Küçük Asel odasında sessizce oturmuş resim çiziyordu. Resmi bittiğinde havaya kaldırıp baktı. Dudaklarında ki küçük tebessümle beraber başını olumlu anlamda salladı. Daha altı yaşında olmasına rağmen diğer çocuklar gibi değildi. Olgundu. Onun yaşındaki çocuklar parkta hangi oyunu oynayacaklarını düşünürken, o evde akşam yiyeceği dayağı düşünüyordu. Her akşam bu senaryo yaşanıyordu, hiçbir suçu yokken babası onu evlerinin soğuk deposuna götürüp orada ölesiye dövüyordu.
Asel, resmini de alıp odasındaki resim panosuna ilerledi, panosundan bir iğne çıkarıp resmini panoya tutturduğu sırada içeriden sertçe kapı açılma sesi geldi. Asel korkuyla yutkunurken güçlü durmaya çalıştı. Odasının kapısı sertçe açılırken iki adım geriye adım atıp içeriye giren kişiye baktı. Babası gelmişti; fakat diğer çocukların babaları gibi mutlu değil, içki içmiş, berbat duran bir baba gelmişti.
Sinan öfkeli ve hızlı adımlarla Asel'e doğru ilerledi,küçük Asel geri geri adımlarken sırtı duvara yaslanmıştı. Babası Asel'in saçlarına asılıp kafasını duvara sertçe vurdu. Asel'in ağzından büyük bir çığlık kaçarken dişlerini sıkmaya, gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu; fakat bu onun yaşındaki bir çocuk için çok zordu.
"Allah belanı versin! Niye doğdun lan sen? Annen gibisin sende! Aptal, ahmak, gerizekalı ve o*uspu!" dedi nefretle bağırırken. Asel bu söylediklerine kulaklarını kapatmaya çalıştı. Başka birşeyler düşünmeye çalıştı.
Düşün Asel, düşün,Leyla'yı düşün. Düşün Asel, düşün, Milena'yı düşün. Düş-
"Kime diyorum ben? Dinle lan beni! Hatta sen dur. Bence seni bugün gerçek hayata hazırlayalım. Yürü!"
Asel'in saçından tutarak onu evin buz gibi deposuna sürükledi. Depoya geldiklerinde Sinan, Asel'i depoya fırlatıp arkasından kapıyı kapattı. Asel ezbere bildiği odaya göz değdirdiğinde bir sandalye ve adını bilmediği bir makine gördü. Kaşları çatmaya çalıştığında acıyla yüzünü buruşturdu. Yerinden kalkmaya çalıştığında Sinan hızlıca ensesinden tutup sandalyeye oturttu.
Asel ne olduğunu anlayamazken, Sinan yanına halatlarla geldi. Asel'i sandalyeye bağlarken Asel kehribar gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu. Babasının yüzüne bakarken kulaklarının içindeki pisliği gördüğünde yüzünü buruşturdu. Babasından bir kere daha iğrenmişti.
"Şimdi canım kızım(!) seninle oyun oynayacağız. Esma! Gel lan buraya!"
Sinan'ın bağırmasıyla Esma hemen yanında bitmişti. Asel düşünüyordu. Babası onu sevmiyordu, evet; ama annesi neden sevmiyordu? Adını mı beğenmiyordu? Güzel mi değildi? Dağınık bir kız mıydı? Erkek değil diye mi sevmiyordu? Sesi mi kötüydü? Asel bunu annesine sorduğunda annesi ona.
" Sen sevilmeyi hak etmiyorsun. Kız değilde bir erkek doğurmuş olsaydın, hem ben hemde baban seni severdik. Yani aptal kız, sen erkek değilsin bu yüzden seni sevmiyoruz ve unutma sen asla sevilmeyeceksin!" demişti.
Asel ise ona cevap olarak "Sende kızsın. Yoksa senide mi annen baban sevmedi?" demişti şaşkınlıkla. Tabikide babası bunu duyduğunda akşam onu sabaha kadar dövmüştü.
Asel, babasının annesine ne söyleyeceğini merak ederken Sinan, Esma'nın kulağına eğilip bir şeyler söyledi. Asel ne söylediğini duyamazken umursamaz durmaya çalıştı. Esma irileşmiş gözlerle kocasına bakarken konuştu "Sinan bu çok ağır. Eğer bunu yaparsan kan kaybından ölme ihtimali bile var. Gözünü seveyim bir kere daha düşün." dedi yalvarırcasına. Aldığı geri dönüşse Sinan'dan aldığı büyük tokat oldu. Asel'in ise gözleri irileşmiş, nefesi sıkılaşmıştı. Ölmek istemiyordu, okuyup doktor olmak istiyordu.
Ama bir taraftan da düşünüyordu:ölürse kurtulur muydu? Her gün yediği dayaklardan, hakaretlerden? Düşündü, düşündü ve yaşamak daha mantıklı geldi. Neden doktor olup hayallerinin peşinden koşacağı yerde, ölüp sonsuzluğa mahkum kalsındı ki?
Esma kocasını ikna edememiş, istediği aletleri getirmişti. Asel, babasının elinde gördüğü bıçakla serçe yutkundu. Sinan, yüzündeki pis sırıtmasıyla kızının yanına gelip bıçağı Asel'in yüzünde gezdirip konuşmaya başladı.
" Evet, küçük kızım. Şimdi seninle güzel bir oyun oynayacağız. Benim eğleneceğim kesin; ama seni pek bilemem." dedi büyük bir kahkaha atarak. Asel onun sözlerindense içtiği içki kokusuna odaklandığı için yüzünü buruşturdu. Sinan yaptığı bu harekete sinirlenip hızla kızın kazağının kolunu sıyırdı ve hiç beklemeden elindeki bıçakla koluna büyük bir çizik attı. Asel acıyla minik bir çığlık atarken,annesi sadece olayları izliyordu. Endişeliydi. Ama endişesi kızı için değil, eğer kızı ölürse başlarına kalacak olmasıydı. Asel annesine acıyla bağırıp yardım istiyordu.
" Anne, yardım et! Anne lütfen. Yemin ederim bir daha halıya su dökmeyeceğim. ANNE!"
°°°°°°°°°
"Hayır!"
Uykumdan sıçrayarak uyandım. Komodinin üstündeki saate baktım.
5.58
Hastaneye gitmeme daha üç saat vardı. Elimle yüzümü sıvazlayıp kendime gelmeye çalıştım. Şırnak'a geldiğimden beri rüyalarım azalmış,uyku saatlerim düzene girmişti. Lakin şuana kadar. Yeniden uyuyamayacağımı bildiğim için yataktan kalkıp ilk önce tuvalette işlerimi halletim.
Yürüyüşe çıkmayı düşünüyordum. Hemen üzerime siyah bir sweatshirt ve siyah bir eşofman altı geçirdim. Kafama siyah şapkamıda geçirirken telefonumu alıp odamdan dışarı çıktım. Ayakkabılarımı giyip, kapıyı kilitledim. Binadan çıktığımda ilk başta nereye gideceğimi düşündüm. Geçen gün hastaneye gittiğimde yol üstünde bir park görmüştüm. Oraya gidebilirdim. Kulaklığımı taktım ve yavaş adımlarla parka gitmeye başladım.
Parka geldiğimde derin bir nefes aldım; fakat aldığım koku genzimi yaktı. Bu koku aşırı tanıdık geliyordu.
Kan kokusu.
Hemen kokunun geldiği tarafa baktığımda yerde bilekleri kesilmiş kızıl saçlı bir kız yerde hareketsiz yatıyordu. Hızlıca kızın yanına koştuğumda, ilk önce nabzına baktım. Allah'a şükürler olsun ki atıyordu. Hemen telefonumdan ambulans çağırmaya çalışırken, arkamdan ayak sesleri duyup arkamı döndüm. Kubilay Bey ve tim buraya koşuyorlardı. Kubilay hızlıca yanıma oturup kıza baktığımda bana döndü.
"Eren arabayı hızlıca buraya getir hemen!" deyip bir yandan da kızın nabzına bakıyordu. Hemen üstümdeki sweatshirti çıkarıp kızın bileklerine tampon yapmaya çalıştım. Altımda zaten ince bir bady vardı. Arkamızdan araba sesi duyduğumuzda, Kubilay kızı hemen kucağına alıp arabaya bindirdi.
Ben ise yerde oturmuş öylece yerdeki kan izlerine bakıyordum. Kubilay Bey yanıma gelip kolumdan tutup kaldırdı ve kendine döndürdü. "Asel kendine gel hadi! Sana ihtiyacımız var." dedi. Hemen başımı kaldırıp ona baktığımda hızlıca arabaya bindik.
Araba durduğunda dizimde yatan kızı Kubilay Bey hızlıca dizimden alıp arabadan çıkardı. Bende arabadan indiğimde hızlıca içeriye koşmaya başladım.
"Birce! Çabuk sedye getirin çabuk! Ameliyathaneyi hazırlayın! Emre, Sedat Hocayı çağır!" dedim bir yandan da kızı sedyeye yatırırken. Herkes benim dediğimi uygularken bende hemen hazırlanmaya gittim.
°°°
Ameliyat çok zor geçmişti. Çok fazla kan kaybetmişti. Kanı benimkine uyduğu için benden kan alarak, takviye yapmıştık. Kızın adı Talya'ymış. Kız büyük bir ihtimalle intihar etmeye çalışmıştı. Ameliyatın kapısından çıktığımda bizimkiler dışında kimseyi göremediğime kaşlarımı çattım. Ailesine haber verilmemiş miydi? Ama Birce, aradıklarını söylemişti?
"Asel kız iyi mi?" dedi Kubilay Bey endişeli bir ses tonunda. Derin bir nefes alarak nasıl anlatacağımı düşündüm. Çünkü akrabası veya herhangi bir yakını değillerdi. Sadece "Yaşıyor. Kubilay Bey biliyorum çok endişelendiniz;fakat size maalesef sadece bunu söyleyebiliyorum." dedim sıkıntılı bir sesle. Başını beni anladığına dair salladığında aklımda olan soruyu sordum. "Kızın ailesi nerede? Hemşire aradıklarını söyledi ama?"
"Bilmiyoruz. Sabahtandır gelen giden olmadı." dedi, aklına bir şey gelmiş olacakki bana dönüp sözlerine devam etti. "Asel seninle iki dakika konuşabilir miyiz?"
"Tabii. Fakat iki dakika üstümü değiştireyim. Odamda konuşuruz olur mu?"
"Tabii. Ben bekliyorum."
Yanlarından ayrılırken aklımda sadece Talya vardı. Daha 14 yaşındaki bir kızın ne derdi olabilirdi? Ne yaşatmış olabilirler ki bu kıza? Ailesi mi bir şey yapmıştı? Yada bir akrabası? Yabancı biri? Kim, kim bu kızı kendini öldürebilecek raddeye getirmişti? Aklım almıyordu. Derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım;fakat aldığım her nefes sanki bir hançermiş gibi ciğerlerime saplanıyordu.
Hızlıca doktor odasına girip üstümü değiştirdim. Kubilay Bey'i arayıp odama gelebileceğini söyledim. Çok geçmeden kapı tıklatıldığında gerekli komutu verdim. O karşımdaki siyah deri koltuklardan birine otururken, ilk ben konuştum.
"İçecek ne içersin?"
"Çay olabilir." dediğinde iki çay istedim. "Evet." dedim, "Umarım önemli bir şey yoktur."
"Doktor Hanım. Öncelikle eğer senin için sorun olmayacaksa ben sana isminle hitap etmek İstiyorum. Etrafımızdaki herkes sana isminle hitap ediyor, bir ben kaldım hâlâ Doktor Hanım diyen." dedi izin ister bir ses tonunda. Hafifçe gülümseyip başımı salladım. "Tabii ki sorun olmaz. Hem haklısın herkes bana bambaşka şeyler diyor. O yüzden Doktor Hanım pek sırıtmıyordu yanlarında." Evet, tam olarak bu şekildeydi. Pera bana yeni bir isim takmıştı: Asocan.
Aynen öyle Asocan.
Ne alaka, nereden bulduğunu bilmiyorum ama gerçekten de bana böyle bir lakap takmıştı. Kubilay'ında aklına bu gelmiş olacak ki o da güldü ve devam etti." Evet, Pera hergün senden bahsediyor. Hatta geçen gün buraya gelecekti Zümra abla zor tuttu." dedi gülümserken. Dudaklarımı büzdüm. "Gelseydi. Ben sıkılıyorum burada. Hem daha ona park sözüm va-" kapının tıklatılmasyla sözüm yarıda kesildi. Gir dediğimde içeri elindeki çay olan Miray girdi.
Lan bu niye heryerde çıkıyor? Hem Asi bu kadın saçını mı boyatmış hemde siyaha?!
Saçlarına baktığımda gerçekten de saçlarını siyaha boyattığını gördüm. Bize doğru gelirken elimdeki çaylardan birini Kubilay'ın önündeki masaya bırakırken bir yandan da dudaklarını araladı. "Kubilay Beyciğim bu sizin çayınız. Bir dahakine benim yanımada uğramanızı bekliyorum. Sürekli Asel, Asel, Asel. Yorulmadınız mı canım?" dedi cilveli bir sesle. Bu kadın benim burada olduğumu unutuyordu galiba.
"Miray Hanım, biz ne zamandır bu kadar samimiyetimiz var? Ayrıca samimiyetimiz olsada böyle konuşabileceğinizi mi sanıyorsunuz?" dedim tek kaşımı havaya kaldırırken. Bana nasıl geldiyse bende ona öyle giderdim.
"Yani Asel Hanım artık sıkılmışsınızdır, yorulmayın diye şey yaptım ben." dedi elindeki çayı masama koymaya çalışırken. Bir anda çayı elinden düşürmeye çalıştığında hızlıca koltuğumdan kalkıp sağa doğru yöneldim. Onun elindeki çay koltuğuma dökülürken oda koltuğumun üzerine yapıştı.
"Aaa, yüzüm! "dedi acıyla ayağa kalkarken. Yalan söylüyordu. Çay sıcak değildi;fakat yüzü sandalyeye çarptığı için acımış olabilirdi.
"Miray, hemen odamdan çık! "dedim sakince. "Asel Hanım nasıl çıkayım? Birinin bana yardım etmesi lazım. Kubilay Bey bana yardım eder-"
"Miray, son kez uyarıyorum. Odamdan çık!" dedim bu sefer bağırarak. Sabrımı sınıyordu bu kadın. Ağlayarak hızlıca odadan çıktığında dilimi kuruyan dudaklarımın üzerinde gezdirerek Kubilay'a döndüm. Hayranlıkla bana bakıyordu. "Sana da densizlik etti. Sürekli böyle mi bu kadın?" dedim hayretle ona bakarken.
"Evet, buraya geldiğinden beri böyle maalesef. Takıntılı biri, taktı mı kurtulamazsın. İnşallah bu sefer sana sarmaz." dedi sonlarda yüzünü buruşturarak.
"Bana istediği kadar sarsın. Ben vazgeçmem ama olurda gerçekten bana sararsa bu sefer gerçekten ona haddini bildiririm." dedim kararlılıkla. Başını salladığında aklıma gelen şeyle dudaklarımı araladım. "Sen ne söyleyecektin? Unutmuşum." dedim, oda aklına gelmiş gibi tam konuşmaya başlayacaktı ki yine kapı çaldı. Yanaklarımı şişirip, bırakırken yine, "Gir" dedim. İçeriye Birce girdiğinde ilk başta bizi gördüğünde duraksayıp konuşmaya başladı.
"Müsait değil miydin?"
"Hayır, müsaitim. Ne oldu?"
"Şu sabah gelen kız varya. Talya Derin. O uyandı ve bir yakını gelmiş." dedi. "Tamam, hemen geliyorum." dediğimde kapıyı kapatıp çıktı. Kubilay'a dönüp konuştum. "Söyleyeceğin şey çok önemli mi? Hemen gitmem gerekiyor." dedim çekingen bir sesle. Adam sabahtandır bir şeyler söylemeye çalışıyordu; fakat sürekli sözü kesiliyordu.
"Hayır, önemli değildi. Bugün nöbete kalıyor musun?"
"Hayır, bugün nöbetim yok, neden ki?"
"Zümra abla seni yemeğe çağırıyordu. Hatta şimdi bana mesaj attı. Bak." deyip telefonundan mesajı gösterdi. Aynen şöyle yazmıştı:
Zümra abla:
Asel'i almadan gelirsen gelme Atlas!
Hafifçe güldüğümde Kubilay yandan bana baktı. "Ee, geliyor musun yoksa akşam Zümra abladan yiyeceğim dayağı mı izleyeceksin?" dedi tek kaşını kaldırarak. "Bilmiyorum, gelebilirim ama gelmeyebilirim de. Eğer nöbet çıkmazsa." dedim sıkıntıyla. "Nöbetim yok dedin?"dedi sorgularcasına. "Bugün Miray nöbetçilerden birtanesiydi. Başhekim bana devredebilir nöbeti."
"Bir yolu yok mu bunun? Kaç saatlik nöbet?"
"28 saat gibi bir şeydi. Neden sordun ki?" dediğimde gözleri irileşti. "Sen yorulmaz mısın onca saat? Daha yemek bile yemedin?" dedi gözleriye beni süzerken. Aslında haklıydı. Yemek yememiştim; ama kendimi aç hissetmiyordum.
"Yapacak bir şey yok. Zaten bana kalma olasılığı biraz düşük. Çünkü yüzü yanmadı. Çay zaten soğuk gibi duruyordu." dedim emin olmayarak. Bir yandan da anlaşmadan kapıya doğru yürümeye başlamıştık. Ben önden, o arkadan çıkarken dudaklarını aralayarak konuşmaya başladı.
"Tamam, eğer nöbete kalmazsan beni ara." dediğinde kaşlarımı çatıp ona baktım. O ise yanlış bir şey söylemiş gibi hemen düzeltti. "Yanlış anlama, eğer seninle beraber gelmezsem beni keseceğinden eminim. Ayrıca seninde başının etini yer." dedi sonlara doğru alaylı bir ses tonunda. Talya'nın odasının önüne gelmiştik.
"Tamam, ben sana haber veririm. Dayak yeme Zümra abladan." dediğimde ters ters bana baktı,sonra aklına bir şey gelmiş gibi yeniden konuştu. "Bu arada annemler de gelecek, rahatsız olur musun?"
"Aslında ben gelmesem daha iyi değil mi siz kendi aranızda yiyin yemeğinizi. Ben rahatsızlık vermek istemem." dediğimde bu kez gerçekten kaşlarını çatmıştı. "Ne rahatsızlığı Asel? Valla annem bunu duysaydı seni oklavayla kovalardı." dediğinde hafifçe gülümsedim.
"Peki o zaman ben ayarlamaya çalışırım. Ama gerçekten beni senin almana gerek yok. Sen bana konum at ben gelirim yorulma sen." dediğimde bıkkın sele konuştu. "Asel. Ben geleceğim dedim, tamam mı? Hadi ben seni işinden yeterince alıkoydum. Görüşürüz." dedi arkasını dönüp giderken. O giderken ben arkasından şaşkınca bakıyordum. Sonra kendimi toplamam gerektiği için boğazımı temizleyip, Talya'nın olduğu odanın kapısını çaldım.
"Gir. "
İçeri girdiğimde ilk önce Talya'yı gördüm. Gözlerini tavana dikmiş, boş boş bakıyordu. Koltukta oturan kadın ayağa kalkarken gözlerim ona kaymıştı. O ise bana değil, yatakta yatan kıza bakıyordu.
"Kızım, kalksana odaya büyük biri geldi!"
Karşımdaki kadının bir anda kıza bağırmasıyla kaşlarımı çattım, Tayla ise mimik kıpırdatmamıştı. "Hanımefendi siz iyi misiniz? Kız daha yeni ölümden döndü! Ne ayağa kalkması?" dedim bende ona bağırırken.
"Bizim oralarda âdettir, büyüğün geldiğinde ayağa kalkacaksın. Bu bir kuraldır."
"Ne kuralı, ne âdeti? Size diyorum ki kız öl-üm-den dön-dü. Kız ölümden döndü. Siz hâlâ bana neyden bahsediyorsunuz? Siz bu kızın neyi oluyorsunuz?"dedim heceleyerek. Bu ne saçma sapan bir olaydı.
Evet, nezaketen büyük biri gelindiğinde ayağa kalkılırdı. Ama bu kız ölümden dönmüştü. Kaşlarını çatarak bana baktığında, ben onun aksine gözlerine soğuk ve sert bakıyordum.
"Üvey halasıyım ben. Ayrıca sanane benim yiğenimle aramda olan şeyden. İşini yapsana sen."
"Hanımefendi, dışarıya çıkar mısınız?"
"Niye çıkıyorum?" dediğinde sabrımın sonundaydım artık. "Sizin çöp gibi gördüğünüz bu kızı muayene edeceğim. Çıkar mısınız?" dediğimde ağzında söylene söylene dışarı çıktı. Derin bir nefes alarak geri verdim sakinleşmek için. Yatakta yatan kıza baktığımda bana bakıyordu. Yavaş adımlarla yanına ulaştığımda ifadesizce bana bakmayı sürdürdü.
"Şimdi Talya, benim adım Asel Arin, seni muayene edeceğim. Doğrulman gerekiyor." dediğimde aslında yalan söylüyordum. Büyük ihtimalle dışarıda ki kadın kapıda bizi dinliyordu. Talya bana anlamsızca bakarken zorla da olsa doğruldu. Kapı deliğinden baktığımda dışarıdaki kadının gittiğini gördüm,doğrulduğumda derin bir nefes alıp verdim. Talya'nın yanına ilerlerken o hâlâ boş gözlerle bana bakıyordu. Şuan karşımda oturan kız bana gençliğimi hatırlatıyordu.
"Şimdi Talya, öncelikle nasılsın?" dedim yatağının kenarına otururken. Ses vermedi. Yine aynı soruyu sordum yine ses vermedi.
Bir daha sordum.
Ses vermedi.
Bir daha sordum.
Yine ses vermedi.
Benimde moralim bozuluyordu artık. "Talya, güzelim bak ben sana yardımcı olmak istiyorum. Seni kim bu hâle getirdiyse bunu burnundan fitil fitil getireceğim. Yemin ederim ; ama seninde bana yardım etmen gerekiyor." dedim ılımlı bir sesle. Yüzünü bana çevirdiğinde harelerindeki yaşlar akmamak için savaş veriyor gibiydi. "B-ben..." dediğinde daha fazla dayanamayarak ağlamaya başladı. Fakat hıçkıra hıçkıra değil,sessiz sessiz ağlıyordu. Onu hızlıca kendime çekip sarıldım, ağlaması daha da şiddetlenmişti.
Bir süre daha ağladıktan sonra anlatmaya devam etti. "B-beni evlendireceklerdi. Babam yaşımdaki adamla. Kaçmak istedim, b-beni yakaladılar..." dedi, içim acımıştı karşımdaki kızın hâline. "Yakaladılar, beni o adamın önüne attılar 'istediğini yap. Artık senin malındır.' dediler. O-o gece b-beni..." deyip durdu ve bu sefer hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Kanım donmuştu. Böyle bir şeyi, daha çocuk olan bir kıza nasıl yapabilmişlerdi? Nasıl kıyabilmişlerdi?
Onu kendime çekip daha sıkı sardım. İhtiyacı vardı buna. Zaten gerisini duymaya gerek yoktu. Kızı taciz etmişti, it. Tayla'yı kendimden uzaklaştırıp yüzünü avuçlarımın içine alıp güven verici bir sesle konuşmaya çalıştım "Talya, ben sana yardım edeceğim. Sana bunu yapanların burnundan fitil fitil getireceğim. Şimdi benim bir tane asker arkadaşım var. O bize yardımcı olacak tamam mı?" Başını aşağı yukarı sallayarak beni onayladığında yataktan kalktım. Doktor önlüğümün cebinden telefonumu çıkarıp Kubilay'ın numarasının üzerine tıklayıp arama tuşuna bastım. İlk çalışta açıldı.
"Alo?" Sesi sorgulayıcı geliyordu.
"Alo, Kubilay müsait misin?" dedim arkamdan at kovalıyormuş gibi konuşurken.
"Karargahtan yeni çıktım. Önemli bir şey mi var?"
"Hemen hastaneye gelmen gerekiyor." dediğimde ilk başta ses gelmedi hemen sonra arabanın motor sesini duydum.
"Kapat, geliyorum."
İki kelime, on dört harf. Hayatımda hiç bir zaman sadece iki kelime beni bu kadar güvende hissettirmemişti.
Telefonumu cebime geri koyarken, Talya'nın yanına doğru adımladım. Yatağına oturduğumda yüzüme değil ellerine bakıyordu. Yüzümü eğip, yüzüne bakmaya çalıştığımda ellerini yüzüne çıkarttı. Ellerimi ellerinin üzerin koyup yüzünden çekerken o inatla yüzünü benden saklamaya çalışıyordu. Sağ elimi çenesine götürüp yüzünü kendime çevirdim.
"Güzelim, niye yüzünü benden saklıyorsun?" dedim ılımlı bir sesle. Gözlerini benden kaçırdığında nedenini anlamıştım. "Bebeğim niye sen utanıyorsun ki? Ama sen böyle yaparsan benim onlara yapacağım şeyler daha da ağırlaşacak." dediğimde gözlerini bana çevirip dikkatle beni dinlemeye başladı. "Ne yapacaksın ki?" dediğinde düşünüyormuş gibi yaptım.
"Öncelikle onları bulduğumda ilk önce güzel bir haşat edeceğim, sonra da onları bütün Silopi'ye rezil edeceğim. Daha sonrada hapishanede dişlerini çürüteceğim." dedim sonlarda alaya vurarak. Gözleri kocaman açılmış şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Nasıl yapacaksın bunların hepsini? Korkmaz mısın?" dedi kısık sesle.
"Ben onlardan ne korkacağım be? Onlar bu saatten sonra benden korksun. Sen bekle gör senin karşında Asel Arin Aksoy duruyor bebeğim. Onlardan bir varsa benden bin var korkma sen." dedim sonlarda saçımı savurarak. Hafifçe kıkırdayarak bana baktığı sırada telefonumda bildirim sesi geldi. Telefonumu cebimden çıkarıp mesajın kimden geldiğinde baktım. Kubilay'dandı.
Kubilay:
Neredesin, ben geldim.
Siz:
678 numaralı odadayım.
Mesajı attığımda, gözlerimi Talya'ya çevirdim. Kahverengi gözleri yaşlanmıştı. Gözlerine baktığımda on dört yaşındaki bir kız değil elli yaşındaki bir kadın gibi bakıyordu gözlerime. Boş; ama bir o kadar da dertli.
Kapı tıklandığında düşüncelerimden sıyrıldım. Gir dediğimde Kubilay hızlıca içeri girdi ve arkasından kapıyı kapattı. Kara deliği anımsatan siyah hareleri ilk önce beni buldu. Göz, göze geldiğimizde gözlerini kısıp, bir yandan da konuştu.
"Asel, iyi misin?"
"Ben iyiyim; ama sana anlatmamız gereken çok önemli bir konu var." dedim. Elimle ona gel işareti yaptığımda, yanıma doğru adımlamaya başladı. Gözlerimle yatağın diğer tarafını işaret ettiğimde bu sefer oraya adımlayıp yatağa oturdu. Gözlerimi Talya'ya çevirdiğimde ürkek bakışlarla Kubilay'a bakıyordu. Onu yavaşça yatağa yatırıp, pikeyi göğsüne kadar çektim.
"Gidecek misiniz?"
Endişeli sesiyle baraber gülümseyip alnına küçük bir öpücük kondurdum. "Hayır şimdi gitmeyeceğiz. Abine anlatacağım, ama ilk önce seni uyumamız gerekiyor. Sen uyuduğunda biz aşağı ineceğiz. Ben abine olayları anlatacağım sonra yanına geri geleceğiz. Anlaştık mı?" dediğimde gözlerinden büyük bir korku geçtiğini görmemek imkansızdı. "Tek mi kalacağım ben?" dediğinde başımı sağa sola 'hayır' anlamında salladım.
"Hayır bebeğim. Bir tane hemşire arkadaşım var, onu çağıracağım. Hadi bakalım sen yat, ben buradayım." Zaten kapanmayı bekleyen gözleri söylediklerimle baraber kapandı.
Ona anlattıramazdım. Daha bana bile zar zor anlatırken başka birine özellikle de bir erkeğe anlatması çok zordu. İzlenme hissiyle karşıma baktığımda Kubilay'ın siyah hareleriyle, benim kehribar gözlerim buluştu. Çenemle Talya'nın saçlarını işaret ettiğimde çekingen bir şekilde ellerini Talya'nın saçlarına dokundurdu. Ani hareketiyle Talya kasılırken tam ellerini çekecekken ellerimi elinin üzerine koyarak buna mâni oldum. Biraz daha okşamasına yardım ederken Talya'nın bedeni gevşemiş şimdi daha rahat uyuyordu. Elimi elinden çekip kendisinin daha rahat okşamasını sağladım.
Geçen on dakikada Talya uyumuş, onu Asya'ya emanet etmiştim. Şimdi de hastanenin bankın da oturmuş Kubilay'a nasıl anlatacağımı düşünüyordum. En sonunda dudaklarımı aralayarak konuşmaya başladım. "Kubilay söyleyeceklerim çok önemli, lütfen beni kesmeden dinle." dediğimde başını salladı. Şimdi daha dikkatli dinliyordu beni.
"Talya'nın annesi ve babası onu evlendirmeye çalışmışlar." dedim zar zor konuşarak, konuştukça sanki kalbime bir hançer sokuyorlarmış gibi hissediyordum. "Babası yaşındaki adamla. Talya bunu öğrenince kaçmaya çalışmış;fakat bulmuşlar. Sonra o adamın önüne atıp 'artık senin malın, istediğini yap' demişler. O adamda Talya'yı... " dediğimde daha fazla konuşamadım. Kubilay önümde kıpkırmızı olmuş, yumrularını ve dişlerini sıkıyordu. "Bana yardım edebilecek sadece sen vardın. Bana yardım edebilecek misin?"
"Tabii ki yardım edeceğim; ama ilk önce o adamın ağzına sıçacağım. Adam bile değil ki. Nasıl yapmış? Vicdanı hiç mi sızlamadı?" deyip ayağa kalktı hiddetle. Bende ayağa kalkıp karşısına geçtim. Şimdi bıraksam gidip o herifi öldürecek gibi duruyordu.
"Kubilay sakin ol!"
"Sakin mi olayım? Asel, neler yapmışlar kıza farkında mısın? Haşat edeceğim lan o adamı, haşat!"
"Kubilay, biliyorum sindirmesi kolay değil; ama eğer şimdi sakin olmazsak kaybederiz." dediğimde biraz daha sakinleşmişe benziyordu.
Yaklaşık on dakika kadar sonra gözlerimi Kubilay'a çevirdim. Hâlâ derin derin nefes alıyordu. Elimi koluna uzatarak hafifçe dokundum. Gözlerini bana çevirdiğinde gözlerinin kızardığını gördüm.
"Kubilay artık yukarı çıkmalıyız. Hatta istersen sen git yemeğe yetiş." dediğimde kaşlarını çattı, ona karşılık olarak bende kaşlarımı çattım. Kaşlarını havaya kaldırdığında onu tekrar ettim. Aynı şeyleri yine tekrar ettiğimizde en sonunda bu durumdan sıkılmış olacak ki sıkıntılı bir nefes aldı.
"Asel, Asel, Asel." İsmimi isyan edercesine söylediğinde harelerimi ondan kaçırdım. "Ben de gitmeyeceğim, Talya ve sen burada tehlike altındayken gidemem." dediğinde tam itiraz edecektimki işaret parmağını dudaklarıma götürerek beni susturdu. "İtiraz falan yok, eğer hastanede kalamayacaksamda burada oturur beklerim." deyip parmağını dudaklarımdan çekti. Ben hâlâ şaşkınlıkla ona bakarken o ayağa kalkıp hastaneye doğru yürüdü. En sonunda herşeyi idrak ettiğimde hızlıca ayağa kalkıp arkasından koştum.
" Kubilay, bekle! Hey!"
Kubilay durduğunda daha hızlı yanına koştum. En sonunda ona yetiştiğimde ellerimi dizlerime koyup biraz soluklanmaya çalıştım. Soluklandığımı hissettiğimde doğrulup yüzümü ona çevirdim. Sırıtarak bana bakıyordu.
"Niye öyle hızlı koşuyorsun be adam? İki dakika bekleyemedin mi?" dediğimde küçük bir kahkaha attı. Etraftaki bazı gözler bize döndüğünde kahkahasını zar zor durdurup yeniden bana baktı. Ben ise ona kaşlarım çatık bakıyordum. Beni gördüğünde dudaklarını birbirine bastırarak gülmesini bastırdı. Tam ağzımı açıp konuşacaktımki Neva'nın bana seslenmesiyle ona baktım. Endişeyle bana doğru koşturduğunu gördüğümde kaşlarımı çattım.
"Asel, koş. Senin hastan olan Talya'nın odasına bir tane adam geldi, silah çek-"
Sözünü tamamlaması izin vermeden hızlıca Talya'nın odasına doğru koştum.
Merdivenlerden çıktım.
Çıktım.
Çıktım.
Her çıktığımda sanki odası daha da uzaklaşıyordu benden. En sonunda odasının önüne geldiğimde hızlıca kapının kulunu aşağı indirip kapıyı açtım. Karşımda gördüklerimle gözlerim kocaman açıldı.
Şuan karşımdaki bir herif, Talya'nın kafasına silah dayamış, bana bakıyorlardı. Gözlerimi Talya'ya çevirdiğimde ağladığını gördüm, beni gördüğünde daha fazla ağladı.
" Asel abla."
~Evet, nasılsınız? Ben açıkçası çok kötüyüm, çünkü bu bölümü yazarken çok kötü hissettim kendimi. Günümüzde kadına şiddet olayları artmışken böyle bir olayı kurgumdada belirtmek istedim. Buna belkide prim diyenler olacak. Hayır arkadaşlar. Bu prim için yazılmış olan bir şey değil. Ben bunu günümüzde unutulmaması için buraya yazdım ki ben böyle bir olaydan asla prim kasmam. O kadar karaktersiz değilim. Hepinize son bir mesajım var: asla korkmayın! Kimse sizin arkanızda olmasa bile ben, biz kadınlar olarak her zaman arkanızdayım...
04.12.2024
Görüşürüz, benimle kalın... 🖤
