İçeriğe geç

Save Me/ HyunLix

Bölüm 14 · 6 dk okuma

Save Me/ HyunLix

Bölüm 14

Ateşle oynuyorsun

Bilgilendirme, bölümde sikiş sokuş var. Bilgilendirme bitmiştir.

Bu arada 400 okunmayı geçmişiz. İnsanlık için küçük benim için büyük bir ilerleme. Okuyan herkese teşekkür ediyorum.

_________

H: "Hadi geç oldu Felix kalk yatağında uyu"

Felix, Hyunjin'in kucağında biraz daha kıvranıp, ona biraz daha sokulmuştu.

F: "Hayır burası daha rahat"

Dedikten sonra başını kaldırmış ve Hyunjin'e bakmıştı.

F: "Hem senin kucağından kalkarsam o adamın yanına gideceksin. Sevmedim onu tehlikeli birisine benziyor."

Hyunjin, yüzünü Felix'in yüzüne yaklaştırıp, elini tişörtünün içine sokarak Felix'in sırtını okşamaya başlamıştı.

H: "Tamam ama biraz daha kucağımda kalırsan, sonu senin için hiç iyi olmayacak gibi duruyor."

Felix, ilk başta Hyunjin'in ne dediğini anlamamıştı. Bir süre Hyunjin'in yüzüne baktıktan sonra gözlerini sonuna kadar açarak anladığını belli ettirmişti.

Böylece Felix, yaklaşıp dudaklarını Hyunjin'in dudaklarıyla birleştirmiş, kısaca öperek geri çekilmişti.

H: "Ateşle oynuyorsun"

Hyunjin derin sesiyle konuştuğunda Felix gülümsemişti. Bu sefer Hyunjin, işaret ve baş parmağıyla Felix'in çenesini kavramış, kendine doğru çekerek dudaklarını öpmeye başlamıştı. Kısa süre öptükten sonra geri çekilmişti.

H: "Bak Felix beni iyi dinle. Buradan odaya iki türlü gideriz. Ya seni odaya götürürüm, her zamanki gibi göğsüme yatırır, sarılarak uyuturum. Ya da..."

Hyunjin eğilmiş, onu dikkatle dinleyen Felix'in boynuna gömmüştü kafasını. Sonra başını kaldırıp, Felix'in kulağında fısıldamıştı.

H: "Ya da odaya ben istediğim gibi gideriz. Seçim senin"

Lafını bitirdikten sonra, Felix'in kulağını öpmüş ve geri çekilerek onun cevabını beklemişti.

F: "Uyumak istemiyorum"

Hyunjin, Felix'in cümlesini duyar duymaz onun belini kavramış kendine doğru daha fazla çekerek ayağa kalkmıştı. Felix de bacaklarını Hyunjinin gövdesine dolamıştı, düşmemek için. Ama Hyunjin'in onu asla düşürmeyeceğine emindi.

Hyunjin başını Felix'in boynuna gömerek, durmadan öpüyor ama aynı zamanda da ısırmamaya dikkat ediyordu. Felix'i öpmeye ara vermeden dikkatli bir şekilde merdivenleri de çıkıyordu, Hyunjin. Tabi isterse bir saniye içinde odada olabilirdi ama bu yolun daha fazla uzamasını istiyordu.

Odanın kapısına geldiklerinde, Hyunjin bu sefer Felix'in dudaklarına yapışmış, durmadan öpmeye başlamıştı. Felix de küçük hareketlerle ona karşılık vermeye çalışıyordu.

Felix, çok geçmeden sırtının yatakla buluştuğunu hissetmişti. Hyunjin ise Felix'i öpmeyi bırakıp, doğrulmuş, önce kendi tişörtünü sonra da Felix'inkini çıkarıp kenara fırlatmıştı.

Hyunjin, Felix'in morluklarına bakıp iç çekmiş ve yüzünü Felix'in kızarmış yüzüne yaklaştırmıştı.

H: "Bu gece tüm yaralarını sarmaya ne dersin?"

Felix gülümsemiş ve elini Hyunjin'in yanağına atıp okşamıştı. Onun yanağı yumuşacık ve huzurvericiydi.

F: "Senin benim yanımda olman yaralarımı sarmaya yetiyor zaten."

Bu sefer Hyunjin kocaman gülümsemiş, eğilerek Felix'in gövdesindeki tüm morlukları tek tek öpmeye başlamıştı. Aynı zamanda da elini Felix'in eşorfmanına atıp baksırı ile birlikte çıkarmış ve gelişigüzel fırlatmıştı.

Hyunjin, Felix'i çıplak gördüğünde kendini daha fazla tutamayacağını anlamıştı. Tekrardan Felix'in dudaklarına yapışmış, hem öpüyor, hem de kendi pantolonunu çıkarmaya çalışıyordu.

Sonunda ikisi de çıplak kaldığında bu sefer Hyunjin parmaklarını ağzına alarak ıslatmıştı. Yaklaşıp tekrar Felix'in dudaklarıyla kendi dudaklarını birleştirmiş ve bir parmağını Felix'in içine göndermişti. Felix, dudaklarının üstünde Hyunjin'in dudakları olduğu için boğuk bir şekilde inledi.

Hyunjin zaman kaybetmeden ikinci parmağını da Felix'in içine göndererek deliği genişletmeye çalışıyordu. İki parmağın ona yarattığı genişliğin yeterli olmayacağını anladığında bu sefer üçüncü parmağını da gönderdi Felix'in içine. Bu sefer Felix sesli bir şekilde inledi ve elini Hyunjin'in saçlarına attı.

Parmaklarını Felix'in içinden çıkarıp, kendi organını birkaç kere çektikten sonra Felix'in deliğine konumladı, Hyunjin.

Felix, hissettiği soğuklukla irkilip geri çekilmek istediğinde Hyunjin, onu belinden kavramış ve onu sabitlemişti. Sonra Felix'in ellerini, tek eliyle tutup, başının üstünde sabitlemiş ve aniden kendini tamamen Felix'in içine göndermişti. Felix içinde hissettiği büyüklük yüzünden yatakta yay gibi gerilmiş ve Hyunjin'in daha derine gitmesini sağlamıştı. Hyunjin ise hissettiği darlık karşısında kafasını geriye atarak boğuk bir şekilde inlemişti.

Hyunjin, bir süre Felix'in alışmasını bekledikten sonra içinde hareket etmeye başlamış, sonrasındaysa hareketlerini hızlandırmıştı.

F: "H-Hyunjin A-aahh"

Felix konuşmaya çalışsa bile Hyunjin hareketlerini sertleştirdiği için doğru düzgün konuşamıyordu.

F: "E-llerimi b-ırak"

Hyunjin, her seferinde sanki mümkünmüş gibi kendsini daha derine itiyordu. Felix ise acının yerini, hazza bırakmasına karşıt sadece inliyor, bağırıyordu.

F: "L-lütfen"

Hyunjin, Felix'in ellerini bıraktığında Felix anında Hyunjin'in saçlarına asılmış ve çekiştirmeye başlamıştı. Hyunjin her geçen saniye hareketlerini daha da hızlandırıyor, Felix'in daha fazla çığlık atmasını sağlıyordu.

Sona yaklaşdıkça, Felix artık kendinde inleyecek güç bile bulamıyordu. Hyunjin karşısındaki küçük bedenin zorlandığını gördüğünde elini Felix'in penisine atmış ve sıkıca kavramıştı. Felix ise kendine bulduğu son güç parçacıklarıyla kısık şekilde inlemişti.

Hyunjin Felix'in içine giriş ve çıkışlarıyla eşzamanlı, küçük bedenin sızdıran penisini de çekmeye başlamıştı. Çok geçmeden Felix Hyunjin'in eline gelmişti. Orgazmın etkisinde Felix artık titreyen bedenini kontrol edemiyordu.

Hyunjin de sona yaklaştığı için hareketlerini daha da hızlandırmış, daha da derine inmeye çalışmıştı. Aldığı hazz onu deli ediyordu. Hyunjin Felix'in içine geldiğinde, küçük bedenin bilinci yavaş yavaş kapanıyordu.

Geldikten sonra Hyunjin, başını Felix'in omzuna yaslayıp bir süre soluklanmıştı. Sonra Başını kaldırıp Felix'i kontrol etmiş ve içinden çıkmıştı. Felix ise içinde hissettiği boşluk yüzünden mırıldanmış ve gözlerini kapatarak nefes alış verişlerini düzene sokmaya çalışmıştı.

O gece ikisi de o kadar kendilerini hazza teslim etmiştiker ki camlarından içeri vuran Dolunay ışığını farketmemiştiler.

Hyunjin, Felix'in bilincinin kapandığını gördüğünde onu kucağına almış ve banyoya doğru ilerlemişti.

Felix'i küvetin içine bıraktıktan sonra havlu almak için dolaba ilerlemiş ve sonunda içeri dalan dolunay ışığını farketmişti.

Hafifce gülümseyerek içeri dalan ışık parçacıklarını izliyordu. Dolunay çok güzeldi, çünkü bu dolunayı onlar yaratmıştı, çünkü bu dolunay onların mührünün simgesiydi.

....

Minho kilisenin önünde durmuş, gecenin yarısında, kendi kendine beliren Dolunayı görmüş ve gülümsemişti.

M: "Evi iki dakika boş bırakmaya gelmiyor."

Kendini son kez toplamış ve kilisenin büyük, tahta kapısını iterek açmış ve içeride göz gezdirmişti. Görünürde kimse yoktu. Sonra yavaş yavaş ilerleyip zemini incelemişti.

M: "Oh be yerde kül yok. Benimkisini yakmamışlar en azından."

Biraz daha ilerledikten sonra Kilisenin Apsisinin kenarında bir beden görmüş ve yavaşca oraya doğru ilerlemişti.

(Apsis: İsa'nın heykelinin bulunduğu yarım daire yer)

Yerde, sırtını duvara yaslayan bedenin Jisung olduğunu anladığında adımlarını hızlandırmış, yanına vardığında önünde diz çökerek yüzüne bakmıştı.

Jisung'un bilinci kapalıydı, ya da ölümüştü. Minho korkarak elini Jisung'un boynuna getirmiş ve nabzını hissettmeye çalışmıştı.

M: "Siktir nabzın neden bu kadar yavaş"

Minho, Jisung'un nabzının yavaş olduğunu hissettiğinde bedenini kontrol etmişti ama hiçbir yerinde yara yoktu. Ancak gözleri ellerine geldiğinde iki elinin parmaklarının yarısına kadar siyah olduğunu görmüştü.

İlk başta kirlenmiş olduğunu düşünse de eliyle dokunduğunda kir olmadığını anlamıştı.

M: "Sikeyim cadıları da, kusmuk gibi olan kurallarını da. Kara büyü şeyisi mi bu?"

Minho kendi kendine tekrar konuşmuş ve Jisung'u tutarak kucağına yatırmış, yanaklarını dürterek uyandırmaya çalışmıştı.

M: "Uyan hadi hiç hoşuma gitmiyor seni bu halde görmek."

Minho, Jisung'un uyanmayacağını anladığında onu kucağına alıp, kapıya doğru ilerlemişti. Ancak dışarı çıkmak istediğinde sanki kapının önünde görünmez duvar varmışcasına daha fazla ilerleyememişti.

Birkaç denemenin ardından kapıdan geçemeyeceğini anladığında yere oturmuş, kucağındaki bedenin başını göğsüne yaslamış ve okşamıştı.

M: "Sen uyanırsan daha az korkucam. Ölmeni istemiyorum uyan."

Minho biraz daha sarsmıştı Jisung'u uyanması için ama yine de hiçbir hareket yoktu.

M: "Üzgünüm senin için daha erken gelmeliydim. Çok üzgünüm."

Jisung'un yanında sabaha kadar kalmıştı, Minho. Bir yere de gidemezdi zaten. Ama sabah olduğu için artık istese de kiliseden dışarı çıkamazdı. Şimdi tek umudu, kucağında hareketsiz yatan bedenin uyanmasıydı.

_______

😊 🙈

Şu emojileri koyayım da bari bölümü yazarken utanmış gibi olayım slfmslmdşdöc

Bu mal niye gecenin köründe bölüm atıyor demeyin. Şimdi zamanım olduğu için, bölümü okuyup, düzenleyip şimdi atıyorum.

Bölüm sonu

10 yorum