Bölüm şarkıları
Dolu Kadehi Ters Tut~Gitme
Mor Ve Ötesi~Küçük Sevgilim
İmera~Bitmeyen Sevda
Yeni bir bölümden merhabalar…
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen
İyi okumalar
Seviliyorsunuz
⚖️🖤
~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Gözlerimin önünde anılar akın ederken titreyen ellerimle kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum, güçlü olmam gerekiyordu. Kalbim bir halat tarafından sıkıca bağlanmış ve orta yerinden boğulurcasına sıkılıyordu sanki ama bunu umursamamalıydım. Bana ne olursa olsun mantığımı kullanmam öğretilmişti lakin şu anda bunu yapamayacak kadar korku doluydum.
Yanaklarımda ki ellerle bakışlarım karşımda ki yeşillere odaklandığında ne yapacağımı bilemiyordum, ona benim yüzümden bir şey olur muydu?
"Güzelim kendine gel, onu kurtaracağız." diyen Araf'la derince bir nefes çektim kurumuş ciğerlerime, içimde ki acı öyle kavuruyordu ki beni sanki gerçekleri hissediyor gibiydi. Sakince onu onaylar bir şekilde başımı salladığımda hızla arkadaki çantamı eline alarak tekrardan yanıma geldi. "Çıkalım, yolda düşünürüz." diyerek belime elini koyarak beni kapıya doğru yönlendirdi.
Yüzümde ki ruhsuz maskemle ilerlerken kalbim olacakları seziyormuş gibi canımı acıtırcasına kasılıyordu. Mutlu olmak bu kadar mı haramdı bana? Neden her işin sonunda üzülmek zorundaydım?
Arabaya bindikten sonra Araf hızla telefonunu çıkartarak bir şeylerle uğraşmaya başlamıştı, bir süre onu izledim sadece. Yüzünde ki sert ifadesini, yıkılmaz bakışlarını, dik duran omuzlarını... Bunca şey yaşamasına rağmen nasıl bu kadar güçlü kalabilmişti?
Derince bir nefes daha alarak kalbimde ki sızının geçmesini istedim lakin olmadı, ne sızı geçti ne de ruhumda ki karartı...
Cebimde çalan telefonu zor bela çıkartarak ekrana baktığımda arayanın Deniz olduğunu görmüştüm, bekletmeden açarak kulağıma götürdüm.
"Lavi sakın gitmeyin adrese, düpedüz kumpas." derken sesi oldukça endişeli geliyordu.
"Yapacak başka bir şey yok Deniz, Hem Namık'ı hemde Buğlem'i tehlikeye atamayız." diyerek yerimde dikleşip saçlarımı açmaya başladım.
"Saçmalama Lavinia, buraya gelin adam akıllı plan yapalım. Kendinizi isteyerek ateşe atamazsınız." dediğinde bakışlarım yanımda ki adama çevrilmişti. Yeşilleri beni izlediği için gözgöze geldiğimizde yutkunarak ona baktım, Deniz haklıydı. Öylece gidemezdik...
"Kayra'ya ver telefonu." dedim bakışlarımı hala yeşillerden çekmeden.
"Lavi!" diyen sesle derin bir nefes daha aldım, güçlü olmak zorundaydım.
"Ne kadar adam varsa hepsini topla ve hazırlanın. Ya kazanacağız ya da batacağız." dediğimde Araf başını sallayarak beni onaylamıştı, bugün bu mesele bitecekti.
"Emredersin." dedikten sonra tam kapatacaktım ki duyduğum sesiyle duraksadım. "Lavi, her şey iyi olacak dimi?"
"Umarım şirine, umarım."
"Seni çok seviyorum." dediğinde olacak olana biraz daha yaklaştığımızın hepimiz farkındaydık.
"Bende seni şirinem." diyerek mırıldandıktan sonra telefonu kapattığımda bakışlarım tekrar ona döndü.
"Bir şey olmayacak Sâye, ne olursa olsun sana bir şey olmasına izin vermem." derken bir elini yanağıma getirerek okşadığında başımı ona yaslayarak yeşillerini izlemeye devam ettim. Evet korurdu lakin içimdeki bu hisse engel olamıyordum.
"Biliyorum, sana güveniyorum." diyerek bedenimi tamamen ona çevirip yanağımda ki elini tuttum. "Ama sende şunu bil, benim seni korumam gereken bir anda kalarsak zerre tereddüt etmem. Seni çok sevdiğimi unutma olur mu?"
"Şhh! Öyle bir şey yok, bu konuma düşmeyeceğiz meleğim. İkisini de alıp geleceğiz, bu kadar." dediğinde dudaklarıma yalandan küçük bir gülümseme yerleştirmiştim.
"Ateş ve Duman her zaman kazanır." diyerek göz kırptığımda o da hafifçe sırıtmıştı. Sonrasında aramızda sessizlik hüküm sürerken konuma ilerlemeye başlamıştık. Her yaklaştığımız da içim daha çok daralırken bu sırada Duman görüntüsünden tamamen ayrılıp Lavinia'ya dönmüştüm, orada ne olacağımız belli değildi, ifşa olamazdım.
Yol akıp giderken zihnimde durmadan Namık'ın anlattıkları dönüyordu, bir insan nasıl bu kadar şerefsiz olabilirdi? Sevdiği kadını gözlerinin önünde öldürülen bir insan peki nasıl bu denli güçlü kalabilirdi? Sorular zihnimde dört dönerken ne yapacağımı bilemiyordum, şu anda bile isteye bir oyuna mı kurban gidiyorduk ya da her şey düzelecek miydi? Bilmiyordum, kahretsin ki hiçbir şey bilmiyordum!
Telefonum tekrar çaldığında arayan kişinin Buğlem olduğunu görünce hızla bakışlarımı Araf'a çevirdim.
"Buğlem arıyor." dedim istemsizce telaşlı çıkan sesimle. Buğlem'in orada ne işi vardı?
"Hoparlöre ver bakalım." dediğinde hızla telefonu açarak hoparlöre vermiştim.
"Merhaba gelin kızım." diyen sesle dişlerim adeta bir dişlinin çarkları misali birbirine geçmişlerdi. Elimden hızla çekilen telefonla bakışlarım hızlıca Araf'a döndü.
"Beni dinle orospu çocuğu, ikisinden herhangi birine zarar verirsen ecelin olurum, duydun mu beni?" dediğinde sesinde ki tını tüylerimi diken diken yapmıştı, sesinde ölüm vardı...
"Bu zamana kadar gücü yetmeyen velet, şimdi mi yapacak?" dedikten sonra güçlü bir kahkaha atmıştı. "Güldürme beni evlat."
"Bu zamana kadar durduysam daha büyük planlarım olduğu içindir Dağhan Demir, beni bu kadar tanımıyor oluşun fazlasıyla kırdı." diyerek adeta burnundan soluduğunda amacını anlamamak mümkün değildi, telaşını belli etmemeye çalışıyordu.
"Artık örgütün başında ben varken sana hiçbir şey demek düşmez evlat." dediğinde kalbim acıyla kasılmıştı, Namık!
"İstediğinin başına geç ve istediğin adamları topla, ölümün yakın Dağhan iti." dedikten sonra telefonu yüzüne kapatarak gaza köklenmişti. Namık'a bir şey yapmıştı, örgütün başında olup genel olarak mafyaların birliğini sağlayan kişi oydu...
Gittikçe hızlanan arabayla bakışlarım ona döndü, bakışlarında ki öfke tüm dünyayı yakıp kül edecek kadar büyüktü. Haykırarak ellerini direksiyona geçirdiğinde yerimde irkilerek ona bakmayı sürdürdüm. İçi acıyordu, hissediyordum ama hiçbir şey yapamıyordum. Bir baba nasıl olurda bu denli iğrenç biri olurdu, aklım almıyordu.
"Araf'ım sakin ol, lütfen." dediğimde araba gittikçe yavaşlamaya başlamıştı, gözlerinden bir damla yaş yanağına süzüldüğünde hızlıca kemerimi çıkararak ona atıldım. Bakışları dümdüz karşıya bakarken elleri parmak boğumları beyazlaşana kadar direksiyonu sıkıyorlardı, transa girmişti! "Araf lütfen bana bak, durdur şu arabayı." diyerek elimi yanağına koyup bana bakması için zorladığımda yeşilleri bana dönerken gözlerinin kızardığını fark etmiştim. Arabayı aniden durduktan sonra bana dönerek hızlıca kollarını etrafıma sardığında hiç beklemeden bende ona sarılarak yağmur kokusunu içime çektim.
"Buradasın." diyerek fısıldadıktan sonra kafasını daha çok boynuma gömerek derince soluklanmaya başladı.
"Burdayım, sakin ol." dedim onu kendime daha çok çekerek. O sıra bakışlarım etrafa kaydığında yanımızda duran arabalardan konuma geldiğimizi anlamıştım, bizimkiler hemen yanımızdaydı. "Kayra'lar geldiler. Şimdi içeri girip onları aldıktan sonra çıkacağız tamam mı sevgilim?"
"Her şey bitecek." dedi onay ister bir şekilde yeşillerini bana dikerek.
"Bitecek sevgilim." diyerek dudaklarına küçük bir öpücük bıraktığımda anında karşılık vererek elleri yanaklarımı sardı. Öpüşümüzde ilk kez tutku değil acı vardı, sanki hikayenin sonunu ikimizde hissediyor gibiydik. Güç istercesine öptü beni ardından geri çekilerek alnıma dayadı dudaklarını.
"Sana çok aşığım ve bu hiçbir zaman değişmeyecek." diyerek tekrar bir öpücük kondurduğunda gözlerimi kapatarak sadece bu anda kalmak istedim.
"Bende sana aşığım sevgilim ve bunu kimse değiştiremez." dedim mırıldanarak. Ardından derin bir nefes alıp geri çekildiğimde gitme zamanımız geldiğini anlamıştık. İkimizde arabadan çıktığımızda az ilerde olan ve ormanın içinde duran depo gözüme çarptı, orada olmalıydılar.
"Plan basit arkadaşlar, dışarı da onu koruyacaksınız." diyerek beni gösterdiğinde kaşlarım hızla çatılırken ona döndüm.
"Asla Araf! Seni oraya asla tek yollamam." dediğimde eli tekrar yanağımı sarmıştı.
"Güzelim ikisini de alıp geleceğim ama seni tehlikeye atamam." dediğinde hızla yanağımda ki elini iterek ona doğru bir adım attım.
"Ateş nereye..." derken parmağımı ona doğru doğrultmuştum ardından parmağımı kendime çevirerek devam ettim. "Duman oraya!"
"Başımın tatlı belası." diyerek fısıldadığında bakışlarımı bu sefer bizimkilere çevirmiştim.
"Dışarıda siper alın ve en küçük bir hareketliliği bile hemen indirin, anlaşıldı mı?" dediğimde sesim oldukça sert çıkmıştı.
"Peki ya siz?" diye soran Kayra ile bakışlarım ona döndü.
"Etraf sessiz gözüküyor, içeri girip bakacağız. Büyük ihtimal burada değillerdir." diyerek Araf'a baktıktan sonra kafamı yavaşça olumlu anlamda salladım. "İyi şanslar arkadaşlar." dediğimde plan başlamıştı artık. Herkes etrafa dağılırken elimin içine sızan parmaklara sıkıca tutunarak depoya ilerlemeye başladık.
Bakışlarım etrafta gezinirken her hangi bir hareketlilik arıyordu lakin ses seda yoktu ve bu oldukça garipti. Deponun önüne geldiğimizde bakışlarımız son kez birbiriyle kesişti ardından Araf elini uzatarak kapıyı açtığında hayat sanki ağır çekime geçmiş gibiydi, Namık yerde kanlar içinde yatıyordu!
"Namık!" diye haykırarak hızla ileri atılıp onun yanına koştum, yaşıyordu. "Namık, seni kurtaracağız tamam mı? Sakin ol!"
"Kı...kızım." diyerek zorla konuştuğunda bakışlarımı hızlıca üzerinde gezdirerek yarayı aradım lakin çok fazla kan vardı, bulamıyordum. Hızla yanıma koşan Araf ise hemen arkamda elinde ki silahla hazır bekliyordu. Her an çevrimiçi satabilirlerdi emin olamıyordum lakin Araf'ında gözlerinde benimle eş değer olan acıyor fark etmiştim. O ikimizinde babası sayılırdı...
"Konuşma, şimdi hemen gideceksin ve iyileşeceksin ardından nasıl böyle bir salaklık yaptığını bana açıklayacaksın." dediğimde zor bela kalkan eli göğsünde ki elimi sardı.
"Ya...yaşattıklarım için ö...özür dilerim, lü...lütfen beni affet."
"Hayır, hayır sana hiçbir şey olmayacak." dedikten sonra bakışlarımı hızla kapıya çevirdim. "KAYRA! BURAYA GELİN!"
"Sa...sana mektup bıraktım, o...odamda ka...kasada. Herkes sa...sana emanet e...evlat. Ben artık ce...ceylanıma kavuşuyorum, ü...üzülme sakın." dediğinde artık göz yaşlarıma sahip çıkamıyordum, hayır bu gerçek olamazdı!
"Hayır, hayır, hayır Namık! Lütfen şimdi değil, hayır." dedim elini daha sıkı kavrayarak. Her ne kadar bana acı vermiş olsa da bu hayata tutunabilmemi sağlayan kişiydi o, bana gücü öğretendi.
"U...unutma dumanı ki...kimse yenemez. İ...intikamımı a...al ondan, ze...zehirlemekten asla vazgeçme!" dedikten hemen sonra başı geriye düşerken dudaklarından son nefesi dışarı süzülmüştü. Gözleri tek bir yere odaklanırken avazım çıktığı kadar bağırdım.
"DAYI!" dedim haykırarak. "Hayır, lütfen hayır!"
"Sâye lütfen gitmemiz lazım." diyen Araf'ı umursamadan kucağımda ki ölü bedenle ağlamaya devam ediyordum. "Bizimkilerden cevap alamıyorum Sâye gitmemiz lazım."
"Aa! Ama nereye? Daha yeni gelmiştiniz." diyen sesle hızla başımı kaldırarak kapıya baktığımda gördüğüm bedenle vücudum ani bir sinir dalgasıyla kasılmıştı. Dağhan Demir ve başına dayalı bir silahla Buğlem hemen karşımdaydı.
"Allah'ın cezası, ALLAH'IN CEZASI!" diye haykırarak hızla ileri atılmıştım ki belime dolanan kollar beni aniden arkasına çekip önümde barikat olarak buna izin vermedi. Araf'ın elinde ki silah tam olarak Dağhan'ı hedef alıyordu.
"Gelin kızım ama böyle kalbimi kırıyorsun." dedikten sonra o iğrenç kahkahasına dışardan gelen çatışma sesleri eşlik etmeye başlamışlardı. "İndir şu silahı veliahtım, sonra papaz olmayalım."
"Seni uyardım Dağhan Demir." diyerek beni daha çok arkasına sakladığında gözünden tek damla yaş akmayan Buğlem'le bakışlarım kesişti.
"Ahh gelin kızım, seninde tüm arkadaşların ihanetçi olmuş." derken Araf'ı umursamadan bana hitaben konuştuğunda bakışlarım ona döndü. "Bu sarı kızın seninle arkadaş olmasının tek sebebi biricik abin."
"Ne sikim zırvalıyorsun lan yine." diyen Araf benim yerime cevap vermişti, şayet bunu yapacak bile mecalim yok gibiydi.
"Ömer vakti zamanında abisini mi ne öldürmüş, bu küçük kızda intikam için senin yanına gelmiş gelin kızım." dediğinde bakışlarım hızla Buğlem'e döndü, dayak yemişti ve başında bir silah vardı.
"Hayır, hayır Lavinia yemin ederim, beni dinlemelisin. Seni tanıdıktan sonra vazgeçtim, yemin ederim." diyerek haykırdığında artık daha ne kadar şaşırırdım, bilmiyordum. Buğlem içlerinden en masum gördüğüm insandı oysaki.
"Beni öldürecektin." dedim güç bela fısıldayarak. Ona zarar verebilmek için beni öldürecekti lakin sonra ne kadar değersiz olduğumu fark ettiği için bırakmıştı.
"Hayır Lavinia, ben nasıl bir insana kıyarım. Hayır!" derken sözü Dağhan tarafından kesilmişti.
"Yeter bu kadar gerçekler, şimdi asıl oyunumuza geçelim." dedikten sonra bize doğru adımlamasıyla Araf tamamen önüme geçerek bana siper oldu. "Senin anlamadığın nokta bu evlat, uyarmayacaksın." demesiyle boynumda hissettiğim acı bir oldu. Hızla elimi boynuma atarak batan şeyi çıkardığımda görüş alanım bulanıklaşmaya başlarken elimde ki iğneye baktım.
Görüşüm git gide karanlığa bürünürken son hatırladığım haykıran bir adet Araf'tı...
Bilincim yavaş yavaş yerine gelirken yüzüme çarpan soğuk suyla nefes almaya çalışarak hızla öksürmeye başladım, nerdeydim ben?
Hatırladığım son anılarla gözlerimi açmak bir yana dursun, ebediyete kadar kapatmak istedim. Namık... o ölmüştü! Biz bayılmıştık ve şu an diğerleri nasıl bir haldeydi bilmiyordum, belki de çoktan hepsi benim yüzümden ölmüştü. Bunu nasıl kaldırırdım, nasıl yaşardım ben?
Gözlerimi yavaşça açarak tam üzerimizde olan yoğun ışığa alışmaya çalıştıktan sonra birkaç kez daha öksürdüm. Ellerimi kendime çekmeye çalıştığımda duyduğum sesle hızla kafamı ellerime çevirdim, tavandan sarkan bir zincirle iki yandan bağlanmıştım. Bakışlarım hızla etrafa dönerken aynı benim gibi bağlı olan Araf'a çarptı bakışlarım, o hala baygındı. Bize ne vermişti bilmiyordum lakin hala bedenimdeki gücü hissedemiyordum.
"Demek sonunda uyanabildin güzel gelinim." diyen sesle hızla kafamı sağa çevirdiğimde elinde içkisiyle keyifli bir şekilde bizi izleyen Dağhan'ın görmüştüm.
"Orospu çocuğu, SENİ GEBERTECEĞİM DUYDUN MU BENİ OROSPU ÇOCUĞU?" dedim sona doğru haykırarak. Neden sadece ben uyanmıştım? Diğerleri neredeydi?
"Aa! Benim pis oğlan seni de kendisine benzetmiş, bu laflar hiç yakışıyor mu sana?" diyerek bana doğru adımlaya başlayarak elinde ki içkisini yere fırlattığında geri adım atmaya çalışılırken ayaklarımda da olan kelepçeleri o an fark etmiştim, x şeklinde bulunduğum yere sabitlenmiştim!
"Kurban ol sen ona şerefsiz!" dedim altta kalmayarak. İçimde ki nefret öyle büyüktü ki buraya yerle bir ederdi.
"Bence şu an üstünlük bendeyken cırlamamalısın küçük velet." demesiyle elleri sertçe çenemi kavramıştı. "Yoksa seçenekleri duymadan sen hariç diğer herkesin kafasına sıkarım, duydun mu beni?" dedikten sonra hızla kafamı çekerek elinden kurtardığımda sol taraftaki karanlık kısmında ışığı yanmıştı. Allah kahretsin!
Herkes oradaydı ve hepsinin başına silah dayalıydı. Hayır, Allah'ım hayır lütfen aptal bir rüya olsun sadece, yalvarırım! Elim kolum bağlıydı, hiç kimseyi kurtaramazdım...
"Onların hiçbir suçu yok, ne istiyorsun bizden lanet herif?" dediğimde tekrardan o iğrenç kahkahası duyulmuştu.
"Hemen sonuca gelmeden önce biraz muhabbet edelim be güzel kız." dedikten sonra bir adım daha atarak burnumun dibine girmişti. Bu görüntü midemi daha çok bulandırırlar hızla kafamı çevirdim, amacı neydi? "Aslında baya da güzelmişsin, ne dersin şansını büyük Demir'den yana kullanabilirsin." diyerek elini tekrar bana uzattığında hızla ona dönerek kafamı sertçe burnuna geçirdim. Bu durum baş ağrımı daha da katlanılmaz yapsa da en azından ona da hasar vermiştim. Acı içinde inleyerek geri çekildiğinde yüzümde ki sırıtış ürkütücü bir hal almıştı, korkumu belli edemezdim.
"Seni orospu!" diye haykırarak bana yöneldiğinde yüzümde hissettiğim ani acıyla başım sola düştü, bana yumruk atmıştı. Tekrardan yüzümde ki sırıtışı silmeden bakışlarımı ona çevirdim.
"Tek yapabileceğin bu mu?" Evet belki de Duman kimliğimi açık ediyordum lakin artık kimin umrundaydı ki!
"Sen kimle aşık attığının farkında değilsin hala velet, ben Dağhan Demir'im, ben bu krallığın sahibiyim. O senin uzaktan gördüğün tüm kötülüklerin babasıyım, anladın mı beni?" derken elleri çenemi sertçe sıkıyordu. Kafamı kurtarmaya çalışarak yüzüne tükürdüğümde bu onu daha da sinirlendirmiş olacak ki ikinci yumruğu gecikmemişti. Sinek ısırığı gibi gelmişti!
Bir süre sonra geri çekilerek adamlarının yanına gittiğinde kurtulmanın herhangi bir yolunu aramaya koyuldum. Elimde ki zincirleri ne kadar çekersem çekeyim en ufak gevşeme bile olmuyordu, bakışlarım bizimkilere kaydığında ise hepsinin hala baygın olduğunu fark etmiştim. Buradan nasıl kurtulacaktık?
Kapının gürültüyle açılmasıyla Dağhan şerefsizinin sırıtarak oraya ilerlediğini fark ettim. Bakışlarım arkama döndüğünde karşılaştım yüzle bugün daha ne kadar şaşırabileceğimi sorguluyordum. Bu seneler önce kafede öylesine sarhoş olup öptüğüm ardından da Araf'ın elini kırdığı adamın ta kendisiydi, Serhat Karahan...
Ne sikim dönüyor lan burada?
"Altıma almadan gebertmek üzücü olsa da halledildi." diyerek elinde ki telefonu keyifle Dağhan'a uzatmıştı. Her ne gördüyse Dağhan tekrardan o iğrenç kahkahasını atarak adımlarını bana yöneltti.
"Seni koruyacak hiç kimse de kalmadığına göre oyunumuza geçebiliriz." dedikten sonra telefonu görüş açıma kaldırdığında gördüğüm resimle istemsizce gözlerim büyümüştü. Siyah ve kırmızı tutamlar eşliğinde boylu boyunca yerde yatan, ayrıca kanlar içinde duran biri vardı. "Duman artık eşşek cennetinde, ona bay bay de arkadaşı."
Hassiktir!
Bakışlarım dehşet içinde tekrar bizimkilere döndüğünde fark ettiğim şeyle nefesim kesilmişti, kahretsin ne Deniz ne de Can yoktu! Bunu nasıl daha önce fark edememiştim? Gözlerimden yaşlar süzülürken Deniz'e bir şey olmaması için içimden dualar etmeye başlamıştım, sikeyim ki oyunu anlamıştı ve Duman kılığına girerek benim yerimi almıştı.
"Hayır, hayır! Ne istedin ondan lan?" dedim dehşet içinde ona bakarken, bu ifademden keyif almış olacak ki elinde ki telefonu çekerek sırıtmasına devam etti.
"Önümde engel oldu ve bana engel olanların sonu ölümdür küçük velet." dedikten sonra eli acı içinde burnuna gitmişti, ardından adamlarına dönerek haykırmaya başladı. "Bana buz falan getirin lan!"
Bakışlarım tekrardan Araf'a döndüğünde hala baygın olduğunu fark ettim, o yokken gücüm yoktu, ben bir hiçtim. Yalvarırım uyan Araf, yalvarırım!
"Şimdi gelelim sana küçük orospu, lafı dolandırmayı sevmem. Önünde iki harika seçim var." dedikten sonra düşünür gibi yaparak tekrar bana döndü. "Pardon üç."
Adımları etrafımda dönmeye başladığında bir umut tekrar zincirleri çekiştirmiştim lakin imkansızdı! Bana bir şeyler sunacaktı ve eminim ki bu işin sonunda artık ben diye bir şey kalmayacaktı, şerefsizin tek amacı oyun yaparak kendini keyiflendirmekti. Eğer olurda burdan sağ çıkarsam asıl oyun benim tarafımdan o zaman başlayacaktı...
"Birinci seçeneeeek..." diyerek son heceyi uzattığında bakışlarım tek bir saniye Araf'ın baygın bedeninden ayrılmıyordu. "Kendini bana sunacaksın ve bu beni memnun edene kadar devam edecek."
Gözlerim acıyla kapanırken nefesim kesilmişti, benden nasıl böyle bir şey isterdi şerefsiz. Tüm hücrelerimde gezinen öfke akımını en derinlerimde hissedebiliyordum, adeletin canı cehennemeydi. Bu herif elimde inim inim inlemeden gebermeyecekti!
"Oğlumun damak tadı da aynı babasına benziyor." derken boynuma yaklaşan kafasıyla hızla kendimi geri çektim, ölürümde buna izin vermezdim. Yüzünde ki memnuniyetsiz ifadeyle geri çekildiğinde eli tekrardan çeneme sarılmıştı. "İkinci seçenek ihanet ettiğini ve aslında nasıl bir orospu olduğunu ona inandıracaksın, ardından siktirip gideceksin. Kimse yara almayacak ve herkes kurtulacak. Bak yine iyi günündeyim, bu güzelliğine dua et." diyerek kafamı hızla geri ittikten sonra geri adımlayarak sandalyenin üstüne oturdu.
"Hayır, hayır öldür beni. Bunları yapmaktansa öldür beni!" dedim gözlerimden hızla yaşlar boşanırken buğulu gözlerimin ardından onu izleyerek. Zaten her koşulda ben ölürdüm...
"Üçüncü seçenek ise bu seçenekleri reddedersen hepsi ölür." demesiyle bütün silahların tetikleri aynı anda çekilmişti. Bakışlarım hızla onlara kayarken düşünmeye vaktim bile yoktu lakin o an uyanık olan birini daha fark etmiştim, Turgay uyanmıştı.
"Ne sikim oluyor lan burada? BIRAKIN LAN BİZİ!" diyerek haykıran Turgay'la gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım, kurtuluş yoktu.
"Aa! Koca çocuk sende mi uyandın, günaydın!" dedikten sonra adamlarına işaret ettiğinde üç kişi zorlanarak onu kaldırıp yanımıza getirdikten sonra zor bela zapt etmeye çalışarak yerde oturttular.
"Ulan piç ulan şerefsiz, ne sikim istiyorsun lan sen bizden." diyerek bakışlarını bana çevirdi. "Sakın kabul etmiyorsun Lavinia, hepimiz onurumuzla ölürüz ama asla bunu kabul etmeyiz."
"Öyle mi dev çocuk, peki biricik sevgilinde buna dahil mi? O da pek güzelmiş, gözlerinin önünde sence kaç kişi birden ona sikebilir? Tartışalım mı?" dediğinde Turgay haykırarak ayağa kalkmaya çalışmıştı lakin arkasında ki adamlar onu tekrardan yere sabitlemişlerdi.
"Ona dokunursan seni ben sikerim, duydun mu lan götünü siktiğimin karaktersizi." diyerek bağırdığında bakışlarım tekrar şerefsize döndü. Başka şansım yoktu, buna izin veremezdim. Onunda bakışları bana dönerken eliyle tekrardan adamlara işaret etmişti ve hemen ardından Kayra'nın baygın bedeni ayaklarımın ucunda yatıyordu.
"Ahh! Seninde bütün arkadaşların çok güzel be gelin kızım. Bu arkadaşındı değil mi tecavüze uğrayan? Ahmet Karun'un evlatlığı ve becerdiği!" dediğinde elimde ki zincirleri zorlayarak ona atıldım.
"Sakın, sakın dokunmaya cüret etme!" dediğimde yere eğilerek o iğrenç ellerini Kayra'nın saçlarına dokundurmuştu. Kahretsin, Allah kahretsin başka şansım yoktu. "Niye bunu yapıyorsun? Senin hiç mi vicdanın yok? Ne yaptık biz sana?"
"Sence var mı küçük velet?" dedikten sonra tekrar ayağa kalkarak önümde dikildi.
"Neden gitmemi istiyorsun, bunun sana ne gibi yararı var?" dedim dişlerimi kıracak kadar sıkarak.
"Çünkü sen gidersen o kötü birine döner küçük ve bu sayede ben veliahtımı geri kazanabilirim. BU YÜZDEN SENİN SİKTİR OLUP GİTMEN GEREKİYOR!"
"GEBERT O ZAMAN BENİ, KÖKTEN KURTUL!" diyerek haykırdığımda yüzünde yine o iğrenç sırıtış belirmişti.
"Ben aklımı peynir ekmekle mi yedim sence Lavinia, seni öldürürsem beni bir saniye yaşatmaz ama sen ona ihanet edersen içi öfkeyle dolar ve benim yanımda yer almayı kabul eder. Bir taşla iki kuş!" dediğinde kafamı hayır anlamında sallamaktan başka hiçbir şansım yoktu.
Her şey benim yüzümdendi. Buraya gelmemizde, o maça zorla çıkmam da, her şeyin suçlusu bendim. Son çare tekrar etrafa bakındım bir umut çıkar yol bulmak için ama yoktu, burada kapana kısılmıştık.
"Yeter bu kadar vakit, canım sıkılmaya başladı. Üç dediğimde tüm arkadaşlarının beyni dağılır, bu mavi kafa hariç. Onunla gözlerinin önünde daha özel ilgilenirim. Bir..." dediğinde gözlerimi kapatarak son kez nefes almaya çalıştım. Artık bir hayatım yoktu, artık ben yoktum. "İki.."
Özür dilerim Dayı, senin sözünü tutamadım. Duman kazanamadı...
"Dur, kabul ediyorum. İhanet ettiğime inanacak." dedim bakışlarım bir saniye bile Araf'tan ayrılmazken. Özür dilerim sevgilim, başka şansım yoktu. Ölmendense bana nefret besleyerek yaşamanı tercih ederim...
"Çok güzel, o zaman madem sende her şeyi duydun ayak uyduracaksın dev çocuk. Tek bir yanlış hareketinde biricik Ahu'na neler olur bilinmez." diyerek Turgay'a baktığında benimde bakışlarım ona döndü. Özür dileyen bakışları bana çevrilirken çaresizce gülümsedim, onun bir suçu yoktu. En az benim kadar savunmasızdı.
"Son kez sarılmama izin ver bari, lütfen." dedim yine lanet olası heriften umut besleyerek. Arkada ki adamlara el ettiğinde birileri gelerek ellerim ve ayaklarımda ki kilitleri çözmeye başlamışlardı. Kurtulan bedenim hızla ona doğru atılırken kollarım sıkıca boynuna dolandı, son kez aşık olduğum kokusunu soluduğumda göz yaşlarım durmaksızın akmaya devam ediyordu. Bunu son kez yaptığımı bilmek zehir olup içime işliyordu sanki. "Özür dilerim sevgilim, çok özür dilerim. Lütfen anla beni..." dedikten sonra geri çekilerek dudaklarına küçük bir öpücük bıraktığımda omuzlarımda hızla geri çekilerek yerime sabitlendim.
Artık ne bir ruhum vardı ne de yaşıyordum, ben sadece bir ölüydüm...
Kayra'yı tekrar eski yerine götürdüklerinde bakışlarım Turgay'ın bana acıyarak bakan gözleriyle kesişti, ikimizinde eli kolu öyle bir bağlıydı ki elimizden ne yazıkki hiçbir şey gelmiyordu. Gitmemem için yalvaran adamı o ölmesin diye terk etmek zorundaydım ama biliyordum ki ben onu değil kendi benliğimi bırakarak gidecektim. Kalbim ilk kez böylesine huzurla dolduğu bir yerden gitmek zorunda olduğu için acıyla kasılıyor, nefesimi kesiyordu.
Ben bugün asla o dövüşe çıkmamalıydım...
İnleyerek uyanan Araf'la gözlerimi hızla kapattım. Şu an tek isteğim ölmekti, lütfen Allah'ım al canımı! Ona bu acıyı yaşatmaktansa ölmeyi tercih ederdim ama buna bile hakkım yoktu. Dağhan bir adım önüme çıkarak arkasını döndüğünde kollarımdan tutan adamlar geriye çıkarak beni serbest bırakmışlardı.
"Sil şu suratını ve oyununu güzel oyna, yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim velet." diyerek fısıldayan Dağhan'la donuk bakışlarım ona döndü. O orospu çocuğu elimde can verecekti. Göz yaşlarımı silmek için elimi kaldırdığımda tamamen kan olduklarını fark etmiştim, Namık'ın kanı...
~~~~~~~~~
"Bir gün ölmekten korkuyor musun evlat?" diye soran Namık Dayı'yla elimde ki eldiveni çıkararak kenara fırlatmıştım.
"Hayır dayı, benim en büyük istediğim sadece ölüm."
"Bunun için çok gençsin, yaşaman gereken güzel anılar var." dediğinde alaycı bir şekilde güldüm.
"Ne güzel anısı dayı, şu halime bak. Ne bir ailem ne beni seven kimse var, yapayalnızım ben. Yaşamak için hiçbir sebebim yok." dedim bakışlarımı kahvelerine dikerek. "Peki sen korkar mısın?"
"Bu soruyu yıllar önce sorsaydın evet derdim ama işimdi ceylanıma kavuşmak benim için çok büyük bir ödül, eğer yapabilsem hiç düşünmeden sıkardım kafama." dediğinde yine anılara daldığını hissetmiştim.
"Niye yapmıyorsun o zaman?"
"Sözüm ve almam gereken ihanetim var evlat, ölemem. Sana gelince de kim demiş yalnızsın diye, bak ben varım kızım, eldivenlerin var, gücün var, aklın var; sen yalnız değilsin." derken benim de içimi acı kaplamıştı.
"Ya bir gün onları da kaybedersem, ya sen ölürsen o zaman ne yapacağım ben dayı?"
"O zamanda güçlü olacaksın kızım, unutma bu dünya güçsüzleri yer ve sana vasiyetimdir, eğer olurda intikamımı almadan ölürsem benim yerime sen al." diyerek elini omzuma koyarak sıkmıştı. Hızla elini iterken gözlerimin dolduğunu ona fark ettirmemeye çalıştım.
"Bunak ihtiyar, daha intikamı bile bilmiyorum nasıl alacağım?"
"Öğrenirsin evlat, zamanı gelince onu da öğrenirsin..."
~~~~~~~~
Zihnimde ki anılar birbiri ardına dönerken ayakta durmaya mecali bile yoktu...
"Sâye." diyerek fısıldayan Araf'la dişlerim sertçe birbirine geçmişti. Hepsi iyiliğiniz için sevgilim... "Bırak lan onu!" dedi bilinci yavaş yavaş yerine gelirken.
"Ah evlat! Hiçbir şeyden haberin yok ama korkma artık öğrenmenin zamanı geldi." dedikten sonra yanıma gelerek elini omzuma koyup beni kendisine çektiğinde ellerim arkamda yumruk olmuştu. "Lavinia , nam-ı değer en güvendiğim adamım." dediğinde donuk bakabilmek için kendimi bir hayli zorluyordum.
"Ne saçmalıyorsun lan sen? ÇEK ELLERİNİ ONUN ÜZERİNDEN!" demesiyle Dağhan tekrardan kahkaha atmıştı.
"Ne de güzel kandırıldın be evlat, anla işte her şey yalandı. Kadınların nasıl bir orospu olduğunu anlaman için benim yaptığım bir oyun. Lavinia başından beri benim adamımdı." dedikten sonra omzumdan elini çekerek bakışlarını bana çevirdi. "Hadi anlat ona Lavinia."
Bakışlarımı sabitlediğim zeminden bir saniye bile ayıramıyordum, çünkü biliyordum ki ona bakarsam kendimi tutamazdım.
"Doğru, başından beri oyundu." dedim sesimi titremeden güçlü çıkartmaya çalışarak, boğazımda ki yumru git gide büyüyerek ruhumu emiyordu sanki.
"Ulan pezevenk ben sana inanır mıyım? Neyle tehdit ettin kızı söyle?" diyerek zincirlerden kurtulmaya çalışmıştı lakin mümkün değildi bu. Belimde hissettiğim silahla verilen uyarıyı anlayarak bakışlarım saniyelik Kayra'yla ve Araf'ın arkasında tetiği çekerek silahı onlara doğrultan adamla kesişti. Özür dilerim sevgilim...
"Benim bir kalbim olduğuna inanacak kadar aptalsın. Seni hiçbir zaman sevmedim anlasana, sadece bir emirden ibaretti seninle olmak." derken bakışlarım yeşilleriyle çakıştı.
Ben hayatım boyunca bir tek sana aşık oldum Araf, bana bak ve lütfen bunu anla. Dilim yalan söylese de gözlerim asla yapamaz bunu sana, anla beni yalvarırım...
"Senin salak saçma hayatından bıktım ve artık bırak peşimi." dediğimde kafasını inanmazcasına iki yana salladı.
Bana huzur veren tek kişiydin, daha saatler önce söyledim sana. Yalvarırım inanma bana...
"Hayır!" diyerek fısıldadı sadece. Durumu anlamaya çalışıyordu farkındaydım, lütfen sevgilim anla beni...
"İstersen biricik arkadaşına da sorabilirsin, ilk öğrendiğinde güzelim sevgilini biraz benzetti. Elinden zor aldık yahu." dediğinde yüzümde az önce atmış olduğu yumrukların izini de böyle açıklamıştı şerefsiz. Bakışlarım acı çeken Turgay'a döndü yine, gözleri bana döndüğünde yavaşça gözlerimi kapatıp açtım, bu kısaca onay veriyorum demekti.
"Haklı kardeşim, hepimizi kandırmış. Pusuya düşmemizin sebebi de o." derken gözlerini sıkıca kapatmıştı. Aslında haklıydı, pusuya düşmemizin tek sebebi bendim...
"YALAN SÖYLEMEYİN LAN YETER!" diyerek haykıran Araf tekrardan zincirlere asılmıştı. "Herkes yapar ama o yapmaz, bırak lan Sâye'mi!"
"Ah! Yeter artık lan, senin salak aşkını mı çekeceğiz biz, o başından beri benim emirlerimi uyguladı. Koynuna girmesinden tut, seni kendine aşık etmesine kadar her şey benim emrimdi. Bak gör işte kadınlar böyle orospu varlıklar." dedikten sonra bakışlarını bana çevirdi. "Oyun bitti küçük kızım, seni azat ediyorum. Artık kendi hayatını yaşayabilirsin. Ha bu arada sende benim kızım sayılırsın, başın sıkışırsa utanma gel!" dediğinde donuk bakışlarım tekrar yeşillere döndü. Ruhum, nefesim olan yeşiller...
Neden ormanlarını yavaş yavaş nefret bürüyor gibiydi? Sahiden inanmış mıydı ona? İçimde ki yangın büyürken dudaklarıma alaycı bir sırıtış yerleştirmeye çalıştım lakin gözlerimden akan hüzünle bu pek mümkün olmuyordu.
"Tamamdır patron." dedikten sonra yavaşça arkamı dönerek kapıya doğru adımladım. Bir saniye daha orada durarak nasıl benden nefret ettiğini izleyemezsin. Ondan uzaklaştığım her an gerçeklere daha da yaklaşıyordum sanki, onu kaybetmiştim.
"Dur!" diyen sesle adımlarım bıçak gibi kesildi. Artık tutamadığım yaşlar gözlerimden süzülürken sırtım ona dönük bir şekilde kalakaldım. "Gitme, yalvarırım gitme. Ne yapmış olursan ol yine de gitme, lütfen."
İçimde kaynar kazanlar yıkılarak her yeri yakarken ruhumun külleri etrafa dağılmıştı. Mutluluğumu, kalbimi, ruhumu, huzurumu ve en önemlisi hayatımı ardımda bırakarak kapıya doğru adımlayıp depodan dışarı çıktım.
Artık her şey bitmişti, bu hikaye de ne Duman ne de Ateş kazanamamıştı. Ruhumun kanları gözlerimden yaş olarak akarken karşı da kapısı açılan arabaya doğru adımladım, her şey bitmişti...
*******************
Yazarın anlatımından
Haykırdı genç adam sevdiği kadının arkasından acı içinde. Biliyordu, sevdiği kadın ona asla ihanet etmezdi, yalan olmak zorundaydı. Ama gözleri sözleri söylerken öyle donuktu ki adam tereddüt etmişti.
"Bak işte evlat, kadınlar böyledir." dedi Dağhan Demir, tek isteği kendine bu krallıkta bir veliahttı. Ömer ona göre gereksiz bir parçaydı, saman alevi gibiydi lakin Arhan istediği zaman tam olarak Dağhan'a benzeyebiliyordu.
"Gitti." diye fısıldadı Arhan, bu ihanete inanmamıştı ama gitmesi daha çok koymuştu ona. Hala bir umut adam toplayıp geri dönecek diye bekledi Arhan lakin dakikalar geçmesine rağmen o kapı bir daha açılmamıştı. Ellerinde ki kelepçeler çözüldüğünde bile bakışlarını kapıdan ayırmadan dizlerinin üzerine düştü genç adam, o gitmişti.
Herkesi zorla dışarı çıkardıklarında bile genç adam kıpırdayamadı, gerçekten oyun olabilir miydi her şey? Zihni öyle bulanıktı ki gerçeği ayırt edemiyordu.
Saatler geçti olayın üstünden, Arhan belki bir umut döner diye orada bekledi ama ne geri gelen vardı ne de herhangi bir ses...
Kalbi dağlandı Arhan'ın, en son bu kadar acıyı annesi ölürken yaşadığını hatırladı. Sevdiği kadın gitmişti ve artık o nasıl yaşanılır bilmiyordu.
Adam ağlayarak bir süre daha kapıyı izledi, gelmemişti.
Ne Ateş kazanmıştı ne de Duman, kadın adamı korumak için gitmeyi seçmişti, adam ise ruhunu kadınla beraber göndermişti. Kadın gitmişti adam ise artık bir ölüydü...
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonu...
Seviyorsunuz
⚖️🖤
