İyi okumalar 🦋
_________
Hyunjin'in Felix'e arkadan sarılmış, saçlarını okşayarak onun uyanmasını bekliyordu. Felix, boynunda Hyunjin'in ıslak öpücüğünü hissettiğinde, gözlerini hafifce aralamış etrafa bakmıştı. Ne zaman duş almıştı, nasıl üstünü giyinmişti, hiçbirini hatırlamıyordu. Hatırlamasına da gerek yoktu, çünkü Hyunjin'i yanındaydı. Hyunjin'in ona arkadan sarıldığını hissettiğinde, gözlerini ovalayarak ona taraf dönmüştü.
Felix'in kendine taraf döndüğünü gören Hyunjin, Felix'e kocaman gülümsemiş ve eğilip burnunu öpmüştü.
H: "Günaydın"
F: "Günaydın"
Felix de Hyunjin'e kocaman gülümsemiş, başını Hyunjin'in göğsüne gömüp sıkıca sarılmıştı. Hyunjin ise Felix'in saçlarını okşamaya devam ediyordu.
H: "İyi misin?"
Felix, başını Hyunjin'in göğsünden ayırmadan onaylar anlamda sallamıştı.
H: "Acıyor mu?"
Yine aynı şekilde, başını Hyunjin'in göğsünden ayırmadan sallamıştı. Ama bu sefer hayır anlamında, sağa ve sola.
H: "Başını kaldıracak mısın yüzünü görmek istiyorum."
F: "Hayır"
H: "Neden?"
Hyunjin sorusuna cevap alamadan biri odalarının kapısını tıklatmıştı. Hyunjin de , Felix de başını kapıya doğru çevirmişti.
H: "Gir"
Hyunjin'in sesini duyan Bangchan kapıyı hafifçe açıp başını içeri daldırmış ilk başta Felix'e gülümsemiş sonra da konuşmak için Hyunjin'e taraf dönmüştü.
B: "Sorunumuz var"
H: "Ne sorunu?"
Hyunjin yorganı kaldırmış, yataktan inip, Bangchan'a doğru adımlamıştı.
B: "Güneş doğalı saatler oldu ama Minho ortalıklarda yok. Güneş doğmadan eve gelmiş olmalıydı."
İkisi de şaşkındı, çünkü Minho hiç böyle yapmamıştı. Ve eğer dışarıda başka bir yerdeydise kesinlikle tehlikedeydi.
H: "Aradın mı?"
B: "Telefonu evde"
Hyunjin oflamış ve arkasını dönerek yatakta oturarak onları dikkatlice dinleyen küçük bedene bakmıştı.
H: "Tamam ben dışarı çıkıp gidebileceği yerlere ba-"
Aşağıdan gürültülü bir ses gelmişti.
"Nerede benim biricik oğlum Hyunjin?"
Hyunjin sesi duyar duymaz, dolaba doğru ilerlemiş, dolabın üstünde duran eski kutuyu açarak içindeki kazığı eline almış ve Felix'e taraf bakmıştı.
F: "O adam senin baban mıydı?"
H: "Burada dur, odadan çıkma"
F: "Hyunjin"
Bangchan Hyunjin'in kırmızı ve sarı gözlerini, elinde tuttuğu kazığı görmüş, ne yapacağını anlamıştı.
B: "Hyunjin hayır"
Hyunjin ise Bangchanı dinlemeden onu iterek kapıdan geçmiş bir saniye içinde evin dış kapısının önünde olmuştu. Felix, Hyunjin'in gözden kaybolduğunu gördüğünde yataktan inmiş, koşarak kapıya ilerlemişti.
B: "Hayır Felix sakın, olmaz, çıkma odadan ben Hyunjin'in yanına gideceğim"
Bangchan odanın kapısını kapatarak aşağı inmiş, dışarıda karşı karşıya duran baba-oğula bakmıştı. Felix'e Hyunjin'in yanına gideceğini söylemişti ama Bangchan kapıdan dışarı çıkamazdı.
Hyunjin ise elindeki kazığı arkasına saklamış, babası olacak o adamın karşısında duruyordu.
H: "Sana buradan gitmen için üç saniye veriyorum"
"İhtiyacım olanı bana verirsen gitmem bir saniye bile sürmez."
H: "3"
"Her zaman böyle hırslı oldun, tıpkı benim gibi"
H: "2"
"Ama benimle birlikte yaşamayı seçmedin"
H: "1"
"Hepsi annen yüzünden. Onun yunuşak kalpliliğine inandın. İyi ki o sürtük karıyı öldürmüşüm."
Hyunjin arkasında sakladığı kazığı çıkarmış bir saniye bile beklemeden babasının üstüne atlamıştı. Ama aynı zamanda babası da elinde sakladığı kazıkla Hyunjin'in üstüne atlamıştı. İkisi de bir birlerinde kazık olduğundan habersizlerdi... İkisi de bir birinin kalbine kazığı saplamıştı...
Hyunjin'in kalbine kazık saplandığı an Felix kalbinde acı hissetti ve bir saniye bile beklemeden koşar adımlarla aşağı indi, karşılaştığı manzara karşısında donakaldı.
Bangchan Felix'i gördüğünde dolu gözleriyle ona dönmüştü.
B: "Felix, sakin ol sorun yok tamam mı?"
Felix ise kalbindeki sızlanmadan bir sorun olduğunu biliyordu.
Bu ortam içinde ilk konuşan kalbinde kazıkla yerde yatan, Hyunjin'in babası olmuştu. Kulakları delen gülümsemesiyle konuşmuştu.
"Hiç birimiz kazanamadık"
Sözünü bitirir bitirmez alev alev yanmaya başlamıştı.
Felix bu görüntü karşısında Hyunjin'in de yanacağını anlayıp ona taraf koşmuş ve dizleri üstüne çökerek yerde yatan bedene sarılmıştı.
F: "Hyunjin"
H: "Küçük bebeğim."
Hyunjin elini zorlukla kaldırıp, Felix'in saçlarını okşamaya başlamıştı. Melez olduğu için kazık onu yakarak değil, kurutarak öldürüyordu. Tüm vücudu yavaş yavaş kaya gibi sertleşiyordu.
F: "Hyunjin sana bir şey olmayacak dimi?"
Felix başını kaldırıp, Hyunjin'in kalbine saplanan kazığa bakmıştı. İki elini kaldırıp kazığa tutunarak onu çıkarmaya çalışmıştı.. ama bir milim bile kupırdatamamıştı.
Felix ise kendi vücudunun da uyuştuğunu hissediyordu.
F: "Hyunjin hayır ölmeni istemiyorum. Ben de artık ölmek istemiyorum. Seninle yaşamak istiyorum. Lütfen Lütfen."
H: "Özür dilerim Felix.. Özür dilerim bu sefer seni koruyamadım... Bu sefer seni kurtaramadım."
Hyunjin için kendisinin ölmesi sorun değildi ama Felix ona mühürlü olduğu için, eğer Hyunjin ölürse Felix de ölecekti.
Felix vücudundaki gücün tükendiğini hissettiğinde başını Hyunjin'in göğsüne yaslamıştı.
Bangchan ise evin içinden, dizleri üstünde, çaresizce, ölmekte olan ikiliyi izliyordu.
F: "Hayır. Kurtar beni lütfen. Kurtar beni..."
Hyunjin gücünü son kez toplayarak kolunu zorlukla kaldırmış ve tekrardan elini Felix'in saçına daldırmıştı.
H: "İlk geldiğinde, gece korkmuştun ve ben sana şarkı söylemiştim hatırlıyor musun?"
Felix ağlayarak, onaylar anlamda başını sallamıştı. O da kendini güçsüz ve baygın hissediyordu.
H: "O gün sana yalan söylemiştim. Şarkının devamını da seviyorum. Ama sana söylemek istememiştim."
Hyunjin gözünden düşen damlayı aldırmadan, rahatlatıcı sesiyle şarkı söylemey başlamıştı.
"Beni üzme, beni ağlatma"
"Bazen yollar zor ve aşk yetersiz, neden bilemedim"
"Beni güldürmeye devam et"
"Hadi kafayı bulalım"
"Devam edeceğimiz yol uzun, bu sırada eğlenmeye çalışalım"
"Gel ve tehlikeli bir yerde çık benimle yürüyüşe"
"İzin ver sertçe öpeyim seni yağan yağmurda"
"Kızlarının çılgın olmasını seversin"
Hyunjin, elinin altındaki çocuğun kalp atışlarının yavaşladığını hissettiğinde gözünden süzülen yaşları tutamamış, serbest bırakmıştı. Ve titreyen sesiyle o gece devamını söylemediği şarkıyı, devam ettirmişti.
"Son sözlerini seç"
"Bu son sefer"
"Çünkü sen ve ben"
"Biz ölmek için doğduk"
Felix, baygın bakan gözlerini Hyunjin'in neredeyse tamamen kurumuş olan vücuduna çevirmşti.
F: "Seni seviyorum."
H: "Ben de seni seviyorum küçüğüm"
....
Minho, kucağında hala bilinci kapalı olan bedene bakıyor ve dolmakta olan gözlerini ondan ayırmıyordu.
M: "Lütfen...Uyan artık"
Minho, eliyle Jisung'un yanağını hafifçe okşamıştı. Yavaş yavaş açılan gözleri gördüğünde ise elini hemen çekmişti.
M: "Duyuyor musun beni?"
Jisung, gözlerini tamamen açmaya çalışmış ve Minho'ya bakmıştı.
J: "Minho?"
M: "Pis cadı. Yorgunluğunu mu atıyordun. Hiç uyanmasaydın."
Jisung hemen başını Minho'nun dizlerinden kaldırmış ve parmaklarındaki siyahlıklara bakmıştı. Artık büyü yapamazdı.... Lanetlenmişti...
J: "Ne zamandandır uyuyorum?"
M: "Bildiğim kadarı, dün güneş battığından beri"
J: "Ne?"
Jisung hemen ayağa kalkmış ve hızla kilisenin kapısına doğru ilerlemişti.
M: "Hey nereye gidiyorsun dur"
J: "Çabuk olmamız lazım. Hyunjin'in yanına gitmeliyiz."
M: "Neden?"
J: "O cadılar. Hyunjin'in babası için bir kazık yapmışlar. Karşılığında da Hyunjin'in babası Felix'i öldürmeyi kabuletmiş."
M: "Ne?"
J: "Hemen Hyunjin'e haber vermemiz lazım."
M: "İşte cadıları bu yüzden sevmiyorum"
Jisung gözlerini devirmiş ve elini kilisenin kapısına atmıştı.
M: "Dur. Sakın açma kapıyı. Kapının arkasında güneş ışığı var. İçeriye sızarsa yanarım."
Jisung elini kapıdan çekmiş ve Minho'ya taraf ilerleyerek tam önünde durmuştu.
J: "Kanımı iç"
M: "Ne?"
J: "Zamanımız yok kanımı iç. Bu bir süreliğine seni gün ışığından koruyacak."
M: "Cadıların kanı bu işe mi yarıyor?"
J: "Sadece benim gibi hem annesi, hem de babası cadı olanların kanı."
M: "Emin misin?"
J: "Merak etme seni öldürecek değilim."
M: "Hayır. Demek istediğim kanını içmemi istediğine emin misin?"
J: "Zamanımız yok konuşmayı bırakıp işini çabuk halledersen sevinirim."
Minho gözlerini devirmiş, elini Jisung'un beline sararak kendine doğru çekmiş ve anında dudaklarına yapışmıştı. Jisung'un dudaklarına küçük bir Öpücük kondurduktan sonra, dişlerini çıkarmış, bu sefer Jisung'un dudağını hafifçe ısırmıştı.
Jisung dudağında hissettiği sızıyla elni Minho'nun omzuna atmış ve sıkmıştı. İkisi de bu kadar kanın yeteceğini biliyordu ama zevk yüzünden hiçbiri pesetmiyordu.
Sonunda Minho geri çekilmiş ve baş parmağıyla Jisung'un dudağının kenarındaki kanı silmişti.
M: "Cadıları sevmem. Sen hariç"
İkisi de gülümsemişti. Ama şu an yeteri kadar zamanları yoktu. Minho, Jisung'u kucağına almış ve tereddüt bile etmeden kendini güneşin altına atmışdı. Saniyeler içinde gözden kaybolmuştular.
______
Umarım bölümğ beğenmişsinizdir.
Geç geldiği için üzgünüm.
Gelecek bölüm Final


