İçeriğe geç

Save Me/ HyunLix

Bölüm 8 · 5 dk okuma

Save Me/ HyunLix

Bölüm 8

Felix’in kanından içtin mi? 🦋

İyi okumalar 🦋

__________

Masanın üstünde duran karga tüyü, odanın içinde durmadan hareket eden Hyunjin, Oflayıp puflayan Bangchan ve gözünü bir saniye bile olsun karga tüyünden çekmeyen Minho. Ortam yeterince gergindi. Hala güneşin batmamış olması ortamı daha da geriyordu. Çünkü Bangchan ve Minho güneş batmadan dışarı çıkamazlardı. Hyunjin de tek başına cadıların meskenini basacak kadar aptal değildi.

H: "Yakalım şu tüyü de kim geliyor bir bakalım. Tek şansımız bu zaten başka ne yapabiliriz ki?

M: "Felix'i kaçıran zaten cadılar. Onu kurtarmak için bir cadıdan yardım istemek ne kadar mantıklı olur?"

B: "Ne yapabiliriz başka. Ele ele tutuşup Selenayı mı çağıralım ha?"

M: "O cadı değil ki. Çağırabiliriz"

Hyunjin artık daha fazla zaman kaybetmek istemediğinden masadan bıçağı almış, sol elinin içini kesmişti. Elini karga tüyünün üstünde tutup, kanını üstüne damlatmıştı. Anında alev alan tüy bir saniye içinde kül olup yok olmuştu.

M: "Eee nerede bizim lambadan çıkan cinimiz?"

B: "artık biraz ciddi olsan olmaz mı?"

M: "Durum zaten ciddi. Ben de ciddi olursam ortam daha da gerilir."

Hyunjin son umudu olan tüyü de kaybettiği için daha fazla hüsrana uğramıştı. Artık ne olacaksa olsun deyip Felix'i tek başına kurtarmaya karar vermişti. Gidecekti, cadıları bulacaktı, hak ettiklerini onlara ödetecekti ve Felix'i kurtaracaktı. Ya da Felix'le birlikte orada ölecekti.

Hyunjin elini kapının koluna atıp açtığında karşısındaki bedeni farketmişti. Dışarıdaki beden sanki kendi eviymiş gibi içeri girmiş ve konuşmaya başlamıştı.

"Günlerdir o tüyü yakmanızı bekliyorum. Ne yapıyordunuz? Yakmak için baharın gelmesini falan mı bekliyordunuz?"

Minho ayağa kalkmış içeri giren beden daha fazla ilerlemesin diye önünü kesmişti. Hyunjin ise hala kapının önünde duruyordu.

M: "Kimsin sen? Ne zırvalıyorsun?"

J: "Lambadan çıkan cinin benim. İsmim Jisung. Bu tüyü de annem verdi sana Hyunjin. Size yardım etmek için buradayım."

Hyunjin gözlerinde yeşeren umut parçacıklarıyla kapıyı kapatmış ve Jisung'a doğru adımlamıştı. Minho ise keskin gözleriyle hala Jisung'a bakıyordu.

H: " Şimdi en başından başlayalım. Felix bana mühürlü ve ben onu laboratuvarda bul-"

Hyunjin tam olayları baştan anlatacaktı ki Jisun lafını yarıda durdurmuştu.

J: "Bana anlatmana gerek yok. Her şeyi biliyorum. Şu an sadece benim sorularımı cevaplaman yeterli"

Hyunjin başını onaylar anlamda sallamıştı.

J: "Felix'in kanından içtin mi?"

H: "Hayır"

J: "Onunla yattın mı?"

H: "H-hayır. Bunun konumuzla ne alakası var?"

J: "Sadece sorularımı cevapla. Yakında öğreneceksin."

H: "Hemen kendini kanıtlarsan iyi olur. Çünkü bana pek ciddiymişsin gibi gelmiyor."

M: "Cadılara güvenilmez demiştim."

Jisung hala karşısında dikilen Minho'ya bakmış, kaşlarını çatmıştı. Artık ciddi konuşması gerektiğini anlamıştı.

J: "Ay doğar doğmaz Felix'i yakacaklar."

Herkes aynı anda "ne" diye bağırdığında Jisung konuya açıklık getirmesi gerektiğini anlamıştı.

J: "İçten içe Felix'in kanını yakacaklar. Son damlasına kadar kurutacaklar. Bana güvenin her şeyi halledeceğim. Şimdi sadece akşam olmasını beklememiz lazım."

Hyunjin duyduğu bu laflardan sonra nasıl bekleyebilirdi ki. Kim bilir Felix'in canı nasıl yanacaktı. Ama Hyunjin ona söz vermişti. Bir daha asla onun canının yanmayacağına dair söz vermişti.

....

Eski bir Kilisenin önüne geldiklerinde durmuşdular.

J: "Bak son kez söylüyorum. Saldırmak yok. Eğer ben ikna edemezsem saldıracağız. Hey özellikle de sen Minho, ikide bir cadıları kötüleyen. Hah evet sen sessizce bekle"

Jisung konuşmasını yaparken parmağıyla Minho'yu işaret etmişti. Minho ise gözlerini devirmişti.

Kilisenin kocaman kapısını açıp içeri girdiklerinde boş bir odayla karşılaşmıştılar.

Hyunjin anında Jisung'un boğazından tutmuş setce duvara yaslamıştı.

H: "SEN BİZİMLE KAFA MI BULUYORSUN. SAATLERDİR BEKLİYORUZ BOŞ ODA İÇİN Mİ? EĞER FELİX'E BİR ŞEY OLURSA İLK SENİ ÖLDÜRECEĞİM"

Hyunjin Jisung'un suratına doğru avazı çıktığı kadar bağırmıştı. Onu susturan şey ise Felix'in çığlıkları olmuştu.

Sesi Kilisenin ön bahçesinden geliyordu. Hemen Jisung'un yakasını bırakmış, ön bahçeye giden kapıyı bulmaya çalışmıştı. Bulduğunda ise kapının açık olup olmadığına bakmadan tekmelemiş ve anında açmıştı.

Karşılaştığı manzara sinirden gözlerinin parlamasına neden olmuştu. Felix bir masaya elleri ve ayakları bağlanmış şekilde uzatılmıştı. Başında 4 tane cadı vardı. Felix ise sadece acı çığlıklarıyla bağırıyordu. Kapının sesini duyduklarında herkes Hyunjin'e bakmıştı. Felix de dahil.

Felix, Hyunjin'le göz göze geldiğinde onun arkasında duran Bangchan ve Minho'yu da görmüştü ve bir de tanımadığı birisi. Felix bu manzara karşısında göz yaşlarını serbest bırakmıştı. Onun için gelmiştiler. Onu kurtarmak için.

Felix'in dolan gözlerini gördüğünde Hyunjin kalbinin parçalandığını hissettmişti. Küçücük gözler o kadar şey anlatıyordu ki.

H: "Sakin ol bebeğim. Birazdan gideceğiz buradan tamam mı?"

Felix başını onaylar anlamda sallamış ve düşmek için çırpınan gözyaşlarını tekrar serbest bırakmıştı.

Bu sefer cadılardan biri Jisung'a karşı konuşmaya başlamıştı. Jisung'un da cadı olduğunu anlamışlardı.

"Atalarımızın bize verdiği emir üzerine yaşamaması gereken bu canlıyı daha fazla tehlike arz etmemesi için yok etmeliyiz. Karşı çıkarsanız aynısını size de yaparız."

J: "Çocuğun kanı hiç bir vampir üstünde kullanılmadı. Yani kanının melez yarattığı sadece bir söylenti. Üstelik çocuk kurt ve mühürlü olduğu kişi var. Kuralları tekrar hatılatmama gerek yok sanırım. Mühür demek dokunulmazlık demek. Hiçbir kuralı çiğnemediği taktirde kurt'un mühürlü olduğu kişiye zarar verilemez."

Cadılar anlık duraksamayla birbirlerine bakıp konuşmaya devam ettiler.

"Mühür sahte. Aralarındaki bağ onları seçmedi. Onlar bu bağı seçti. Çocuk hayatta kalsın diye Hyunjin'e sahte mühürle mühürlendi."

J: "Yanılıyorsunuz. Felix dolunay kurdu. Dolunayda doğdu. Ve doğar doğmaz da Hyunjin'e mühürlendi. Bu demek oluyor ki Hyunjin'le birlikte olduğu her gece yeniden dolunay doğacaktır. Çocuk birliktelik için küçük. Bana zaman verin size kanıtlayacağım."

"Sana neden güvenelim ki?"

Jisung bileğini açıp sekiz başlı yıldız doğum lekesini göstermişti.

"Sen Busan cadısı mısın?"

Cadılar şaşırmış şekilde birbirlerine sonra da Jisung'a bakmıştılar. En güçlü, tüm dünya cadınlarına rehberlik eden cadılardı, Busan cadıları.

J: "Evet. Bana güvenebilirsiniz. Eğer bir sorun olursa , bir tehlike oluşursa ben kendim çocuğu hallederim."

"Sana bir hafta süre veriyoruz. Çocuğun dokunulmazlığını, mührünün gerçek olduğunu kanıtlaman için."

Jisung tam bir haftanın yeterli olmadığını söyleyecekti ki dört cadının hepsi birden yok olmuştu.

Hyunjin anında Felix'e koşup ellerini çözmüştü. Elleri çözülen Felix, kollarını Hyunjin'in boynuna dolayıp sıkıca sarılmıştı. Hyunjin ise Felix'i kendinden uzaklaştırmadan ayaklarını çözüp, kucağına almıştı.

H: "İyi misin? Bir yerine bir şey oldu mu? Canın yanıyor mu?"

Felix başını biraz daha Hyunjin'in boynuna gömüp "iyiyim" diye fısıldamıştı. Çok yorgundu. Tek istediği Hyunjin'in kucağından asla ayrılmamaktı.

J: "Daha rahatlamayın. Sadece 1 hafta zaman kazanabildik."

H: "Felix bizde artık onlara istediğim gibi davranabilirim."

J: "Saçmalama Hyunjin. Mührün doğruluğunu kanıtlamazsak tüm cadılar Felix için gelir. O zaman hiç şansımız olmaz."

M: "Cadıları sevmediğimi söylemiş miydim?"

B: "Evet Minho evet. En az günde üç kere söylüyorsun."

F: "Hyunjin"

H: "Efendim bebeğim."

F: "Eve gidelim. Burayı sevmedim."

Hyunjin Felix'in saçlarını okşadıktan sonra öpmüş ve isteğini onaylamıştı.

________

Lan çüş oha lan noluyor bu kitapta demeyin. Çünkü bu sözleri sonraki bölümlere saklayın. Ehe

Bölüm sonu

6 yorum