakırdım? Sadece onu istiyordum, başka hiçbir şeyi değil. Sadece onu!
Hala hareketsiz durduğunu fark ettiğimde kendimi geri çekerek elimi yüzünden ayırdım. Etraf öyle sessizdi ki nefes seslerimiz bir tür uğultu oluşturuyordu. Sanki ruhum bedenimden ayrılmışta karşımda etten kemikten bana kınayıcı bakışlar atıyordu, neden hala tek kelime etmemişti? Belki de benden sıkılmıştı...
Hayır, gitmesine izin vermeyecektim!
Sessizlik kalbimi daha çok kırarken bakışlarımı ondan kaçırarak bileğine sarılı elime odaklandım. Parmaklarım bileğini öyle sıkı sarmışlardı ki tırnaklarım adeta derisine geçmişti.
"Son şansın." diyen sesle bakışlarımı tekrardan gözlerine çevirdim. "Benden, bu hayattan kurtulman için son şansın." dediğinde ne demek istediğini anlamıştım. Şimdi onu bırakıp gidersem peşimi bırakacağını ima etmişti, fakat ben bunu istiyor muydum? İşte orası tamamen muammaydı.
Üç yıldır kafayı yemiş bir şekilde sırf onu düşünmemek için işe vurularak kendimi bir robot haline getirmiştim ama şimdi anlıyordum ki ben onu delicesine ve karşı koyamayacağım kadar çok özlemiştim. Bana bakan yeşil gözlerini, bakarken büyüyen göz bebeklerini, gülerken sağ yanağında çıkan gamzesini; kısacası onunla ilgili her şeyi...
"Gitme." diye fısıldadım onun az önce dediği gibi. Hızla boynuma sarılan parmaklarla başım sertçe yastığa çarptığında üstüme eğilerek yeşillerini gözlerime dikti.
"Çok yanlış bir hata." dedikten sonra derin bir nefes alarak alnını alnıma dayarken gözlerini kapattı. "Ama bu hata için senelerce tanrıya şükredebilirim." sözleriyle daha çok rahatlarken benimde gözlerim kapanmıştı. Boğazımda ki eli sıkmak bir yana dursun varlığı bile neredeyse hissedilmiyordu, sanki bana dokunmaktan korkar gibi bir hali vardı. "Aynı savunmasız bir bebeğin annesine duyduğu özlem misali özledim seni, öyle çaresiz ve öylece sana muhtaç."
Dudaklarımdan tek kelime çıkmazken sözlerinin altında ezildiğimi hissediyordum, öyle güzel hislerini tarif ediyor ki her konuştuğunda kalbim ona karşı eriyordu sanki. Dudaklarıma küçük bir buse bıraktıktan sonra geri çekilerek kendini yan tarafıma atmış ardından hala bileğine sıkı sıkıya tutunan elimi iki avucunun arasına alarak yüzüne yakın bir yerde yastığa bırakmıştı. Elleri sanki gitmemden korkar bir şekilde elime sarılıyken gözlerimi açarak bedenimi hafifçe ona döndürdüm. Gözleri hala baygın bakıyorlardı, tam olarak iyileşmiş sayılmazdı ve dinlenmeye ihtiyacı vardı.
"Saklama o kurban olduğum sesini benden." diyerek başını tuttuğu elime daha çok yaklaştırdığında nefesi parmaklarımın arasından ahenkle dolaşmaya başlamıştı. Boşta olan elimi kaldırarak alnına koyduğumda elim az önce yaşadığım heyecandan dolayı buz kestiği için anlayamamıştım. Ardından elimi hafifçe ensesine doğru kaydırdıktan sonra uyguladığım hafif bir baskıyla alnını bana doğru uzattığında dudaklarımı yaslayarak ateşine baktım, teni ılıktı. Ateşi düşmüştü ama vücudu hastalıkla savaştığı için bitap düşmüş olmalıydı.
"Can'ı arasakta sana ilaç getirse olmaz mı?" dedim adeta mırıldanır bir şekilde. Sesim ciddi anlamda götüme kaçmıştı sanırım!
"Hayır." diyerek elime daha çok sarıldığında gözleri kapanmıştı. Sanırım biraz uyumasına izin versem iyi olacaktı, gözlerini zor açık tutuyordu zaten. Hafifçe yerimden doğrularak örtüye uzandığımda elimi daha sıkı kavramıştı, hızla örtüyü alıp üstümüze çekerek eski yerime geri yattım. Takıldığım küçük bir nokta vardı, normalde hep bana sarılan adam şimdi neden sadece elime tutunuyordu? Ona sarılma dediğim için miydi?
Bu durum içimi daha çok yakarken bir süre onu izledim. Kirpikleri öyle uzun ve düzgündü ki çoğu kadını kıskandırabilirdi, kaşları düzgün, burnu küçüktü. Hastalıktan dolayı yanakları hafifçe kızarmıştı ve bu ona öyle tatlı bir hava katmıştı ki ısırmamak için kendimi zorla tutmaya çalıştım. Ve dudakları... dudakları dolgun ve kırmızıydı, baktıkça insanın acaba tadı nasıldır denilen kirazları andırıyordu. Kendimi daha fazla tutamayarak hafifçe ona doğru uzanıp dudağına bir öpücük bıraktıktan sonra geri çekilerek izlemeye devam ettim.
Sakalları biraz uzamıştı ve yanağına her elimi koyduğumda hafifçe tenime batan sakalları gariptir ki hoşuma gitmişti. Siyah tutamları terden ıslanarak alnına yapıştığında elimi uzatarak geri itip yüzünü daha çok açığa çıkardım. Hayatımda gördüğüm en güzel erkek olabilirdi, hayran olunasıydı.
Dayanamayarak kırmızı dudaklarına bir öpücük daha kondurduğumda hafifçe gerilen dudaklarıyla hızla geri çekildim, uyanık mıydı?
"İki etti." diye fısıldadı gözleri hala kapalıyken.
"Uyusana sen ya!" diyerek garip bir tepki verdiğimde kafamı duvarlara vurmak istiyordum. Bir insan amacını en fazla bu şekilde belli edebilirdi Lavi, aferin!
"Uyursam namusumun elden gideceği konusunda bir korkmadım değil." derken tek gözünü açıp bana baktığında dudakları kıvrılırken gülümsemişti. Sözlerinin ardından gözlerimi devirerek sırt üstü yatıp kafamı diğer tarafa çevirdiğimde bu seferde tam karşı da olan aynadan onu görmeye başlamıştım. Sanırım ancak bir rüya bu kadar güzel olabilirdi, rüyada mıydım? "Hala sarılamaz mıyım?" diyerek aynı küçük bir çocuk gibi sorduğunda hayır deme lüksüm yoktu. Hızla elimin üzerinde ki bir elini alıp belime koyduktan sonra diğer elimi de elinin arasından kurtarıp sırtımı ona döndüm, ama tribi de elden bırakmıyordum! Deli gibi utanmıştım az önce!
Kolunu belime daha çok sararken beni hızlıca kendisine çekip bedenimi tamamen bedenine yasladığında istemsizce yutkunmuştum. İçimde üç yılın özlemi vardı, kesinlikle kolay değildi. Burnunu da saçlarıma gömerek derin derin nefesler almaya başladığında istemsizce zihnimde bir şarkı belirmişti.
Sanki ilk baktığım gözlerdi gözlerin
Duyduğum en güzel şarkı sesin
Sabah uyanmak artık başka, çok başka
Çünkü sabahlar artık senle, hep senle
Bu sözler neden bir anda zihnimde var olmuştu bilmiyordum fakat tam olarak kalbimden geçenleri anlatıyor gibiydi. Artık ondan ayrılmak istemiyordum, ne olursa olsun artık senle, hep senle...
Bedenimi tamamen ona çevirdiğimde kafasını saçlarımdan kaldırarak bana bakmıştı. Hiç beklemeden kollarımı beline sararak sıkıca sarıldım ona, yılların acısını çıkartırcasına sıkı sıkıya. Birkaç saniye şaşkınlıktan kolları havada kalsa da ardından bana karşılık vererek o da sıkıca bana sarılmıştı. Şu anda ikimizinde yarı çıplak olması umrumuzda değildi, çünkü düşündüğümüz bedenlerimiz değil kalbimizdi.
Başımı boynuna gömerek kendimi yağmur kokusunun içine bıraktığımda yaşadığım huzurla gözlerim yavaşça kapandı. Artık o vardı ve her şey çözülmüştü, asla gitmesine izin vermeyecektim. Bilincim bulanıklaşırken kendimi uykunun kollarına bıraktım.
Çalan telefonun sesi zihnimde yankılanırken kendimi uzandığım sert bedene daha çok bastırdım. Bir saniye sert beden? Yaşanılanlar rüya değil demek oluyordu bu sanırım, o yanımdaydı. Altımda ki beden homurdanarak telefonu susturduğunda cevapladığını anlamıştım.
"Ne var?" dedi soğuk ve o kan donduran sesiyle. Telefondan gelen ses oldukça kısık olduğu için karşı tarafı duyamıyordum lakin elimin altında ki beden gittikçe kasılıyordu. "Bana ne bundan?" diye bıkkın bir sesle sorduğunda karşı taraf öyle bir bağırmıştı ki kulağının çınladığına yemin edebilirdim. 'Oğlum nerede Ateş?' demişti telefonda ki ses ve bu ses tanıdık geliyordu. "O sesini kısmassan ben gelir kökünden keserim." diyerek adeta fısıldar bir halde bağırdığında belimde ki kolu beni daha sıkı sarmıştı. "Ben anlaşmaya uydum, o sokuk oğlun bende değil. Bir daha beni böyle sikten sebepler için ararsan yedi sülaleni sikerim." dedikten sonra telefonu yüzüne kapatarak bir yere fırlattığında gelen tok ses odada yankılandı.
Yerimde hafifçe kıpırdanarak gözlerimi açtığımda diğer eli de hızla saçlarımda ki yerini alarak okşamaya başladı.
"Şhh! Bir şey yok güzelim, uyu sen." dediğinde hafifçe başımı geri çekerek çenemi göğsüne yasladım.
"Yücel Karahan mıydı o?" diye sorduğumda sakince başını olumlu anlamda salladı. Bedeni hala kasılmış bir şekildeyken saçlarımın içinde ki aşağı yukarı hareket ederek tutamları okşuyordu. "Ne istiyormuş?"
"Gereksiz, boşver." dediğinde bende kafamı olumlu anlamda sallayarak onu izlemeye devam ettim. Biricik oğlu benim elimdeydi ama sanırım bunu bilmelerine gerek yoktu.
"Seninle konuşmamız gerekenler var." diyerek kendimi yana attığımda o da yan dönerek yüzümüzü aynı hizaya getirdi. "Sen iyi misin?" dedim hastalığına ima ederek. Bakışları dudaklarıma indiğinde istemsizce yutkunmuştum.
"İlaç çok iyi geldi. Ömrümün sonuna kadar her dakika başı bir doz alırsam iyileşebilirim." diyerek sırıttığında yeşillerinde ki pırıltıyı izledim. Sanırım bana soğuk bakmasını kaldıramadığım tek kişiydi, bu pırıltılara aşıktım.
"Belgede sahtecilik?" dedim tek kaşımı kaldırıp konuyu hızlıca değiştirerek. Bu evlilik durumunu iddia etmiştim ve onunda anladığı kıvrılan dudaklarından belli oluyordu.
"Sahte olduğunu kim söyledi?" dediğinde kaşlarım çatılırken kafamı hafifçe geri çektim.
"Ne yaptın Arhan?"
"Hay sikeyim Arhan'ı!" diyerek mırıldandıktan sonra bakışlarını tekrar bana çevirdi. "Sahtelik falan yok güzelim, evlendik. Nikah memuru bir arkadaşım vardı, o yardım etti."
"Sen benimle dalga mı geçiyorsun? İmzayı ben atmadım, düpedüz belgede sahtecilik. Açığa çıkarsa işimden men edi..." derken parmaklarını hızla dudaklarıma yaslayarak beni durdurdu.
"Sadece imzanı taklit ettim, başka hiçbir sahtecilik yok. Yani resmî olarak karımsın şu anda." dediğinde kalbim hızlanırken başımı tekrardan yastığa bıraktım. "Evet, biraz ani oldu. Üzgünüm ama bizim hayatımızda daha fazla zaman harcamaya vaktimiz yok."
"Ve sende gidip bir anda evlenelim mi dedin?" diyerek yüzüne bir daha yaklaştığımda nefesi yüzüme çarpmaya başlamıştı. "Acaba bundan şeyin haberi var mı? Evlendiğin kişinin!"
"Burnumun dibinde durmasan iyi olur. Önce kalbimin seninle özlem gidermesi gerekiyor ama diğer tarafı da pek zorlamamak lazım." dediğinde ona daha fazla yaklaşarak neredeyse dudaklarımız birbirine değene kadar yaklaştım.
"Yani bu bana dokunmayacaksın anlamına mı geliyor?"
"Bir süre evet." derken belimde ki parmakları neredeyse tenime gömülmüştü, kendini kastığı belli oluyordu.
"Ne kadar süre?" dediğimde bakışları gözlerime çıkarken hızla kafasını geri çekti.
"Beni sınama Sâye!"
Söylediği hitap şekliyle neredeyse oturup ağlayabilirdim. Bir insanı bu denli sevmek yasaklanmalıydı, hemde acilen yasaklanmalıydı. Gözlerim açılırken gülümsememek için yanağımın içini sertçe ısırdım. Deli gibi sırıtmak istiyordum şu anda!
"Seni bu kadar kolay affedeceğimi sakın düşünme, illaki bir cezan olacak." dediğimde gülümseyerek beni izlemeye devam etti.
"Sen yanımda ol da diğer her şeye razıyım."
Böyle konuştuğunda kızamıyordum işte ve bu sinir bozucuydu. Çok tatlıydı hayvan herif!
Cidden hiç affetmedin ya! Bu kadar katı olma, yazıktır!
Bu elimde değildi, onun suçlu olmadığını bile bile daha çok ikimize de eziyet etmenin ne gibi bir yararı vardı ki? Onu deliler gibi özlemiştim ve artık daha fazla kendimi tutamazdım, tek istediğim onun kollarının arasında olmaktı. Aynı şu anda olduğu gibi...
"Aslında seni hiç tanımadığımı fark ettim." dediğimde kaşları hafifçe çatılsa da dinlemeye devam etti. "Sen benim hakkımda her şeyi biliyorsun ama ben senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum, koca bir boşluk var sadece."
"Beni en iyi tanıyan sensin..."
"Hayır o anlamda değil." diyerek sözünü keserek ona heyacanlı bir şekilde istemsizce daha çok yaklaşmıştım. "Mesela en sevdiğin renk, en sevdiğin yemek yada tuttuğun takım mesela, bunları bilmiyorum."
Sözlerimin ardından kahkaha atmaya başladığında kaşlarımı çatarak geri çekildim, benimle dalga geçiyordu!
"Sen beni mi merak ettin?" diye kahkahalarının arasında konuştuğunda kendimi gülüşünde kaybetmek üzereydim. Bu sesi duymayalı ne kadar çok zaman olmuştu öyle...
"Of! Sus. Kendimi liseli ergenler gibi hissetmeye başladım. Tamam, sormadım say." diyerek yataktan kalkmaya çalıştığımda belimde ki eli buna engel olarak beni tekrardan yatağa çektiğinde bakışlarım ona döndü.
"En sevdiğim renk siyah ama güneş vurduğunda kahve oluyor." dediğinde anlayamayarak ona bakmayı sürdürmüştüm. "En sevdiğim yemek öncelikle senin şu çorban, kesinlikle harika olmuştu. İkinci olarakta patates kızartmasıyla köfte." dedikten sonra bakışları birkaç saniye dudağıma düşerken ardından hemen gözlerime baktı. "Vazgeçtim bu saydıklarım üçten başlıyormuş, ilk iki sırada başka yemeyi sevdiğim şeyler var."
İma ettiği şeyle gözlerim istemsizce büyürken elimi çıplak omzuna geçirdim. Bu hareketimle dudakları daha çok kıvrılırken parmaklarını yine belime geçirmişti, daha ileri gitmemek için kendini kasıyordu.
"Tuttuğum takımda Beşiktaş, başka soru?" dediğinde bu seferde kaşlarım havalanmıştı. Hiç maç izlediğini görmemiştim.
"Futbolla ilgili olduğunu bilmiyordum kara kartal."
"Önceden fanatiktim ama büyüdükçe diğer işlerden ona pek vakit kalmadı." diyerek elini gözümün önüne gelen saç tutamına atarak onu geri çekti. "Ayrıca şu liseli durumu da hoşuma gitti. Acaba seninle o zaman karşılaşsak ne olurdu?"
"Hmm! Sen kesin burnu havada olan o popüler çocuk olurdun ve bende okulun ineği olduğum için asla yanyana gelmezdik." dediğimde tek kaşı havaya kalkarken gözlerinde haşin pırıltılar kol gezmeye başlamıştı.
"Popüler değildim ama havalı olmadığımı söyleyemezdik." dedikten sonra çapkınca göz kırptığında istemsizce gülümsemiştim. "O zaman bugün boyunca liseli gibi davranmaya ne dersin?" dediğinde ona bakakaldım.
"Saçmalama Arhan, kocaman insanlarız. Ne lisesi?" dediğimde yüzü hafifçe düşerken bozulduğunu anlamıştım.
"Beni tanımak istediğini söyledin ve bende sana kendimi tanıtacağım." diyerek soru soran gözlerle bana baktığında derin bir nefes alarak gözlerimi devirdim. Bakalım başımıza neler gelecekti...
"Tamam, kabul ama önce eve gitmem gerekiyor."
"Tamamdır. Alp bize kıyafet getirecekti, aşağıda olmalılar. Onları giyip çıkarız." dedikten sonra hızlıca yataktan çıkarak koşar adımlarla odadan ayrıldığında arkasından kahkaha atmaya başladım. Aynı bir çocuk gibiydi aslında ve bu hali çok tatlıydı.
Elinde ki poşetlerle tekrar odaya girdiğinde bütün bedenini süzmekten kendimi alıkoyamadım, üzerinde bir tek boxer vardı ve kesinlikle ağız sulandırıcıydı. Ellerinde ki poşetleri yatağın üzerine bıraktıktan sonra bana dönerek elinde ki telefonumu uzatmıştı. Elime alıp arayan biri olup olmadığına baktığım sırada çalan telefonla bir ufak yerimden sıçramıştım. Gördüğüm isimle gözlerimi devirirken onun yeşil gözlerine bakarak telefonu cevapladım.
"Buyrun Ender savcım?" sözlerimle birlikte merakla bakan gözlerini öfke çevrelerken çenesini kastığını çıkan kemiklerden anlayabiliyordum.
"Duyduğum şey doğru mu Lavinia?" dediğinde kaşlarım hızla çatılmıştı.
"Sizi resmiyete davet ediyorum, ayrıca sözlerinizden de hiçbir şey anlayamadım."
"O katille nasıl evlenirsin? Sen bir savcısın." diyerek neredeyse haykırdığında telefondan sesi dışarı çıkmış olacakki Arhan hızla telefona atılarak almaya çalıştı fakat ona izin vermeyerek yataktan atlayıp ondan uzaklaştım.
"Öncelikle o bir katil değil ayrıca kararlarımı sorgulamak ne zamandan beri size düştü?" dediğim sırada o da ayaklanarak tam karşıma gelerek bana üstten bakmaya başlamıştı.
"Sana deliler gibi aşığım Lavinia, lütfen yapma böyle. Eminim ki seni tehdit etmiştir yoksa sen birini sevebilecek bir insan değilsin." dediğinde gözlerim şok içinde açılırken o duymasın diye bir adım geriye gittiğim sırada belime kolunu dolayarak beni sertçe kendisine yapıştırdı.
"Siz sarhoş musunuz?" diyerek yakınımda olan yeşillere baktığımda neredeyse büyülenmek üzereydim.
"Aşkından sarhoş oldum savcım." dediğinde sıkıca gözlerimi kapattım, çünkü burnumun dibinde duran adamda bunu duymuştu. Elimden sertçe çekilen telefonla tam o konuşacakken gözlerimi açıp hızla elimi dudaklarına dayadım. Küfür ederse onu siktin sene kurtaramazdım içerden. Elim ağzına dayalı olduğu için sesi boğuk çıkarken gözlerinde ki alevlerle sertçe bana bakıyordu.
"Bu şekilde boş konuşmaya devam ederseniz hakkınızda dilekçe vermem gerekecek savcım." dedim onun elinin üstüne elimi koyup telefonu kendime çekerek.
"Benim kalbim yanmış zaten, mesleğimde yanmış çok mu?" dediğinde artık bende çıldırmak üzereydim. Bu orospu çocuğuna tek bir kere bile umut vermemiştim ben, bu ne saçmalıktı?
"Yeter artık! Sizin bu saçmasapan laflarınızı daha fazla dinlemek istiyorum. Benim ve kocam hakkında ettiğiniz laflarınızı aleyhinize kullanmaktan asla çekinmeyeceğimi bildirmek isterim, mahkemede görüşmek üzere." dedikten sonra telefonu suratına kapattığımda hızla elinden alarak yatağın üstüne fırlattım. Şerefsize bak ya! Bir de utanmadan sana aşığım diyor göt!
Bakışlarımı elimin altında sinirden köpüren Arhan'a çevirdiğimde derince yutkunmam gerekmişti, gözlerinden ateş bile çıkartabilirdi şu an. Yanda yumruk yaptığı ellerinin titrediğini fark ettiğimde tam dudaklarında ki elimi çekecektim ki elini hızla elimin üzerine koyarak dudaklarına bastırdı.
"Sakin ol tamam mı? Ben onu halledeceğim ama sen bir şey yaparsan, en ufak hakaretinde bile direk içeri attırır." dediğimde bile yüz ifadesi değişmezken bedeni hala kaskatıydı. "Arhan lütfen sakin ol."
Elimi dudaklarının üstünden ayırdıktan sonra bırakarak iki elini de yanaklarıma sarıp beni kendisine çekti. Yüzlerimiz artık aynı hizadayken bakışlarında ki öfkeyi daha net hissedebiliyordum.
"Onu... öldüreceğim." dedi her kelimeydi vurgulayarak.
"Tamam ama sonra." diyerek bende onun gibi ellerimi yanaklarına dayayarak hafifçe sakallarını okşamaya başladığımda derince bir nefes alarak alnını alnıma yasladı. "Aradan biraz zaman geçsin sonra ne istersen yap, umrumda değil."
"Karım olduğunu çok belli ediyorsun." derken sakinleşmeye başladığını kıvrılan dudaklarından anlayabiliyordum. "Ayrıca o sıfatı birkaç gün daha kullanma olur mu?" dediğinde kaşlarım çatılırken ona baktım. Sıfat derken kocam lafını mı kastediyordu?
"Kocam mı demiyeyim?" dediğim sırada elini hızla dudaklarıma yaslarken gözlerini kapattı.
"Evet çünkü dudaklarına çok yakışıyor ve sana deli gibi saldırmak istiyorum ama şu an olmaz. Kalbim daha ön sırada." dediğinde o şekilde de kalbinin özlem gidereceğini söylemek istemiştim lakin son anda kendimi durdurarak bunu izin vermedim. Sanırım bende önce kalbimin özlem geçirmesini istiyordum.
Kafamı olumlu anlamda salladığımda gözlerini açarak bana baktı, dudakları bir sırıtışla kıvrılırken yüzümde ki ellerini çektikten sonra yanağıma dudağını sertçe bastırdı. Ardından bir adım geri çekilip yatağa ilerlediğinde bende arkamı dönerek kendimi yatağa bıraktım. Poşetlerin içine bakarken gördüğüm kıyafetleri çıkartarak yatağa koymuştum, bir siyah kazak ve gri eşofman vardı.
Üzerimde ki geceliği Arhan'ı umursamadan çıkarırken hızla çıkardığım kıyafetleri üstüme geçirdiğimde bakışlarım ona dönmüştü. Gözlerini dahi kırpmadan beni izlerken bu hali daha çok gülmek istememe sebep oluyordu.
"Sen kesinlikle beni delirtmek istiyorsun." diye mırıldanırken eline aldığı kazağını başından aşağıya geçirmişti. Hemen karnının sol tarafında ki yara dikkatimi çekerken Kayra'nın sözleri zihnimde çınlamıştı, yara almıştı.
Onunda kıyafetleri benimkilerin aynısıyken gerçekten tam bir liseli manitalara dönmüştük, tek fark onun saçlarında olan tek tük beyazlardı. O da giyindikten sonra evden çıkarak arabaya binmiştik. Gerçekten her şey şaka gibiydi, ona hesap sorup terk etmek için yanına gittiğim adamla ertesi gün barışmış bir şekilde dönüyordum. Acaba iyice şizofreni olmuş olabilir miydim?
Arabayı kullanırken bir yandanda bana bakarak sırıttığında bakışlarımı ona çevirdim. Ona dönen bakışlarımı hissederek tekrar bana baktığında aniden ensemden tutarak dudaklarıma öpücük bıraktığında neredeyse şok geçirmek üzereydim, bu neydi şimdi?
"Gerçeksin." diye hafifçe mırıldandıktan sonra bir öpücük daha bırakarak geri çekildi. Bende bu hareketiyle sırıtırken kafamı koltuğa dayayarak onu izlemeye başladım. İçimde ki özlem öyle çoktu ki bu daha çok zihnimin bulanmasına neden oluyordu. Evin önüne geldiğimizde içeri girmeden arabayı durduğunda bakışlarımı hala ondan ayırmadan aynı pozisyonda onu izliyordum. "Sen içeri geç bende birazdan geleceğim güzelim, ufak bir işim var."
"Ne işin var?" diye sorarken kaşlarım çatıldı. Sağı solu belli olmazdı, gidip Ender'i bile öldürebilirdi.
"Sürpriz söylenmez, hadi geç bakalım." dediğinde yerimden doğrulurken kafamı olumlu anlamda sallayarak arkamı dönüp arabadan dışarı çıktım. Bakışlarım tekrar ona kaydığında gözleriyle evi işaret ederek yine gitmemi söylemişti.
Hızla eve doğru adımlarken onun yanındayken bir köşeye kaldırdığım nefret tekrardan gün yüzüne çıkıyordu. Ona olan nefretimi çürütmüştü lakin Dağhan'a olan hala canlıydı ve biricik adamının biricik oğlu ellerimdeydi.
Evin içine girdiğim sırada herkesin yine bizde olduğunu anlamıştım, gözükmeden odama çıkabilir miydim acaba? Ya da ne gerek vardı ki? Sanırım biraz bende eğlenebilirdim. Salona doğru adımladığımda ağlayan bir adet Ahu ile karşılaşmayı beklemiyordum tabi!
"Neler oluyor?" diyerek gizleyemediğim merakımla sorduğumda herkesin bakışları bana dönmüştü.
"Adı Tuana olmadığı için ağlıyor." derken kendini gülmemek için zor tutan Deniz'le gözlerimi devirerek kapının pervazına yaslandım.
"Ya gün ışığım benim, tamam yemin ederim gidip ismini değiştiririz." diyen Turgay'ında elinin ayağının birbirine girdiği belli oluyordu.
"Hayır ama ben Ahu'yu da seviyorum." diyerek daha çok ağlamasıyla neredeyse bende gülecektim. Hamilelik hormonları iyice kafa yapmıştı sanırım. O sırada kafasını yastığa gömerek kahkaha atan Can'ı gördüğümde gülmemek için kafamı çevirip elimi dudaklarıma siper ettim. Duruma el atmam gerekiyordu sanırım.
"Ahu!" diye ona seslendiğimde bakışlarını önünde diz çöken Turgay'dan ayrılarak bana çevirdiğinde gözleri hızla büyümüştü.
"Lavi!" diyerek hızla ayağa kalktıktan sonra bana doğru adımladığında Can bile gülmeyi keserek bize bakmıştı. "Valla benim bir suçum yok, hepsi diğerlerinin suçu." dediğinde tek kaşım havaya kalktı. Evlilik durumunu biliyorlardı.
"Ulan iki saniye de sattı bize be! Kızıl şeytan!" diye haykıran Aras'la bu sefer bakışlarım ona döndüğünde kendini Buğlem'in sarı tutamları arasına gizlemeye çalışmıştı. "Hayır bakışları da hala çok korkunç. Bu kesin bizimkini çiğ çiğ yedi."
"Barışmışlar." dedi Deniz arkasına daha çok yaslanırken. Tek kaşımı kaldırarak bu sefer ona baktığımda gözlerini bana çevirdi. "Yüzüne renk gelmiş baksanıza. Nerede olsa tanırım, ateşli hatun etkisi bu." dediğinde perma yaptırdığı saçlarına baktım bir süre.
"Kıvırcık yakışmış." dedikten sonra bakışlarım Can'ın merakla bakan gözlerine kaymıştı. "Sizdiniz dimi onlar?" diye sordum bakışlarımı Can'dan ayırmazken. Beni kaçıran grubu kastetmiştim. Dudaklarımda hafif bir sırıtış kol gezerken bu beni daha da korkunç göstermiş olacak ki derince yutkunduğunu fark ettim.
"Vallaha her şeyi Arhan planladı yenge, biz emir kuluyuz." derken yanında ki Deniz'e doğru kaymıştı. Bakışlarım ardından Kayra'ya kaydığında Alp'in arkasına gizlenmeye çalıştığını fark etmiştim. Sonrasında hala karşımda dikilen Ahu'ya çevirdim bakışlarımı ve yavaşça kulağına eğildim.
"Susarsan dedikodu veririm." dediğimde çığlık atarak kollarını boynuma dolamasıyla bir an ellerim havada kalmıştı. Karnı henüz belli olmuyordu, yani henüz 2 aylık var ya da yoktu.
"Bakın, ben dedim." diyen Deniz, Can'ın kolunun altına girerken dudaklarında bilmiş bir gülümseme vardı.
"Senin şu yeni açtığın kafe var ya." dedim Deniz'e hitaben. Bakışlarını korku sararken yavaşça bana döndü.
"Ee?"
"Sanırım patlamış." dediğimde hızla ayağa fırlayarak bana baktı.
"Bak sakın Lavinia, orayı daha yeni açtım. Ayrıca çok yatırım yapmam gerekti." diyerek konuşmaya başladığında kendimi daha fazla tutamayarak gülmeye başlamıştım. "Dalga mı geçtin sen benimle?"
"Bebeğim sen yine de sakin ol, şimdi Arhan kılıklı delirir falan." diyen Can hala bakışlarını benden kaçırıyordu.
Kolumun altına girerek bana sarılan Ahu'yla bende kolumu ona dolayarak kafamı kafasının üstüne yasladım. Alp'in arkasından kafasını kaldıran Kayra sırıtarak bize bakarken göz göze geldiğimizde gözlerini büyüterek bana bakmayı sürdürdü.
"Abi ben bir bok anlamadım, noldu şimdi?" diye soran Aras'la Can elinde ki yastığı ona fırlatmıştı.
"Ne eşeledin be kardeşim, hallolmuş işte." dedi Can tekrardan bana kaçamak bakışlar atarken. "Canım yengemi yormayın. Ayrıca altını çiziyorum, ikidir yenge diyorum gık demiyor." dediği sırada Deniz de tekrar yerine oturduğunda bana gülümseyerek bakıyordu.
"Lan hıyar, barıştılarsa Arhan nerede?" diyen Aras'ta elinde ki yastığı tekrar Can'a attığında Can hızla yastığı havada yakalayarak başının altına koydu. Asker refleksi!
"Harbiden lan o nerede? Şu an senin götünden ayrılmıyor olması lazımdı." dediği sırada yüzüme kötücül bir sırıtış daha ekledim.
"Cesedi evde." dediğimde herkesin gülümsemesi yüzlerinde donarken birbirlerine bakmışlardı. Tabiki Alp ve Turgay hariç, onlar olayı anlamış ve rahatça arkalarına yaslanmışlardı.
"Şaka, dimi?" diye soran Ahu ile bakışlarımı ona çevirdim.
"Hayır." derken tam o sırada kapının çalmasıyla Ahu'yu bırakarak arkamı döndüm. "Hortladı sanırım."
"Ben bundan tırsıyorum, valla yapmış olabilir." diyen Can'la bir patırdı ardından da inleyen Can'ın sesi gelmişti.
"Salak, kıyabilse üç yıl içinde yapmaz mıydı?" diyerek kızan Deniz'le daha çok gülesim gelirken kapıya doğru adımlayıp açtığımda karşımda siyah bir motorun üstünde duran Arhan'ı beklemiyordum tabiki de.
"Sen ciddi olamazsın." dedim şok içinde motorunun üzerinde ki Arhan'a bakarken.
"Oldukça ciddiyim bebeğim." derken gaza basarak motorun gürlemesine sağladı. "Bildiğim çok iyi bir yarış var bebek, bana katılmak ister misin?" diyerek göz kırptığında kapının pervazına yaslanarak hafifçe gülümsedim. Bu lise aşkı durumunu çok ciddiye almıştı.
"Daha iyileşmedin bile!" dedim adeta çemkirerek.
"İlaç aldım az önce, gayet iyiyim bebeğim. Gel hadi!" dediğinde gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutmuştum.
"Olmaz, ödevlerim var." dediğimde motorundan inerek bana doğru adımladı.
"Ah! Hadi ama güzellik, beni kıramazsın."
"Bir ergenken de bu şekilde mi konuşurdun?" dedim tek kaşımı havaya kaldırarak.
"Yani, sayılır." derken bir elini yaslandığım pervaza koyarak bana bakmayı sürdürdü. Üstünde ki deri ceketi ve dağınık saçlarıyla gerçekten nefes kesiciydi.
"O zamanlarda da kızlarla bu şekilde konuştuğun düşüncesi sardı zihnimi nedense." dediğimde bakışlarını kaçırarak hafifçe sırıttı, yapmıştı!
"Pek düşünmemeni öneririm."
"Gelmiyorum yarışa falan." dedikten sonra geriye çekilip hızla kapıyı suratına çarpacakken elini kapıya dayayarak bana engel oldu.
"Güzelim, hayatım boyunca kalbimin tek sahibi sen oldun. Şimdi kırma bu aşık kocanı da gel hadi." dediğinde gözlerinden ateş çıkartan ben olmuştum. Geçmiş Lavi, sadece geçmiş...
"Ne yarışıymış bu?" derken kollarımı göğsümde bağladığımda arkadan gelen bağırtıyla Arhan'ın bakışları oraya kaymıştı.
"Ay Arhan'ım! Bu cani seni öldürdü, onbeş parçaya böldü sonrada gömdü sandım. Çok korktuuuumm!" diyerek son heceyi uzatarak ellerini dizlerine vuran Can'la gülmemek için dudağımı ısırarak ona döndüm.
"Ne Arhan'ı Can kapıda kimse yok ki." dediğimde Arhan'da ne yaptığımı anlayarak içeri doğru adımlayıp ellerini belime sardı.
"Beni bir tek sen görebilirsin Can." diyerek boğuk sesiyle konuştuğunda Can'ın gözleri büyümeye başlamıştı.
"Ay! Bir tuhaf oldum, şeytan dürttü herhalde." dedim elimi kalbime koyarak, bir yandan da gülmemek için kendimi kasarken Can'ın arkasında duran Aras'ında benden pek bir farkı yoktu.
"Kardeşim iyi misin? Ateşin falan mı çıktı? Kimse yok orada." diyerek Can'ın omzuna dokunan Alp ile neredeyse kahkaha atacaktım.
"Lan nasıl yani? Sizde mi görmüyorsunuz?" diye haykırarak arkasını dönen Can'la Arhan'ın nefesini kulağımda hissetmeye başlamıştım.
"Demek şeytan dürttü öyle mi?" dediğinde gülmemeye çalışarak dişlerimi dudağıma geçirdim.
"Olum delirdin mi lan iyice?" dedi Aras yüzüne ciddi bir ifade yerleştirerek. Can'ın kocaman olan bakışları tekrar bize dönerken avuçlarını açarak yukarı kaldırdı.
"Euzubillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim." diyerek dua etmeye başlayan Can'la Aras kendini daha fazla tutamayarak yere yatıp kahkaha atmaya başladığında hepimiz gülmeye başlamıştık. Can hala korkulu gözlerle bize bakarken bir süre sonra durumu çaktığında ellerini koynunda bağlayarak hepimize kötü kötü bakmaya başladı. Bize doğru adımlayarak yanımıza gelip aşağıya doğru baktığında ne yaptığını anlamaya çalışarak Arhan'la birbirimize bakmıştık. "Oh! Ayakların ters değil. Cin değilmişsin."
"Geç lan içeri, şebek." diyerek Can'a bakan Arhan'la yaslandığım bedeninden ayrılarak ona doğru döndüm. "Sende git hazırlan bakalım, hadi!" dedikten sonra kimseye çaktırmadan kalçama hafifçe vurduğunda gözlerim büyümüştü. Dudakları kıvrılırken çapkınca göz kırpıp kapının pervazına yaslandı.
Gözlerimi devirerek önüme döndüğümde herkesin sırıtarak bizi izlediğini fark etmiştim, aynı üç yıl öncesine geri dönmüştük sanki. Umursamayarak yanlarından adımladıktan sonra merdivenleri çıkarak kendimi odama atıp dolaba yöneldim. Aralık ayında motor maçına gidiyorduk, götümün donmaması gerekiyordu. Dolaptan bir tayt çıkardıktan sonra bir de siyah deri taytımı çıkararak yatağa attım, ardından uzun kollu, siyah ve boynundan göğüs çatalına kadar gelen fermuar detaylı bir bodyi çıkarttığımda seçtiklerimden memnun kalarak hızla üzerime geçirdim.
Koyu bir göz makyajı yaparak kendimi daha da korkunç gösterdikten sonra dudaklarıma sadece şeffaf bir gloss sürmekle geçiştirmiştim. Saçlarımı da düzleştirdikten sonra aynadaki son halime baktığımda dudaklarımda ki sırıtış beğeniyle büyümüştü. Önümde ki fermuarı sonuna kadar indirdiğimde gördüğüm dekolte hoşuma giderken telefonumu cebime atarak odadan dışarı çıktım. Son anda üstüme geçirdiğim deri ceketle kombin tamamlanırken içimi garip bir heyecan kaplamıştı.
Merdivenleri indiğim sırada salonun kapısında duran Kayra ile duraksadım.
"Bir daha hiç ayrılmayın." diyerek kollarını bana sardığında bende ona sarılarak bir süre öylece durduk. Bu süre zarfında bakışlarım dışarda motoruna yaslanarak sigara içen Arhan'a kaymıştı, o kadar seksiydiki sadece bu hali bile ıslanmam için yeterliydi.
Kayra'dan ayrılarak yüzüne baktığımda hafifçe gülümseyerek saçlarını karıştırdım.
"Av nasıl?" diye sordum bodrumda ki Serhat'ı kastederek.
"Sağlığına duacı." diyerek sırıttığında bende gülmeye başlamıştım. Sövüp duruyordu yani şerefsiz. "Bir daha eve gelme sakın." dedikten sonra kapıyı işaret ettiğinde gülerek gözlerimi devirmiştim.
"Bakarız." dedikten sonra göz kırparak ona arkamı dönüp dışarda beni bekleyen adama doğru adımladım. Geldiğimi fark ettiğinde yere odaklı bakışlarını bana çevirerek dudaklarında ki dumanı üflediğinde gözleri tüm bedenimi süzmüştü. Ayağımda ki topuklu botlara kadar süzdükten sonra tekrar gözlerime baktığında dudakları kıvrılmaya başladı. Tam bana doğru bir adım atacaktı ki onu umursamayarak yan taraftaki garaja doğru adımlayarak kapısının açılmasını bekledikten sonra içeriye girdim.
İşte gözümün çiçeği dumanım oradaydı. Hızla ona doğru adımladıktan sonra elimi üzerinde gezdirirken heyecanla dişlerimi dudaklarıma geçirdim, bu hissi özlemiştim. Kaskı başıma taktıktan sonra motora binerek garajdan dışarı çıktım.
Tam onun yanında durduğumda o da motoruna binerek kaskı kafasına geçirip bana baktı, motor kullanmayı bildiğini bile bilmiyordum oysaki...
"Beni takip et." dedikten sonra motoru çalıştırarak ilerlediğinde bende sırıtarak onu takip etmeye başladım.
Aradan geçen neredeyse yarım saatin ardından ormanın hemen önünde bulunan ve motorların sıralandığı bir alana geldiğimizde durarak ona baktım. Kaskın camını kaldırarak ona baktığımda kısılan gözlerinden anladığım kadarıyla sırıtarak bana bakıyordu.
"ATEŞ VE ATEŞ'İN SÂYE'SI DE GELDİĞİNE GÖRE YERLERİNİZİ ALIN, HAZIRLANIN!" diyen sesle kaşlarım çatılırken tekrar ona baktım. Ateş'in sâye'si mi?
"Kaybetmeye hazır ol karım." diyerek göz kırptığında yeşillerinden başka hiçbir yere odaklanamıyordum.
"Ben hiçbir zaman kaybetmem..." dedikten sonra motorun gürlemesini sağlarken tekrar ona baktım. "Kocam!"
"BAŞLA!"
Gelen komutla gaza yüklendiğimde bakışlarımı yola çevirdim. Ormanın içinde ki yollardan bir tür parkur yapmışlardı ve yanlarda asılı olan pankarta göre 3 km'lik bir yok vardı, ilk gelen kazanırdı. Aradan geçen yarım saatin ardından Arhan'la başabaş ilerlediğimde şaşırmama engel olamamıştır, bu kadar iyi kullanabildiğini tahmin edemezdim.
Gaza daha çok yüklendiğimde ileride ki varış çizgisini görebiliyordum, o da aynı anda hızını yavaşlattığında son virajdan öyle bir dönmüştüm ki son anda direksiyonu çevirmeseydim ağaca uçmam kaçınılmaz olacaktı ama yavaşlayamazdım. Varış çizgisinden ilk ben geçerek kazanmamın hemen ardından da o geldiğinde motoru etrafımda çevirerek tam karşısında durdurdum.
"VE KAZANAN ATEŞ'İN SÂYE'Sİ!" diyerek haykıran sesle dudaklarım kıvrılırken kaskının camını açarak bana bakan Arhan'ı izledim bir süre. Ardından motorunu çalıştırarak yanımdan geçtiğinde bende motorla onu takip ederek arkasından ilerledim. Kalabalıktan sıyrılarak sessiz bir yerde durduğunda bende yanında durarak kaskımı çıkartıp ona bakmıştım.
Hızla o da kaskını çıkardıktan sonra motorundan inerek yanıma geldiğinde elini sertçe saçlarımdan geçirip beni kendine çekerek dudaklarını dudaklarıma yaslayarak anlık olarak nevrimi döndürmüştü. Soğuk havaya inat sıcak olan dudaklarının büyüsüne kapılırken elimde olmadan istemsizce inlemiştim. Alt dudağımı emdikten sonra sertçe ısırarak geri çekildiğinde karanlığa inat parlayan yeşillerini bana çevirdi.
"Bana o kelimeyi kullanmaman konusunda ne demiştim?" dediğinde sırıtarak gözlerinin içine bakmayı sürdürdüm.
"Umrumda değil." diye fısıldadığımda boğazından gelen hırıltıyı duyabilmiştim, kendini tutmaya çalıştığının farkındaydım ama bunu istemiyordum.
"Çok özledim ama şimdi olmaz, kendimi durduramam." diyerek alnıma bir öpücük bıraktıktan sonra geri çekildiğinde sırıtarak ona bakmayı sürdürdüm. Şimdi ben bunu nasıl sevmezdim ki!
"Birini aramam gerek, hemen dönerim." dedikten sonra telefonumu çıkarıp motordan atlayarak hemen birkaç adım ileriye doğru gidip Haluk başsavcıyı aradım.
"Başsavcım iyi günler." dedim dudaklarımı ısırırken, Ender salağının haberi olduysa kesin onunda olmuştur.
"İyi günler tabi savcım, sana daha da iyi günler." diyerek güldüğünde istemsizce kızardığımı hissediyordum. "Bir şeyler duydum ama tabiki de bunun hakkında konuşmayacağım. Seni de severim o keratayı da severim, hep mutlu olun kızım." dediğinde hissettiğim sıcaklık aklıma Namık'ı getirmişti, sözleri ne kadar da benzerdi. "Şimdi de neden aradığını anlayabiliyorum, tamam bir hafta izinlisin. Güzelce eğlenin."
"Sağolun başsavcım." diyerek hafifçe güldükten sonra aklıma gelen konuyla kaşlarım çatıldı. "Ha bu arada Ender savcıya soruşturma açmak istiyorum başsavcım."
"Hayırdır, ne yaptı yine o dangalak?"
"Bugün sarhoş bir şekilde beni arayıp bana aşık olduğunu iddia etti ardından da Arhan'a hakaretler savurdu. Yanına kalmasını istemiyorum." dediğimde derince bir iç çekmişti.
"Şerefsiz işte, parayla anca bu kadar adam olunuyor. Tamamdır savcım ben ilgilenirim, siz eğlenmenize bakın." dediğinde içime su serpilmişti sanki.
"Tekrardan sağolun başsavcım, iyi günler." dedikten sonra telefonu kapatarak arkamı dönmüştüm ki gördüğüm manzarayla sinirden tüm bedenim titremeye başlamıştı.
O sarışın kız, Selen Karahan, hemen Arhan'ın yanında ona ağlayarak bir şeyler anlatıyordu.
~~~~~~~~~~~~~~~~~
Ve işte heyecanlı bir bölüm dahaaa
Arhan'ımı ne çok özlemişim ya, aşk adam!!
Peki siz bölümü nasıl buldunuz?
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen!
Seviliyorsunuzzzzzz
⚖️🖤
