İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 18 · 24 dk okuma

SÂYE

Bölüm 18

17. SENELERİN GÖRÜŞMESİ

Bölüm Şarkıları

Aydilge~Bir ayda unutursun

Dedublüman~Rüya gibi

Yeni bir bölümden herkese merhabalar

Yorum ve votelar lütfen unutulmasın!

Seviliyorsunuzzz

İyi okumalar

⚖️🖤

~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Bazı hisler aynı bir virüs gibi sizi sardığında asla kurtuluşunuz olmazdı, öylece unutabilmek için çırpınır dururdunuz. Aşk ve nefret de böyle hislerdendir fakat ikisini de ayıran çok ince bir çizgisi vardır, eğer aradaki çizgiye dikkat edilmezse uğrana öleceğiniz insanı öldürmek isteyebilirdiniz.

Ruhum içinde ki karmaşayı dizginlenmeye çalışırken kalbimin oyununa gelmemek için üstün bir çaba sarf ediyordu. İçimde ki hislerin aşk mı yoksa nefret mi olduğuna karar veremezken olduğum yerde öylece oturakalmıştım.

Balkon kapısının önünde ve Aralık ayının getirmiş olduğu serinlikle orada durup bir süre kapıyı izledim. Zihnimde sözleri tekrarlanırken sadece bir an olsun 'acaba?' diye sormuştum kendi kendime. Acaba odama girmiş olabilir miydi?

Bazı geceler uykusuzluk haddi hesabı aşınca mecburen uyku ilacı alırdım ve bu bazı zamanlar neredeyse uyuduğum her geceyi kapsardı, başka türlü uyuyamıyordum. Genelde de yatmadan önce birkaç sigara içmeden yatmazdım, sanki farklı bir koku solumazsam eğer her saniye etrafımda cesetlerin kokusu dolanır gibi olurdu. Ve bugünkü sözleri...

"Canım feci sigara çekiyor, sizde var mıdır acaba?"

"Kesin vardır."

Onunla birlikteyken çok nadiren sigara içerdim, bunu ima edeceği kadar görmemişti. Tabi eğer odama girmediyse!

Kapıyı kapatarak ayağa kalkıp soğuktan titreyen bedenimi umursamadan dolabın önüne dikildikten sonra kıyafetlerimi alarak hızlıca giyindim, siyah bir atlet ve siyah bir tayt, oldukça yeterliydi. Tam dolabın kapağını kapatacakken bakışlarım kısa süreliğine kıyafetlerin ardına gizlenmiş kasayla çakışmıştı, içinde eski hattımın hala takılı olduğu eski telefonum ve Namık'ın okumamı istediği fakat üç senedir cesaret edip okuyamadığım mektup duruyordu.

Onu engellemeye elim varmadığından telefonu kapatarak bir köşeye atmıştım ilk ay, fakat sonrasında karşılaştığım görüntüyle bir daha hiç açmamak üzere kasaya kaldırmıştım. Bazı zamanlar özellikle de geceleri yalnız kaldığımda aklıma düşüyordu, acaba bana hiç mesaj atmış mıydı?

O sırada balkonumdan gelen tıkırtı sesiyle bakışlarım aniden oraya dönerken düşüncelerim bir bıçak misali kesilmişti, o hapisteyse eğer bu kimdi?

Hızla yatağa uzanarak gözlerimi kapatıp beklemeye koyuldum, onun gelmesi imkansızdı! Balkonun kapısı açıldığında nefesimi daha yavaş bir şekilde alıp vererek sanki derin bir uykudaymışım izlenimi vermeye çalışmıştım. Adım sesleri yatağa doğru yaklaştığında bir elim yastığın altında ki silahı daha sıkı kavradı.

Adımlar hemen yanımda son bulduğunda birkaç kumaş sesinden sonra tetiğin çekilme sesi odaya dolmuş ve başıma bir silah dayanmıştı. Hemen sonrasında ilaç kutusunun sallanma sesini duydum, yatağımın yakınında ki komidinin üzerinde duran uyku ilacımın şişesiydi. Derin bir uykuda olup olmadığımı kontrol ediyordu.

"Bu ilaçtan sonra top patlasa duymazsın sen." diyen sesle silaha daha çok tutundum, bu sesi ölsemde unutmazdım.

Serhat Karahan...

Yırtık dondan çıkan çük gibi çıkmıştı yine baş belası fakat tahmin etmediği bir şey vardı, Duman'ı öldürememişti. Aslında Dağhan'dan bir önceki hedefim oydu lakin kendisi kaşınarak ayağıma kadar gelmişti, e bize de misafire hizmet etmek icap ederdi.

"O huysuz da ne buldun acaba? Oysaki güzel de kızsın, bir salak için hayatını mahvettin." diyerek elinde ki silahın soğuk namlusunu çıplak kolumda gezdirdiğinde içimde ki iğrenme kat ve kat artıyordu. O huysuz da çok şey bulmuştum fakat deymiş miydi? İşte orası büyük bir gizemdi.

"Dağhan puştunun da götü tutuştu tabi, şimdi oğlunu durdurmak için seni avlamak istiyor. Onun yerinde olsam önce seni bir güzel sikerdim." cümlesinin sonunda bir de inlediğinde mide suyumun ağzıma kadar geldiğini hissedebiliyordum, daha ne kadar dinleyecektim bu salağı?

"Bu güzel kokun beni daha çok azdırıyor, tadına bakmak istiyorum." demesiyle nefesini omzumun üstünde hissetmem bir olmuştu, işte tam zamanı!

Dirseğimi hızla kaldırıp sertçe boynuna geçirdiğimde acı içinde öksürerek kaçtı, hiç beklemeden ayağa kalkıp eline attığım tekmeyle silahı düşürdüğünde bu sefer sol yumruğu yüzüne geçirmiştim. Bu olanlar o kadar ani ve hızlı olmuştu ki o durumu kavrayana kadar sağ yumruğu da karnına geçirdim. Sonrasında beni omuzlarımdan iterek geri çekilmemi sağladığında yavaşça kendine gelmeye başlamıştı, hızla salladığı yumruktan kaçarken geriye doğru çekildim. Siktir! Silahım yastığın altında kalmıştı.

"Demek oyun yapıyordun orospu, öyle mi?" diyerek cebinde ki bıçağı çıkardığında dudaklarımda ki sırıtış büyümüştü.

"Bende tam oyuncağım kalmadığı için üzülüyordum, hoşgeldin." dedim yüzümde ki sırıtışı silmeden. Gözlerinde ki hırs daha çok büyürken hızla bana doğru atılarak elinde ki bıçağı salladığında son anda kaçmıştım fakat bıçak yine de boynumu hafifçe kesmişti. Bana salladığı kolunu tutarak bacak arasına dizimi geçirdiğimde bağırmamak için dişlerini sıkmıştı. Umursamadan onu ittikten sonra hiç beklemeden etrafımda dönüp yüzüne sert bir tekmeyi geçirdiğimde yeri boyladı.

Yanına giderek inleyen bedeninin yanında çömelip dizimi boynuna yaslayarak soluk alıp vermesini kısmen engellerken bir elimde bacak arasına uzanarak tırnaklarını oraya geçirmişti. Tam haykıracakken boşta olan elimi ağzına kapatarak ona yaklaştım.

"Var mı lan sende beni sikecek göt?" dedikten sonra kahkaha artmaya başladığımda gözleri irice açılmıştı. Korku, en sevdiğim!

Aniden kapım kırılırcasına açıldığında en öndeki Deniz'le göz göze gelmiştim, çıkan seslerden dolayı gelmiş olmalıydılar. Bakışlarım tekrardan elimin altında ki şerefsize döndüğünde bacak arasında duran elimi biraz daha sıkılaştırdım.

"Lan iki saniyemiz de olaysız geçse dişimi kıracağım." diyen Deniz'le bakışlarım tekrar ona döndü.

"Sıkılırım ama öyle bebeğim." diyerek göz kırptığımda kaşlarını kaldırarak beni izlemeye başlamıştı Deniz.

Üç yıldır robot olunca millet de şaşırdı tabi!

Deniz'in arkasında beni izleyen kızlara döndüğümde Kayra ne demek istediğimi anlayarak elinde ki şırıngayla bana yaklaşmıştı, onu ne ara aldığı konusunda hiçbir fikrim yoktu! Dizimi boğazından çekerek ona yer açtığımda beklemeden boynuna iğneyi saplamıştı, bir tür anesteziydi. Hafif çakır keyif olacaktı ama ayağa kalkıp bir süre hareket edebilecekti.

Şırıngada ki tüm maddeyi boşalttıktan sonra geri çektiğinde Serhat'ın gözler artık bayık bakmaya başlamıştı bile. Hızla elimi çekerek ayağa kalktıktan sonra Kayra ve Deniz birer kolundan tutarak ayağa kaldırıp bodruma götürmüşlerdi, ben ise derin bir nefes alarak kendimi yatağa bırakmıştım ki Ahu ve Buğlem zebani gibi tepemde dikilmeye başlamışlardı.

"Ne var? Sanki ben dedim odama gir bana saldır diye." diyerek çıkıştıktan sonra yatağa daha çok yerleşerek gözlerimi kapatmıştım.

"Niye gelmiş?" dedi Buğlem ayağını sallarken.

"Dağhan." dedim kısaca. Uzun zaman sonra kendiliğinden uykum gelmişti ve bunu kaçırmak istemiyordum.

"Uzakta duruyorsun işte, daha ne istiyormuş senden o şerefsiz?" diye bu seferde Ahu sormuştu.

"Bilmiyorum." dedikten sonra onlara arkamı dönerek yorganı daha çok üzerime çektiğimde mesajı alarak odayı terk etmişlerdi. Gözlerime çöken ağırlıkla kendimi uykunun kollarına bıraktım.

***

Ellerimi yıkadıktan sonra suyu kapatırken aynada ki gülümseyen yansımamla göz göze gelmiştim. İçerden duyduğum gülüşme sesleri içimi huzurla doldururken banyodan dışarı çıkarak kapının pervazına yaslanıp onları izledim.

"Sen anneyi mi ıslattın bakayım?" diyerek sesini inceltip burnuna öpücük kondurduğunda kızımız kahkahalarla gülmeye başlamıştı.

"Çok acıcık ıslattım babam." dedikten sonra küçük parmaklarını kaldırarak göstermeye çalışmıştı. Aslında pek azıcık sayılmazdı, üzerimde ki Araf'ın tişörtü tamamen üstüme yapışmıştı.

"Azıcık mı?" dedim yüzüme yerleştirdiğim yalancı bir kızgınlıkla.

"Hih! Yakayandık babam." diyerek Araf'ın koca cüssesine saklanan kızımla onun bakışları da bana dönmüştü. Işıl ışıl yeşilleri bana baktığında yavaşça aşağılara doğru inerek üstümü süzmeye başlamıştı.

"Erken dönmüşsün." dedim onlara yaklaşarak. Adımladığımı fark ettiğinde diğer bir kolunu da bana açarak ona gelmemi beklemişti. "Üstüm sırılsıklam hayatım..." dememe kalmadan hızla belimden çekerek beni kendisine yapıştırmıştı. Yatakta yarı uzanır haldeyken kafasını ıslak tişörtün üstünden göğsüme yaslayarak derin bir nefes aldı.

"Sana olan aşkım gibi." diyerek fısıldadığında kızımız da saklandığı yerden kalkarak doğrulmuş ve bizi izliyordu. Sözlerine sırıtırken saçlarının üzerine küçük bir öpücük bırakıp geri çekilmeye çalışmıştım fakat belimde ki kolu daha çok sıkılaşarak buna izin vermemişti.

"Anne saçlayımı Ayya abla kuyutsun, lütpeeenn!" dedikten sonra yatakta zıplamaya başlayan kızımla içimde ki huzura her defasında yenisi ekleniyordu.

"Aşağıda seni bekliyor, koş." dememle hızla yataktan atlayarak kapıya ulaşmıştı. "Dikkatli in merdivenlerden." dediğimde kapının önünde durarak aynı babasına benzeyen yeşil gözlerle bana baktı.

"Ben artık büyüküm anne." dedikten sonra saçlarını savurarak arkasını dönüp odadan çıkmıştı, hep teyzelerinden öğreniyordu bu halleri!

Araf'ın elleri üzerimde ki ıslak tişörtten içeri girerek kalçama geldiğinde bir yandan da yatakta doğrularak oturup beni bacaklarının arasına çekmişti.

"Araf aşağısı çok kalabalık, uslu dur."

"Ama özledim ben!" diyerek beni daha çok kendine çektiğinde üstünde ki gömleğinde ıslandığına yemin edebilirdim. Yeşillerinde ki hınzır pırıltılarla bana baktığında gülmemek için yanağımı ısırarak başımı çevirdim.

"Daha üç saat olmadı ayrılalı koca bebek." dediğimde dudaklarında ki sırıtış büyümüştü.

"Gayet fazla bir zaman, ayrıca acıktım. Beni doyurman gerekmez mi?" diyerek kendine daha çok göğsüme gömdüğünde hafifçe kıkırdayarak elinden kaçmaya çalıştım.

"Senin açlığın ne zaman bitiyor acaba?"

"Belki bir kardeş yaparsak biraz azalabilir." dediğinde gözlerimi devirerek gülmeye devam ettim. Son zamanlarda ki tek konumuz kardeşti.

"İlkinde çok azalmıştı çünkü." diyerek ima yaptığımda kafasını kaldırarak yeşillerini siyahlarıma dikmişti.

"Denemeden bilemeyiz." dedikten sonra hızla geri çekilerek tişörtü kaldırıp kafasını içeri geçirdiğinde artık kahkaha atmaya başlamıştım.

"Araf!" diye haykırdım kahkahalarımın arasında. O ise kalbimi her defasında yerinden çıkacak gibi arttıran sözünü söylemişti.

"Karım!"

***

Derin bir nefes alarak yerimden doğruluğumda kafam allak bullak olmuştu, bu ne sikimsonik bir rüyaydı! Sanki nefessiz kalmışım gibi hızla soluklanırken bir elimi de kalbimin üzerine koyarak sakinleşmeye çalıştım. Lanet olsun, çok gerçekçiydi!

Gözlerime yaşların akın ettiğini fark ettiğimde artık kendimi tutmanın hiçbir yararı olmadığını bilerek onların akmasına izin verdim. Sözleri zihnimde birer birer çınlarken kendimi tekrardan yatağa bıraktığımda telefonumun sesi kulağıma duymuştu, şu an hiç kimseyi istemiyordum.

Telefon bir süre çaldıktan sonra sessizliğe gömüldüğünde üstümde ki yorgana biraz daha sarıldım, kahretsin ki onu çok özlemiştim. Genelde kabus gören zihnim bile sanki bana daha çok acı vermek için bu rüyayı var etmiş gibiydi. Niye çıkmıştı yine karşıma? Niye hatırlatmıştı yine kendini?

Sanki hiç unutmuşsun gibi...

Telefonum tekrar çalmaya başladığında içimden geçen tüm küfürleri sıralayarak komidinin üzerinde ki telefonuma uzandım, dün gece burada olmadığına emindim oysaki.

Ekranda gördüğüm isimle gözlerimi devirerek aramayı cevaplayıp kulağıma götürdüm.

"Günaydın başsavcım."

"Arhan Demir'in tutuklu yargılanmasını mı istedin savcım?" dediğinde kaşlarımı çatarak yerimde doğruldum.

"Evet, çünkü..." derken sözlerim onun tarafından kesilmişti.

"Sana onu kurtarmanı söyledim savcım, içeri atmanı değil."

"Henüz mahkemeye bir hafta var başsavcım, ayrıca sorduğum her soruyu yanıtsız bırakan birine ne yapmamı önerirdiniz?" diyerek sinirle cevap verdiğimde o ise derin bir nefes almıştı.

"Eğer içeri atılmasını isteseydim davayı senin alman için zorlamaz gider Ender'e verirdim savcım. Onu konuşturabilecek tek kişi sensin. Şimdi git ve hemen çıkar onu oradan." dediğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı, neden bu duruma bu kadar çok takmıştı ki?

"Tek kişi olduğumu da nerden çıkardınız? Ayrıca siz niye bu meseleyi bu kadar büyüttünüz anlayamadım. Evet Arhan beyin bir tanınırlığı var fakat içeri girmeyi kendisi istedi."

Söylediğim son sözlerle gözlerim büyürken hızla ayağa kalktım, kendisi istemişti. O yüzden aklımı bulandırmaya çalışmıştı, sinirlenip içeri attırmam için!

Hassiktir!

Ve bende çok güzel bir şekilde oyununa gelmiştim.

"Şimdi beni anladın mı savcım? O yiğit bir işler karıştırıyor ve içeri girmemesi gerekiyordu. Düşünmüştüm ki eski nişanlısı yardımcı olabilir ama sanırım hata etmişim." dediğinde gözlerimi sıkıca yumarak boşta olan elimi hırsla saçlarımdan geçirip çekiştirdim.

"Tamam başsavcım, ben halletmeye çalışacağım." diyerek hızla dolaba yöneldim.

"Sana olan güvenimi boşa çıkarma!" dedikten sonra telefonu kapattığında kafamı duvarlara vurmak istiyordum. Onunla birlikte olduğumuz neredeyse tüm gazetelerde duyurulmuştu, tabiki de başsavcının da bundan haberi olacaktı.

Hızla üzerime siyah pantolon ve ceketten oluşan bir takım giyerek, içimde ki kahverengi bir gömlekle de kombinimi tamamlamıştım. Yüzümü hafifçe renklendirdikten sonra saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaparak banyodan çıkarken bir yandan da saati kontrol ediyordum. 07.35! Harika, neredeyse dört saat uymuştum!

Çantamı alarak odadan çıktıktan sonra siyah topuklu ayakkabılarımı da elime alıp merdivenlerden adımlamaya başlamıştım. Dünkü gösterimin izlerini kızlar temizlemiş olmalıydılar, etraf pırıl pırıldı. Kapıyı açtıktan sonra hızla ayakkabılarımı giyip dışarı çıktığımda karşıma dikilen Agah'la bir an olsun ödüm kopmuştu, nereden ışınlanmıştı bu yine?

"Lavinia nereye?" diyerek çantama uzandığında geri çekilerek onu durdurdum.

"Ben kendim giderim. Bir arıza çıkmış, hapishaneye uğramam gerek. Ayrıca geldiğimde bu Serhat piçinin eve nasıl girebildiğini konuşacağız." dedikten sonra tehditkar bir bakış atarak arabama doğru ilerlemiştim. Mercedes-AMG G63 marka olan arabama bir bakış attım, motorumun yerini tutamazdı ama idare ederdi.

Hızla arabama atlarken peşimden gelen Agah'a çevirdim gözlerimi.

"Evin sadece önlerinde kamera olmasını isteyen sendin, ayrıca korumalarında çok dikkat çektiğini söyleyen sendin." diyerek kendini savunduğunda tek kaşımı kaldırarak yüzüne baktım.

"İyi, şimdi de kamera istiyorum. Ben gelene kadar evin dört bir yanına kamera taktır." dedikten sonra kapıyı kapatarak arabayı çalıştırdım.

"Emredersiniz efendim." diyerek geri çekildiğinde başımı sallayarak onu onaylayıp arabayı evin dışına doğru sürmeye koyuldum. Hapishane de ne gibi bir işi olabilirdi ki?

Ayrıca dünkü odama giren piç, oğlu Dağhan'ın damarına bastı gibi bir şeyler zırvalamıştı ve bu yüzden beni ortadan kaldırmak istemişti. Sen ne yapmaya çalışıyorsun Araf?

İsmi zihnimde çınladığında gördüğüm rüya tekrardan hatıralarımda yer etmişti. Allah kahretsin ki çok güzeldi...

Hapishanenin önüne geldiğimde kapıda ki askerlere kimliğimi gösterdikten sonra içeri geçerek arabamı park etmemin ardından cezaevine doğru adımladım. İçeriye adımladığımda etrafta ki görevlilere küçük bir bakış atmıştım.

"Cumhuriyet savcısı Lavinia Argun." diyerek kimliğimi gösterdikten sonra ilerlemeye devam ettiğimde bir gardiyan peşime takılmıştı.

"Kimi görmek istemiştiniz savcım, getirtelim."

"Arhan Demir'in kaldığı koğuşa götür beni." dedikten sonra adama baktığımda gözleri anlık olarak korkuyla açılmıştı, birinden emir almıştı ama kimden?

"Ama sayın savcım..."

"Sana soru sormadım gardiyan, emir verdim. Götür beni." dediğimde kafasını sallayarak ilerlemeye başlamıştı. Ellerinin nasıl titrediğini buradan görebiliyordum, büyük ihtimal ondan emir almış olmalıydı. Benim buraya gelmeyeceğimden emindi fakat yine de hiç kimsenin gelmesini istememiş olmalıydı, özellikle de Haluk başsavcının...

Bir süre yürüdükten sonra geldiğimiz kapıyla bana temkinli bir bakış attıktan sonra kapıyı açarak içeri adımladı.

"HERKES SIRAYA DİZİLSİN." diyerek haykırdıktan sonra bana baktığında içeri adımladım. Tahminimce sekiz kişi sıraya geçerek bana bakmışlardı fakat benim gözlerim tek bir kişinin üzerindeydi. Şaşkın bakışlarla sıranın sonunda beni izleyen Araf'ın!

Bakışlarım hemen yanında ki yaşlı adama kayınca zihnimde şimşek çakmıştı. Erhan Demir, Dağhan'ın babasıydı. Yanılmıyorsam bir on yıl kadar önce müebbet hapis yemişti fakat sebebini hiç araştırmamıştım.

"Arhan ve Erhan Demir hariç herkesi dışarı çıkart." dedikten sonra çantamdan çıkardığım bir dilekçeyi de ona uzattım. "Ayrıca bunu da müdüre ilet."

Delil yetersizliğinden mahkumun mahkeme gününe kadar tutuksuz yargılanacağını belirttiğim bir dilekçeydi. Ben buradan ayrıldıktan tahmini yarım saat sonrada onu bırakacaklar demek oluyordu bu.

"Ama savcım..." dediğinde sert bakışlarım hızla ona döndü.

"Seninle uğraşmamı ister misin gardiyan?" diyerek tamamen ona döndüğümde yutkunarak içeri baktığını fark etmiştim, ona bakıyordu.

"Pe...peki efendim." dedikten sonra koğuşu boşaltarak kapıyı kapattıktan sonra gitmişti. Hiç beklemeden ortada ki masaya ilerleyerek çantamı koyup çektiğim sandalyeye oturduktan sonra bakışlarımı ayakta dikilen adamlara çevirdim. O gerçekten her yönüyle dedesine benziyordu.

"Buyrun!" diyerek sandalyeleri gösterdiğimde o hiç beklemeden hemen yanımda ki sandalyeye kurulmuştu ve hemen ardından Erhan Demir de karşıma oturunca bakışlarımı ikisinin üzerinde gezdirdim. "Şimdi burada ne halt döndüğünü açıklayın, hemen!"

"Boynuna ne oldu?" diye sorduğum sorudan bağımsız bir soru sorarak çatık kaşlarıyla boynuma baktığında elim hafifçe yaranın üzerine dokunmuştu, dün geceki piçle uğraşırken olmuş olmalıydı. Umursamadan bakışlarımı Erhan Demir'e çevirdim.

"Ben savcı Lavinia Argun, memnun oldum Erhan bey." dediğimde elini kaldırarak yavaşça masanın üzerinde ki elime vurdu, yüzüğe dokunmuştu sanki.

"Bu yüzük sende var olduğu sürece seninde dedenim kızım."

Sözleri kalbimde kasırga yaratırken yavaşça yutkundum.

"Suna hanımın hatırası olduğu için atamadım, torununuzla bir alakası yok." diyerek elimi çektiğimde boğazımda ki kuruluğun gitmesi için derince yutkundum.

At yalanı sikeyim inananı!

"Hatıra saklanır kızım, parmakta gezilmez." dediğinde sağ bacağım titremeye başlamıştı, kahretsin ki haklıydı. "Soruna gelirsekte eğer şu deli oğlanı çıkar buradan, başını yakacak."

Bakışlarımı masadan ayırarak ona çevirdiğimde zihnimde rüyamın kesitleri dolanmaya başlamıştı fakat o sadece lanet bir rüyaydı. Asla gerçek olmayacak bir rüya...

Yeşilleri onu sorgu odasında gördüğüm gibi donuk değil tam tersi parıldayarak bakıyordu. Derin derin soluklar alırken gözlerini gözlerimden bir saniye bile ayırmadan dikkatlice izlediğinde kalbim hızlanmaya başlamıştı. Hayır, hayır bu hissi istemiyordum!

"Dağhan Demir'in nerede olduğunu biliyor musunuz?" diye sorduğumda dedenin bakışları bir anlığına ona kaymıştı. "Kaş göz yapmayı kes Arhan." dedim bakışlarımı hala dededen çekmezken.

"Bu kız seni çözmüş evlat." diyerek kahkaha atan Erhan Demir'le bakışlarım yine ona döndü. Dudaklarımda hiçbir kas oynamazken o benim aksime sırıtıyordu.

"Çözmüş olsaydı gördüğü her şeye inanmazdı dede." dedikten sonra yerinden doğrulup yüzünü bana yaklaştırdığında hızla geri kaçarak çantamı alıp ayağa kalktım. Ne demek istemişti yani?

"Davanızı tekrar gün yüzüne çıkartacağım, bu işte bir bit yeniği olduğuna eminim. İyi günler." diyerek açık kapıdan dışarı adımladıktan sonra kapının önünde ki gardiyana baş selamı vererek çıkışa ilerledim.

Ellerimin titremesini kesmek için yumruk yaparken dişlerim birbirine geçmişti, gördüğüm neye inanmıştım ben? Yataktaki görüntüleri zihnimde yer etti. Normalde uykusu hafifti, eve girdiğim an uyanması gerekirdi ama hiçbir tepki vermemişti oysaki kız uyanıktı. Buna emindim!

Her ne olursa olsun eğer o durum yalan olsa bile gördüğümü bile bile bana gelip açıklama yapmamıştı, buna inanmamı istemişti.

Daha dün gece bile öldürülmeye çalışıldın, bu yüzden olabilir mi acaba?

Beni korumak için ondan nefret etmemi mi istemişti? Ahh! Düşünmekten kafayı yemek üzereydim, beynim her attığım adımda daha fazla ağrırken arabama ulaşmıştım. Hızla binerek eve sürmeye koyuldum, bugün hafta sonuydu ve evdeydim. Biraz spor yapsam fena olmazdı, birkaç gündür tüm kaslarım gerilmişti.

Parmaklarım benden izinsizce boynumda ki kolyeye gittiğinde derin bir nefes aldım. Sadece yüzük değildi taktığım, kolye de her daim boynumdaydı. Bana gül diyen insan, dün ölüm çiçeği yapmıştı. Sanırım ilk kez adımın anlamı canımı acıttı.

Eve vardığımda arabayı park ederek inip eve girmeden arka bahçeye adımladım, odamın olduğu yere. Etrafa bakınarak nereden çıktığını hesap etmeye çalışmıştım, gözüme çarpan kalın borularla ellerim yavaşça oraya dokundu. Kenarlarında ki çıkıntılar çıkmayı kolaylaştıracak şekildeydi. Etrafa tekrar bakındığımda köşede ki kamerayı görerek hafifçe gülümsedim, bakalım gizli takipçim tekrar gelecek miydi?

Eve girdiğim gibi odama ilerleyerek üzerinde ki takımı değiştirip yerine sporcu sütyeni ve şortumu geçirerek bodrumda ki diğer bir odaya ilerledim, küçük bir spor odasıydı. Kulaklığı kulağıma geçirdikten sonra biraz ısınma hareketleri yapmamın ardından ellerime sargıları sararak kum torbasının önüne geçtim.

Sağ yumruğumu sertçe geçirdiğimde gözümün önünde canlanan sarı saçlarla sinirlerim daha çok gerilmişti. Yumruklarımın ardı arkası kesilmeden torbaya çarpmasıyla algım tamamen yok olurken sadece ana odaklanmıştım.

Resim zihnimde dönmeye başladığında yumruklarımı daha çok sıktım. O yüz üstü uzanırken kız ise onun sırtına uzanmıştı, titreşen göz kapaklarımın hala hatırlayabiliyordum. Odadan çıktığımda yatağın gerilen yaylarının sesini ve yere değen çıplak ayakların sesi... Ben evden çıkarken o kız kalkıp bunu izlemişti. Bir oyun vardı, fakat bunu çözmekle uğraşmak yerine senelerce kendime işkence etmişim gibi hissediyordum.

Orada ne kadar süre geçirdiğimi bilmiyordum fakat artık nefesim kesilirken kollarımda ki kasların acıyla kasıldığını hissedebiliyordum. Yandaki suyuma ilerleyerek sonuna kadar içtikten sonra havluyla yüzümün terini alıp yukarı doğru ilerlemeye koyuldum. Cama çarpan bakışlarım şaşkınca açılmıştı, neredeyse güneş batmak üzereydi.

Salondan gelen seslerle adımlarımı oraya yönlendirdiğimde o hariç herkesin burada olduğunu görmüştüm. Beni fark ettiklerinde sessizleşerek bakakalmışlardı. Genelde çok fazla evde durmadığım için bayadır karşılaşmamıştık hiçbiriyle.

"Hoşgeldiniz." dedim donuk bir sesle. Belki de yapmamam gerekirdi, sonuçta onlar arkadaşlarımdı fakat istemsizce oluyordu. Durduramıyordum!

"Lavi, yüzünü gören cennetlik." diyen Can'la bakışlarım ona kaydı. Yanında ki Deniz'in omzuna koluna atmıştı, bakışlarım diğerlerine de kaydığında herkesin çift olduğunu fark etmiştim. Kendimi fazlalık olarak hissetmem normal miydi?

"İş güç diyelim." dedikten sonra geri çekilerek tam salondan çıkacaktım ki Aras'ın sesiyle duraksadım.

"Özledik be seni Duman."

Duman yenge derdi önceden şimdi ise sadece duman kalmıştı. Ateş sönünce ardında bıraktığı kara bir duman kalmıştı sadece...

"Duman öldü, yerinden savcı yeşerdi Aras." dedikten sonra hiç beklemeden yukarıya, odama ilerledim. Üzerimdekilerden hızlıca kurtularak kendimi sıcak duşun kollarına attığımda kaslarımda ki o yanma hissini seviyordum. Esasında bu gece ava çıkmamız gerekiyordu fakat son üç avımdan birisi bana geldiği için bugünü iptal edebilirdim. Dağhan'a ulaşacağım yolda sadece bir hedefim kalmıştı, Yücel Karahan...

Duşta ki işimi hallettikten sonra dışarı çıktığımda çalan telefonumda gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutmuştum, maşallah bugünde susmuyordu! Hızla telefona uzanarak elime aldığımda ekranda ki isimle derin bir nefes alarak açtım, adli tıptan Lale'ydi.

"Efendim Lale?"

"Öncelikle rahatsız ettiğim için üzgünüm savcım fakat sizi bilgilendirmem gerekiyordu." dediğinde bende bir yandan dolabıma doğru yönelmiştim.

"Sıkıntı değil, ne olduğunu söyle." dedim elime dokunan iç çamaşırlarını alıp bakmadan yatağın üstüne atarak.

"Savcım şu geçen günkü Ece davasında ailesi maktule otopsi yapılmasına izin vermiyorlar." dediğinde elimi uzandığımda eşofmanlardan çekerek takımlara yöneldim, belli ki gitmem gerekecekti.

"Tamam Lale, ben halledeceğim. Siz cesedi otopsiye alın hemen."

"Tamam savcım, iyi günler." dedikten sonra telefonu kapattığında hızla üzerime çıkardıklarımı geçirirken yeşil iç çamaşırlarıyla bir süre bakışmıştım fakat çıkarmaya vaktim yoktu. O sırada komiser Salih'i arayarak telefonu hoparlöre alıp yatağın üstüne bıraktım. Siyah takımı üzerime geçirirken bir yandanda çalan telefonu dinliyordum.

"Savcım, buyurun?"

"Ece davasında ailesini sorguya aldınız mı Salih komiser?" derken üstümü giymiş saçıma geçmiştim.

"Evet efendim, anne ve babası ağlayarak suçluyu bulmamızı söylediler. Pek bir şey çıkmadı onlardan." dediğinde havluyla saçımın ıslaklığını almayı keserek telefona uzandım.

"Ağlayan herkese inanıyor muyuz Salih? Otopsiye izin vermemişler, onlarda bir şey var. Hemen sorguya alın bende birazdan orada olacağım."

"Peki, sayın savcım." diyerek telefonu kapattığında yüzümü tekrardan renklendirmek zorunda kalarak saçımı arkadan salaş bir topuz yapmıştım. Siyah topuklularımı giyerek çantamı da aldıktan sonra hızla aşağı indim. Salonun önünden geçerken Ahu'nun sesiyle duraksamıştım.

"Lavi, iş mi çıktı yine?" diye telaşlı bir şekilde sorduğunda kaşlarımı çatarak bakışlarımı salona çevirdim. Niye telaşlıydı?

"Evet, adliye de ufak bir işim var. Size iyi eğlenceler." dedikten sonra evden ayrılarak arabama yöneldiğimde hızla adliyeye doğru yol almaya koyulmuştum.

Otobanda ilerlerken sağda gördüğüm çevirmeyle durmak zorunda kalmıştım, şu aralar ne kadar çok çevirme oluyordu. Yanıma gelen polisle camı indirerek kimliğimi çıkartıp gösterdim.

"Savcı Lavinia Argun."

"Yeni sanırım savcım, merak etmeyin ilk zamanlar alışması zor oluyor. Hayırlı olsun." dediğinde kaşlarımı çatarak anlamaz bakışlarla polisi izledim bir süre, ne demek istiyordu?

"Anlayamadım." dedim sert bir tonda, zaten sinirlerim tepemdeydi.

"Soyadınız diyorum savcım, alışmak zordur." dedikten sonra gülerek çekildiğinde hızla kimliği kendime çevirmiştim.

Gördüğüm isimle gözlerim açılırken nutkum tutulmuştu.

Lavinia Demir...

O adamı elimden kimse alamazdı!

Derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalışsamda pek yardımcı olduğu söylenemezdi, şu anda direksiyonu çevirerek onun evine gidip üzerine kurşun yağdırmak istesemde soktuğumun adliyesine gitmek zorundaydım. Bakışlarımı tekrar kimliğe çevirip kontrol ettiğimde orijinal olduğunu fark etmiştim, hemen çantamdan cüzdanımı çıkartarak asıl kimliğime baktığımda onun da değiştirildiğini görmüştüm. Kafayı yememek elde değildi, bunu ne ara yapmıştı?

Hızla arabayı çalıştırarak adliyeye sürdüğümde sinirden elim ayağım titriyordu, onu bulduğum yerde gebertecektim. Adliyeye vardığımda arabayı otoparka park ettikten sonra çıkarak çantamı alıp hızla içeri ilerledim. Şu an yapabiliyor olsaydım kesinlikle gözlerimden alev çıkartabilirdim.

"Savcım, aile sorgudalar." diyen Salih'le sorgu odasına adımlarken o günkü oda değil de diğer koridordaki sorgu odasına ilerlediğimizi fark etmiştim.

"Buraya niye almadınız?"

"Dün ki sanık masayı kırmış savcım, onu tamir ediyorlar." dediğinde bugün daha ne kadar fazla şaşırabileceğimi test ediyordum sanki!

"Ne yapmış?" dedim şok içinde anlamaya çalışarak.

"Sizden sonra Ender savcı girmiş odaya, artık her ne dediyse adam sinirlenmiş ayağa kalmış. Cüssesinden öküz gibi olduğu belli oluyordu da masayı kırabilmesine bende şaşırdım savcım." diyerek gülmeye başladığında arkamı dönerek diğer sorgu odasına girdim. Masaya oturmadan çantamı sandalyeye bırakarak karşılarında dikildim.

"Bizi niye buraya diktiniz yine? Acımız var zaten, bir de sizinle uğraşıyoruz." diyen kadınla sert bakışlarım ona döndü.

"Kamerayı kapat, izleme odasını da boşalt Salih." dediğimde emrimi alarak hızla sorgu odasından çıktıktan bir süre sonra geri gelerek kamerayı da kapatmıştı.

"Tamamdır savcım."

"Tek bir soru soracağım, kime sattınız küçücük kızı?" dediğimde annenin gözleri istemsizce kocaman açılmıştı ve bingo! Otopsi istemiyorlardı, çünkü kız taciz edilirken görmüşlerdi ve olayın tarihini yanlış vererek kurtulmaya çalışmışlardı.

"Senin ağzın ne der savcı?" diyerek sinirle ayağa kalkan adamı Salih omzundan iterek yerine oturtmuştu.

"Okulda ki öğrenciler sorgulandı mı Salih?" dedim bakışlarımı ona çevirerek.

"Kızı iki haftadır kimse görmemiş savcım." dediğinde bakışlarım tekrar anneye gitti.

"Eğer söylemezsen suça yardım ve yataklıktan seni içeri atarım ve özellikle en manyak insanların bulunduğu koğuşa koydurturum. Artık şişlerler mi yoksa uykunda boğarlar mı bilemem." derken gözlerimi kocaman açarak ona yaklaştığımda yutkunarak geri çekilmişti.

"Siz ne manyak insanlarsınız, bırakında kızımızın acısını yaşayalım." diyerek tekrar atağa geçen babasına çevirdim bu kez bakışlarımı.

"Biliyor musunuz Adem bey, cezaevinde içerisi tamamen tecavüzcü olan bazı koğuşlar var ve bunlar erkeklere de yapmaktan oldukça zevk duyarlar. İster misiniz bir uğramak?" dediğimde yutkunduğunu görmüştüm. Hemen ardından anne hızla ayağa kalkarak ağlamaya başladı.

"Benim hiçbir suçum yok savcı hanım, Adem paraya sıkışığız dedi, kız büyüdü artık evlendirebiliriz dedi. Biz nereden bilelim öldüreceğini." diyerek ağlamaya devam ettiğinde sağ gözümün seğirmeye başladığını hissediyordum. 16 yaşında ki bir kızı, henüz reşit bile olmayan bir kızı para uğruna satmışlardı ve hala tek amaçları hapse girmemekti. Bu hangi gurura, hangi ebeveynliğe sığardı?

Dayanamayarak ona adımlayıp sertçe bir tokatı suratına geçirdiğimde Salih komiser hızla beni geri çekerek omuzlarıma sarılmıştı.

"TEK SORUN ÖLDÜRMESİ Mİ SENCE? SENİN BEN ANNELİĞİNİ SİKEYİM!" diye haykırdığımda babası fırsattan istifade ayaklanarak kapıya ilerlediğinde hızla bacağına attığım bir tekmeyle geriye savrulmuştu. "SEN NEREYE LAN?"

"Savcım lütfen sakin olun." diyerek beni daha sıkı tutmaya çalışan Salih'le daha çok çırpındım, onları gebertmek istiyordum. Daha küçücük bir kızı sırf para için nasıl satarlardı? Ölmeleri gerekiyordu! "Siz de ne izliyorsunuz? Götürün şunları cezaevine."

"Vallaha savcı hanım, benim bir suçum yok. Beni götürmesinler." diye haykıran anne ellerine geçirilen kelepçeyle sorgu odasından çıkartılmıştı.

"Sende bırak beni!" diyerek Salih'in kollarını ittikten sonra sakinleşmek için sinirle sandalyeye oturdum. "Görüyor musun orospuyu? Hala kızının ölmesini değilde içeri girmeyi sorun ediyor."

"Şerefsiz insanlar her yerde savcım, siz sakin olun." dedikten sonra elinde ki suyu uzattığında titreyen ellerimle alarak bir yudum içtim. "Savcım affınıza sığınarak söylüyorum ama siz genelde sakin olurdunuz, iyi misiniz?"

"Değilim Salih, iyi falan değilim." diyerek ayağa kalkıp çantamı aldığım gibi sorgu odasından ayrılmıştım. Şimdi ise yapmam gereken bir adet senelerin görüşmesi kalmıştı.

Adliyeden ayrılarak arabama bindikten sonra gideceğim yer belliydi. Deli gibi yağmur yağarken umursamadan son hızla gaza bastım, ne yaparsam yapayım içimde ki öfke soğumuyordu. Soğuğu daha çok hissetmek için tüm camları açtıktan sonra üzerimde ki ceketi ve gömleği de çıkartarak arkaya fırlatmıştım.

Gökten düşen her yağmur damlası günahlarımı hatırlatırcasına yüreğime inerken göz yaşlarım bana ceza verir gibi yanaklarıma süzülmemek için inat ediyorlardı sanki, oysaki canım çok yanıyordu. Bir zamanlar bu soyadını almayı zevkle isterken şimdi görmek ruhumu asit banyosunda yıkıyorlarmışçasına beni eritiyordu.

Evinin önüne geldiğimde açılan kapılarla hızla içeri girerken park etmeye bile uğraşmadan belimde ki silahı çıkartarak arabandan dışarıya atladım.

"ARHAN DEMİR ÇIK DIŞARI!" dedim avazım çıktığı kadar bağırarak. Her bir yağmur damlası çıplak tenime düşerken üşümek yerine cayır cayır yanıyordum. Açılan kapıyla karşımda onu gördüğümde hiç tereddüt etmeden silahımı ona doğrulttum. Üzerinde ki beyaz gömleği ve siyah kumaş pantolonuyla sanki beni bekler bir hali vardı, tabiki de beklerdi. Bunu gördüğümde yapacağım ilk şeyi tahmin ediyordu.

Ona doğru adımlayarak aramızda neredeyse 3 metre kalana kadar yürüdüm. Tam karşısında ona bakarken kalbimin beni ele geçirmemesi için mantığımla tehditkar bir anlaşma imzalamıştım o an. O sırada bana doğru bir adım atacaktı ki hızla tetiği çekerek tekrar ona doğrulttum.

"Tek bir adımında beynini dağıtırım."

Fakat sözümü umursamadan bana doğru bir adım atmasıyla yağmurun altında kalırken silahı ateşleyerek kurşunun sol tarafından ona isabet etmeden geçmesini sağladım. Tekrar bir adım attığında bu sefer kurşun ayaklarının dibinden sekmişti lakin yine de duraksamadan bana yaklaştığında silahın namlusunu kalbine yasladı.

"Senden uzak durmamı istiyorsan buraya sıkmalısın." dedikten sonra büyük avucu silahın üzerinde ki elimi sararak kalbine daha çok bastırdı.

"Niye çıktın yine karşıma?" derken bir yandan da ağladığımı o an fark etmiştim. Yüzüme düşen yağmur damlaları mı daha çok acı veriyordu yoksa göz yaşlarım mı çözemiyordum.

"Dayanamadım, varlığım sana zararken yokluğuna dayanamadım." Sözleri daha çok ağlamamı sağlarken elimi elinin altından kurtararak hızla omuzlarından geri ittim.

"Evet, varlığın bana çok büyük bir zarar Arhan Demir." dedikten sonra ellerimi saçlarıma atarak onları çekiştirdiğimde bir kaç tutam tokadan firar ederek yüzüme yapışmıştı. "Ben gitmek zorundaydım seni aptal ama beni sen bıraktın, ne dayanamamazlıktan bahsediyorsun?"

"Sen gittin! BENİ EN BÜYÜK KORKUMLA BAŞBAŞA BIRAKIP GİTTİN!" diyerek haykırdığında sinirlerim daha çok gerilmişti.

"VE SENDE BAŞKASININ KOYNUNDA RAHATLAMAYI MI SEÇTİN?" sözlerim canımı yakarken tek yaptığım yağmurun ortasında öylece haykırmaktı.

"Sana attığım tek bir mesaja bile baksaydın öyle bir şey olmadığını anlardın."

"Öyle mi Arhan bey? Söylesene benim iznim dahi olmadan evlenmemizi sağlayan sen, yeni hattımı öğrenemez miydin?" dedikten sonra ona yaklaşarak gözlerine bakmayı sürdürdüm. "Biliyordun, yeni numaramı bildiğin halde sen o numaraya mesaj atmayı seçtin, görmediğimi bile bile o numaraya atmayı seçtin."

Sözlerimin ardından ellerini hızla kollarıma sararken yüzünü bana daha çok yaklaştırmıştı. Yeşillerinin kızarıklığına bakılırsa tek ağlayan ben değildim.

"Sana deli olurken, göz bebeğine bile aşıkken nasıl farklı bir kadını isteyeceğimi düşündün? Bir kere bile sorgulamadan sildin beni Lavinia. Beni bırakıp gittin ve sonrasında kayboldun, söylesene sen istemediğin halde sana nasıl gelebilirdim?" dediğinde onu itmeye çalıştım lakin elleri buna izin vermeden beni daha çok kendine çekmişti. "Ben buna rağmen sensiz, kokunsuz yaşayamadım. Her gece ne yaparsam yapayım soluğu senin yanında aldım, ben seni hiç bırakmadım Lavinia. Her şeye herkese inat ben seni bırakamadım."

Ağlamam daha çok şiddetlenirken onu güçsüzce geri itmeye çalıştığımda bu sefer geri çekilmişti.

"Seni öyle gördüğüm an bebeğimi kaybederken ne yapsaydım? Kollarına mı koşsaydım?"

Sözlerim ortama yıldırım etkisi yaratırken yağmur sanki bu anı bekliyormuşçasına kesilmişti. Bakışlarını kaplayan hayretle bir süre beni izlediğinde gözlerinden süzülen damlaları artık görebiliyordum. Gözleri karnıma kaydıktan sonra tekrar bana baktığında omuzlarının nasıl düştüğünü izledim. Kalbim bir avuç ateşin içinde harlanırken orada onun acı çekişini izliyordum, peki benim neden canım yanıyordu? Çünkü kahretsin ki ona hala deliler gibi aşıktım...

"Onu...onu ben mi öldürdüm?" diye sorduğunda o koskoca cüsse bir anda dizlerinin üzerine düşmüştü. "Ben çocuğumu öldürdüm." Avazı çaktığı kadar haykırırken hıçkırarak karşımda ağlamaya başlamıştı. Gidip ona sarılıp onun suçunun olmadığını söylemek istiyordum fakat ayaklarım yolladığım komutu almıyordu.

"İşte şimdi bu acıyla ne yaparsan yap." dedikten sonra arkamı dönerek adımlamaya başladım.

İşte şimdi, kendi isteğimle onu terk etmiştim...

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Ve bölüm sonu 🥹

Sanırım biraz duygusal bir bölüm oldu, ne dersiniz?

Sizce nasıl bir bölümdü?

Yorum ve vote atmayı lütfen unutmayın!!

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

Bölüm sonu

2 yorum