Bölüm şarkıları
Bengü~Aşkım
Kibariye~Yanayım
Melis Kar~Yatıya
Ve karşınızda yeni bölüm...
Öncelikle bölüme geçmeden önce herkese hayırlı ramazanlaaarr❤️
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfenn
İyi okumalar
Seviliyorsunuzzzzz
⚖️🖤
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
İçimde anlamlandıramadığım bir huzurla damarlarımda kol gezen bu hisse yenik düşerek kendimi arasında bulunduğum kollara bırakmıştım. Uzun süredir belki de hiç kendimi bu kadar huzurlu hissettiğimi hatırlamıyordum. Sahi ben neredeyse hiçbir zaman kendimi mutlu hissedememiştim, ta ki hayatıma o girene kadar...
Bakışlarımı odaklı olduğu duvardan çekerek başımı göğsünden kaldırıp yeşillerinde ki karanlık ormanda gezintiye çıktım. İçlerinde kuş cıvıltıları eşliğinde akan bir gölün şırıltısını dinlerken yaşanılan o huzur vardı ve beni git gide içine çekerek buna bağımlı hale getiriyordu. Parıldayarak beni izleyen bakışları öyle güzeldi ki adeta ömür boyu bu manzarayı izleyebilirmişim gibiydi.
O an zihnimde beliren soruyla nefesim kesilerek kalbim sıkışmıştı sanki, ya bir gün beni bırakırsa? İşte o zaman bu hayat benim sonum olurdu, yaşamaya bu denli bir şevkle geri dönmüşken eğer elimden alınırsa bu sefer nasıl nefes alırdım bilmiyordum.
"Böyle bakmaya devam edersen biz buradan çıkamayız hırçın kedicik." dediğinde kaşlarımı çatarak üzerine yayılmış olan bedenimi geri çekerek gözlerine bakmayı sürdürmüştüm.
"Hırçın mı? Ne hırçınlığımı gördünüz acaba Araf bey?" diyerek elimin altındaki çarşafa biraz daha sarınmıştım. Her ne kadar az önce yaşananlardan zevk almış olsam da utanç duygum kendini belli etmeye başlamıştı.
"Hmm!" diye mırıldandıktan sonra yüzünü bana yaklaştırarak burnunu burnuma dokundurup hafifçe sırıtırken çarşafın altından belime temas eden eli ise yavaşça aşağı doğru kaymaya başlamıştı. "Sırtımda ki pençe izlerini başka bir kedi mi yaptı acaba?"
"Hey!" dedim kalçama inmek üzere olan elini son anda tutarak. "Gitmemiz gerek artık aslancık ya da yavru kedicik mi desem? Ayrıca başka bir kedi değil tırmalamak sana beş metreden yakın bile duramaz, bilmem anlatabildim mi?"
"Mırrr!" diyerek yüzünü boynuma gömdüğünde kendimi tutamayarak kahkaha atmaya başlamıştım. Koskoca mafyayı kendime kedi etmiştim ya, aferindi bana. "İşte benim haşin kızım." dediğini gülüşlerimin arasında duyar gibi olmuştum.
"Araf gerçekten gitmemiz lazım artık. Çocuklar dışarda ağaç olup meyve bile vermiş olabilirler." dedim kahkahamı zor bela durdurduktan sonra boynuma gömülü saçını okşarken.
"İyi, bir halta yaramış olurlar."
"Araf!" diyerek uyardığımda kafasını hızla boynundan çekerek bakışlarını bana çevirmişti.
"Güzelim zaten senden iki hafta ayrı kalan zihnim özlemden sikti belamı, bir dur da tadını çıkarayım." dediğinde kalbim heyecanla kasılmaya başlamıştı tekrardan. Bu nasıl bir duyguydu bilmiyordum ama onun için her şeyi yapabilirmişim gibi geliyordu.
"Az önce yeteri kadar tadına varmış gibiydin." dedim neredeyse fısıldar bir şekilde. Gözümün önüne az önceki yaşananlar her geldiğinde yanaklarımın ısısının git gide arttığını hissedebiliyordum.
"Doymadım ve son nefesime kadar da doyamam." dedikten sonra örtünün dışında duran elini yavaşça göğüs bölgeme getirerek işaret parmağını sıkı sıkıya tuttuğum çarşafa takmıştı. Sessiz ve uysal bir şekilde hareketlerini takip ederken nefesim tekrardan hızlanmaya başlamıştı bile. "Bu utangaçlığının beni daha çok delirttiğini söylemiş miydim?"
Sorusuna tek kelime etmeden ona bakarken parmağı çarşafı bollaştırarak aşağı doğru indirmeye koyulduğunda girdiğim transtan bir anda çıkarak tuttuğum çarşafla birlikte hızla ayağa kalkmıştım.
"Sen iyice yaramazlaştın ama, daha az önce kafayı yedirdin bana." dediğimde yanaklarım neredeyse alev almak üzereydi. Şimdi bir yandan haklıydı, ben kaşınmıştım.
"Daha cezan bile bitmedi hatun, bu ne acele!" diye gülerek yatakta oturur pozisyona geçip beni süzmeye başlamıştı. "O tapılası bedenini saklama benden Sâye'm."
Onu duymamazlıktan gelerek arkamı dönüp odaya ilk girdiğim zaman tuvalete girmeden önce yandaki komidinin üzerine bıraktığım çantama doğru adımlayarak içinden telefonumu çıkardım. Sanırım beni en iyi Ahu anlardı şu an, hızla numarasını tuşlayarak kulağıma götürdüğüm sırada boynumu yalayan nefesle tüm bedenim heyacandan kasılmıştı.
"Canım benim kondomları senin çantana sıkıştırmıştım ben zaten." diyerek telefonu açan Ahu ile gözlerim kocaman olmuştu. Ani gelen öksürük kriziyle kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum.
"Ahu valizimi getirebilir misin canım?" diyerek imalı bir şekilde konuştuğumda kulağımı Ahu'nun kıkırtıları doldurmuştu.
"Hee! O evreyi geçtik diyorsun, anladım. Ne kadar hızlısınız kız." dediğinde artık kızarmaktan çok morarmaya başlamıştım, çünkü bu söylenilenleri duyan tek kişi ben değildim. Hızla ileri adım atarak kollarından ayrılmaya çalışsamda buna müsade etmeyerek kollarını daha sıkı sarmıştı bedenime.
"Ahu çıldırtma beni şimdi, dediğimi yap sadece." dedikten sonra hızla yüzüne kapatarak arkamı döndüğümde beni izleyen muzip bakışlarla karşılaşmıştım.
"Kondom demek." diyerek yüzünde ki çapkın sırıtışıyla tek kaşını kaldırmış bir şekilde beni izlerken cümle kurabilmek bir hayli zor gelmişti gözüme. Olumsuz anlamda kafamı salladıktan bakışlarımı kapıya çevirmiştim, umarım uçarak gelirdi Ahu. "Seni tamamen hissetmek varken o saçma şeyi kullanmam güzelim, şimdiden haberin olsun."
"Of! Kapatır mısın konuyu Araf?" dedim ellerimi moraran yanaklarıma bastırarak. Bu böyle olmazdı, benim ondan öcümü almam lazımdı, utanmam değil.
"Hmm! O daracık deliği..." demesiyle elimi hızla dudaklarının üstüne kapatarak sözünü yarıda kestiğimde boyuna yetişebilmek için diğer elimde omzuna sarılmıştı lakin atladığım bir durum vardı, çarşaf...
Ellerimi çektiğim için hızla üzerimden aşağı süzülen çarşafla elimin altında olan dudakları gerilmeye başlamıştı. Kesinlikle altta kalamazdım, utanmamam gerekirdi. Sonuçta o benim sevgilimdi değil mi?
Evet kız hadi göster kendini, duman kimmiş görsün.
"Bence kaşınma aslancık sonra çok delirirsin." dedim çıplaklığı umursamadan ona bir adım daha atıp bedenimi onun vücuduna yaslayarak. Elleri anında kalçamda ki yerlerini alırken yüzünü bana doğru eğerek dudaklarının üzerinde olan elime öpücükler bırakmaya başlamıştı. Yavaşça elimi geri çekerek ensesine doğru getirdiğimde hızla dudaklarımın üstüne kapanan dolgun dudaklarıyla bir anlık şoka uğramıştım. Bu adamın ani öpmeleri bir gün kalbime indirecekti.
Sertçe dudaklarımı sömürürken bir yandan da kalçamda ki eli yavaşça bacak arama doğru ilerliyor gibiydi. Tam o sırada çalan kapıyla kendimi geri çektiğimde tekrardan bana atılan Araf'tan hızla kaçarak düşen çarşafa tekrar sarınıp kapıya ilerledim. O bırakmasaydı mengene gibi sarılı kollarından kurtulamazdım, bunun farkındaydım lakin o da oynamak istemişti anlaşılan.
Kapıyı hafifçe aralayarak elimi uzattığımda elime temas eden bavulu sıkıca tutarak içeri alıp ardımdan kapıyı kapattım. Arkamı döndüğümde Araf'ı yayılmış bir şekilde yatakta otururken bulmuştum. Yüzünde ki o her zamanki çapkın sırıtışıyla beni izlerken sadece bir an bende herkesi umursamayarak kucağına atlamak istemiş olabilirdim.
Rövanşı unutma!
Az önce beni çıldırttığı gibi onu delirtmeden durmak yok kızım, hadi göreyim seni.
Kendimi gazladıktan sonra bakışlarımı ondan ayırarak valize yönelip içini açtığımda karşıma çıkan geceliklerle çığlık atmak istemiştim. Onların valizimi hazırlamasından anlamam gerekiyordu tabi!
İçinden en mantıklı olan derin göğüs dekolteli, uzun kollu, siyah tulumu çıkardıktan sonra ona uygun siyah iç çamaşırlarını da çıkartıp valizi geri kapatmıştım. Tüm bunlar olurken Araf gözünü bile kırpmadan beni izlemeye devam ediyordu.
"Manzara ilgi çekici geldi sanırım, gözlerinle yediğine göre." dedim bakışlarımı ona dokundurmadan ayağa kalkarken.
"Görüp göreceğim en harika manzarasın benim için." dediğinde bakışlarım hafifçe yeşillerine takılmıştı. Böyle yaptığında her ne kadar erisem de hemen koyvermek yoktu. Ellerimi çarşaftan çekerek düşmesine izin verdikten sonra siyahlarımı yeşillerinden hiç ayırmadan eğilip iç çamaşırımı alarak bacaklarımdan geçirmeye koyuldum. Oldukça yavaş ve sakin bir şekilde giyiyordum ki, bunun onu nasıl çıldırttığını an be an görebiliyordum.
İç çamaşırı giydikten sonra bu sefer sütyene atıldığımda hızla ayağa kalkmıştı.
"Yardım edeyim." diyerek bana atıldığında hızla elimi kaldırarak onu durdurdum.
"Otur." dedim emir vererek. Bu hareketimle kaşları kalkarken ses etmeden emrime uyarak geri yatağa oturmuştu.
Sütyenin kollarını geçirdikten sonra yavaşça ona ilerleyip arkamı döndükten sonra aynı sakinlikle kucağına oturdum. Ellerini belimde hafifçe gezdirdikten sonra sütyenin kopçasını taktığında içimde ki alev zapt edilemez bir hal almıştı. Onu istiyordum ve ne zaman alacağımı da çok iyi biliyordum.
Dudaklarını yavaşça omzuma bastırdıktan sonra kokumu içine çekerek dudaklarını tenimden ayırmadan boynuma ilerletmişti. Bu hareketiyle git gide mayışırken hızla kendime gelerek kucağından kalkıp bakışlarımı ona dokundurmadan tuluma doğru ilerledikten sonra bir hışımlada onu giymiştim.
Ayakkabılarımı da giydikten sonra tekrar ona döndüğümde çatık kaşlarla beni izlediğini fark etmiştim, ondan kaçmam hoşuna gitmiyordu. Dudaklarımda ki sırıtışla ona ilerledikten sonra kendimi kucağına bırakarak kollarımı boynuna sardığımda elleri hızla belime sarılmıştı.
"Gitmemiz gerek artık koca adam." diyerek dudaklarına küçük bir buse bırakarak geri çekilmiştim.
"Emrinize amadeyim küçük hanım." dedikten sonra yüzünde ki o parıldayan gülümsemesiyle boynuma öpücük kondurmasının ardından geri çekildiğinde bende kucağından kalkarak bu sefer makyaj malzemelerine ilerlemiştim. Çantayı alarak banyoya ilerledikten sonra aynada ki dağılmış yansımamla karşılaşmıştım. Neredeyse makyajın tamamından eser kalmamıştı, onun dışında boynumda ve göğsümün çoğu yerinde morartılar vardı. Sevişmemişte dövüşmüştük sanki!
Boynumun sağ tarafında ki küçük morartı dışında diğerlerini kapatarak makyajımı da tazeledikten sonra saçlarımı elimle üstün körü düzeltip tuvaletten çıkmıştım. Bu sırada Araf'ta çıkarmış olduğu takımı giyinerek kıravatını bağlamaya çalışıyordu, daha doğrusu uğraşıyordu. Kaşlarını çatarak öyle yoğunlaşmıştı ki uzaktan gören birisi ameliyata girdiğini düşünebilirdi. Yavaşça ona doğru adımlayarak ellerimi kaldırıp kıravatla uğraşan ellerini tuttum.
"Bence çok pişmanmış kravat, ne dersin aşkım?" diyerek dalga geçtiğimde o da gülümseyerek alnıma bir öpücük bırakmıştı. Sakince ellerini kravattan ayırdıktan sonra hemencecik bağlayarak sıkılığını ayarlayıp bakışlarımı yeşillerine çevirdiğimde hayranlıkla beni izliyordu. Bırakmadığım kıravatından tutarak onu sertçe kendime çektiğimde sırıtan dudaklarının üstüne bir öpücük bıraktıktan sonra kalçamda bulunan ellerini düşünmemeye çalışıyordum. "Hazırsın." dedikten sonra geri kaçarak valizime ilerleyip onu yerden kaldırarak kapıya yöneldiğim sırada arkamdan sinirli bir şekilde nefes verdiğini duyabiliyordum.
Bu duruma sırıtarak kapıyı açarken valiz hızla elimden çekildiğinde bakışlarımı ardımda ki adama çevirmiştim. Göz kırparak uçağın çıkışını gösterdiğinde gülümsemeye devam ederek arkamı dönüp çıkışa ilerleyerek uçaktan ayrılmıştık. Etrafa bakındığımda bir havaalanında değilde gökdelenin tepesindeki pistte olduğumu fark ettim. Karşıda ki asansöre ilerlerken bize doğru gelen takım elbiseli adamlar dikkatimi çekmişlerdi, korumaya benziyorlardı. Belime temas eden elle bakışlarım yanımda ki adama çevrildiğinde onun bana değil de sert bir ifadeyle karşıda ki adamlara baktığını görmüştüm, otoriter patron!
"Benvenuto signore." (Hoşgeldiniz efendim.) diyerek en öndeki adam konuştuğunda hepsi başını eğerek selam vermişti. Bakışlarım tekrardan Araf'a döndüğünde aynı sertlikle baş selamı verdiğini fark etmiştim.
"La casa è pronta?" (Ev hazır mı?) diyen Araf'la bir kez daha şaşırmıştım. İtalyanca konuştuğunu ilk kez duyuyordum ve aksağını oldukça güzeldi.
Adam İtalyan ya hani!
Doğru, Araf İtalya doğumluydu. Bu bilgiyi ara sıra unutabiliyordum. Adam da aynı şekilde kafasını sallayarak onu onayladıktan sonra bakışları bana dönmüştü.
"Benvenuta anche lei, signora." (Sizde hoşgeldiniz hanımefendi.) dediğinde söylediklerini çok anlayamasamda hoşgeldiniz dediğini çıkartabilmiştim. Hayatımda daha önce hiç italya'ya gelmemiştim bu yüzden de İtalyanca pek gerekli olmamıştı benim için lakin bundan sonra öğrenmek zorunda olacağım bir kesindi.
"Grazie." (Teşekkür ederim.) dedim nadir bildiğim birkaç kelimeden birini kullanarak. Lisedeyken tam bir İtalyanca aşığı olduğum için biraz öğrenmeye çalışmıştım lakin sonrasında sıkılıp bırakarak pek umursamamıştım. Adam gülümseyerek başını salladığı sırada görüş alanımı kapatan geniş omuzlarla ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
"Se vuoi vivere, distogli lo sguardo." (Yaşamak istiyorsan başka tarafa bak.) diyerek buz gibi sesiyle konuştuktan sonra hızlıca elimi tutarak beni tabiri caizse asansöre doğru çekiştirmeye başlamıştı. Ne oluyordu lan burada?
Her ne oluyorsa Araf'ın sözlerinden sonra adamın bakışlarında ki korku artarken aniden geri çekilip bakışlarını çevirmişti. Zaten gelmiş olan asansöre hızlıca bindiğimizde Araf elinde ki valizi sertçe yere bırakarak bana dönüp bir anda asansörün camı ve kendi arasında sıkıştırmıştı. Kafasını boynuma gömerek derin nefesler almaya başlamasıyla ne yapacağımı şaşırmıştım, bu ani hareketleri bir gün gerçekten kalbime indirebilirdi!
Yavaşça saçlarıma dokunan parmaklarıyla gözlerim sanki daha çok hissetmek istercesine kapanmışlardı. Yağmur kokusu her yanımı sararken tek düşünebildiğim ona daha fazla temas etmekti, tüm aklımı allak bullak etmişti.
"Kokun, kesinlikle benim uyuşturucum. Sanki bana özel yapılmış bir tür eroin gibisin, alamadığım her saniye kriz geçirtecek kadar büyük bir bağımlılık bu." diyerek fısıldadığında sıcak nefesi boynumu yalayarak kulağıma ulaşmıştı. Ellerim boynuna sarılırken başımı geriye atarak ona daha çok yer açtım.
"Bana temas ettiğin her an kendimden geçiyorum, senden başka hiçbir şey zihnimi meşgul edemiyor ve bu duruma git gide daha çok bağımlı hale geliyorum. Sanırım hislerimiz karşılıklı orman gözlüm." dedim gözlerim kapalı bir şekilde kendimden geçmek üzereyken. Kesinlikle dudaklarımdan çıkandan haberim yok gibiydi.
"Hmm! O güzel dudaklarından böyle sözler dökülmeye devam ederse orman gözlün seni ormana götürmek isteyebilir." dediğinde dudaklarımda ki tebessümle gözlerimi açtığımda hala aynı katta duran asansörü fark etmiştim. Ne ara durdurmuştu ki?
"Sonra ne ister peki?" dediğimde kalbim heyecanla kasılmaya başlamıştı bile.
"Bulduğu en geniş ağaca yaslayarak aynı vahşi bir hayvan gibi senin üstündekileri parçaladıktan sonra tek bir boş yerin kalmayacak şekilde tadına bakmak isteyebilir." diye o boğuk sesiyle mırıldandığında sanki az önce o kadar şey yaşamamışım gibi tekrardan ıslandığımı hissedebiliyordum.
"Sonra?" dedim artık utangaçlığımı bir yana fırlatarak.
"Sonrası reklamlardan sonra küçük hanım." dedikten sonra boynumdan kafasını kaldırıp geri çekildiğinde bir anda yere çakılmıştım sanki, varlığı kesinlikle bağımlılık yapıcıydı.
"Reklamlar ne zaman biter?"
"Geceleri, gözlerinde ki pırıltıların gökyüzünü sardığı saatlerde." diyerek şairane bir şekilde konuştuğunda az önce adamlara kükreyen insanla bu insanın nasıl aynı kişi olduğunu düşünüyordum.
"Neden? Gündüzler çuvala mı girmiş?" dedim dudaklarımda ki sırıtış git gide büyürken. Onunla uğraşmak çok zevkli olacaktı.
"Birileri yeteri kadar doymamış anlaşılan." dedikten sonra saçlarımın içinde olan elini yanağıma getirerek orayı okşadığında bende başımı eline eğerek yanağımı ona sürtmeye başlamıştım.
"Sana doymak ne mümkün." diyerek mırıldandığımda eli hızlıca esneme geçerek başımı yüzüne yaklaştırdı. Boynunda duran ellerimden birini tutarak yavaşça göğsünden aşağı doğru sürüklemeye başladığında bakışlarımı yeşillerinden başka hiçbir yere çeviremiyordum. Tuhaf bir şekilde ormanlarının içinde kaybolurken hipnotize oluyormuşum gibi hissediyordum.
Elimi karın kaslarının üzerine getirdiğinde daha da bastırarak onları hissetmemi sağlayarak aşağı doğru indirmeye devam etti. Hissettiğim her bir boğumda boğazım daha çok kuruyor, zihnimde ki hayallere her defasında başkası ekleniyordu. Onların tadına bakacaktım, şart olmuştu!
Elimi yavaşça kasıklarına ilerlettikten sonra alt tarafta ki şişliğin üzerine getirdiğinde nefes alış verişim hızlanmaya başlamıştı. Parmaklarımı kendine bastırdığında hırlayarak bana doğru atılıp arkamda ki aynaya yapışmamı sağladı.
"Beni bu hale getirmemen gerekiyor küçük kızım, aksi taktirde onu daha fazla tutamam." diyerek dudaklarıma küçük ama etkili bir öpücük bırakırken bir yandan da nefesini ayarlamaya çalışıyordu. Artık çok emindim, onu istiyordum...
"Tutma o zaman." dedikten sonra elimi hareket ettirmeye çalıştığımda daha sert tutarak buna izin vermemişti. "Bırak yardım edeyim sana Araf, senin bana yaptığın gibi bende senin tadına bakmak istiyorum." dediğimde dudakları sertçe dudaklarımı buluşmuştu, az önce morarmadıysa artık kesinlikle moraracaklardı.
Elimi hala sıkı sıkıya tutarken alt dudağımı dişlerinin arasına alarak çekiştirmeye başlamıştı. Ona temas eden parmaklarımı kıvırarak avucumun içinde kalp gibi atmasını sağladığımda erkeksi inleyişi kulaklarımı doldurmuştu. Tam elimi bırakmasını söyleyecektim ki asansörün kapısına vurulmasıyla gözlerimi açarak dudaklarımı ondan kurtarmıştım.
"Abi orada mı kaldınız? Panik yapmayın şimdi adam gelip bakacak." diye bağıran Can ile kendimi tutamayarak kahkaha atmaya başlamıştım.
"Şu çocuğu bir gün gerçekten sikeceğim." diyerek geri çekildiğinde üstünde ki ceketini düzelterek alt taraftaki hatrı sayılır büyüklükte olan şişliği kapatmaya çalışmıştı lakin bu pek mümkün gözükmüyor gibiydi. Bakışlarım istemsizce erkekliğine kitlendiğinde zihnimin içinden geçen görüntüleri artık durduramıyordum.
"Hangimiz daha çok ceza çekiyoruz acaba!" dedim imalı bir ses tonuyla asansörün tuşlarına doğru ilerlerken. Tekrardan hareket eden asansörle son kez aynaya bakarak tipimi düzeltmeye çalışsamda dudaklarımda ki şişliğe yapacak hiçbir şeyim yoktu.
"Gel buraya!" dedikten sonra hızla kolumdan çekerek beni kendisine yaklaştırdıktan sonra kolunu omzuma atarak ona daha çok yapışmamı sağlamıştı. Dudaklarıma saçlarıma dokunduğu sırada asansörün kapısı açılırken bizimkilerin tamamının dışarda bizi beklediğini gördüm. Dudakları saçlarımdan ayrılarak kulağıma temas ettiğinde sıcak nefesi titrememi sağlamıştı. "Ben bu cezayı sana aşık olduğumdan beri çekiyorum güzelim, alıştık artık." diyerek kulağım arkasında ki yere küçük bir öpücük bıraktıktan sonra kafasını geri çekerek asansörün çıkışına adımlayarak bizimkilerin yanına gelmiştik.
Korumalardan biri hızlıca valizi aldıktan sonra ortadan kaybolduğunda bakışlarım sırıtarak bizi izleyen kızlara kaymıştı, tabikide ne olduğunu anlamışlardı.
"Güzelim benim halletmem gereken birkaç işim var, onları hallettikten sonra çıkarız olur mu?" diyen Araf'la bakışlarım ona dönmüştü.
"Tamam tamam, sen hallet işini." dedim başımı olumlu anlamda sallarken. Son kez tekrardan saçlarıma öpücük kondurduktan sonra yüzüne takındığı sert ifadesiyle ilerlemeye başlamıştı. Arkasından onu izlerken fark ettiğim bir şey vardı, götü de güzeldi!
"Kız siz asansörde kalmadınız da fantezi mi yapıyordunuz? Ben fanteziyi mi bastım?" diyen Can'la gözlerimi devirerek başımı çevirmiştim. Ortasına sıçmıştı güzelim anın.
"CAN, BURAYA!" diyerek tabiri caizse kükreyen sevgilimle Can yutkunarak bana bakmıştı.
Hayret ilk kez sevgilim dedim.
Ee! Bir yerden alışmak lazımdı artık.
"Ağzıma sıçacak dimi?" dediğinde sırıtarak olumlu anlamda kafamı sallamıştım. "Hakkınızı helal edin dostlar. Sizinle güzel ve bir o kadar da aksiyonlu bir hayatımız oldu lakin ben artık bu hayattan göçebili..."
"CAN UTKU ARİF!" diyerek tekrar kükreyip Can'ın lafını böldüğünde dudaklarımı ısırarak kahkahamı durdurmaya çalışıyordum lakin şişen dudaklarım yüzünden bu eylem canımı fazlasıyla yakıyordu.
"Tam isim söyledi, kesin sıçacak." dedikten sonra arkasını dönerek küçük adımlarla ilerleyen Can'la hepimiz kahkaha atmaya başlamıştık. Erkeklerin tamamı Araf'ın yanına giderken Aras'ın ortalıklarda olmadığını fark etmiştim. Çok kaybolmazdı ama neyse artık, belli ki işleri vardı.
"Şimdi gelelim sana Lavinia hanım." diyen Kayra ile bakışlarım tekrardan onlara dönmüştü. "Ne bu halin savaştan çıkmış gibi?"
"Tatlım savaştan çıktı zaten, aşk savaşı!" diyerek gülmeye başlayan Ahu ile gözlerimi kısarak hepsine ölümcül bakışlar atmaya başlamıştım.
"Sen hiç konuşma Ahu, kondom nerden çıktı ya?" diyerek kızdığımda hepsi kahkaha atmaya başlamıştı.
"Boynuna bakılırsa lazım olmuş gibi ya da sonra olacak canım benim." dedi Ahu gülmesini durdurmaya çalışarak.
"Harbiden ateşli hatun ateşin bir türlü dinmedi be!" diyen Deniz'le kollarımda göğsümde bağlayarak bakmaya devam etmiştim.
"Ee! Yanında ateşin ta kendisi var, bittikçe harlanıyor." diyerek Buğlem'de konuşmaya katılınca derin bir nefes alarak tek kaşımı kaldırıp onlara baktım.
"Sizin hayatınız aktif değilse benim suçum mu kızlar. Ayrıca Kayra ve Ahu, sizinde morartılar iyi gizlenmemiş." dedikten sonra boyunlarını işaret edip göz kırparak bekleme salonuna adımlarken onlarda gülerek peşime takılmışlardı.
"İşte senin bu halini çok seviyorum ateşli hatun." diyerek Deniz'i taklit etmeye çalışan Kayra ile onu kolumun altına alıp sıkıca sarılmıştım. Tam o anda çantamda ki telefonun titremesiyle adımlarım duraksamıştı, benim telefonum sessizde değildi ki...
Çantamı açarak çalması duran telefonu elime aldığımda bunun Araf'ın telefonu olduğunu fark etmiştim, ne ara çantama koymuştu acaba?
"Kızlar siz geçin ben şunu verip geleyim, bende unutmuş." dedim elimde ki telefonu sallayarak ardından arkamı dönerek az önce Araf'ların girmiş olduğu odaya doğru adımlamaya başlamıştım. Etrafta İtalyanca konuşarak beni gösteren insanlardan artık bıkkınlık gelsede yapacak bir şey olmadığının farkındaydım, sonuçta patronlarıyla sevgiliydim.
Kapıya yaklaştıkça içerden gelen bağırtı sesiyle yerimde duraksadım, bu Araf'ın sesiydi. Biraz dinlemeye çalışsam da ne dediği bir türlü anlaşılmıyordu sadece uğultu geliyordu. Kapıya biraz daha yaklaştığımda etraftakilerin bakışları umrumda olmadan dinlemeye koyulmuştum.
"SİZ NE SİKİME YARIYORSUNUZ LAN? O PUŞT BENİM SEVDİĞİM KADINA ZARAR VERDİKTEN SONRA NASIL ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK GEZEBİLİR HALA, SİZ BENİMLE TAŞŞAK MI GEÇİYORSUNUZ LAN?" diyerek kükreyen Araf'la kapıya biraz daha yaklaşarak tabiri caizse kapıya yapışmıştım.
"Abi aramadığımız yer kalmadı ama şerefsiz yok hiçbir yerde." diyen Aras'la onun da burada olduğunu fark etmiştim. Sesi oldukça kısık çıkıyordu.
"SİKERİM LAN ARADIĞINIZ YERLERİ, YERİN DİBİNE DE GİRSE GEBERİP CEHENNEME DE GİTSE BULACAKSINIZ."
"Birader sakin mi olsan!" diyen Alp ile Araf'ın sinirli kahkahası duyulmuştu.
"Sakinlik öyle mi Alparslan, sakinlik." dedikten sonra şiddetli bir çarpma sesi gelmişti. "NE SAKİNLİĞİ LAN? KARAKTERSİZİN NEREDE OLDUĞU BELLİ DEĞİL, NE ZAMAN ÇIKIP NE BOK YİYECEĞİ BELLİ DEĞİL , AYLARDIR HANGİ SİKİMDE OLDUĞU BELLİ DEĞİL VE BEN SAKİN Mİ OLAYIM? SİKERİM LAN SAKİNLİĞİ! O AMINA KODUĞUMUN SOKUK PEZEVENKLERİ GEBERMEDEN SAKİNLİK FALAN YOK."
"Tamam kardeşim sakin olma ama bu durumu ona anlatman gerek." dedi Can. Kime neyi anlatması gerekiyordu ki?
"Ne diyim kardeşim, abin olacak o şerefsiz puşt aynı zamanda benim kardeşimmiş mi diyim?" dediğinde sesi zihnimde yankılanmıştı.
'Aynı zamanda benim kardeşimmiş.'
Bu nasıl olurdu? Ne demek istiyorlardı hiçbir şey anlayamıyordum lakin çokta mühim değildi. Beni öldürmek isteyen bir kişi kimin oğlu olursa olsun yaşayamazdı zaten. Fakat Araf bunu ne zaman öğrenmişti ve en önemlisi ne zamandan beri benden saklıyordu? Az önce kesinlikle bu kadar sinirli değildi, yeni öğrenmiş olmalıydı.
Elimi kaldırarak hafifçe kapıya vurduğumda Araf'ın sinirli sesi duyuldu.
"GİR!" diyerek kükredikten sonra birkaç küfür mırıldanarak tekrar konuşmuştu. "Puoi entrare."(Gir) dediğinde kapıyı yavaşça açarak içeri adımlamıştım. Beni ilk fark eden kişi Turgay olmuştu, masanın karşısında ki koltuklardan birinde oturarak gergin bir şekilde etrafı izliyordu.
"Sâye çok sinirliyim, birazdan konuşuruz." diyen Araf'la bakışlarım ona döndüğünde ayakta durduğunu ve iki elini masaya dayayarak yere baktığını görmüştüm, bakışlarını inatla bana değdirmiyordu.
Kapıyı ardına kadar açarak diğerlerini baktığımda kafamla dışarıyı işaret ederek çıkmalarını sessizce emretmiştim. Bu emrime hepsi dünden razı bir şekilde odayı terk ederlerken en sona kalan Turgay yanımda durarak bakışlarını bana çevirdi.
"Sinirli olunca gözü döner, dikkat et." diyerek mırıldandığında kafamı sallayarak onu onaylamıştım. İçlerinden en çok abi sıcaklığı aldığım kişi oydu ve bu düşüncemi her defasında doğruluyordu.
Kapıyı arkalarından kapatarak ona doğru ilerlediğimde elini kaldırarak beni durdurmuştu.
"Çok sinirliyim, lütfen çık!" dediğinde onu umursamayarak yanına kadar gidip masanın üstüne oturarak bakışlarımı kasılan yüzüne çevirmiştim. Sinirliydi ve bana bağırmamak için kendini zor tutuyordu farkındaydım lakin sakinleşmesi gerekiyordu ve bunu ben sağlamak istiyordum.
"Bir tek yatakta emir verilmesine ses etmem Ateşcik." dedim parmaklarımı çenesine dayadıktan sonra yüzünü kendime çevirerek. Yeşilleri öfkeden kızarmış bir şekilde bana baktığında bacaklarımı kaldırarak kendimi iki kolunun arasına, masanın üzerine bırakmıştım. İki elimi de yanaklarına koyduktan sonra gözlerimi gözlerine sabitlemiştim. "Benim koca adamım sinirlenmiş mi?" diyerek sesimi tatlı çıkarmaya çalışarak konuştuğumda kafasını yavaşça olumlu anlamda sallarken sakinleşmeye başladığını hissedebiliyordum.
"Duydun mu?" dediğinde neyi kastettiğini anlamıştım. Onun gibi bende olumlu anlamda başımı sallayarak cevap vermiştim. "Yemin ederim az önce öğrendim bende Sâye."
"Şhh! Biliyorum, bir problem yok." dedim onu sakinleştirmeye çalışarak. "Kimin çocuğu olduğu beni ilgilendirmez, onlar artık benim ailem değiller. Benim ailem sizsiniz, sensin ve ben ailemi üzenleri yaşatmam." dediğimde dudakları hafifçe kıvrılmaya başlamıştı.
"Seni yerim hatun." diyerek burnunu benim burnuma sürttüğünde kıkırdayarak geri kaçtım.
"Sen bunu yeterince yaptın, sıra bende." dedikten sonra yanaklarında ki ellerimi sıkarak dudaklarının büzülmesine sağladığımda kaşlarını çatarak ne yapmaya çalıştığımı izliyordu. Bu haliyle o kadar tatlı durmuştu ki kahkahamı daha fazla tutamayarak koyvermiştim.
En sonunda gülüşüm durduğunda yerini hiç bozmadan hayran bakışlarla beni izlediğini fark etmiştim. Sırıtarak büzdüğüm dudaklarına üst üste öpücük bırakmaya başladığımda onunda dudakları kıvrılmaya başlamıştı. Ellerimi yanaklarından çekerek oralara da öpücük kondurmaya başladığımda gözleri kapalı bir şekilde sırıtarak kendini bana bırakmıştı. Kapalı gözlerine de küçük birer buse kondurduktan sonra geri çekilerek onu izlemeye başlamıştım. Bir süre sonra yeşillerini açarak bana baktığında hala konuşmamıştı.
Yerinde dikleşerek ellerini masadan çektiğinde ne yapacağını anlamaya çalışarak onu izlerken aniden bacaklarımdan tutarak kendine çektiğinde bedenim ona tamamen yapışmıştı ve bu şekilde şişliği daha net hissedebiliyordum.
"Elimden asla kurtuluşun yok güzelim, ya benimsin yada benim." diyerek o boğuk sesiyle konuştuğunda parmaklarım çıkık adem elmasında geziniyordu.
"Aksini isteyen mi var?" dedim sırıtarak. Utangaçlığın canı cehennemeydi.
Oh hele şükür!
"Bu gece seni yoracağım için üzgünüm bebeğim ama daha fazla bu isteği göz ardı edemem." dediğinde ellerim boynunu okşamaya başlamıştı. Bu hareketimde sertçe yutkunurken bakışlarının titreştiğini fark etmiştim. Benim onu arzuladığım gibi o da beni istiyordu biliyordum, hatta belki de daha çok istiyordu ve buna rağmen benim hazır olmayacağımı düşünerek kendini tutuyordu. Az öncelik sözleri de bir tür onay cümlesiydi aslında, izin istiyordu.
"Geceyi sabırsızlıkla bekliyorum o zaman." diyerek dudaklarına küçük bir öpücük kondurduğumda cevabım oldukça netti lakin aklımda ufak tefek planlarım vardı. Uçakta yaşananların rövanşını almalıydım...
"Hmm!" diye mırıldandıktan sonra ellerini yavaşça belime getirerek okşamaya başlamıştı. "O zaman önce bir şeyler yiyelim ardından seni götürmek istediğim bir yer var. Bunlardan sonrada seni evime götürmek istiyorum, huzuruma doğduğum yeri tanıtmam gerek."
"Nereye gideceğiz ki?"
"Sürpriz küçük hanım?" dedikten sonra geri çekilerek elimi tutup benimde masadan inmemi sağladıktan sonra odasından çıkmıştık.
Bir süre sonra hepimiz buluşarak aşağı indiğimizde avucumun içinde ki elini sıkıca tutarak etrafı izliyordum. Roma sokaklarına her zaman bayılırdım zaten lakin canlı görmek daha da büyüleyiciydi.
En sonunda bir restoranın önüne geldiğimiz de hepimiz içeri girerek büyük bir masaya yerleşmiştik. Araf masanın bir ucunda otururken bende hemen sağına geçmiştim. Diğer herkeste oturduğunda yanıma yerleşen Aras koluyla beni dürttüğünde bakışlarımı ona çevirdim.
"Kız büyü falan mı yaptın? Bu nasıl böyle pamuk gibi oldu?" dediğinde sırıtarak kendimi gösterdim.
"Duman etkisi canım." diyerek göz kırptığımda sandalyemin hızla sağ tarafa çekilmesiyle bakışlarım Araf'a kaymıştı.
"Çok uzaktaydın." diye açıklama yapmıştı. Gözlerimi devirerek yanağına bir öpücük kondurduğumda masadakiler tezahürata başlamışlardı bile. Bu durum hoşuna gitmiş olacak ki koca adamın dudakları kıvrılırken bakışları bana döndü. Ona da göz kırptığımda kaşlarını kaldırarak gülmeye başlamıştı, işte huzur tam olarak buydu. Gülüşü cennetin anahtarı gibiydi...
Yemeklerimiz geldikten sonra hepimiz sessizleşerek yemeklere gömüldüğümüzde bakışlarım sırıtarak beni izleyen Kayra ile çakışmıştı, bu bakışı nerede görsem tanırdım, bir şey biliyordu. Göz kırparak ne olduğunu sorduğumda sırıtmaya devam ederek bakışlarını kaçırmıştı. Neyse, yakında çıkardı kokusu.
Yemeğimi bitirdikten sonra arkama yaslanırken Araf'ında bitirmiş olduğunu ve telefonuyla uğraştığını fark etmiştim. Yüzünde ki otoriter ifadesiyle telefonuna odaklıyken elimi yavaşça masanın altında ki bacağının üzerine bıraktım, işte tam zamanıydı. Demek benimle oynarsın öyle mi Araf bey, bak bakalım nasıl hissettiriyormuş.
Araf'ın bakışları bana döndüğünde yeşillerinin git gide koyulaştığını fark etmiştim, durmak yoktu. Elimi yukarı doğru çıkarmaya başladığımda bakışlarını bir saniye bile benden ayırmadan sertçe yutkunmuştu. Gittikçe kasılan çenesiyle dudaklarımda ki sırıtış büyümeye başlamıştı.
"İyi misin hayatım?" diye sordum elimi bacağında yavaşça yukarı doğru hareket ettirmeye devam ederken. Derince yutkunarak elinde ki telefonu masaya bıraktıktan sonra parıldayan bakışlarını bana çevirdi.
"Birilerinin canı daha fazla oyun istiyor." dedi yüzünü bana daha çok yaklaştırarak.
"Birilerinin canı rövanş istiyor." dediğimde elim tam malum bölgesinin üzerinde duraksamıştı. İnlemesini öksürükle saklamaya çalışarak hızla elimi tuttuğunda bakışlarımı masadakilere çevirmiştim.
"Bugün ayın kaçıydı ya?" diye soran Ahu ile bakışlarım ona döndü.
"Dokuzu." derken bir yandan da elimi hareket ettirmeye başlamıştım.
"Ne dokuzu kız onbiri bugün." diyen Buğlem ile gözlerim kocaman olmuştu. Hassiktir! Yarın Araf'ın doğum günüydü ve ben hala hediye almamıştım.
Hediye benim desen olmaz mı?
He oldu kırmızı iç çamaşırı giyerek bak bu da kurdelem diyeyim de tam olsun.
Gidip hediye almam gerekiyordu. Boynumda hissettiğim nefesle bakışlarımı hızla ona çevirdiğimde gözlerinde ki hınzır parıltılarla beni izliyordu. Parmaklarımı içeri doğru hafifçe kıvırdığımda çenesi kasılarak gözlerini kıstığında sırıtarak elimi geri çekip hızlıca ayağa kalktım. Kulaklarımı derince yutkunuşu doldururken hızla masanın etrafında dolanarak çıkışa adımladım.
"Şurada çok tatlı bir mağaza gördüm bakmazsam çatlarım. Siz devam edin ben gelirim birazdan." dedikten sonra kendimi dışarı attığımda Araf'ında arkamdan ayaklandığında duymuştum. Hızla adımlarken telefonumu çıkartıp Can'a mesaj atmaya koyuldum.
Lavinia: Can Araf'ı sakın bırakmayın. Ona sürpriz yapacağım, gelmemesi lazım. (17.48)
Can: Tamamdır yenge o iş bende ;) (17.49)
Telefonu cebime geri koyduktan sonra hızla buraya gelirken gözüme takılan hediyelik eşya satan yere adımlamaya başladım. Dükkana girerken aklım karmakarışıktır, ona ne alabilirdim ki?
Kasada ki kadına gülümsedikten sonra raflar arasında dolaşmaya başladım. Gözüm bıçaklara takıldığında adımlarımı oraya yönlendirmiş. Gördüğüm kadarıyla yanında çakı taşımayı seviyordu lakin hepsi oldukça sadeydi, belki anlamlı bir şeyler yapabilirdim.
"O çakıların üzerine istediğiniz cümleleri yazdırabilirsiniz." diyerek İngilizce konuşan kadına döndü bakışlarım, işte bu çok iyi bir haberdi. Elimi uzatarak rafta ki siyah ve kırmızı renklerden oluşan bir çakıyı elime alırsak kasaya doğru ilerledim, hızlı olmam gerekiyordu.
"Merhabalar." dedim İngilizce konuşarak. Ardından kadın gülümsedikten sonra elinde ki kâğıt ve kalemi bana uzatarak yazmamı istemişti. Ne yazacağım kesin bir şekilde belliydi zaten.
Ölüm ayırana dek...
AAD~LA
Kağıdı tekrardan kadına uzattığımda gülümseyerek bana bakmıştı.
"Türk müsünüz?" diyerek Türkçe konuştuğunda onunda Türk olduğunu anlamıştım.
"Evet efendim." dedim gülümseyerek.
"Buralarda Türk görmek pek mümkün olmuyor haliyle o yüzden şaşırdım kuzum, mazur gör. İşin beş dakika da hallolur."
"Ne demek teyzecim hiç sorun değil." dediğimde gülümseyerek omzuma vurmuştu anaç bir şekilde. Ardından ilerleyerek bir perdenin arkasına geçtiğinde bende etrafa bakınmaya devam etmiştim.
Bir süre sonra teyze elinde ki kutuyla geri döndüğünde bana uzatarak kasanın arkasına geçmişti. Ücretini ödedikten sonra selamlaşarak tam dükkanı terk etmek üzereyken rafta gördüğüm bir ayıcık gözüme takılmıştı. Bembeyaz tüyleri ve simsiyah sözleri olan küçük bir ayıcıktı bu, annesinin mektupta bahsettiği ve bana onun adıyla seslendiği ayıcığa benziyordu sanki. Son anda geri dönerek onu da aldığımda artık hazırdım, bu gece doğum gününü kutlayacaktım.
Tekrardan restorana yöneldiğimde herkesin çıkmış olduğunu ve Araf'ın kaşları çatık bir şekilde bana doğru geldiğini gördüm.
"Ne oldu hayatım?" diye sorduğumda yanına varmıştım.
"Yanına gelecektim şu puşt abuk sabuk şeyler konuşup bırakmadı beni, hadi tekrar gidelim." diyerek beni çekiştirdiğinde hızla koluna sarılarak onu durdurmuştum.
"Gerek yok sonra geliriz, ben birkaç bir şey aldım zaten." dediğimde suratı düşse de sözümü dinleyerek geri dönmüştü. Arabalara ilerlemeye başladığımızda uzaktan sırıtarak izleyen Can'a teşekkür anlamında göz kırptım. O da elini göğsüne koyarak kısaca rica etmişti.
Arabaya bindiğim de kızlar hızla hızla etrafıma doluşurken arabada yer kalmamıştı. Bakışlarım Araf'a dönerken onun arkadaki arabaya doğru adımladığında görmüştüm. Bana kırılmış mıydı? Ama niye ki?
Araba hareket etmeye başladığında şöför koltuğunda ki Deniz'e kaydı bakışlarım.
"Nereye gidiyoruz lan biz? Ayrıca erkekleri niye postaladık?" dediğimde hiçbirisi tek kelime etmemişti sadece sırıtarak karşıya bakıyorlardı. "Kime diyorum ben ya, konuşsanıza!" diyerek haykırdığımda Deniz biraz daha gaza yüklenmişti.
"Az sabret." diyerek mırıldanan Kayra'yla bakışlarım bu sefer ona dönmüştü.
"Siz bir haltlar karıştırıyorsunuz ama hadi hayırlısı." dedikten sonra arkama yaslanarak yolu izlemeye koyulmuştum. Diğer yanımda ki Buğlem de gülmemek için kendini zor tutuyordu, artık git gide sinirlenmeye başlıyordum.
Bir ormanın girişinde araba durduğunda Kayra inerek beni de kolumdan çekiştirmişti ve ben iner inmez Kayra geri bindiğinde araba hızla çalışarak gitmişti.
"Lan! Şakanın sırası mı amına koyayım." diyerek arkalarından bağırsam da çoktan gözden kaybolmuşlardı. Hava neredeyse kararmak üzereydi, hafif turuncu bir ışık etrafı sararken sinirle ormana doğru adımladım. Ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu lakin diğerlerini bulduğumda kesinlikle gökdelenin tepesinden sallandıracaktım.
Ormanın içine doğru adımlarken hava git gide soğuma başlamıştı. Derinde bir nefesi ciğerlerime çektiğimde etrafta olan toprak kokusu beni sakinleştirmeye yetmişti, her yer öyle güzeldi ki sanki gözlerinin içinde keşfe çıkmışım gibiydi.
Biraz daha ilerlediğimde ağaca bağlı olan kırmızı zarf dikkatimi çekmişti. Dala bağlı olan bir balon ve ucunda ise kırmızı bir zarf duruyordu lakin garip olan kısmı zarfın üzerinde ismimin yazmasıydı. Hızla zarfı açtığımda içinden çıkan yazının kime ait olduğunu biliyordum.
İlerlemeye devam et güzelim, kollarım seni şimdiden çok özledi.
Sadece senin Araf'ın...
Sözlerine gülümserken balon ve zarfı alarak devam ettim. Biraz daha ilerlediğimde tekrardan bir balon ve zarfla karşılaşmıştım, onu da elime alarak hızla açtım.
Kalbimin ve tüm benliğimin tek sahibi, huzurum, bu kölen kimseyi sevmediği kadar çok seviyor seni. Bil istedim ;)
Sadece senin aşkın...
Bu zarfı da elime aldıktan sonra yüzümde ki sırıtışla ilerlemeye devam ettim. Yolun sonunda ne olacaktı bilmiyordum ama bu jest kesinlikle hoşuma gitmişti. İlerlemeye devam ettiğimde koca bir boşluğun önüne çıkmıştım. Bizimkilerden herkes buradaydı lakin hepsinin arkası dönüktü. Hemen sağımda duran son balona uzanarak zarfı açtım.
Gördüğüm ilk andan beri deli divane olduğum kadın, iyi dinle beni. Şu hayatımda yaşamayı bana hatırlattın, kalbim oldun. Ölüyorken yaşam verdin, meleğim oldun. Bana aşkın en güzelini tattırdın, huzurum oldun ve iyiki de oldun. Şimdi senden bir şey daha olmanı istiyorum güzelim, ben korkar bir adamın tekiyim bu yüzden yazarak soruyorum sana. Çünkü gözlerimin içine bakarak hayır dersen ne yaparım bilemiyorum. O yüzden eğer cevabın hayır olsa hiç ses etmeden geri git, orada bir araba bekliyor olacak lakin eğer evetse bana doğru gel. Şayet benliğim varlığına hasret kaldı bile...
Bu ruhsuz adama ruh kattığın gibi hayatıma neşe kattığın gibi tüm ömrümü kendinle süsler misin?
Benimle evlenir misin Sâye'm?
Umarım kocan...
Gördüğüm yazılarla nefesim kesilirken kendimle çelişmeye başlamıştım. Birisine evlenecek kadar, ömrümü verecek kadar güveniyor muydum?
Gözlerimin önüne gelen küçük benle birkaç damla yaş yanaklarıma süzüldü. O çocuk anne ve babası gibi olmamak için nefret ederdi evlilikten, peki ya ben ister miydim? Babam gibi o da beni terk eder miydi?
Baban seni hiç sevmemişti ama o seviyor.
Doğru, beni kimse sevmemişti şu yaşıma kadar. Sonra o çıkagelmişti, olmaz dediklerimi oldurmuş asla dediklerimi gerçek yapmıştı. O bana hayat vermişti...
Yüzümde ki gülümsemem çoğalırken hızla adımlarımı ona doğru atmaya başlamış hemen ardından da koşmaya başlamıştım. Adım sesleri duymuş olacak ki bedenini bana çevirdiğinde koşarak kucağına atlayarak kollarımı sıkıca boynuna sardım.
"EVET EVET EVET!"
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonuuuu
Bu hafta bazı aksaklıklardan dolayı bölüm gecikti, çok affedersiniz.
Şimdi geçelim bölüme, nasıl buldunuz bakalım?
Arhan'ımız baya hızlı gidiyor ha ne dersiniz?
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen olur mu?
Bu arada takip etmek isterseniz TikTok hesabım: sudeee.033
Seviyorsunuzzzzz
⚖️🖤
