Okunmuş finduk yiyom. İster misiniz?
İyi okumalar 🦋
_______
Hyunjin, oda'nın kapısını azıcık açıp, içeri bakmıştı. Felix hala uyuyordu. Endişelendiği için içeri girmiş ve yatağın kenarına oturmuştu.
Felix, uyurken daha da güzel gözüküyordu. Yüzü küçücüktü...Melek gibiydi...
Hyunjin, eliyle Felix'in yüzüne düşen sarı saçlarını geriye atarak okşamıştı. Hissettiği temas yüzünden Felix uykulu gözlerini hafifce açmıştı. Gözlerini ovalayarak, Hyunjin'e bakmıştı.
F: "Hyunjin"
H: "Efendim"
F: "Ne oldu?"
Hyunjin yorganın kenarını kaldırıp, altına girmişti ve kolunu Felix'in beline dolayarak kendine çekip sarılmıştı. Felix de başını Hyunjin'in göğsüne yaslayarak ona biraz da sokulmuştu.
H: "Bitti artık. Cadılardan korkmamıza gerek yok."
Felix gözlerini sonuna kadar açıp, başını kaldırarak Hyunjin'in yüzüne bakmıştı.
F: "Gerçekten mi?"
Hyunjin başını Felix'in boynuna gömüp, derince koklamış, sonra da öpmüştü. Başını kaldırıp Felix'in kulağına "Gerçekten" diye fısıldamıştı.
....
Minho yüzünü merdivenlerden inen Jisung'a doğru çevirmişti. Jisung, Minho ile göz göze geldiğinde adımlarını daha da hızlandırıp, kapıya doğru ilerlemişti.
M: "Nereye?"
J: "Her zaman sana hesap vermek zorunda mıyım?"
M: "Evet"
Jisung oflayıp, elini kapının kilidine atmış açarak dışarı çıkmış ve aynı zamanda kolunda bir el hissetmişti. Minho içeriden elini uzatıp, Jisung'un kolundan tutmuştu. Dışarıya çıkamazdı çünkü sabahtı ve güneş vardı. Çıkarsa yanarak ölürdü.
M: "Nereye gidiyorsun söyle. Günüz olduğu için seni takip edemem, çok sıkıcı."
J: "Felix uyandı artık güvende. Sözümü tuttum. Buradaki işim bitti.
Minho, Jisung'un kolundaki elini sıkılaştırıp içeriye çekmiş ve kapıyı kapatmıştı.
M: "Nasıl yani gidiyor musun?"
J: "Evet"
M: "Ya yardımına ihtiyacımız olursa?"
J: "Felix tamamen güvende artık bir sorun olacağını sanmıyorum"
M: "Ya bizim senin yardımına ihtiyacımız olursa?"
Jisung, kolunu Minho'dan kurtarıp, derin bir iç çekmişti.
J: "Felix için buradaydım, sizin için değil"
M: "Gitme"
Minho soracak başka soru bulamadığında yorgun ses tonuyla sadece gitme diyebilmişti. Cadıları sevmiyordu, ama Jisung'un gitmesini istemiyordu. Neden bilmiyordu ama onun bu evde kalmasını istiyordu.
Jisung ise Minho'dan duyduğu cümle karşısında şok olmuştu.
J: "Geldiğimden beri cadılardan nefret ediyorum diye evin içinde dolaşan sen değil miydin?"
M: "Şimdi de gitme diyorum"
Jisung, Minho'nun ağzından tekrar gitme kelimesini duyduğunda karşısındaki bedenin gerçekten de gitmesini istemediğini anlamıştı.
J: "Üzgünüm. Gitmem lazım"
M: "Neden?"
Jisung bir şey demeden elini tekrar kapının kilidine atmış ve açmıştı.
Minho ise Jisung'un fikrini değişemeyeceğini anladığında bu sefer Jisung'un kolundan tutmuş, kendine doğru çekip sarılmıştı.
M: "Bizleri unutmayacaksın dimi?"
J: "Asla"
Jisung da kollarını kaldırarak Minho'ya sarılmıştı.
M: "Yalnızken gaza gelip büyü yapayım falan deme. Sonra küllerini topluyoruz"
J: "Tamam"
M: "Uzun konuş lütfen... konuşma biterse seni bırakmak zorunda kalıcam."
J: " Üzgünüm Minho, gitmeliyim."
Minho istemeden de olsa Jisung'a sarılmayı bırakmış ve geri çekilmiş, anladım anlamında başını aşağı ve yukarı yavaşca sallamıştı.
Jisung ise dışarı çıkmış ve kapıyı arkasından kapatmıştı.
...
Öğlen olmuştu ve Minho hala Jisung'u düşünüyordu. Neden gitmişti ki? Niye onlarla birlikte kalmamıştı?
B: "Jisung'un kendi isteğiyle gittiğine eminsin dimi. Sen kovmadın?"
M: "Saçmalama Bangchan tabi ben kovmadım"
Minho ciddi bir şekilde cevap verdiğinde Bangchan ikna olmuştu.
H: " Jisung'u kendi işimiz için kullandık. Ona hiç hayatı hakkında soru sormadık. Belki de onu bekleyen birileri vardır ve işi bittiği için gitmiştir."
B: "Haklısın onu zorla burada tutacak değildik ya."
F: "Keşke son kez vedalaşa bilseydik."
M: "Hadi UNO oynayalım"
B: "Ne?"
H: "Neden?"
F: "UNO ne?"
Minho ona yöneltilen sorulara karşıt olarak oflamıştı.
M: "Oynayalım işte zaman geçsin, gece olsun. Canım sıkılıyor evde."
...
Uzun süre Felix'e UNO'nun nasıl oynandığını öğrettikten sonra oyuna başlamışlardı ve kendilerini kaptırdıkları için saatlerdir oynadıklarının farkında değillerdi.
B: "Felix 12 tane kart çekiyorsun"
F: "Of ya hep hepiniz artı atıp tüm kartları bana çektiriyorsunuz."
M: "Hadi hadi çek seni bekliyoruz. Daha 20 tane de Hyunjine çektirmek fikrimiz var"
Hyunjin göz devirmişti. Bangchan ve Minho gerçekten bu oyunda çok iyiydiler. Hyunjin oynamayı pek sevmezdi ama Felix'in eğlendiğini gördüğünde oynamaya devam ediyordu.
Oyun ilerledikce ilerliyordu, saatler geçiyordu ve onlar hala hırsla oynuyorlardı.
H: "Al işte Minho 18 tane kart çekiyorsun. Bu oyun kazanamayacaksın"
Minho elindeki kartlara bakarak dalıp gitmişti.
B: "Hey oyunbozanlık yok çek 18 tane kart"
M: "TABİİ YAAA!"
Minho aniden elindeki kartları masaya çarparak bağırmıştı. Ayağa kalkmış pencereden dışarı bakmış ve havanın karardığını görmüştü. Hızla kapıya ilerleyip dışarıya çıkmış ve anında gözden kaybolmuştu.
B: "Ne oldu buna?"
H: "Boşver kaybedeceğini anladığında kaçmayı seçti işte. Her zamanki Minho."
Hyunjin de elindeki kartları masaya bırakıp ayağa kalkmıştı. Elini yerde oturan Felix'e uzatmıştı.
H: "Hadi kalk bakalım yemek yiyelim"
F: "Ne yiyelim?"
Felix, Hyunjin'in elinden tutmuş ve ayağa kalkmıştı.
H: "Sen ne istersen"
F: "O zaman geçen gittiğimiz yere gidelim mi? Cupcake yeriz. Hem denizi de izleriz."
Hyunjin gülümseyerek Felix'in başını okşamıştı.
H: "Önce yemek yemen lazım. Sonra tatlı."
Felix de usulca başını anladım anlamında sallamıştı. Bangchan ise sırıtarak onları izliyordu. Birlikte harika gözüküyorlardı.
...
Hyunjin ve Felix yemek yedikten sonra tekrar denizin kenarına gelmişlerdi.
H: "Bu sefer hangisinden yemek istiyorsun"
Felix, dolapta duran cupcake'lere bakış attıktan sonra tekrar kasiyere dönmüştü.
F: "Yine sarı olandan istiyorum"
Felix ve Hyunjin'in arkasından bir ses duyulmuştu.
"Kendin gibi tatlı gözükeni seçiyorsun demek."
Hyunjin arkasını döndüğünde gördüğü beden yüzünden şok olmuş ve gözlerini sonuna kadar açmıştı. Babasını karşısında görmeyi hiç beklemiyordu. Hyunjin babasının Felix'e baktığını anladığında, Felix'in kolundan tutarak kendi arkasına çekmişti.
H: "Ne işin var burada?"
"Yine cevabını bildiğin soruları soruyorsun. Arkadaki tatlı çocuğu kendi gözlerimle göreyim dedim."
Felix kendisinden bahsedildiğini anladığında Hyunjin'in montunu sıkmıştı, eliyle.
H: "Hadi Felix gidiyoruz."
Hyunjin, Felix'in elinden tutmuş ve hızla oradan uzaklaşmıştı. Kimsenin olmayacağından emin olduğu karanlık bir yerde durup, Felix'i kucağına alarak bir kaç saniye içinde evin önünde belirmişti.
Kapıyı açıp içeri girdikten sonra Felix'i yere indirmişti.
F: "Araba orada mı kaldı."
H: "Ben alırım onu sonra"
Hyunjin montunu çıkarıp, koltuğa oturmuş ve oflayarak beşını geriye doğru atmıştı. Felix de endişeli adımlarla ilerlemiş ve Hyunjin'in karşısında durmuştu.
F: "O adam kimdi?"
H: "Bilmene gerek yok Felix"
Felix başını aşağı indirmiş ve fısıldayarak "tamam" demişti.
Hyunjin başını kaldırıp, Felix'i üzgün gördüğünde, onun kolundan tutup kendine doğru çekmiş ve kucağına oturtmuştu. Felix de başını Hyunjin'in göğsüne yaslayıp, kollarıyla ona sarılmıştı.
H: "Sonra konuşalım bu konuyu. Tamam mı?"
F: "Tamam"
Hyunjin eğilmiş ve Felix'in saçlarına öpücük kondurmuştu.
...
Minho, Felix'i cadıların elinden kurtardıkları kilisenin önünde durmuş düşünüyordu. Oyun oynarken aklına Jisung'un sözleri gelmişti. Çember büyüsünü yaparsa alacağı cezadan bahsettiği cümleleri hatırlamıştı.
Böylece Minho düşünmüştü, ya Jisun'u cadılar ceza vermek için çağırdılarsa? Ya şimdi o tehlikedeyse.
Minho'nun Jisung'u arayabileceği tek yer vardı orası da bu kiliseydi. Geçen cadıları burada buldularsa demek ki cadıların buluştuğu yer burasıydı.
Eğer Jisung'u burada bulamasaydı başka hiçbir yerde de bulamayacaktı. O yüzden tek umudu onu burada bulmak ve eve geri götürmekti.
_________
Umarım bölümü beğenmişsinizdir.
Bölümü yazarken okunmuş findüklarım bitti. Hüğğ.
Vampirler UNO mu oynar aq dediğinizi duydum. Benim vampirler oynuyor ehe




