Ben nasıl kaos düşkünü bir insanmışım lan. Her bölüm kaos yazasım geliyor. Zor zaptediyorum parmakcıklarımı.
_________
Hyunjin minik bedeni kolları arasına almıştı. Tek düşündüğü şimdilik buradan gitmekti. Tam odadan çıkacakken, kucağındaki çocuk minik elleriyle kapının kenarından tutundu ve yarı baygın halde yatağın üstünü göstermiş sessizce "Jiniret" demişti.
Hyunjin yatağa baktığında küçük, beyaz bir peluş oyuncak görmüştü. Onu istediğini varsayarak eline almış. Ve kucağındaki çıcuğun eline tutuşturmuştu.
Çocuk da oyuncağına sarılarak, Hyunjin'in kucağında daha da kıvrılmış, güçsüz olan bedenini uykuya teslim etmişti.
....
Hyunjin küçük bedeni yatağa bırakmış, dolabına doğru ilerlemişti. Bulduğu en kalın sweat'i alıp yatağa geri dönmüştü.
Çocuğun üstünde beyaz ince bir Tişört ve beyaz şort vardı. Üşümesin diye de ona kalın bir şeyler giydirmeye karar vermişti.
Yavaşca yatağa oturdu. Çocuğun belinden tutarak oturur vaziyete getirdi ve çocuğun kafasını omzuna yasladı. Onu korkutmamak adına yavaşca tişörtü çıkardı.
Karşılaştığı görüntü ise nefesini tutmasına yetecek kadar garipti. Çocuğun sol omzunda hilal sembolü vardı.
Bir süre donuk bir şekilde omzundaki sembole bakarken gözleri yavaşca sırtına doğru kaydı. Zayıf bedenin her yerinde morluklar vardı. Çocuğa şiddet uygulandığı açıkca ortadaydı.
Hyunjin küçük bedenin titrediğini gördüğünde kendine geldi ve hemen elindeki sweat'i ona giydirdi. Sweat onun üstünde o kadar büyük durmuştu ki çocuğun kolları bile gözükmüyordu.
Hyunjin, onu yavaşca yatağa geri uzattı ve üstünü kalın yorganla örttü.
Ne yapacağını, kime söyleyeceğini, neyin ne zaman nerede başverdiğini bilmiyordu. Sürüsünün her üyesi ölmüştü, kendisi hariç. Ama şimdi karşısında sembol taşıyan ve ilk dokunduğunda melez gözlerini ortaya çıkaran bir çocuk vardı.
....
"Şimdi sen diyorsun ki bu yatakta uyuyan çocuk seninle aynı sürüden mi?"
Minho, sorusunu şaşkın bir şekilde gözlerini büyüterek sormuştu. Bangchan ise elini çenesinde gezdiriyor olayları anlamaya çalışıyordu.
Minho, Bangchan ve Hyunjin kardeş gibilerdi. Birlikte yaşıyorlardı, yüzyıllardır birliktelerdi. Seoul'un altını üstüne getiren üçlüydüler. Kaç asrın onlara getirdiği parayla, mirasla çalışmalarına gerek yoktu. Her gün eğleniyor, başı boş geziyor. Vampirler arasında gecelere hükmediyorlardı.
Ama şimdi önlerinde ciddi bir konu vardı.
"Evet işte 10 kere anlattım Minho"
Hyunjin sinirli ve sıkkın ses tonuyla konuşarak yatakta saatlerce uyuyan çocuğa baktı. Arada sayıklıyor, sonra tekrar uyuyordu. Artık gece olmuştu ve Hyunjin biraz daha burada dursaydı kesin kafayı yiyecekti.
Çocuğu kardeşlerine emanet edip, sorularına cevap bulmayı umduğu yere gitmeye karar verdi.
...
Hyunjin gelmek istediği yere vardığında durmuş, derin bir nefes almıştı. O günkü cadının yanına gelmişti. Şanslıydı ki yine geçen günkü gibi denizin kenarında manzarayı izlerken bulmuştu.
Cadının arkasında durup, geldiğini belli etmek için konuşacaktı ki cadı ondan önce, arkasını dönmeden lafa başladı.
"Aradığını bulmuş gibisin"
"Emin değilim"
"Emin olmadığın şey ne? Cevabı bulamaman mı yoksa bulduğun cevabı öldürmeye kıyamaman mı?"
Hyunjin sessiz kalmış, bir şey dememişti. Kadın haklıydı. Orada o çocuğu da öldürseydi şimdi kafası bu kadar karışmış olmayacaktı. Yaklaşık 5 dakikalık süren sessizliği bozmaya kara verdi, Hyunjin.
"Anlamıyorum. Taşlar yerine oturmuyor. Bana ne olduğunu anlat."
"Seni uyarmıştım. Belki de cevabı bulamaman en iyisi demiştim. Ama sen dinlememiştin. Şimdi cevabını buldun. Daha ne istiyorsun?"
"Anlamak istiyorum. Sürüden herkes'in ölmesine rağmen onun nasıl hayatta kaldığını, o laboratuvara nasıl ve neden götürüldüğünü. Sürümün neslinin tükenmesiyle o çocuğun ne alakası olduğunu. Hepsini öğrenmek istiyorum."
"Peki öğrendiğin şeyler kafanı daha fazla karıştırırsa?"
Hyunjin yine bu soru karşısında da donup kalmıştı. Kendisini hiç bu kadar karmaşık hissetmemişti. Cadı karşısındaki melezin ne kadar kötü durumda olduğunu hissettiğinde yüzünü ona çevirmiş ve anlatmaya başlamıştı.
"O çocuk bir kadının sizin sürünün üyesi olan kurt bir erkekten hamile kalması sonucunda dünyaya geldi. O kadın hamile kaldığı gün kurallar bozulmuş oldu ve sizin sürünün üstüne lanet çöktü. Hilal sürüsünün tüm üyeleri son dolunaylarında kurt biçiminde öldüler. Geriye sadece sen ve anne karnında olan o çocuk kaldı. İkiniz de melez olduğunuz için, dolunayda kurt'a dönüşmediğiniz için hayatta kaldınız. Sen hem vampir, hem de kurtsun. Çocuk ise yarı insan yarı kurt."
Hyunjin nefesini tutarak anlatılanları dinliyor, beynindeki taşları yerine oturtmaya çalışıyordu. Ama her şey çok bulanıktı.
"Ama ortada sorun vardı. Bir insanın kurttan hamile kalması, o çocuğu doğurması hiç kolay değildi. Bundan 17 sene önce o genç kadın karnında bebeğiyle yanıma geldi. Buranın en bilgin "insanı" olduğumu söyleyip benden yardım istedi. Çok fazla ağrısı vardı. Doğuma 1 ay kalıyordu ve ağrıları giderek artıyordu. Çocuğu hissetmek için elimi karnına koyduğumda çocuğun insan olmadığını anladım. Çocukta bastırılmış bir güç vardı. Muhtemelen sürü son bulduğu için çocuk doğduğunda ölecekti."
Hyunjin daha da bulanıklaşan beynini aydınlatmaya çalışıyordu ama hikaye dallanarak devam ediyordu.
"Kadın bana yalvardı, sadece çocuğunun hayatta kalmasını istedi. Kendisinin öleceğini biliyordu. Vücudu yavaş yavaş çürüyordu. Çok temiz kalpli birisiydi. Saatlerce önümde ağladı. Elimden bir şey gelmediğini söyledim ama asla vazgeçmedi. Hamile kaldığı adamın kurt olduğunu bildiğini ve benim de cadı olduğumu bildiğini söyledi. Ve saatlerce yalvarmaya devam etti. O gün sabaha kadar ağladı, evimden ayrılmadı. Başka çarem yoktu. O kadını öylece bırakamazdım. Bir anneyi gözüyaşlı bırakamazdım."
Hyunjin konunun kendisine geleceğini hissettiğinde irkildi, gözlerini sonuna kadar açarak yaşlı kadını daha dikkatli dinlemeye başladı.
"Her şeyi görüyordum. Çocuğun hilal sürüsünden olduğunu da. Tek çarem vardı onu sana mühürlemek."
Hyunjin duyduğu cümleyle yumruklarını sıkmış, bu karmaşık hikayenin daha nereye uzayacağını merak etmişti.
" Çocuğu anne karnında dolunayda sana mühürledim. Böylece doğduğunda sana bağlı doğacaktı ve ölmeyecekti. İstediğime ulaşmıştım. Çocuk sağ salim doğmuştu. Annesi ise ölmüştü. Şimdi tek çarem vardı onu buradan, senden uzaklaştırmak. Çocuğu Avusturalya'ya kimsesizler yurduna verdim ondan sonra ne olduğunu ben de bilmiyorum. Ama son aylarda senin her dolunayda daha güçsüz düşmenden onun tehlikede olduğunu anladım ve senin bana gelmeni bekledim. Sonrasını da zaten biliyorsun."
Hyunjin kafasında yerine oturan taşları inceliyordu. Bir kadının, başkasından peydahladığı çocuğu hayatta kalsın diye kendisine mühürlenmişti. Sinirlenmesi için gayet yeterli bir nedendi.
Cadı, Hyunjin'in sinirlendiğini gördüğünde konuyu daha da açmayı denedi.
"O çocuk 17 yıldır sana mühürlü, senin sayende yaşıyor. Dolunayda güçsüz olmanın nedeni o çocuk. Ama istersen mührü bozabilirim. Ama bozduğumuz andan itibaren çocuk ölür. Seçim senin."
Hyunjin nefes alışlarını istemsizce hızlandırıp, küçük çocuğun civcive benzer yüzünü, sarı saçlarını gözünün önüne getirdi. Sakince gözlerini kapattı ve hızla oradan ayrıldı. Cadı ise yine arkasından son sözünü söyledi.
"Bulacağın cevabın çok önemli olacağını söylemiştim sana."
———————
Evet be ninecim söylemiştin beğğğ. Ne yapak şimdi bizim oğlan civcive vuruldu. Bozmayalım şu mührü de birlikte yaşasınlar.







