İçeriğe geç

SÂYE

Bölüm 14 · 30 dk okuma

SÂYE

Bölüm 14

13. İNTİKAMIN GÜCÜ

Bölüm şarkıları

Yalın~Yaz Gülü

Tuğba Yurt~Güç Bende Artık

Oğuzhan Koç~Takdir-i İlahi

Yeni bölümle karşınızdayımmmm

Lütfen vote ve yorum atmayı unutmayınnn!!

İyi okumalar

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

İçimde anlam veremediğim kötü bir his beni çepeçevre sarmış, kalbimi kıskacına alarak sıkmaya başlamıştı. Amansız bir korku nefesimi keserken beynim haddinden fazla çalışarak felaket senaryoları üretmeye başlamıştı bile.

Derin bir nefes alarak elimde ki son bulaşığı da makineye yerleştirip kafamı dolaba yasladım. Ne yaparsam yapayım zihnimi susturamıyordum, her türlü konu hakkında fikir beyan ediyordu. Dağhan neden bu kadar sessizken bir anda Namık'a bulaşmıştı mesela ya da Namık neden bize haber vermek yerine adam toplamaya girişmişti?

Aklımda ki soruların hiçbirisine cevap bulamazken mutfakta tek başıma düşüncelerle cebelleşmeye çalışıyordum, Araf ise konunun ayrıntısını öğrenebilmek için kahvaltıdan sonra içeri geçerek araştırmaya başlamıştı. Kasıklarıma giren sancıyla yüzüm buruşurken neden Araf'ın inatla yerimden kalkmamam gerektiğini vurguladığını anlayabiliyordum, dün gece gerçekten haşatım çıkmıştı.

Gözümün önünde canlanan anılarla bir nebzede olsa zihnim dağılırken dudaklarımı bir sırıtış kapladı. Adam demir kelepçeyi kırmıştı! Bakışlarım yavaşça üzerimde ki bana oldukça bol gelen tişörte kaydığında bu adamı kazanmak için nasıl bir sevap işlediğimi düşünmeden edemedim, her şeyiyle nasıl bu kadar hayran kalınası olabilirdi ki?

Yakınımdan gelen ıslık sesi ve sonrasında tenime temas eden parmaklarla anlık kalbim sıkışırken bakışlarımı hızla arkama çevirdim, öyle düşüncelere dalmıştım ki bu kadar yakınıma geldiğini fark etmemiştim bile.

"Bir kere sözümü dinlesen saçımı yeşile boyatacağım." derken boynuma nefesini vererek konuştuğunda vücudumda ki tüm hücrelerin oraya toplandığını hisseder gibi olmuştum, bedenimde bu denli hakimiyet kurması kesinlikle haksızlıktı.

"Unutmam ama bunu." dedim bedenimi daha çok ona yaslarken.

"Eğer dediklerimi yapacaksan tamamen yeşile boyanmaya da razıyım." dediğinde zihnimde canlanan görüntüyle kahkahama engel olamamıştım. Shrek ve Araf!

"Seni koca Shrek!" dedim kahkahalarımın arasında. Aniden beni kendine çevirdiğinde gülüşümü yarıda keserek yeşillerini izlemeye koyulmuştum.

"Aa! Ne kadar ayıp! İnsan kocasına hiç böyle der mi hatun?" derken bir elini yanağıma koyarak okşamaya başladığında gözlerimi kapatarak eline yaslandım.

"Henüz kocam değilsiniz beyfendi." diyerek mırıldandığımda nefesi daha yakından yüzüme çarpmaya başlamıştı.

"Yarın hemen nikahı basayım da, bak bakalım öyle miyim değil miyim?" dediğinde kıkırdayarak gözlerimi açıp oldukça yakınımda olan gözlerine baktım. Yeşillerinin tonunu her gördüğümde daha da aşık olmaktan kendimi alıkoyamıyordum. İçlerinde sarı pırıltılar taşıyan harelerinin çevresini koyu yeşiller sararken sizi ormanın içinde bir gezintiye çıkmışsınız gibi hissettiriyordu, yüzüme çarpan nefesi rüzgar olurken kokusu ise bu hayali gerçek kılıyordu sanki...

"Bu ne hız Araf bey?" derken sesim oldukça cilveli gelmişti kulağıma, kesinlikle oldukça değişmiştim. Sözlerimle dudakları kıvrılırken burnunu yavaşça burnuma sürterek aynı yavaşlıkta dudaklarını dudaklarıma bastırmıştı. Dudakları sakince dudaklarımı kavrarken durumunun aksine içinde fırtınalar kopmaya başlamıştı, hız derken bunu kastetmemiştim. Dili dudaklarımı aralayarak içeri sızdığında sanki tadıma varmak istiyormuş gibi yavaşça ağzımın içinde keşfe çıkmıştı.

Bu işkence gibi gelen saniyelere daha fazla tahammül edemeyerek ellerimi ensesine çıkartıp öpücüğü hızlandırma çalıştım lakin kendisini aniden geri çektiği için bunu başaramamıştım.

"Noldu güzelim, yavaşlık istiyordun hani?" diyerek sırıttığında tek kaşıma kaldırarak yeşillerine odaklandım.

"Bunu kastetmediğimi biliyorsun."

"Bilmiyorum, konu sana gelince ben hiçbir şey bilmiyorum. Ağzım lâl; gözüm görmez; kulağım duymaz oluyor, her defasında sanki tekrardan tanıyorum seni ve her defasında sana delice aşık olmama engel olamıyorum." dediğinde kendimi kelimelerinin büyüsüne bırakmıştım. Nasıl bu kadar güzel ve aklımı alırcasına büyülü konuşabiliyordu bilmiyordum lakin kalbim her defasında yerinden çıkarcasına atabiliyordu.

Bakışlarımı gözlerinden hiç ayırmadan onu izlerken sanki dilim tutulmuş gibiydi, konuşamıyordum. Tek yaptığım böylece durup onu izlemekti, sanırım kızlar haklıydı, ben odunun tekiydim!

Dudaklarını yavaş lakin sert bir şekilde alnıma bastırdığında gözlerim anın etkisiyle kapanmışlardı, ruhum kırmızı bir kuşakla ruhuna bağlanıyordu sanki, hissediyordum. Ona fazlasıyla bağımlı olduğumu hissediyordum...

"Karnın çok ağrıyor mu?" diye geri çekilerek sorduğunda bir eli kasıklarımın üzerine gelerek hafifçe okşamaya başlamıştı lakin bu durum ağrıyı gidermek yerine beni daha çok yakmasına yaramıştı. Elini tutarak onu durdurup tekrardan yeşillerine baktım.

"Hayır, zaten az önce ilaç içtiğim için geçti ama..." diyerek duraksadığımda bakışlarımı istemsizce gözlerinden kaçırmıştım, nerden çıkmıştı yine bu utangaçlık!

Dün gece neler neler diyordun oysaki!

Sende bir sus be! Zaten şurada morarma evresine geçmişim! Çenemi kavrayan parmakları beni tekrardan kendisine bakmaya zorladığında derince yutkunarak ona baktım.

"Ama?" dedi soran bir sesle.

"Ama şey ilacı da lazım." dediğimde içimden kendime lanetler okumaya başlamıştım, söylediğimden ben bile bir şey anlamamıştım ki!

"Güzelim söyleyecek misin artık şunu?" derken kaşları hafifçe çatılmıştı.

"İlişki sonrası hapı." dedim neredeyse fısıldar bir şekilde. Yalnız kaldığım ilk an kafamı duvara çakacaktım!

Gelen kahkaha sesiyle yere indirdiğim bakışlarımı ona çevirdiğim de anlık olarak manzaraya takılmıştım yine, insanın aklına türlü türlü fantezilerin gelmesine sebep olurdu bu adam! Ya sadece benimkine değilde herkesin zihnine getiriyorsa? Bir anda aklımda parlayan soruyla dişlerimi birbirine geçirmeme engel olamamıştım, ben bu adamı eve falan mı kapatsaydım acaba?

"Tamam güzelim tamam, gülmedim. Kızma!" derken bile gülmeye devam eden Araf'la ne zaman çattığımı bilmediğim kaşlarımı kaldırarak ona baktım. Ah be Araf'ım senin gülüşüne kızan taş olur, benim aklımda farklı şeyler var! "İlaca gerek yok meleğim, senden gelen bir küçük meleğe hayır demem."

Sözleriyle anlık olarak şok yaşarken ne diyeceğimi bilememiştim. Evet, ona çok aşıktım lakin bir çocuk için hazır mıydım bilemiyordum. Anneliğin nasıl bir şey olduğu hakkında bile en ufak fikrim yokken nasıl bir anne olabilirdim ki? Bu düşünce kalbimin acıyla kasılmasını sağlarken bakışlarım istemsizce onun yeşillerine dokunmamışlardı.

"Henüz bunu düşünmek için çok erken Araf." dedim bakışlarım hala ona dönmezken. Çenemdeki eli beni tekrardan kendisine çevirdiğinde gözlerim istemsizce dolmaya başlamıştı, ben onun annesi gibi iyi bir anne olamazdım ki...

Her kız çocuğu bir gün annesine benzer derler, işte en büyük korkularımdan biri buydu. Olurda bir gün onlara benzersem diye ödüm kopuyordu ve henüz bunun aksini kanıtlayamazken nasıl olurda bir çocuk sahibi olurdum.

"Güzelim?" diyerek bana daha çok yaklaşan Araf'la geriye kaçarak konuyu kapatmak istedim, gözlerinde ki o pırıltıyı görmek istemedim. Yapamazdım, ben anne olamazdım! "Bana mı güvenmiyorsun?"

"Hayır, hayır bu yüzden değil." dedim hızlıca ona dönerek. Bu konunun onunla asla ilgisi yoktu, onun çok iyi bir baba olacağına adım kadar emindim lakin ben...

"O zaman sorun ne yavrum? Niye doldu bu kurban olduğum gözlerin?" dediğinde derince yutkunarak bir süre ne cevap vereceğimi düşündüm sadece lakin ormanları bana böyle odaklı baktığı sürece bu pek olası gözükmüyordu.

"Korkuyorum." derken gözümden bir damla yaş yanaklarıma doğru süzülmüştü. "Bir gün onlara benzemekten korkuyorum. Ben yapamam Araf, ben iyi bir anne ola..." derken parmakları dudaklarıma kapanarak sözümü bitirmeme izin vermemişti.

"Sakın, bir daha sakın böyle konuşma Sâye. Sen hayatımda gördüğüm en iyi annesin, bunu anlamam için illa bir çocuğunun olması gerekmiyor. Arya'ya nasıl davrandığını görüyorum ya da arkadaşlarına..." sözlerini yarıda keserek duraksadıktan sonra elleri iki yanağıma sıkıca tutundu. "Ya da bana, baksana kocaman adamı küçük bir çocuğa çevirdin sevginle. Nasıl olurda senden iyi bir anne olmaz meleğim?"

Sözlerinin ardından kollarım hızla boynuna dolandığında başımı boynuna gömerek sıkıca sarıldım ona.

"Seni çok seviyorum Araf, her şeyden çok!" dediğimde onun ise bir eli saçlarıma diğeri ise sıkıca belime sarılmıştı. İşte tam olarak şu an evimdeydim, onun varlığı benim en büyük hazinemdi.

"Bende seni seviyorum hatun ama ağlamasan mı artık?" dediğinde geri çekilerek yüzüme kocaman bir gülümse yerleştirdim.

"Kim ağlıyormuş canım, kuru iftira." dediğimde tek kaşını kaldırarak bana baktı.

"Bir daha böyle saçma şeyler için o kıyamadığım incilerini dökme, tamam mı birtanem?" diye hafifçe kızar bir tonda konuştuğunda uslu bir şekilde kafamı sallayarak onu onayladım. Bu kadar duygusallık bünyeye zarardı. "Ayrıca uçağa daha iki saatimiz var, zamanı mantıklı şeylerle mi değerlendirsek?" derken dudakları boynuma ilerleyerek küçük bir öpücük kondurmuştu.

"Bir saniye Araf, şu Namık olayını ne yaptığını anlatmadın." dedim bir yandan da hafifçe kıkırdarken.

Seninde hoşuna gitmiyor değil hani.

"Oraya gittiğimizde anlatacağını söyledi Namık." derken kafasını hala boynumdan çekmemişti. Olayı ilk anladığımızda bende aramıştım lakin hemen gelin diyerek yüzüme kapatmıştı, bunak ihtiyar!

"Sence ne olmuş olabilir?"

"Dağhan iti her zamanki gibi damarına basmıştır yine güzelim, sever o piç dalga geçmeyi." dediğinde bir elim, yanağımda duran eline tutunarak o güç vermeye çalıştım. Konusu geçen kişi babasıydı, tabi ona ne kadar baba denilirse!

Elini tutmaya devam ederken parmaklarıma değen kabartıyla elini yanağımdan uzaklaştırarak görüş açıma getirdim, bu bir yanık iziydi. Çok büyük sayılmazdı lakin baktığınızda fark edilecek kadar büyüktü, bunu nasıl daha önce görememiştim.

"Bu nasıl oldu?" diye sorduğumda boynumdan kafasını kaldırıp dikleşirken onunda bakışları eline kaydı.

"Yaktı. Oyuncağımı ateşe attıktan sonra beni de yaktı, bir daha yapmayayım diye." dediğinde dudaklarımı yavaşça yaranın olduğu yere bastırarak yeşillerinde dönen tüm o lanet anıları alıp kül etmek istedim. O şerefsizi kendimi ellerimle öldürecektim. "Ama Sâye'm burada ve bir daha ona zarar vermesine izin vermeyeceğim."

Sözleriyle bakışlarım ona dönerken dudaklarıma küçük bir gülümseme yerleştirdim.

"Benim kim olduğumu çok çabuk unutuyorsun ateşçik." derken yaşlı olduğum elinden başımı kaldırarak parmak uçlarında kalkıp ona daha çok yaklaşmaya çalıştım. "Dumana kimse zarar veremez."

"Emin misin küçük hanım? Sırtında ki izler hiç öyle demiyor." dedi tek kaşını kaldırıp bana bakarken. Bu kısaca 'yav he' demekti sanırım!

"İstisnalar kaideyi bozmaz." diyerek sırıttığımda hızla havalanarak arkamda tezgaha oturmam bir olmuştu.

"Böyle konuşursan canım tekrardan yaramazlık yapmak ister güzelim." dediğinde bacaklarımı beline sararak onu daha çok kendime çektim, canıma minnetti.

"Konuşmamız gerekenler var yaramaz adam." diyerek kollarımı boynuna sardığımda onun ise elleri yavaşça tişörtün altına girip içimde ki ateşi harlamaya başlamıştı.

"Sonra konuşuruz güzelim." dedikten sonra boynuma temas eden dudaklarla sırıtarak başımı geriye atıp ona yer açtım.

Konuşmanın canı cehennemeydi...

*****************

Kayra Çevik

Elimde ki telefonu tekrardan yatağın üstüne fırlatırken derin bir nefes alarak lanet olası valize ilerledim, bir insan nasıl bu kadar fazla kıyafeti tek valize doldurabilirdi ki?

Lavi'nin küçük! uyarısıyla uçak için hazırlanmaya başlamıştım, anladığım kadarıyla dayının başı dertteydi. Şurada iki tatil yapmaya gelmiştik ya kudurmuştu tabi, illaki bir bok çıkartacaktı. Belime sarılı kollarla kendimi tanıdık olan o kokuya bıraktım.

"Sinirlenme prenses, yine geliriz." diyerek beni kendisine çeviren Alp ile dudaklarımı büzerek ona baktım.

"Şimdi ne acelesi vardı ama millete savaş açmanın, bilerek yapıyor işte. Aman Dumanı iki nefes almasın."

"Onu da düşün ama sevgilim, duman çok uzak kaldı çevreden ve bu göze batar. Ayrıca bu işin içinde başka bir şey olduğuna eminim, Arhan da oldukça telaşlıydı." dediğinde kaşlarımı kaldırarak merakla onu izlemeye koyulmuştum, ne bok olmuştu ki acaba?

"Acaba şu Dağhan şerefsizi mi bir şey yapıyor?" dedim ne olduğunu düşünmeye çalışarak.

"Büyük ihtimal, çok bile sessiz kaldı. Lise zamanlarında da hep böyle yapardı, sırf onun istediği gibi biri olmadığı için dar ederdi tüm dünyayı ona."

"Ama artık Ateş güçlü biri, lisede ki savunmasız halinde değil."

"Evet güçlü lakin artık zaafı var güzelim ve hep ordan vurmaya çalışıyorlar." dediğinde başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü sanki. Lavi ölene kadar bu saçma kovalamaca devam mı edecekti yani?

"Of! Bunları konuşmak istemiyorum, en azından şu anlık." dedikten sonra kollarından çıkmak isteyerek geriye adımlamıştım ki buna izin vermeyerek beni daha çok kendine çekti.

"Hmm! Mavişim beni hiç özlememiş mi yoksa?" diyerek burnunu yanağıma sürttüğünde kıkırdayarak kollarımı tekrardan boynuna sardım.

"Öyle bir şey mümkün mü hiç bebeğim?"

"Sev o zaman biraz beni." dedikten sonra aniden kucağına almasıyla bacaklarım hızla beline dolanırken gülmeme engel olamamıştım. Yatağa oturduktan sonra buz mavileri bana döndüğünde dudağına küçük bir öpücük bırakarak geri çekiliyordum ki elini enseme atarak buna izin vermedi.

Alt dudağımı dudaklarının arasına alarak emerken bende üst dudağıyla ilgilenmeye başlamıştım. Ellerim saçlarının içine geçerek onları kavradığında ağzımın içine inlemesiyle alev almaya başlamıştım, tek bir hareketi bile uyarılmam için yeterliydi lakin hazırlanıp çıkmamız lazımdı.

Dudaklarımı güç bela geri çekerken Alp ise ondan uzaklaşmama izin vermeyerek dudaklarını boynuma bastırarak orada ki ince deriyi dudaklarının arasına almaya başlamıştı.

"Alp kalkmamız lazım, uçağa az kaldı." diyordum lakin gözlerim çoktan kapanmıştı bile.

"Uçağın amına koyayım." diyerek boğuk bir sesle mırıldandıktan sonra kafasını geri çektiğinde bende gözlerimi açarak ona bakmıştım. Huysuz bakışları tam olarak yerli yerindeydi.

"Daha bir saat önce kollarımdaydın Alp, abartma." dedim tek kaşıma kaldırarak.

"Bir saat mi? Çok fazla olmuş." diyerek mavilerini büyüttüğünde kahkaha atarak kafamı geriye attım. Ay çok komik olmuştu! "Bak bir de gülüyor, Türkiye'ye bir inelim biliyorum ben sana ne yapacağımı."

"Yap aşkım, yap sevgilim ama şimdi kalkmamız gerek." dedikten sonra hızla kucağından kalkarak valizlere yöneldim.

Bu karmaşa nasıl toplanacaktı ya!

******************

Lavinia Argun

"Şaka gibi ya, bir günlüğüne İtalya'ya geldik. Aman ne güzel!" diyerek söylenen Kayra ile kafamı geri yatırarak dinlenmeye çalıştım. Uçağa yeni girmiştik ve Kayra açıkçası susmuyordu, biraz daha devam ederse bu yorgunlukla üstüne atlayabilirdim.

"Kuzum olay çıkmış işte, ne yapalım? Mecbur gidiyoruz." dedi Ahu sakin bir ses tonuyla. Yanımda hissettiğim bedenle gözlerim açılırken bakışlarımı ona çevirdim.

Canımın yandığını düşünerek bana dokunmamıştı, sadece sarılarak uyumuştuk ve kesinlikle şu an yaramazlık yapmak istiyordum. Bana dönen yeşilleriyle göz göze geldiğimde sırıtarak ona daha çok yaklaştım.

"Ee! Orman bakışlım, neler yapıyorsun?" derken bir yandan da sırıtmaya devam ediyordum.

"İşle alakalı birkaç çizime bakıyorum güzelim, istersen inene kadar uyu biraz daha." diyerek elinde ki tableti kapattıktan sonra bana döndüğünde tek kaşımı kaldırarak ona bakmayı sürdürdüm.

"Yok, aklımda yatakla ilgili daha farklı planlar var." dediğimde bakışlarını çapkın pırıltılar sararken yüzünü bana daha çok yaklaştırdı.

"Bu naçizane planlarınızı duymak isterim küçük hanım." dedi o boğuk sesiyle fısıldayarak, kesinlikle nasıl etkileyeceğini iyi biliyordu.

"Planlarımın ana karakteri pek küçük değilmiş mesela!" diyerek elimi tam yanağına koymuştum ki gelen sesle hızla kafamı çevirdim.

"Yuh ama artık! Alooo! Aile var aile. Yok arkadaş yok, ar, edep, namus hiçbir şey kalmamış sizde." diye aynı mahalle teyzeleri gibi bağıran Can'la derince bir sabır çekerek ona bakmayı sürdürdüm.

"Sanane lan göt!" diyerek çıkışan sevgilimle sırıtarak yanağına bir öpücük bırakmıştım, aslan kocam!

Onlar atışırken bakışlarım Aras'la yan yana oturan Buğlem'e kaymıştı, ne oluyor lan burada?

Yine neyi kaçırdık lan?

Anlamadım ama bir şey olduğu kesindi. Buğlem'in de bana dönen bakışlarını fark ettiğimde kaş göz yaparak Aras'ı gösterdim.

"Aa! Hayret yengecim, sen bilmiyor musun?" dedi Can tekrardan teyze gibi konuşarak. Bu tavrından sıkılmaya başlamıştım, ne oluyordu şimdi? İstemsizce kaşlarım çatışırken sert bakışlarım Can'daydı.

"Lan mal karşında ki kişinin kim olduğunun farkında mısın?" diyerek Can'ı dürten Aras'ı umursamadan aynı bakışlarla bakmaya devam ettim.

"Biraz daha böyle bakarsa altıma sıçacağım zaten, sus!" diyen Can bakışlarını benden kaçırmıştı. Ardından sırıtarak telefonunu sallamasıyla hepimizin telefonlarına bildirim gelmişti. Gruptan mesaj gelmişti.

Can: Ay kız sizin haberiniz yok muuuuu?

Can: Bunlar manita oldular :)

Buğlem: Bizde buradayız Can!

Can: Olun küçük yenge, konu gizli miydi ki?

Buğlem: Sesli niye söylemiyorsun o zaman?

Şirine: Lan bir durun

Şirine: Nasıl yani? Siz ne ara oldunuz amk?

Aras: Bu kızın ağzını hep sen bozdun Alp

Alp: Kes lan sesini dürzü

Aras: Ne kadanda ayıpppp!!!!

Deniz: Hayırlı olsun gençler

Aras: Eyvallah Deniz

Aras: Bakın işte az örnek alın kızı

Ormanım🖤: Salaklar yüz yüze konuşsanıza

Bakışlarımı yanımda ki adama çevirdiğimde kaşlarını çatarak telefona baktığını fark etmiştim, bu tarz konuşmalar hiç hoşuna gitmiyordu. Yağan bildirimlerle tekrar ekrana döndüm.

Turgay: Adam haklı

Ahu: Bu sefer bende hak veriyorum

Ahu: Kaldırın kafanızı yahu

Aniden boynuma temas eden dudaklarla kendimi hızla geri çekerken şaşkın bakışlarımı Araf'a çevirdim.

"Çok öpülesi duruyordu, dayanamadım." diyerek fısıldadığında tüm bedenimin eriyerek ona aktığını hissediyor gibiydim.

"Böyle yaparsanız benim aklım farklı yerlere gider ama!" dedim aynı onun gibi fısıldayarak. Dudakları anında yana kıvrılırken pilotun anonsuyla hepimiz geri yaslanmak zorunda kalmıştık.

"Sizde bu kadar baştan çıkarıcı olmayın o zaman küçük hanım." derken sıcak nefesi kulağıma çarpıp tüm hücrelerimi harekete geçiriyordu. Bacaklarımı birbirine daha çok bastırırken sırıtmamı zor bela durdurdum.

Bir süre sonra uçak havalanmış ve hepimiz kendi işlerimizde uğraşır olmuştuk. Telefondan ders notlarına bakarken beynim akmak üzereydi, savcılık sınavlarına az kalmıştı ve sırf dönemi daha çok uzatmamak için yaralıyken bile ders çalışarak sınavlara girmiştim. Ardından ekrana düşen mesajla hızla üzerine tıkladım.

Agah: Patron emrettiğin gibi Ömer Argun'un peşindeyim. Kendisi az önce Halime Argun'la yoğun bir tartışma sonrası evden tek başına çıktı, takipteyim.

Lavinia: Ses kayıt cihazlarının dosyalarını yolla ve onun peşinden de ayrılma. Seni sakın fark etmesin, dikkatli ol.

Agah: Emredersiniz.

Gelen ses dosyalarıyla aynı zamanda uçakta inişe geçmişti. Arkamı yaslanarak dinlemeye koyuldum.

"Senin o aptal kızın başımıza iş açmaktan başka hiçbir boka yaramıyor. Dünya üzerinde adam yokmuş gibi gitti biricik abimi buldu." dedi Ömer Argun sinirli bir ses tonuyla ardından eşyaların yere çarpma sesi yankılandı.

"Oğlum sakin ol lütfen, hem bize ne ondan, ne halt yerse yesin işte."

"O olmayan beyninle bana laf mı anlatıyorsun lan sen! Senin orospuluğun yüzünden o kız dünyada."

"Benimle düzgün konuş Ömer, karşında arkadaşın yok."

"Yalan mı Halime Argun! Senin salaklığın yüzünden şu anda bu aptal soy ismine sahibiz."

"Bu emri baban vermişti, ne yapsaydım? Suna'ya yaptığı gibi beni de gebertmesine göz mü yumsaydım?"

"Keşke geberseydin." diyerek haykıran Ömer Argun'la şiddetli bir kapı sesi yankılandı. Ardından ağlayan bir kadın sesi duyuldu.

"Allah kahretsin, ALLAH KAHRETSİN! Ne yaptım da ben bunları yaşıyorum, ne günahım vardı benim." derken ağlamaya devam ediyordu.

Gözlerim dolarken zihnimden geçen anıları durduramıyordum, bir de hala ne suçu olduğunu düşünüyordu? Hayatımı mahvetmişti, küçücük bir çocuğun ruhunu öldürmüştü ve hala dönüp ne yaptığını mı sorguluyordu?

İniş yapan uçaktan hızla inerken koşar adım kendimi dışarı attım, nefese ihtiyacım vardı lakin açık hava değildi bu isteğimi karşılayan. Telaşlı bir şekilde omzuma dokunan adama dönerek hızla boynuna sarıldım, işte nefes tam olarak buradaydı.

"Güzelim ne oldu? İyi misin?" diyerek kollarını daha sıkı bana dolayan Araf'la diğer arkadaşlarımızda çevremize doluşmuşlardı. Gözümden bir damla yaş akmıyordu lakin içimde ki öfke gittikçe harlanıyordu, onlar ölmek zorundaydı.

Bir süre daha öyle kaldıktan sonra boynuna küçük bir öpücük bırakarak geri çekildim.

"Anlatırım sonra ama şimdi yola koyulalım." dedikten sonra elini sıkıca kavrayarak ilerlemeye başladık. Herkesin bakışlarında ki soru işaretlerini görebiliyordum fakat şu an yeri değildi. Demekki benden bu kadar rahatsız oluyorlardı, o zaman olmaya devam edeceklerdi.

Valizlerimizi aldıktan sonra arabalara dağılırken Araf'la beni yalnız bırakarak herkes farklı arabalara geçmişti. Ön koltuğa yerleşirken hala ağzımı bıçak açmıyor sadece dümdüz bakışlarla yolu izliyordum.

Bir anne nasıl olurda kendi doğurduğu çocuğu sevmezdi? Küçücük bir beden sana ne gibi kötülük yapabilirdi ki? Ömer Argun'dan ne farkım vardı benim? Neden beni sevmemişti?...

Zihnim sorularla karışırken telefonuma gelen mesaj sesiyle düşüncelerim bölündü.

Agah: Patron, Ömer senin dövüştüğün salona geldi. Duman'ı soruşturuyor. (17.40)

Lavinia: Akşama maçı olduğunu duyur.

Mesajı yazdıktan sonra telefonu kapatırken sertçe arka koltuğa fırlattıktan sonra arkama yaslanarak elimi saçımdan geçirip çekiştirdim. Soktuğumun yerinde iki saniye huzur haramdı bize!

Araba aniden sağa çekildiğinde bakışlarım Araf'a döndü. Bir süre öyle durduktan sonra yanımızda duran Turgay'a çevrildi bakışlarım.

"Siz gidin, biz sonra geleceğiz." diyen Araf'la Turgay başını sallayarak yola koyulmuştu. Ardından bakışları tekrar bana döndüğünde hızla kemerini çözerek bana doğru eğilip benimkini de sertçe çözmüştü, o kadar hızlı hareket ediyordu ki engel olmaya bile vaktim olmadan kendimi bir anda kucağında buldum. "Konuş! Hemen!"

"Araf, şimdi değil." diyerek kucağından inmeye çalıştım lakin kalçamda ki elleri beni kendine daha çok çekerek buna izin vermemişti.

"O zaman ben öğrenirim." dedikten sonra tüm filmli camları kapatarak arabanın kapılarını kitledikten sonra tekrar bana döndü. "Son şansın, konuşuyor musun?"

"Akşam maçım var." dedim kısaca sonuca gelerek. Kaşları anında çatılırken bakışları buz kesti.

"Ne maçı Sâye?" diyerek her bir kelimeyi vurgulayarak konuşmuştu.

"Ömer, dumanı sorgulatmaya başlamış. Başka şansım yok." dedikten sonra tekrar kalkmaya çalışmıştım ki yine izin vermeyerek yerime sabitlemişti, kahretsin ki altımda hissettiğim varlığıyla zihnim bulanıyordu, odaklanmıyordum!

"Bir kez daha kalkmaya çalışırsan eve gidene kadar burada oturursun Sâye." diyerek kucağını işaret ettiğinde tek kaşımı kaldırarak inanmaz bir şekilde yüzüne baktım. "Ayrıca Dumanı görmesi için illa maça mı çıkman lazım? Önünden geç görsün işte."

"Ben dövüşçüyüm, farkındasın dimi Araf?"

"Hayır sen hukukçusun Sâye, dövüş işine güçlenmek için girdin ve güçlendin. Artık gerek yok!" dediğinde benimde kaşlarım çatılmıştı.

"Sende mühendissin Araf, bırak o zaman mafyalığı."

"İkisi aynı şey mi?"

"Evet, aynı şey. Ben şimdi dövüşü bırakırsam açık bir şekilde 'hey bakın Lavinia aslında Duman' demiş olurum Araf." dediğimde ses tonum yükselmeye başlamıştı. Sessizleşerek bakışlarını cama çevirdiğinde bana hak verdiğini anlamıştım. Lavinia ve Duman çok fazla yan yana anılmaya başlamıştı ve akıllarda tek sorunun canlanmasına neden oluyordu zaten, birde dövüşü bırakarak buna daha çok zemin hazırlayamazdım.

"Kılına bile zarar gelirse kül olana kadar içindekilerle beraber yakarım o mekanı." diyerek sertçe konuştuğunda gülümsememe engel olamamıştım.

"Dumana kimse zarar veremez." dedikten sonra göz kırparak tekrar kucağından inmeye çalışmıştım lakin elleri yine buna izin vermemişti.

"Ne dedim ben sana az önce?"

"Yok artık Araf, abartma." dedim kastettiği şeyi anlayarak, bu şekilde araba süremezdi. Kaşlarını kaldırdıktan sonra kontağı çalıştırdığında hızla gözlerim açılırken elimi elinin üzerine koyarak onu durdurmaya çalıştım. "Tamam, tamam şaka yaptım."

"Bizde söz ağızdan bir kez çıkar güzelim." dediğinde hızla gaza yüklenerek arabayı çalıştırıp yola koyulmuştu.

"Araf yok artık, cidden durdur şunu." derken bir yandan da yola bakmaya çalışıyordum. "Sen mi durdurursun yoksa ben mi durdurmanı sağlayayım Ateşcik?" dedim bana az önce yaptığını ona karşı uygularken. Bu şekilde araba kullanamazdı!

"İstediğini yapabilirsin hatun, maksimum arabayı sağa çekerim. İşimiz bittikten sonra da tekrar bu şekilde eve döneriz, benimle inatlaşma!" dediğinde gözlerimi devirerek bakışlarımı çevirdim, o inatsa ben daha inattım lakin şu an yerim oldukça rahattı. O yüzden pek ses edesim de yoktu aslında!

"İyi, uyurum bende o zaman." dedikten sonra bedenimi ona yaslayarak başımı boynuna gömdüm, kokusu anında mayışmamı sağlıyordu. Bir adam nasıl yağmur gibi kokabilirdi ki? Kokuyordu işte!

"Olur güzelim, yaklaştığımız da ben uyandırırım seni." diyerek başıma bir öpücük kondurduktan sonra işine devam etmişti. Gözlerimi kapatarak uyumaya çalışıyordum lakin altımda ki eteğin kumaşından bile net olarak hissettiğim varlığı buna pek yardımcı olmuyordu. İstemsizce yerimde kıpırdanmaya başladığımda belimde ki eli hızla kalçama inerek tabiri caizse parmaklarını oraya geçirmişti.

Beni kendine daha çok bastırdığı için artık daha fazla onu hissedebiliyordum, aman ne güzel! Dün geceki sahneler zihnimde dönerken bacaklarımı tekrardan birbirine baktırmak istiyordum lakin varlığı buna izin vermiyordu. Yerimde tekrar kıpırdandığımda boğazdan gelen boğuk inlemesini duymuştum.

"Bilerek yapmıyorum." dedim kulağına doğru nefesimi vererek fısıldarken. Tamam, belki bunu bilerek yapmış olabilirdim!

"Kendini kasıyorsun." dedi boğazdan gelen sesiyle. Bu boğuk sesi beni daha çok çıldırtıyordu.

"Neden acaba?" derken tekrardan kıpırdanmıştım, halim yamandı.

"O zaman hanımımızı rahatlatmamız lazım." dedikten sonra duran arabayla kafamı kaldırarak ona baktım.

"Hanımın mı?" dedim şaşkın bir ses tonuyla. Ay! İçim bir hoş olmuştu.

"Hanımım, karım, güzelim, hatunum, bebeğim , yavrum..." derken bir yandan da her kelime sonunda dudaklarıma öpücük bırakıyordu. "Her şeyimsin sen benim ve sadece benimsin, her şeyinle." dediğinde az önceki sinirim çoktan buhar olup uçmuştu bile, bunu nasıl başarıyordu?

"Ama seni yerim." dedikten sonra gülümseyerek yanaklarını tuttuğumda söylediğim şeyi fark etmemle gözlerim büyümüştü. Ben dozu iyice kaçırmıştım!

"Söze değil icraata bakıyoruz güzelim." dediğinde kaşlarımı kaldırarak ona bakarken bakışlarım yavaşça dudaklarına kaymıştı. Kendimi daha fazla tutamayarak dudaklarına yapıştığımda istekle beni kabul ederek karşılık vermeye başladı.

Alt dudağımı dudaklarına arasına alarak emmeye başladığında bir eli ise giymiş olduğum uzun saten eteğin beline giderek yavaşça içeri süzülmüştü. İç çamaşırımın üzerinde hissettiğim parmaklarla yerimde dikleşirken istemsizce kendimi eline bastırarak üst dudağına sertçe dişlerimi geçirmiştim. Bu hareketimle erkeksi inlemesi duyulurken kendimi geri çekerek alnımı alnına yasladım.

"Benim için hazırsın bile." diyerek parmaklarını daha çok bastırdığında inleyerek dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım.

"Her zaman." dedim nefes nefese kalmış bir şekilde. Elini çekerek eteği kalçamın üzerine kadar sıyırdığında dizlerimin üstüne gelerek ona yardımcı oldum, daha fazla dayanacak gücüm kalmamıştı.

Bende onun pantolonunun düğmesini açtığımda sırıtarak dudağıma bir öpücük kondurarak koltuğunu hafifçe geri yatırdı. Parmakları tekrardan kadınlığımı bulurken dudakları ise sertçe dudaklarıma çarpmıştı.

"Ahh! Sikeyim öyle ıslaksın ki." diyerek dudaklarıma karşı hırladığında elimi saçlarından geçirerek kendime çektim onu. Dilimi devreye sokarak dudaklarından içeri yolladığımda parmakları da beni doldurmaya başlamıştı. İnleyerek daha çok saçlarına asılırken diğer bir elim istemsizce boynunu kavrayarak adem elmasını okşamaya başlamıştı.

Bir süre sonra elini çektiğinde hissettiğim erkekliğiyle inleyerek dilini kavrayıp ısırdığımda kendini aniden içime bırakması bir olmuştu.

************

Arhan Araf Demir :)

Kollarımda ki kadını hiç olmadığım kadar arzularken beynimi kaybediyordum. Öyle çok deliriyordum ki bazen kendime engel olamamaktan korkuyordum.

Kalçasını kavrayarak onu hareket ettirdiğimde kulağıma dolan ince sesi daha çok yükselmeme sebep olurken parmaklarımı kalçasına geçirdim, kendimi tutmam gerekiyordu, canını yakamazdım. Deliği öyle dardı ki her girişimde kasılarak beni daha delirtiyordu.

"Araf!" diyerek inlediğinde gözümün önünde çakan şimşeklere bir yenisi daha eklendi. Sesi, kokusu hatta teni bile beni getirmek için yeterliydiler. Gittikçe hızlanmaya başladığımda bedeninin kasılmasından sona yaklaştığını anlıyordum.

"Araf'ın ölsün sana, kurban olsun." dedim nefes nefese kalmış bir şekilde. Bedenini yukarı çekerek omuzlarıma tutunduktan sonra kafasını geri atarak ritime ayak uydurmaya çalışıyordu. Güzelliği karşısında büyülenirken sadece ona odaklanabiliyordum. Gecenin güzelliği tüm bedenini sararken görüp görebileceğim en nadide resimdi ve sadece bana özeldi.

"Ahh! Ölmesin, yaşasın." diyerek inlediğinde bir elimi ensesine getirerek o hayran olduğum dudaklarını kendime çektim. Yediğim en güzel yemek, tattığım en güzel tatlıydı ve ömrüm boyunca bir daha bundan mahrum kalamazdım. Tüm dünyanın canın cehennemeydi, eğer onun için herkesi öldürmem gerekse bile tek bir saniye düşünmeden dünyayı ateşe verirdim.

Dudakları lav olup içime akarken onu daha bastırdım kendime, inlemeleri ve kasılmaları daha da artarken benim de ondan pek bir farkım yoktu. Diğer elimi de kalçasına getirerek daha da hızlandırdım onu, dudaklarımın arasında ki dilini ısırırken kendimi kaybetmek üzereydim. Isırdığım yeri şehvetle emerken artık kendimi durduramıyordum, sona gelmek üzereydim.

"Araf! Ahh! Siktir!" diyerek inlemelerinin arasında konuşmaya çabalaması içimde ki vahşi hayvanı uyandırıyordu. Ellerimi saçlarımı çekiştirmeye başladığında onu daha da hızlandırdım, artık içine sertçe girip çıkıyordum.

"Off! Sâye'm!" derken artık bedenim kasılmasını daha fazla tutamayarak kendimi içine akıtmıştım. Benimle aynı zamanda o da geldiğinde kadınlığının nasıl kasılıp geçirdiğini hissediyordum ve bu tarifi olmayan biz hazdı benim için, onu bu raddeye getiren bendim, sadece ben!

Yorgun ve nefes nefese kalan bedenini hızla üzerime bıraktığında kollarımı ona sararak bir süre sakinleşmesini bekledikten sonra yavaşça içinden çıkarak boxerımı ve pantolonumu düzeltip onu tekrar kendime çektim. Eteğini düzelttiğimde aynı bir kedi gibi mırıldanarak kavasını daha çok boynuma gömmüştü. Bu hareketine bayılıyordum, onu daha çok içime çekerek sadece kendime saklama isteğimi uyandırıyordu.

Bir süre daha öyle kaldığımızda boynuma çarpan düzenli nefeslerinden uyuduğunu anlayabiliyordum. Bedenini sarsmamaya çalışarak koltuğu öne çekip arabayı çalıştırarak yola koyuldum. Burnuma dolan kokusuyla huzuru en derinlerimde yaşarken bir kez daha öptüm saçlarını, bu kadar sevebilmek kesinlikle benim için şaşırtıcı bir olaydı. Temastan bile nefret ederken şimdi ise iki saniye ona dokunmadığımda zihnimde alarm çanları çalmaya başlıyordu. Ona kesinlikle delicesine aşıktım...

Eve vardığımız da açılan kapıyla içeri geçip arabayı durdurduğumda kucağımda ki meleğime döndüm. Onu uyandırmak istemiyordum lakin bu pozisyonda dışarı çıkmaya çalışırsam büyük ihtimal kendisi uyanırdı.

"Güzelim." dedim saçlarını okşarken, mırıldanarak boynuma daha sıkı sarıldığında gülerek tekrar hafifçe sarstım. "Hadi güzelim geldik evimize." dediğimde tek gözünü açarak kafasını kaldırmıştı. Bu hali öyle tatlı geliyordu ki gözüme, tutup her yanını ısırmak istiyordum.

"Geldik mi?" diyerek mırıldandığında kendimi tutamayarak dudağına derince bir öpücük bıraktım. Bu hareketimle şaşırırken gözleri kocaman açılmıştı.

"Geldik bebeğim hatta bizden önce Namık'ta gelmiş." dedim öndeki arabasını işaret ederek. Arkasına dönüp baktıktan sonra kafasını olumlu anlamda sallayarak tekrar bana döndü.

"Ay! Hiç kalkasım yok." dedikten sonra kendini tekrar kucağıma bıraktığında saçlarını okşayarak derince bir nefes çektim ciğerlerime, kokusu cennetin en güzel köşesiydi.

"Sen ne zaman istersen o zaman kalkarız güzelim."

"Kalkmamız lazım ama, hem daha dövüşe hazırlanmalıyım." diyerek dikleştikten sonra kendi yerine geçerek arabadan dışarı çıkmıştı.

"Siktiğimin dövüşü!" diye mırıldanırken bende arkasından çıktım.

******************

Lavinia Argun

Evden içeri girerken üzerimde ki yorgunluğu hissetmemeye düşünerek dik durmayı çalışıyordum. Yapmam gerekenler ve girmem gereken bir maç vardı.

Salona doğru adımladığımda herkesin gelmiş olduğunu fark etmiştim, biz sanırım biraz fazla zaman harcamıştık!

Kapının pervazına yaslanarak bakışlarımı ifadesizce duran Namık'a çevirdiğimde boynumda hissettiğim nefesle bu anı sanki daha önce yaşıyor gibi olmuştum, dejavu!

"Seni terleteceğimi söylemiştim." diyerek fısıldayan adamla dudaklarımda peyda olan sırıtışla ona yaslandım.

"Sözünü tutan erkeklere bayılırım." dedim bende onun gibi fısıldayarak.

"Bende sana bayılıyorum hatun." dediğinde belimde ki ellerinin üzerine elimi koyarak sıkmıştım, bu 'bende sana' demekti benim nezdimde.

"Cilveleşmeyi bırakında içeri girin." diyerek sertçe konuşan Namık'la kaşlarım çatıldı, bu ne sinirdi böyle?

"Tatilimizi yarıda kesmeseydin o zaman ihtiyar." dedim dişlerimi daha fazla birbirine geçirerek.

"Ben kesmedim, siz zorla burnunuzu soktunuz Duman. O zaman şimdi beni dinleyeceksiniz." dedikten sonra etrafına bakınıp tekrar bize döndü. "Sadece Duman ve Ateş."

"Hayırdır dayı, ne oluyor?" dedi Kayra ayağa kalkarak, o da işkillenmişti bu durumdan.

"Çıkın siz!" diyerek belimden tutup ikimizi de içeri sokan Araf'la adımlarımı salona yönlendirdim. Koltuğa oturduğumda Araf ise hemen yanıma geçerken diğerleri tedirgin bir şekilde salondan çıkarak kapıyı kapatmışlardı, evin duvarları ses geçirmezdi bunu aylar öncesinde test etmiştim.

"Neler oluyor Namık, ne bu sinirin?" dedim bakışlarımı karşımda oturan ihtiyara çevirerek.

"Size yıllar önce bir intikamdan bahsetmiştim ve bana yardım etmenizi istemiştim." dediğinde bakışlarım Araf'a dönmüştü, ona da mı aynı sözü vermişti. "Şimdi zamanı geldi, artık size anlatmam gerekenler var." diyerek arkasına yaslanıp derince bir nefes aldı, bunu anlatmak onun için oldukça zor gibiydi.

"Dinliyoruz." dedi Araf beni kendisine daha çok çekerek, sanki güç almak istiyor gibiydi. Çünkü o da farkındaydı konunun babasıyla ilgili olduğunu...

"Bundan yollar önce, Sultan'ım hala yaşıyorken ve hayatımdayken, bir iş için ortak oldum Dağhan Demir'le." dediğinde tekrar nefes alarak ayağa kalkmıştı. "İlk başta her şey oldukça iyiydi, birbirimizin evlerine gider gelirdik, ondan hiç şüphelenmezdim. Karısı yeni ölmüştü ve oğluyla yalnız kalmış çaresiz bir babaydı gözümde, ta ki Sultan'ın davranışları değişene kadar." derken buğulanan bakışlarını cama çevirerek kararmış olan gökyüzüne baktı. "Bir gün yine işten geç geldiğim vakit evde ağlarken buldum onu, bağırarak etrafı yıkıp döküyordu. Sebebini sorduğumda söylemedi ama çok korktuğu belli oluyordu. Sonrasında her o şerefsizin evine gitmemiz gerektiğini bir bahane bularak kaçtı, gelmedi. Ahh! Salak kafam, anlayamadım sebebini, sıkıldığını sandım."

Sözleri üzerimde şok etkisi yaratırken Araf'ın elleri yumruk olmuştu, öyle bir sıkıyordu ki parmak boğumları bembeyazdı. Elimi yumruk yaptığı elinin üzerine koyarak yanında olduğumu hissettirmeye çalıştım, bakışları anında bana dönerken yeşillerinin sinirden kızardığını fark etmiştim.

"Sonrasında bir gün iş yemeği düzenledi o şerefsiz ve herkesin eşiyle gelmek zorunda olduğunu söyledi, bende zorla ikna ettim Sultan'ı gelmesi için. O gün yemekte yanımda tir tir titrediğinde beynim bir şeyleri çakmaya başlamıştı. Aceleyle sofradan kalkarak onu eve getirdim ve tek bir şey sordum 'ne zaman?'" dedikten sonra tekrardan bize döndüğünde koskoca adam ağlıyordu. "O şerefsiz benim dokunmaya kıyamadığım ceylanıma tecavüz etmiş ve yetmemiş eğer söylerse beni öldürmekle tehdit etmiş, benim ceylanımda korkup susmuş. Sinirden nevrim döndü ve ne yapacağımı bilemez bir şekilde o gün evden çıktım. O şerefsizin evini bastım hemen, amacım evi yakıp yıkmaktı ama sonra onu gördüm."

Bakışları Araf'a dokunmuştu. Artık kendimi tutamazken göz yaşlarım ardı ardına yanaklarıma süzülmeye başlamışlardı. Bir insan nasıl olurda bu kadar aşağılık olabilirdi?

"Yanında ki adamı öldüresiye dövüyordu." derken bakışları tekrardan bana dönmüştü. "Evi bastım, amacım onu öldürmekti ama atladığım bir şey vardı. Onun arkası oldukça sağlamdı ve ben ise eski mafya olan biriydim. O gün çoğu adamım orada öldü ama bende onu yaralayarak Arhan'ı alıp kaçabilmiştim. Eve döndüğümde o şerefsiz bir şekilde benden önce eve varmıştı ve..." dediğinde tekrar duraksamıştı. Elimin altında ki avucunu daha çok sıktım, bunları yapan bir insanı yaşatamazdım. "Ve onun kopan kafasını elinde tuttuğunu gördüm."

Duyduklarım benim için çok fazlaydı ve tek yapabildiğim burada durup dinlemekti, gidip o şerefsizi öldürmek istiyordum. Bastonunu kaldırarak sertçe yere vurduktan sonra bize doğru bir adım attı.

"Ve şimdi gelmiş aynı şeyleri sana da yaşatacağını söylüyor. BEN ONA KARIMI FEDA ETTİM KIZIMI DA ETMEYECEĞİM!" diyerek haykırdığında Araf'ta hızla ayağa kalkmıştı.

"Ne?" derken hızla Namık'a atılarak ellerini yakasına sardığında bende hızla ayağa kalkarak ona atılmıştım. Sinirliydi ve ne yaptığını bilmiyordu. "NE DEMEK AYNISINI YAŞATACAK LAN, ANLAT!"

"SALDIRMAN GEREKEN KİŞİ BEN DEĞİLİM, O OROSPU ÇOCUĞU BABAN!" dedikten sonra hızla yakasında ki elleri ittiğinde sinirini atamayan Araf tekrar ona atılmıştı ki ikisinin arasına geçerek ellerimi kaldırdım.

"YETER! DURUN ARTIK!" dedim haykırarak. "Soktuğumun konusu benimle ilgili, deli gibi bağırmak yerine oturunda konuşalım." derken ikisinede bakmayı sürdürmüştüm.

"Dövüşü unut, hiçbir yere gitmiyorsun!" diyen Araf'la bakışlarım sertçe ona döndü.

"Gitmek zorundayım Araf, biliyorsun." dediğimde dişlerini öyle bir sıkmıştı ki çenesi birbirine girmiş gibiydi.

"O SİKTİĞİMİN DÖVÜŞÜNE GİTMİYORSUN! AMACIN NE SENİN KENDİNİ AÇIK YEMEK YAPMAK MI?" dediğinde hızla omuzlarından iterek onu kendimden uzaklaştırdım.

"BANA BAĞIRMA! BEN SENİN EMİR VEREBİLECEĞİN ADAMIN DEĞİLİM." derken bende bağırmaya başlamıştım.

"EVET ÇÜNKÜ SEN AŞIK OLDUĞUM KADINSIN!" dedikten sonra hızla bana doğru adımlayarak ellerini yanaklarıma yasladı. "Sikeyim! Neden anlamak istemiyorsun, ben senide kaybedemem. Annem gibi seni de elimden almasına izin veremem." derken gözlerinden süzülen yaşlar benim göz yaşlarımla birleşerek yanaklarımdan akmaya başlamıştı.

"Onu öldüreceğiz sevgilim, birlikte onları alt edeceğiz. Bize hiçbir şey olmayacak." dedim yatıştırıcı bir şekilde konuşarak. Sözlerimle birlikte derin bir nefes alarak alnını alnıma yasladığında gözlerimi kapatarak kendimi tamamen ona bıraktım.

"Bende geleceğim dövüşe." diyerek sert bir tonda fısıldamıştı.

"Tamam." dedim kısık bir sesle, itiraz etmenin kimseye faydası yoktu.

"Sen emri vermeseydin de bu gece dövüşün vardı zaten evlat, nokta atışı yapmışsın." diyen Namık'la gözlerimi açarak bakışlarımı ona çevirdim. "Ayrıca gitmez zorunda Arhan, o Duman ve Duman kolay kolay yenilmez." dediğinde Araf'ın sert bakışları hızla ona dönmüştü. Ardından hiç düşünmeden geri çekilerek elimden tuttuğu gibi ikimize de salondan çıkararak kendi odasına yönlendirmişti.

İçeri girer girmez kapıyı kapattıktan sonra belime doladığı kollarıyla beni kendisine çekerek başını boynuma gömüp derin nefesler almaya başlamıştı.

"Onlara eziyet çektirerek gebertmek istiyorum." diyerek boğuk sesiyle konuştuğunda ellerimi saçlarından geçirerek hafifçe okşamaya başladım.

"Yapacağız, sana yemin ederim yapacağız Araf'ım." dedikten bir süre sonra ondan ayrılarak hızlıca bir duş alıp hazırlanmaya başlamıştım. Saçlarımı aralara kırmızı tutamlar koyarak ördükten sonra mavi lenslerimi de taktığımda hazırdım, son kez aynadaki simama baktığımda yüzümde ki anlamsız desenlerden kim olduğum anlaşılmıyordu bile.

Üzerimde ki büyük tişört ve tayt ile ona döndüğümde yatağa oturarak beni izlediğini fark etmiştim. Yüzü oldukça asıktı fakat gitmek zorundaydım, bunu o da biliyordu.

Kapıya adımlayarak açtıktan sonra aşağı yöneldiğimde o da beni takip ediyordu. Ben duştayken o da üzerini değiştirerek siyah bir kot, siyah bir tişört ve üzerine deri ceket kombini yapmıştı. Ben Dumana o ise Ateşe dönüşmüştü...

Arabaya bindiğimizde evdekilere hiçbir şey dememiştik, sadece dövüşü biliyorlardı ve endişeli halleri her yönden belli oluyordu lakin şu an bunu düşünemezdim.

"Başka bir isim isteseydin bu ne olurdu?" diye bir anda sorduğunda kaşlarımı çatarak ona döndüm. Ne yapmaya çalıştığını anlamıştım, aklımı dağıtarak sakinleşmemi istiyordu.

"Bu hayatta memnun olduğum tek şey ismimdi sanırım, onu da ailem koymadığı için."

"Kim koymuş?" diyerek bana çevirdi yeşillerini.

"O zamanlar nüfusta çalışan bir komşumuz varmış, ona söyleyerek herhangi bir şey koymasını istemişler. O da Lavinia koymuş." dedim sakin bir sesle. Bu hikayeler artık canımı acıtmıyordu.

"Sana Duru ismi de çok yakışırdı." dediğinde kaşlarımı kaldırarak ona döndüm tekrardan. "Duru bir güzelliğin var, duru bir masumiyetin. O zamanda benim Duru'm olurdun."

"Saye dersin diye beklemiştim."

"O senin sadece bana özel lakabın, ismin olamaz." derken göz kırparak önüne döndüğünde gülümseyerek bende önüme dönmüştüm.

Bir süre sonra salona ulaştığımızda tam zamanında yetişerek hızla ringe bırakmıştım kendimi.

"BİR TARAFIMDA BİR ZAMANLARIN YENİLMEZ DÖVÜŞÇÜSÜ DUMAN, DİĞER YANIMDA İSE GÖZLERİNDEN BİLE ALEV AKAN VOLKAN VAR. ÇOK ÇEKİŞMELİ BİR MAÇ BİZİ BEKLİYOR." dedikten sonra ringden çekilen sunucuyla maç başlamıştı. Ellerimde ki sargıları kontrol ederken yüzümde ki alaycı gülüşle adama yaklaştım, tabiki de Dağhan'ın adamıydı. Bu yüzden bugün maça çıkmıştım, neden korkması gerektiğini hatırlatmak için...

Hızla bana doğru atılan adamla geriye kaçarak ringde adımlamaya başladım, taktiğim belliydi. Yor ve saldır!

Bir süre daha yakalamaca oynadığımızda sinirlenerek bağırıp haykırmaya başlamıştı, işte en komik kısım buydu. Üzerime doğru koştuğunda gelen demir sesleriyle ringin kapandığını anlamıştım, oyun başlıyordu. Hızla geriye çekildiğimde sert yumruğu demirlere çarparak yüksek bir ses çıkartırken hiç beklemeden arkasına dolanarak boynuna atlayıp kolumu boğazına sarmıştım.

Sertçe kolumdan kurtulmaya çalışırken daha çok kolumu sıktığımda beni hızlıca arkadaki demirlere vurmaya başlamıştı. Biraz daha boğazını sıktıktan sonra hızlıca sırtından inip sersemlemiş bedenin önüne geçerek sağ yumruğumu yüzüne geçirdim ve ardından hiç beklemeden bacak arasına tekmeyi geçirdiğimde haykırarak dizlerinin üzerine çökmüştü. Tüm sinirimi adamdan çıkartırcasına yumruklarımı ona sallamaya başladığımda bir süre sonra yere düşen bedeniyle bu sefer üzerine oturarak devam ettim.

"Seninde..." bir yumruk. "Patronununda..." bir yumrum daha. "Amına koyayım." ve bir yumruk daha attığımda bilinci kapanmıştı. Evet belki yeteri kadar güçlü değildim lakin strateji her zaman hayat kurtarırdı, en başta nefesi kesildiği için mora dönen bedeninde zaten güç kalmamıştı. Kolay lokmaydı...

Nefes nefese kalan bedenim ayağa kalkarken hiç beklemeden kafasına attığım sert bir tekmeyle boynu yüksek bir ses çıkartarak kırılmıştı ve her zamanki gibi ben kazanmıştım!

Kalkan kafesle yanıma gelen sunucu kolumu kaldırarak beni seyircilere döndürdüğünde bakışlarımın kesiştiği tek bir kişi benim için önemliydi, Araf! Yüzünde ki maskesiyle beni izlerken kısılan bakışlarından gülümsediğini anlayabiliyordum.

"VE KAZANAN DUMAN!" diyerek haykıran sunucuyla seyirciler hep bir ağızdan adımı haykırmaya başlamışlardı, bu hissi özlemiştim!

Geri çekilerek hızla ringden indiğimde adımlarımı kulise yönlendirerek içeri girip beklemeye koyuldum, bir süre sonra ardımdan gelen Araf'la sırıtarak ona bakmayı sürdürmüştüm.

"Aferin benim güzel kızıma." dedikten sonra belimden çekerek hızlıca dudağıma bir öpücük bırakmıştı. "Hep bunu yapmak istemiştim." diyerek sırıttığında tam kollarımı boynuna dolayacaktım ki çalan telefonumla bakışlarım arkamda ki çantama kaydı. Hızlıca yönelip telefonu aldığımda arayanın Kayra olduğunu görmüştüm.

"Alo Lavinia, nerdesiniz?" dediğinde ciddi bir olay olduğunun farkındaydım, bana asla adımla seslenmezdi.

"Salondayız Kayra, yine ne oldu?"

"Of! Siktir Lavi siktir, dayıya pusu kurdular. Bir resim gelmiş sizin onun elinde olduğunuza dair, ardından dayı da hemen çıkmış, Buğlem de peşine takıldı. Biz daha olayı anlayamadan onlar gittiler, hemen gelmeniz lazım." dediğinde hoparlör de olan telefon yüzünde Araf'ta duymuştu her şeyi.

"Buğlem ne alaka?" dedim telaşlı bir şekilde çantama ilerlerken.

"Bilmiyoruz ama çok sinirliydi, bir anda o da gitti. Konumu atıyorum sana." dedikten sonra kapanan telefonla bakışlarımı yeşillere çevirdim.

"Bu iş burada bitecek!" diyerek sert bir tonda söylediğinde kalbime bir öküz oturmuştu sanki.

Umarım her şey biterdi...

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Ve bölüm sonuuu

Ay yine gerilim mi bir bölümdü ha ne dersiniz :)

Sizce nasıldı bölüm??

Namık ve Sultan olayı hakkında neler düşünüyorsunuz?

Buğlem neden sinirlenerek Namık'ın peşine takıldı sizceeee?

Lütfen vote atıp yorum yapmayı unutmayınnn!

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

Bölüm sonu

1 yorum