İçeriğe geç

Savunmasız Kalpler

Bölüm 14 · 14 dk okuma

Savunmasız Kalpler

Bölüm 14

Özel Bölüm - Gökçe & Göktay

Vee, tiktokta baya merak edilen o çift için özel bölüm geldii!

Çok kısa olsada, en azından tanışma hikayelerini okumuş olursunuz. Normal bölümlerde onları detaylı bir şekilde yazmayacağım, belki arada özel bölümler atarım istenen çiftler için.

Sizi bekletmeden bölüme alayım❤️

Bölüm şarkıları:

Cambaz - Mor ve Ötesi

Kendime Yeni Bir Ben Lazım - Sertab Erener

Kardan Adam - Gülşen

🥀

"Tesadüf yoktur, tevafuk vardır."

_________

Gökçe Ökten

Vedalar, zordu.

Ben, annemle çok küçük bir yaşta vedalaşmıştım.

Bir yanım gurur dolu, bir yanımda buruktu her şehit çocuğu gibi.

Bugün, babama ve abime, kısaca ailemle vedalaşacaktım.

Çünkü ben, Kara Astsubay Meslek Yüksekokulu'dan mezun olmuştum, 6 aylık sınıf eğitimimi de tamamlandıktan sonra Şırnakta bulunan 6. Komando Tugayına atanmıştım.

"Kendine çok dikkat et güzel kızım benim, seninle çok gurur duyuyorum."

Babamın sözlerinden sonra gözlerim hemen dolmuştu, şu anda Ankara Esenboğa havalimanın tam önündeydik. Üç büyük bavulumla birlikte, yeni bir hayata başlıyordum.

"Duygulandırma beni babişko! Merak etme, sizi her boşluğumda arayacağım!" Diyip abime döndüm, kendisi çok başarılı bir subaydı. Aynı zamanda da bir bordo bereliydi. Her an ciddiyetini koruyordu, benim gibi şımarık değildi en azından.

"Bana bak, Şırnak çok tehlikeli bir yer. Senden hiç şüphem yok, ama yinede her bir adımını düşünerek at. Ve son olarak, artık seni kontrol edemeyeceğime göre, eğer her gece süslenip dışarıya çıktığını duyarsam gelir tüm eşyalarını çöpe basarım Gökçe!"

Allah, abimi alana sabır versindi gerçekten.

Babam hemen,

"Kardeşine bu kadar karışma Yağız, O neyi yapıp, neyi yapmayacağını çok iyi biliyor, artık büyüdüğünü kabul et oğlum." Deyince abime yandan bir bakış atıp bavullarımı ona doğru ittim,

"Babam haklı abicim! Ben büyüdüm, daha fazla konuşmadan al bavullarımı taşı! En azından bir işe yarar o bicepslerin!"

Abim "sabır" çekerek üç bavulumu, artı olarakta iki tane büyük sırt çantamı zorlanmadan içeriye taşıdı.

Bavulumun sadece bir tanesi, makyaj malzemelerim ve cilt bakımlarımla doluydu.

Diğerlerinde kıyafetlerim, ve üniformalarım vardı.

Aslında daha getirmek istediğim bir sürü şey olsada, abartmamak adına onları bir sonra ki geldiğimde götürecektim.

Hep beraber içeriye girip, bavullarımı bagaj teslim alanına vermiştik. Zaten online check - in yaptığım için fazla beklememiştim.

Gitmeden son kez arkama dönüp baktım, ikiside bana el salladı.

Dayanamadım.

Koşarak yanlarına gidip ikisine birden sarıldım,

"Sizi çok seviyorum! İyiki varsınız, iyiki! İyiki!" Diyip ikisinide öpücüklere boğdum.

"Sende iyiki varsın deli kardeşim benim!"

Abim ne kadar korumacı olsada bana dayanamazdı, o olmasaydı gerçekten nasıl yaşardım bilmiyorum.

Zorlukla onlardan ayrıldım,

"Astsubay Çavuş Gökçe Ökten! Görevimi en iyi şekilde icra etmeye gidiyorum canım ailem!"

Bu dediklerime ikiside gülmüştü, işte bunu gördükten sonra gerçekten gidebilirdim.

Havalimanı küçük olduğu için fazla sürmemişti, yarım saat içinde gate'e varmıştım.

Hemen bir yere oturup, kalkış yapan uçakları izlemeye başlamıştım.

Çok ama çok heyecanlıydım, ve bu yüzümden de okunuyordu.

Ben sakince kapının açılmasını beklerken, yanıma biri oturmuştu.

Ona yandan bir bakış atıp önüme dönecektim ki, gördüğüm bu yakışıklı, uzun boylu esmer oğlandan bakışlarımı bu kadar çabuk alamamıştım.

Acayip yakışıklıydı!

Ona baktığımı fark edince hemen önüme döndüm,

Birden ters bir şekilde "Ne var?" Deyince ağzıma gelen ilk şeyi söylemiştim,

"Çok yakından tanıdığım birine benzettim de sizi, kusura bakmayın." Dedim gülümseyip.

Rezil olmuştum!

Neyse ki onu bir daha görmeyecektim, çok yakışıklıydı ama odun çıkmıştı.

Gate açıldıktan sonra herkes ayaklanıp sıraya girmişti, ben hala aynı yerde oturuyordum.

Uçağa ilk olarak ta binsem, son olarakta binsem binmiş olacaktım. Neden erkenden ayağa kalkıp yorulayım ki?

Böyle düşünen tek ben olmadığımı fark ettim, ben, bir genç kız ve o yakışıklı oğlan sona kalmıştık!

Yavaşça ayağa kalkıp biletleri kontrol eden hostese doğru ilerledim, bir an önce uçağa binmek istiyordum.

Gayet rahat bir şekilde biletimi verdim, tam körüğe doğru gidecekken bir diğer hostesin dediklerinden sonra duraksadım,

"Beyefendi, uçağımızda sadece bir kişilik yer kaldı. Buna havacılıkta overbooked deriz, o yüzden ikinizden biri maalesef uçağa binemeyecek."

"Ne demek bu! Benim binmem lazım, çok önemli bir yere yetişmem gerek!" Dedi hemen, yanında ki kız da sinirlenmişti,

"Asıl benim binmem lazım! Yarın köpeğimin yaş günü!"

"Allahım sabır ver! Hanımefendi, sizin köpeğinizim yaşgününden daha önemli işlerim var benim!"

Bu olay uzayacak gibiydi, ne kadar az önce yerin dibine girmiş olsamda, bu sefer yardım edip hatamı telafi edebilirdim.

Tam onlara doğru yürürken,

"Aşkım! Neden gelmiyorsun!" Dedim.

Evet, bunu yaptım.

Çok ama çok klişeydi, biliyorum. Ama demiştim artık.

Bana çatık kaşlarla baktığını görünce hostese doğru döndüm,

"Neden eşimi almıyorsunuz? Çok önemli bir yere yetişmemiz lazım!" Demiş bulundum.

Hostes bile şaşırmıştı,

"Ayrı, ayrı gelince anlayamadık kusura bakmayın. Eşinizle olduğunuzu bilseydik sizi hemen alırdık beyefendi." Diyip ikimizin pasaportlarını birden istemişti.

İşte şimdi yanmıştım, ben neden her şeye burnumu sokuyordum ki!

Boyunun uzunluğundan sadece omuzunu gördüğüm oğlan, "Çok teşekkür ederim ya!" Demişti kısık bir sesle.

Bir şey demeden sessizce kadının yalanımızı anlamasını bekledim.

Ama öyle olmadı, kadın pasaportlarımızı geri verip "iyi uçuşlar." Demişti!

Hemen gülümseyip ona doğru döndüm,

"Rica ederim." Deyip önünden yürümeye başladım.

Peşimden hızlı adımlarla geldiğini hissediyordum,

"Bu nasıl oldu? Soyadın ne senin!" Dedi,

"Ökten." Dedim ona hiç bakmadan.

Hemen ardından,

"Yoksa soyadımız aynı mı!" Dedim.

"Değil. Benziyor, Allahtan hostes fark etmedi!"

Hep şikayetçi bir tavırla konuşuyordu.

"Benim sayemde gireceksin uçağa! İnsan güzelce teşekkür eder!" Deyip hızlandım, zaten o sırada uçağın kapısından içeriye girmiştik.

Herkes bize bakıyordu, son gelen biz olduğumuz için uçağın bizim yüzümüzden kalkmadığını düşünüyorlardı muhtemelen.

Uçak gerçekten tamamen doluydu, kendi koltuk numaramı bulunca hem cam kenarının, hemde onun yanında ki koltuğun boş olduğunu fark ettim.

Bu demek oluyordu ki, yan yana oturacaktık.

Çok güzel gerçekten!

Cam kenarına geçip oturmuştum, hemen arkamdan gelen dağ ayısı ise bana öyle bir bakış atmıştı ki, hemen önüme dönmüştüm.

Oflayarak yanıma oturdu.

Ve uçak inene kadar, hiç konuşmamıştık.

Normalde, beş dakika bile konuşmadan duramayan ben, bu sefer 2 saat boyunca susmuştum.

Uçağın tekerleri yere değer değmez, herkes ayağa kalmıştı.

Hayır, anlamıyordum. Daha uçağın kapısı açılmamıştı bile!

Onlara yargılayıcı bakışlar atarken, aynı şekilde yanımda oturan odun beyde aynı şekilde bakıyordu onlara.

Kapılar açıldıktan sonra ilerleyen sırayla, dışarıya ilk adımımı atmıştım.

Normalde, sıcak havanın yüzüme vurmasına alışkındım, birden Şırnak soğuğuyla karşı karşı kalınca gülen yüzüm hemen düştü.

Üstüm incecikti.

Koşar adımlarla bizi aprondan havalimanının terminaline götürecek otobüse bindim.

Bu havalimanı, Ankaradan daha küçüktü.

Kısa bir sürede bagaj alma alanına gelmiştim bile.

Ben bagaj bandının bir köşesindeyken, 'odun' bey bir diğer köşesindeydi.

Dalmış bir şekilde bavulların çıktığı yere bakıyordu, yüzünden silinmeyen o memnuniyetsiz yüz ifadesi hep aynıydı.

Bavulumu beklerken yanıma bir yaşlı teyze geldi,

"Kızım, sen buralardan mısın? Ne işin var Şırnakta?" Diye sordu, elinde bastonu vardı. Tam önümde durmuştu,

"Buralı değilim, iş için geldim." Dedim kısaca,

"Kalacak yerin var mıdır? Yoksa evim boş, kapım sonuna kadar açıktır." Gayet sevecen bir şekilde söyledikleri beni gülümsetti,

"Çok teşekkür ederim, ama kalacak yerim var."

Lojmanda sadece evli olanlar oturuyordu, o yüzden ben lojmanın hemen yanında bulunan dairelerden birini kiralamıştım.

Çok modern olmasada, idare ederdi.

Teyze'yle kısa bir sohbet ettikten sonra bavulların çıktığı yere yaklaştım.

Üç bavulumun üçü de siyahtı, üzerinde ise isimlerimin baş harfi yazıyordu.

G.Ö

Ben bavulum geldiğini düşünürken, o beyefendi hiç zorlanmadan alıp yanına koydu.

Benim ki o kadar çok ağırdı ki, bu kadar kolay taşıması imkansızdı. Ya da çok kaslıydı.

O çıkış tarafına doğru gidince, bir kaç saniyelik platonik ilişkimin bittiğini fark etmiştim.

Şansıma, üç bavulumda arka arkaya gelince hepsini kaçırmadan almaya çalıştım, ama bir gariplik vardı,

Bunlar çok hafifti!

Asla benim olamazdı!

Hemen ön tarafını kontrol ettim,

G.Ö

Yazıyordu, ve benim el yazımla aynıydı.

Burası kalabalıklaşınca bir kenara geçip bavulu açtım, gördüğüm şeyle bavulu kapatmam bir olmuştu!

Bunlar benim değildi!

Ve! Az önce, o yakışıklı beyefendi bu bavulların tam olarak aynısı olan siyah bavullarla çıkışa doğru gitmişti!

Hemen bavulları sıkıca tutup koşmaya çalışmıştım, ama üç tane bavul, ve sırt çantalarıyla zor olmuştu.

Yinede pes etmedim, çıkış kapısından dışarıya çıkarak etrafıma baktım, çok fazla kalabalıktı!

"Ah Gökçe, ah!" Dedim sesli bir şekilde, tam o sırada aradığım kişiyi taksi durağında görünce hızlı adımlarla oraya doğru yürüdüm,

"Beyefendi!" Dedim bağırarak, o kadar kalabalık ve sesliydi ki aksi takdirde beni fark etmezdi bile.

Ben seslendikten sonra, bakışları beni buldu. Sorgulayıcı bir şekilde bakıyordu,

"O elinizde ki büyük bavul, benim." Dedim elimle göstererek,

Derin bir nefes aldı,

"Bak, tamam sağol, sayende uçağa bindim. Ama bu kadarı yeterli küçük hanım. Üniversiteli gençlerle uğraşacak yaşı çoktan geçtim." Deyip önüne döndü.

"Pardon?" Dedim,

"Ne sanıyorsunuz siz kendinizi ya!" Deyip onun bavulunu fırlatırcasına önüne ittim,

"Aç bak bakalım, bavul kiminmiş!"

Tam "Benim bavulumun üstünde büyük harflerle G.Ö, yazıyor! Görmüyo-" dedikten sonra ikimizinde yanına olan bavulların üzerinde aynı yazıların olduğunu fark etti.

"İsmin ne senin?" Diye sordum,

"Göktay Ökmen." Dedi çatık kaşlarıyla,

"Elimde ki iki bavul benim, ama şu büyük olan senin! Senin yanında ki de benim! İnanmıyorsan aç bak içine!" Dedim.

Dediğimi yaptı.

Bavulumu tamamen açmasına gerek yoktu, zaten yarı açması içerisindekilerin ona ait olmadığını görmesi yeterli olmalıydı.

Hemen bavulumu kapatıp bana verdi, az önce önüne ittiğim bavulunu alıp gelen ilk taksiye doğru yürümeye başladı.

Sinirlerime hakim olamayıp arkasından,

"Siz erkekler var ya siz erkekler! Beyinsiz yaşayan varlıklarsınız!" Diye bağırdım,

"İnsan bir teşekkür eder, odun!"

Aniden arkasını döndü,

"Bak çok önemli bir yere geç kalıyorum, ergenlerle uğraşacak vaktim yok! Anladın mı! Bak işine!" Diyip taksiye bindi, ve GİTTİ!

içimden ona söve, söve bir taksi bulup kiraladığım eve geldim.

İşlemleri babam uzaktan halletmişti, ben sadece ev sahibinden anahtarları almıştım.

İçeriye girdiğimde, karşılaştığım manzara beni şaşırtmamıştı. İlanda gördüğümle aynıydı, iki odası ve bir salonu olan küçük bir daireydi.

Mutfak giriş kapısının hemen yanındaydı, onun karşısında oturma odası vardı.

Yatak odaları ise oturma odasından itibaren başlayan koridordaydı.

Değişik bir planlama olsada, şikayetlenmedim.

Şırnakta bulabileceğim en güzel ev buydu.

Temizlik yapmayı, ev işleriyle uğraşmayı hiç sevmesemde bu seferlik yapmak zorundaydım.

Eşyalarımı olduğu gibi bırakıp sokağın başında bulunan markete gittim, genel ihtiyaçlarımı alıp geldikten sonra temizliğe başladım.

Ev küçük olmasına rağmen, saatlerce uğraşmıştım. Ve bu, iş bilmemezliğimden dolayıydı.

İki gün sonra başlayacaktım görevime. Bu iki günde evimi temizleyip düzenlemiştim, eşyalarımı yerleştirip sipariş ettiğim dekorlarla tam bir 'ev' ortamı yaratmıştım.

Loş ışıklar, kocaman bir vazo ve çicek. Yeni nevresim takımları derken kendimden beklemediğim bir şekilde 2 günde bir çok şeyi halletmiştim aslında.

Gözümü sabah saat 5:30'sa açtığımda ayağa kalkmakta zorluk çekmiştim. Her yerim ağrıyordu gerçekten, ev işleri bana göre değildi.

İlk olarak banyoya girip yüzümü yıkadım ve ihtiyaçlarımı giderdim, daha sonra üzerime rahat bir şeyler giyip üniformamı da yanıma aldıktan sonra evden çıktım.

Güneş doğmaya başlamıştı bile, tugay yakın olduğu için yürüyerek gidiyordum.

Soğuk olsada kısa bir sürede gelmiştim, kapıda ki askerlere askeri kimliğimi gösterip içeriye girdim.

Bu tugay, gerçekten çok büyüktü!

Askeri okulda çeşitli alaylarda staj görmüştüm, ama böylesine büyük bir tugay benim içinde ilkti.

Bir çok ilki yaşayarak, kendimi geliştirecektim.

Derin bir nefes aldım, çok heyecanlıydım!

Daha fazla beklemeden içeriye girdim, tüm gözler üzerimdeydi.

Askeriyede, hele de Şırnakta görevli olan kadın askerlerin sayısı çok azdı.

Ve şu anda sivildim, bu da çok ayrı dikkat çekiyordu.

Personel odasına gitmem gerekiyordu, fakat bulamamıştım.

Yanımdan geçen sivil birini durdurdum,

"Bir bakar mısın? Personel şubesi nerede biliyor musun?" Dedim.

Hemen kendini beğenmiş bir şekilde ellerini saçlarına daldırarak düzeltti,

"Bakarım tabikide, ben Sarp Koşan bu arada. Revirde doktorum, personel şubesi koridorun sonunda, sağda ki kapı olması lazımdı."

Çapkın olduğu konuşmasından belliydi.

"Sağolun, iyi günler." Deyip, koridorun sonuna doğru yürüdüm, personel şubesi gerçekten de buradaydı.

Kapıyı tıklatıp içeriye girdim, bir Üsteğmen oturuyordu içeride.

Bir adım öne çıkıp,

"Astsubay Çavuş Ökten!" Diye tekmil verdim,

Komutanım, "Rahat, hoşgeldin astsubayım. Oturabilirsin." Deyince dediğini yaptım. Ilımlıydı en azından, staj dönemimde neler görmüştüm neler!

"Sen tayini yeni çıkan çavuşsun değil mi?" Diye sordu,

"Evet komutanım." Dedim hemen.

"Şırnak'a hoşgeldin, ben işlemlerini yaptım. Giyinme odası üst katta, sol tarafta ki üçüncü kapı. Üniformanı giydikten sonra Astsubay Çavuş Tahir Unsal'ı bul, sana yardımcı olacak."

Sözlerini bitirdikten sonra hemen ayağa kalkıp esas duruşta,

"Emredersiniz komutanım!" Dedim.

"Çıkabilirsin." Emrinden sonra dediklerini anlattığı şekilde yaptım, üst katta iki tane giyinme odası vardı. Biri erkekler için, biri de kadınlar için özel olmalıydı.

Şu ana kadar daha hiç bir kadın askerle karşılaşmamıştım, ama dolapların birinin üzerinde 'KD.ÜTĞM.ALKIM' yazıyordu.

Galiba tek olmayacaktım.

Hemen önüme döndüm, çoğu dolap boştu zaten. O yüzden ilk dolabı açtım, yanımda getirdiğim üniformamı giyip çıkardığım kıyafetleri içine astım. Postallarımın bağıcıklarını sıkıca bağladıktan sonra giyinme odasından çıktım.

Şimdi, Çavuş Tahir'i bulmam lazımdı.

Koridorda yürürken benimle aynı rütbede olan birini görmeyi bekledim, komutanımı bu soruyu sormak için durduramazdım.

Ama şansıma, sürekli üst rütbelerim geçiyordu!

Baş selamı vermekten, başıma ağrılar girmişti.

Neredeyse tüm karargah'ı turlamıştım bu vesileyle, en sonunda bana doğru gelen Çavuş'u görünce bunun Tahir olduğunu anladım.

"Hoşgeldin astsubayım, ben Tahir. Harekat merkezinde görevliyim." Dedi gülümseyerek, orta boylarda, esmer biriydi. Saçlarını düzenli bir şekilde yapmıştı, iyi birine benziyordu, güler yüzlüğünden anlamıştım.

"Hoşbulduk, bende Gökçe. Yeni atandım buraya, bende harekat merkezinde başlayacağım görevime." Dedim.

"Beni takip et, seni harekat merkezine götüreyim. Şırnak'ta işler hızlı yürür, görevde olan bir kaç timimiz var. Hemen işe başlayacaksın." Deyince peşinden ilerledim.

Yürürken bana timleri anlatıyordu,

"Burada bir çok tim var, ama bilmen gereken, ve en önemlileri Atak timi ve Atmaca timi. Atmaca timinin başında ki Yüzbaşı tam bir deli. Onlar çoğunlukla keşif görevine çıkıyorlar."

Hala yürüyorduk, konuşmaya devam etti,

"Atak timi, öyle böyle bir tim değil. Tim komutanı, Yüzbaşı Atilla Alphan Atabey'in disiplini, anında plan yapabilme kabiliyeti, asla tereddüt etmemesi onun nasıl bir komutan olduğunu belli ediyor. Tim değil aile gibiler, aralarına kolay, kolay yeni bir personel almazlar. Ama burada ki herkesin hayali, Atak timinin bir mensubu olmaktır."

Atak timinden bahsederken iç çekmişti, sanırım gerçekten çok saygı duyulan bir timdi.

"Ha birde, Hesna'yı illa ki tanıyorsundur. O da Atak timinde."

Dediği isim bana hiç tanıdık gelmemişti, zaten meslekte yeniydim. O yüzden kimseyi tanımıyordum, abim haricinde.

Ben "O kim ki?" Deyince şaşkınlıkla,

"Tanımıyor musun?" Dedi.

"Tanımıyorum?"

"Hani üç yıl önce, teröristleri oyuna getirip iki kamp dolusu teröristi tek bir tuşla gebertmişti. Çok akıllı bir kadın, onun sayesinde ele başılarını almıştık. Eğer Hesna olmasaydı, tüm Şırnak'ta katliam çıkmıştı."

"Kadın mı!" Dedim merakla,

"Kıdemli Üsteğmen Alkım değil mi!" Dedim hemen ardından,

"Evet, kadın. Hatta sen gelmeden önce karargahta görevli tek kadın askerdi."

Sadece iki kişimiydik!

Bir an önce onunla tanışmak istiyordum!

Konuşa, konuşa harekat merkezine gelmiştik.

İçerisi beklediğimden de büyüktü, her yanı bilgisayarla doluydu.

Beş tane astsubay vardı, ve her biri aktif olarak çalışıyordu. Biri telsizden bir timle konuşuyordu, bir diğeri ekrandan bir konumu takip ediyordu.

"Şu boş masa senin, Atak timi görevden gelmek üzere. Onlar gelene kadar radardam takip et, yaklaşmalarına yakın albayın yanında git. Odası bu katta, sonuncu oda."

"Anlaşıldı." Deyip, az önce gösterdiği masanın başına geçtim. Kapıya en yakın olan masaydı.

Sisteme giriş yapıp, radardan Atak timini getiren helikopteri buldum, inmek üzerelerdi.

Hemen bilgisiyarımı kapatıp harekat merkezinden çıktım, albayın odasının önünde durup kapısını çaldım.

İçeriden "gir!" Emri geldikten sonra kapıyı açıp, içeriye adımımı attım.

"Astsubay Çavuş Ökten!" Dedim hemen.

Albay gayet sakin bir sesle

"Rahat, oturabilirsin kızım." Deyince dediğini yaptım.

Karşısında ki koltuğa oturdum.

"6. Komando Tugayına hoşgeldin Gökçe. Ben Albay Cihangir Sönmez, seni buraya çok önemli bir şey için çağırdım. Atak timi, çok büyük bir operasyonun ortasında. Kimseye güvenemez bir duruma geldik, ama sana güveniyoruz. Bundan sonra, Atak timinin çıktığı her görevden sen sorumlusun. Harekat merkezinde, en ince detayına kadar araştırıp, eğer bir sorun olursa bana bildirmeni istiyorum. Senden başka bir subay ya da Astsubay Atak timinin bilgilerine bakmak isterse, buna engel ol."

Deyince gözlerimi kocaman açtım, bana, yeni mezun olmuş birine mi güveniyorlardı! Hemde böylesine önemli bir timi! Üstelik, eğer bu tim hakkında bilgi sahibi olmak isteyen subaylar yâda Astsubaylar olursa engel olmam gerektiğini söylüyordu!

Kim yeni mezun olmuş bir Çavuş'u ciddiye alırdı ki?

"Komutanım, bu benim içim çok büyük bir gururdur. Fakat yeni mezun oldum, dolayısıyla bu zorlu görevi başarıyla yerine getirmeye çalışırım, ama ya olmazsa?" Dedim sona doğru kısık çıkan sesimle,

"Okulunu bitirdin, sınıf eğitimini aldın. Kendini küçümseme, eğer sana güvenmeselerdi, Şırnak'a atanmazdın."

"Benim için çok büyük bir gurur komutanım, teşekkür ederim." Dedim gülümseyip,

"Atak timi gelmek üzere, beraber gidelim. Ellerinde çok önemli bilgiler var, onu teslim alıp hepsini gözden geçirip bana raporla."

"Emredersiniz komutanım!"

Dedikten sonra beraber helikopter pistine doğru gittik, helikopter tam şuanda iniyordu.

Tekerleri yere değdikten sonra helikopterin kapısı açıldı, içinde ki askerler tek, tek inerken benim gözüm az önce gördüğüm kadın askere kaydı.

Çok büyük bir merak, ve heyecanla onu izliyordum.

Acayip havalıydı!

Hepsi yan yana sıralanınca, kadın asker bir adım öne çıkıp,

"Atak timi, görevini başarıyla tamamlamıştır komutanım! Arz ederim!" Deyip geri yerine geçti. Sesi o kadar gür çıkmıştı ki, tüylerim diken diken olmuştu.

Albay "Hoşgeldiniz çocuklar!" Deyince hepsi aynı anda,

"Sağol!" Dedi,

Daha sonra albay bana doğru dönüp,

"Kızım sen çantayı al, harekat merkezine götür." Deyince hemen dediğini yaptım, sarışın bir askerin elinden çantayı alıp hızla harekat merkezine geçtim.

İçeride fazla kimse yoktu, o yüzden rahatlıkla içinde ki dosyaları çıkarıp masama dizdim.

Yaklaşık bir saat boyunca, hayretler içinde okumuştum tüm dosyaları.

Bu şerefsizler, gerçekten kansızdı! Yaptıkları planlar, çoğunlukla sivilleri öldürmek niyetindeydi.

Tüm koordinatları bir kenara yazdım, elimizde ki tüm bilgilerin olduğu bir evrak hazırladım. Evrak'ı güvenli bir yere koyup sistemden bir kaç şeye bakmaya başladım.

Ben dalmış bir şekilde çalışırken harekat merkezinin kapısı açıldı, hemen ayağa kalkıp esas duruşta kaldım, o sırada içeriye giren tanıdık yüzle dondum kaldım...

Bu oydu!

Göktay Ökmen

Beni görünce, beni baştan aşağıya süzdü. Yüzünde şaşkın bir ifade vardı, aynı şekilde bende de!

Asker olduğumu beklemiyordu büyük bir ihtimalle, kendimize gelmemizin sebebi yanında ki Teğmen'in,

"Evrakları inceledin mi?" Diye sorması olmuştu.

Hemen, az önce hazırladığım evrak'ı ona doğru uzattım. Göktay'ın bakışları hala üzerimdeydi. Ama umursamadım.

Beraber bir masaya geçip, bilgileri tek, tek incelemişlerdi.

Çok değişik bir ilk 'iş' günü olmuştu. Havalimanında, o kadar sövdüğüm kişi, komutanım çıkmıştı!

-

-Özel bölüm sonu-

Bu çifti beğendiniz mi?

Yorumlarınızı bekliyorum!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.