Bölüm şarkıları
Çağan Şengül~Ben Sana Veda Edemem
Kahraman Deniz~Böyle Sever
Aydilge~Haberin yok
Heyecanlı bir bölüm dahaaa
Yorum ve votelar unutulmasın, lütfen!
İyi okumalar
Seviliyorsunuzzzzz
⚖️🖤
~~~~~~~~~~~~~~~
Seneler öncesi...
Elinde ki pamuğu annesinin dudağında ki yaraya hafifçe bastırırken ağlamamak için kendini kasıyordu Arhan, çünkü büyümüştü ve artık güçlü olmak zorundaydı. Tam 14 yaşına girmişti o gün ve annesi yine dayak yemişti ama bu sefer Arhan susmamıştı, durmamıştı.
"Ben hallederim Araf'ım, hem hiç acımıyor ki zaten." diyen annesiyle Arhan boşta olan elini yumruk yaparak sıktı, o adamı gebertmek istiyordu ama kahretsin ki gücü yetmiyordu. Her hareket ettiğinde sırtında ki kemer izleri kendini hatırlatırcasına acıyordu aslında ama önemli olan annesiydi onun için. Aşağıdan gelen bağırtı sesleriyle hafifçe gülümsedi Arhan, planı gerçeklemişti.
"Yalan söylüyorsun, acıdığını ben biliyorum ama onunda canı acıyacak anne. Sana yemin ederim çok acıyacak."
"Umrumda değil oğlum, seninki acımasında diğer hiç kimse umrumda değil." dediğinde Arhan yaralara son kez yara bandını yapıştırarak ayağa kalktığında annesi can havliyle bileğine sarıldı. "Gitme Araf, yaraların daha iyileşmedi annecim."
"Onun acı çekişini izleyeceğim anne, şu an bize bir şey yapamaz." dedikten sonra bileğini annesinden kurtararak kapıyı açıp merdivenlerin başında durdu. Dış kapının hemen önünde büyükbabasının babasına bastonuyla vurmasını izledi bir süre.
"Ulan it herif, adam olasın diye evlendirdim seni, hayvan ol diye değil. Kadına el mi kalkar lan amına koyduğum? Sen benim annene el kaldırdığımı ne zaman gördün lan?" diyerek haykırdı dedesi ve ardından yere düşmüş olan babasına bir kez daha vurdu bastonuyla.
"Belki yapsaydın başka birine kaçmazdı." dedi babası ve ayağa kalkmaya çalışmıştı ki dedesinin attığı tekmeyle tekrardan yere düştü.
"Lan eşşek herif! Başkasını tercih edeni zorla tutarak mı adam oluyorsun sen? Bu mu senin insanlığın?" dedikten sonra bakışları merdivende izleyen oğlana döndü. "Şu yavrucağın ne suçu var lan peki? Yüzü yara bere içinde. Ben seni bu işlerden uzak tutmak için varımı yoğumu verdim, bunun için miydi? Sen hayvan ol diye miydi?"
Sözlerinin ardından babasının keskin bakışları Arhan'a dokunmuştu, onun çağırdığını anlamıştı ve acısını çok kötü çıkaracaktı. Dedesi elinde ki bastonu yanında ki adamına vererek babasının yakalarından tuttuğu gibi ayağa kaldırdı ve hiç düşünmeden yumruğu yüzüne indirmişti. Ellili yaşlarındaydı dedesi ama gücü kuvveti hala yerindeydi, Arhan'da tıpa tıp dedesine çekmişti.
"Seni şerefsiz, seni ırz düşmanı, ulan ben seni böyle mi yetiştirdim?" dediğinde babasının elleri hızla yakasında ellere giderek onları itti.
"Sen beni yetiştirmedin baba, sen askerini yetiştirdin. Bende aynı senin gibi askeri mi yetiştiriyorum." diyerek arkasında duran Arhan'ı göstermişti eliyle. "O kadın gittikten sonra sen eve bile gelmedin, işin gücün beni hep meşgul etmekti ama bir şeyi unuttun Erhan Demir. Sevgiyi!"
"Seni en iyi okullarda okuttum, yalnızlığı hissetme diye kurslara yolladım, gelişmeni istedim ama sen dağ ayısı olmayı tercih ettin." dedikten sonra salona doğru adımlarken duraksadı. "Çocuğa boşuna bağırma, senin bokluklarını öğrenebilecek kadar elim kolum uzun hala. O demedi hiçbir şey."
Salona adımlayan dedesiyle babası elini hırsla saçlarının içinden geçirdi, sinirden elleri titriyordu lakin hiçbir şey yapamıyordu.
Dağhan Demir'in bu hayatta tek korktuğu kişi babasıydı.
***************
3 yıl önce Arhan'dan...
Zihnimin içine akın eden sesler bir saniye bile durmuyordu. Sözlerinin gerçek olmadığını biliyordum fakat neden yüreğim bu denli sızlıyordu?
"Doğru, başından beri oyundu."
Olamazdı, onu senelerdir sessizce izliyordum. Bir kez bile onunla denk düşmemişti yolları, tehdit etmişlerdi benim güzelimi...
"Benim bir kalbim olduğuna inanacak kadar aptalsın. Seni hiçbir zaman sevmedim anlasana, sadece bir emirden ibaretti seninle olmak."
Eğer yalansa niye gözleri o kadar soğuk bakmıştı bana? İhanet etmezdi bana, beni bırakmazdı. Peki o zaman neden kalbim bu kadar sızlıyordu?
"Senin salak saçma hayatından bıktım ve artık bırak peşimi."
Ne ile tehdit edilmişti bilmiyordum fakat tek emin olduğum şey vardı ki o geri dönmemişti. O depo da saatlerce beklemiştim, belki adam bulup döner diye ama tek bir kişi gelmemişti. Oysaki ölsem bile gitmesini istemezdim ama gitmişti. Aklımda hep farklı bir yol arıyordum, belki de Arya'yı öldürmekle tehdit etmişlerdi yine, o zaman gitmekte haklı olurdu. Veyahut kızlardan herhangi biriyle tehdit etmişlerdir, o zamanda bırakmakta haklı olurdu, o hep haklı olurdu ama ya sonrası...
Sonra neden dönmemişti geri? Dağhan haklı olabilir miydi? Beni gerçekten sevmemiş miydi?
Zihnimden geçen her bir soru sanki damarlarımdan akan asitti ve yakarak yerle bir ediyordu her yeri, dayanamıyordum. Onsuz dakikalar bile zulümken saatleri belki de ayları düşünmek daha da çıldırtıyordu.
Saatler sonra eve girdikten sonra tek yaptığım şey siktiğimin odasına gelip boş boş oturmak ve karşıda ki aynaya bakmaktı. Ben onsuz yaşayamazdım ki, ben nefes alamazdım...
Gözlerimden damlalar akmaya başlarken içimde kopan fırtınaya rağmen sakince yandaki çekmeceye uzandıktan sonra açarak içinden silahımı çıkardım. Hiç düşünmeden kafama dayadığımda hala aynadaki yansımamı izliyordum.
Benim sevdiğim kadın bana ihanet etmezdi, buna emindim fakat yine de durduramıyordum içimde ki bu sikik acıyı. Çünkü biliyordum artık ne ben ona gidebilirdim, ne de o bana gelebilirdi. Her ne ile tehdit edildiyse gelemezdi bana meleğim, korkardı. Onun olmadığı bu hayatta da yaşamak anlamsızdı.
Sakince tetiği çektikten sonra silahı şakağıma daha çok bastırdım, elimde ki gitmeden hemen önce çıkardığı tişörtünü burnuma getirerek derince bir nefes aldığımda saatler sonra ilk kez dudaklarımda tebessüm peyda olmuştu. Son anımda isteyebileceğim tek şey buydu...
Tam tetiği çekmek üzereyken aynada hemen arkamda beliren simayla duraksadım, gülerek beni izliyordu.
"Sevgilim, niye silah orada?" diye soran aynadaki yansımayla ağlamam daha da şiddetlenmişti. Aynı küçük bir çocuk gibi hıçkırarak ağlıyordum...
"Beni niye bıraktın?" dedim ağlamalarımın içinde haykırarak.
"Bırakmadım, ben seni bırakmam ki." diyerek o kurban olduğum gülümsemesini sundu bana aynadaki yansıması.
"BIRAKTIN!" dedim haykırarak, hemen ardından şakağımda ki silahı aynaya doğrultarak tam üç el ateş ettim ama içim yine de soğumuyordu. Elimde ki silahı aynaya doğru fırlattıktan sonra ayağa kalkarak komidinin üzerinde ki her şeyi yere fırlattım, birkaç dakika belki de birkaç saatin ardından oda yerle bir olmuştu ve ben ise tam ortasında oturuyordum.
"Beni bıraktın, bırakmam demiştin, gitmem demiştin. Niye gittin Sâye'm?"
Zihnimde yine gitmem diyen sesi yankılandı ama gitmişti, farkındaydım. Belki zorunluydu belki de değildi ama yine de gitmişti...
~~~
Durduğum balkonun önünde yine onun odasını izlerken elimde tuttuğum sigaradan son bir nefes alarak yaslandığım mermerin üzerine söndürdüm. Bugünle birlikte tam tamına 1 yıl 5 ay 6 gün olmuştu, nefesim gideli bir buçuk yılı geçmişti yani. Etrafa baktıktan sonra son zamanlarda yaptığım gibi odasına doğru giden borulara tutunarak kendimi yukarı çekmeye başladıktan sonra balkona ulaştığımda zorlanmadan içeri atlamıştım. Kokusunun olmadığı, onu görmediğim her an bana zulümdü ve ben dayanamıyordum.
Işığı açık olduğu zamanlar yanına giremiyordum, bazı zamanlar ise odasında olmuyordu gece boyu, hatta şu aralar oldukça sıklaşmıştı bu durum. Sessizce dua ettim içimden yatağında uyuması için, onu birkaç haftadır göremeyen zihnim iyice kafayı yiyerek halüsinasyonları arttırmıştı. Bunu kimseye söyleyemiyordum, çünkü benim ilacım doktor değil oydu. Sevdiğim kadındı...
Balkon kapısını birkaç kere zorla açtıktan sonra içinde ki mekanizması aşınmıştı, bu yüzden kapı hafif bir kuvvetle açılabiliyordu artık. Kapıya yaklaşarak ittirip açtığımda yatakta gördüğüm bedenle derin bir nefes aldım, buradaydı canımın içi...
Kapıyı ardımdan kapatarak içeri adımladığımda yüzüme akın eden sigara kokusuyla duraksadım, her gelişimde bununla karşılaşıyordum. Sanki burada olduğumu hisseder gibi o ölüp bittiğim kokusunu benden mahrum kılıyordu. Yavaşça yatağa doğru adımladıktan sonra bağlı olan saçlarına baktım, dokunmaya kıyamadığım saçlarını kestirmişti, zor bela bağlanmasına rağmen hiç açık bıraktığını görmemiştim.
Oldukça yavaş bir şekilde ona yaklaşarak içime derince bir nefes çektiğimde ellerim heyecandan titremeye başlamışlardı. Ben ona ölesiye bağımlıydım...
Gözlerimden damlalar süzülürken siktiğimin kaderine tekrar sövdüm, ondan ayrı kaldığım her saniye içimi sikip atıyordu ve ben sadece susuyordum. O adamı çıplak ellerimle öldürecektim, bu acıyı bize yaşattığı her saniyenin hesabını vermeden gebermeyecekti o ırzını siktiğim.
Elimi tüy kadar hafif bir şekilde önce saçlarında ardından da yanağında gezdirdiğim sırada bedeni kasılarak gözlerini sıkıca yumdu, kabus görüyordu. Şu aralar çok sık kabus görür olmuştu meleğim ve hepsi benim yüzümdendi. Ne kalmayı becerebilmiştim ne de gitmeyi...
Yavaşça kulağına doğru yaklaşarak, "Buradayım güzelim." dedim fısıldayarak. Bedeni sesimle sakinleşerek uykusuna kaldığı yerden devam etmişti. Şimdi ben nasıl olurda bu kızın ihanet ettiğine inanırdım? Sadece sesimle bile sakinleşen kadının üzerine başka bir kadınla olmayı nasıl düşünürdüm ben? Ama ona aksini de iddia etmemiştim, benden nefret ediyor olmalıydı.
Turgay'ın dediğine göre ihanet etmişti ama inanmıyordum, benim meleğim yapmazdı. O orospu çocuğu herkesi tehdit ettikten sonra bir deliğe saklanarak lider olmuştu ve ben onu o deliğinde boğmaya yemin etmiştim.
Ben Arhan Araf Demir, o şerefsizi ateşler içinde boğmadan bu sokuk hayata veda etmeyecektim!
Ayağa kalkmadan önce son kez kokusunu içime çekerken şu kelimeler bir yemin gibi döküldü dudaklarımdan.
"Io ti amerò per sempre." (Ben hep seni seveceğim.)
****************
Lavinia Argun...
Kalplerde ki günahları melekler görebilir miydi? Peki ya melekler günahkar olabilir miydi? Ben günahkar bir melektim ve gördüğüm yeşiller benim en büyük günahımdı.
Kalbim hızla göğsümü döverken boğazımın kuruluğu canımı yakmaya başlamıştı. Zihnimin içinde dönen görüntüler o zor bela ördüğüm duvarları birer birer ateşe verirken hareket dahi edemiyordum, tek yaptığım öylece karşımda duran adamı izlemekti. Sahiden sevmiş miydi o kadını?
Hayır, ben bir melek olamazdım. Ben boğazına kadar günaha batmış bir şeytandım sadece ve karşımda ki adam ise benim en büyük cezamdı...
"Savcım düşürdünüz." diyerek elinde dosyayı bana uzatan Buğra komiserle derince bir nefes aldığımda bir anda etraftan gelen sesleri duymaya başlamıştım, sanki öyle bir ana çekilmiştim ki az önce bir tek o ve ben kalmıştık. Bakışlarım Buğra'ya dönerken elinden dosyayı alıp hızla sorgu odasına girdim, bu saçmalıkta neyin nesiydi? Ben nasıl onun davasına bakardım, henüz ona bile bakamazken!
Çantamı masaya koyduktan sonra elimde ki dosyayı açarak sandalyeye oturduğumda yazılara bakıyordum lakin hiçbir şey anlayamıyordum, zihnim yaklaşan adım seslerine odaklanıyordu sadece. Geldi ve karşıma oturduğunda sol elinde ki kelepçe çözülerek yere sabitli olan masanın bacağına bağlandı. Nefes almamaya çalışarak dosyaya yoğunlaşmaya çalıştım lakin bu çok zordu benim için, üç yıl boyunca onu tek gördüğüm an başka bir kadınlaydı ve şimdi karşımdaydı. Gözlerimi kapatarak derin bir nefes almak zorunda kaldığımda ciğerlerime dolan yoğun sigara ve alkol karışımı olan kokuyla istemsizce gözlerim açılırken bakışlarım ona odaklandı.
O... çökmüştü.
Sakalları uzamıştı, göz altları uzun bir süredir uykusuz olduğumu bağırır bir şekilde çökmüştü, saçları karışıktı, üzerinde takımı yerine alelade bir siyah tişört ve altında siyah kot pantolonu vardı; oysaki o çoğunlukla resmi giyinirdi, sakallarını hep keserdi. Neden bu haldeydi? Ve en önemlisi yeşiller neden bu kadar soğuk bakıyordu bana?
Hayır, hayır o sözlere inanmış olamazdı değil mi? Ona ihanet ettiğimi düşünemezdi!
"Savcım, iyi misiniz?" diye sordu yanımda dikilen Buğra. O kadar belli oluyor muydu dışardan kötü olduğum? Garip bir gülme isteği dolmuştu içime, çok iyiydim.
Üç yıl önce karşımda ki adamın babası tarafından onu öldürmekle tehdit ettiği için ihanet ettiğim yalanını söyleyerek ayrıldım ve bir ay sonrasında aynı adamdan hamile olduğumu ona söylemeye gittiğimde onu başka bir kadınla gördüğüm için daha varlığından bile yeni haberdar olduğum bebeğimi kaybettim. Evet, çok iyiydim!
Tekrar derince bir nefes aldığımda titreyen ellerim gözüme çarpmıştı. Hayır, şu anda atak falan geçiremezsin, onun karşısında olmazdı...
Bakışlarım dosyaya çevrildiğinde yazılara odaklanmaya çalışarak okudum. Şahsi mülkünde bir cinayet gerçekleşmişti ve suç, orada bulunmamasına rağmen parmak izlerinden dolayı onun üzerine kalmıştı, saçma bir şüpheyi bu. Kamera kayıtları izlenmişti ve o saatlerde orada olmadığı belliydi, o zaman neden almışlardı onu?
Yutkunarak boğazımda ki yumruyu yok etmeye çalıştım, ben bir savcıydım ve işimi yapmak zorundaydım.
"Adınız Arhan Araf Demir, değil mi?" dedim mesafeli tutmaya çalıştığım sesimle. Gözlerimi dosyadan bir saniye bile ayırmak istemiyordum. Bir süre öylece beklediğimde cevap gelmeyince mecburen bakışlarım tekrar ona dönmüştü. "Bir soru sordum Ara..."
"Arhan. Adım Arhan Demir." diyerek sözümü yarıda kestiğinde kalbime milyonlarca mızrak aynı anda saplanmıştı sanki, ona Araf dememi istememişti. O günkü sözlerime inanmıştı, belki de o gün o kadının yanına bilerek...
"İki gün önce gece 2 sularında neredeydiniz?" dedim adını söylemekten kaçınarak. Bu sırada bacağım şiddetli bir şekilde sallanmaya devam ediyordu.
"Bir tanıdığın yanındaydım." dediğinde sesinde ki uzaklık titrememi sağlamıştı. Öyle mesafeliydi ki bana, oysaki bunu asla hak etmemiştim.
"Bunu kanıtlayabilir misiniz?" derken bakışlarım hala dosyadaydı. Ne yapıyorduk gerçekten burada? Eski sevgilimin davasına bakmak zorunda mıydım gerçekten?
"Hayır."
"Mülkünüzde gerçekleşen bir cinayetten dolayı buradasınız Arhan Bey ve o an orada olmadığınızı kanıtlayacak hiçbir seçeneğiniz yok mu?" dediğimde bakışlarım tekrardan ona dönerken elimde ki dosyayı kapatarak masaya bıraktım. Gözleri sanki bir düşmanına bakar gibi nefret doluydu, fakat kahretsin ki onu çok özlemiştim. Ne saçma bir histi bu?
"Yok." derken arkasına yaslanmış rahat bir pozisyonda oturuyordu. Bu koyvermişliğin sebebi neydi? Eğer sabıkalı olursa işleri büyük zarar görürdü, peki buna rağmen neden rahattı?
"Bile bile lades yaptığınızın farkında mısınız?"
"Hayat kocaman bir ladesten ibarettir zaten, sayın savcım!" dediğinde sonda ki sıfatı vurgulayarak söylemişti. Onu anlayamıyordum...
Tam konuşacakken açılan kapıyla bakışlarım oraya döndü, başsavcının yardımcısıydı.
"Sayın savcım, başsavcım sizi görmek istiyor."
"Şu anda sorguda olduğumu ilet, sonrasında uğrarım." diyerek önüme döndüğümde dikkatlice beni izleyen bakışlarının masanın üzerinde ki elime kaydığını fark ettim, yüzük olan elime!
"Başsavcım hemen dışarda savcım ve sizi şimdi istiyor." dediğinde hızla ayağa kalkıp odayı terk etmiştim. O bakışlara biraz daha maruz kalmak kalbimin boynuna bir urgan dolamakla eş değerdi. İlerde koridorun solunda beni bekleyen başsavcıyı gördüğümde oraya adımlayarak zihnimi dağıtmaya çalıştım.
"Sorgu nasıl gidiyor savcım?"
"Pek iyi gittiği söylenemez. Sorduğum her soruya olumsuz cevap veriyor başsavcım, bu şekilde onu içeri atmaktan başka şansım olmaz." dediğimde Haluk başsavcı ellerini beyazlaşmış saçlarından geçirerek derin bir nefes aldı.
"Bak savcım, ne yap et onu konuştur. İçerde ki adamları çıkar, kamerayı da kapat ve bir şekilde sana itiraf etmesini sağla. Eğer gerçekten bu suçu işlediyse de ilk ben öğrenmek istiyorum savcım, anlaşıldı mı?" dediğinde şuraya düşüp bayılmak istiyordum. Ben daha çevre kalabalıkken adama bakamazken bir de yalnız mı kalacaktım? Tanrım! Atın beni dağlara üstümü kurşunlayın.
Sen şimdi naneyi yimedin mi?
"Siz bu adamı neden bu kadar koruyorsunuz başsavcım? Bana pek tekin gözükmedi."
"İyi çocuktur savcım, bana da çok yardımı dokunmuştur vakti zamanında. Şimdi ona arkamızı dönmek bize yakışmaz." diyerek bir abi gibi elini hafifçe omzuma vurmuştu. "Benim acilen gitmem gerek, bu dava sende Lavinia Savcım. Sana güveniyorum."
Sözlerinin ardından konuşmama dahi izin vermeyerek arkasını dönüp merdivenlere yöneldiğinde ardında bir adet yıkılmış beni bırakmıştı. Bu karşılaşmaya henüz hazır mıydım bilmiyordum, oysaki zihnimde senelerdir dönen tek sahneydi onu görmek.
Duvardan destek alarak dik durmaya çalışıp tekrardan sorgu odasına doğru adımladığımda duraksayarak hemen yanında ki izleme odasına girdim. Bu adam gerçekten her boktan çıkmak zorunda mıydı?
"Ender Savcım, çıkmanız gerekiyor. Başsavcının özel emri, izlemek yasak." dediğimde yanında ki polisler hemen çıkmıştı lakin Ender salağı hala sırıtarak beni izliyordu.
"Akşam yemeğine söz verirsen olabilir." derken elini masaya yasladığında sorgu odasına bağlanan mikrofonu aktifleştirmişti salak, fakat bunun farkında bile değildi. Bakışlarım gözlerinden ateş çıkartarak cama doğru bakan sorgu odasında ki adamla kesişmişti, camlar filmli olduğu için o bizi göremiyordu lakin salak yüzünden şu anda duyabiliyordu.
Zihnimden binbir türlü plan geçse de hepsini def ettim. Sırf intikam almak için bile bu aptala katlanamazdım.
"Hayır." dedikten sonra kapının önünden çekilerek dışarıyı gösterdiğimde sakin adımlarla yanımdan geçerken duraksadı.
"Denemeye değerdi." ve ardından koridora adımlayarak gözden kaybolmaya başladığında kapının arkasında ki anahtarı alarak kapıyı kitleyip sorgu odasına yöneldim.
İçeriye adımladığımda bakışlarımı polislerin üzerinde sabit tutmak benim için bir hayli zordu fakat umursamamaya çalıştım.
"Beni sanıkla yalnız bırakın, başsavcının emri." dediğimde lafımı ikiletmeden dışarı çıkarak kapıyı kapattıklarında bu sefer adımlarım köşede açık duran kameraya giderken onu devre dışı bıraktım. Arkamı döndüğümde onunla yalnız kaldığımı iliklerime kadar hissedecektim, biliyordum fakat buna hazır değildim.
Lavinia kendine gel, sadece işini yapacaksın!
Yavaşça arkamı dönerek yerime ilerledim, ardından sandalyeyi çekip oturduktan sonra bile bakışlarım hala ona dokunmak yerine masanın üzerinde ki dosya da geziniyordu. Bu histen nefret ediyordum!
Dosyayı elime alarak içini açıp yazılarda göz gezdirdim tekrardan, bunlar olurken o ise sessizce beni izliyordu. Maktul Emre Kara, önce darp edilmiş sonrasında ise kafasına yediği bir kurşun sayesinde ölmüştü, bunda onunda parmağı olabilirdi fakat isim nedense oldukça tanıdık gelmişti. Bunu umursamayarak dosyaya yoğunlaştım. Başsavcı ne kadar güvenirse güvensin karşımda ki adamın bir katil olduğunu tabiki de biliyordum fakat bende katildim, her katili aynı kefeye koymamak lazımdı.
"Tekrar ediyorum Arhan Bey, iki gün önce gece iki sularında evde olmadığınızı kanıtlayabilir misiniz?" dediğimde bakışlarım yeşillerine dokunmuştu. Allah kahretsin! Öyle çok özlemiştim ki saatlerce onu izleyebilirdim.
"Adının hikayesini bilir misin, ölüm çiçeği?" derken masanın altında olan diğer elini de masanın üstüne koyarak biraz daha bana yaklaşmıştı. Bakışlarım saniyelik olarak eline kaydığında üstünün yarayla dolu olduğunu fark etmiştim, keza yüzü de aynı şekilde yara içindeydi. Son zamanlarda birileriyle dövüştüğü çok belliydi, onun dışında daha çok dövme yaptırmıştı. Açıkta kalan sağ kolu neredeyse kaplıydı ve gördüğüm kadarıyla boynunda da vardı, neden bu kadar çok yaptırmıştı ki? Ayrıca sanki bedeni daha çok irileşmiş gibiydi. O an sorduğu soru zihnimde çınladı, bu sorunun konuyla ne ilgisi vardı? Bir saniye, çiçekler!
"Onları siz mi koydurttunuz?" dedim bende sinirle ona yaklaşarak. Şu anda aramızda iki karış mesafe varken gözleri zehir olup içime işlemeye başlamıştı.
"Bilir misin?" diye tekrar o boğuk sesiyle sorduğunda kafamı olumsuz anlamda salladım. "Lavinia, Roma İmparatorluğu'nun baş kumandanı konumunda olan Titus Andronicus'un dillere destan güzellikteki kızıymış, Titus'un savaşa gittiği bir gün düşmanı olan Tamora'nın iki oğlunun tecavüzüne uğraşmış. Sonrasında Titus Andronicus bu haberi alır almaz kızını kendi elleriyle öldürmüş ve ardından da bir tepeye gömmüş. Günler ve aylar sonra mezarın üzerinden bir çiçek ortaya çıkmış, bu çiçek lavinia başka bir tabiri ile ölüm çiçeğiymiş."
"Bunun konuyla ilgisi ne?" dedim istemsizce şaşkın bir ses tonuyla.
"Sen beni kendi ellerinde öldürdün Lavinia ve sonrasında mezarımın üstünde yeşerdin." dediğinde kalbim acıyla öyle bir kasılmıştı ki adeta nefesimi kesmişti. "Gittin ve beni ölüme terk ettin, oysaki senden tek bir şey istemiştim sadece."
Ne olursa olsun gitme demişti bana ve ben onları korumak için gitmeyi seçmiştim.
"Sebebini bilmediğiniz konular hakkında sakın çıkarım yapmaya kalkmayın Arhan Bey, ayrıca karşınızda bir savcı var. Terbiyenizi takınmanızı öneririm." diyerek geri çekildiğimde sandalyede arkama yaslanarak derin bir nefes aldım, ellerimin titremesi her geçen saniye daha da artıyordu. Resmiyeti kaybetmemem gerekiyordu. "Kaldı ki konumuz şu anda bunlar değil, konumuz sizin birini öldürmüş olmanız."
"Yani?" dedi soran bir sesle umursamayarak ardından arkasına yaslanıp beni izlemeyi sürdürdü. "Sizde öldürdünüz birçok kişiyi." diyerek aradaki resmiyeti geri getirmişti.
"Şu anda suçlu konumunda olan sizsiniz ama!" dediğimde içimde ki öfke kazanı kaymaya başlamıştı.
"Bir şeyi değiştirmez, sende katilsin." dedikten sonra bir anda masaya yaklaşarak fısıldadı. "Hemde ruhumun katili!" diyerek alaycı bir gülüşü dudaklarına yerleştirdiğinde gözüm sinirden seğirmeye başlamıştı.
"Kesin şu saçmalığı ve bana neden burada olduğunuzu söyleyin. İkimizde biliyoruz ki siz istemediğiniz sürece yakalanmazsınız." dedim ellerimi sinirli bir şekilde sertçe karşımda ki masaya çarparak. Amacı neydi bunun, beni daha çok çıldırtmak falan mı?
Sözlerimin ardından umursamazsa bir süre etrafa baktıktan sonra tekrar bakışlarını bana çevirdi.
"Canım feci sigara çekiyor, sizde var mıdır acaba?" derken gözleri kısa süreliğine sinirden ısırdığım dudaklarıma çarpmıştı fakat kendisini hemen toparlayarak alaycı bakışları gözlerime çevrildi. "Kesin vardır."
Ne sikim yapıyorduk şu anda asla anlamıyordum. Benimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu, kafam allak bullak olmuştu ve sanırım onun istediği de tam olarak buydu.
"Karşınızda bir cumhuriyet savcısı var, haddinizi bilin." dedim sert bir ses tonuyla.
"Üzgünüm ama parmağında hala benim yüzüğümü taşıyan bir savcı karşımda olunca pek ciddi kalamıyorum, savcım!" diyerek son kelimeyi vurguladığında hızla yerimden doğruldum. Bu kadarı artık fazlaydı, dayanamıyordum.
Derin bir nefes aldıktan sonra ayağa kalkarak kapıdan çıkacaktım ki boşta olan eli hızla bileğime sarılarak beni durdurdu. Tenime temas eden eli sanki aradan hiç seneler geçmemişçesine kalbimi artırırken bu histen ölesiye nefret ederek sertçe bileğimi elinden kurtardım.
"Nereye?" dedi buz gibi sesiyle, oysaki bu adam bana bakarken bile içimi eritirdi. Şimdi her yanım buz kesmişti.
"Davayı başkasına devretmeye." diyerek tekrar hareketlenmiştim ki eli tekrardan bileğime sarılarak sertçe beni kendine çekip ona dönmemi sağlamıştı.
"Davaya sen bakacaksın ölüm çiçeği." derken bana donuk bir şekilde bakmaya devam ediyordu.
"Karşında kim olduğunu unutma, bana emir veremezsin."
"Karşımda kim olduğunun oldukça farkındayım. Peki ya sen nasıl patronun sözünü çiğnersin? Sonuçta veliahtı olduğum bir krallığın adamısın, yani benim emirlerime uymak zorundasın ölüm çiçeği." diyerek yüzünü bana yaklaştırdığında kaşlarım sinirle çatıldı, nasıl böyle bir saçmalığa inanırdı? "Şimdi otur yerine savcı."
Sözlerinin ardından elimi sertçe çekerek elinden kurtardıktan sonra ona doğru bir adım atarak daha da dibine girdiğimde bir elim sertçe çenesine sarılırken kafasını yukarı kaldırmasını sağlamıştım.
"Bana bak veliaht bozuntusu ben kimsenin adamı falan değilim. Ben Cumhuriyet Savcısı Lavinia Argun, benimle düzgün konuşmak zorundasın. Aksi taktirde hiç düşünmeden müebbet hapisle parmaklıkları boylarsın, Araf!" diyerek aynı onun yaptığı gibi ismini vurguladım. Bu hikayede yanan bir tek o olmamıştı. Ben sevdiğim adamın ardından bir de bebeğimi kaybetmiştim, kimsenin beni suçlamaya hakkı yoktu.
"Hadi durma, koy beni parmaklıklar ardına ama unutma ki ölüm çiçeği kalbinde var olduğum sürece ben hep özgür kalacağım."
Sözlerinin ardından ona temas eden elim cayır cayır yanarken hızla elimi çekip bir adım geriye gittim. Yeşilleri aynı eskisi gibi bakmıştı sanki ya da ben artık tamamen kafayı yediğim için hayal görüyordum. Söylediği kelimeler ateşle harlanan oklar misali bana saplanırken titreyen ellerim hızla masanın üzerinde ki çantama uzanarak dosyayı da aldıktan sonra hiç düşünmeden odayı terk ettim.
"Dava gününe kadar tutuklu yargılanacak." diyerek yanlarından geçtiğim polislere duyurduktan sonra hiç durmaksızın koşar adımlarla otoparka ilerledim. Ona olan bu lanet hislerimden nefret ediyordum, ondan nefret ediyordum, haklı olmasından nefret ediyordum...
***************
Arhan Araf Demir...
Kapıdan hışımla çıkan sevdiğim kadınla dudaklarımda ki tebessüm daha da yayılmıştı. Gözlerinde hayal kırıklığını tabiki de görmüştüm ama onu sinir ederek içeri girmemi sağlamam gerekiyordu. Benden nefret ediyordu ama ona gerçekleri gösterip kendimi affettirmeme az kalmıştı.
Sana gelmeme çok az kaldı sevgilim...
Odaya yayılan buram buram kokusunu daha çok içime çektiğimde bedenimde kasılan tüm sinirlerin hafiflediğini hissedebiliyordum, ta ki odaya giren kılkuyruğu görene kadar.
"Ne dedin de onu bu kadar sinirlendirebildin?" diyen sesle az önce gevşeyen tüm hücrelerim tekrar kasılmıştı. Bu az önce benim güzelime yemek teklif eden hıyarla aynı sesti, sadece bir süre kelepçe de olan elimle bakıştım. Kalkıp öldürsem sanırım burada suç işlediğim için kurtulamazdım ve bu da Sâye'mden bir süre daha uzak kalmak olurdu. Hayır! Buna hiç gerek yoktu. Kendimi sakinleştirebilirdim.
"Sinirlendiğini nerden çıkardın?" dedim kasılan çeneme inat sakin bir sesle.
"Karşında bir savcı var, resmiyeti bir daha bırakırsan davayı ben alırım ve torpilin sikimde olmaz."
Masanın altında duran elim yumruk olurken ense kökümden inen siniri hissedebiliyordum. Dal yarrağın teki gelip beni tehdit edebileceğini sanıyordu, hele bir buradan çıkayım...
"Bakışlarını beğenmedim. Bir daha sevgilimi sinir edersen karşında beni görürsün." dediğinde boşta olan elimde sertçe masanın diğer ayağına tutunurken kaşlarım hızla çatılmıştı, neyim demişti o?
"Sevgilin?" dedim soran bir sesle, eğer tek kelime daha ederse bulunduğum yeri sikip atardım.
"Evet hatta yakında karım olacak."
Hızla ayağa kalktığımda masadan gelen çatırdama seslerini umursamadan gözlerimi lavuktan bir saniye ayırmadım. Kalkmamla birlikte bir adım geriye çekilmesi bir olmuştu.
"Bir daha sakın onunla ilgili böyle sıfatlar kullanmaya kalkma." dedim dişlerim adeta birbirine geçerken. "Ayrıca elinde yüzük olan bir kadın hakkında böyle konuşmak..."
Öyle sinirliydim ki kelepçeli elimi bir kez daha zorladığımda demirin bileğimi kestiğini hissedebiliyordum fakat masa daha çok yerinden oynamaya başlamıştı. İçeri dalan polisler iki koluma sarılırken bakışlarımı piç kurusundan ayırmadım.
Benim güzelime, benim sâye'me karım demişti. BENİM KARIMA KARIM DEMİŞTİ!
Onu ölmekten beter edecektim ve bunu yanımda 'benim karım' varken yapacaktım...
***************
Lavinia Argun...
Direksiyonu tutan ellerim titrerken gaza daha çok yüklendim. Bir de utanmadan karşıma geçip nasıl beni suçlayabilirdi, üstelik başka bir kadınla yatmışken...
"ALLAHIN CEZASI!"
Kırmızı ışığı umursamadan geçerken hızla eve ilerliyordum fakat zihnim dur durak bilmeden düşünüyordu.
"Ya ben senin yüzünden bebeğimi kaybettim şerefsiz, sırf sen başkalarıyla fingirdedin diye. Yok neymiş ruhu ölmüş, BİZ ÇOK MU YAŞIYORUZ AMINA KOYİM!"
Söylenmelerime devam ederken eve vardığımda arabayı kapatmadan hızla dışarı çıkıp koşar adımlarla eve ilerledim, bu siniri bir şekilde atmam gerekiyordu. Titreyen ellerimle zor bela kapıyı açmaya çalışırken buğulanan gözlerim bana hiç yardımcı olmuyordu.
"Açıl işte sende açıl, sikeceğim şimdi kapısını da evini de..." derken açılan kapıyı hızla iterek eve girer girmez üstümdeki ceketi ve elimde ki çantaya yere fırlatıp koşar adımlarla bodruma indim. Yanda ki ekrana gözümü okuttuğumda çıkan onay sesiyle kapı açılmıştı. İçeri doğru ilerlediğimde dün gece uğraştığım adamın zar zor nefes aldığını görmüştüm, sinirim geçene kadar ölmemeliydi.
Rıfat Tuğ, Dağhan puştunun sağ koluydu. Tüm sevkiyatların başına koyduğu herifti, yakalanması oldukça basit olmuştu. Dudaklarımda ki o korkunç gülümsemeyle adama doğru ilerledikten sonra saçlarından çekerek bana bakmasını sağladım. Sol gözünün olduğu yerden kanlar akarken zorla açtığı sağ gözüyle bana baktı.
"Senin o puşt veliaht patronun beni çok sinirlendirdi biliyor musun? Ve acısını bil bakalım kim çekecek?" diyerek kahkaha attığımda tek gözünde ki o korkuyu görmüştüm, işte en büyük haz buydu. Geri çekilerek sertçe sol taraftan yumruğu geçirdiğimde acı içinde inlemesi odayı sarmıştı.
"SENİN O OROSPU ÇOCUĞU PATRONUNA İNANMIŞ!" diye haykırdıktan sonra hiç durmaksızın yumrukları yüzüne indirmeye başlamıştım.
"Birde utanmadan kalbindeysem özgürüm diyor it oğlu it." ve sonrasında sayamadığım yumrukların ardından yere düşen sandalyeye ilerleyerek boynuna yapıştığımda nabzının atmadığını fark etmiştim, fakat ben henüz sakinleşememiştim. "NEDEN ÖLDÜN LAN, NEDEN?"
Bir süre daha ölmüş bedene yumruklarımı geçirdikten sonra nefes nefese kalmış bir şekilde doğrularak ilerdeki benzin dolu bidona ilerledim, elime aldıktan hemen sonra ise gözüm köşede ki müzik sistemine takılmıştı. Düğmesine basarak cesede ilerledim. (Burada isterseniz sizde şarkıyla okuyabilirsiniz)
Bu şarkıyı biliyordum, Aydilge'den Haberin Yok...
Elimde ki bidonun kapağını açarak cesede dökmeye başladıktan bir süre sonra benzini kendi üzerime de boşaltmaya başlamıştım, ne yaptığım hakkında en ufak bir fikrim yoktu!
Gözdeki yaşımsın benim
Neredesin, neredesin?
Belki de ağladığım için
Düştün ve gittin...
Islanan ceketin cebinden zippoyu çıkartarak ateşlediğimde bakışlarım yanan ateşte takılı kalmıştı, sahi hiç mi sevmemişti beni?
Sen benim seri katilim
Kaç beni yok ettin
Aşkın mahkemesi yok ki...
Suçlu gözlerin, Suçlu gözlerin
Yeşil, donuk bakışları yanan ateşin üzerinde belirmişti sanki, bana tekrar ve tekrar hatırlatırcasına!
Ayna ayna anlat ona
Yalnızlık ne başa bela
Senle bir olmak zor ama
Yerle bir oldum çok
Aşkın çaresi yok
Tam çakmağı atmak üzereyken yandan hızla bedenime çarpan başka bir bedenle kendimi bir anda sertçe yerde bulmuştum. Bakışlarım hızla yüzüne kayarken anlık olarak karşımda ki kişinin yüzü Dağhan ve Deniz arasında gidip gelmeye başlamıştı, onu üzerimden sertçe iterek bu sefer ben üzerine çıktığımda ellerim sıkıca nefesini kesmek istercesine boğazına sarılmıştı.
Sen benim seri katilim
Kaç beni yok ettin
Aşkın mahkemesi yok ki
Suçlu gözlerin, Suçlu gözlerin
Ellerim hala boğazındayken altımda ki beden ellerimden kurtulmaya çalışıyordu, acı içinde inleyen Deniz'le Dağhan'ın yüzü bir anda Deniz'e dönmüştü. Tam ellerimi gevşetirken sol taraftan yediğim tekmeyle diğer tarafa yıkılmıştım.
Ayna ayna anlat ona
Yalnızlık ne başa bela
Senle bir olmak zor ama
Yerle bir oldum çok
Aşktan haberin yok
Gözlerimden yaşlar boşanırken bacağıma değen sıcaklığı umursamam yere boylu boyunca uzanmıştım. Etraftan gelen sesler sadece uğultu olarak bana ulaşıyordu.
"Agah, Arya'yı çıkar. Hemen!" diyen Kayra'nın sesini zor bela seçebilmiştim. Kollarıma girerek beni ayağa kaldıranları umursamadan hızla kollarımı kurtararak odanın çıkışına ilerleyip yukarı çıktım, zihnimi durdurmak istiyordum.
Ayna ayna anlat ona
Yalnızlık ne başa bela
Senle bir olmak zor ama
Yerle bir oldum çok
Aşktan haberin yok
Hızla salonda ki konsola ilerleyerek bir votka şişesi çıkartıp hiç düşünmeden kafama diktim, tekrar hole doğru adımlarken bir yandanda gözlerimde ki yaşları tutamaz olmuştum. Ona ihanet ettiğime inanıp kendini başka kadının, belki de kadınların kollarına atmıştı. O beni hiç sevmemişti.
"Aşkımız zamansız olacak. Çünkü hep... Hep yarım kalacak." sözlere bağırarak eşlik ettikten sonra elimde ki şişeyi yerle fırlatarak parçalanmasına sebep olduğumda merdivenlerin orada duran kızlar hızla geriye çekilmişlerdi.
Ayna ayna anlat ona
Yalnızlık ne başa bela
Senle bir olmak zor ama
Yerle bir oldum çok
Ayna ayna anlat ona
Yalnızlık ne başa bela
Senle bir olmak zor ama
Yerle bir oldum çok
Aşkın çaresi yok
Aşkın çaresi yok
"Aşktan haberin yok..." diyerek fısıldadıktan sonra artık gücü kalmayan dizlerim beni daha fazla taşıyamayarak yıkılmamı sağlamışlardı. Sertçe yere düştüğümde artık hıçkırarak ağlıyordum. Bakışlarım eskaza kızlara döndüğünde hepsinin evde olduğunu fark etmiştim.
"Korkma, bebek hisseder." diyerek Ahu'nun omzuna elini koyan Kayra'yla bakışlarım hızla Ahu'ya dönmüştü, hamile miydi?
Aralarından Deniz koşarak bana ilerledikten sonra aynı benim gibi dizlerinin üstüne gelerek kollarını boynuma dolamıştı. Ağlamam daha da şiddetlenirken kollarımı kaldırıp ona sarılmaya bile mecalim yoktu.
"Şhh! Biz yanındayız." diyerek ıslak saçlarımı okşayan Deniz'le diğerleri de dört bir yanıma oturarak bana sarılmışlardı.
Bir süre öyle durduğumuzda ağlamalarım git gide daha da sakinleşmişti. Hafifçe geri çekildiğimde etrafıma sarılan kollarda beni serbest bırakmışlardı. Bakışlarım sakince sağ tarafımda ki Ahu'ya döndüğünde ağlamaktan gözlerinin kıpkırmızı olduğunu fark etmiştim.
"Lavi, çok özür dilerim. Ben söyleyecektim sana..." derken sözleri yanağına hafifçe dokunan elimle yarıda kesilmişti.
"Tebrik ederim kızılım, Allah sağlıklı bir şekilde kucağınıza almayı nasip etsin." dediğimde daha çok ağlamaya başlayarak sıkıca elime tutundu.
"Lavi, kahretsin! Ben her şeyi biliyorum." derken ağlamaya devam ediyordu. "Turgay anlattı, neden bize söylemedin? En önemlisi neden Arhan'a söylemedin?" dediğinde elimi sertçe elinden çektim, adını bile duymaya tahammülüm yoktu.
"Bizde biliyoruz Lavi." diyen Kayra'yla sakince kafamı salladım.
"Neden bize anlatmadın Lavi, illaki bir hal çaresini bulurduk, onu indirirdik." diyerek devam etti Buğlem.
"Evet, en önemlisi de ikinizde bu halde olmazdınız." diyen Deniz'le hızla bakışlarım onun gözlerine tutundu.
"Bu halde olmamız Dağhan'ın suçu değil."
"Neler oluyor Lavinia? Artık anlat her şeyi!" dedi Kayra sertçe. Bakışlarım bu sefer ona döndüğünde eski çocuksu halinden eser kalmadığını fark etmiştim. Saçlarını küllü kumrala boyatmıştı fakat arkadan bir tutamı yine mavi olarak gözüküyordu.
"Düşük yaşandığını gün..." diyerek duraksayıp hepsinin yüzüne baktım sakince. "Buraya gelmeden önce onun yanına gitmiştim, her şeyi göze alıp."
O günü hatırladığımda gözlerimden birkaç damla yaş yine firar etmişti.
"Ee! Kızım çatlatmasana insanı." diyen Ahu'yla derin bir nefes aldım.
"Arhan bir kadınla çırılçıplak uyuyordu."
"NE!" diyerek hepsi bir ağızdan haykırarak şok içerisinde kalmışlardı.
"Bak Lavinia, sana yemin ederim bu işin içinde başka bir iş var. Arhan çok kötü durumda, sana asla bunu yapmaz. Bırak uyumayı, sevişmeyi; senden başka kadının ona dokunmasına bile izin vermiyor." diye savunmaya geçen Ahu ile boğazımda ki yumruyu yok etmek istercesine yutkundum.
"Eğer öyleyse neden açıklama yapmadı Ahu? O gün oraya geldiğimi eminim ki biliyordu, neden senelerdir sustu?"
"Ben... bilmiyorum." diyerek bakışlarımı kaçırmıştı Ahu. Bende öyle düşünmüştüm!
"Peki bugün noldu Lavi, seni bu hale ne getirdi?" diye soran Buğlem'le bu sefer bakışlarım ona dönmüştü.
"Cinayet şüphelisi olarak sorgusuna girdim ve davasına bakıyorum." dediğimde bir an anlamaya çalışarak kaşları çatılmıştı herkesin.
"Kimin?" diyerek anlamaya çalışır bir şekilde bana bakıyordu Kayra.
"Hassiktir!" diyen Deniz hepimize cevap olmuştu.
"Bir saniye, nasıl yani o şu an hapiste mi? Bundan bizim niye haberimiz yok?" dedi Ahu ve ardından hızla ayağa kalkarak elini saçlarının içinden geçirdi. Her ne kadar şu an benim yanımda olsa da, o onun en yakın arkadaşlarından biriydi ve endişelenmekte haklıydı.
"Evet, Alp de bir şey söylemedi bana." diyen Kayra ile bakışlarım bu sefer ona çevrilmişti, sanırım ufak bir açıklama yapmak zorundaydım.
"Bilerek kendini içeri attırdı, suçlu bile değil. Ona ait bir mülkte cinayet işlenmiş fakat kamera kayıtlarında orada olmadığı belli. Bir hafta sonraki dava da salınır." dedikten sonra ayağa kalkmaya çalıştığımda Buğlem ve Deniz hızla iki koluma girerek yardımcı olmuşlardı.
Ahu'nun rahatlayan yüz ifadesini fark ettiğimde yavaşça yukarı, odama doğru adımladım. Kızlar kollarımı bırakmadan benimle gelirken karşı çıkmak yerine izin vermiştim, yürümeye bile mecalim yoktu. Odama girdiğimizde kollarımı çekerek ellerinden kurtarmıştım.
"Bundan sonrası bende, teşekkür ederim kızlar." diyerek banyoya adımladığımda Kayra hariç diğerler odayı terk etmişlerdi, yalnız kalmamızı istemişlerdi sanırım.
Banyoya girdiğimde üstümde ki fazlalıklardan Kayra'nın yardımıyla kurtulduktan sonra kendimi küvete bıraktım ve Kayra'nın suyu açışını sakince izlemeye koyuldum.
"Hatırlıyor musun? Beni ilk bulduğun zamanlar aynı bu şekilde sende beni yıkamıştın. O kadar korkmuş ve bitkin bir haldeydim ki sana karşı bile çıkamamıştım."
Dediği zamanı hatırlıyordum, tacize uğramıştı ve delicesine titriyordu. Ona yardım ederek duş almasını sağlamıştım, aynı şu anda onun bana yaptığı gibi...
"Ben her defasında senin kadar güçlü olmak istedim, biliyor musun? Her ne olursa olsun ayakta kalmak, yıkılmamak istedim." derken aynı zamanda da saçlarımı şampuanlamaya başlamıştı.
"Ben güçlü değilim."
"Hayır, sen kocaman bir salaksın." diyerek saçlarımda ki işini bitirip duruladıktan sonra life uzanmıştı. "Ahu ilk anlattığında hepimiz oturup ağladık Lavi, biz yaşamadığımız halde bu acıya dayanamayıp ağladık. Ebe kurban olduğum sen nasıl dayandın buna?"
"Turgay'ın anlatmaması gerekiyordu." dedim kendimi su ile dolan küvetin içine daha çok iterken. Bu ikimizin arasında olan bir sırdı ve kimse öğrenmemeliydi.
"Şey..." diyerek duraksadığında tavana sabitli bakışlarım ona döndü. "O vurulunca dayanamamış Turgay, anlatmış Ahu'ya."
Bütün bedenim korku silsilesiyle sarsılmıştı. O... vurulmuş muydu? Bugünde yaralı mıydı yani?
"Peki bir tek Ahu'ya mı anlatmış?" diye sordum cevabından korkarak. Sahi onun öğrenmesini istiyor muydum? Gerçi bugünkü sözleri pek biliyormuş gibi değildi.
"O kadarını bilmiyorum." dedikten sonra ikimizde sessizliğe gömülmüştük. Banyoda ki işimizi halledip ayaklandığımda Kayra'nın uzattığı bornozumu üzerime geçirip küvetten çıktım. Bu durum hoşuma gitmiyordu aslında, kendimi daha çok acınası bir varlık gibi hissediyordum.
"Teşekkür ederim, her şey için."
"Etme. Sadece artık iyi ol be kuzum, lütfen iyi ol." dediğinde kollarımı ona sararak sıkıca sarıldım, o ise hiç beklemeden bana karşılık vermişti.
"İyiki varsınız." dedim kısık bir sesle. Onlara sahip olduğum için kesinlikle çok şanslıydım.
"Sende Lavi'm, sende İyiki varsın." diyerek daha sıkı sarıldığında bir süre öyle kalıp ardından ayrılarak odaya geçtik.
"Bundan sonrasını ben hallederim şirine." diyerek bakışlarımı ona çevirdiğimde yüzünde ki garip şırıltılı fark etmiştim.
"Özlemişim böyle hitap etmeni." dedikten sonra yanağıma hızlıca bir öpücük bıraktıktan sonra kaçarak odadan çıkmıştı.
"Deli kız." diye fısıldadım kendi kendime gülerken. O sıra aynada ki yansımamla göz göze gelmiştim, günlük olarak spor yapsam da yeteri kadar beslenmediğim için zayıflamaya başlamıştım, gözlerim uysuzluktan çökmüştü ve tenim hiç olmadığı kadar beyazdı. Sanırım bende çökmüştüm...
Derin bir nefes alarak balkonun kapısına ilerledim, soğuk havanın beni kendime getirmesine ihtiyacım vardı. Balkonun kapısına elimi koyarak kendime çektiğimde hemen açılan kapıyla kaşlarım çatıldı, kolu indirmemiştim. Tekrar kapattıktan sonra yine kendime çektiğimde kapı ufak bir kuvvetle açılmıştı, yere eğilerek kapıya baktığımda gördüğüm şeyle daha çok sinirlerim bozulmuştu.
Birisi dışardan bir kuvvetle kapıyı aşındırmıştı ve bu demek oluyordu ki odama giren birileri vardı...
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Yeni bir bölümden herkese merhabalarr
Öncelikle nasılsınız?
Veee sizce bölüm nasıldı?
Sizce Arhan neden hapse girmek istedi?
Yorum ve vote atmayı unutmayın olur muuu?
Seviyorsunuzzzzz
⚖️🖤
