Merhabalarr, Özel bölüme hepiniz hoşgeldiniz!! İyi okumalar❤️
Bölüm şarkısı:
Ateşle Barut - Sertab Erener
🥀
"En çok kaçtığın şey, bazen varacağın yerdir."
__________
Göktay oldukça durgundu, az önce Uras'la birlikte cezalarını çekip dağılmışlardı.
Anlamıyordu, Uras ona neden bu kadar düşmandı?
Göktay, onun iyiliği için çabalarken Uras tarafından hep yanlış anlaşılmıştı.
Onlar zengindi, Göktay'ın ise ailesinin durumu pekte iyi değildi. Annesi izin vermezdi Uras'ın Göktay'la görüşmesini, oğlunun vizyonlu, kendi dengi olan arkadaş çevresinin olmasını istiyordu.
Uras dinlememişti ailesini, annesi kızsada, Göktay'ı kardeşi saymıştı. Dostu, yoldaşı, dert ortağıydı o. Askeri okulu kazanıp aralarına rekabet girene kadardı bu dostlukları.
Uras, çok başarılıydı. Akıllıydı, Göktay ise tam tersine, sınavları şansa geçerdi, hep son güne bırakırdı ders çalışmayı.
Fakat konu savaş alanına gelince, Göktay açık ara fark atıyordu.
Neden düşman olduklarını sorarsanız, asıl mesele rekabet değildi. Düşmanlığı başlatan mesele, Uras için asla bu değildi. Evet aralarına kırgınlıklar girmişti, ama onlar tüm askeri okul yılları boyunca birbirinden sorumluydu. Baddie'ydi onlar. Dost olmasalarda, birbirilerinden sorumlu oldukları için bir çok kez yan yana gelmek zorunda kalmışlardı.
Düşmanlık ne zaman başladı diye sorarsanız, o günü hem Uras, hemde Göktay sonsuza dek kafalarından silmek isterdi...
-
Göktay Ökmen
Düşüncelerimi bir kenara bıraktım, oldukça yorgundum. Görevden sonra birde saatlerce koşmak zorunda kalmıştım, dizlerimin dermanı yoktu.
Tam yatağıma yatacakken, telefonum çaldı.
Bu saatte kim arıyordu!
Masamın üzerine duran telefonumu aldığımda Kutay'ın aradığını fark ettim.
Kutay, benim bu hayatta sahip olduğum tek gerçek dostumdu. Hatta, dostumdan öte kardeşimdi.
Ama şerefsiz sürekli arayıp duruyordu.
"Ne var lan yine?" Dedim telefonu açıp, daha dün konuşmuştuk göreve gitmeden önce.
"Oğlum bir kerede şu telefonu düzgün aç lan!" Dedi büyük bir ciddiyetle.
"Görevden yeni döndüm gerizekalı! Zaten bugün o kadar olay yaşadım birde sen başlama Allah aşkına!" Dedim yatağıma uzanıp.
"Kim üzmüş benim kardeşimi? Söylede sikeyim belasını!"
Keşke dedim içimden,
"Boşver, önemli değil. Sen ne için aradın onu söyle, boş konuşmak için aradıysan küfürü basacağımda." Dedim ineğliyici bir tavırla,
"Sana çok güzel bir haberim var, bundan sonra boş konuşmalarıma hep maruz kalacaksın çünkü görev yerim değişti. Yanına geliyorum, bekle beni hayatım!"
Hemen yerimde dikleştim,
"Vallaha mı lan!" Şaşırmıştım, çünkü Kutay Helikopter pilotuydu. Daha doğrusu pilotaj eğitimini yeni bitirmişti, çoğunlukla Kara havacı üslerinde uçmuştu eğitimi boyunca. Birden Şırnak'a gelmesi benim için oldukça şaşırtıcıydı.
"He valla, Şırnak 6. Komando Tugayı. Bundan sonra sizi ben uçuracağım, hazırlıklı olun!"
"Aslan kardeşim benim! Bu arada, eğitim bitti ama sen hala teğmensin. Ne zaman geliyor lan ikinci yıldız?" Dedim merakla, üsteğmen rütbesini çoktan alması gerekiyordu.
"İkinci yıldız is in on the way kardeşim, Şırnak'a geldikten bir kaç ay sonra takdim edecekler rütbemi. Şimdilik bir yıldızımla ben gayet mutluyuz."
"Umarım geldiğinde evime çökmezsin Kutay." Dedim içtenlikle,
"Kendime ev bulana kadar, maalesef evine çökeceğim Göktay. Daha senin şu sahte karınla tanışacağım, acayip zevklendim lan!" Sesi oldukça mutlu geliyordu, hemen,
"Lan bak anlattığıma pişman etme beni! Ne karısı! Çocuk lan o! Yeni mezun ergenin teki!"
Dedim kızarak. Şimdi bunun dilinden asla kurtulamazdım.
"Vallaha eğer doğru hatırlıyorsam, güzel kız demiştin be Göktay. Seni tanıyorsam, sırf kendini kandırmak için sayıyorsun tüm bu lafları. Neyse ben bir geleyimde, sizi yapacağım. Evlende gör gününü."
Mal herif beni çok ama çok iyi tanıyordu, belli edecek değildim.
"Boş konuştun. Seni alacak kişiye Allah'ım bol sabırlar versin. Çok konuşuyorsun, bok konuşuyorsun. Zaten yorgunluktan geberecem şimdi, lafı dolandırmadan ne zaman geleceğini söyle sonra kapat şu telefonu!" Dedim sesimi yükseltip,
"Bir kaç güne gelirim, şehiri gezeyim biraz. 2 hafta sonra başlayacağım göre-"
Lafını bitirmesini beklemeden telefonu kapatıp bir kenara fırlattım.
Buraya gelmesine çok sevinmiştim, en azından artık yalnız değildim.
Timde kendimi yabancı gibi hissediyordum, daha doğrusu zaten yabancıydım.
Bir önceki görev yerimi çok severdim, mesleğimin en başından beri orada görev yapmıştım. Yıllarca aynı kişilerle sırt sırta savaşmıştım, onları geride bırakıp buraya gelmek benim içinde oldukça zor olmuştu.
Gerçi benim hatamdı. Neredeyse bok yoluna geberiyordum. Üzerinde çalıştığım bir düzenek vardı, projesini askeri okulun ilk yıllarında hazırlamıştım. Zamanla onu geliştirip, bir bütün haline getirmiştim. Timimle bir tatbikata katılınca bunu fırsat bilip düzeneğimi denemek istedim, kendi kurduğum düzeneği patlamasına 1 saniye kala durdurunca amirlerimden oldukça laf işitmiştim.
Sonrasında tatbikata gelen amerikan askerler projeme çökmek istemişti, buna müsade edecek değildim. Adanalıyız, Allah'ın adamıyız gerçekten. Askerlerle dövüşüp tatbikatı batırınca ceza olarak beni buraya yollamışlardı.
En azından ben ve projem şimdilik güvendeydik. Bundan sonra bu düzeneği geliştirmek için herhangi bir efor sarf etmeyecektim. Süs niyetine duruyordu salonumun ortasında.
Gözlerimi zor açıyordum, tam düşüncelerimi bir kenara bırakıp uykuya dalacakken kapıma sert bir şekilde yumruk atıldı.
O kadar yorgundum ki, bunu umursamayıp yatacaktım.
Ama bu sefer, kapıma zorla sokulan anahtar sesini duyunca kalkmak zorunda kalmıştım.
"Bırakın dinleneyim amına koyayım!" Dedim bir yandan da gözlerimi ovuşturup.
Söylene, söylene kapıma doğru gidip bir hışımla açtım,
"Ne var kardeş-"
Kapıyı açmamla, Gökçe'yle burun buruna gelmemiz bir olmuştu, hemen kaşlarımı çatıp bir adım geriye gittim,
"Gökçe senin ne işin var burda!" Dedim sinirle, bakışlarım üzerinde gezindi. Üstünde oldukça kısa bir elbise vardı, burnuma değen alkol kokusuyla yüzümü buruşturdum. Bu kız mesai sonrasında koşa koşa partilemeye mi gitmişti?
"Burasıı beniimm evim!" Dedi sesli bir şekilde.
Çok güzel. Sarhoştu.
"Hayır burası benim evim, senin evin üst katta." Deyip kapıyı kapatacakken tuttu,
"Hem evime çöküyorsun, hemde kapıyı yüzüme kapatıyorsuun! Olmadı be yakışıklı komutan!" Dudaklarını büzüp üstüme doğru yürümeye başladı,
"Gökçe! Kendine gelsene kızım! Ne yapıyorsun!" Dedim sesimi yükselterek,
Birden olduğu yerde öylece durdu, ağlamaya başladı. Bu benide şaşırtmıştı, niye ağlıyordu şimdi? Hemde burnunu çeke çeke!
Olduğu yerde dikleşip,
"İyi tamam be! Merhametsiz!" Deyip arkasını dönünce dayanamadım,
"Dur! Sana kahve yapayım. Sarhoşsun! Yarın mesaiye asla gidemezsin bu şekilde!"
Saat olmuştu gecenin bir yarısı, sabahın erken saatinde kalkıp birde işe gidecekti!
Bana doğru dönüp,
"Gerçekten mi?" Deyince, başımı onaylarcasına salladım.
Başıma ağrılar girmişti yorgunluktan, üstüne birde migrenim tutunca ağrısı çok fenaydı. Ama ilk önce Gökçe'yi ayıltmam lazımdı.
İçeriye girip topuklu ayakkabılarını çıkarmaya çalışırken dengesini kaybetti, hemen kolundan tuttum düşmemesi için. Derin sabırlar çekiyordum!
Gözlerini üzerime dikip,
"Bu haline bile çok yakışıklısın..." deyince başıma nasıl bir bela aldığımın farkına varmıştım.
"Sabah bu dediklerine çok pişman olacaksın. Geç şuraya otur hadi." Dedim kolunu fazla sıkı tutmadan içeriye doğru yönlendirip.
"Asla pişman olmam biliyor musun, Göktay." Parmakları kolumda gezince hemen geri çekildim,
"Kızım rahat dursana! Tövbe, tövbe! Bak sarhoşluğuna veriyorum, yoksa bu saygısızlığı asla kabul etmezdim!" Dedim yüzüne doğru,
"Ne! Senden hoşlanmak suç muu! Suçsa, tutukla beni komutanım!" Kollarını bana doğru uzatınca derin bir nefes alıp mutfağa geçtim.
Kendime bile kahve yapmamıştım tüm hayatım boyunca, şu anda gecenin bir yarısında bana kahve yaptıran hayat Allah bilir daha bana neler yaptırırdı.
Hızla bir kahve yapıp önüne koydum. Koltuğa oturup ayak ayak üstüne atmıştı. Kendi evi gibi takılıyordu hanımefendi.
Uzun bir süre kahve fincanına baktı,
"Ben kahve sevmem. Bana Matcha yap." Duyduğum şeyle kaşlarımı çattım,
"Ne, ne? Maç mı?" Dedim sorarcasına, daha neler duyacaktım!
Yüzüme bakıp sesli bir şekilde güldü,
"Maç değil! Matcha şapşal!" Demişti.
Matcha neydi lan?
"Matcha mı her ne boksa, bende yok. İç kahveni, git evine." Dedim bıkkın bir sesle.
Elimle başımı ovup duruyordum, bir an önce uyumam gerekiyordu.
Gökçe'nin bakışları başımı ovuşturduğum ellerime değdi, yavaşça ayağa kalktı. Zaten kısa olan eteği yukarıya çıkınca hemen bakışlarımı üzerinden çektim.
"Başın mı ağrıyor? Masaj yapayım?" Dedi tam yanı başımda bitip,
"Aman diyeyim, Gökçe sen lütfen artık şu kahveyi iç ve benden uzak dur yoksa hiç iyi şeyler yaşanmayacak bugün!"
"İnatçııı, küstaah, merhametsiiz, oduun vee kendini beğenmiş adamın tekisin sen!" Dedi bana yandan bir bakış atıp.
Geri yerine oturup kahve bardağını eline aldı, bir yudum içtikten sonra yüzünü buruşturdu,
"Ne koydun bunun içine? Zehirleyecek misin yoksa beni?"
"Evet Gökçe. İşim gücüm yok, seni zehirlemek için bu zamanı bekledim. Görevden yeni geldiğimi, ne kadar yorulduğumu biliyorsun değil mi astsubayım?" Dedim ciddi bir sesle.
O da hemen ciddileşmişti,
"Ya ben özür dilerim yaa. Ama bombayı durdurken çok korktum sana bir şey olacak diyee! Kendine dikkat et Göktay!"
Ciddi misin dercesine yüzüne öylece baktım,
Hemen önüne dönüp kahveden bir yudum daha aldı.
"Koltuğun rahatmıış. Ben bugün burada yatacağım." Deyip arkasında yaslanınca,
"Yarın sabah görev başına bu şekilde gelirsen meslek hayatının son günü olur. Şimdi kendine gel, ve evine git Gökçe." Dedim artık bezmiş bir şekilde,
Yine dudaklarını büzdü,
"Ya tamam. Gidiyorum." Deyip ayağa kalktı, ama sersemledi, ani bir şekilde onu kolundan tutunca başını bana doğru yasladı.
"Çooook uykum var..."
"Sen laftan anlamıyorsun anlaşılan." Deyip onu tek hamlede kucağıma aldım, ağzından bir çığlık kaçı,
"Ne yapıyorsun be!"
"Seni evine götürüyorum. Anahtarın nerede?" Diye sordum kapıya doğru ilerleyip,
"Gitmeyeceğim! Seninle kalıcam!" Dedi kolunu boynuma sarıp,
"Düzgün dursana Gökçe! Ne yapıyorsun!"
Çantasını girişte duran dolabımın kulpuna asmıştı, onu hemen alıp evden çıktım, üst kata doğru ilerledim.
Dizlerimin dermanı yoktu demiştim değil mi?
Öyleydi! Ama gece gece rahatsız edildiğim için birde merdiven çıkacaktım!
Tam Gökçe'nin evinin önüne geldiğimizde karşı binanın kapısı açıldı, içeriden yaşlı bir teyze çıktı. Allah aşkına bu saatte ne yapıyorsun teyze!
Bizi baştan aşağıya süzdü,
"Tövbe Estağfirullah yarabbim..." dedi kınarcasına.
Gökçe başını kaldırıp,
"O benin kocaaam! Ne tövbesi teyzeeeğ!" Diye bağırınca neye uğradığımı şaşırdım, hızla Gökçe'nin çantasından anahtarını çıkarıp içeriye girdim, kapıyı kapatmadan,
"Hasta teyze o, dinleme sen onu." Dedim.
"Sensin hastaa!" Deyip omuzuma vurunca,
"Allahım sen bana sabırlar ver!" Dedim bağırıp, bir yandanda kap karanlık olan evinin ışığını açmakla meşguldüm.
O sırada burnuma vuran çiçeksi kokuyla bir anlığına gözlerimi kapatmıştım, nedense başımın ağrısı geçmişti.
"Odan nerede Gökçe?" Dedim girişte öylece durup, başını göğsüme yasladığı için yüzünü tam olarak göremiyordum. Ama ses çıkarmayınca uyuduğunu fark etmiştim. Az önce esip gürlüyordu, nasıl olduysa birden uykuya dalmıştı!
Bir şey demeden karşımda ki koridorda bulunan odalardan birine girdim, burası kesinlikle onun odasıydı.
Sarı nevresim takımları, pembe yastıklar, masasının üzerinde duran renkli renkli şeyler. Dikkatlice onu yatağının üzerine bıraktım, uyandırmak istemiyordum fakat bu elbiseyle yatamazdı. O yüzden,
"Gökçe!" Diye seslendim,
"Efendim..." diye mırıldandı,
"Üzerini değiştir, ben gidiyorum. Yarında rapor al gelme. Bir dahakine dikkatli ol, bu işin şakası yok." Dedim yanına yaklaşıp,
Bir anlığına gözlerini kırpıştırıp durdu,
"Yakından daha yakışıklısın..."
Sabır dilercesine gözlerimi kapattım, sabır dileye dileye sabır taşına dönüşecektim artık!
"Neden bu kadar içtin sen?" Diye sordum birden,
Hemen gözlerini kaçırdı.
"Gerçeklerden kaçmak için." Dedi sadece.
"Hangi gerçekler?" Diye sordum,
"Baksana, sen bile beni ciddiye almıyorsun. Küçük üniversiteli kız dedin hatta. Kesin ergende demişsindir. Görevimi başarıyla yerine getirmiyorum. Sen varya gerçekten haklısın..." dedi boğuk bir sesle, başını yastığına koymuştu.
Keskindi benim dilim, sözlerimin onu bu kadar üzdüğünü bilseydim asla bu şekilde konuşmazdım.
"Kendine haksızlık ediyorsun. Tamam olabilir, bir daha izin günün olmadığı sürece bu kadar içme." Dedim gitmek için hareketlenip, hemen kolumdan tuttu,
"Gitme... ne olur. En azından ben uykuya dalana kadar. Yanımda kalsan?" Diye sorunca, bir anlığına tereddüt ettim.
Karşımda o kadar çaresiz duruyordu ki, bir şey demeden yatağın diğer tarafına oturdum.
Sadece uyumasını bekleyecektim, sonra gidecektim.
Kesinlikle.
Gözlerim yavaş, yavaş kapanmaya başlamıştı.
Ne kadar dirensemde, karşı çıkamamış. Onun yanında uykuya dalmıştım.
-
Gökçe Ökten
Yüzüme vuran ışıkla yüzümü buruşturdum, saat kaç olmuştu? Mesai!
Hemen gözlerimi tamamen açıp oturur bir pozisyona geldim, o sırada yan tarafıma dönmemle, Göktay komutanımla karşı karşıya gelmem bir olmuştu.
Gözlerimi kocaman açtım, hemen yatağımdan çıktım, üzerimde siyah bir elbise vardı. O sırada aklıma gelen şeyle utancımdan bu şehiri terk edip gitmek istemiştim!
Yakından daha yakışıklısın...
Başın mı ağrıyor? Masaj yapayım mı?
Uyandırsa mıydım? İki büklüm yatıyordu yatağımın kenarında.
Öncelikle üzerime hemen bir kazak geçirip,
"Komutanım!" Dedim sesli bir şekilde, yerinden gram kımıldamadı.
Korka, korka ona doğru yaklaştım. Çok fena başım ağrıyordu, ben ne akılla gidip içmiştim ki! Gerizekalı Gökçe!
İşaret parmağımla koluna hafifçe dokundum,
"Komutanım!" Dedim tekrardan, birden kolumdan tutunca geri adim atmak istemiştim ama dönen başımla üstüne doğru düşmüştüm!
"Gökçe?" Dedi uykulu bir sesle öylece gözlerime bakıp,
"Komutanım?" Dedin bende aynı şekilde, yavaşça kolumu bırakınca hemen yatağımın başlığından destek alıp ayağa kalktım,
"Ben gerçekten çok özür dilerim komutanım! Hiç ama hiç bir şey hatırlamıyorum! Gerçekten sizden çok özür dilerim! Ne ceza verirseniz verin kabulüm!" Dedim panikle, yavaş adımlarla ayağa kalktı. Tam önümde durdu,
"Komutanım mı? Dün bana kocam diyordun? Ne oldu?" Dedi ciddiyetini koruyup,
O benin kocaaam! Ne tövbesi teyzeeeğ
Bunu yapmış olamazdım!
Gözlerimi kocaman açtım,
"Kocam demedim! Komutanım dedim! Siz yanlış duydunuz!"
Çevir çevirebilirsen.
Kaşlarını kaldırıp,
"Hem suçlu hem güçlü! Ne duyduğumu gayet iyi biliyorum!" Deyince sustum.
"Ceza falan vermeyeceğim. Ama bir daha, mesain olduğu halde bu tür şeylere bulaşırsan meslek hayatını tehlikeye girer Gökçe. Sen bir askersin, sorumlulukların var. Üstelik görevden daha yeni döndük, sana ihtiyacımız var. Kenan'ın dinleme cihazından ne çıktı, ne yaptı bunların hepsini bize raporlaman lazım," bir anlık duraksadı. Haklıydı, utancımdan yüzüne bakamıyordum bile. Şımarık, sorumluluklarını bilmeyen kızın tekiydim.
Derin bir nefes verdi,
"Ya ben olmasaydım? Ne yapacaktın? Sabaha kadar apartmanda dolaşacak mıydın? Bilmediğin birinin evine girseydin ne olacaktı Gökçe? Dikkatli ol, astsubayım. Bu olanları hiç yaşanmamış sayıcam, bugünde bir kaç saat izin al, kendine gel öyle git karargaha."
"Emredersiniz komutanım..." dedim kısık bir sesle,
"Komutanın olarak değil, meslekten bir abin olarak söylüyorum bunları." Bunu derken kendi bile inananmamış gibiydi, abi mi demişti o?
Neydi yani, en başından beri yanında heyecanlandığım için saçma sapan konuştuğumu fark etmemiş miydi?
Ne bekliyordum ki, adam haklıydı. Bana bakacağını mı düşünüyordum? Bir dakika, asıl ben ona bakmazdım! Benden güzelini bok bulurdu!
Ondan daha yakışıklısını, gencini ve eğlencelisini bulurdum ben.
Başımı dik tuttum,
"Sizi abim olarak görmüyorum komutanım. Benim zaten bir abim var, ve dediklerinizde çok haklısınız. Bana yardım ettiğiniz için teşekkür ederim, bir daha asla yaşanmayacağından emin olabilirsiniz."
"Güzel, ben gidiyorum. Akşama kadar raporları hazır etmeyi unutma." Dedikten sonra odamdan çıkıp koridorda ilerlemişti, peşinden gitmedim. Zaten o da arkasına bakmadı, kapıyı arkasından kapatıp gitmişti.
"Salak Gökçe!" Dedim sinirle, tam banyoya girecekken çalan telefon sesiyle odama doğru gittim. E bu benim telefonum değildi!
Ekranına baktığımda, Türk bayrağının fotoğrafını fark ettim, kesin Göktay'ındı. Hızla telefonuda yanıma alıp ayağıma bir terlik geçirdim, koşar adımlarla merdiveni indiğimde karşılaştığım manzarayla neye uğradığımı şaşırdım.
Uras, Emre ve Batu komutanım tam karşımdaydı!
Üstelik, Göktay'ın kapısı kırıktı!
Göktay'ın arkası dönük olduğu için beni görmüyordu, fakat diğerleri beni fark etmişti bile.
"Bu ne lan şerefsiz! Lan seni öldürürüm! Kapımı niye kırdınız amına koyduklarım!"
"Komutanım, telefonunuz..." dedim kısık bir sesle, hemen arkasını döndü, nasıl bir durumun içine düşmüştük biz!
Emre komutanım büyük bir şaşkınlıkla,
"Oha! Lan! Gökçe astsubayım senin gözlerinde bir sıkıntı mı var? Sen buna mı baktın!"
Deyince, Göktay,
"Boş konuşma lan! Sandığınız gibi bir şey yok! Gece yorgun gelince telefonumu düşürmüşüm, Gökçe astsubayda bulmuş onu getirdi!" Diye açıklama yapmıştı.
"Oğlum, sen daha kendin yukarıdan inmedin mi? Niye kendi telefonunu almadan geldin o zaman? Barı yalan atacaksanda gerçekçi bir şey bul!"
Hızla telefonu Göktay'ın eline tutuşturup koşar adımlarla merdivenleri çıktım, hâlâ söyleniyordu arkamdan,
"Kapımı niye kırdınız şerefsizler! Allahın belaları! Siktirin gidin sizi evime falan almıyorum! Önce bu kapıyı yaptıracaksınız!"
Eve geldikten sonra derin bir 'of' çektim.
Önce personel şubesine mesaj atıp bir kaç saat izin istediğimi belirttim, saat sabah sekizdi.
Hemen ardından banyoya girmiştim, duş alıp soğuk suyu yüzüme vurunca kendime geldim.
Başımın ağrısı hala kendini belli etsede azalmıştı, hızla bir şeyler yeyip ağrı kesici içtim.
Ben gayet büyük bir keyifle evimde otururken, telefonum çalmıştı.
Ve işte şimdi, yanmıştım.
Abim arıyordu.
Açmadım.
Fakat beni beş kere arka arkaya arayınca açmak zorunda kalmıştım.
"Efendim abilerin en yakışıklısııı!" Dedim büyük bir enerjiyle,
"Gökçe sen beni delirtecek misin abiciğim! Lan Şırnakta gece kulübünü nerden buldun sen! Vallahi bravo Gökçe! Beni oraya getirtme!" diye kükredi, yüzümü buruşturup telefonu kulağımdan uzaklaştırdım.
"Ya sen bir sakin olsana! Nereden biliyorsun gece dışarıya çıktığımı! Hem orası bir gece kulübü değildi! Alkollü bir mekandı!" Dedim kendimi haklı çıkartmaya çalışarak,
"Seni Şırnak'a neden yolladım sanıyorsun? Attığın her adımdan haberim var Gökçe! O yüzden sakın sevinme abimden uzağım diye, hareketlerine dikkat et!"
Kendiside gidiyordu böyle mekanlara!
"Sen gidince sıkıntı olmuyor, ben gidince mi sıkıntı! Öyle mi abi!" Dedim üzgün çıkan sesimi engelleyemeyip,
Abim derin bir nefes verdi,
"Gökçe'm, canım kardeşim. Sen hala nerede olduğunun farkında değilsin. Orası Şırnak! Ben sana gitme demiyorum, ama orada senin başında duracak, sarhoşken başına bişey gelmemesi için koruyucacak hiç kimse yok! Bak ben çok zorlu görevlere gidiyorum, sana her zaman yetişemem! Sana bir şey olursa yaşayamam Gökçe, o yüzden bir kez olsun bana hak ver, beni anla."
Abimde haklıydı. Bugün erkeklerden azar işitme günümdü galiba, erkeklerden nefret etme butonu.
"Tamam, bir daha olmaz. Peşime taktığın adamlarada söyle, gizlilik diye bir şey var! Özel hayat ihlali yapıyorlar! Onları bulup şikayet ederim!" Dedim sesimi yükseltip,
"Onları bulamazsın, çünkü onlar Bordo Bereli Teğmen Yağız Ökten'in askerleri. Merak etme, artık peşinde olamayacaklar. Ama bir daha böyle bir şey yaşanmayacak anladın mı beni Gökçe!"
"Anladım!" Deyip telefonu yüzüne kapattım.
Abi bozuntusu!
Sinirle mutfağı toplayıp üzerimi değiştirdim, yanıma bir kaç ağrı kesici alıp evden çıktım.
Merdivenlerden yavaş adımlarla indim, önce kapıya baktım, sanırım yapmaya gelmişlerdi. Adamlar uğraşıyordu.
Hiç içeriye bakmadan koşar adımlarla diğer merdivenleride inip binadan çıktım.
Hava bugün azda olsa sıcaktı, yürüyerek karargaha gitmiştim.
Gelir gelmez üniformalarımı giyip harekat merkezine geçmiştim, çok işim vardı...
"Kız, neredeydin? Geç geldin?" Diye sordu Tahir çavuş,
"Biraz rahatsızlandım sabah, bir kaç saat izin aldım." Dedim kısıca, daha sonra bilgisayarıma gömülüp dünki görevde elde ettiğimiz istihbaratların raporunu hazırlayıp Milli İstihbarat Şubesine yolladım. Daha sonra Kenan'ın ses kayıtlarını dinleyip, söylediklerini not edip çıktısını aldım.
Kısa bir mola vermek için dışarıya çıktığımda Atak timini görmüştüm, neden gelmişlerdi ki?
Bir şey mi olmuştu?
-
Bölümü nasıl buldunuz?
Özel bölümler normal bölümlere oldukça kısa, çünkü onlar yan karakterler. O yüzden fazla detaylı işlemeyeceğim, Gökçe & Göktay ikilisi daha iyi anlamanız için yazdım bu bölümü. Umarım beğenmişsinizdir❤️
-❤️🩹