O çok istenen özel bölüm geldii!!
Bol, bol oy ve yorum atmayı unutmayın.
Özel bölüme en az 40 oy, 400 yorum gelmeden yeni bölüm gelmeyecek:/
Umarım bölümü beğenirsiniz, iyi okumalar!
Bölüm şarkısı:
Sana Değer - Yıldız Tilbe
🥀
"Bazı insanlar birbirini sonsuza kadar sevmez, ama bir ömre yetecek kadar derin sever."
__________
"Aşkım ya, sen şimdi bordo berelisin ya, eğitimde akrep falan yedin mi?"
Biricik sevgilim, herşeyimle birlikte akşam yemeğine gelmiştik.
Ve ben onu yine saçma sapan sorularımla boğuyordum.
Maalesef uzun bir süre görevde olduğu için görüşememiştik, sağ salim dönmüştü şükürler olsun ki...
"Yavrum, yemek yiyoruz. Şimdi ağzımızın tadı kaçmasın." Dedi Uras hemen,
Gözlerimi kocaman açtım,
"Yani yedin! Uras sana inanamıyorum! Mantı sevmiyorsun ama akrep yiyorsun!"
Mantı sevilmez miydi ya...
Uras, ona 'Uras' diye seslenmeme takılmış olacak ki,
"Uras kim Efsun?" Demişti.
"Efsun kim Uras!" Dedim bende, 'Efsun' demişti!
Sesimiz gereğinden yüksek çıktığı için yan masamızda oturan çift bize yandan bir bakış atmıştı,
Uras bu sefer kısık bir sesle "Canım benim, bak görevden yeni döndüm, çok yorgunum ve tek isteğim saatlerce seni izlemek..." demişti.
Ben bu çocuğu yiyeceğim ya!
Uras masum, masum bakınca,
"Ya ben sana kıyamam aşkım ya..." dedim bende dudaklarımı büzüp, anında bakışları dudaklarıma kaydı,
"Arsızlaşma Uras!" Diye uyardım hemen,
"Ne var, özledik seni kızım! Komutan affedersin ağzıma sıçtı! Tuvalet temizleme cezası verdi Emre'yle bana! Hayatımı sorguluyorum gerçekten!"
Uras komutanından çok çekiyordu anlaşılan, sürekli şikayetleniyordu.
"Ben senin yorgunluğunu alırım hayatım, sen rahat ol." Dedim göz kırpıp,
"Yapma, şımarırım." Dedi, yüzünde çapkın bir gülümseme oluştu,
"Şımartırım." Dedim bende gözlerimi gözlerine dikip.
Birden aklıma gelen şeyle ciddi bir yüz ifadesine büründüm,
"Uras, beni ne zaman tanıştıracaksın ailenle?" Dedim, hemen ardından devam ettim,
"Bak, 2 yıldır beraberiz. Yakın zamanda Şırnak'a gideceğini söylüyorsun, biz ne zaman evleneceğiz?"
Bir yanım, daha 20 yaşındasın Efsun, ne evlenmesi diyordu. Ama bir diğer yanım, sevdiğin adamı bulmuşken aileni kur diyordu. Onunla evlenmek istiyordum, ve bundan çok emindim.
Uras derin bir nefes aldı,
"Ailemle aramın iyi olmadığını sende iyi biliyorsun aşkım, zaten annemle babam ayrı. Arada annemle görüşüyorum, o kadar. Beni mirastan men eden bir babam var, sadece aklına düştüğümde arayan bir annem var, onlarla tanışmak istediğinden emin misin?"
Biliyordum, hayat hikayesini hemde çok iyi biliyordum.
İyileşme sürecinin en başından beri onunlaydım, düşünün, 1 yıl boyunca iyileşmesi için çabaladım. 2 yıldır beraber olmamıza rağmen, bunun son 1 yılında tam olarak 'sevgili' gibiydik. Ondan öncesinde Uras'ın yaşayan bir ölüden farkı yoktu, sürekli görevdeydi. İzin günlerinde de onu zorla psikoloğa götürüyordum.
Ama yinede, ailesiyle nadirende olsa görüşüyordu. O yüzden belki tanıştırmak ister diye sormuştum.
Benim annem Uras'ı biliyordu, abim ise sadece bir sevgilimin olduğunu biliyordu. Kim olduğunu söylememiştim. Lise zamanında bir erkek arkadaşım vardı, sevgili bile denmezdi çünkü 15 yaşındaydım. Abime bunu söylediğimde o kadar çok kızmıştı ki, yine kızar sanmıştım. Ama yapmamıştı, aksine, sadece çok dikkatli olmamı, ve çabuk güvenmemem gerektiğini söylemişti.
Kim olduğunu bile sormamıştı.
Abim çok özel bir timin, tim komutanıydı. Ne kader Uras'ta bordo bereli olsada, abimin sadece asker olduğunu biliyordu, özel bir timi olduğunu değil. Abim bunu timini kurduğu ilk günden anlatmıştı, gizlilik esastı. Ne timinde ki personelleri tanıyorduk, nede timinin ismini. Tek bildiğimiz, abimin özel kurulmuş bir özel kuvvetler timinin tim komutanı olduğuydu.
"Eğer seni kırdıysam özür dilerim, sadece seni kaybetmekten korkuyorum ben Uras. Şırnak'a gideceksin, oralar dahada tehlikeli. En azından adını koyalım, ailelerimiz tanışsın istedim..." dedim kısık bir sesle.
Uras masanın üzerinde duran ellerimi sıkıca tuttu,
"Sen beni asla kırmazsın Efsun, asıl benim senden özür dilemem gerekiyor. Bir yıl boyunca benim iyileşmemi bekledin, senin hayatını mahvettim. Seninle evlenmeyi en çok ben istiyorum, ama biraz bekle. Görevlerimiz çok yoğun, çok önemli operasyonlara gidiyoruz. Detaylarını veremem, ama Şırnak'a gitmemizin sebebi beni zaten çok yıprattı. Her şeyi yoluna koyalım, seni gelip babandan isteyeceğim." Dedi gözlerimin içine bakarak.
Ona inandım, güvendim. Çünkü biliyordum, o beni kırmazdı. Beni gerçekten çok seviyordu.
Yemeklerimizi yedikten sonra restorandan çıkıp el ele Ankara sokaklarında yürümeye başladık,
Uras başını bana doğru çevirip,
"Ee okul nasıl gidiyor? Beni bırak, birazda sen anlat." Deyince,
"Çok zor gerçekten! Şimdiden bıktım! Umarım Ankara'da çalışabilirim mezun olduktan sonra... Sadece başarılı olan öğrencileri seçeceklermiş o istediğim klinike, kesin ama kesin başaramayacağım bunu." Dedim bakışlarımı yere dikip, Ankara'yı çok seviyordum, burada yaşamak, burada okumak, burada çalışmak istiyordum. Ömrümün sonuna kadar Ankara da kalmak istiyordum. Bahsettiğim klinik çok ünlüydü, sadece dereceyle mezun olan psikologları alıyorlardı işe. Bunu başarabilir miydim, bilmiyorum.
"Aşkım, ya sen o kadar zeki birisisin ki, sana her baktığımda hayranlık duyuyorum. Hayranınızım Efsun hanım! Hem sen 1. Sınıfı birincilikle geçmedin mi? E şimdi de birincilik yolunda ilerliyorsun, son 2 yılın kaldı, adım kadar eminim, hayalinde ki klinikte çalışacaksın."
Ona minnetle baktım, ben seviyordum bu adamı ya!
"Belki o zamana geri dönersin Ankara'ya? Ben Şırnakta yaşayamam, gerçi sen varsan her yer benim evim olur ama yinede Ankara'da kalmak isterim."
Uras düşünceli bir şekilde,
"Bir daha Ankara'ya dönebilir miyim bilmiyorum, eğer olurda bir gün seçmek zorunda kalırsan hayallerini seç Efsun. Hayallerinin peşinden git, ben seni asla bırakmam. Ama hayallerini ertelersen, bunun geri dönüşü olmaz. Ben hep senin yanında olacağım, uzakta olsam bile." Deyince başımı omzuna koyup ona daha da sokuldum,
"Biliyorum. Hep yanımdasın." Dedim gözlerimi bir anlığına kapatıp, o sırada yüzüme düşen ıslaklıkla yağmurun yağdığını fark ettim,
"Yağmur yağıyor!" Dedim hemen canlanıp,
Yağmur gittikçe şiddetini artırıyordu,
Uras elimi dahada sıkı bir şekilde tutup,
"Aşkım gel bir yere oturup yağmurun dinmesini bekleyelim, ıslanma." Deyince hemen karşı çıktım,
"Hayır, aksine, ıslanalım!" Dedim elini bırakıp yağmurun altında koşmaya başlayınca, tabi ayağımda ki topuklularla fazla koşamamıştım.
Uras hızla yanıma ulaşıp beni tek hamlede kucağına alınca ağzımdan bir çığlık kaçtı,
"Uras! Ne yapıyorsun!" Dedim bir yandanda kollarımı boynuna sarıp, ne yapayım yanı almış artık kucağına.
"Aşkım ayakların ıslanacak şimdi, hastalanacaksın yine. Daha yeni iyileştin." Dedi hiç zorlanmadan yürümeye devam edip,
"Ama sende çok yorgunsun! Ben kendim yürürüm, gerçekten!"
"Efsun, seni görünce tüm yorgunluğum gidiyor yavrum..."
"Yaaa." Dedim başımı yana doğru eğip, arabayı park ettiğimiz yere kadar beni kucağında taşımıştı.
Arabaya ulaştığımızda, beni dikkatlice yere bırakıp kapımı açtı,
"Buyurun Efsun hanım," dedi başını hafif öne eğip,
"Çok incesiniz Uras bey, teşekkür ederim." Deyip arabaya bindim.
Uras'ta arabaya bindikten sonra yola çıktık,
"Ne zaman gidiyorsun Şırnak'a?" Diye sordum,
"Daha tam belli değil. 1 ay boyunca boşum, senin tatilinde yaklaşıyor. Beraber vakit geçiririz ben gidene kadar."
"1 ay boş musun? Oha, abimin 1 ay'ı bırak, bir hafta bile zor tatili oluyor..."
Uras 'abi' kelimesini duyunca tırsmıştı,
"Efsun, abin nasıl biri? Sağlam bir dayak yiyecek miyim?" Dedi endişeli çıkan bir sesle,
"Abim çok iyi dövüşür Uras, o yüzden evet, sağlam bir dayak yersin. Ama bene bana değer." Dedim sevimli bir şekilde gülümseyip,
"Sana değer, güzelim. Sonunda seninle bir yuvam olacaksa, varsın kırılmadık kemik bırakmasın, ben yinede senden vazgeçmem."
Ona yandan bakıp,
"Çok iddialı konuşuyorsun Uras, eğer tırsıp kaçarsan sana bu laflarını hatırlatırım."
Tam o sırada radyoda çalan şarkının melodileri kulağıma geldi,
İki yabancı, iki yabancı, birlikte ama yalnız, iki yabancıyız...
Diyordu şarkıda.
Müziğin sesini anında kıstım, hiç sevmezdim bu şarkıyı.
"Ben bir bordo bereliyim canım, o yüzden ne kadar dayak yersem yiyeyim, karşımda ki kişi çelikten olmadığı sürece her şeye dayanırım."
Kim Uras'a gerçekleri söylemek isterdi...
Belki abimi görmüş olabilirdi, sonuçta ikiside bordo bereliydi. Ama abimin timi özel olduğu için neredeyse emindim tanışmadıklarına.
Çünkü abim, Ankarada çalışsada sürekli başka şehirlerde oluyordu. Mesela Şırnak'ta da çok çalışıyordu. Ama asıl görev yeri Ankara'ydı.
Ve, abim gerçekten çelik gibiydi, bazen hiç bir şey hissetmediğini düşündüğüm için tüm gücümle vuruyordum ona, 1 gram sarsılmıyordu. Kafasına yastık attığımda arkası dönük olsa bile bunu fark ediyor, havada kapıyordu.
Kendimi seçilmiş bir insan gibi hissediyordum, böyle bir abim olduğu için, abilerim olduğu için...
"Sen yinede laflarına dikkat et koçum, beni almak o kadarda kolay değil." Dedim iddialı bir şekilde gülümseyip,
Uras bakışlarını yoldan çekmeyip,
"Konuyu lütfen değiştirir misin? Mesela tatilimizde ne yapalım?" Diye sorunca,
"Sivas'a gidelim!" Dedim anında, bunu duyan Uras, sesli bir şekilde gülmeye başlamıştı. Bu sesli gülüş, gittikçe çoğalıyordu.
Artık Bağıra, bağıra gülüyordu.
"Kızım Sivas'ta ne yapacaksın? Sivas'ta ne var ki? Hiç bir şeyi yok!" Dedi zorlukla gülmelerinin arasında,
"Gülmesene Uras! Seni çok fena döverim! Sivas'ın meşhur Sivas kebabından yemek istiyorum. Geçen İnstagramda gördüm, harika gözüküyordu!" Aklıma gördüğüm video gelince ağzımın içi sulanmıştı, çok lezzetli görünüyordu gerçekten.
"Tamam, gidelim. Sevgilime bir Sivas kebabı yediremeyeceksem ben neden varım ki? Sen nasıl izin alacaksın annenden?"
Çok güzel soru.
"Günü birlik gideriz, uçakla. O zaman izin verir." Dedim düşünmeden.
"Biletlerimizi alalım o zaman, beyler valizleri toplayın tatile gidiyoruz!"
Sonda yaptığı şakaya gülmeden geçememiştim, askere gidenler bu şarkıyla video paylaşıyordu sürekli. Geçen Uras arkadaşı Emre'yle aynı videoyu çekmiş, yanlışlıkla herkese açık bir şekilde paylaşmıştı.
Bunu anında fark ettiğim için bir faciaya engel olmuştuk.
Emre denen kişiyle hiç tanışmamıştım, ama Uras'ın en yakın arkadaşı olduğunu biliyordum.
Birde sanırım, bir zamanlar Göktay diye bir arkadaşı varmış. Çocukluk arkadaşı.
Aralarının bozulmasının sebebi, fikrimce yanlış anlaşılmalardan ibaretti. Ama Uras, inatla kendini savunuyor, ve onunla asla barışmak istemediğini söylüyordu.
Göktay'ı tanımadığım için, daha doğrusu onun sayesinde tanışmış olsakta sadece bir kere görmüştüm. Onda da yüzünü tam görememiştim.
Fazla bir şey söylemeyecektim, artık yolları zaten kesişmezdi.
Tam otobandan çıkarken polis çevirmesine denk gelmiştik, Uras birden büyük bir egoyla camı açıp cebinden bir şey çıkardı.
Ben ehliyeti olduğunu düşünürken, bunun Askeri kimlik kartı olduğunu anlamam uzun sürmemişti.
Abim, Kıdemli Üsteğmen olmasına rağmen bir kere bile mesleğiyle övünmemişti. Ama Uras o kadar çok komik gözüküyordu ki şu an,
"Askerî personelim ben kardeşim, yakışıyor mu beni çevirmek?" Dedi kartını adamın neredeyse gözüne sokup,
Polis ona öyle bir bakmıştı ki, haklıydı.
"Ee yani? Askeri personelsin diye seni diğerlerinden ayırt mı edelim? Ehliyetini alayım."
Uras, rezil olduğuyla kalmıştı.
Usulca ehliyetini çıkarıp adama uzattı,
Polis fazla sürmeden "Gidebilirsiniz, emniyetli yolculuklar." Dedikten sonra, Uras beklemeden camı kapattı.
Bu sefer gülme sırası bendeydi, öyle bir gülme tutmuştu ki beni, konuşamıyordum gülmekten,
"Göt oldun Uras!" Dedim zar zor gülmemi durdurup,
"Havan kime aslanım! Sivilsin şu anda biliyorsun değil mi?"
Uras utanmıştı,
"Ya tamam susar mısın artık. Rezil oldum zaten, havalı olacağım diye havamdan oldum anasını satayım!" Dedi şikayetçi bir şekilde,
"Merak etme Astsubayım, benim gözümde her zaman havalı olacaksın. Pardon, havasız diyecektim..."
Ben havalı deyince gülen yüzü, pardon, havasız kelimesini duyunca anında düşüp eski haline geri döndü.
"Çocuk gibisin aşkım. Gerçekten çocuk gibisin!" Dedim ciddiyetle,
"Ne yapayım! Belki acil göreve gidiyorum! Bilmesi lazım bu arabanın sahibinin kim olduğunu!"
"Tamam Uras, ben hemen emniyeti arıyorum, işleme geçirtiyorum senin için, Sen hiç dert etme."
Dalga geçmeye devam ediyordum, çünkü komikti! Havalara bak ya, egosu tavandı.
"Efsun'um, canımın içi, yeter aşkım. Vallahi yeter! Tamam rezil oldum! Unutmaya çalışıyorum izin verir misin!"
Daha fazla sinirlendirmeyelim aşkımı.
Evimin olduğu sokağa geldiğimizde ne olur ne olmaz diye sokağın başında inmiştim, Uras'a uzaktan öpücük atıp hızla apartmanın girişine doğru ilerledim.
Bir elimde Uras'ın benim için aldığı çiçekler vardı, yemeğe gitmeden önce arabada bırakmıştım. Bir diğer elimde ise anahtarım vardı, ama bir türlü evin anahtarını bulamadığım için kapının önünde oyalanmıştım.
"Efsun?"
Arkamdan gelen sesle gözlerimi kocaman açtım, abim tam olarak arkamda duruyordu!
Yavaş, yavaş ona doğru döndüm.
Bakışları ellerimde ki çiceklere değdi,
"Kim bu çocuk? Tanıştır benimle." Dedi hemen.
Şimdi zamanı değildi bunun...
Neden bilmiyorum ama abimin Uras'la tanışmasını erken buluyordum, evet Uras'a güveniyordum ama abimin karşısına sadece evleneceğim adamı getirmek istiyordum.
Uras'la bir gelecek kurmak en büyük hayallerimden biriydi, akademik kariyerim bunun önünde gelsede bunun hayalini de kuruyordum.
'Ama ya olmazsa?' Düşüncesi geliyordu hep aklıma, uzun süredir tanışsakta son 1 yıldır tam olarak bir ilişki yaşıyorduk.
"Tanıştıracağım abi, ama lütfen bana biraz zaman ver." Dedim düşünceli halimden sıyrılıp,
"Ne bu gizemli hareketler Efsun? Son zamanlarda bana sürekli yalan söylüyormuşsun gibi hissediyorum, ve bunu bir erkek için yapıyorsan çok kötü bozuşuruz." Dedi oldukça ciddi bir sesle,
"Tamam üsteğmenim! Kızma ya! Ben sana yalan söylemiyorum, sadece beni anlamanı istiyorum. Emin olana kadar senin karşına kimseyi çıkarmak istemiyorum, tamam mı?"
"Emin değilsen neden hala onunla birliktesin! Delirteceksin beni Efsun! Şu haline bak, yağmurlu havada giymişsin kısacık elbiseyi götün donmuştur, geç çabuk içeriye daha fazla üşütmeden!" Deyip kapıyı açtı, hızla içeriye girdim.
Hâlâ kucağımda ki çiceklere değişik bakışlar atıyordu,
"La vallaha kafayı yiyecem anlayışlı abi olacam diye düştüğüm hallere bak hele." Diye mırıldandığını duydum, tam bir Ankaralıydı kendisi.
Az önce duyduğunuz o İstanbul Türkçesini sadece ciddi bir şey söylediğinde yada yabancıların yanında yapardı. Onun haricinde ağzından eksilmeyen tek laf, 'la' ydi.
"Görev nasıl geçti." Diye sordum merdivenlerden yukarıya doğru çıkarken,
"Yorucu." Dedi abim tek kelimeyle.
Ona yandan bir bakış atıp koluna girdim,
"Abişim benim, canım benim, her şeyiiiimmm!" Dedim sevimli olduğumu düşündüğüm bir şekilde,
Dayanamazdı ki bana,
"Prensesim..." dedi kolunu omuzuma atıp, saçıma bir öpücük bıraktı.
Eve gelmiştik, içeriye girmeden,
"Efsun, bu konuyu sırf sen istemiyorsun diye fazla araştırmayacağım. Ama ne olursa olsun, beni onunla tanıştır. Nasıl güveneyim? Neler duyuyoruz haberlerde, Allah korusun. Aklım hep sende kalıyor, görevlerden yanında olamıyorum fazla. Okulunda çok başarılısın, sakın fazla kapılıp kariyerini kaybetme." Dedi gözlerimin içine bakarak, anlamsızca gözlerim dolmaya başlamıştı.
Nefret ediyordum duygusal olmaktan.
Ona sarılmaktan başka bir cevap verememiştim, annem hissetmiş gibi kapıyı açınca ikimizi sarılır bir halde görmüştü.
Hemen yüzü gülümsedi,
"Yavrularım benim!" Dedi ikimize birden sarılıp,
Hemen ardından "Hoşgeldiniz, oğlum sende hemen üzerini çıkar kontrol edeceğim yaran var mı diye!" Deyip kenara çekilince abim sitem edercesine,
"Çocuk muyum anne ben! Gelmişim 30 yaşına, soyunayım mı! Sapa sağlamım!" Dedi.
"Sus Alphan! Geçen yaralandığında bana hiç haber vermemiştin! Karnında kocaman bir kesik ve sayısız yaranın izi vardı! Bütün bunları benden sakladın! Anneyim ben! Şimdi sus ve geç içeriye!"
İşte Kıdemli Üsteğmende olsanız, annenizin bir sözüyle hızaya geçip susmak zorunda kalırdınız.
Ben önden içeriye geçince annem ellerimde ki çiçeklere imalı bir bakış attı, ona göz kırpıp içeriye girdim.
Özenle bir vazo seçip suyla doldurdum, kırmızı güllerimi içine koyduktan sonra odama geçtim.
Abim hala şikayetleniyordu, ama annem haklıydı.
Geçen görevden döndükten üç gün sonra gelmişti eve, bunu öğrenen annem bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.
Meğer abim görev esnasında ciddi bir şekilde yaralanmıştı, bunu bizden gizleyip yalnız başına kalmıştı hastanede.
O günden beri annem, abim ne zaman geç gelse onu kontrolden geçirirdi.
Bir oğlunu daha kaybetmeye yüreği dayanmazdı.
Aklım Alpkan abime gitmişti yine.
Alışıyordu insan, maalesef ki alışıyordu.
Acımız hala aynıydı, hala tazeydi. Ama hayatımız bir şekilde devam ediyordu.
Bana kalsa, hayatımız bitmişti.
Ama abim, bizi böyle görmek istemezdi.
O yüzden düşsekte, ayağa kalktık. Ağladık, hemde çok, ama göz yaşlarımızı elimizin tersiyle silip ayağa kalktık.
Abimin odası, hala aynıydı. Her sabah uyandığımızda, sanki odasından çıkıp yanımıza gelecekmiş gibi hissederdik.
Ve bu his, hayatımızın sonuna kadar devam edecekti.
Televizyonda gördüğünüz kadarıydı işte, gerçekleri kimse bilmezdi. Askerlerimiz, milletimizi canları pahasına korurken, kimse arkalarından acısını çekmezdi. Her sabah sokakta güvenli bir şekilde yürüdüklerinde bunu vatanımızı korumaya çalışan askerlerimize borçlu olduklarını unuturlardı.
Geride, ailesinden büyük bir parça kaybeden şehit yakınları kalırdı.
Herkes unuturdu, tüm Türkiye unuturdu, ama biz unutmazdık.
Abim annemin kontrolünden geçtikten sonra hemen uyumuştu, yorgun olduğu her halinden belliydi.
Ben ise proje ödevlerimi bitirmeye çalışıyordum, ne kadar düzenli bir şekilde okul işlerimi halletsemde yinede yetişemiyordum.
Bölümüm kolay değildi, ama imkansızda değildi.
Ben gömülmüş gibi projelerimin sunumunu hazırlarken telefonuma gelen mesajla dikkatim dağıldı,
(Uras🤍)
Dikkatini dağıtmak istemedim ders çalışıyorsundur diye, ama ben yatıyorum aşkım. Haberin olsun, bana ulaşamazsan korkma. (20:00)
İstemsizce gülümsedim,
(Efsun)
İyi geceler komutan bey, seni çok seviyorum. Rüyanda beni gör!!
Yazıp yolladım, anında görüp,
(Uras🤍)
Rüyamda seni görürsem güzelliğinden uyanamam Efsun hanım, ama olsun, sana değer.
Bunu görünce aslında erimem lazımdı değil mi? Aksine, sinirlendim, nedensiz bir şekilde sinirlendin. Sanırım özel günüm yaklaşıyordu.
(Efsun)
Sen şimdi Rüyanda beni görmek istemediğini mi söylüyorsun? Zıbar Uras.
Trip atasım gelmişti.
Uras uzun bir süre bir şey yazmayınca sesli bir şekilde güldüm,
"Şapşal, ne diyeceğini bilemedi kesin!"
Sonunda yazmaktan vazgeçmiş olacak ki, beni aramıştı.
Onu uzun bir süre beklettim, tam kapatacakken açtım.
"Aşkım, bak öyle demek istemedim! Güzelliğin aklımı başımdan alıyor, ben nasıl o güzelliği bırakıp dünyaya gözlerimi açayım ki!" Dedi telaşlı bir şekilde,
"Dünyaya gözünü açmazsan beni nasıl göreceksin Uras! Rüyadan ibaret mı kalayım!"
Çok uzatmıştım, bugünlük bu kadar trip yeterdi. Zaten yorgundu.
"Neyse hayatım, hadi sen yat artık. Bende projelerimi bitireceğim. İyi geceler, öpüyorum." Deyip telefonu kapattım.
Alışıktı bu hallerime, sorgulamamıştır bile.
Saat oldukça geç olmuştu, projelerim bitmek üzereydi. Geri kalanını yarın yapardım artık.
Bilgisayarımı bir kenara koydum, yatmadan önce su içmek için mutfağa giderken annemin odasının ışığının açık olduğunu fark etmiştim.
Sessizce odasının önüne doğru gittim, kapıyı açıp içeriye girince yatağının üzerinde önüne küçük bir kutuyla duran annem hızla elinde ki fotoğrafları içine koydu.
Ama ben çoktan görmüşüm onları.
Babam ve annemin nikahlarında çekindikleri fotoğraflardı.
"Kızım? Bir şey mi oldu?" Dedi annem hemen aceleyle, aynı sakinlikle yanına geçip oturdum.
"Babamı seviyor musun anne?" Diye sordum.
Bu annemin uzun bir süre düşünmesine sebep olmuştu,
"Babanızı çok sevdim Efsun'um, ama bazen çok sevmek yetmez. Ondan başkasına aşık olmadım hayatımda, daha da olmam. Ama aradan kaç yıl geçti, ortada aşk kalmadı." Demişti, ama son dediklerine inanmamıştım.
Sürekli babamla olan fotoğraflarına bakarken yakalıyordum onu, babam anneme hâlâ deliler gibi aşıktı. Bunu sürekli dile getirir, annemle konuşmaya çalışırdı.
Annem ise babamın karşısında gerçekten mesafeli ve soğuktu, ama geceleri neler hissettiğini en iyi ben bilirdim.
Babam, benim dünyamdı.
Çok isterdim sabahları kahvaltı masasında annemle, babamla ve abimle birlikte oturmayı.
Her akşam annemle birlikte babamı kapıda karşılamayı.
Ama maalesef ki, kaderimizde bunu yaşamak vardı.
Babamın, Alpkan abim şehit olduktan sonra bizi çok yalnız bırakmıştı. O yüzden babamla aram iyi olduğu için kendimi suçlu hissediyordum, abime, anneme. Benim babamdan aldığım sevgiyi alamayan herkese karşı.
"Çok aşık olduğun halde, nasıl vazgeçebildin anne?" Diye sordum kısık bir sesle.
Annem buruk bir şekilde gülümsedi,
"Gururum, kendime olan saygım aşkımın önüne geçti çünkü kızım. Bana söz ver Efsun, şu konuştuğun çocuk, Uras. Seni üzerse hemen bana geliyorsun, asla ama asla kendini kaptırmıyorsun. Tamam mı?"
Annelik iç güdüleri.
Sürekli beni Uras konusunda uyarıyordu annem, bende bıkmadan onu dinleyip onaylıyordum söylediklerini.
"Tamam Gonca sultan! Ben artık yatıyorum, hadi iyi geceler!" Deyip yanağına bit öpücük kondurduktan sonra odasından çıktım.
Mutfağa girdiğim anda karşımda abimin ayakta tencereden sarma yediğini görünce gülme krizine girmiştim,
"Napiyon abi ya! Annem görmesin ayakta yemek yediğini!"
"Kız sus! Annem duyacak şimdi!" Deyip tencerede ki sarmalardan bir tanesini daha ağzına attı, sarmaya bayılırdı abim. Eğer bir yerde bir tabak dolusu sarma varsa, affetmezdi. Hepsini yerdi kimseyle paylaşmadan, o kadar çok seviyordu. Yani çok sevdiklerine kıyak geçiyordu bazen...
"Oturda yesene." Dedim bende yanına gidip sarmadan bir tane alıp,
Abim bana yandan bir bakış attı,
"Üşendim. Hem bana diyene bak, oturda yesene güzelim?"
"Güzelin miyim gerçekten abiiiii?" Dedim başımı yukarıya doğru dikip, 170'lik boyumla 198 olan abimin yüzünü görebilmek için her zaman boynumu kırmak pahasına ona bakıyordum. Değerim bilinmeliydi, çok büyük bir risk alıyordum.
"Öylesin gerçekten prensesim."
Aspiratör ışığının altında, ellerimiz sarmanın yağından dolayı yağlıyken ki halimiz gerçekten çok komikti.
"Yarın gidiyor musun karargaha?" Diye sordum, az çok biliyordum askeri kelimeleri, askeri karargahların ne olduğunu.
Abim sonunda sarmayı bir kenara bıraktı,
"Hayır, uzun bir süre yanınızdayım. Sonra görev yerim değişecek, anneme söyleme. Ona daha sonra anlatacağım, üzülmesini istemiyorum," dedi dalgın bir şekilde,
"Kötü bir şey mi oldu abi? Babamla ilgili mi? Görev mi?"
Umarım kötü bir şey yoktur.
"Olmadı güzelim, hadi saat geç oldu, yarın okulun var. Yat artık." Demişti, bunu beni geçiştirmek için söylediğinden emindim.
Abim, hep kendi dertlerini hiçe sayardı, konuşmazdı. İçinde biriktirdi, bazen benim dertlerim onunkilerin yanında hiç bir şeydi, ama benim için dünyayı yakarken konu kendine gelince umursamıyordu.
Buna alışmıştı çünkü, babam yüzünden üzerine çok büyük bir sorumluluk yüklenmişti. Benim dertlerimden kendine vakti olmamıştı abimin.
Kendime bir kez daha kızdım, neden güçlü durmak yerine yıkılmayı tercih etmiştim?
Abim, Alpkan abimiz için hayallerinden vazgeçip subay olurken ben nasıl bir fedakarlık yapmıştım?
Yapmamıştım.
'Küçüktüm' diye geçti içimden, daha fazla düşüncelerime hapsolmadan ellerimi yıkayıp odama geçtim.
Telefonumu elime aldığımda herhangi bir mesaj görememiştim, Uras uyuyor olmalıydı.
O kadar çok uykum gelmiştiki, kısa bir sürede uykuya dalmıştım...
-
"Açın bakalım ağzınızı!"
Annemin kahvaltı masasında ellerinde ki bal ve kaymaklı ekmeğin birini bana, birinide abime uzatmıştı.
Kıkırdayıp elinden aldığım ekmeği yemeye başladım,
"Bol, bol ye kızım. Zihin açıklığı versin." Dedi annem, hemen sonra abime doğru döndü,
"Dağ başlarında doğru düzgün yemek bile yemiyorsundur, ah benim canım oğlum ah. Akşam ne istersen yapacağım, ne yapayım?"
Abim annemin ellerini tutup,
"Kendini yormamanı istiyorum anneciğim. Akşam beraber yemeğe çıkalım. Hem uzun bir süre izinliyim, beraber vakit geçirelim." Deyince annem,
"Oğlum, senin son zamanlarda moralin bozuk gibi. Bir şey mi oldu? Görevinle mi ilgili?" Demişti, anne yüreği hemen hissetmişti.
"Yok annem, ben iyiyim. Sana şimdi bir şey söyleyeceğim, ama üzülmek yok tamam mı?"
Sanırım dün akşam bana anlattığı şeyi söyleyecekti.
Annemin eli kalbine gitti,
Abim yutkunup,
"Görev yerim değişti. Artık Ankarada olmayacağım." Dedi.
"Neden? Nereye gideceksin? Bak bana gerçeği anlat Atilla, hissediyorum! Kötü bir şey olmuş!"
Abimin bakışları yerdeydi, başını kaldırdığında gözlerinin dolduğunu fark etmiştim,
"Artık bordo bereli değilim." Dedi birden.
"Şırnak'a görevlendirildim, komando tugayına."
Annemle ikimiz şok içerisindeydik, öylece abime bakıyorduk.
Annem ağlamaklı bir sesle,
"Baban yüzünden mi?" Deyince,
Abim hızla başını iki yana salladı,
"Hayır. O görevini yaptı."
Bunu derken sanki yalan söylüyor gibiydi, ve ben bu saatten sonra, bu kişi babamda olsa abimi üzen biriyle görüşmek istemiyordum.
Annem bir şey söyleyecek gibi oldu, ama kelimleri anında geri yuttu.
"Özür dilerim, oğlum. Her şey için özür dilerim. Hayallerinden vazgeçtin, kariyerini bıraktın. Benim yüzümden, size yetemediğim için gizlice çalıştın, şimdi de ne zorluklarla taktığın bordo bereni mi alıyorlar elinden?"
Abim oturduğu yerden kalkıp annemin önüne çöktü,
"Özür dilemesi gereken kişi sen değilsin anne, üzülme. Bordo bereli olmayabilirim, ama artık mavi berem var. Hâlâ askerim, mezun olduğum günden beri Ankaradaydım, çok şanslıydık bu konuda. Ama artık zamanı geldi, bir kaç hafta boyunca izinliyim dediğim gibi. Olanları unutun, kafanıza takmayın."
Bir an aklım Uras'a gitti, o da Şırnak'a gidecekti...
Ama o hala bordo bereliydi?
Olamazdı. Abimin timinde olamazdı. O kadarda değildi, öyle bir şey olsaydı şimdiye kadar ortaya çıkardı.
Bu düşünceyi kafamdan silip attım.
Okula gitmem gerekiyordu,
"Abi, iyiki varsın." Dedim bende yanına çöküp ona sıkıca sarılıp.
Annem yanımıza geldi, ikimize birden sarılıp bizi kanatları altına aldı.
İşte şimdi, evimizdeydik, her anlamda...
Aşağıdan gelen korna sesiyle kendime geldim.
Babam gelmişti...
Beni okula götüreceğine söz vermişti geçenlerde.
"Hadi, git kızım." Dedi annem anlayıp.
Yavaş hareketlerle ayağa kalktım, bakışlarımı yere dikip eşyalarımı almak için odama gittim.
Tam evden çıkacakken abim yanıma geldi,
"Efsun." Diye seslendi,
"Efendim abiciğim?" Dedim bekleyip,
"O senin baban, benim yüzümden ona karşı cephe alma. Bizin aramızda ki konu mesleğimizle ilgili, bu konuyu sivil hayatımıza taşımayalım. Tamam mı güzelim?" Diye uyardı.
Başkası olsa babama düşman olmamı isterdi, ama abim aksine, babamla aramın iyi olması için uğraşıyordu.
Cevap vermek yerine ona sıkıca sarıldım, anında saçıma bir öpücük kondurdu.
"Allah zihin açıklığı versin, hadi görüşürüz."
Onunla vedalaşıp merdivenleri hızla indim, son basamağa geldiğimde binanın hemen önünde arabasına yaslanmış bir şekilde duran babamı gördüm.
Kendisi generaldi.
Beyazlamış saçları, hafif kırışmış yüzüne rağmen yaşına göre oldukça yakışıklı bir adamdı. Asker olduğu her yönden belliydi, disiplinli ve otoriter bir yapısı vardı.
Bakışları evimizin camındaydı, o kadar dalmıştı ki beni fark etmemişti,
Binanın kapısını açtığımda hemen bana baktı,
"Günaydın kızım." Dedi.
Ona cevap vermeden önce neye baktığını öğrenmek için başımı evimizin camına çevirdiğimde mutfakta uğraşan annemi gördüm.
Hemen ardından "Günaydın." Deyip ona bakmadan arabaya bindim.
Babam şaşırmış olmalıydı. Yanıma geçtikten sonra yola çıktık,
"Bir şey mi oldu Efsun?" Diye sordu bakışlarını yoldan çekmeyip.
"Ne bu abime olan nefretin? O senin oğlun ya! Oğlun! Beni sevip onu sevmemenin nedeni ne!" Dedim sinirle,
"Abinden nefret etmiyorum! O benim oğlum, oğlumdan nasıl nefret edeyim? İkinizide çok seviyorum!" Dedi hemen,
"Yalan söyleme baba! Sevseydin onu bu kadar çok üzmezdin! Beni sen değil, abim büyüttü! Baba diye ağladığım günlerde yanımda o vardı! Hep geçiştirdim, babam görevdedir dedim, o bir asker dedim, ama ben artık çocuk değilim baba!"
Babam birden "Bir oğlumu daha kaybetmemek için yapıyorum her şeyi!" Diye patlayınca şaşırmıştım, sessiz kaldım.
"Siz beni kötü bilin kızım, ama görmediğiniz bir çok şey var ki. Alpkan abin, gözlerimin önünde şehit düştü. Alphan'ıda kaybedemem."
Susmak istedim, ama dayanamadım,
"Baba, sen Alphan abimi çoktan kaybettin..."
-
-ÖZEL BÖLÜM SONU-
Bölümü sevdiniz miii?
Küçük bir detay vereyim, Atak timinin özel kuvvetlerden atıldığı gün, Devin'in timini şehit verdiği günle aynı.
Hepsi aslında aynı günlerde büyük bir yıkıma uğradı...