Yeni bölüme hepiniz hoşgeldiniz ❤️
Bol bol oy ve yorum atmayı unutmayın lütfen, en azından yorum sınırını geçseniz beni çok mutlu edersiniz. Oylar baya düştü maalesef...
Bölüm şarkıları:
Aşk - Sertab Erener
İntizar - Elmira Rahimova
Çat Kapı - Yıldız Tilbe
(Sınır: 80 oy 500 yorum)
🥀
"Bir kalp, ne kadar saklarsa saklasın; sevince savunmasız kalır."
_________
"Az kaldı komutanım, kampın yakınına yaklaştılar."
Ve evet, az önce yaşananlardan sonra kendimizi harekat merkezinde bulmuştuk.
Uras ekibiyle birlikte belirlenen koordinatlara yaklaşmıştı, geceyi MİT'in evinde geçirip sabah atağa geçeceklerdi.
Bakışlarımız sürekli birbirini buluyordu, sanırım artık 'sevgiliydik'.
Ben, harekat merkezine geçmeden üniformamı giymek için giyinme odasına gitmiştim. Atilla'nın kamuflajlı ceketi ise bende kalmıştı, onu da düzenli bir şekilde kendi dolabıma asmıştım.
Bir yola çıkmıştık artık, bundan sonra ona nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum. Bunu zamanla öğrenecektim, 28 yaşına gelmiştim, ama ilk kez bir erkek arkadaşım oluyordu.
Büyük ekrana yansıtılan İHA görüntüsünü dikkatle izliyorduk, o sırada Uras telsizden bizimle iletişime geçti,
"Komutanım, bölgeye yaklaştık. Geceyi MİT'e ait olan bir evde geçireceğiz, ondan önce köyü gözlemleriz. Az önce gelen istihbarata göre, Kenan'ın adamlarıyla iletişimde olan biri tam olarak burada kalıyor. İlk hedefimiz onu bulmak."
Atilla telsize yaklaşıp, "Anlaşıldı Uras, köye kuzey yönünden giriş yapın. Orası sakin, dikkat çekmezsiniz." Dedi.
Uras "Emredersiniz komutanım." Dedikten sonra, son uyarılarımızıda yapmıştık.
Etrafı, teröristlerle çevrili olacaktı. Eğer, deşifre olurlarsa başlarına gelecek senaryoyu düşünmek bile istemiyordum.
Gökçe Çavuş,
"Komutanım, ben gece boyunca etrafı kontrol edip durum bildirisi yaparım." Deyince Atilla hemen,
"Mesain bitti Gökçe, evine gidebilirsin. Yarın sabah devam edersin." Demişti, haklıydı. Kız çok yorgun gözüküyordu, üstelik ilk iş günüydü. Bu tempoya alışık değildi.
"Komutanım, görevimi yarım bırakmayayım ben en iyisi..." demişti çekinerek, bu sefer ben,
"Görev zaten sabah devam edecek Gökçe. Yarın sabah görüşürüz, hadi evine git dinlen." Dedikten sonra baş selamı verip gitmişti.
Biz, sabaha kadar burada olacaktık.
Atilla'ya doğru dönüp,
"Çay mı istersin kahve mi?" Diye sordum, çaysız nöbet olmazdı.
Atilla "Sen yorulma, ben gazinoyu ararım getirirler." Deyince içeride ki diğer astsubayların bakışları bizi bulmuştu.
Hemen mesafeli bir şekilde,
"Yorulmam, komutanım. Size çay getiriyorum." Deyip harekat merkezinden çıktım.
Atilla'da çoğunlukla benim gibi çay içiyordu, o hep büyük bardakla içerken, ben küçük bardakta içmeyi seviyordum. O yüzden gazinoya gidip iki tane çay istedim, normalde Batu dinlenme odasında çayı eksik etmezdi. Ama şu an burada olmadığı için gazinodan almak zorunda kalmıştım.
Harekat merkezine geldiğimde Atilla'nın yanında yerimi aldım, ikimizde yan yana oturmuş bir şekilde ekranı izliyorduk.
Uras ilk olarak köyü dolaşmış, sonrasında ise kalacakları eve geçmişti.
Eve geçtikten sonra, bizimle temas kurdu,
"Yuva, Demir konuşuyor."
Atilla hemen telsizi eline aldı,
"Yuva dinlemede."
"Komutanım, size bahsettiğim adamı bulduk. Burada bir kahvehane işletiyor. Planımız, yarın sabah oraya gitmek. Eğer bizim konuştuklarımızı duyarsa, bunu Kenan'a yetiştirir."
Telsizden dolayı sesi kesik, kesik geliyordu. Yinede anlaşılırdı,
"Anlaşıldı Demir, biz hattayız. Acil bir şey olursa bizimle iletişime geç."
Uras "Emredersiniz komutanım." Dedikten sonra frekanstan ayrıldı.
Bizde, saatlerce uyanık kalıp görüntülüleri büyük bir dikkatle izledik.
Saat sabah 6'ya geliyordu.
5 bardak çay, 2 fincan kahveyle zor uyanık kalmıştım.
Atilla diğer astsubayların meşgulülüğünden yararlanıp kısık bir sesle,
"Çok romantik değil mi, beraber sabaha kadar görüntüleri izlemek." Dedi şakayla karışık, hafif gülümseyip,
"Alışırsan iyi edersin komutanım, zira bundan fazla romantik anılarımız olur mu bilemem." Dedim, bir yandan da diğerlerinin bizi duymaması için temkinli davranıyordum.
Atilla iç çekip, "Olur, üsteğmenim. Hemde ne anılarımız olur..." demişti.
O sırada Uras'ın bahsettiği adam göz açıma girince hemen telsizi elime aldım,
"Demir, yuva konuşuyor!"
Anında cevap verdi,
"Dinlemedeyim komutanım."
"Bahsettiğin adam görüş açımıza girdi, sanırım kahvehanesine gidiyor." Dedim.
"Anlaşıldı komutanım, erken gidersek dikkat çekeriz. Önce köyülerin arasından istihbarat toplamaya çalışacağız, sonra kahvehaneye geçeceğiz."
Saat daha çok erken olduğu için Uras'ın dediği gibi dikkat çekerdi, kısa konuşmamızın ardından harekat merkezinin kapısı açıldı.
Gökçe gelmişti, halbuki daha mesai saatine 1 saat vardı.
Hemen yanımıza geldi,
"Komutanım, saatlerdir buradasınız. İsterseniz siz gidin, eğer önemli bir durum olursa ben size haberdar ederim." Demişti çekingen bir şekilde,
Severdim böyle askerleri, demek ki içi rahat etmemişti. O yüzden de erkenden karargaha gelmişti.
Gerçekten ikimizde bitik bir durumdaydık, o yüzden bunu kabul edip harekat merkezinden çıktık.
Kubilay ve Emre nöbetten yeni geliyordu, koridorda onlarla karşılaşınca durduk,
Emre her an uyuyacak gibiydi, gözlerini zorla açarak,
"Komutanım, biz finito." Dedi.
Atilla ona yandan bir bakış atıp,
"Dağda haftalarca uykusuz kaldığın oluyor Emre, bu nöbet mi seni bitirdi?" Deyince,
Emre cevabını geciktirmemişti.
"Ama komutanım, arada atmosfer farkı var! Çatışma falan olunca insanın uykusu açılıyor, burada öyle değil!"
Kubilay ona 'sen akıllanmazsın' bakışı atıp önüne döndü.
Atilla son olarak "Gidin dinlenin, Uras hayırlısıyla dönsün, akşam hep beraber Boran'ın yanına gideriz." Dedikten sonra yolumuza devam ettik.
"Serpil teyze söyledi mi acaba albaya..." dedim düşünceli bir şekilde.
Atilla "Bilmiyorum, ama tek bildiğim şey Cihangir albayın yıkılacağı." Deyince derin bir nefes verdim.
"Sen dinlen istersen biraz, kahvaltıya katılmayız. Eğer Uras'tan bir gelişme olursa haber ederim sana."
Atilla'nın söylediklerinden sonra hemen karşı çıktım,
"Seninde dinlenmen lazım! Zaten yaraların daha tam olarak iyileşmedi, beni düşüneceğine kendini düşün!"
"Devin, sen iyi olursan bende iyi olurum. Hem yaralarım senin sayende iyileşti."
Çok romantik bir adamdı, onun yanında kendimi gerçekten odun gibi hissediyordum, gerçektende öyleydim.
Tam odalarımızın önüne gelince ona doğru dönüp,
"Ben doktorum, iyileştirmek için okudum." Dedim.
Atilla bir adım öne atıp bana doğru yaklaştı,
"Bende senin hastanım işte." Dedi kısık bir sesle.
Gülümsememi tutamadım,
"Biri görecek! Hadi odana gir artık!" Deyip hemen kendimi odama attım.
Evet, çok yorgundum.
Ama bu durumda uyuyacak değildim, hemen bilgisayarımın başına geçtim.
Bülent'in yolladığı ameliyat raporunu detaylıca incelemeye başladım, gerçekten çok zorlu bir ameliyat olmuştu.
Çok kan kaybetmişti.
Şanslıydık ki, organ yetmezliği olmamıştı.
Her bir detayına kadar, binlerce kez okuduğum raporun sonunda objektif olmam gerekirse, bir doktor olarak Boran'ı en az 8 ay boyunca sahalardan uzak tutardım.
Ama objektif olamayacaktım, çünkü Boran'ın mesleğini ne kadar çok sevdiğini biliyordum. Bu durum onun için çok zor olacaktı.
Bülent, eğer benim analizimden çok farklı bir yol çizerse, Boran'ı gereğinden fazla uzaklaştırışa buna asla müsade etmeyecektim.
Sabaha kadar masamın başında oyalanmıştım, aynı zamanda da uzun süredir görüşemediğim, Mehmet abimin eşi Sedef abla'yı aramıştım.
Memleketlerine taşındıklarından beri hiç görüşememiştik, o beni bir kaç kez aramıştı fakat görevde olduğum için geri dönüş yapamamıştım.
Onları çok mutlu görmüştüm, burada yalnızlardı, sadece ben vardım yanlarında.
Ama orada, tüm aileleri yanlarındaydı, onları bir an bile yalnız bırakmıyorlardı. Gitmeleri beni üzmüş olsada, onları böyle görmek benide mutlu etmişti.
Sedef ablanın üzgün bir şekilde söyledikleri uzun bir süre susmama sebep olmuştu,
"Devinim, şehitliğe sık, sık uğruyorsun değil mi? Mehmedimi bırakıp ta geldim, ciğerim yanıyor Devin..."
Ne diyebilirdim ki?
Göreve başlamadan önce her gün gitmeye çalışırdım yanlarına, bazı geceler uyuyamadığımda mezarlıklarına gider, sabaha kadar orada dururdum.
Uyuyamazdım, kabuslar peşimi bırakmazdı.
Şimdi ise, aklıma bile gelmiyordu şehitliğe gitmek.
Unutuyor muydum onları?
"Çok önemli görevlere çıkıyoruz abla, artık yanlarına gidemiyorum." Dedim kısık bir sesle.
Sedef abla yutkundu,
"Yeni timin nasıl?" Diye sordu.
"İyi, iyi insanlar hepsi." Dedim kısaca.
"Mutlu ol Devin, inan hepsi bunu isterdi. Kanlarını yerde bırakma, ama hayatını yaşamaya devam et. Daha gençsin, aileni kur Devin, senden tek isteğim bu. Çok yıkıldın, çok acı çektin. Eğer bir sorun olursa, beni aramaktan çekinme olur mu?"
Şefkatliydi Sedef abla. Beni anlardı.
"Sağol Sedef abla, aynısı senin içinde geçerli. Ela'yı benim yerime bol, bol öp." Dedim gülümseyip, telefonu kapattıktan sonra onu bir kenara koydum.
Odamdan dışarıya çıktığımda Aydilge'yi görmüştüm, yüzü yine bembeyazdı.
Tedirgin duruyordu, bu kaşlarımı çatmama sebep olmuştu.
Beni görünce,
"Devin?" Dedi.
"Ne dolanıyorsun odalarımızın olduğu katta, aşağıya in ne işin varsa orada hallet." Dedim sert çıkan bir ses tonuyla,
Sustu, öylece bana baktı, bir şey söyleyecek gibi oldu ama söylemedi.
Bir şey demeden arkasını dönüp gitmişti.
Onda bir haller vardı, yakında çıkardı kokusu.
Albayın postasının yanına gitmeliydim, o bilirdi albayın neden gelmediğini. Tabiki bende nedenini biliyordum, ama mesajlarıma geri dönüş yapmamıştı.
Belki apar topar Ankara'ya gitmişlerdi, bu en güçlü ihtimaldi.
Albayın postasını koridorda görünce durdurdum,
Hemen esas duruşa geçti.
"Rahat Alican, albay nerede?"
"Komutanım, albayın eşi hastaymış. O yüzden Ankara'ya gittiler, sanırım orada çok iyi bir doktor varmış." Dedi Alican,
"Tamam, sağol." Deyip yoluma devam ettim.
Tahmin ettiğim gibi olmuştu.
Eğer biyopsi sonucunu görmüş olsaydım, daha net konuşurdum. Ama şuanda ne diyeceğimi bilemiyordum, olumlu konuşmak istiyordum, net bir şekilde 'kurtulacak' demek istiyordum ama zordu.
Ankarada ki doktor, çok deneyimli ve işinde iyiydi. O yönden içim rahattı.
Odama geçmeden Atak timi için özel hazırlanan cephaneliğe bakmaya gittim, bundan sonra diğer timlerden ayrı olacaktı. Burası helikopter hangarının yanındaydı, kapısına ise Atak timine özel bir logo tasarlamışlardı.
İçeride bulunması gereken mühimmat listesini kontrol edip onaylamıştım. Geriye sadece bir kaç şey kalmıştı.
-
"Uras'tan hala haber yok mu komutanım?"
Hepimiz dinlenme odasındaydık, kahvaltıyı kaçırdığımız için Göktay'ın bizim için aldığı simitle yapıyorduk kahvaltımızı.
Atilla "Yok Emre, öğle saatlerinde gidecekler bahsedilen kahvehaneye." Deyip Emre'nin sorusunu cevapladı.
O sırada sesli bir şekilde çalan telefonla dikkatimiz dağıldı, Atilla'nın telefonuydu, hemen açtı.
"Efendim Batu? Bir sorun mu var?"
Telaşlanmıştı, kısa bir süre Batu'yu dinledi, sonra aniden gülen yüzünü görünce anlamıştım Boran'ın uyandığını.
Büyük bir mutlulukla,
"Boran uyanmış!" Deyince hepimiz derin bir 'oh' çektik,
"Sonunda be! Aslanım benim be!" Dedi Emre kendini kaptırıp,
Kubilay derin bir nefes verip "Vallaha içim rahatladı komutanım." Demişti.
Bir anlığına gözlerimi kapattım, Boran'ı kaybetmemiştik, yaşıyordu, bir askerimi daha kaybetmemiştim...
Gözlerimi açtığımda Atilla'yla göz göze geldik, bana 'bir şey mi oldu?' Der gibi bakıyordu.
'Hayır' anlamında başımı sallayıp önüme döndüm.
"Hazırlanın, yanına gidelim."
Atilla bunu dedikten sonra dinlenme odasının kapısı açıldı, Atilla "gir!" Emri verdikten sonra içeriye Gökçe girdi.
"Astsubay Çavuş Ökten!" Deyip tekmil verdi, bakışları hemen Göktay'ı bulmuştu.
Göktay da ona dik dik bakıyordu.
Gökçe hemen bakışlarını onun üzerinden çekip "Komutanım, Uras komutanım harekete geçti. Size haber vermek içim geldim." Dedi,
Atilla "Tamam astsubayım, biz geliyoruz." Dedikten sonra bize doğru döndü,
"Siz Boran'ın yanına gidin. Onu yalnız bırakmayın, ben Devinle harekat merkezine geçiyorum." Dedikten sonra ayaklandı, bende peşinden kalktım.
Harekat merkezine girdikten sonra hemen yerimizi aldık, burada bulunan kulaklığı takıp Uras'ın intercomunu dinlemeye başladık,
"Akhiran shenidam keh Hesna sai dard Rena ra pida kand."
'Geçenlerde duydum, Hesna Rena'yı bulmaya çalışıyormuş.'
Demişti Uras, Farsça konuşuyordu.
"Beleh, darest est, o akhiran yeki az azaye ma ra gerogan garaft. o porsid rana kojast."
Bu konuşan kişi büyük bir ihtimalle istihbarattandı,
'Evet, doğru. Yakın bir zamanda örgüt üyelerimizden birini rehin aldı. Rena'nın nerede olduğunu sordu.' Demişti.
Birden sandalye çekme sesi geldi, masalarına biri oturdu.
"To ki npasti?"
'Siz kimlerdensiniz?'
Kalın ve sorgulu bir ses tonuyla konuşmuştu, bir anlığına Atilla'ya baktım, bu bahsettiğimiz kahvehanenin sahibi olmalıydı. Planımız takır, takır işliyordu.
"Ma az sazman, Abdul el Hamid npastim."
'Biz Abdul el Hamid'in örgütündeniz'
demişti Uras, bu örgüt gerçekten vardı. Çok bilinmeyen, çoğunlukla ana örgütlere destek için gelen puşt çoğunluğundan biriydi.
"aya vaghean Hesna danbal Rena migardad?"
'Hesna gerçekten de Rena'yı mı arıyor?'
Uras hemen telaşlı bir şekilde "Chatur ino shenidi? khili moharmanekst, bah kasi nego!"
'Nasıl duydun bunları! Çok gizli bilgi, sakın kimseye anlatma!' Demişti.
"bacpeht nemigom, ema ghablan cpehichvaght inja nadidmat. chara omadi?"
'anlatmam, ama sizi buralarda hiç görmedim. ne için geldiniz?'
Bu soruya diğer istihbaratçı cevap verdi,
"ma az yek mamorit miayam; farda bah sazman molhagh mishvim. safar tulani dar pish darim, benabrain inja toghof kardim ta esterahat konim."
'Biz görevden geliyoruz, yarın örgüte dahil olacağız. yolumuz uzun, dinlenmek için burada kaldık.'
"İn cheh vazifehyi bud?"
'hangi görevmiş o?'
Adamın sorduğu soruyala Uras bir anlığına sessiz kaldı, daha sonra,
"Diruz ma jalvi sarbazan tark ra garaftim, aneya darkhast niroye kamki kardand, ma natavanstim moghavmat konim. majbor bah aghabneshini shodim." Demişti.
'Dün Türk askerlerinin önünü kestik, destek çağırdılar dayanamadık. geri çekilmek zorunda kaldık.'
"Amydavaram aneya npam zarrrehyay zyady motahmal shodeh bashand."
Adam birden gülmeye başladı,
'inşallah kayıpları çoktur.'
"Nah, ma bist nafar bodim. faghat do nafar az ma zandeh mandand; an haramzadegeya khili ghooye npastand."
'Hayır, yirmi kişiydik. Sadece ikimiz hayatta kaldık, çok güçlüler o şerefsizler.'
Uras kendini role fazla kaptırmıştı, Gökçe bir anlığına gülecek gibi olsada hemen kendini toparlanmıştı.
"Ma hati ghavitar npam khaehim shod, man karehayi baraye enjam dadan daram. daram mirom, yah vaght digeh yah sari bah man bozan. az cpehmegton khosham omad." Adam sonunda gidiyordu, umarım planladığımız gibi gidip bunu Kenan'a yetiştirirdi.
'Biz daha da güçleneceğiz, benim işlerim var. gideceğim, arada uğrayın. sevdim sizi.'
Uras'ın oyunculuğu beni şaşırtmamıştı, üzgün bir sesle "Nemidanam mosirman dobareh ma ra bah inja khahod resand ya nah, ema eger chenin shod, sari bah anja khaehim zad." Deyince ona ben bile inanmıştım.
'yolumuz bir daha buraya düşer mi bilmem, eğer düşerse yanına kesinlikle uğrarız.'
Yaklaşık 5 dakika sonda kahvehaneden çıktılar, sanırım onları hala dinlediğimizi bilmiyorlardı.
"Lan gerizekali, şerefsiz denilir mi lan lolipop seni!"
Anlaşılan Uras ekibinide kendine benzetmişti, aynı onun gibi konuşuyorlardı.
Uras fısıldayarak "Sensin lan lolipop, yeni yetme istihbaratçı seni. Sen yokken biz vardık oğlum, bu beynini siktiklerim bize küfür etmeden durmuyorlar. İnandırıcı olsun diye dedim. Ben Türk askeriyim, sen ajansın lan. Bir daha liderinle böyle konuştuğunu duyarsam sana tuvalet temizleme cezası veririm." Deyince Atilla telsizi eline aldı,
"Eğer konuşmaya devam edersen o cezayı kendin alacaksın Uras. Kimse sizi duymadan, kendinizi ele vermeden çabuk geri dönün!"
İkiside sessiz kaldı, tehlikeli bir bölgedeyken bir de ses tonlarını ayarlayamayıp "emredersiniz komutanım' deselerdi biterdik.
Gökçe'ye doğru dönüp,
"Helikopter yolda değil mi?" Diye sordum,
Hemen heyecanla "Evet komutanım, yolda." Dedi, onda mesleğe ilk başladığımda ki hallerimi görüyordum.
Tabi bende çok kısa sürmüştü bu, çıktığım ilk görevden sonra askerliğin tam olarak ne olduğunu öğrenmiş, disiplinli ve daha sakin birine dönüşmüştüm.
Atilla "Gökçe, Uras'ı Göktay'la birlikte sen karşıla. Biz karargahda olmayacağız." Deyince Gökçe'nim yüz ifadesi değişmişti,
"Göktay komutanımla mı?" Diye sormuştu,
"Evet, seni rahatsız eden bir konu mu var?"
Kız abisi olduğu buradan belliydi işte, çok merhametli ve anlayışlıydı.
"Yok komutanım."
Bunların arasında kesin bir şey olmuştu, ya önceden tanışıyorlardı, ya da başka bir şey.
Belki daha sonra çıkardı ortaya, artık bir an önce Boran'ı görmek istiyorduk. Harekat odasından çıkıp giyinme odasına doğru yürürken Atilla'nın yine telefonu çaldı,
"Efendim güzelim?" Diye açmıştı telefonu, daha sonra telefonu uzaklaştırıp,
"Efsun." Diye fısıldamıştı bana doğru.
Açıklamaya gerek yoktu, Efsun'dan başka birine 'güzelim' diyecek hali yoktu.
"Abicim, biz birazdan Boran'ın yanına gideceğiz. Eğer Bahar'a destek olmak istiyorsan gelebilirsin. Ama işten yeni çıktın, yorulmuşsundur. Biz varız zaten, sen dinlen." Demişti.
Onlar telefonla konuşurken bende telefonuma gelen mesajlara baktım, bizimkiler yazmıştı.
Mesajı okuduktan sonra kaşlarımı çattım, Boran taburcu mu olmuştu?
Timde bir tane aklı başında adam yoktu.
Daha yeni hayati tehlikeyi atlatmıştı, anlaşılan hastanede durmak istemedi. Yinede doktorunun buna müsade etmemesi lazımdı.
O sırada Atilla da telefonu kapatmıştı, bana doğru dönüp,
"Bir şey mi oldu?" Diye sordu.
"Boran, evdeymiş. Taburcu olmuş." Dedim.
Atilla derin bir nefes verip,
"Beni sınıyorlar gerçekten, hadi bir an önce gidelim yanına." Dedikten sonra ikimizde karşılıklı olan giyinme odalarımıza ayrıldık, kendi dolabımı açar açmaz Atilla'nın kamuflajlı ceketiyle karşı karşıya kaldım.
Etrafı saran hoş kokusu yüzümü gülümsetmişti, fakat daha fazla zaman kaybetmemek için hemen üzerimi değiştirip çıktım.
Yürüyerek lojmana doğru gittik, hava gerçekten soğuktu.
Bir yandan aklım Aydilgede kalmıştı, ne söyleyecekti?
Lojmana geldiğimizi görünce düşüncelerimi bir kenara bıraktım, Atilla zile bastıktan hemen sonra kapı Batu tarafından açıldı.
"Hoşgeldiniz komutanlarım!" Dedi coşkuyla,
"Hoşbulduk Batu." Deyip önden girdim içeriye, salon çok kalabalık gözüküyordu, herkes buradaydı.
Salona girer girmez koltukta yatar bir pozisyonda duran Boran, bizi görünce yerinde dikleşmeye çalıştı ama hemen,
"Rahat ol Boran, nasılsın?" Diye sordum, gerçekten iyi gözüküyordu. Rengi yerine gelmişti, o korkulu günden sonra onu böyle görmek içimi rahatlatmıştı.
Boran'ın annesi ve babası hemen yanında oturuyordu, nişanlısı ise bir köşeye geçmiş, mesafeli duruyordu.
Emre hemen bize bir sandalye getirdi, salon çok küçük olduğu için zor sığmıştık.
"İyiyim komutanım, sayenizde. Eğer siz olmasaydınız..." gerisini getiremedi, çünkü yanında endişeli bir şekilde oturan annesi her an ağlayacak gibiydi.
"Batu ve ben, bu günler için varız Boran. Bizi çok korkuttun, birde erkenden çıkmışsın hastaneden. Doktorun nasıl izin verdi buna?" Dedim, daha fazla görev detaylarına girmedim. Bu konuyu daha sonra konuşurduk beraber.
Boran'ın annesi, Yeşim teyze sitem edercesine, "Komutan kızım, hiç söz dinlemiyor hiç! Ben dedim, 'oğlum yaran büyük, daha yeni uyandın ne bu acele!' diye, dinlemedi! Bir an önce göreve başlamak istiyormuş!" Demişti,
Atilla hemen "Yok öyle Boran, bak zaten hastaneden erken çıkmışsın, kendine çok iyi bakman lazım. Uzun bir süre raporlusun, dinlenmelisin." Deyince Boran yüzü hemen düşmüştü,
"Sizi asla yarı yolda bırakmam komutanım! Yaram iyileşti, ben iyiyim. Tüm riskleri kabul ediyorum, yeter ki beni üniformamdan, sizden uzaklaştırmayın!" Dedi telaşlı bir şekilde, üniformanın elinden alınması...
Çok zordu.
Hemde çok.
Onu çok iyi anlıyordum, ama kendine iyi bakmalıydı. Çünkü, Boran'ın geçirdiği ameliyat sonrasında vücutta oluşan kalıcı hasarlardan dolayı bir çok askerimiz üniformasından olmuştu.
Gülhane Askeri Tıp Fakültesinde bu gibi durumları çok işlemiştik.
Neredeyse imkansızdı tekrardan aramıza katılması, bunu söylemek için çok erken olsada, gerçekler buydu.
Birden kapı çalınca, Batu yine hızla gidip kapıyı açtı,
Gelen ince, sevimli sesle Efsun'un geldiğini anlamıştım.
Ellerinde çiceklerle gelmişti, abisi gibi o da düşünceliydi.
"Merhaba, çok geçmiş olsun." Dedi içeriye girip, çicekleri Boran'ın annesine verip sarıldı, daha sonra Bahar'ın yanına gitti.
Boran Bahar'a arada kaçamak bakışlar atıyordu, büyük bir ihtimalle o yoğum bakımdayken olanlardan haberi yoktu.
Bahar'ın anne ve babası da ortalıkta gözükmüyordu.
Efsun da aynı şekilde, gözü birini arıyormuş gibi sürekli etrafta geziniyordu.
Boran tamda Efsun'un merak ettiği şeyi sormuştu,
"Uras komutanım nerede?"
Efsun belli etmesede merak ediyordu,
"Uras görevde, bir kaç saate gelmiş olur." Dedim hemen,
Boran belli ki merak ediyordu operasyonun son durumlarını, ama ailesi buradayken soramıyordu.
Batu ona sonra anlatırdı.
Emre birden konuya girip,
"Birde kardeşim, time yeni biri geldi. İsmi Göktay, Uras'ın fena kavgalı olduğu eski arkadaşı!" Dedikten sonra Boran'ın yine yüzü düştü,
"Yerime hemen biri gelmiş." Dedi kısık bir sesle, Atilla onun içini rahatlatmak adına,
"Senin yerin asla doldurulamaz Boran, timde bomba imha uzmanımız eksikti. Ben Atak timini kurduğum günden beri time bir bomba imha uzmanının atanmasını istiyordum, bunu sizde biliyorsunuz. Uzun süredir Atak timine uygun biri aranıyordu, Göktay'ın tayini yeni çıktığı için bu döneme denk geldi. Seninle alakası yok." Dedi.
Boran sadece "haklısınız komutanım." Demekle yetinmişti.
Bu gergin havayı dağıtan şey Yeşim teyzenin ayağa kalkıp,
"Çocuklar, ben sizide düşünerek akşam yemeği için alışveriş yaptım. Bugün misafirimizsiniz." Demesi olmuştu.
Ben itiraz edip "Olur mu öyle şey Yeşim teyze, zaten yorgunsunuz. Biz daha sonra geliriz, siz ailecek vakit geçirin." Demiştim, günlerdir gözlerine uyku girmemişti, biliyordum. Onları dahada rahatsız etmeye gerek yoktu, Emre, Uras ve Batu şimdilik evlerinden olmuştu.
Atilla ve Kubilay onları kendi evlerine alırlardı inşallah...
Bir kaç saat boyunca çay içmiş, bol bol sohbet etmiştik.
Kapı bir kez daha çalınca hepimizin dikkati dağıldı, Efsun ayağa kalkıp,
"Ben bakarım!" Deyip hızla kapıya doğru ilerledi.
Açtığı an, karşısında gördüğü kişi Uras olmuştu.
Görevden sağ salim dönmüştü...
Uras alık, alık Efsun'a bakarken bakışları Atilla'yı buldu, anında mesafeli tavrını bürünüp içeriye girdi.
Efsun onun yüzüne bakmadan yerine geçip oturmuştu.
"Hoşgeldin Uras, iyisin değil mi?" Diye sordum, oldukça yorgun gözüküyordu.
Uras "İyiyim komutanım, Boran'ım, asıl sen nasılsın?" Deyip Boran'a doğru döndü,
"Turp gibiyim komutanım, ailem burada, siz buradasınız. Daha ne olsun."
"Bizi çok korkuttun lan, asıl stresi Devin komutanım ve Batu yaşadı! Üzerine mermi yağmurları yağarken hiç düşünmeden üzerine kapandılar!"
Emre bunları derken resmen anı tekrar yaşıyor gibi anlatmıştı, Uras'ın annesi gözlerini kocaman açıp korkuyla bakınca lafı çevirmeye çalıştı,
"Mermi yağmurları derken, düz normal yağmurdan bahsettim Yeşim teyze. Gerçek çatışmalar öyle dizidekiler gibi olmuyor, gayet sakin bir ortamımız var." O kadar profesyoneldi ki, bilmesem inanırdım.
Uras kısık bir sesle "At yalanını..." diye mırıldanınca ona yandan bir bakış attım, bu susmasına yetmişti.
"Siz onu bunu bırakında, şu time yeni gelen kişi, nasıl biri?" Diye sordu Boran merakla,
Uras büyük bir nefretle "Ağzımı bozmak istemiyorum Boran, o yüzden bana hiç bir şey sorma onun hakkında." Deyince gözlerimi sabır dilercesine kapattım, birbirilerinden bu kadar nefret ediyorken nasıl güvenecektik onlara görevde?
"Niye lan? Kankan seni karşılamaya bile gelecekti en son, helikopterden inince koşmadın mı ona sarılmak için?"
Emre'nin şakayla karışık söyledikleri Uras'ı sinirlendirmişti,
"Koşmak ne kelime! Uçtum! Oğlum, helikoptere geri binip 'götür beni gittiğin yere' diyesim geldi pilota. Birde bana 'hoşgeldin çömez lider' diye pankart hazırlamış, Allahın delisi! Dua etsin yanına şu kadın astsubay vardı, yoksa orada döverdim onu."
Pankart mı hazırlamıştı?
Bu durum istemsizce gülmeme sebep olmuştu, ve tek değildim.
Emre kahkaha atarak gülüyordu, Batu azar yeme korkusundan eliyle ağzını kapatıyordu güldüğü belli olmasın diye, Boran gülünce ağrıyan yarasından dolayı eşlik edemesede kendini zor tutuyordu.
Uras hemen "Gülmeyin! Atilla komutanım, bu adam o kadar işsiz ki pankart hazırlamış beni beklerken! Bize hep dolduruyorsunuz görevi, bu adam neden işsiz!" Diye şikayetlendi,
Atilla "İşsiz değil Uras, demekki ona verdiğim görevi erinmeden anında bitiriyor ki zamanı oluyor. Kırk saat gazinoda ki erlerle muhabbet edeceğine sana verdiğim evrakları halletsen seninde pankart hazırlayacak kadar boş vaktin olur." Deyince Uras, onun haklı olduğunu bildiği için sessizce yenilgiyi kabul etmek zorunda kalmıştı.
Boran "O neden gelmedi komutanım? Gelseydi tanışırdık?" Demişti,
Uras "Dedim. Gelmek istemedi." Diye cevap verince yine kafam karıştı, hem düşman gibilerdi, hemde birbirilerini düşünüyorlardı.
Bunların derdi neydi.
"Bipolar mısın Uras, sen bu çocuktan nefret etmiyor muydun?"
Kubilay'ın iğneleyici bir şekilde söylediklerine tamamen katılıyordum.
"Bipolar tanımı bana bir kaç ay önce bir uzman tarafından koyulmuştu komutanım, o yönden haklısınız. Ve evet, ondan hala nefret ediyordum. Tamamen Atilla komutanım kızmasın diye sordum, yoksa umrumda bile değil."
Uras, bunları söylerken bir anlığına Efsun'a bakmıştı. Bahsettiği uzmanın o olduğunu anlamam zor olmamıştı.
Atilla bu durumdan hiçte memnun değildi, imalı bir şekilde "O uzman bana bir rapor yazsında, seni timden atıp Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesine yatıralım Uras. Belki o zaman kendine gelirsin." Deyince,
Emre,
"Vallaha komutanım, inanır mısınız aynısını bende demiştim buna. Çünkü bir aralar 'şehit olacağım' sözünden başka bir şey demiyordu bu. Görevden döndüğümüze 'bugünde şehit olmadım, tüh be' deyip duruyordu ruh hastası. Ama son zamanlarda artık söylemiyor bunu." Deyip Uras'a değişik bir bakış attı,
Atilla birden ayaklanıp,
"Siz yine saçmalayama başladınız, biz müsadenizi isteyelim Yeşim teyze, Akif amca. Tekrardan geçmiş olsun, Boran'ım sende kendine çok iyi bak. Kendini özletme." Deyince bizde peşinden kalkmıştık,
Yeşim teyze "Böyle hiç olmadı ama oğlum, sizide yerinizden ettik..." deyip mahçup bir şekilde Emre, Uras ve Batu üçlüsüne baktı.
Emre kendinden emin bir şekilde "Merak etme Yeşim teyzeciğim, lütfen kendi eviniz gibi düşünün. Bizi yerimizden falan etmediniz, biz zaten Atilla komutanımın evinde kalacağız. İçiniz rahat olsun." Dedikten sonra Kubilay gülecek gibi oldu, eğer Atilla'yı tanıyorsam asla kalabalık olmak istemezdi evde. Hele Uras ve Emre'yle aynı ortamda yaşamak...
Az sonra görecektik neler olacağını.
Batu gitmeden önce son kez Boran'ın yanına gidip,
"Boran, bak bir an önce iyileşip aramıza geri dön kardeşim! Ben ilaçlarının hepsini mutfağa bıraktım, ne sıklıkla içmen gerektiğinide kağıda detaylıca yazdım. Aman diyeyim Akif amca, sakın aksatmayın." Demişti.
Bahar uzun bir sessizliğin ardından çıkan ince ve kısık sesiyle "Sen merak etme, o iş bizde." Deyip gülümsemişti.
Boran ona kaçamak bir bakış atıp gülerek önüne döndü, bizde daha fazla durmadan Boran'la vedalaşıp çıkmıştık.
Efsun abisinin hemen yanındaydı,
"Abi, sana bir şey söyleyeceğim ama kızmayacaksın..." dedi birden, tedirgin olmuştum, kötü bir şey mi olmuştu?
"Kötü bir şey mi oldu Efsun?" Atillada tedirginleşmişti.
"Arabanı park ederken boş bir duvara çarptım. Arkası çok fena bir halde..." demişti mahçup bir sesle,
Atilla hiç arabasını bile sormadan Efsunu kolundan tutup durdurmuştu,
"Sen iyisin değil mi? Bir yerine bir şey var mı?" Kendince üzerini kontrol etti,
Efsun "Abi! Milyonluk arabanın affedersin içine ettim, sen beni mi soruyorsun!" Deyince diğerleride duymuştu,
Emre büyük bir şokla "Oha lan, Efsun sen Atilla komutanımın son model BMW'sinin içine mi ettin!" Demişti.
Atilla "Cana geleceğine mala gelsin Efsun, olabilir. Yaptırırım yarın, Emre sende büyütme olayı!" Dedi Emre'ye dönüp.
"İyi olduğuna eminsin değil mi Efsun? Belki o an hissetmemişsindir." Diye sordum, doktorluk iç güdüsüydü...
Atilla bana bakıp gülümsedi,
"Doktorumuz hemen yanı başımızda, şanslıyız," dedi.
Ona bakmadım, çünkü bakarsam mal mal gülerdim. Ve herkes anlardı aramızda bir şey olduğunu.
Efsun üzgün bir şekilde "Yok, yok, ben gerçekten iyiyim. Olan arabaya oldu işte..." demişti.
Atilla "Kafana takma, yaptırırız olur biter. Hepimiz açız, beraber akşam yemeğine gidelim mi?" Deyip bize baktı, hiç umursamamıştı bile arabasını. Yani ne yalan söyleyeyim, arabasının onun için çok kıymetli olduğunu düşünürdüm.
"Gidelim, iyi olur." Dedim hemen, diğerleride onaylamıştı. Alışveriş yapıp yemek hazırlayacak halim yoktu, en iyisi dışarda yemekti.
"Kurt gibi açım komutanım, görevden yeni geldim yemek yemeye ihtiyacım var!"
Uras gerçekten baya rahattı Efsun'un yanında. İnsan biraz çekinirdi, tabi bir zamanlar uzun bir ilişkileri olduğu için alışıklardır birbirine.
"Ben motorla gideceğim, orada buluşuruz." Dedim, uzun zamandır sürmüyordum. Fırsat olmuşken değerlendirmeliydim.
Atilla "Her zaman ki yere gidelim, bende motorla gidiyorum. Efsun arkama binersin güzelim." Deyince Efsun hemen,
"Yok! Siz ikiniz gidin motorla, benim midem bulanıyor çok hız yapınca."
Bunu bizi yalnız bırakmak için yapmış olma ihtimali kaçtı?
Atilla bir an tereddüt edip Uras'a baktı, bunu farkeden Uras,
"Komutanım ben gelmesemde olur." Demişti hemen.
Atilla mecbur "Hepiniz geliyorsunuz. Düzgün kullanın, kardeşim size emanet." Dedikten sonra hepimiz lojmanın önüne doğru yürümeye başladık.
Atilla'yla yan yana bir şekilde en arkadan yürüyorduk. Emre ve Efsun en önde didişerek yürüyordu, Kubilay ise hiç onlara bakmadan sessizce yürüyordu yanlarında, onların hemen arkasında olan Batu'da Uras'ın övünerek anlattığı 'liderlik' anısını dinliyordu.
"Gökçe ve Göktay'ıda çağıralım mı?" Diye sordum, sonuçta Göktayda artık bu timin bir parçasıydı. Gökçe'de yeniydi, onun içinde değişiklik olurdu.
Atilla telefonunu cebinden çıkarıp,
"Sen istiyorsan çağırayım hemen." Deyince kısık bir sesle,
"Her dediğimi yapacakmısın?" Dedim gülerek, bir yandan da Batu ve Uras'ın bizi duymaması için kısık bir sesle konuşuyordum.
"Hanımımın her dediği benim için bir emirdir, Devin."
Benden 'hanımım' diye bahsetmişti.
"Hanımım derken, vitesini düşür, canım." Dedim önüme bakarak.
"Canım mı? Bir daha desene." Deyip bana doğru yaklaşınca koluna hafif bir şekilde vurup,
"Bence şansını zorlama." Dedim.
Romantiklik bende buraya kadardı.
Biz önce kasklarımızı almak için evlerimize uğramıştık, o sırada bizimkiler çoktan gitmişti bile. Bir anlığına silahımı kontrol ettim, neden bilmiyorum ama iç güdüsel olarak yanıma bir şarjör daha almıştım.
Motorlarımız yan yana duruyordu, Atilla'nın arabasıda bir diğer taraftaydı.
Arkası resmen sökülmüştü, Atilla içi gider gibi bakmıştı arabasına.
"Arabanı çok mu seviyorsun." Diye sordum,
"BMW hastasıyım, arabama da gözüm gibi bakarım. Senden çok olmasada seviyorum." Demişti çapkın bir gülüşle,
"Bak ben senin gibi romantik değilim, sonra sıkılma benden." Dedim bir yandan da kaskımı takıp.
"Merak etme, senin bir bakışın yeter." Deyip göz kırpınca kaskımın altından gülüşümü tutamamıştım.
Atilla kısa bir süre telefonla konuşmuştu, arabasını yemekten geldikten sonra tamir ettirmeye götürecekti. Bugünde telefonları susmamıştı.
Motorlarımıza bindikten sonra arka arkaya yola çıktık, ilk bir kaç dakika fazla hız yapmamıştık. Motoru ısınmalıydı, aynı arabada olduğu gibi.
Fakat kısa bir süre sonra birbirimizi bir yarış halinde bulmuştuk, yollar sakin ve güzeldi, ben sağ şeritten gidiyordum, o ise sol taraftan.
İlk başta ben öne geçmiştim, gaza yüklenip birinciliği sürdürmeyi düşünürken ani bir hareketle önüme geçen o olmuştu.
Arkasına dönüp kısa bir bakış atınca o andan faydalanarak gaza dahada yüklendim, önüne geçmiştim.
Fakat kırmızı ışıkta durmak zorunda kalmıştık.
Kaskımın vizörünü açıp,
"Beni yenemezsin." Dedim kendimden emin bir şekilde, kasktan dolayı sadece gözleri gözüküyordu. Bakışlarım orada takılı kaldı,
"Sen öyle san, görüşürüz güzelim!" Deyip birden gaza basınca fark etmiştim yeşil ışığın yandığını, dikkatimi bozmuştu!
Peşinden ilerlesemde restorana varan ilk o olmuştu. Burası time ilk geldiğimde gittiğimiz restorandı.
Motoru dikkatlice yanına park edip indim, kaskımı çıkarıp koluma astıktan sonra önüme gelen saçlarımı düzelttim.
O da aynı şekilde kaskını koluna takıp,
"Yenildiniz üsteğmenim, bana ödül olarak bir gün yemek yapmak istersen seve, seve kabul ederim." Demişti.
"Öncelikle yenilgiyi kabul etmiyorum yüzbaşım, istediğin yemekse bunu kazandığın için değil, sen istediğin için yaparım." Deyip onu geride bırakarak restorantın girişine doğru yürüdüm. Şimdi yine beni utandırırdı, en iyisi lafı atıp kaçmaktı.
Göktay ve Gökçe hariç herkes gelmişti, bakışları bizi bulunca yine yüzlerinde değişik bir bakış olsada bir şey demediler, hala bu konunun tribini atmamıştım.
Ve atmadan da ilişkimizi açıklamayı düşünmüyordum.
Bu sefer Atilla'dan uzak bir yere oturdum, Uras'ın hemen yanına, bir diğer yanımda ise Kubilay vardı.
Emre hemen şikayetlenmeye başladı,
"Lan oğlum, biz neden arabayı Batu'ya sürdürdük? Çocuk ehliyetini daha yeni aldı! Vallaha Allah korudu bizi buraya kadar!
"Külleyen yalan komutanım! Ben 10 yaşımdan beri araba sürüyorum Trabzon yaylalarında! Ehliyetimi yeni almış olabilirim, ama hepinizden daha çok tecrübem var!" Demişti Batu.
Uras "Batu, canım benim. Ben de annemin karnında araba sürüyordum, hatta doğar doğmaz kendi başıma gittim eve. Lan sen kimi kandırıyon? 10 yaşında sana anca oyuncak araba sürdürtürler!" Deyip gülmeye başlayınca, ruh ikizi olan Emre'de gülmeye başlamıştı.
Efsun büyük bir ihtimalle bu gerizekalıya nasıl baktım diye düşünüyordu.
Restoranın kapısı açılınca hepimiz girişe baktık, Gökçe ve Göktay aynı anda içeriye girmişti.
Gökçe etrafa utangaç bakışlar atıyordu, Göktay hızla önden ilerleyip onu geride bırakmıştı.
"Selamünaleyküm." Deyip boş olan yerlerden birine oturdu,
"Aleykümselam, hoşgeldiniz." Dedik hepimiz, daha doğrusu Uras hariç. Efsun gözlerini kısarak Göktay'a baktı, fakat bu çok kısa sürdü.
"Bu da mı geldi?" Dedi Uras hemen Göktay'a iğrenerek bakarak,
Gökçe de oturunca,
"Merhaba." Demişti kısık bir sesle, Efsun'un yanına oturmuştu. Böylelikle Göktay'la karşı karşıyaydılar.
Göktay onun sesini bastırarak,
"O pis bakışlarını üzerimden çek, Uras." Dedi sakin bir sesle.
Uras gıcık bir sesle "Bilseydim geleceğini, 'hoşgeldin kendini bir şey sanan bombacı' pankartı yaptırırdım." Deyince,
"O kendini bir şey sanan bombacı senin hayatını kurtarırsa görürsün, çömez lider adayı seni."
Gökçe ona gerçekten nefretle bakıyordu, dayanamayıp,
"Siz tanışıyor musunuz?" Diye sordum ikisine bakıp, Gökçe anında gözlerini kocaman açtı,
"B-biz mi! Yok komutanım, ben kendisini tanımam etmem!" Demişti panikle, Göktay ona yandan bir bakış atıp,
"Seni tanımak isteyende yok zaten, benden uzak Allaha yakın ol." Dedi sakin bir sesle.
Gökçe onun bu tavırlarına sinir olmuş olacak ki
"Kusura bakmayın komutanım, ama tam olarak alt daireme taşınan sizsiniz. Ve ben evimden gitmeyi düşünmüyorum. Eğer rahatsızsanız, ev arayışınızda size bol şans dilerim." Demişti.
"Kızım sen benim asıl kıralamak istediğim eve çöktün! Birde benim mi taşınmamı istiyorsun? Çok beklersin. Sen en iyisi ev arkadaşı falan bul kendine üniversiteli gençler gibi. Yalnız eve çıkmak için fazla küçüksün."
Bir çekirdeğimiz eksikti, büyük bir dikkatle onları izliyorduk. O kadar dalmışlardı ki bizim onları izlediğimizi fark etmemişlerdi bile,
"O evi ilk ben kiraladım! Hem siz benim çok ama çok pahalı makyaj malzemelerimin bulunduğu bavulumu almış gidiyordunuz! O eşyalar bir ev kirasından daha pahalı! Sırf benden 6 yaş büyüksün diye bana çocuk diyemezsiniz! Kusura bakmayın, benden bir rütbe üstünsünüz diye tüm bu imalarınızı yutamam!"
Bu sohbet uzayacaktı,
"Sakin olun, herkes size bakıyor!" Diye uyardım onları, anında ikiside bana baktı. Daha şimdi farkına varıyorlardı, sakinleşip arkalarına yaslandılar.
"Aferin kız Gökçe, sıç bunun ağzına." Demişti Uras büyük bir mutlulukla,
Gökçe yinede makul davranıyordu,
"Öyle demeyelim komutanım, saygısızlık olur."
Göktay "Kıza bak, az önce ağzına geleni saydı, şimdi saygısızlık olur diyor." Diye mırıldanınca,
Atilla "Düzgün konuş Göktay, senden yaşça küçük ve meslekte yeni. Ona yol göstermek, yardımcı olmak yerine ters ters konuşuyorsun. Daha fazla münakaşaya girmeyin, ağız tadıyla yemeklerimizi yiyelim." Demişti.
Göktay ve Gökçe derin bir sessizliğe gömülmüştü, Uras ve Emre bildiğimiz gibiydi.
"Şu İclal şef varya, instasını bulup istek attım, kabul etmedi." dedi Emre, yüzünden belliydi bunun onun için beklenmedik olduğu,
"Senin gibi şerefsiz birine bakacak değildi Emre, Allah bilir daha konuştuğun kaç kız vardır. İclal şefin ahını alma."
Kubilay az ama öz konuşuyordu gerçekten.
Uras hemen korumaya geçmişti,
"Komutanım, ilk başta bende öyle diyordum, ama çocuk yeminle tüm kızları silmiş, instagramda takipçi sayısı 5000'den 400'e düşmüş."
Batu büyük bir şokla "Oha komutanım! 5000 takipçi ne!" Deyince,
"Abartma Batu! Sildim işte hepsini! İclal gerçekten hoşuma gidiyor, normalde attığım isteği anında kabul ederlerdi. İclal anında sildi! Sevgilisi mi var lan acaba?" Emre'nin sağı solu belli olmazdı, o yüzden bu konuda ona güvenemiyordum.
Efsun Emre'ye bakarak,
"Sevgilisi yok, ama o her masaya meze olmuş birini değil, sadık ve güvenilir birini istiyor. Elendin Emre'cim." Dedi sahte bir gülümsemeyle.
"Nerden biliyorsun? Sen İclal'i tanımıyorsundur bile!"
"Tanıyorum! Aynı üniversitede okuduk!" Dedi Efsun hemen,
Emre uzun bir süre düşündü,
"Atıyorsun gibi geldi şuan, şef olmak için gastronomi okumak gerekmiyor mu? O bölüm ne zamandan beri Orta Doğu Teknik Üniversitesinde var?"
"Kız Bilgisiyar Mühendisliği fakültesini birincilikle bitirdi Emre. Fakat sonrasında sanırım kısa bir eğitim alıp şef olmaya karar vermişti."
ÖDTÜ'de okumak, hele bilgisayar mühendisi olmak her yiğidin harcı değildi.
"Lan siz haklısınız, bencede bu kız bana bakmasın amına koyim, zekaya bak! Onun yanında kendimi gerizekalı gibi hissederim."
Uras elini Emre'nin omuzuna koyup,
"Kardeşim sen zaten tam bir gerizekalısın." demişti tüm içtenliğiyle.
O sırada gelen yemeklerimizle hepsi kendine çeki düzen verdi, yemeklerimizi getiren kişi birde yanında rakı getirmişti.
Garson "Uras'ım, seversin." Deyip özellikle Uras'ın önüne bırakmıştı şişeyi, Uras şişeyi anında kapıp geri ona verdi,
"Tahir kardeşim benim, en son bana bu şişeyi getirdiğinde hiç iyi şeyler olmamıştı. Aldığın gibi geri götür bakayım." Dedi sadece garsonun duyabileceği bir sesle,
Emre şişeyi çekiştirip garsonun elinden aldı,
"Atilla komutanım, yeminle moralım sıfır. İzin verin." Dedi çaresizce,
Atilla kararlıydı.
"Acil bir görev çıkarsa sarhoş, sarhoş gidersin artık Emre! Tahir götür sen onu."
Emre oflayarak şişeyi Tahir'e verdi, daha sonra hepimiz yemeklerimizi yemeye başladık.
"Ee Gökçe, meslekte yenisin, nasıl gidiyor?" Emre'nin çapkın bir şekilde konuşması, Göktay'ın bir anlığına ona değişik bir bakış atıp önüne dönmesine sebep olmuştu.
Gökçe hemen,
"Çok iyi gidiyor komutanım, alıştım sayılır. Sizlerin sıcak kanlılığı sayesinde hiç zorluk çekmedim, çok teşekkür ederim." Demişti,
"Şehit kızı olduğunu duyduk, başın sağolsun." Dedim ona bakıp,
"Vatan sağolsun komutanım, sizinde başınız sağolsun. Az çok öğrendim yaşadıklarınızı, çok ama çok güçlüsünüz gerçekten. Sizin gibi başarılı bir subayla görev yapmak benim için büyük bir gurur."
Derin bir nefes verdim,
"Vatan sağolsun. Türk kadını istediği her şeyi başarır, bizler bunun kanıtıyız. Umarım orduda kadın askerlerimizin sayısı çoğalır."
"Umarım komutanım."
"Asker olmak nereden aklına geldi?"
Emre konuşmakta ısrarcıydı.
"Annem şehit polis memuru, aslında ilk başta onun izinden gidip polis olmak istiyordum. Ama abim'in Kara Harp Okulunda ki mezuniyetine gittiğimde çok etkilenmiştim."
Göktay ne kadar ona bakmamaya çalışsada büyük bir dikkatle dinliyordu anlattıklarını, Kubilay birden,
"Abin, Yağız Ökten mi?" Diye sormuştu, Gökçe'nin gözleri parlamıştı hemen,
"Evet komutanım, Teğmen Yağız Ökten!" Dedi gururla,
"Abini tanıyorum, bir alt devremdi. Disiplinli, ve sağdık bir insan. Bordo bereli olmak istiyordu, ne oldu o iş?"
"Kursu başarıyla bitirdi komutanım, şu anda Ankarada görev yapıyor. Çok şanslı, Orgeneral Ahmet Atabey'le bile tanışmış. Çok babacan aynı zamanda da disiplinli bir generalmiş."
Gökçe, Atilla ve Efsun'un babasından bahsetmişti...
Efsun ve Atilla uzun bir süre öylece bakıştılar, bakışları bir çok şey söyledi.
Babacan demişti Gökçe, oysa ki duyduğum kadarıyla araları iyi değildi.
Atilla hiç kendinden bahsetmiyordu, sürekli benimle, benim dertlerimle uğraşıyordu.
Kim bilir o neler çekmişti, ne zorlu günler geçirmişti.
Kardeşine hem abi, hem baba olmuştu. Merak ettiğim tek şey, tüm bunlar oluyorken Orgeneral Ahmet Atabey neredeydi?
Restoran biz geldiğimizde fazla kalabalık olmasada yavaş, yavaş dolmaya başlamıştı.
Suyumdan bir yudum aldım, bakışlarım camdan dışarıya düşünce gördüğüm şeyle hemen,
"Mevzi alın!" Diye bağırdım, ellerinde silah bulunan büyük bir grup bize ateş açmak için hazırlanıyordu!
Benim onları fark ettiğimi görünce ateş etmeye başladılar, Atilla anında masayı ters çevirdi, hemen hepimiz arkasında geçip karşı ateşi açmaya başladık, ilk düşündüğüm kişi Efsun olmuştu, korkulu bakışları etrafta geziniyordu, ortalık savaş alanına dönmüştü, içeride çocuklu aileler vardı,
"Hepiniz masanızın arkasına geçin! Kimse başını çıkarmasın!" Diye bağırdım sesli bir şekilde, silahımı sıkıca kavrayıp karşı ateş açacaktım ki içeriye önce bir adet kutu atıldı, daha sonra ise ateş atan şahıslar ateşi keserek ortadan kayboldu.
"Uras, Göktay ve Emre peşlerinden gidin!" Diye bağırdı Atilla, hemen Atilla'nın dediklerini yaptılar.
Ben ise öylece kutuya bakıyordum, çünkü bunun benim için olduğunu biliyordum.
"Polis'i aradın mı?" Diye sordum Atilla'ya, Efsun'un yanındaydı. Onu sakinleştirmeye çalışıyordu,
"Çağırdım, yoldalar." Demişti.
Bakışlarım etrafta gezindi, küçük çocuklar anne ve babalarına sıkıca sarılmış bir şekilde korkuyla bekliyorlardı,
"Herkes iyi mi!" Dedim sesli bir şekilde, kimseden ses çıkmasada yaralı yoktu.
Kısa bir sürede Polis Özel Harekat ekipleri sarmıştı etrafı, sivilleri tahliye etiller.
Ben ise kutuyu elime almıştım,
Atilla beni "Devin, içinde patlayıcı madde olabilir. Dikkatli ol." Diye uyarmıştı, kendimce kontrollerimi yapmıştım.
Ama emindim, bu bize zarar vermek için değildi, haber vermek içindi.
Bunu burada açmayacaktım.
Önce Efsun'un yanına gittim, Gökçede hemen yanındaydı, o da korkmuş olmalıydı ki hiç bir tepki vermemişti.
"İyi misiniz?" Dedim yanlarına çömelip, Atilla ikisinede su vermişti.
"İ-iyiyiz komutanım." Dedi Gökçe zorlukla,
Efsun, tam şu anda içeriye girmiş olan Uras'a baktı, Uras'ta aynı endişeyle bakıyordu ona.
"Durum ne Uras? Plakayı alabildiniz mi?" Diye sordu Atilla,
"Arabanın plakası yoktu komutanım, emniyet kameradan takip ediyordu fakat gözden kaçırmışlar."
Atilla sinirle gözlerini kapattı,
"Zarar vermek için gelmediler, Devin, kutuyu açabilir misin? Belli ki bize haber yolladılar." Dedi.
Elimde duran kutuyu dikkatle açtım, açar açmaz karşılaştığım şey kana bulanmış bir şekilde duran Görünmez timiyle olan fotoğrafımdı.
Kutu ellerimden kayıp gitti, ellerim titremeye başlamıştı.
Kan vardı.
Hepsinin üzerinde kan vardı.
Bir benim yoktu.
Başımın döndüğünü hissettim, bir adım atacakken bocaladım, Atilla anında beni tutup sandalyeye oturtmuştu,
"Devin! İyi misin!" Dedi endişeyle.
"N-ne yazıyor orda?" Dedim, kelimeler ağzımdan zorla çıkmıştı, aklım yıllar öncesine gitti,
Her yer toz içerisindeydi, hiç kimse görünmüyordu,
"İyi misiniz!" Diye bağırdı Devin, çaresizce etrafına bakıyordu, kimseden ne bir ses, ne de bir hareket vardı.
Tozlar gittikçe kayboldu, Devin dikkatli adımlarla ilerliyordu, birden yerde gördüğü kan lekesiyle sendeledi, hemen sonra karşılaştığı beden, Astsubay Üstçavuş Rıza Soydemir'e aitti.
Devin çaresizce "Rıza! Beni duyabiliyor musun!" Diye sayıkladı, yanına çömeldiğinde, sağ kolunun koptuğunu görmesiyle nefes alıp verişi hızlanmıştı, parmaklarını şah damarının tam üzerine bastırdığında nabzının atmadığını fark etmişti.
Umutla kalp masajına başladı, bıkmadan, pes etmeden devam etti.
Ama kurtulamadı.
Yutkundu Devin, diğerlerine bakması gerekiyordu, onları yaşatması gerekiyordu.
Kalktığında sis tamamen yok olmuştu.
O an yüzleşmişti Devin gerçeklerle. Her taraf kan içerisineydi, kimin sağ bacağı kopmuştu, kiminin kolu.
O gün, Devin hepsine yetişmeye çalışmıştı.
Ama kurtaramamıştı.
Hepsi kanlar içerisindeyken, Devin'in sadece elleri kan olmuştu.
Devin hala şokun etkisindeyken, kaybının acısını çok daha sonra derin bir şekilde yaşamıştı.
GÜNÜMÜZ
"Üzerleride kan var! Benim niye yok!" Dedim fotoğrafa bakmaya devam ederek,
Atilla ellerimi tutup,
"Devin, sakinleş güzelim, sakinleş." Deyince gözlerimi sıkıca kapattım.
Oyununa gelmemeliydim.
Onun istediği buydu.
Kendimi suçlamam.
Ben bu değildim, ben bu kadar güçsüz değildim.
Gözlerimi açtığımda, artık Devin değildim.
Hesna'ydım.
Atilla'nın ellerini bırakarak ayağa kalktım, kutuyu yerden alıp içinde ki zarf açtım.
Duydum ki, beni arıyormuşsun Hesna...
Seni yormak istemedim, kendim geldim ayağına. Hadi ama, Görünmez timinde komutayı alınca kendini bir şey sanmıştım değil mi? Gerçek bir komutan gibi. Şimdi ise ikimizde birbirimize muhtaçız.
İş birliği yapmak istiyormuşsun, kabul.
Tek bir şartım var, en başa ben geçene kadar, bana bir şey yapmayacaksınız. Önce Otis'i beraber bitireceğiz, sonra kartlar yeniden dağıtılacak.
Eğer kabul ediyorsan, yarın aşağıya yazdığım koordinatlara gel.
Anlaşmamızın aksine bir hareket yaparsan, şimdi ki timini unut. Onların ölümüne sebep olursun.
Şimdilik hoşçakal, Hesna...
Beni yine suçlu duruma düşürmeye çalışıyordu, ama yemezdim.
Atak timine hiç bir şey olmayacaktı.
Kağıdı Atilla'ya verdim,
"Yarın buluşmak istiyor. Ne yapacağız?" Dedim.
Atilla,
"Toplanın, karargaha geçiyoruz. Efsun, sende bizimle gel. Senin için en güvenli yer orası." Dedikten sonra, önce Polis Özel Hareket ekipleriyle görüşmüş, ardından son gaz karargaha geçmiştik.
Albay hala yoktu, onun yerine general gelmişti.
General baş köşeye oturdu,
"Olanları duydum, sizi asla oraya gönderemem. Koordinatlara baktık, güvenli bir yer değil. Bir teröristin sözüne güvenemeyiz. Bu kutunun ondan geldiğine emin misin?" Diye sorunca aklıma kağıdın en altına atmış olduğu imza geldi,
"Bu kutuyu bize yollayan kişinin Kenan olduğundan eminim komutanım, zarfın altına bir imza atmış. Bu onun imzası."
General düşünmeye başladı,
Sessizlikten yararlanıp,
"Komutanım, eğer gitmezsek planımız iptal olur. Ona güvenmekten başka şansımız yok, inanın bana, onun bize ihtiyacı var. İzin verin, yarın hazırlıklı bir şekilde gidelim. Her duruma karşı destek timi, savaş uçakları hazır olsun. Ama yinede gidelim." Dedim düz bir sesle, Atilla'ya baktığımda beni dikkatle dinlediğini fark etmiştim.
Nedense, eski timim hakkında olan konularda verdiğim kararlara hiç seslenmiyordu, bazen itiraz etsede çoğunlukla beni dinliyor, ve ona göre hareket ediyordu.
General "Ben Hava kuvvetleriyle iletişime geçeceğim, siz şimdiden hazırlıklara başlayın. Atilla, aslanım, size güveniyorum. Timine sahip çık." Dedikten sonra toplantı odasından çıkmıştı.
Atilla kalkıp, en başa doğru yürüdü.
"Generali duydunuz, çok riskli bir görev olacak. Kenan şerefsizi kendince üstünlük kurmaya çalışıyor. Ona kim olduğumuzu hatırlatacağız, anlaşıldı mı Atak!" Deyince hepimiz ayağa kalkıp,
"Emredersiniz komutanım!" Dedik aynı anda.
"Güzel. Herkes göreve sıkı hazırlansın, her türlü durumu göz önüne bulundurun. Acil bir şey olursa haberiniz olur, eğer her şey istediğimiz gibi giderse bir kaç saate çıkacağız. Gidebilirsiniz."
Herkes baş selamı verip çıkmıştı, ben ise öylece Atilla'ya bakıyordum.
"Teşekkür ederim." Dedim, sesim istemsizce kısık çıkmıştı.
Bir tek onun yanında tüm yelkenlerimi indiriyordum, az önce hiç fark etmediğim duygular onunla baş başa kalınca kendini belli ediyordu, gözlerim dolmuştu, ama tek bir yaş akmadı.
"Ne için?" Diye sorunca,
"Kararı neden bana bırakıyorsun? Sence dediklerim gerçekten doğru mu? Sen tim komutanısın, benden iyi biliyorsun. Eski timim'i kapsayan görevlerde hep benim planlarımı uyguluyorsun. Benim yüzümden başarısız olmayalım." Dedim, hata yapmak istemiyordum, en iyisini o bilirdi. Ben anlamazdım, en son tim komutanı olduğumda olanları tekrardan yaşamak istemiyordum.
"Devin, kendi potansiyelinin farkında ol güzelim. Sen çok akıllı bir kadınsın, ve sana sonuna kadar güveniyorum. Eğer katılmadığım bir konu olsaydı, bunu açıkça belirtirdim merak etme."
"Ben duygusal düşünebilirim, intikam alacağım diye yanlış kararlar verebilirim. Bana plan konusunda güvenme, fikrimi sor ama planı sen yap." Arka arkaya söylediğim şeylerden sonra uzun bir süre sustuk.
"Sakin ol Devin, sana güvenmeye devam edeceğim çünkü nerede ne yapman gerektiğini çok iyi biliyorsun, görevinin farkındasın. Bizi tehlikeye atmayacağını da biliyorum.
Ben abimin intikamını alamadım, o yüzden timinin intikamını alabilmen için elimden ne geliyorsa yapacağım."
-
-13. BÖLÜM SONU-
Bölümü nasıl buldunuz?
Çelik bilek geri planda kalmış olsada, bundan sonra Hesna ve Çelik bilek'in nasıl bir uyum içinde olduğunu okuyacağız.
Görev haricinde, Hesna ve Çelik Bilek'i bir kenara bırakıp, sadece Bige'ye ve Alphan'a odaklanın:)
Teorilerinizi alayım 👉🏼
Son sorum, sizce kurgu nasıl gidiyor? Otis, Kenan döngüsünü anlıyor musunuz? Her şey açıklayıcı mı?
Yorumlarınızı bekliyorumm! Hatalarım varsa yada anlamadığınız, saçma gelen şeyler her zaman sorabilirsiniz ❤️
Bir sonra ki bölümde görüşmek üzere!
-❤️🩹