Merhabalar! Yeni bölüme hepiniz hoşgeldinizz, bölüme başlamadan önce bol bol oy ve yorum atmayı unutmayın!
(Sınır: 60 oy 550 yorum)
Bölüm şarkısı:
Uzak Yol - Güncel Gürsel Artıktay
🥀
"İnsan en çok, bir zamanlar güvendiği birinin yabancı oluşuna üzülür."
__________
18-10-2022
Kaşlarımı çatmış bir şekilde Aydilge'ye bakıyordum, itiraf mı edecekti?
"Çok özür dilerim Devin... Ben hain değilim! Ne olur bana yardım et!" Çaresizce başını öne eğdi,
"Neler oluyor Aydilge! Baştan anlat şunu!" Dedim sinirle, şu anda yaptığı bile oyun olabilirdi. Güvenecek değildim.
"Babam beni tehdit etti. Sevgilimle tehdit etti beni! Bak o da asker, onu öldürürüm dedi bana! Benim başka çarem yoktu Devin! Lütfen yardım et!"
Sevgilisi mi?
Sevgilisi olduğu halde, Alphan'ın peşinden koşmuş, değişik imalarda bulunmuştu.
"Madem sevgilin vardı, neden tim komutanımın peşinde koştun? Buradan hiç inandırıcı durmuyorsun." Dedim sakinlikle,
"Babam istedi! Yemin ederim babam istedi! Atilla'yla aranı iyi tutacaksın o bize lazım dedi!"
Düşünmeye başladım, ya doğruysa?
"Kanıtın var mı?"
"Y-yok, ama babamın beni tehdit ettiği bir kısmın kayıdı var." Deyip telefonu çıkardı, kayıdı başlattı,
"Kafayı mı yedin Aydilge! Ne demek bir astsubayla sevgili olmak! Sen bir savcısın! Asla ama asla yürümeyecek bu ilişki, ayrılacaksın!"
Bu Taner başsavcının sesiydi.
"Hayır baba! Ben onu seviyorum! Asla bırakmam, ya sevmek suç mu! O vatanımızı koruyan bir asker, ne bu asker nefretin!"
"Sen bana lazımsın. O yüzden o zibididen ayrıl, Şırnak'a gel. Emir büyük yerden."
"Ne emirinden bahsediyorsun baba! Sen kimden emir alıyorsun, sen kimsin baba! Ben seni tanıyamıyorum! Şu an sadece senden korkuyorum!"
"Kork, eğer dediklerimi yapmazsan o çok sevdiğin sevgilinin yeri kara toprak olur."
Uzun bir süre sessiz kalmıştı Aydilge,
"Delirmiş olmalısın. Sen böyle değildin baba! Sana bir şeyler olmuş, neden baba! Neden!"
"Gelince konuşacağız bu konuları. Ha bu arada, bir zamanlar uğruna babandan vazgeçeceğin arkadaşın Devinde burada."
Şaşkın bakışlarım Aydilge'yi buldu,
"Devin mi?" Demişti Aydilge titrek bir sesle,
"Ona sakın, ama sakın dokunma baba! Bak her şeyi yap, ona dokunma!"
Beni koruyordu.
İnanmalı mıydım tüm bu dediklerine? Uzun bir süre gözlerine baktım, analiz etmeye çalıştım. Yüzünde yalanın zerresi yoktu, ama yinede bunların hepsi bir oyundan ibaret olabilirdi.
"Yarın Şırnak'a geliyorsun, yerin hazır. Askerî lojmanda kalacaksın, emrimi ikiletme Cumhuriyet Savcısı Aydilge Karahan!"
Babasının yüksek çıkan sesinin ardından kayıt bitmişti.
Kendimi toparladım, eski halime bürünüp,
"Sana inanacağımı mı düşünüyorsun? Neden babanla olan konuşmanı kayıt ettin?" Dedim, emin olana kadar ona bu soruları sormaya devam edecektim.
Bana öyle bir baktı ki, gözlerinde gördüğüm o kırgınlık bir anlığına içimi acıttı. Acıtmamalıydı, bana kurduğu onca acımasız sözden sonra acıtmamalıydı.
"Seninle karşılaştığımız gün, hiç bir şeyden haberim yoktu Devin. O an ki mutluluğumu, seni tekrardan görmenin bana ne kadar iyi geldiğini bilemezsin. Sen benim dostumdun ya! Kardeşim yok, ama sen benim kardeşim sayılırdın Devin! Bekledim, dedim Devin anlar, Devin benim böyle biri olmadığımı biliyor dedim! İleri gittim, sana kötü davrandım, ama sen bir kere bile yanıma gelip 'neden?' Diye sormadın!"
Sonlara doğru yükselen sesiyle bende sinirlenmeye başlamıştım,
"Neredeydin lan o zaman onca yıl! Kardeşin olarak saydığın kişi neler çekti senin haberin var mı! Geçmiş karşıma birde kendini haklı çıkarmaya çalışıyorsun! Sen bir savcısın Aydilge, babana kıyamadığın için, onu kurtarabilmek için yanıma geldiysen yanlış adrestesin. Onu geberteceğim, hapishanede çürüyüp gidecek!"
Birden yükseldi,
"Evet babam benim her şeyimdi! Tek sığınağımdı! Kahramanımdı! Kabullenmesi zor, ama o bir..." gözlerini kapattı, sustu.
Babasına olan düşkünlüğünü çok iyi bilirdim. Babama olan özlemimi bilmesine rağmen öve öve bitirmezdi baba-kız anılarını. Her 'babam' dediğinde içimde ki o acı gittikçe artardı, biz dışarıdayken annesi arayıp nerede olduğunu merak edince öylece tek bir mesaj gelmeyen telefonuma bakardım. Umutla.
Ama yoktu, beni soracak, beni merak edecem kimsem yoktu.
"O bir hain!" Dedi sonunda,
"Peki sen? Burada olduğun sürece, hiç bilgi verdin mi onlara?" Diye sordum duygusuz bakışlarımı üzerinde gezdirip,
Yutkundu,
"Yapmak zorundaydım."
Yapmak zorundaydım.
Ne kadar kolaydı bunu söyleyip tüm suçlardan sıyrılmak.
"Bunu yetkili makamlara bildirip sonunuzu getireceğimi biliyorsun değil mi." Dedim bende yutkunup,
Başını öne eğdi,
"Biliyorum. En azından, sevdiğim adam yaşayacak." Dedi kısık bir sesle.
Ne yapacaktım ben?
Belirsizliğin ortasındaydım, bilgi sızdırmıştı. Hainlik yapmıştı. En başından gelseydi yanıma? Kovacak mıydım? Onu öylece ortada mı bırakacaktım?
En başından gelseydi bütün bunlar hiç başımıza gelmezdi. Biz onca görev boyunca elimiz boş dönmezdik, kimse yaralanmazdı.
"Baban, kime veriyor tüm bu bilgileri?" Diye sordum,
"Bilmiyorum, ama bir generalden bahsetti. Çok yetkili biriymiş." Dedi kararsız bir şekilde,
"Başka bildiğin ne var Aydilge, hangi bilgileri verdin onlara? Anlat! Her şeyi anlat!" Dedim sesimi yükseltip,
"Her göreve gittiğinizde haber verdim onlara. Bir keresinde harekat merkezine girip gideceğiniz bölgeyi görmüştüm, onu da söyledim. Daha sonra eğer yeni bir bilgi getirmezsem, görevde olan sevgilimin timini pusuya düşüreceklerini söylediler. Aniden harekat merkezine girdim, sende vardın içeride. Atıştık seninle, sinirim sana değildi. Korktum. Çok!" Anlatırken korkusu bakışlarından belli oluyordu.
Derin bir nefes verdim,
"Eğer en başından bana gelseydin, işler bu raddeye gelmezdi Aydilge. Bunun farkında mısın?"
"O an, sağlıklı düşünemedim ben Devin. Bak, sevdiğim adamın hayatı benim ellerimdeydi! Sen bilir misin bu hissi!"
Burukça gülümsedim, bilmez miydim.
Görünmez timide benim sorumluluğum altındaydı. Benim iş bilmemezliğimden, dikkatsizliğimden kaç eve ateş düşmüştü.
Bana hayat dersi verecek son kişi bile değildi.
"Seni gözaltı odasına almam lazım. Önlem amaçlı." Dedim yavaşça ayağa kalkıp,
Dolu gözleri camdan dışarıya baktı,
"Önce geçici olacak, sonra vatan hainliği şüphesiyle yargılanacağım. Ölene dek hapiste kalacağım, sevdiğim adam benden nefret edecek. Ama olsun, vatan sağolsun." Deyip ayağa kalktı.
Odamdan çıktığımızda bakışları yerdeydi, hiç etrafına bakmıyordu, belki utancından, belki de hayatını tehlikeye attığı askerlerimizi görmek istemediğinden.
Telefonunu alıp üzerini aradım, duygusuz bakışlarım onu kahrediyor gibiydi. Sürekli yüzüme bakıyordu beklentiyle, ama ben istemediğim sürece kimse gerçekten ne hissettiğimi anlayamazdı.
Aydilge içeriye girdikten sonra demir kapıları üzerine kapattım, bir kaç adım uzaklaştım.
"Devin!" Diye seslendi ben tam arkamı dönüğüm esnada,
"Efendim." Dedim ona bakıp,
"Sen beni affetme, nefret et. Ama benim için sen, her zaman benim kız kardeşim olarak kalacaksın."
Yıllar önce
Devin izin günündeydi, sınavları bitmiş, yaz tatiline girmişlerdi. Herkes memleketine giderken, Devin koca yatakhanede yapa yalnız kalmıştı.
Burada kimsesi yoktu, ama çok sevdiği arkadaşı, dostu Aydilge vardı. O da hukuk okuyordu.
Her izin gününde olduğu gibi, bugünde hazırlanıp onunla buluşmaya gitmişti.
Okul stresinden, yalnızlık hissinden uzak olduğu, kafasının dağıldığı tek yer Aydilge'nin yanıydı.
"Aydilge, sence bundan 8 sene sonra nerede oluruz?" Diye sordu Devin merakla,
"Sen kesin çok başarılı bir Tabip Subay olmuşsundur, hatta ben seni sık sık ziyarete geliyorumdur. Bende kesin evli, mutlu ve çocuklu olurum canikom!" Dedi Aydilge göz kırpıp,
Devin kaşlarını havaya kaldırdı,
"Evlilik, öyle mi Aydilge hanım? Düğününde nikah şahidin ben olmazsam, fena kırılırım o zaman haberin olsun!"
"Kızım sen benim kardeşimsin, senden başka kimim var? Sen olmayacaksında kim olacak?"
Tam 8 sene sonrasında, o bir hain, ben ise bir askerdim.
"Bir zamanlar, senden başka kimsem yoktu. Kız kardeşim sayılırdın Aydilge. Bak, 20 yaşında kurduğumuz o hayaller, sadece hayal olarak kaldı. Ne ben senin nikah şahidin olabildim, nede sen benim ziyaretime gelebildin. Bu arada sonradan farkettim ki, senin gibi biri asla benim kız kardeşim gibi olamazdı." Deyip arkama bile bakmadan çıktım oradan.
Hemen telefonumu çıkarıp, timi acil bir şekilde karargaha çağırdım.
Bu sürede hızla üzerime üniformamı giymiştim, toplantı odasında düşüncelerime dalmış bir şekilde bekliyordum.
Dışarıda yoğun bir yağmur vardı, üzerine birde gök gürültüleri, içimde ki kasvetli havayı daha da çoğaltıyordu.
O general kim olabilirdi?
Bulacaktım.
Kiminle bağlantıları varsa, bulacaktık.
Toplantı odasının kapısı bir hışımla açıldı, içeriye Atilla girdi.
Onunla göz göze geldiğim an, ciddi duran yüzüm yumuşadı, yerine kırgın bir Devin geldi.
Sadece onun yanında savunmasızdım.
Endişeli bakışları üzerimdeydi, hızla yanıma gelip,
"İyi misin Bige'm? Ne dedi o sana? Canını mı sıktı?" Diye sordu arka arkaya,
"İtiraf etti Atilla. Gerçekten de hain oymuş." Dedim sadece.
Daha sonra ekledim,
"Tehdit edilmiş. Ne yapacağım ben Atilla? Bu durumdan nefret ediyorum ama bir yanım ona üzülüyor gibi, babası asker olan sevgilisinin timini pusuya düşürmekle tehdit etmiş..."
sonlara doğru kısılan sesime engel olamamıştım.
Ama ne olursa olsun, hainlik yapmıştı. Bilgileri sızdırmıştı. En başından gelseydi yanımıza ne vatan haini olurdu, ne de çıktığımız görevleri ifşa ederdi.
Atilla yavaşça bir sandalye çekip oturmam için işaret verdi, bir şey demeden oturdum. Tam karşıma geçip ellerimi tuttu,
"O rölünü çok iyi oynadı Devin, sana gelseydi, anlatsaydı gerçekleri. Yardım etmez miydin? Ederdin. Ama o gelmedi, artık iş işten geçti." bakışlarımı kaçırdım,
"Bana bakar mısın güzelim, bak senin yapabileceğin hiç bir şey yoktu. En başından beri onu alttan aldın, ona kötü davranmadın. O çok ileriye gitti, ne olursa olsun, tehdit edilmiş olsa bile o sözlere ne gerek vardı Bige'm? Seni üzdü. Ve bu, benim için çok yeterli bir sebep. Şimdi güçlü ol, ama karargahdan çıktığımız anda başını göğsüme yasla, içinde tuttuğun o duyguları saklama. Bağır, çağır, ağla. Ben her zaman yanında olacağım." Dedi ellerimi daha da sıkı tutup, haklıydı.
Derin bir nefes aldım, dik oturdum.
Sevgi nedir bilmezdim, daha doğrusu ailemi kaybedene kadar bilmezdim. Birbirine delice aşık bir anne ve babanın çocuğuydum ben, sevgi dolu bir ailede doğmuştum. Küçük olmama rağmen, annemle babamın birbirine olan sevgisinin hep farkında olmuştum. Ondan sonrası yoktu, beni 'ben' olduğum için seven yoktu, hiç olmamıştı.
Sonra Atilla geldi ve tüm dengelerimi altüst etti.
Bazen korkuyordum. Atilla'nın sevgisinden değil, bunun gerçek olmasından korkuyordum. Çünkü insan bir şeyi kaybetmekten, ancak ona sahip olduğuna inandığında korkardı.
Atilla aklımdan geçenleri okumuş gibi,
"Aklında ki kötü düşünceleri sil, Bige'm." Demekle yetindi.
Tam o sırada gelen adım seslerini duyunca birbirimizden uzaklaştık, çok geçmeden kapı açıldı. Önde Kubilay olmak üzere, timin diğer kalanları da içeriye girdi. Hepsi yorgun gözüküyordu, son olarak aralarında Boran'ı görmek benim içinde sürpriz olmuştu, onu tekrardan burada görmek güzeldi.
Atilla ayağa kalktı,
"Boran'ım, hoşgeldin." Dedi ilk olarak,
Boran baş selamı verip,
"Hoşbulduk komutanım." Demişti.
Hepsi yerine oturduktan sonra merakla Atilla'ya bakıyordu, Atilla Kollarını göğüsünde birleştirip,
"Şimdi hepiniz neden izin gününüzde burada toplandığımızı merak ediyorsunuzdur." Dedi ve hepimize teker, teker baktı.
"Savcı Aydilge Karahan, hainlere bilgi sızdırdığını itiraf etti. Babasının hain olduğunuda kabul etti, göz altı odasında şimdi. Bilgileri o sızdırmış, ilk görevlerde elimiz boş dönmemizin sebebi, oymuş."
Tim şaşırmamıştı, Göktay konuyu tam olarak bilmediği için tepkisizdi.
"Abi zaten hepimiz tahmin ediyorduk o savcının bir boklar çevirdiğini! Anlamadığım, neden geldi şimdi bunu size anlattı komutanım?" Diye sordu Uras,
"Sevgilisi varmış, asker. Babası onun timini pusuya düşürmekle tehdit etmiş." Dedim kısaca, Emre gözlerini kocaman açıp,
"Vay anam vay, bu Atilla komutanımın peşinden koşmuyor muydu? Madem sevgilin var niye başkalarına yavşıyorsun!"
Uras Emre'nin kafasına bir şaplak atıp,
"Bunu sen mi söylüyorsun yavşak!"
Emre arkasına yaslanıp,
"Üstüme iyilik sağlık ya! Adımız çıkmış!" Dedikten sonra Atilla sesli bir şekilde,
"Cıvıtmayın la! Operasyonun en kritik noktasındayız, siz hâlâ ciddiyetsiz, ciddiyetsiz konuşuyorsunuz! kendinize çeki düzen verin!"
İkiside kısık bir sesle "Emredersiniz komutanım!" Deyip susmuştu.
"Albay yok, kimden yardım isteyeceğiz komutanım?" Diye sordum,
Kubilay bir şey diyecek gibi oldu, daha sonra sustu.
Ama en sonunda,
"Komutanım, Ahmet Orgeneral'e haber mi versek?" Deyince Atilla başını hızla ona doğru döndü,
"Asla Kubilay! Haber verelimde eline geçen ilk kozla bizi tamamen meslekten atsın değil mi? Kendi işimizi kendimiz halledeceğiz."
Masanın başında duran sandalyeyi çekip oturdu,
Babasıydı sanırım bahsettikleri kişi. Onun adını duyar duymaz oldukça sinirlenmişti. Babası abisinin katilini, ondan gizlemişti. Bunun nasıl bir açıklaması olurdu?
"Tümgeneral'e haber vereceğim, Başsavcıyı almamız lazım. Bahsettiği generalin kim olduğunu bulmak için en hızlı yol bu. Generali bulana kadar Aydilge burada kalsın, eğer şimdi emniyete verirsek anlarlar haini bulduğumuzu. Aydilge'nin telefonu açık kalsın, eğer arayan olursa, çaktırmadan yalanına devam etsin."
"Ya babası yanına çağırırsa komutanım?" Diye sordu Batu,
Atilla "Zaten kızını bizim içimize sokmaya çalışan kişi o, Aydilge'nin yanına gelmeyip karargahda bilgi bulmakla uğraşması onun için hiç sıkıntı olmaz." Dedikten sonra konuşmasına devam etmişti,
"Generali almamız hiç kolay olmayacak. Kurul zorluk çıkaracak, bu noktada Tümgeneralin bile gücü yetmez yardım etmeye." Dedi Atilla düşünceli bir şekilde, eğer bir generali vatan haini olmakla suçluyorsak, elimizde sağlam bir delil olmalıydı.
Bunun içinde, o başsavcıyı almamız lazımdı.
Son olarak Boran'a doğru döndü,
"Boran'ım, sen dinlenmene bak. Ailen burada, nişanlın burada, onların yanında ol."
Boran sıkıntılı bir nefes verdi,
"Sizi bunca derdin ortasında yalnız bırakmak hiç içime sinmiyor komutanım. Annem ve babam bu sabah apar topar memlekete döndü, Bahar yanımda kalacak kısa bir süreliğine. Ben iyiyim artık, yanınızda olabilirim!"
O an aklım imzaladığım o kâğıt parçasına gitti, 6 ay. Dile kolaydı.
"Personelden haber geldi mi sana Boran?" Diye sordum,
Kaşlarını çatmıştı,
"Hayır komutanım, bir şey mi oldu?" Diye sordu hemen.
"Birazdan uğra yanlarına." Demekle yetindim.
Batu onun bu hallerine oldukça üzülmüştü, arkadaşına kısa bir bakış atıp önüne döndü.
"Tim, sizlik bir şey yok. Haberiniz olsun diye çağırdık sizi, bugün izin gününüz. Biz hallederiz, isterseniz gidebilirsiniz."
Atilla'da biliyordu gitmeyeceklerini, ama yinede söylemişti bunları.
Kubilay hemen,
"Asla komutanım, anca beraber kanca beraber. Değil mi tim?" Deyip diğerlerine baktı,
Aynı anda, gür bir sesle,
"Atak, daima hazır!" Dediler.
Atilla'nın gözlerinin içi parlıyordu, bu onun eseriydi. Onun yetiştirdiği askerlerdi.
"Uras, mit şu dövüş mekanını bulmuş mu, araştırmalar nasıl gidiyor öğren. Göktay sen harekat merkezine geç, Kenan'ın ses kayıtları dinlenilmiş mi sor,"
Göktay ağzının içinde homurdanmıştı,
"Kendine gelebildiyse öğrenirim."
Sesi çok kısık çıksada anlamıştım.
"Emre ve Kubilay, siz de uzaktan takip edin bakayım başsavcıyı,"
Boran umutla bekliyordu, o da bir emir istiyordu.
"Boran, önce personele uğra. Daha sonra Batu'yu da al yanına, ilk olarak Serpil teyzeye çiçek yollayın, hâlâ hastanede. Sonra yanınıza siber güvenlik uzmanını alın, Aydilge'nin telefonuna bakın. Eğer önemli bir şey görürseniz haber verin. Anlaşıldı mı?"
Hepimiz ayağa kalktık,
"Anlaşıldı komutanım!" Dedik aynı anda,
"Çıkabilirsiniz."
Aslında hemen çıkmayacaktım, ama Uras'ı merak ettiğim için peşlerinden gitmişim. Kubilay onun hemen yanındaydı,
"Uras, bir haber var mı, ondan..." dedi kısık bir sesle, arkalarından yavaşça ilerlemeye devam ettim.
Uras duraksadı,
"Komutanım, her yerde arattım, sordum soruşturdum ama yok. Seni üzmek istemiyorum, ama Atak timi kurulduğundan beri aratıyorsunuz onu. Ölmüş olabilir mi?" Kimden bahsediyorlardı?
Bu cümle Kubilay'ı delirtmeye yetmişti,
"Sakın! Sakın bir daha bunu dile getirme Uras! Yok öyle bir şey! Yok! Yaşıyor, yaşamak zorunda..." sonlara doğru kısılmıştı sesi,
Uras destek verircesine elini Kubilay'ın omzuna koydu,
"Elimden geleni yapacağım Kubi, onu sana bulacağım tamam mı? Bana güven."
Kubilay sıkıntılı bir nefes verdikten sonra hızla ilerledi koridorda, herkes bir yana dağılmıştı.
"Uras!" Diye seslendim arkasından, hemen bana doğru döndü,
"Emredin Türkiyenin en güzel, en zeki komutanı!"
Neşeliydi sesi, böyleydi Uras. İçinde fırtınalar kopardı, ama kimseye belli etmezdi.
"İyi misin? Göktay'la bir sorun daha yaşamadınız değil mi?" Diye sordum,
"Bomba gibiyim komutanım, sağolsun Atilla komutanımda bizi evden attı maalesef. Göktay da kalmamızı emretti, sabah kapısını kırmış olabiliriz ama onun dışında bir sıkıntımız yok."
Ona 'ciddi misin?' der gibi baktım,
"Akıllanmaz mısın Uras sen! Kapısını mı kırdınız birde! Sakın bir daha böyle bir şey yapmayın, bak sakın! Bir daha kavga etmeyeceksiniz Uras! Anlaşıldı mı benim akıllanmaz kardeşim?" Son dediklerimi iğneliyici bir şekilde söylemiştim,
"Kardeşin miyim gerçekten? Bundan sonra senin himayen altındayım değil mi!" Dedi heyecanla,
"Deli! Bak bir noktadan sonra bende seni koruyamam Uras, o yüzden uyarılarımı ciddiye al. Hadi, git artık."
"Emredersiniz komutar hanım!" Deyince gülüşümü tutamamıştım, Uras kısa bir baş selamı verip fazla oyalanmadan görüş açımdan çıkmıştı.
"Demek Uras himayen altında, öyle mi üsteğmenim?"
Arkamdan duyduğum sesle, yavaş adımlarla ona doğru döndüm.
"Kusura bakmayın komutanım, her zaman askerlerimden yanayım." Dedim ciddiyetimi koruyup,
"Öyle mi? Komutanın duymasın, kırılır sonra."
Üzerinde hâlâ sivil kıyafetleri vardı, komutanım değil sevgilimdi yani şuanda.
"Kırılmaz, bana." Dedikten sonra, aklıma gelen şeyle panikle,
"Efsun'la gününüzü berbat ettim! Atilla, sen git şimdi tamam mı? Burası bana emanet, Efsun'un yanına git!" Dedim hızla,
"Saçmalama Devin, hiç bir şeyi berbat ettiğin falan yok. Bizim mesleğimiz bu, Efsun alışık buna merak etme."
'Alışıktı' kelimesi, söylemesi kolaydı. Babasından alışıktı, abilerinden alışıktı...
Sıkıntılı bir nefes verdim,
"Tümgeneralle beraber konuşalım, iznin olursa." Diye ekledim sonda,
Atilla Beni başıyla onaylaydı,
"Beraber gidelim, ben bir üniformamı giyeyim, geliyorum."
Ben "Tamam, bekliyorum seni." Dedikten sonra kısa bir süreliğine gelmesini beklemiştim.
Beraber Tümgeneral'in odasına geldiğimizde, Tümgeneralin postası olan Astsubay içeriye girip haber vermişti.
Gir emri gelince Atilla kapıyı çalıp içeriye girdi, bende hemen ardından odaya adımımı attıktan sonra yan yana durup esas duruşa geçip baş selamı verdik,
"Atilla yüzbaşı ve Devin üsteğmen, hangi rüzgar attı sizi buraya?"
Tümgeneralin sorusuna Atilla cevap verdi,
"Komutanım, haini bulduk."
Tümgeneral yerinde dikleşti,
"Oturun, bu bir emirdir."
Emrini ikiletmeden tam karşısına geçip tekli koltuklara oturduk.
"Hain kim? Nasıl öğrendiniz?"
Derin bir nefes alıp,
"Bugün sabah Savcı Aydilge Karahan benim yanıma geldi komutanım, benden yardım istedi. Tehdit edilmiş, babasının teröristlerle iş birliği yaptığını itiraf etti. Kendisini göz altı odasına aldık." Dedim.
Tümgeneral düşünceliydi,
"Neyle tehdit etmişler? Elinde kanıtları var mı?"
"Anlattığına göre, sevgilisi askermiş komutanım. Onun görev yaptığı timi pusuya düşürmekle tehdit etmişler, elinde sadece kısa bir ses kayıdı var."
Tümgeneral kısa bir süreliğine sessiz kaldı,
"Bunların başında çok daha yetkili biri var çocuklar, Atilla, hatırlarsan yaptığı bir kaç usulsüzlükten dolayı dilekçe yazmıştık. Benim bile dilekçem değerlendirmeye alınmadıysa, bu işin içinde benden kıdemli olan generaller vardır."
"Öneriniz ne komutanım? Başsavcıyı alalım mı?"
Diye sordu Atilla,
"Kimseye fark ettirmeden, emniyete haber vermeden alın onu Atilla. Sorularımıza cevap verebilecek tek kişi o. Bir de şu savcının sevgilisi kimmiş öğrenin, araştırın."
Hemen ayağa kalktık, aynı anda,
"Emredersiniz komutanım!" Dedik,
"Çok dikkatli olun, size güveniyorum Atak. Bu arada Cihangir izine ayrıldı. Bir sıkıntınız olursa çekinmeyin, yanıma gelin. Anlaşıldı mı?"
"Emredersiniz komutanım!" Dedik tekrardan, kısa bir baş selamı verdikten sonra odadan çıktık.
Koridorda yürürken Atilla bana doğru dönüp,
"Ben bir harekat merkezine bakacağım, sen şu savcının sevgilisini araştırabilir misin?" Diye sormuştu,
"Tamam, hallederim ben onu birazdan. Başsavcıyı ne zaman alıyoruz?" Diye sordum,
"Kubilay ve Emre onu bir kaç gün izlesin, takip etsin. Belki bir şeyler buluruz, son olarak elimizde ki tüm bilgileri değerlendirip ona göre bir plan yapacağım."
Başımla onayladım dediklerini,
"Ben gidiyorum. Araştırdıktan sonra raporunu odana getiririm."
"Tamam üsteğmenim, kolay gelsin."
Daha fazla oyalanmadan yanından ayrıldım, ilk işim Aydilge'nin üzerinden çıkan eşyaları koyduğum dolaba gitmek olmuştu.
Telefonunu alıp açtım, şaşırtıcı bir şekilde şifresi yoktu.
En son yaptığı aramalara baktım, çoğunluğu babasıydı.
Ama en altlarda yazan,
'Mert ❤️' yazısıyla bunun sevgilisi olduğunu anlamak zor değildi.
Bilgilerine girdiğimde soy isminide öğrenmiştim, bunu aklıma not edip hızla kendi odama geçip bilgisayarımın başına geçtim.
Sisteme giriş yapıp, ismini yazdım.
Dosyası anında açılmıştı,
Piyade Astsubay Kıdemli Üstçavuş Mert Akbulut.
Hakkâride görevliydi, komando timlerinden birinde bomba imha uzmanıydı.
Aldığı başarı ödülleriyle, iyi bir asker olduğunu anlamıştım.
Haberi var mıydı olanlardan? Aydilge'nin yaptıklarından?
Bilgilerinin bulunduğu dosyasının çıktısını alıp bir kenara koydum, bunu Atilla'ya götürecektim birazdan. Camdan dışarıya baktığımda Boran ve Batu'yu görmüştüm, Boran boynu bükük bir şekilde oturuyordu.
İçim el vermemişti, büyük bir ihtimalle öğrenmişti 6 ay boyunca operasyona çıkmayacağını.
Yağmur hâlâ yağıyordu, hemen üzerime kamuflajımın ceketini geçirip yanlarına gittim.
Arkaları bana döndük olduğu için beni fark etmemişlerdi,
"Benim için hayat bitmiştir." Demişti Boran titrek bir sesle,
"Boran! Sakın bir daha böyle bir şey dediğini duymayayım, ne demek hayat bitmiştir!"
"Batu, kardeşim sen neredeyse kalbinden vuruluyordun! Bir kaç ayda iyileşip aramıza döndün, şükürler olsun ki! Ama ben, basit bir iç kanaması! Ne demek lan 6 ay? Ne demek!"
Boran'ın sitem edercesine söylediklerinden sonra Batu'nun cevabı gecikmemişti,
"Beni anında hastaneye yetiştirmiştiniz ama! Ve kurşun, kalbime zarar vermemişti! İç kanaması ne kadar tehlikeli ve ağır bir şey senin haberin var mı? Yaşadığına şükür et!"
Boran bir hışımla ona doğru dönüp, "Şehit olmak üniformamdan uzak durmaktan iyidir." Dedi, o an beni farketmişti. Anında yerlerinden fırlayıp esas duruşa geçtiler.
"Rahat." Dedim sakin bir sesle,
"Oturun." Deyip yanlarına oturmak için hareketlendim,
"Personelle konuştun sanırım." Dedim sorarcasına, Boran başını sallayarak onayladı,
"Evet komutanım."
Arkama tamamen yaslandım,
"Boran, bak 2 yıl boyunca üniformasından uzak kalmış biri olarak, seni çok iyi anlıyorum. Bizi, silah arkadaşlarını yarı yolda bırakmış gibi hissediyorsun, sahayı özlüyorsun. Ama seni evde bekleyen bir ailen var, keşke şehit olsaydım demek çok kolay değil mi? Geride bıraktıkların ne olacak? Kimseye, acını yaşatma Boran. Şükür et, olan ve olmayan her şeye."
Boran bakışlarını yere dikmişti.
Batu "Seni o an öyle görünce aklım çıktı Boran, korktum. Seni kurtaramayacağımdan korktum. Göreve geri döndükten sonra bir daha yaralanmak yok, gerekirse hep önüne siper olurum ama sana bir şey olmasına izin vermem!" Demişti sahte bir kızgınlıkla,
"Eğer birinize bir şey olursa benden çekeceğiniz var, haberiniz olsun. Hadi asker, görev başına! Siber güvenlik uzmanına telefonu teslim edin, şifresi yok. Eğer biri ararsa hemen bana bildirin, açmazsa dikkat çeker. Hiç bir şey olmamış gibi devam etmeli." Dedim ayaklanıp, ikiside karşıma dikilip,
"Emredersiniz komutanım!" Dedi,
Gitmeden önce Boran'a doğru döndüm,
"Daha fazla sivil dolaşma, üniformanı giy."
Hemen yüzü güldü, koşar adımlarla karargaha girdiler.
Yağmurdan kaçanların aksine, yağmurda islanmayı çok severdim.
O an aklıma bir şehidimizin sözü düştü,
Yağmur islanmayana, aşk yaşamayana, savaş savaşamayanlara güzel.
Öyleydi. Savaş, savaşamayana güzeldi. Askerliğin gerçek zorluğunu, sadece meslekten olanlar bilirdi.
Daha fazla oyalanmadan geri dönmüştüm, ıslanan ceketimi çıkarıp sandalyeme astım. Atilla'nın odasına geldiğini düşünerek az önce çıktısını aldığım dosyayı elime alıp, kapısını çalmıştım.
"Gir!" Diye seslenmişti, içeriye girip kısa bir baş selamı verdim. Bir şekilde karargahda aramızda ki asker - komutan ilişkisini korumaya çalışıyordum. Ama gözlerimin, gözlerine değdiği her an bu iş daha da zorlaşıyordu.
Atilla'nın yüzünde bir tebessüm oluşmuştu,
"Hoşgeldin, güzelim, üsteğmenim." Deyince dediklerine gülmüştüm,
"Güzelim, ve üsteğmenim. Bu iki kelime, aynı cümlede pek olmadı gibi yüzbaşım?"
Bana içi gider gibi bakınca utancımdan öylece karşısında kalmıştım,
"Karşımda ki üsteğmenin güzelliği beni deli edecek bir seviyedeyse, gayette olur. Oturur musun artık, ayakta kaldın."
Yavaş hareketlerle dediğini yapıp karşısına oturdum,
"Sevgilisi Astsubay Kıdemli Üstçavuş Mert Akbulut. Hakkâride görev yapıyor, bir çok başarı ödülleri almış. İşinde iyi olduğunu belli." Dedim dosyayı ona doğru uzatıp.
Dosyayı elimden alıp dikkatle okumaya başladı,
"Kara Astsubay Meslek Yüksekokulunu birincilikle bitirmiş, Kılıç timinde görevli."
"Ne yapacağız? Haber verecek misin?" Diye sordum,
Atilla sıkıntılı bir nefes verdi,
"Daha değil, sevgilisinin hain olduğunu öğrenince yıkılacağını düşünüyorum. Önce kanıtlarımızı toplayalım, Taner başsavcıyı alalım."
"Kubilay ve Emre takipte değil mi? Hemen şimdi gidelim, alalım onu."
Aceleci davranıyordum çünkü bir an önce hainleri temizleyip ilerlemek istiyordum,
"Alacağız," kısa bir süre kolunda ki saate baktı,
"Bir kaç saat sonra benim evimde buluşalım hepimiz. Karargah'ta çok önemli operasyonlar var, toplantı odalarını meşgul etmeyelim. Ben birazdan Boran'la Batu'ya bakacağım, sende dinlen biraz. Erkenden karargaha gelmek zorunda kalmışsın."
Düşünceli hallerine karşı dudaklarım iki yana kıvrıldı,
"Sende eve geç geldin," o an aklıma gelen şeyle sahte bir kızgınlıkla,
"Birde bizimkileri evden atmışsın Alphan!" Dedim.
Atilla,
"Hemen de onları korumaya geç güzelim! Ne yapayım, küçücük ev üst üste mi kalalım!" Deyince,
"En iyisi biz taşınalım, karargaha yakın bir apartman bulalım karşılıklı. Bu sefer 4+1 olsun." Dedim gülerek,
"Ben taşınmam, ha ileride evlendikten sonra başka bir yerde kalmak istersen seninle her şeye kabulüm." Demesi benim içinde beklenmedik olmuştu, şokla ona baktığımı fark edince hastanede Serpil teyzeyle konuştuklarımızı hatırlatarak,
"O gün Serpil Teyze'yle konuşurken ciddi miydin?" Bunu sorarken umutluydu Atilla.
Bakışlarımı kaçırdım,
"Evlilik konusu mu?" Dedim yutkunup.
Benim kararsız halimi fark edince pişman olmuş gibiydi söylediklerine, kısaca,
"Evet." Demekle yetinmişti.
Derin bir nefes verdim,
"Ben onları Serpil teyzenin kafası dağılsın diye söyledim Alphan. Sevgililik konusu bile zor gelirken, evlilik..."
Devamını getiremedim, onu kırmaktan, üzmekten korkuyordum.
Bakışlarımı yere dikip,
"Bilmiyorum." Dedim.
"Benimle, bir hayat kurmak istemez misin?" Bunu derken kırılmış gibiydi, hemen başımı kaldırıp gözlerine baktım.
Panikle,
"Seninle alakası yok Alphan. Sadece...
Bunlar için çok erken, birbirimizi yeni tanıyoruz. Ne kadar zorlandığımı görmüyor musun? İçimde taşıdığım o suçluluk duygusunu anlamıyor musun?" Demiştim sonlara doğru kısılan sesime karşı gelemeden.
Atilla ayaklanıp yanıma doğru geldi, birden önümde çöküp dizlerimin üzerine birleştirdiğim ellerimi sıkıca tuttu,
"Seni en iyi ben anlıyorum, Devin. Zorlandığını görüyorum," bir an sustu,
"Belki düşündüğünden de fazla görüyorum." Gözlerini kaçırdı.
Derin bir nefes alıp,
"Sana baskı yapmak istemiyorum. Sadece geleceğimi düşündüğümde, hayal ettiğimde yanımda seni görüyorum. Sen benim ömürlük sevdamsın Bige'm..."
Başımı yana eğmiştim, buruk bir şekilde gülümsedim.
"Süslü cümleler kuramam belki, yada sana karşı olan hislerimi fazla belli edemem. Ama bir tek sana bu hallerim, bir tek senin Bige'nim. Biliyorsun değil mi?" Dedim o müptelası olduğum, uzaktan baktığımda kahverengi gibi duran, ama yakından bakınca ela olduğu belli olan gözlerine bakarak.
Ela gözlerini her gördüğümde aynı şeye takılıp kalıyordum, bir kaç yeşil nokta. Sadece yakından baktığında belli oluyordu, renginden çok o güzel bakışları etkiliyordu beni. İçinde kaybolmak gibi değildi, aksine, kendimi buluyormuşum gibiydi...
"Biliyorum, bir tek bana. Bir tek benim Bige'm..."
Odanın kapısı çalınca, Atilla "bir rahat yok!" diye şikayetlenip hemen masasının başına geçip,
"Gir!" Dedi sesli bir şekilde,
Kapı açıldıktan sonra içeriye Uras girdi, baş selamı verip kapıyı arkasından kapattı.
"Ben çıkayım artık komutanım, size kolay gelsin." Deyip Uras'ın omzuna dostça vurup odadan çıktım.
Büyük bir ihtimalle bulduğu istihbarat hakkında konuşacaktı.
Ya da başka bir konu...
Atilla'dan
Uras karşımda öylece dikiliyordu,
"Otursana Uras." Diye emrettim, hemen sözümü ikiletmeden karşıma geçip oturdu,
"Bir gelişme mi var?"
Soruma karşı sessiz kaldı, derdi bir başka gibiydi.
"Yok komutanım."
Bunları derken bakışları yerdeydi, işte o an anlamıştım konuyu.
"O zaman neden geldin?" Dedim kaşlarımı çatarak.
"Çok daha önce gelmeliydim komutanım, ama yapamadım. Korkak de, cesaretsiz de, ne dersen haklısın. Ama benimde korkularım vardı komutanım..."
Yine aynı konular, yine ve yine.
Söyledikleri beni oldukça sinirlendirmişti, yumruk yaptığım elimi masaya vurup,
"Lan sikerim senin korkularını! Neymiş lan korkun? Neymiş! Söylede bilelim! Benim, kardeşimi üzmenin nedeni hangi korkularmış!"
Karşımda utancından boynu bükük oturuyordu, bakışları hâlâ yerdeydi,
"Sen benim abim gibisin komutanım, düştüğümde sen kaldırdın, bana bir şans verip Atak timine aldın, arkamda dağ gibi durdun. Sen benim için sıradan bir komutan değildin, abimdin, ailemdin. Ben kendimi sana ihanet etmiş gibi hissettim, eğer Efsun'la olursam..." sözünü böldüm, uzun zamandır içimde tuttuklarımdı bunlar,
"Oğlum siz beni ne sanıyorsunuz! En başından beri ilişkinizden haberim vardı! Ankarada olduğumuzdan beri! Siz gerizekalı mısınız? Soy ismimiz aynı, kaldığımız ev aynı nasıl aklına gelmedi lan benim kardeşim olduğu! Her gün gözlerinizin içine baktım lan ben belki anlatırsınız diye! Ne sen, ne de Efsun bana hiç bir şey anlatmadınız!"
Sinirlenmiştim, çünkü evet her şeyden haberim vardı. Eve gelen gizli çiceklerden, günü birlik gittikleri, benim kalpten gitmek üzere olduğum o Sivas tatili, Uras'ın görevden sonra koşa koşa karargahdan çıkması. Hepsinden haberim vardı.
Uras şaşkındı, öylece bana bakıyordu.
"Sana bir şey söyleyeyim mi Uras, eğer senin yerinde bir başkası olsaydı yaşatmazdım. Kardeşim uğruna dünyayı yakarım ben, anladın mı! Ama ihanet kardeşim gibi gördüğüm Uras'tan gelince kıyamadım!" Sonlara doğru sesimi yükseltmiştim, timimde ki her bir askerimin yeri bende ayrıydı. Ama Uras hep başka olmuştu, Efsun'la olan ilişkilerini öğrendiğimde kızmak yerine mutlu olmuştum. Kardeşimin böylesine güzel kalpli ve iyi bir adamla birlikte olması beni sevindirmişti.
"Kardeşimi kaybettiğim gibi senide kaybetmek istemedim abi! Efsun'u çok seviyorum, hâlâ onu çok seviyorum ve yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum! Haksızım, hemde sonuna kadar. İzin ver kendimi telafi edeyim, lütfen abi..."
Abi diyerek damarıma basıyordu.
Dayanamazdım. Abisini kaybeden biri olarak, abimin bana yaptığı abiliği başkalarına yapmaya çalışıyordum. Çünkü benim abim başkaydı, fazla temiz kalpliydi, düşsem kaldırırdı. Okulda kavga etsem ben kavgaya karışmadan önümde belirir kendini benim için feda ederdi.
Derin bir nefes aldım,
"Ben size kızacak mıydım oğlum? Ha? Söyle, ben öyle biri miyim? Karşıma çıksaydınız yok mu diyecektim? Seni artık kardeşim gibi görmüyorum, siktir git mi diyecektim! Kardeşim seviyorsa, bana hiç laf düşmezdi! Ben seni affederim Uras, sen benim askerimsin. Ama Efsun'un yakınına bir daha yaklaşmaya tenezzül bile etme."
Başı dikti, ayağa kalktı,
"Ben Efsun'u çok seviyorum ve onun gönlünü alabilmek için elimden ne geliyorsa yapacağım komutanım."
Ne yani, bir zamanlar gösteremediği cesareti şimdi mi göstermeye çalışıyordu?
"Bak, beni ayağa kaldırtma Uras! Seni ölesiye döverim! Bir zamanlar yediğin o dayak yetmez, seni bir posta daha döverim! Anladın mı!"
"Dövün komutanım, isterseniz öldürün. Bundan sonra korkularım arkasına saklanmayacağım, kaybetmekten korkmayacağım. Sen beni artık kardeşin olarak görmesende, sen her zaman benim abim olarak kalacaksın."
Dayanamadan ayağa kalktım, bir kaç adımda yanına ulaşıp suratının ortasına yumruğumu geçirdim,
"Beni zor duruma sokma Uras! Beni, seni timden attırmak zorunda bırakma!"
Uras yediği yumruktan sonra kendine gelebilmek için gözlerini kısa bir süreliğine kapatıp açtı, hemen ardından,
"Atın komutanım, ben her şeyi göze aldım," dedi.
Sinirden burnumdan soluyordum, o an havaya kalkan yumruğumu zorlukla durdurdum.
"Operasyon biter bitmez ayrılıyorsun Atak timinden. Yersiz cesaretinin benim için hiç bir önemi yok, almak istiyorsan kardeşimin gönlünü al. Ama kardeşimin kalbinde artık sana yer yok Uras, anla bunu. O kadar günün içinde, gelip operasyonun en önemli anlarının birinde bu konuşmayı yapmanı da ayrı konuşacağız seninle! Şimdi daha fazla beni delirtmeden siktir olup git, operasyon hakkında olmadığı sürece de odama girme!"
Setçe yutkundu,
"Şimdi, beni tamamen sildiniz mi komutanım?"
Merhametli olmanın kötü yanıda buydu, nasıl silebilirdim onu? Hâlâ kardeşim gibi gördüğüm biri olarak kalacaktı, ama bunu bilmesede olurdu. Timden atma konusunuda bir anlık sinirle söylemiştim.
Sakinleşmiştim,
Derin bir nefes alıp "Silseydim şu anda burada olmazdın Uras. Bugünü hiç olmamış sayıyorum. Sende unut, ve her zaman olduğu gibi davranmaya devam et."
Söyleyecek bir şeyi yoktu, kısa bir baş selamı verdikten sonra odadan çıkmıştı.
Bende düşüncelerimle baş başa kalmıştım, biraz bekledikten sonra Kaya'nın yanına gitmek için ayağa kalktım. Konuşmaya ihtiyacım vardı.
Odasının kapısını bir kere çalıp içeriye girdim,
Anlık sinirle "Hooop!" Diye bağırmıştı, ama beni görünce sustu.
"Ne oldu aslanım? Beni mi özledin yoksa?" Dedi büyük bir keyifle.
Mimik oynatmadan karşısında oturup ayaklarımı karşımda duran sandalyeye doğru uzattım.
"Zamanı değil Kaya."
"Ne oldu lan sana? Ne bu haller?" Demişti sonunda,
"Uras yanıma geldi, neymiş artık aşkının arkasında duracakmış! Delireceğim!" Dedim sinirle,
"Obaa, baya oldu gerçi ama bunları ben gazinoda yakalamıştım la. Kavga ediyorlardı galiba."
Ona yandan bir bakış atıp,
"Efsun hâlâ seviyor bu şerefsizi. Kesin gider barışır yakında. Bir daha üzerse kardeşimi, onu doğduğuna pişman ederim. Az önce baya çıkıştım ona, timden atarım dedim, seni ölesiye döverim dedim. Geçmiş karşıma 'atın komutanım, isterseniz öldürün' diyor!"
Kaya öne doğru gelip,
"Karışma Atilla'm, demekki aklı yerine geldi. Aşk böyle bir şey, ne olursa olsun birbirinizden vazgeçemezsiniz. Efsun'uda anla, bir kere sevdin mi unutmak zor oluyor. Kardeşin yetişkin bir kadın, üstelik psikolog. Nasıl davranması gerektiğini en iyi o biliyor." Dedi.
"Biliyor, doğru. Ama aşk gözünü kör etmesin, tek isteğim bu." Demiştim sadece.
"Neyse, onu düşünme daha fazla. Senin platonik aşkın nasıl gidiyor? Anca uzaktan sev sen, kesin kızın karşısında mal mal konuşuyorsundur da sen şimdi!" Kaya konuyu değiştirip zevkle gülmeye başladı, masasının üzerinde duran kalemi ona doğru fırlattım,
"Bir yumrukta sen yeme şimdi! Sevgilim hakkında düzgün konuş!"
Sevgilim dediğimi duyunca gözlerini kocaman açtı,
"Sevgilim mi dedin sen! Oha amına koyayım! Oha!"
Ardından "Sonunda kardeşimle dörtlü date'e çıkabileceğiz, Allah'ım şükürler olsun sana yarabbim!" Deyince,
"Tek düşündüğün şey dörtlü date'e çıkmak mı kardeşim? Daha biz baş başa yemeğe gidemedik!" Dedim sitem edercesine,
"E git? Seni tutan mı var, kapı orada."
"Baaa bag hele sen, komik misin?"
"Allah'ın köylüsü! Bana bak yerine baaa bag diyor, fabrika ayarlarına geri mi döndün paşam? Seni Devin'in yanında sinirlendireyimde gerçek yüzün ortaya çıksın!"
Kaya o kadar çok zevk alıyordu ki bu konuşmadan,
"He, yap bakim onu sen ben sana sonra neler yapıyorum."
Kaya benden uzaklaşıp müthiş bir oyunculukla,
"Bak seni karıma şikayet edeceğim! Neler yapacaksın lan bana! Git kendini karına sakla! Karıcığım duy bunları, kocan elden giidiiyiiir!" Demişti.
"Allah yengeme bol sabırlar versin, sen şimdi trip falanda atıyorsundur devrem." Dedim gıcık bir ses tonuyla,
"Ne tribi ulan! Bir ilişkide kadın trip atar, naz eder, erkeğede o tribi ve nazı çekmek düşer! Bilmem anlatabildim mi?"
"He anlatabildin Kaya. Neyse, ben gidiyorum. Senin gibi boş bir insan değilim, görev Atak'ı bekler." Deyip ayağa kalkmıştım.
"Bende seni seviyorum Atilla'm, hadi kolay gelsin hayatım!"
Ona attığım bir bakışla,
Ciddileşip, "Tamam lan siktir git odamdan!" Demişti.
Bilerek odasının kapısını yarı açık bırakıp çıktım, bundan nefret ederdi. Şu anda arkamdan 'kapımı kapat' diye bağırsada duymamış gibi yapıp yoluma devam ettim.
Devin Bige Alkım
Saat beş olmuştu, Aydilge'nin yanına yemek göndertmiştim. Hainde olsa, onlara iyi şartlar altında bakmamız gerekiyordu.
Telefonu hâlâ inceleniyordu, Gökçe onların başında duracaktı.
Biz konuşmak için Atilla'nın evinde buluşacaktık.
Giyinme odasına doğru yürümeye başladım, dışarıda hâlâ yağmur atıştırıyordu. Üzerime siyah bol paça kot pantalon ve bej rengi bir boğazlı kazak giyinmişti.
Beylik tabancamı belime takıp dinlenme odasından çıktım, dışarıya adımı attığımda burnuma gelen toprak kokusuyla bir anlığına gözlerimi kapattım.
İyi gelmişti.
Yanımda ceketim de yoktu, o yüzden yağmurun altında yürüyecek, ve ıslanacaktım. Bunu dert etmezdim, aksine, severdim yağmurun altında yürümeyi. Kulaklarıma kulaklıklarımı takıp Göksel dinlemeyi, saatlerce yağmurun altında yürümeyi, severdim.
Dışarıya adımımı attığım anda yağmur damlaları yüzüme değmeye başlamıştı. Hızlı adımlarla yürümeyi düşünürken, üzerimde hissettiğim gölgeyle hızla arkamı dönmüştüm,
Atilla, elinde ki şemsiyeyi açıp bana doğru tutuyordu.
"Benim, yavrum. Hastalanacaksın, neden şemsiyesiz çıkıyorsun?"
Panikle etrafa baktım,
"Biri görecek Alphan! Fark edecekler!" Dedim bakışlarımı ondan uzak tutup, yanımızdan geçip giden askerlerin hepsi bize bakıyordu!
"Senden önemli değil. İstedikleri gibi düşünebilirler, eğer seni rahatsız ediyorsa önden git. Peşinden gelirim ben."
Masum, masum söylediklerinden sonra ona kıyamamıştım. Başka şemsiyesi yoktu ve eğer ben alıp gidersem o ıslanacaktı.
"Daha fazla dikkat çekmeden gidelim!" Dedim yürümeye başlayıp, usulca yanıma gelip şemsiyeyi benim üzerime tutmaya devam etti. Maalesef devasalığı yüzünden şemsiye sadece yüzünü koruyordu, üzeri tamamen ıslanmıştı.
"Şemsiyeyi kendine tutar mısın? Ben yağmurun altında yürümek istiyorum." Dedim şemsiyeyi tutan elin ona doğru itip, şanslıydım ki karargahdan uzaklaşmıştık ve lojmana doğru giden arka yolda yürüyorduk.
"Çok incesiniz Devin hanım, ama sevgiliniz ıslanmanızı istemiyor."
Sevgiliniz...
"Sevgilim ıslanmamı istemiyor öyle mi? Bende senin ıslanmanı istemiyorum."
Allahım sabır ver! Şu anda kendimi sevgilisiyle saçma sapan bir konu üzerinde tartışan bir ergen gibi hissediyordum!
"Neyse ki evimize geldik aşkım."
Birden Atilla'ya doğru dönünce ters bir ifadeyle,
"Ne? Sevgilim değil misin? Aşkım da derim, hayatımın anlamı da derim. Artık benim de bir sevgilim var, bırak tadını çıkarayım." Demişti, şu anda karşımda homurdanan küçük bir çocuktan farkı yoktu.
Anlamadığım bir şekilde, son dediklerine takılmıştım, şemsiyenin altından sıyrılıp apartmanın açık kapsından içeriye girdim,
"Tadını çıkarmak ha? Tadını çıkardıktan sonra hevesin gidecek yani? Öyle mi? Anladım komutanım."
Trip attığımı fark ettiğim an yüzüm ekşidi, arkamda sırıtan Atilla'yı işittiğimde ise utancım kendini belirtmişti.
"Trip mi atıyorsun sen şuanda bana?" Demişti büyük bir keyifle.
Ona bakmadan hızla merdivenlerden yukarıya çıkmıştım,
"Utandın mı sennn!" Sesini uzatarak söylediklerinden sonra ani bir şekilde ona doğru döndüm,
"Utanmadım!" Dedim hemen,
"Tamam, tamam anladık bana çok aşıksın. Utanma güzelim ya!"
Atilla kesinlikle Uras'la çok vakit geçirmişti, bu cıvıklılığının başka bir açıklaması olamazdı.
"Atilla bu sen misin? Şu anda karşımda Uras'ı görüyorum da! Ne zamandan beri mizah yapıyorsun sen?"
Uras'ın adını duyar duymaz gülen yüzü düştü,
"Uras deme lütfen bana."
Aklıma şu 'la' deme konusu geldiği için az önce dediklerini duymamıştım,
"Bu arada, yanımda lütfen kendin gibi davran Atilla. La desen ne olacak? Merak etme, bunu kaba olarak algılamam."
"Kaba bulabilirsin Bige'm. Ve askeriye dışında gayet komik biriyimdir, maalesef seninle doğru düzgün vakit geçiremediğimiz için bu yanımı bilmiyorsun. Uras'ın isminide bir süreliğine duymak istemiyorum."
Hemen kaşlarımı çattım,
"Bir şey mi oldu? Bir dakika, Uras senin odana ne için geldi!"
Atilla o sırada cebinden anahtarını çıkarmış, evin kapısını açmıştı. Burada buluşacağımız için eve gitmek yerine direkt buraya gelmeyi tercih etmiştim.
"Konuşmak için gelmiş, gerizekalı."
Umarım Uras aklıma gelen şeyi yapmamıştır. Oğlanın hiç ayarı yoktu! Konuşması gerektiği zaman konuşmaz, konuşmaması gerektiğininde de konuşuyordu!
Kapıyı arkamdan kapatıp postallarımı çıkardım, Atilla'nın postallarının hemen yanında duruyordu.
"Ne konuştunuz?" Diye sordum korkarak, Atilla sinirden gerilmişti,
"Efsun'u çok seviyorum komutanım, artık aşkımın arkasında duracağım diyor!" Dedi sanki o anı tekrardan yaşıyormuş gibi.
Umarım, Atilla'nın deli damarı tutmamıştır. Çünkü çelik bilek, gerçekten tek yumrukta bayıltırdı.
"Bir delilik yapmadın değil mi Alphan?"
Atilla oturma odasında doğru yürürüp,
"Dua etmeli ki deli yanıma denk gelmedi. Şimdi bu konuları açmayalım güzelim." Demişti.
Peşinden ilerledim,
"Uras'a ne yapsan haklısın. O yüzden bir şey söylemeyeceğim, ama tim içinde huzursuzluk olmasın."
Onun bir zamanlar bana her fırsatta hatırlattığı 'tim içinde huzursuzluk' konusunu bu sefer ben kullanmıştım.
Atilla konuyu değiştirmek için,
"Yemek sipariş edelim mi? Bizimkilerde gelsin de." Deyince daha fazla bu konu hakkında konuşmamaya karar verdim.
"Olur, bu arada tim şimdi beni burada görünce hemen yanlış anlayacak. Ben en iyisi eve gideyim, diğerleri geldikten sonra gelirim bende."
"Ne zamana kadar saklayacağız Bige'm? Eninde sonunda öğrenecekler."
Derin bir nefes aldım,
"Bana yaptıkları saygısızlıkları unutmadım Atilla. Time geldiğim ilk andan beri sürekli bir yakıştırma oldu ve bu son derecede rahatsız edici. Biz askeriz, askeriyede evlilik programı değil. Time benim yerime başka bir kadın asker gelseydi aynısını mı yapacaklardı?" Demiştim sorarcasına,
Atilla bana haklısın dercesine başını sallamıştı,
"Sana çok hak veriyorum, fazlasıyla sınırı aştılar. Sonrasında zaten onlara gereken cezayı vermiştim, bir postada sen ver sürünsünler. Şunu da ekleyeyim, time başka bir kadın asker gelseydi, gerçekten kardeşim olarak görürdüm onu. Seni sırf tugayda ki tek kadın subay olduğunun için değil, o köye yardıma gittiğimizde çocuklara olan merhametinden, yolun ortasında o küçük çocuğu yaşatmaya çalışırken ki çabandan, cesurluğundan sevdim. Aklına başka düşünceler gelmesin."
Gözlerimin gözlerine değdiği an içimde bir şey kıpır, kıpır oluyordu. Her bir kelimesi, her bir sözü beni büyülüyordu.
Birden çalan zille elim ayağım birbirine dolaşmıştı,
"Atilla uzaklaş! Yada kapıyı aç sen! Ben uzaktayım, hadi!"
Atilla bu halime gülüp kapıyı açmaya gitmişti, anlaşmış gibi hepsi bir arada gelmişti. Kubilay en öndeydi,
"Evim evim, güzel evim!" Dedi içeriye girip, Atilla'nın 2 metre ötesinde durduğum için son anda beni fark edip baş selamı vermişti,
Emre arkasından içeriye girip,
"Vayyy Atarlı güzel komutanımız! Her gün olduğu gibi bugünde mükemmelsiniz!" Demişti her zaman ki enerjikliliğile,
"Bu arada komutanım, eve tek tek değil, hepiniz bir arada gelin kuralınız yüzünden kaç saat Boran ve Batu'yu bekledik! Please change!"
Kubilay onu kolundan çekerek içeriye doğru sürükleyince susmak zorunda kalmıştı.
Göktay'ın boyundan dolayı Uras'ı tam olarak göremiyordum, Göktay kısa bir selam verip içeriye geçti, o an Uras'ın yüzünü görünce istemsizce yüzümü buruşturdum. Sağ gözü mosmordu, üstelik şişmişti. Bakışlarını yere dikmişti,
Atilla ona yandan bir bakış atıp gönülsüz bir şekilde,
"Hoşgeldin." Dedi.
Uras bir anlığına ona doğru dönüp,
"Hoşbulduk abi." Deyip içeriye geçmişti.
Atilla 'abi' kelimesini duyunca sabır çekercesine başını havaya kaldırmıştı.
Son olarak Boran ve Batu'da gelince hepiniz L şeklinde olan kanepenin bir kenarına oturduk, aramıza sığmayan Göktay ve Uras yemek masasının sandalyesini alıp yanımıza geçmişti.
Emre arkasına yaslanıp,
"Batu'm, bir çay demlesende içsek." Der demez Batu ayağa kalkmıştı, buna karşı çıkmak için,
"Otur Batu, hep sen yapıyorsun zaten. Kalk sen demle Emre!" Dedim. Sırf timin küçüğü diye ona yaptırıp duruyorlardı, çocuk hizmetçimiz değildi. Kalkıp kendi yapsaydı Emre.
Emre "Şimdi şöyle komutanım, ben çay tarifi bilmiyorum." Deyip güldü.
Göktay ona ters, ters bakıp,
"Lan mal, çayın tarifi mi olur gerizekalı? Çay demlicen çay, yemek yapmayacan." Demişti.
Uras sessizliğini bozdu,
"Ara iclal şefi, versin sana tarifini."
Emre hızla ayağa kalktı,
"Helal lan sana! Onu aramak için bahanem oldu, gerçi numarası da yok ama Instagramdan ararım." Koşar adımlarla mutfağa gitmişti.
Kimse Uras'ın gözünü sorgulamamıştı, büyük bir ihtimalle haberleri vardı.
Uras mahçup gibiydi, ama yinede konuşmalara dahil olmuştu. Yani bu konuyu time yansıtmıyordu, olması gerektiği gibi.
Sonunda asıl toplanma sebebimize gelmiştik,
"Kubilay, takip ettiniz mi başsavcıyı?" Diye sordu Atilla.
Kubilay başını 'evet' anlamında salladı,
"Evet komutanım, sabah beklediğimiz saatte girdi adliyeye. Üç tane duruşması vardı, ihraç edilen bir kaç askerin duruşmasıydı bu. Hepsinin ihraç iptaline red verdi, dosyaları araştırdık, fikrimizce ihraç kararı yanlış. Üstelik bunu ilk davalarında yaptı, elinde ki kanıtlar yetersiz olsada öyle kilit sorular sordu ki ihraç edilen askerlere, onları haksız konuma düşürdü."
"İhraç edilen askerlerin ismini bir kenara yazın, hainleri topladıktan sonra görevlerinin iadesi için başvuralım yargıtaya."
"Emredersiniz komutanım." Demişti Kubilay.
Batu merakla,
"Komutanım, adamı ne zaman alacağız?" Diye sorunca,
"Taner'i aldığımız andan itibaren, yokluğu fark edilmeden bahsedilen generali bulmamız lazım. En az iki güne ihtiyacımız var." Dedim sonunda.
Uras yerinde dikleşti,
"Komutanım, araştırdığım kadarıyla yarın sadece bir davası var. Bir sonra ki günde olan davalarda tarafların davadan çekilmesini sağlayabilirim. Yarın o davadan sonra onu alırsak, sorgulamak için tüm bir günümüz olur. Bir sonraki günde elimizde ki delilleri toplayıp Yüce Divan'a göndeririz."
Yüce divan, üst düzey devlet görevlilerilerinin yargılandığı özel bir yüksek mahkemeydi.
Atilla dediklerini mantıklı bulmuş olacakki,
"Dediğin gibi yapalım. Bana davaların ayrıntılı bilgilerini yolla, yarın sabah erkenden karargahta buluşalım. Nasıl bir plan yapacağımızı düşüneceğim. İki gün sonra, hainleri temizlemiş olacağız. Anlaşıldı mı Atak!" Demişti, hepimiz aynı anda,
"Anlaşıldı komutanım." Dedikten sonra konu dağılmıştı.
Emre mutfakta olsada dediklerimizi dinlemiş, sonunda çayıda demlemişti.
Kendinden emin bir şekilde sallana sallana oturma odasına girdi,
"Canım İclal şefim, telefonu açtı, 'bu kadarda olmaz Emre bey, çayın tarifi mi olur? Açın chatgpt'yi, ona sorun.' Deyip yüzüme kapattı. Hemen ardından beni engelledi! Hayatımda ilk kez engel yedim, bu gözler daha neler görecekti!"
Uras yavaşça ayağa kalktı, Emre'nin tam karşısında durdu. Hepimiz pür dikkat onu izliyorduk, tam o anda, Uras öyle bir gülmeye başlamıştı ki, bu noktada Emre'nin yaşadıklarına değil, Uras'ın gülme şekline gülmeye başlamıştık.
Boran başını öne eğmiş bir şekilde gülüyordu, Batu arkasını dönmüştü, Göktay ilk kez kahkaha atıyordu, Kubilay'ın gözleri tamamen yok olmuştu gülünce.
O an benim gözlerim sadece birinin gülüşünde takılmıştı.
Atilla başını öne eğip sağa sola yavaşça sallayıp gülmüştü.
Bakışları beni bulduğu an gözlerimi üzerinden çektim,
Emre eline bir yastık alıp Uras'a vurmaya başladı,
"Dalga geçmesene lan! Senin cibilliyetini severim!"
Uras gülmeye devam ediyordu,
Kendini korumaya çalışırken bir yandanda Göktay'dan yardım dileniyordu,
"Göktay, şu bombayı imha et!"
Göktay ona yandan bakıp,
"Bu bomba patlasada olur." Demekle yetinmişti.
Atilla bu sefer hiç müdahale etmemişti, alışkındı bu hallerine, ama yinede Uras'a olan sinirinden kızar sanmıştım ama bir şey dememişti.
Kubilay bana doğru dönüp,
"Komutanım, biz normalde her akşam Atilla komutanımın evinde buluşuyorduk. Çoğunlukla herkes kendi halinde oluyor, bu ikisi kavga eder, Atilla komutanım bitmeyen boksörlük anılarını anlatır, Boran 'ben ne zaman evleneceğim' der, Batu'da garibim yaylayı özledimden başka bir şey demez." Diye açıklama yapmıştı.
Yani ben gelmeden önceydi sanırım bütün bunlar.
Atilla yanında oturan Kubilay'ın omzuna hafifçe vurup,
"Kubilay, benim bitmeyen boksörlük anılarımdan şikayetçisin galiba? İstersen taşınabilirsin evimden, bende biraz kafa dinlerim." Dedi.
"Aşk olsun komutanım, hepimiz bayılıyoruz sizin boksörlük anılarınızı dinlemeye. Hem ben seninle mutluyum Atilla yüzbaşım, asla taşınmam buradan."
Kubilay böyle giderse evden kovulacaktı, artık o da soluğu Göktayda alırdı.
Emre ve Uras kavgalarına ara vermişti, ellerinde yastıklarla bize doğru dönüp,
"Doğruyu söyle Kubi, Atilla komutanıma aşıksın değil mi?" Deyince kaşlarım havaya kalktı,
Atilla bana kısa bir bakış attıktan sonra sinirle ellerinde yastıkla duran ikiliye dönüp,
"La bak yine saçmalamaya başladınız siz! Gidin yemek falan alıp gelin bize! Boş beyinliler sizi!" Dedi.
İkiside yan yana durup,
"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!" Diye bağırdıktan hemen sonra ellerinde ki yastıkların birini Göktay'a birini de Batu'ya atıp koşar adımlarla kapıya doğru gittiler.
"Ulan Uras!" Diye bağırdı Göktay sinirle, ama ikiside çoktan evden çıkmıştı.
Onları boş verip,
"Bahar'ıda çağırsana Boran, kız yalnız kalmasın evde." Dedim.
Boran aydınlanmış gibi,
"Ben nişanlımı neden evde yalnız bıraktım! Hemen geliyorum!" Deyip ayağa kalkmıştı,
"Ben bir hayatımın anlamını alıp geliyorum komutanım." Atilla'ya dediklerinden hemen sonra o da evden çıkmıştı.
Kısa bir süre sonra grubumuza gelen mesajla hepimiz telefonlarımıza daldık,
Atak timi
Uras: Kim ne yemek istiyor? Sormayı unutmuşuz kusurumuza bakmayın canlar.
Devin: Çiğköfte.
Yazmıştım sadece, canım tam şuanda çiğköfte çekmişti.
Göktay büyük bir keyifle,
Adana kebap, iki porsiyon olsun.
Yazmıştı.
Uras: Allah'ın Adanalısı! Parasını yolla alayım! İki porsiyon ne, ayı!
Boran: bana bir tane lahmacun, nişanlıma da ekmek arası köfte komutanım.
Batu: bana da mercimek çorbası ve lahmacun.
Kubilay: bana bir tane smashburger, yanına patates.
Emre: Ama oha yani! Oha, lan Şırnakta sana smashburgeri nerden bulayım! Annenin karnında smashburger mı gördün Kubi! Neden hepiniz farklı yerlerden yemek istiyorsunuz? Aynı yemekleri seçin.
Anlaşılan Emre ve Uras yemekleri almaya gittiklerine pişman olmuştu, son sözü Atilla söyledi,
Atilla: Bana da bir çiğköfte dürüm al. Ve o ünlemleri azalt, Emre. Herkesin istediğini alıp gelin.
Uras: Çiğköfte ayran, ben size hayran komutanlarım. İban numaramı birazdan atacağım, destek olmak isteyen olursa parasını esirgemesin lütfen.
Tabikide kimse ibanına para atmamıştı.
Boran çok sürmeden nişanlısıyla beraber gelmişti, yanlarında okey getirdikleri için Kubilay, Atilla ikilisi Batu ve Boran'a karşı oynamaya başlamıştı yemekler gelene kadar.
Uras ve Emre, yaklaşık 1,5 saatin ardından, bitmiş bir şekilde karşımızda belirince hepimiz büyük bir keyifle yemeklerimizi ellerinden alıp yemeye başlamıştık. Onlar hâlâ soluklanıyordu.
Uras, Adana kebabının tadını çıkaran Göktay'a yandan bir bakış atıp,
"Hayvan herif. Üç kişinin yiyeceği yemeği yiyor. Patlican Göt, pardon Göktay!" Demişti.
Göktay gıcık bir ifadeyle "Sana şimdi bir patlarım Uras, seni kurtaracak bomba imha uzmanı bulamazsın." Deyince Uras memnuniyetsiz bir bakış atıp önüne dönmüştü.
Bahar ve Boran çok tatlıydı, masanın en uç tarafında oturup bir konu hakkında konuşuyorlardı. Batu, Emre'nin överek anlattığı çay demleme hikayesini bıkmadan dinliyordu. Kubilay yemeğine odaklanmıştı, tabikide ona düz normal bir hamburger alınmıştı. Ben ise çiğköftemden mutluydum, Atilla da öyle.
Atilla kısık bir sesle,
"Çiğköfte sever misiniz üsteğmenim?" Diye sordu,
Gözlerine bakarak,
"Çok." Dedim iç çekip, kesinlikle çiğköftem hakkında konuşuyordum!
Atilla'nın yutkunduğunu fark ettim, hemen bakışlarımızı birbirimizden çektik. Kimseye fark ettirmeyelim diyen ben değilmişim gibi, gözlerinin bakarak iç çekmiştim!
Yediklerimizi toplayıp, Emre'nin demlediği, saatlerce kaynayan çayı doldurup oturana kadar bakışlarımı Atilla'dan uzak tuttum.
Emre çayından büyük bir yudum aldı,
"Lan varya, enfes olmuş! Elimden de her iş geliyor yemin ederim. Ulan Emre, hem yakışıklısın, hem hamaratsın. Sen nesin be!"
Kendini övüp duruyordu, iyiki bir çay demlemişti.
Göktay iç sesimizi sesli bir şekilde dillendirip,
"Adama bak, bir çay demledi diye şekilden şekile girdi. Şizofren misin kardeşim?" Deyince Emre'den cevap gecikmedi,
Sesini inceleltip,
"Abi siz o fren misin?" Dedikten hemen sonra kendine cevap veriyormuş gibi düz bir sesle,
"Evet siz o frenim kardeşim! Hem sanane lan, istediğin gibi överim kendimi! Oh mis gibi çay demlemişim!" Demişti.
Göktay hemen elinde ki çayı masaya koyup Atilla'ya doğru döndü,
"Komutanım, kurbanınız olayım şunları benim başımdan alın. Geldiler evime çöktüler komutanım, el insaf!" Öyle bir çaresiz çıkmıştı ki sesi, bu haline gülmeden edememiştim,
Atilla gülüp büyük bir keyifle,
"Maalesef Göktay, sana bol sabır diliyorum. Kardeş kardeş geçinin beraber." Demişti çayını yudumlayıp.
Uras sinsice gülmeye başlamıştı,
"Pşşt, sana ev hediyesi aldık Göktay." Arkasından siyah bir hediye paketi çıkarıp Göktay'a doğru uzattı.
"Yine ne saçmalıklar peşindesin Uras."
"Açsana lan! Buna bir sürü para harcadım, o yüzden parasını çıkartmak için evinde bulunan bir adet bardağı kıracağım!"
Göktay, Uras'ın elinde ki paketi bir hışımla alıp açmaya başlamıştı. Bunun, bana aldıkları gibi üzerinde özel yazılı bir kupa olduğunu anlamam uzun sürmemişti.
Göktay kaşlarını çattı,
"Bu ne lan."
Dikkatle üzerinde ki yazıyı okuyordu,
Uras sahte bir gülüş sergileyip,
"Timde herkesin özel bardağı var, al bu da senin bombacı Göktay." Demişti bardağı gösterip.
Göktay bardağı çevirince üzerinde ki yazıyı okudum,
Bomba olup patlayasım geldiiğğ
Emre, Uras'ın omuzuna vurup,
"Senin yapacağın işe sıçayım Uras! Daha komik bir yazı bulabilirdik!" Diye sinirlenmişti,
"Aklıma gelen ilk yazıyı yazdırdım işte, çok biliyorsun sen!"
Bir anlığına konudan uzaklaştım, sesleri gittikçe kısıldı, çünkü zihnimdekiler etrafımda ki sesleri susturmuştu.
Eğer bundan 1 yıl önce birisi yanıma gelip mesleğime geri döneceğimi, timimle aile gibi olacağımı söyleseydi o kişiyi umursamadan yürüyüp giderdim.
Çünkü olanlar benim için o kadar gerçekten uzaktı ki, her bir gülüşüm bana batarken yanlarında kaç kere kahkaha atmıştım bilmiyordum. Uzun bir süre tekrardan kalabalık bir ortamda bulunmak, bazen farklı gelsede alışıyordum.
Daha doğrusu, alışmıştım.
Yapmam dediğim ne varsa yapmıştım, alışmam demiştim, alışmıştım. Sevmem demiştim, sevmiştim.
Hayatta öğrendiğim en önemli şey, asla büyük konuşmamak olmuştu.
-Görünmez timini unutmam sanmıştım, unutmuştum.-
-
-15. BÖLÜM SONU-
Bir bölümün daha sonuna geldik, bölümü nasıl buldunuz?
Sorularınız varsa her zaman sorabilirsiniz!❤️
Teorilerinizi alayım 👉🏼
-❤️🩹