Bölüm Şarkıları:
Everybody Loves An Outlaw ~İ See Red
Two feet~ Go Fuck Yourself
Zeynep Bastık~ Sana bayılıyorum
Ve yeni bir bölümden herkese merhaba
Bölüm de +18 sahneler mevcuttur.
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen
Seviliyorsunuzzzz
İyi okumalar
⚖️🖤
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Kalbimin atışı ormanın içinde ki kuşlarla birleşerek bir orkestra kuruyorlardı sanki. İçimde heyecanım huzurumla birleşirken kuşlara sessiz bir teşekkür ettim, bu gösteriye yardım ettikleri için.
Endişeler ve düşünceler zihnimde hala baki olsalarda umursamadan kovdum onları, sevdiğim ve aşık olduğum adamın kollarında, ona sıkı sıkıya sarılarak içimde ki huzuru tekrar ve tekrar yaşarken o saçma düşüncelere ihtiyacım yoktu. Ne o beni ne de ben onu asla bırakmazdım...
Yaşadığım bu ani şokla kalbim sıkışırken kollarımı boynuna daha sıkı doladım, ne olursa olsun ona güveniyordum. Ömrümü adayacak kadar...
"Haydi Kizlar Kalkin Göbek Atmaya
Oynamanin Geldi Vakti Saati
Haydi Kizlar Kalkin Göbek Atmaya
Hepimizin Nesesi Kina Gecesi"
Gelen sesle kafamı Araf'ın boynundan çekerek bakışlarımı hem türküyü söyleyip hem de oynayan Can'a çevirmiştim. Bu haline gülmeye başlarken Araf'ta bana arkadan sarılarak benim gülmeme eşlik etmişti.
"Gerzek." diyerek gülmeye devam eden Araf'la ona yaslanarak izlemeye koyulmuştum. Bir süre sonra kızlar da Can'a katılarak oynamaya başladıklarında artık kahkaham durdurulamaz bir hal almıştı.
"Sarki Türkü Fasilin Geldi Zamanı
Çalsın Dursun Haydi Oyun Havasi
Elbisesi Sirmali Pecesi Yarim
Dünyalarin Güzeli Gül Gelin Hanim"
Sözlerin ardından hepsi elleriyle beni gösterdiğinde hızla bu gösterilerini alkışlamaya başladım.
"Harika bir gösteriydi gençler." dedim hala gülerken. Ardından önüme uzatılan küçük bir kutuyla bakışlarım arkamda ki bedene dönmüştü. Ormanlarıyla çakışan siyahlarım belki de ilk kez küçük bir çocuğun gözleri gibi neşe dolu bakıyorlardı.
Bakışlarım tekrar önüme döndüğünde Araf arkamda çekilerek önüme geçip tek dizini kırarak önümde diz çöktü. Kutuyu açtığında titreyen elleri dikkatimi çekmişti, onca insanı öldürüp silah kullanırken titremeyen elleri şu an heyecandan titriyor muydu yani?
"Her ne kadar cevabımı almış olsam da tekrar sormak istiyorum. Bu hayatta ki tek mutluluğum, tek huzurum, yaşama sebebim, ömrümün sonuna kadar beni seninle ödüllendirir misin? Benimle evlenir misin?" diyerek titreyen elleriyle kutuyu tuttuğunda dudaklarımda ki gülümseme büyüyerek tüm yüzümü kaplamıştı.
"Evet, evet, evet, evet! Bin kere yüz bin kere evet! Ömrümün sonuna kadar en güzel hediyem olarak kalmanı istiyorum." dediğimde hızla ayağa kalkarak dudaklarıma beni kendimden geçirecek kadar etkili kısa bir öpücük kondurduktan sonra kutudan yüzüğü çıkartarak sol elime uzanıp yüzük parmağıma takmıştı. Bakışlarım yüzüğe kaydığında bir kez daha yutkundum, ortasında kırmızı taşı ve yanlarında ki küçük siyah taşlarıyla tam olarak beni yansıtan yüzüktü. Oldukça zarif ve fevkalade duruyordu.
"Sana çok aşığım hatun." dedikten sonra ellerini yanaklarında koyarak dudaklarını alnıma bastırdığında gözlerimi kapatarak kendimi daha çok ana bıraktım.
"Aşığım sana adam." diyerek fısıldadığımda alnıma yaslı olan dudakları gerilmişti.
"Bu yüzük ne olursa olsun asla çıkmasın tamam mı?" dediğinde kollarımı daha sıkı sardım boynuna
"Asla çıkmayacak." dedim.
"Kız ben hala şoktayım, bundan bir sene kadar önce deseydin ki ilk aramızdan Lavi evlenecek götümle gülerdim." diyen Buğlem'le gözlerimi açarak sert bakışlarımı ona çevirdim.
"Ben diyordum ama karşısına öyle biri çıkacak ki mors olacak diye, bakın yine haklı çıktım." dedi Kayra arkasında ona sarılmış olan Alp'e yaslanarak. Onlarında ilişkileri oldukça tatlı ilerliyordu, hatta şaşırtıcı derece de Alp sayesinde bu kadar tatlıydı. Çünkü gerçekten çok sevdiği her halinden belli oluyordu.
"Şhh! Bakın sizi burada kurtlara yem eder kaçarım he! Arkamdan konuşmayın kız." dedim gülmemek için yanaklarımın içini ısırırken.
"Ayol senin aşktan gözün daha bizi mi görür be Lavi." diyerek sırıtmaya başlayan Buğlem'le tek kaşımı kaldırarak ona baktım. "Tamam tamam sustum demedim bir şey."
"Laf söylemeyin karıma." diyen Araf'la gülmemek için dudaklarımı ısırmaya başlamıştım. Kollarını benden çektikten sonra yanıma geçerek bu sefer belimden tutup beni kendine çekmişti, temas etmediğimiz iki saniye yoktu.
"Oo! Abi sende dünden razıymışsın, hanım köyde inecek var." diyerek kahkaha atan Aras'la tepkisini merak ederek Araf'a çevirdim bakışlarını. Dudakları yavaşça kıvrılırken bakışları bana dokundu ardından göz kırparak tekrar Aras'a dönmüştü.
"En azından hanımımız var Allah'ın sapı." dediğinde Aras hariç hepimiz kahkaha atmaya başlamıştık.
"Ayıp ediyorsun birader, ben istesem şu an iki kolumda iki gacıyla gezerdim." diyerek sırıtan Aras'ın bakışları yavaşça Buğlem'e dönmüştü. "Ama işte gözümüz bir civcive takıldı, ne yapalım?" dediğinde Buğlem gözlerini kocaman açarak ona bakakalmıştı. Ortamda garip bir sessizlik oluşurken bakışlarım gülmemek için kendini tutan Can'la kesişti.
"Hava karardı hadi gidelim artık." diyerek hızla ormanın içine dalan Buğlem'le artık kendimi tutamayarak gülmeye başlamıştım.
"Kaçtı benim utangaç civciv." diyen Aras'ta hızla Buğlem'in arkasından koşmaya başlamıştı. Koca koca insanlardık ama bir araya gelince küçük bir çocuktan farkımız yoktu, işte arkadaşlık tam olarak buydu.
Bizde daha çok beklemeden onların arkasından ilerlemeye başladık. Hava ciddi anlamda soğumuştu ve üzerimde ki tulum beni ısıtmaya pek yetmiyordu. Kollarımı yanımda koca adamıma daha çok sararak yürümeye devam ederken yanımdan ilerleyen şirinenin kafasına bir tane geçirmiştim.
"Lan ne vuruyorsun?" diyerek hızla bana döndüğünde tehditkar bir şekilde yerimde doğrularak ona baktım.
"Sen dua et işin sonu güzel bitti, yoksa ben sana gösterirdim ormanda bırakıp kaçmayı." dediğimde Kayra yüzüne hızla sevimli bir ifade yerleştirmişti.
"Ama aşkısı bak ne güzel sürpriz yaptık sana."
"İnsan biraz çıtlatırdı hain."
"Valla Lavi enişte çok büyük tehdit etti, ağzımı açamazdım." dediğinde bakışlarım yanımda sırıtarak yürüyen adama kaymıştı.
"Sen benim sevgilimi tehdit mi ettin lan?" diyerek olaya dahil olan Alp ile gülerek tekrardan Araf'a döndüm.
"Ne dedin?" dedim yandan dirseğimle hafifçe dürterek.
"Ağzımı bile açmadım güzelim." dediğinde bu sefer bakışlarım Kayra'ya dönmüştü, bu süre zarfında da arabaların yanına ulaşmıştık.
"Evet ama bakışları yetti." dedikten sonra hafifçe bana doğru yaklaştı. "Seninkinin bakışları beni tırsıttırıyor." diyerek fısıldadığında bende ona yaklaşmıştım.
"Seninkinin bakışları daha korkunç." dedim bende onun gibi fısıldayarak.
"Ona alıştık, yapacak bir şey yok." diye cevap verdiğinde gülerek geri çekilmiştim.
"Hadi herkes evine." diyerek beni çekiştiren Araf'la hızla kolunu tutarak durdurdum onu. Aklımda ki planı artık devreye sokma zamanı gelmişti.
"Aşkım sizin bir saat kadar kaybolmanız lazım." dedim hafifçe sırıtarak.
"Bir saat çok uzun, ayrıca neden?" dediğinde bahane bulmak için etrafa bakındığımda bakışlarım yüzü asık olan Ahu'yla çakıştı.
"Ahu'nun morali bozuk gibi, biraz kız kıza oturup konuşmamız lazım." dediğimde onunda bakışları Ahu'ya dönmüştü.
"Tamam ama beni de haberdar et ayrıca dediğim gibi bir saat çok, yarım saatiniz var." dediğinde gözlerimi devirerek kızlara döndüm.
"Az önceki gibi kızlarla geçelim biz eve sizde önden yolu gösterirsiniz o zaman, olur mu?" dediğimde düşünür gibi yaptıktan sonra kafasını olumlu anlamda sallayarak yanağıma hızlıca bir öpücük bırakmıştı.
Kızlara el kol yaparak salladığımda tekrardan aynı arabaya doluştuğumuz da bakışlarım Ahu'ya döndü.
"Neyin var kız senin?" diye sordum yavaşça omzuna dokunarak.
"Bir şey yok kızlar ya, Turgay'la biraz tartıştıkta ondan keyfim kaçık." dediği sırada Deniz arabayı çalıştırarak yola koyulmuştu.
"Ne oldu?" dedi Buğlem dostane bir şekilde omzuna dokunarak. Ardından Ahu derin bir nefes alarak bize döndü.
"Korkuyorum kızlar, evlilikten korkuyorum ve Turgay da bir o kadar evlenmek istiyor."
"Ee! Siz zaten nişanlı değil misiniz?" diye sordu Deniz kaçamak bakışlarla yanında oturan Ahu'ya bakarak.
"Evet ama ilerisi yok." dedikten sonra derince yutkunuşunun sesi etrafta çınlamıştı. "Benim babam annemi aldatarak kaçtı evden sonrasında onun nasıl acı çektiğini görerek büyüdüm, tabi ki asla o beni aldatır demiyorum sadece korkuyorum işte. Evlilikten, evliliğin aramızda ki bu aşkı öldürmesinden." dediğinde bakışları eskaza bana çarpmıştı.
"Benimde babam ben çok küçükken evi terk etti ve sonrasında aile kavramı adı altında hiçbir şey yaşamadım ben Ahu. Evet belki doğru düşünüyor olabilirsin lakin korkularımızın arkasına sığınmak ne kadar doğru? Onu seviyorsun ve onu bir ömür yanında istiyorsun, atılan birkaç imza aranızda ki hiçbir şeyi değiştiremez. Güven bana!" diyerek uzunca bir konuşma yaptığımda gözleri dolu dolu olan Ahu arkaya doğru sarkarak bana sıkıca sarıldı. Hızla ona karşılık vererek kollarımı sıkıca ona sardığımda dudaklarımda ki gülümseme yerini hiç kaybetmeden devam ediyordu.
"İyi ki Arhan seni sevmiş ve bu sayede tanımamızı sağlamış." dedi kulağıma fısıldayarak. Hafifçe saçlarına bir öpücük bırakarak geri çekildiğim sırada çaktırmadan göz yaşlarını sildiğini fark etmiştim. Bakışlarımız tekrar çakışınca göz kırparak gülümsedim, buna ihtiyacı olduğunu biliyordum.
"Ee! Sen niye gitmedin kocanın yanına?" diye sordu Kayra hızla, ortamda ki kasvetli havayı dağıtmak için konuyu değiştirmişti.
"Sizin yardımınıza ihtiyacım var kızlar." diyerek teker teker hepsinde gözlerimi gezdirdikten sonra sırıtarak arkama yaslanıp anlatmaya başladım. "Öncelikle bir kelepçeye ihtiyacım var, bulabilir miyiz sizce?"
"Bulduk bile." dedikten sonra hızla arabayı sağa çekerek bir mağazanın önünde durduktan hızla arabadan çıkan Deniz'le gülmeye başladım.
"Ee! Sonra ne olacak kız? Bunu neden istediğini hepimiz anladık zaten de niye istiyorsun?" diye soran Ahu'yla bakışlarım ona döndü.
"Ufak tefek delirtmeler diyelim, birkaç tüyo versen fena olmaz." diyerek sırıttığımda Ahu heyecanla tamamen arkasını dönmüştü.
"Bak şimdi canım öncelikle çok yavaş hararet etmelisin ve gözünü asla ondan kaçırma, sonrasında ona temas ettiğinde böyle hafifçe tırnaklarını batır ama bugünkü gibi tırmalama adamı." dediğinde tek kaşımı kaldırarak yüzüne bakmıştım.
"Kız evet o yaralar neydi öyle? Kedi saldırmış gibi." diyerek kahkaha atmaya başlayan Buğlem'le hep birlikte gülerek ona eşlik etmiştik. Haklıydı, biraz dozunu kaçırmış olabilirdim.
"Kızlar haketti yoksa yapmazdım." dedim anında kendimi savunarak, bu sırada Deniz de elinde ki poşetlerle kapıyı açarak tekrardan arabaya geçmişti. O sırada yanımızda korna çalan arabayla hepimizin bakışları oraya döndü, Araf'tı.
"Ufak bir şey almam gerekti de hareket ediyoruz şimdi enişte." diyen Deniz camı tekrar kapatarak arabayı çalıştırıp yola koyulmuştu. Poşetin içine gözüm kaydığında gördüğüm dört kelepçe ve kırbaçla gözlerimi belerterek tekrardan Deniz'e döndüm.
"Kızım grinin elli tonunu mu çekiyoruz, kırbaç ne alaka?" dedim elimde ki kırbacı sallayarak.
Tırnak az geldi sana birazda bununla yap.
"Ne bileyim sen kelepçe deyince aklıma o geldi direk." diyen Deniz'le Ahu kırbacı elimden alarak incelemeye başlamıştı.
"Şimdi boşverin bunları da sen ne giyeceksin?" diye sordu Buğlem hızla bana dönerek.
"Ne önemi var zaten çıkacak." dedi Kayra yandan kafasını uzatıp sırıtarak.
"Ya da parçalanacak." diyerek Kayra'ya eşlik eden Deniz'le iyice kırmızıdan mora dönmek üzereydim.
"Lan iyi ki bir sizin ağzınıza düştük he, sustum sormuyorum hiçbir şey." dedim kollarımı göğsümde bağlayıp yalandan küserek hemen ardından Kayra ve Buğlem iki yanımdan sarılırken diğerleri de bana dönmüşlerdi.
"Şaka yapıyoruz be Lavi, alınma lütfen." dedi Buğlem hızla, onların bu hallerine gülmeye başladığımda ikisi de geri çekilerek öldürücü bakışlarını atmaya başlamışlardı.
"Durun bir şimdi. Lavi senin valize kırmızı saten bir gecelik koymuştum ben, onu giy hem bak yüzüğünle de uyumlu olur." diyerek konuyu dağıtan Ahu ile kızların hepsi kafalarını sallayarak onay vermişlerdi.
"Tamamdır o zaman, bundan sonrası bende. Teşekkür ederim kızlar." dedim teker teker hepsine gülümseyerek. Bir süre sonra araba küçük müstakil bir evin önünde durmuştu.
"Biz otele geçecekmişiz kuzum, siz baş başasınız bugün." diyen Kayra ile yavaşça heyecanlanmaya başlamıştım bile. Onu onayladıktan sonra elime poşetleri alıp tam inecekken tekrardan kızlara döndüm.
"Kızlar bir yarım saat kadar onu oyalamanız lazım ayrıca biraz korkutsanız da fena olmaz."
"Tamamdır o iş bizde, sen koş hadi." diyen Deniz'le arkamı dönerek arabadan tam inecekken tekrardan onlara döndüm.
"Bana şans dileyin, seviyorum sizi." dedikten sonra hızla arabadan inerek koşup açık kapıdan içeri girdiğim gibi üst kata koşmuştum. Araf'lar bizden önce gelmişlerdi bu yüzden kapıyı açık bırakarak bahçe de muhabbete dalmışlardı. Karşıma çıkan ilk kapıyı açtığımda gördüğüm valizlerle gülerek içeri daldım, tam isabetti.
Hızla valize yönelerek açtığımda kızların dediği geceliği bularak acele bir şekilde kendimi banyoya atarak hayatımda aldığım en hızlı duşu aldıktan sonra geceliği üstüme geçirdim. Eve girebilmek için hızlıca önlerinden geçmem gerekmişti ve son hatırladığım Araf'ın bana seslendiği sırada onun sesini bölen Kayra'ydı.
Duşta saçlarımı ıslatmamak için boyundan aşağısını yıkadığım için tekrardan makyaj yapma derdim olmamıştı. Parfümümü sıkarak saçlarımı taradıktan sonra hızla var olan makyajımı düzelterek odadan çıkıp alt kata doğru baktığımda kapının kapanmış olduğunu lakin hala dışardan sesler geldiğini fark etmiştim, hala girmemişti eve ve bu iyi bir şeydi.
Mutfağa yönelirken aklımda ki malzemelerin evde olması için içimden dua etmeye başladığımda buzdolabında gördüğüm malzemelerle sessizce çığlık atarak hızla elime alıp tezgahın üstüne bıraktım. Çilek ve eritilmiş çikolata, en sevdiğim ikili...
Rafları telaşlı bir şekilde karıştırarak bulduğum cam küçük bir kaseye çikolataları kırdıktan sonra ocakta kaynayan suyun üzerine bırakırken aynı zamanda da çilekleri yıkayıp farklı bir kaseye almıştım. Bacağımı telaşla sallarken bir yandanda erimeye başlayan çikolatayı karıştırıyordum. Sadece beş dakikaya daha ihtiyacım vardı, sonrasında aklımda kurduğum o sahneye ulaşabilecektim.
Eriyen çikolatayı ve çilekleri bir tepsiye koyduktan sonra koşarak az önce çıktığım odaya tam girmiştim ki dış kapı açılmıştı. Hızla elimde ki tepsiyi yatağa bırakarak iki kelepçeyi poşetten çıkartıp şansıma demirden olan yatak başlığına geçirdikten sonra örtüyle kamufle ettim. Hemen ardından ayıcığı ve içinde bıçak olan paketi yanıma alarak yatağa oturduğumda artık hazırdım. Kucağıma aldığım ayıcığı yavaşça okşarken bacaklarımı uzatarak ızdırap gibi gelen sessizlikle onun gelmesini bekledim.
Üstümde ki geceliğin açılmasını umursamadan yatağa biraz daha yayıldığımda kapı hızlıca açılmıştı. Araf'ın endişeli bir şekilde bakan yeşil bakışları beni fark ettiğinde derin bir nefes alarak gözlerini kapatıp birkaç saniye sonra geri açtı. Elimde ki çileği eritilmiş çikolataya batırdıktan sonra dudaklarımda ki sırıtışı silmeden bir ısırık aldım, intikam almayı her zaman sevmişimdir.
"Demek benimle oyun oynadın küçük hanım." dediğinde kafamı sakince olumsuz anlamda salladım.
"Asıl oyun yeni başlıyor." dedim dudaklarımda ki çikolatayı yavaşça temizlerken. Kayra'lar her ne dedilerse onu korkutmayı başarmışlardı demek ki.
Sakinleşen bedenini kapının pervazına yaslarken bakışları yavaşça bütün bedenimde gezindi. Ardından tekrar gözlerime çıktığında az önceki endişeli bakışların yerini çapkın pırıltıların aldığını fark etmiştim. Yavaşça yatağa doğru adımlamaya başladığında elime aldığım diğer bir çileği de çikolataya batırarak dudaklarıma yaklaştırıp gözlerimi ondan bir saniye bile ayırmadan hafifçe bir ısırık aldım, bakışları anında dudaklarıma düşerken yatağın ucuna bırakmıştı kendini.
Elimde ki kalan çileği de dudaklarımın arasına yolladıktan sonra kaseleri alarak yandaki komidinin üzerine bırakıp bu sefer ayıcığı elime alarak tekrardan ona döndüm.
"Sanırım birileri çok ağlamış bunu kaybettiği için, artık o hiç üzülmesin diye yenisini aldım bende." dediğimde gözleri sanki yeni fark ediyormuş gibi ayıcığa dokunmuştu ardından bakışları tekrar beni bulduğunda bir süre gözlerime baktıktan sonra hızla ayak bileklerimden tutup çekerek aniden yatağa uzanmamı sağlayarak kendini de üstüme konumlandırmıştı. Bu ani hareketinden dolayı nefesim kesilirken yeşillerine odaklanmıştım.
"Ben Sâye'mi seneler önce buldum zaten güzelim ve artık hep benimle." dediğinde yüzümde ki sırıtışla kollarımı boynuna dolayarak onu daha çok yakınıma çektim, o sırada saliselik olarak duvarda ki saate kayan bakışlarım on ikiyi çoktan geçtiğini gösteriyordu.
"Aldığım duyumlara göre bugün bir minik bir aslanın doğum günüymüş, iyiki doğmuş ve iyiki hayatıma girmiş." dedikten sonra dudaklarına hafifçe bir öpücük bıraktıktan sonra tekrardan kafamı yastıkla buluşturdum. "En olmaz dediğim anda hayatıma girerek bir kalbim olduğunu bana hatırlatan kişi, seni çok seviyorum. Doğum günün kutlu olsun sevgilim." dediğimde gözlerinde ki parıldama gördüğüm en harika manzara olabilirdi.
"Sevmediğim her olayı nasıl oluyorda bana sevdirebiliyorsun?" diye sorduğunda kıkırdayarak çenesine dudaklarımı bastırdıktan sonra geri çekilerek gözlerimle yatağın üstünde ki diğer kutuyu işaret ettim. "Sen en büyük hediyesin zaten bana güzelim başka bir şeye ihtiyacım yok."
"Hediye ihtiyaçla alınmaz yeşilcik." diyerek hediyeye uzanıp gözünün önüne getirdiğimde mecburen almak zorunda kalarak üstümden kalkıp yan tarafa oturmuştu.
"Yeşilcik mi dedin sen az önce?" dedi elinde ki kutuyu açmaya çalışarak. Her ne kadar umursamıyormuş gibi gözükse de küçük bir çocuk gibi heyecanlandığı belli oluyordu. Ruhu ölmüş her çocuk tanırdı birbirini, bu yüzden onu anlayabiliyordum.
"Kurt bakışlım da derdim ama sana daha çok orman bakışlım uyuyor." dediğimde tam kapağı açacaktı ki duraksayarak bana çevirdi bakışlarını, dudakları gittikçe daha çok kıvrılırken kutuyu işaret ettim ısrarla. Tekrardan işine dönerek kutuyu açtığında karşılaştığı bıçakla kaşlarını kaldırarak incelemeye başladı. Her yanına baktıktan sonra karşılaştığı yazıyla dudakları iki yana kıvrılırken elinde ki bıçağı hızla kutuya geri atarak yanda ki komidinin üzerine bırakıp elini aniden enseme yerleştirerek beni kendine çektikten sonra sertçe dudaklarımı öpmeye başlamıştı.
İşte tam zamanıydı, öpüşüne karşılık vererek yerimde doğrulurken bir yandan da onu omuzlarından iterek uzanmasını sağladıktan sonra hızla kucağına yerleştim. Alt dudağımı dudaklarının arasına alarak emmeye başlamıştı ki kollarını tutarak başının üstüne kaldırdığımda duraksayarak geri çekilip bakışlarını kısa süre kollarına değdirdi ardından tekrar bana döndüğünde yeşilleri alaycı pırıltılarla parıldıyordu.
"Rövanş öyle mi hatun? Sence senin minik parmakların beni zapt edebilir mi?" dediğinde dudaklarımda ki gülümsemeyle yüzümü ona yaklaştırarak dudaklarımın dudaklarına dokunmalarını sağlamıştım.
"Hmm! O parmakların nasıl işlevleri olduğunu bilsen..." diyerek dudaklarına doğru konuşurken bir yandan da kelepçelerin açık olan kısımlarını bileklerine takmaya çalışıyordum. "Aklını kaybedersin."
"Öylemiymiş." diye o da benim fısıldamaya başladığında neredeyse takmak üzereydim. Tam tenine temas eden bir şey olduğunu fark etmişti ki hızla dudaklarımı dudaklarına bastırdığım sırada gelen klik sesiyle kelepçelerin oturduğunu anlayarak kendimi hızlıca geri çekip kucağından kalkarak yana bıraktım. Afallayan zihni ile aniden bileklerine dönerek çekiştirdiğinde gördüğü siyah tüylü kelepçelerle tekrardan şaşkın bakışlarını bana çevirdi. "Hayır, bunu kabul etmiyorum. Sana dokunmamı engelleyemezsin."
"Rövanş sevgilim, rövanş. Sen görüşümü almıştın bende temas etmeni bir süreliğine engelledim diyelim." dediğimde sertçe bileklerini çekiştirerek bana doğru uzandığında yerimden kıpırdamadan onu izliyordum.
"Peki bunlar çıktıktan sonra seni elimden kim alacak Sâye?"
"Orasını o zaman şey edeceğiz, mecbur." dedim yarı mırıldanır bir şekilde. Sanırım gerçekten hapı yutmuştum, çünkü burdan bakılınca baya sinirli gözüküyordu. Kendime gelerek anın kollarına bıraktım zihnimi, sonra ne yaşanırsa yaşanabilirdi lakin şu anda ellerimdeydi. "Demek minik ellerim nasıl tutacak, öyle mi?" diye sorduktan sonra elimi yavaşça ona uzatarak gömleğinin üzerinden bedenine hafifçe dokunmaya devam ederek yukarı doğru sürüklemeye başladım.
"Beni delirtmemen gerekir küçük hanım yoksa altımdan haşatın çıkabilir." dediğinde elimi boynuna sararak burunlarımız temas edene kadar ona yaklaştım.
"Lütfen haşatımı çıkar." dedikten sonra hızla bana atılmıştı ki aynı hızla geri çekilerek ondan kaçıp işaret parmağımı hayır anlamında sallamaya başladım. "Aa! Ama yaramaz bir çocuk olursan istediğini alamazsın, değil mi?" dediğimde kafasını geri atarak derince bir nefes almıştı.
Dizlerimin üstüne gelip oturduğumda içimde ki heyecan artık kat ve kat artmıştı. Parmaklarımı tekrar ona yönelttiğimde hızla gözlerini açarak bana baktı lakin bunu umursamadan gömleğinin içine giren parmaklarım teninde yavaşça ilerlemeye başlamışlardı. Sertçe yutkunuşu kulaklarımı doldururken yüzümden silmediğim sırıtışla elimi tekrar geri çekerek bu sefer kucağına çıkıp oturdum. İç çamaşırı olmayan tenimde damar gibi atan şişliğini çok rahat hissedebiliyordum.
Ellerimi kollarının üstündeki damarlara getirerek tırnaklarımı hafifçe geçirip kucağında doğrulduğumda saçlarım yüzünün iki yanına dökülürken sessizce beni izliyordu.
"Noldu aslancık? Bir sesin kesildi sanki." dedim dudaklarına gittikçe yaklaşırken. Aniden dudaklarıma atılarak dişlerinin arasına aldığında inleyerek öpüşüne aynı sertlikle karşılık vermeye başlamıştım. Dudaklarının bu tadı beni sarhoş etmeye oldukça yeterliydi ve zihnim bulanıklaşmadan ayrılmam gerektiğini biliyordum.
Kısa bir öpüşmenin ardından zor bela zihnime ulaşarak kendimi geri çektiğimde hızla bana doğru atılarak ellerini çekiştirmişti lakin kurtulması pek mümkün gözükmüyordu. Yeşilleri gittikçe alev almaya başlarken ellerimi gömleğinin düğmelerine getirerek sertçe iki yana ayırdığımda tüm düğmeleri koparak etrafa yayılmışlardı.
"Nereye kadar bu susma işi devam edecek?" dedim ellerimi gözler önüne serilmiş bedeninde yavaşça gezdirirken. Bakışlarımı Yunan tanrılarını bile kıskandıracak bedeninden çekemezken aklımda yapmam gereken tek bir istek dönüyordu, tadına bakmak.
"Sana susmak ne haddime." diye o boğuk sesiyle mırıldandığında daha fazla ıslandığımı hissedebiliyordum. Elimi çenesine getirerek başını kaldırıp dudaklarımı adem elmasına bastırdığımda nefesini tuttuğunu anlayabiliyordum, bu daha hiçbir şeydi.
Dudaklarım yavaşça boynuna ilerlediğinde diğer bir elim ise kemerini çözmek için aynı sakinlikle aşağı ilerlemişti. Dudaklarımın arasına tenini önce emdikten sonra hafifçe ısırarak bıraktığımda kasılan çenesini hissedebiliyordum, kendini çok zor tutuyordu.
Dudaklarım onu çıldırtmak istercesine yavaşça aşağı doğru inerken bir yandan da çözdüğüm kemerini bırakarak düğmesini açıp elimi içeri sokmuştum. Bu hareketimle erkeksi inlemesi kulaklarımı doldururken kafasını geriye yatırmıştı.
"Elimden asla kurtuluşun yok Sâye."
Onu umursamadan dudaklarımı karın kasına getirdiğimde işin içine dilimi de katmıştım. Kaslarının boğumlarımda dilimi gezdirirken içeri göçen karnıyla ve sertçe çekiştirilen kelepçelerle kasıldığını anlayabiliyordum. Diğer bir elim boxerın üzerinden onu kavradığında tekrardan inlemişti. Elimin altında ki varlığı öyle büyüktü ki sadece bir an onu nasıl içime alacağımı düşünmüştüm.
Kendimi kucağından yana atarken ellerimi geri çekerek pantolonuna uzandığımda kalçasını kaldırarak bana yardımcı olmuştu. Kurtulduğum pantolonu herhangi bir yere fırlattıktan sonra tekrar ona döndüğümde kararan ormanlarında ateşler çıkarak her yeri yangına çevirmişlerdi sanki.
"Madem bu durumdayım, senden bir şey isteyeceğim." dediğinde dikkatimi çekmişti. Olumlu anlamda kafamı sallarken dizlerimin üstüne oturarak ona baktım. "Yüzüme otur."
"Ne?" diyerek aniden gelen teklif karşısında şaşırdığımda onun sırıtışı daha da büyümüştü.
"Tadını istiyorum, lütfen!" sözleriyle kadınlığım daha fazla zonklarken bacaklarımı sıkıca birbirine bastırarak isteğimi hafifletmeye çalıştım.
"Rüyanda görürsün koca adam." diyerek ileriye atılıp bir anda boxerını indirdiğimde gözler önüne serilen kocaman varlığıyla istemsizce gözlerim büyümüştü, o gerçekten büyüktü.
"Ahh! Sikeyim!" diye hırladığında kelepçelere daha çok asılmaya başlamıştı. Yavaşça elimi uzatarak erkekliğini kavradığımda kollarını öyle bir çekiştirmişti ki yatağın başlığında çatırtılar gelmeye başlamıştı.
"Sakin ol aslancık, yatağı kırmak istemeyiz değil mi?"
"Sikeyim yatağı, seni istiyorum." dedi içsel bir dürtüyle hırlayarak. Sesi öyle boğuk ve boğazdan çıkıyor ki sanki elleri çözülse vahşi bir hayvan gibi üzerime atlayabilirdi.
Tekrardan önümde dimdik duran varlığına dönerek elimi aşağı yukarı hareket ettirdiğimde o da inleyerek kendini elime doğru itmeye başlamıştı. Yavaşça dudaklarımı elimin altında ki deriye temas ettirdiğimde haykırarak inlemesi duvarlarda yankılandı.
"O küçük deliğini öyle bir dolduracağım ki Sâye." diyerek duyduğum en boğuk sesiyle konuştuğunda bu sefer dilimi işin içine katmıştım. Bir yandan elimi aşağı yukarı hareket ettirirken bir yandan da dilimi temas ettiğim yerlerde gezdirdikten sonra hafifçe üzerine üfleyerek elimi hızlandırdım. "Ahh! Sikeyim böyle işi. Daha ağzına bile almadın ve ben neredeyse boşalmak üzereyim, bana ne sikim yapıyorsun böyle Sâye."
Hafifçe kıkırdadıktan sonra tekrardan ona atıldığımda bu sefer büyük varlığını ağzımın içine almaya çalıştım. Önce başına dilimi değdirdiğimde kalçası tekrardan bana doğru havalanarak devamını istediğini belli eden bir şekilde inlemişti ve bende ona istediğini verdim. Ellerimle daha hızlı okşamaya başlarken yavaşça ağzımın içine almaya başladım.
"Off! O küçük ağzını..." derken onu daha çok ağzıma almamla lafı hırlamayla kesilmişti. Boğazıma kadar gelen varlığıyla öğürmemek için kendimi geri çekerek derin bir nefes alıp ıslanan erkekliğini daha hızlı okşamaya başladım. "Ahh! Siktir, bu hayal ettiğimden bile daha güzel." dediğinde kendini daha çok bana ittirmeye başlamıştı. Gittikçe daha da çok sertleşen varlığıyla sona geldiğini hissederken onu tekrardan ağzıma alarak git gel yapmaya başlamıştım. "Off! Sâye çekil. Siktir! Geleceğim." sözleriyle beraber dişlerimi hafifçe damarlarına değdirdikten sonra hareket eden kalçası uyum sağlayarak hızla kafamı hareket ettirmeye devam ettim. "AHH! SİKTİR!" diyerek tabiri caizse haykırdıktan sonra ağzıma dolan sıvıyla geri çekilerek hepsini yutmuştum. Herhangi bir tadı yoktu ama onun olan her şey harikaydı.
"Imm! Leziz." dedim dudaklarımın kenarını silerken. Ani rahatlamayla derin derin nefes alırken başı geriye düşmüştü. İşte şimdi utanmamı zorla engellemem gereken yere gelmiştik. Yavaşça yataktan kalkarak onun tarafına doğru yürüdükten sonra gözüme kestirdiğim tekli koltuğu yatağa doğru yaklaştırdıktan sonra oturarak onu izlemeye başladım.
"Artık yetmedi mi güzelim? Çıkar hadi şunları." diyerek bileklerini oynattığında eş zamanlı olarak bacaklarımı kendime çekerek iki yana ayırmıştım. Ahh! Kesinlikle utançtan bayılmak üzereydim.
Bakışları gözlerimden yavaşça ayırdığım bacaklarıma kaydığında gözlerimi kapatarak kafamı arkaya dayayıp elimi bacak arama uzattım. Islaklığıma temas eden elimle inlememek için dudaklarıma ısırırken kulağıma kelepçe sesleri gelmeye başlamıştı. Elimi hareket ettirmeye başladığımda sesler gittikçe çoğalmaya başlamıştı.
"Siktir! Sâye seni öyle bir sikeceğim ki..." diyen sesini duyuyordum lakin odağım gittikçe elime kayıyordu. Tam o sırada çıkan yüksek sesli çatırtıyla aniden gözümü açınca hemen karşımda bana yukardan bakan yeşillerle karşılaşmıştım. Kelepçeleri mi kırmıştı?
Şok içinde ona bakarken artık sertçe yutkunması gereken kişi bendim. Ellerini koltuğun iki yanına dayayarak bana daha çok yaklaştığında duraksayan elimin üzerine elini koyarak hareket ettirmeye başladı.
"Araf." dedim hala şoktan çıkamayan sesimle. Parmaklarımın üzerinde ki parmakları elimi bastırmamı sağlarken ben bakışlarımı yeşillerinden çekemiyordum. Önümde yavaşça diz çökerek koltuğu geriye ittiğinde nefesimi tutarak onu izlemekten başka hiçbir şey yapamıyordum.
"Demek bana oyun yaptın." diyerek elimi hareket ettirmeye başladığında inleyerek kafamı geriye attım, avcı olmak isterken av olmuştum yine. "Bana bak." dediğinde istemsizce bu emrine ayak uydururken bulmuştum kendimi. Gözlerim ona dokunduğunda arada ki elimi çekerek direk kendisi bana temas ettiğinde istemsizce kapanan gözlerimle eli aniden duraksamıştı. Tekrardan gözlerimi açarak ona çevirdiğimde ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. "Bana bakmazsan sana istediğini vermem güzelim."
"Abartıyorsun Araf." demiştim ki aniden dudaklarını kadınlığıma bastırmasıyla inleyerek saçlarına asılmıştım. Bakışlarını benden ayırmadan emmeye başlamasıyla bedenim artık zangır zangır titremeye başlamıştı bile.
Dilini her içime ittirişinde gözlerim istemsizce kayarken saçlarına daha çok asılarak geri çekmeye çalışıyordum. Yaşadığım haz öyle doruklardaydı ki birazdan gelebilirdim.
"Ahh! Araf!" diyerek inlerken bir anda geri çekilmesiyle zemine çakılmışım gibi hissediyordum.
"Imm! Seni ömrüm boyunca yiyebilirim." dedikten sonra ayağa kalkarak hiç beklemeden beni kucağına alıp yatağın üstüne bırakmıştı. "Ama bugün yemek isteyen başka birisi de var."
"Araf..." dediğimde sözümü bitirmeden dudaklarımın üstüne örtülen dudaklarla nevrim dönmüş bir şekilde ona karşılık vermeye çalışmıştım. Alt dudağımı emdikten sonra kendini geri çektiğinde bakışları tüm bedenimde gezinmiş ve üstümde ki geceliğe memnuniyetsiz bakışlar atmaya başlamıştı.
Kendi üstünde ki önü açık olan gömleği sertçe çıkarıp attığında bakışları yanda ki komidinin üzerinde duraksamıştı. Oraya eğilerek çikolatayı eline aldığında bana dönerek üzerimi işaret etti.
"Çıkar onu." diyerek emir verdiğinde yatakta doğrularak titreyen ellerimle üstümde ki geceliği çıkartıp yere fırlatmıştım. Geri tekrar yatağa uzandığımda dudaklarında ki sırıtışla beni izliyordu. "Şimdi ufak bir oyun oynayacağız güzelim." dediğinde şu an söylediği her şeyi onaylayacak bir haldeydim zaten. "Ben izin vermediğim sürece boşalmayacaksın, anlaşıldı mı?" diyerek dudaklarıma bir öpücük kondurduğunda zihnim öyle allak bullak olmuştu ki kendimi başımı sallarken bulmuştum.
Elinde ki çikolataya çevirdi tekrardan bakışlarını ardından kaşığa bir miktar aldıktan sonra hafifçe boynuma dokundurduğunda bakışlarını tekrardan bana çevirdi.
"Sıcak mı?"
"Hayır." dedim kaybolmuş olan sesimle. Şu an tek düşünebildiğim kalp gibi atan kadınlığımdı, içimde bir şeyler dışarı taşmak için oldukça sabırsızlardı. Sözlerimle dudaklarında ki sırıtış büyürken çikolatayı bedenime sürmeye başlamıştı. Önce boynuma ardından da göğüslerime sürdükten sonra kasıklarıma da sürerek kaseyi kenara bırakmıştı. Ne yaptığı hakkında en ufak bir fikrim yokken sadece onu izliyordum.
"Tüh her yerine de sürülmüş, ne yapsak ki?" dediğinde dudaklarını boynuma bastırarak sürmüş olduğu çikolatayı diliyle temizlemeye başlamıştı, bir yandan da eli bacaklarımda dolaşırken itinayla asla kadınlığıma temas etmiyordu ve bu durum beni daha da çıldırtıyordu. Boynumu temizledikten sonra yavaşça göğüslerime ilerlediğinde inleyerek saçlarından elimi geçirmiştim. Ucunda dilini her gezdirdiğinde kadınlığım daha çok kasılıyordu.
"Araf, lütfen." dedim kendimden geçmek üzereyken. Sözümü umursamadan diğer göğsüme geçerek orayı temizlemeye başladığında yaşadığım haz öyle çoktu ki titrememe engel olamıyordum. Orada ne kadar zaman harcamıştı bilmiyordum lakin dudakları bu seferde kasıklarıma ulaşarak orayı temizlediğinde artık inlememi durduramıyordum.
Duraksayan dudaklarıyla gözlerimi açarak ona baktığımda bacaklarımın hemen arasında ki iri bedeniyle karşılaşmıştım. Nefesi kadınlığıma her çarptığında karnıma içeri çekerek nefesimi tutuyordum.
"Araf, lütfen." dedim tekrardan lakin ne istediğimi bende bilemiyordum.
"Lütfen ne?" diyerek nefesini verdiğini inleyerek kendimi istemsizce ona doğru kaldırmıştım, kafayı yemek üzereydim.
"Sik beni." dedim haykırarak, artık sabrımın sonlarına gelmiştim. Bedenim istekle öyle bir titriyordu ki tek düşünebildiğim oydu.
Erkeksi kıkırtısı kulaklarımı doldurduğunda gözlerimi açarak ona baktım.
"İsteğin benim için emirdir güzelim."
Tam o sırada kendini yana atarak uzandıktan sonra beni kalçalarımdan tutarak kendine çevirip oturur pozisyona gelmemi sağlamıştı. Tek sorun durmuş olduğum yerdi, bacaklarım yüzünün iki yanından yatağa dayalıydılar. Tahmin ettiğin şeyle gözlerim büyürken hızla geri çıkmaya çalışmıştım fakat bacaklarıma sarılı kolları buna izin vermemişti.
"Araf, hayır... Ahh!" derken tam itiraz etmek üzereydim ki temas eden dudaklarıyla düşünce falan kalmamıştı. Bacaklarımın titremesi git gide artarken inlemelerime ara vermeden yatağın başlığına sıkıca tutundum. Dilini her temas ettirdiğinde sona daha çok yaklaşırken garip bir şekilde kendimi tutuyordum ve buna asla anlam verememiştim. Boşalabilmem için izin vermesi gerekiyordu, bedenimi nasıl bu kadar kolay bir şekilde etkisi altına alabilirdi ki?
Dili hızla içime girip çıkmaya başladığında işin içine parmağını da sokmaya başlamıştı. İçime hafifçe giren parmağıyla çığlık atarak kafamı ellerime dayayarak buna alışmaya çalıştım. Deli gibi titreyen bedenim hala onayını arıyordu.
Parmağına alıştığımı fark ettiğinde içime sokup çıkarmaya başlamıştı ve bu durum yaşadığım ihtirası on kat daha ileriye taşımıştı. Bir yandan dudakları ve dili bir yandan parmağıyla bana eziyet çektirirken artık dayanacak gücüm kalmamıştı.
"Araf.." diyerek inlediğimde artık bedenim kasılmaktan nefes alamaz hale gelmişti. "Lütfen...izin...ver..." dediğimde eli daha da hızlanmaya başlamıştı. Odayı dolduran kadınlığımın sesi beni daha yukarı taşırken ellerim demiri sıkmaktan bembeyaz olmuşlardı.
"Gel güzelim, kendini dudaklarıma akıt, seni tüketmeme izin ver." dediğinde bedenim sanki bu emri bekliyormuşçasına kasılmaya başlarken kafamı geriye atıp çığlık atmaya başladım. Haz kesinlikle oldukça fazlaydı ve henüz tam olarak içime bile girmemişti. Vücudum ani bir titremeyle boşaldığında dudakları bir süre daha oyalandıktan sonra çekilerek uzanmama izin vermişti. Yatağa bıraktığım bedenim pelte kıvamı alırken o ise dudaklarını yalayarak bana bakıyordu.
"Asla mı demiştin?" diyerek sırıttığında zor bela açık tuttuğum bakışlarımı ona çevirdim.
"Çok kötüsün." dedim fısıldayarak. "Ve bu kötü adama delicesine aşığım." dediğimde sözlerimin dürüstlüğü beni bile şaşırtmıştı ama artık utanmak yoktu.
"Ahh! Sana ölürüm hatun." diyerek bana uzandığında önce boynuma birkaç öpücük bıraktıktan sonra dudaklarıma atılarak onları sömürmeye başlamıştı. Üst dudağımı sertçe emerken kadınlığımda hissettiğim varlığıyla inleyerek dudağını ısırdım. "Canını yakmamaya çalışacağım güzelim, kendini kasma olur mu?" dedi nefes nefese kalmış haliyle. Onun içinde bu kadar yavaş hareket etmek bir hayli zor görünüyordu. Olumlu anlamda başımı salladığımda hafifçe başını bana ittirdiğinde yaşadığım acıdan dolayı nefesim kesilmişti. Evet, kesinlikle acı vardı lakin dayanılmayacak cinsten değildi.
Bir süre öylece bekleyerek ona alışmam için bana zaman verdiğinde gözlerimi kapatarak varlığını hissetmeye çalıştım. Biraz sonra acı tamamen geçerken yerini yoğun bir tutkuya bırakmıştı, daha fazlasını ister bir şekilde kalçanın hareket ettirdiğimde dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktıktan sonra kendini geri çekmeden orada durmaya devam etmişti.
"Bu biraz acıyabilir, üzgünüm bebeğim." dedikten sonra hızla kendini bana ittirdiğinde çığlık atmaya başlamıştım ki çığlığım dudaklarının içinde kaybolmaya başlamıştı. Alışmam için yavaşça hareket etmeye başlamıştı lakin çoktan ter içinde kalmıştı bile. Her hareketinde kadınlığım daha çok kasılırken onu tamamen sararak çıkmasına izin vermiyordu.
"ARAF!" diyerek yarı çığlık yarı inleme tarzında adını haykırdığımda hazdan başım dönmeye başlamıştı, kesinlikte tahmin ettiğimden daha güzel bir histi.
"Ahh! Siktir çok darsın güzelim." dediğinde kasıklarımda hissettiğim sizi daha katlanılır bir hale gelmişti.
"Hız...hızlan" derken kalçamı kaldırarak ona daha çok bastırıyordum. Komutumla hızlanmaya başladığında inlemekten sesimin kısıldığını hissedebiliyordum. İçimi her doldurduğunda daha çok yükseklere çıkarken sona yaklaştığımı anlayabiliyordum.
"Öyle güzelsin ki, seni öyle çok seviyorum ki güzelim." derken nefes nefese kalan sesi kulağımı doldurarak ruhani bir şarkı gibi hissettiriyordu. İçime sertçe girip çıkmaya başladığında bacaklarımı kaldırarak omuzlarına alıp daha da hızlanmıştı. Her darbesinde çığlık çığlığa inlemelerim odanın duvarlarında yankılanırken titreyen bedenim sona geldiğimi haykırıyordu.
"Ahh! Siktir, Araf!" dediğimde içime öyle sertçe girip çıkmaya başlamıştı ki vücutlarımızın çarpma sesi ve nefes seslerimiz eve hakim olmuş gibiydi.
Bedenim şiddetli bir şekilde kasılmaya başladığında bacaklarımı kenara bırakarak dudaklarıma yapışan Araf ise daha da hızlanmaya başlamıştı. Bir süre sonra içine akan sıcak sıvıyla eşzamanlı olarak bende geldiğimde yorulmuş bedenini üzerime bırakarak nefeslenmeye başladı.
Nefes nefese kalmış bir şekilde kendimi tekrardan yatağa bıraktığımda artık hiçbir şekilde takatim kalmamıştı. Boynumda sakinleşmeye çalışan Araf dikkatlice içimden çıktıktan sonra kendini yanıma attığında bedenimi kendine çekerek sıkıca sarıldı. Yaptığım bu şeyden asla pişman değildim, onunla yaşadığım her olay bana sadece huzur verebiliyordu.
"Canını çok yakmadım değil mi?" diye sorduğunda sakince gülümsedim.
"Hayır hayatım sadece dediğin gibi haşatımı çıkardın." dediğimde güldüğünü hareket eden göğsünden anlamıştım.
"Beni öyle çok delirttin ki bunu haketmiştin küçük hanım." dedi saçlarıma öpücük bırakarak. "Duş alalım sonra uyursun güzelim, hadi!" dediğinde gözlerim çoktan kapanıyordu.
"Sonra yapsak olmaz mı?" diyerek ağzımın içinde mırıldandığımda beni dinlemeden kucağına alarak banyoya taşımaya başlamıştı. Boynuna gömülü başımla kollarımı sıkıca ona sararken uzaktan gelen suyun sesini işitebiliyordum. Bir süre uğraştıktan sonra üzerime gelen ılık suyla daha çok ona yaklaşarak mırıldanmaya başlamıştım. Öyle çok yorgundum ki hemen uyumak istiyordum.
Vücuduma temas eden lifi ve ıslanan saçlarımı algılayabilmiştim en son lakin sonrası koca bir karanlıktı...
"Hadi uykucu güzelim uyanman gerek." diyen bir sesle mırıldanarak arkamı döndüm tekrardan. Bedenimin üstünden sanki tır geçmiş gibiydi, asla uyanmak istemiyordum. "Hmm! Demek kalkmak istemiyorsun." dedikten sonra karnımda hissettiğim eli yavaşça dünden sonra hala sızlayan kadınlığıma ilerlediğinde elini yakalayarak durdurdum onu. Ardından yavaşça gözlerimi açtığımda beni izleyen yeşillerle karşılaşmıştım.
"Günaydın." dedim yeni uyandığım için boğuk çıkan sesimle.
Ya da dün gece çok çığlık attığın için.
"Günaydın birtanem. Hadi uyanıp bir şeyler ye de ilaç iç, ağrın olduğunun farkındayım." dediğinde gözlerinde ki pişmanlıkla hızla dirseklerimin üzerine doğrularak ona baktım.
"Hayatımda yaşadığım en güzel geceydi, sil şu bakışları yüzünden. Canımın acıdığı falan da yok aklımda hala bir sonra ki var." dediğimde dudakları hızla iki yana kıvrılırken bir anda bacaklarımın altından kollarını geçirerek beni kucağına aldı.
"Demek aklınız da sonra ki var küçük hanım, bunu iltifat olarak alıyorum." derken merdivenlere yönelmek yerine yandaki bir odanın kapısını aralamıştı.
"Kesinlikle alabilirsiniz beyfendi, işinizde oldukça iyiydiniz."
"Sizin yanınızda esamemiz bile okunmaz leydim." dediğinde kıkırdayarak ona daha sıkı sarılıp gamzesinin üzerine öpücük bırakmıştım. Girdiğimiz oda da gözümü gezdirdiğimde her tarafın oldukça tozlu olduğunu fark etmiştim. Yatağın hemen üzerinde ki duvarda güzel bir kadının resmî asılıydı ve kadın Araf'a gerçekten çok benziyordu.
"Annemin odası." dedi hafifçe mırıldanarak. "Seni onunla tanıştırmayı çok isterdim ama pek mümkün olamadı." dediğinde yere inmek için hareketlenmiştim ki kollarını daha da sıkılaştırarak buna izin vermedi. "Yerler çok tozlu Sâye'm."
Bakışlarımı fotoğraftan ayıramıyordum. Simsiyah saçları ve yeşil gözleriyle çok güzel bir kadındı ama ne yazıkki kaderi güzel olamamıştı. O an zihnimin içinde tek bir parça çalmaya başladı, firuze...
'Kıskanır rengini baharda yeşiller
Sevda büyüsü gibisin sen Firuze
Sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu
Üzüm buğusu gibisin sen Firuze'
"Tanıştığıma memnun oldum, Suna hanım." dediğimde başını saçlarıma yaslayarak derince bir nefes çekmişti ciğerlerine. O an resimde ki yüzük dikkatimi çekmişti bakışlarım hızla kendi elime döndüğünde yutkunarak Araf'a baktım. Annesinin yüzüğünü bana takmıştı.
"O yüzük en güzel sana yakışırdı yavrum." derken yeşillerinin dolduğunu fark etmiştim. Geri adımlayarak odadan çıktığında son kez duvarda ki resimle göz göze gelmiştim.
'Ne olursa olsun oğlunuzu koruyacağıma yemin ederim, Suna hanım.'
"Bu yüzüğü asla çıkarmayacağım parmağımdan." dediğimde gülümseyerek bana bakıp yanağıma büyük bir öpücük yerleştirmişti.
"İşte bu yüzden sana aşığım, bu güzel kalbin için." dediği sırada mutfağa girdiğimizde gördüğüm masayla kaşlarım kalkmıştı. Ne ara kalkıp hazırlamıştı tüm bunları?
Beni sandalyeye bıraktıktan sonra hemen karşıma geçerek portakal suyunu önünde doğru itmişti. Ağzına kadar dolu olan tabağıma baktıktan sonra bakışlarımı ona çevirdiğimde tam hepsini yiyemeyeceğimi söylerken ağzıma tıkılan sosisle susmak zorunda kalmıştım.
"O tabak bitecek, itiraz kabul etmiyorum." dediğinde gözlerimi devirerek elime çatalı almıştım ki oraya nasıl geldiğini bilmediğim telefonum masanın üzerinde çalmaya başlamıştı, arayan Agah'tı. Hızla açarak kulağıma götürdüm.
"Söyle Agah." dediğimde Araf'ın da sert bakışları bana dönmüştü.
"Patron rahatsız ediyorum ama Namık dayı dellendi, Dağhan'a saldırmak için adam topluyor." dediği sırada bakışlarım yavaşça Araf'la buluşmuştu.
"Tamam Agah, devamı bende." dedikten sonra suratına kapatarak tekrardan Araf'a döndüm.
"Namık Dağhan'a saldırmak için adam topluyormuş, gitmemiz lazım." dedim arkama yaslanırken. İki tatilim vardı yine gelip içine sıçmıştı Namık.
"Ona ulaşabilmesi için..." dediğinde kafamda alarm çanları çalmaya başlamıştı.
"Önce Dağhan'ın Namık'a ulaşmış olması gerekiyor." dedim sözünü tamamlayarak.
Asıl olaylar şimdi başlıyordu...
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonu...
Nasıl buldunuz bakalım bölümü?
Bizimkilerin ateşinden alev aldık yahu:)
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen
Seviliyorsunuzzzzzz
⚖️🖤
